Ana Sayfa Blog Sayfa 1417

Prof. Emre İşeri: Türkiye enerji politikasında değişim için geç kalıyor

Podcast: Murat Bayar

*

Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği, gezegenimizi her geçen gün daha kırılgan hale getiriyor. Durumu kontrol altına almak için fazla zamanımız yok. Uluslararası kurumlar da sorunun farkında ama ellerini taşın altına koyacaklar mı?

Enerji sektörünü, temiz enerji kavramı üzerinde çalışan Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi Prof. Dr. Emre İşeri ile konuştuk.

Prof. Dr. İşeri, insanlığın doğada yarattığı tahribatın giderilemez seviyede olduğunu, kalkınma indeksinin de bu tahribatı hesaplamalara dahil ettiğini belirtiyor.

Türkiye AR-GE çalışmalarında da geride

Glasgow Zirvesi öncesi hazırlanan raporun, içinde bulunduğumuz 2021 yılından başlayarak, çok kritik 10 seneye girildiği tespitini yaptığını kaydeden İşeri, raporun çok da çevreci olmadığını yine de, 2030’a kadar hidrokarbon yatırımlarını durdurmasının önemli olduğunu ifade ediyor. Prof. İşeri, raporun “Artık pratiği görme zamanı” düsturundan hareketle, yeşil fonlara erişebilme kriterlerini belirlediğine işaret ediyor.

Buna göre, Paris İklim Antlaşması’nı imzalayıp, taahhütleri yerine getirme şartı aranıyor. Yine rapor, hidrokarbona yatırım yapan ülkelerin bu bütçeyi Ar-Ge’yi ayırdığını, buna karşın, Türkiye’nin, Ar-Ge’de OECD ülkeleri arasında en geride olduğunu ifade ediyor. Karbon salımında en kötü durumda olan 15 ülke arasında Türkiye’nin de olduğunu belirten Prof. İşeri, Paris İklim Antlaşması’nın iş yapış şeklini, dolayısıyla kapitalizmi de daha yeşil olacak şekilde dönüştürdüğünü belirtiyor.

Temiz enerjinin de negatif etkisinin olabileceğini, Aydın’daki jeotermal enerji üzerinden örnekleyen Prof. İşeri, Doğu Akdeniz’de, AB ülkeleriyle artan bir gerilimde sürdürülen rekabet yerine, Türkiye’nin yenilenebilir ve sürdürülebilir büyük enerji potansiyeline odaklanacak yeni bir iktisadi modele geçmesini öneriyor.

CHP’li Erbay’dan Gökçebel tepkisi: Bu yağmanın, talanın hesabı sorulacak

CHP Muğla Milletvekili Av. Burak Erbay, Cumhurbaşkanı kararı ile Muğla’nın Bodrum ilçesi Gökçebel Mahallesi’nde 25 dönüm arazinin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na devredilerek imara açılma kararına tepki gösterdi. Erbay, “AKP iktidarı gideceğini gördüğü için ülkenin milli değerlerini ve doğal güzelliklerini yağmalıyor. Ama her halükarda bu yağmanın hesabı sorulacaktır” dedi.

Gökçebel’i imara açma kararı, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla önceki gün Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.

AKP’nin iflas etmiş müflis bir tüccar gibi ülkenin bütün değerlerini ve doğal güzelliklerini yağmaladığını belirten Erbay, özelleştirme kararından vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

“Gün geçmiyor ki bir yağma ve talan projesiyle karşılaşıyoruz” diyen Erbay, şunları söyledi:

CHP Muğla Milletvekili Buray Erbay.

“Daha dün Köyceğiz’de Akköprü Barajı’nın satışı söz konusuydu. Yine Köyceğiz Toparlar’da TOKİ eliyle vatandaşların arazileri satışa çıkarıldı. Tank Palet Fabrikası Katarlılara peşkeş çekildi. Makine Kimya Endüstrisi’nin satılması söz konusu. Şimdi de gece yarısı yayınlanan Resmi Gazete’de yer alan Cumhurbaşkanı kararı ile Bodrum Gökçebel’de 25 dönüm arazinin özelleştirilerek imara açılacağını öğrendik. Bu durum artık Türk milletinin, Muğla halkının sabrının sınırlarını zorlamaktadır. Bir an önce bu talan politikasından vaz geçilmesi gerekiyor.”

‘Gittiklerini biliyorlar’

AKP iktidarının yağmaya doymadığını söyleyen CHP’li Erbay şöyle konuştu:

“Muğla’da yandaşa peşkeş çekilmedik yer kalmadı. MUÇEV adı altında bir yapı aracılığı ile koylarımız, kıyılarımız satılıyor. AKP iktidarının bakış açısı çok açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Ya gittiklerini biliyorlar o nedenle elde kalan son milli değerleri satarak günü kurtarmaya çalışıyorlar ya da yandaşlarını zengin etme telaşındalar. Ama ne olursa olsun gidecekler ve bu yağmanın hesabı sorulacak. Bodrum’daki bu özelleştirme kararının geri çekilmesini ve imara açılması planlamasından vaz geçilmesini istiyoruz. Biz sonuna kadar bu yağmaya karşı mücadele edeceğiz.”

Validebağ Korusu nöbetinde üçüncü gün: Çalışmalara yarın başlanacak

Üsküdar’da yer alan Validebağ Korusu’nda yapılmak istenen Validebağ Bakım ve Rehabilitasyon Projesi‘ne karşı çıkan halkın başlattığı nöbet üçüncü gününe girdi.

Validebağ Korusu’ndaki nöbet için sabah 05.30’tan itibaren alanda beklediklerini aktaran Süreyya Feral Tercan, “Kaç yaşında insanlarız. Bize yaptıkları bu eziyet affedilebilir gibi değil” ifadelerini kullandı.

‘Çalışmalara yarın başlanacak’

Öğlen saatlerinde Kaymakam ve Emniyet Müdürü’nün de 12 kişilik bir heyetle Koru Camii önünde toplandığı bilgisini paylaşan Tercan, “Yarın çalışmalara başlanacağı duyumunu aldık. Oradaki konuşmaları duyan arkadaşlarımız kolluk kuvvetlerinin hangi kapıda kaç metre arayla durulacağının konuşulduğunu söyledi” dedi.

Şu anda da birçok sivil polisin ve çevik kuvvet personelinin alanda bulunduğunu aktaran Tercan, “Birbirimizi tanıdığımız için şu ana kadar bir sorun yaşamadık. Biz buranın yerel halkıyız. Bizden zarar gelmeyeceğini onlar da biliyor” ifadelerini kullandı.

‘Sokağa atılan bir para’

Projenin taşıyıcı firması daha sonra ortakların ayrılmasıyla Bitki Dünyası olan Büyük Çamlıca Fidanlığı. Projeyle birlikte korudaki 577 metre kare alanın betonlaşması öngörülüyor. Ayrıca 88 dönümlük alana saha çimi döşenmesi planlanıyor.

120 bin TL sermayeli bir firmaya 50 milyon TL’lik bir iş verildiğini belirten Tercan, “Türkiye’de insanlar açta açıktayken 50 milyonun burayı gömülmesine kimsenin aklı almıyor. Sokağa atılmış bir para” tepkisini gösterdi.

İklim krizi, Akdeniz’i öldürüyor: Türler yok oluyor, habitat harabiyeti kritik noktada

İklim değişikliği, bütün gezegeni tehdit eden en büyük tehlike haline gelirken,  sıcaklıkların küresel ortalamadan %20 daha hızlı arttığı Akdeniz, dünyanın en hızlı ısınan ve en tuzlu denizi haline geliyor.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF)  yeni raporu  “İklim Değişikliğinin Akdeniz’deki Etkileri”  başlıklı yeni raporu Akdeniz’deki sıcaklık artışının havza genelindeki somut ve vahim sonuçlarını ortaya koyuyor. Önümüzdeki yıllarda da devam edeceği öngörülen bu artışla birlikte, 2100’e gelindiğinde deniz seviyesinin bir metreden fazla yükseleceği ve bölge nüfusunun üçte birinin bu durumdan etkileneceği tahmin ediliyor. Çalışmada ayrıca sera gazı emisyonlarının etkilerini azaltmak ve ısınan deniz gerçeğine uyum sağlamak için acilen alınması gereken kapsayıcı önlemlere yer veriliyor.

Akdeniz sularında 1000 yabancı tür yaşıyor

Neredeyse 1000 yabancı türün ısınan sulara göç ederek yerel türlerin yerini aldığı Akdeniz’de, giderek daha da şiddetlenen aşırı hava olayları, kırılgan deniz çayırlarını ve mercan topluluklarını tahrip ediyor, şehirler ve kıyı şeridi için tehdit oluşturuyor. İklim değişikliğinin Akdeniz’in en önemli deniz ekosistemlerinden bazıları üzerindeki geri döndürülemez etkilerini ortaya koyan rapor, bu durumun balıkçılık ve turizm gibi sektörleri ve deniz ürünleriyle ilgili tüketim alışkanlıklarımızı değiştiren sonuçlarını da gösteriyor.

İklim Değişikliğinin Akdeniz’deki Etkileri Raporu, iklim değişikliğinin deniz biyoçeşitliliği üzerindeki altı ana etkisinden hareketle önemli balık türleri ve habitatlarında ortaya çıkan ve yerel geçim kaynaklarını etkileyen değişimin boyutlarını gözler önüne seriyor. Raporda WWF, aşırı avlanma, kirlilik, kıyılarda yapılaşma ve deniz taşımacılığı gibi Akdeniz’in ekolojik gücünü önemli ölçüde azaltan insan baskısı ile iklim değişikliğinin etkileri arasındaki tehlikeli ilişkiye dikkat çekiyor.

İklim değişikliğinin Akdeniz’deki etkileri

WWF’nin raporunda iklim değişikliği sebebiyle Akdeniz havzasında yaşanan olumsuz gelişmeler şöyle sıralanıyor:

  • Denizin tropikalleşmesi ve artan sıcaklıklar nedeniyle yerel türlerin yerinden edilmesi veya yok olması.
  • Balık göçleri tüm bölgede etkisini gösteriyor: 126’sı balık türü olmak üzere yaklaşık 1000 yeni istilacı tür Akdeniz’e giriş yaptı ve bazı bölgelerde yerel türlerin popülasyonlarında %40’a varan azalmaya neden oldu. Havza içinde de balık türleri güneydeki Afrika kıyılarından, ısınan kuzey sularına doğru hareket ediyor.
  • Denizanalarının sayısındaki artış  aşırı avlanma baskısıyla doğal avcıların çoğunun yok olduğu havza genelinde besin zincirlerini olumsuz etkiliyor. Güney sularında denizanası istilaları artık her yıl meydana geliyor ve daha uzun sürüyor. Denizanaları balık larvalarını avlayıp diğer ticari türler ile besin yarışına girerken, bugün artık balıkçılar bazı bölgelerde balıktan çok denizanası yakalıyor.
  • Posidonia çayırları ısınan sular ve yükselen deniz seviyesi tehdidiyle karşı karşıya. Bu durum biyoçeşitliliği ve mavi karbonu da son derece olumsuz etkiliyor. Posidonia çayırları Akdeniz ülkelerinin neden olduğu CO2 emisyonlarının %11 ila %42’sini depoluyor.
  • Gorgonların %30’u, 2018’de İtalya’da meydana gelen tek bir fırtınada yok oldu. Akdeniz ekosistemlerinde bugüne kadar önemli işlevler üstlenen görkemli mercan türleri aşırı hava olayları nedeniyle yok oluyor.
  • Pinna nobilis türü midye popülasyonlarının %80 ila %100’ü kısa süre önce İspanya, İtalya ve Akdeniz’in diğer bölgelerinde görülen toplu ölümler sonucu yok oldu. Akdeniz’deki en büyük endemik çift kabuklu türü olan Pinna nobilis, 146 farklı tür için habitat oluşturabiliyor. Bu ölümlere sebep olan patojenin yayılmasına ısınmanın ve tuzluluk seviyesindeki artışın neden olduğu düşünülüyor.

Pasinli: İklim değişikliği geleceğin meselesi değil, bugünün gerçeği

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Akdeniz artık eskisi gibi değil; giderek daha da tropikalleşiyor. İklim değişikliği kötü bir gelecek senaryosu ya da geleceğin meselesi değil; aksine, bilim insanlarının, balıkçıların, yetiştiricilerin, dalgıçların, kıyı topluluklarının ve bölgeyi ziyaret eden turistlerin yaşamakta olduğu bugünün gerçeği. Ekonomilerimizi, geçim kaynaklarımızı ve Akdeniz’in sağladığı faydaları olumsuz etkileyebilecek büyük bir riskle karşı karşıyayız. Mevcut eğilimi tersine çevirmek istiyorsak, insan baskısını azaltmalı, denizin ısınmaya karşı direncini artırmalıyız. Sağlıklı ekosistemler ve yaşayan biyoçeşitlilik, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en güçlü doğal savunma araçlarımızdır.”

Akdeniz havzasının tamamında, habitatların değiştiğine, balık popülasyonlarının azaldığına dikkat çeken Pasinli,  “Yerel yumuşakçalar İsrail sularında neredeyse %90 oranında azaldı.  Akdeniz’in sularının Kızıldeniz kökenli türlerin kolonileşmesine elverişliliği nedeniyle Akdeniz ve Ege kıyılarımızda aslan balığı, balon balığı ve sokar olmak üzere üç istilacı tür özellikle Doğu Akdeniz sularımızda son yıllarda artan yoğunlukta yayılım gösteriyor. Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi deniz alanında düzenli gözlemlenen sokar balığı, son yıllarda yerel balıkçılar tarafından yakalanan avın %80’ini oluşturmaya başladı” dedi.

Türler kayboluyor, biyoçeşitlilik azalıyor

Artan sıcaklıklar ve fırtınalar deniz dibini de dönüştürüyor. Pasinli, endemik Posidonia deniz çayırları, gorgon mercanları ve Akdeniz’in en büyük çift kabuklusu Pinna nobilis’in tüm bölgede azaldığını , bazı bölgelerde tamamen kaybolduğunu belirterek şunları kaydetti:

“Bu türlerin kaybolması, doğal yaşam ortamı sundukları birçok türün yanı sıra, doğal karbon yutağı olarak iklimin geleceği ve dalış turizmi açısından taşıdıkları önem nedeniyle bölge ekonomisi için son derece olumsuz etkiler yaratacaktır.

Bu vakalar, iklim ve denizler arasındaki güçlü bağlantıyı ortaya koyarken; kalan popülasyonlar üzerindeki baskıyı azaltmak, biyoçeşitliliği ve balık stoklarını eski haline getirmek ve Akdeniz’i dış etkilere karşı daha dirençli kılmak için daha iyi yönetilen, daha geniş deniz koruma alanlarına duyulan ihtiyacı açıkça ortaya koymaktadır. WWF, dünya ve Akdeniz ülkelerinin liderlerini bu yıl biyoçeşitlilik ve iklim alanında daha güçlü adımlar atmaya ve daha iyi mali mekanizmalar geliştirmeye davet etmektedir” diye konuştu.

Yeni harita uygulaması Barselonalılara sıcaktan kaçınmak için gölge yolları gösteriyor

Barselona sakinlerinin aşırı sıcaklardan kaçınmak için iki lokasyon arasındaki en gölgeli rotayı bulmalarına yardımcı olmayı vadeden bir uygulama hazırlandı.

İlk olarak bir veri görselleştirme yarışmasında geliştirilen Cool Walks isimli uygulama sayesinde kullanıcılar varış noktalarına gidecek alternatif rotaları görüntüleyebiliyor.

Kullanıcılar en kısa rotayı seçebilecekleri gibi biraz daha uzun ama gölgeli bir rotayı tercih edebilme imkanına sahip. Ayrıca uygulamanın “vampir modunda” her ne pahasına olursa olsun güneş ışığından kaçınacakları rotayı da görüntüleyebiliyor. Uygulama serinlemek için çeşmeleri ve güneşten korunacak yerleri de gösteriyor.

Uygulama nasıl çalışıyor?

The Guardian’dan Rhi Storer’ın haberine göre Cool Walks, 10 santimetreye kadar hassas, yüksek çözünürlüklü zemin yüksekliği modelleri oluşturmak için Lidar isimli bir araç kullanıyor.

Burada sağlanan veriler günün herhangi bir saatinde gölgenin nerede olduğunu bulmak için güneşin izlediği yola ilişkin verilerle birleştiriliyor.

Aşırı sıcaklara uyum

Barselona, küresel ısıtmanın etkilerini azaltma çabalarının bir parçası olarak yeşil alanları ve ağaçları kullanmayı düşünüyor. Şehrin 20 yıllık ağaç planı, ağaçların kapladığı arazi oranını yüzde 25’ten yüzde 30’a çıkarmayı hedefliyor.

Şehir planlama ajansı Barcelona Regional’ın coğrafi bilgi sistemleri departmanında baş analist ve uygulamanın geliştiricilerinden biri olan Albert Carbonell, “Yaya rotalarıyla ilgilenen pek çok şehir bilmiyorum. Bir kamu kurumunun, şehrin bize verdiği verilerle çalışması, iklim değişikliğine teknolojik çözümler bulmanın mümkün olduğunu göstermesi güzel” dedi.

Uygulama Barsolana’nın yanızca bir mahallesini haritalasa da araştırmanın şehrin vatandaşlarını ve ekonomisini korumak için aşırı sıcağa nasıl uyum sağlayabileceğine dair bilgi sağlaması umuluyor.

‘Yüzde 40 gölgelik hedefi benimsemeliyiz’

Londra Hackney’de eski bir meclis üyesi olan ve ilçedeki ağaç dikiminin büyük ölçüde genişlemesinden sorumlu olan Jon Burke “Bence bu tür bir uygulamayı şehirler kentsel gölgelik örtüsüne ve daha geniş yeşil altyapıya hızla yatırım yaparken aşırı sıcaklığın etkilerini azaltmak için geçici bir önlem olarak görmeliyiz” dedi.

Kent ormancılığı ile ilgili bilimsel literatürün net olduğunu söyleyen Burke, “Sıcaklıkları düşürmeye başlamak için sokakta minimum yüzde 40 gölgelik örtüsünü hedeflememiz ve bunu ek yeşil altyapı müdahaleleriyle birleştirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Akşener: Dünya terk ediyor, Türkiye kömür, nükleer enerji, beton peşinde

 İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye’nin enerji politikasını eleştirdi.

Türkiye’nin toplam kurulu gücünün 97 bin megavat olduğunu söyleyen Akşener, sadece rüzgar enerjisi potansiyelinin ise 48 bin megavat olduğunu kaydetti:

“Yani, tüm kurulu gücümüzün yarısı kadar, rüzgar enerjisi potansiyelimiz var. Yıllık, 100 milyon ton petrole eşdeğer, güneş enerjisi potansiyelimiz var. Bu, İran’ın yılda ürettiği toplam petrol kadar, güneş enerjisi potansiyelimiz var demek. 35 bin megavatlık da, jeotermal enerji potansiyelimiz var.”

Buna rağmen 2020’de toplam enerjinin yüzde 33’ünün kömürden sağlandığını, bunun da yüzde 60’ının ithal edildiğini hatırlatan Akşener Türkiye ile Avrupa’yı karşılaştırarak şunları söyledi:

“Yani enerjimizin en büyük kısmını, çevreye en zararlı enerji kaynağından elde etmişiz. Avrupa’nın bütün ülkeleri kömüre veda ediyor. Belçika, beş yıl önce tüm kömür santrallerini kapattı. Avusturya ve İsveç, geçen yıl tüm kömür santrallerini kapattı. Fransa bir yıl içinde, İngiltere üç yıl içinde, İtalya da dört yıl içinde, kömüre veda ediyor. Kömürle enerji üretimi artan tek ülkeyse, maalesef Türkiye. Mesela Almanya, enerjisinin yüzde 56’sını, yenilenebilir enerjiden karşılıyor. 2038 yılına kadar, Almanya’da karbondioksit salan tüm santraller kapatılacak. Türkiye, daha ilk nükleer enerji santralini açmakla meşgulken, 2022 yılında, tüm nükleer enerji santralleri kapatılacak. Onlar, ‘Bu teknoloji riskli ve eski’ diyerek kapatıyor. Bizimkilerse, ‘Yeni ve muhteşem bir teknoloji’ diye, kendilerince hava atıyor. İki anlayış arasındaki farkı görebiliyor musunuz?”

‘Almanya bizi kıskanıyor demek şuursuzluk’

Türkiye kısır siyasi tartışmalarla meşgul olurken, dünyanın hızlı adımlarla ilerlediğini söyleyen İYİ Parti lideri, “Türkiye, çimento ve asfalt ustalığıyla övünürken, giderek dünyadan kopuyor. Gelin, Türkiye ve Almanya’yı karşılaştıralım. Türkiye’nin, güneş enerjisinde, kurulu gücü 7 bin megavat. Almanya’nınsa, tam 54 bin megavat. Yani neredeyse, Türkiye’nin 8 katı. Alman vatandaşları, güneş görmek için, tatillerde Türkiye’ye geliyor, ama Almanya, güneşten, Türkiye’nin sekiz katı enerji elde ediyor “dedi.

Akşener, bir güneş paneli Almanya’ya kurulduğunda bir birim enerji üretiyorsa, aynı panelin Türkiye’de en az iki katı enerji ürettiğini vurguladı:

“Türkiye’de güneşten elektrik üretmek, 2 kat daha verimli, 2 kat daha kârlı. Üstüne üstlük, Almanya’nın yüzölçümü, Türkiye’nin yarısı kadar bile değil. Ama bizden 8 kat fazla, güneş enerjisi gücüne sahip. Rüzgar enerjisinde de durum aynı. Almanya, rüzgar enerjisinden geçen yıl, Türkiye’den 20 kat fazla üretim yaptı. 20 kat. Biokütle enerjisinde de gerideyiz. Türkiye’nin yarısı kadar bile, tarım alanına sahip olmayan Almanya, biokütleden de, Türkiye’den 20 kat fazla enerji üretiyor. Bu tabloya bakıp da, ‘Almanya bizi kıskanıyor’ diyebilmek, en hafif tabiriyle şuursuzluktur.”

Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin büyümeyi doğal gaz keşfinden, kalkınmayı da, parayı betona gömmekten ibaret gördüğünü belirten Akşener, “Bu yüzden hem Türkiye’de hem de kardeş Azerbaycan’da, yandaş müteahhitlerinin, şantiye şefi gibi hareket etmekte, hiçbir sakınca görmez. Ez cümle; bugün ülkemizin yaşadığı, ekonomik, sosyal ve çevresel tüm sorunların temelinde, Sayın Erdoğan ve ekibinin yanlışta ısrar eden, o çarpık zihniyeti yatıyor” dedi.

‘Yerli aşıdan siyaset devşirmeyin’

Meral Akşener, konuşmasında yerli aşının üretilmiş olmasından memnun olduklarını ancak bundan siyaset devşirilmemesi gerektiğini  belirterek “Bırak Sağlık Bakanlığımız süreci olması gerektiği gibi yürütsün. Bu konuyu da algı operasyonuna kurban edersen bu sefer altında kalırsın” dedi.

Afganistan’da Kabil Havalimanı’nın savunulması için Türk askerlerinin görev yapması konusunda ABD ile uzlaşılmasına da değinen Akşener, Erdoğan’a “Şimdi, hiçbir güvenlik gerekçesi yokken ve sırf sen yeni Amerikan başkanına şirin görüneceksin diye, böyle bir riske girmenin akılla izah edilir bir yanı yoktur. Afganistan’ı kim bu hale getirdiyse, bırak o toplasın.  Amerikalı askerin canını kurtarmak için, kendi askerini feda etmeye, bu kadar hevesli olma” diye seslendi.

28’inci İstanbul Caz Festivali 1 Eylül’de başlıyor: Tüm etkinlikler açık havada

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Caz Festivali, 1 Eylül’de başlıyor. Açık hava mekanlarında 24 gün boyunca sürecek festival kapsamında 40’a yakın konser ve çeşitli etkinlikler gerçekleştirilecek.

Tüm konser ve etkinliklerin Covid-19 önlemleri kapsamında alınacak tedbirlere uygun olarak açık hava mekanlarında yapılacağı Festivalin bu yılki başlığı “Caz hissediyorum.” İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer, başlığın açıkhavada, doğada olma fikrinden çıktığını, iyi hissediyorumdan caz hissediyorum’a evrildiğini söyledi.

Dünyaca ünlü müzisyenler

Bu yıl 28’incisi düzenlenen festival maratonunda konser verecek isimler arasında Afrika müziğinin dört Grammy ödüllü ismi Angelique Kidjo,  “İhtimaller” projesiyle Kenan Doğulu, Ennio Morricone’ye ithaf ettiği albümü “Morriconne Stories”den parçalarla Avrupa cazının önde gelen alto saksofonistlerinden Stefano Di Battista, Hollandalı müzisyen ve prodüktör Niels Broos ile festivale özel projesiyle Mabel Matiz, geçen yıl Grammy’ye aday gösterilen Altın Gün, Karsu, BBC Yılın Sanatçısı Ödülü’nü kazanan ve Glastonbury ile Latitude festivalleri gibi önemli müzik sahnelerinde yer alan Arlo Parks yer alıyor.

Parklarda ücretsiz konserler

Festivalin ücretsiz “Parklarda Caz” konserlerine bu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle düzenlenecek #İstanbulBirSahne konserleri de eklenecek.

Ücretsiz park konserleri şöyle:

● 1 Eylül Çarşamba, Maçka Demokrasi Parkı, Şişli
● 3 Eylül Cuma, Habitat Parkı, Şişli
● 4 Eylül Cumartesi, Fenerbahçe Parkı, Kadıköy
● 18 Eylül Cumartesi, Beylikdüzü Yaşam Vadisi
● 19 Eylül Pazar, Sanatçılar Parkı, Beşiktaş

#İstanbulBirSahne etkinliklerinde yer alacak sanatçılar arasında ise Ayşe Tütüncü Dörtlüsü, Batu Şallıel “The Way”, Bîdar, Burak Dursun Quintet, Cazzip Project, Cemre Necefbaş Quartet, Ceyda Özbaşarel Band, Deniz Taşar & Adem Gülşen, Erkan Zeki Ar Quartet, Sibel Demir Quintet, Şenay Lambaoğlu ve The Kites gibi isimler yer alıyor.

Bir diğer etkinlik “Gece Gezmesi” ise bu yıla özel Beykoz Kundura‘nın farklı sahnelerine dağılacak.

Yaşam boyu başarı ödülü Tülay German’a

Festival programını tanıtmak amacıyla düzenlenen çevrim içi düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, “Festivallerimizle İstanbul’un kültür-sanat yaşamını yeniden güçlendirmek için çalışmaya devam ediyoruz. 28. İstanbul Caz Festivali de İstanbul’un dört bir yanındaki parklarda ve açık hava mekanlarında, aralarında her yaştan izleyicinin katılabileceği ücretsiz konserlerin de bolca olduğu zengin ve çeşitli bir program sunacak. Sanatın, müziğin bize ne kadar iyi geldiğini hep birlikte hatırlayacağız” dedi.

İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer ise bu yılki festivali Covid-19 pandemisini dikkate alarak eylül ayında planladıklarını belirterek, “İKSV, yaşanan zor şartlara rağmen bu yıl da sahne emekçileri ve kültür hayatının farklı paydaşları ile İstanbul Caz Festivali’ni gerçekleştirerek şehirde kültür-sanat faaliyetlerinin canlanmasına katkı sağlayacak ve müzisyenleri yeniden sahne ve dinleyicileri ile buluşturacak” diye konuştu.

Festivalin bu yılki “Yaşam Boyu Başarı” ödülü de ses sanatçısı Tülay German‘a verilecek.

Ayrıntılı program için tıklayın.

 

İzmir’in Gediz Deltası, 114 kuş türünün üreme alanı

Uluslararası öneme sahip bir sulak alan ekosistemi olan ve İzmir sınırları içerisinde yer alan Gediz Deltası, her yıl on binlerce kuşun ürediği Türkiye’deki 312 Önemli Doğa Alanı’ndan (ÖDA) biri.

Doğa Derneği uzmanları tarafından, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile DKMP İzmir Şube Müdürlüğü’nün izinleri ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ayni ve araç desteğiyle gerçekleştirilen üreyen kuş atlası çalışmasıyla Gediz Deltası’nın üreyen kuş türleri ve dağılımları ortaya kondu.

Üreme haritası oluşturuldu

Alanda gönüllülerin de katılımıyla geçtiğimiz nisan ayında başlayan Kuş Göçü İzleme Programı’nın devamı niteliğinde olan üreyen kuş atlası çalışması, 15 Haziran’da tamamlandı. Çalışma sonunda Gediz Deltası’nda üreyen her bir kuşa ait üreme haritası oluşturuldu.

Flamingoların üreme alanı

Dünya flamingo nüfusunun yaklaşık yüzde onuna ev sahipliği yapan Gediz Deltası, aynı zamanda flamingoların Türkiye’de ürediği iki alandan birisi olma özelliği taşıyor.

UNESCO Dünya Doğa Mirası kriterlerini sağlayan Gediz Deltası’ndaki flamingo üreme adasında, her yıl 18 ila 20 bin flamingo kuluçkaya yatıyor. Bu yıl da on binlerce yavru flamingo Gediz Deltası’nda yaşama gözlerini açtı.

İzmir şehri ve yaban hayatının iç içe geçtiği bir doğal alan olan Gediz Deltası, flamingoların yanı sıra tepeli pelikan, küçük kerkenez, mahmuzlu kızkuşu, kara gagalı sumru, akça cılıbıt ve kocagöz gibi kuş türlerinin de ürediği bir sulak alan ekosistemi olma özelliği taşıyor.

Çalışmalar gönüllülerle yapıldı

Doğa Derneği ekibinin yürüttüğü Gediz Deltası Üreyen Kuş Atlası çalışmaları, gönüllülerin katılımıyla gerçekleşti. Mayıs ayında başlayan saha çalışmaları, Türkiye’nin farklı bölgelerinden gönüllülerin desteğiyle 15 Haziran’da tamamlandı.

Çalışmalara katılan gönüllüler kuş gözlemi konusunda deneyim kazanarak üreyen kuşlara yönelik izleme çalışmalarının nasıl gerçekleştirildiğini alanında uzman kuş gözlemcilerden öğrenme şansı yakaladı.

Kuş türlerindeki değişim gözlendi

Doğa Derneği Biyoçeşitlilik Araştırma Koordinatörü Şafak Arslan Gediz Deltası’nda gerçekleştirdikleri üreyen kuş atlası çalışmalarına yönelik olarak şunları söyledi:

“2021 yılında Gediz Deltası’nda düzenli olarak kuş izleme çalışmalarına başladık. Mayıs ayının ilk haftası itibariyle deltanın tamamında üreyen kuş atlası çalışmasını hayata geçirdik. Deltada aynı yöntemle kuş atlası çalışması en son 2006 yılında yapılmıştı. Bu çalışma sayesinde alandaki ve üreyen kuş türlerindeki değişimi görmüş olduk. Çalışma boyunca 114 kuş türünün üreme süreçlerine şahitlik ettik. Bu sayı Türkiye’de üreyen kuş türü sayısının üçte birinden fazla. 2006 yılında yapılan çalışmayla kıyasladığımızda kuğu, tepeli guguk, ince gagalı martı, kızıl kirazkuşu, sarıasma ve kuzgun gibi türlerin deltada o yıllarda üremediğini ancak artık üremeye başladıklarını tespit ettik. Geçmiş çalışmalarda olduğu gibi nesli küresel ölçekte tehdit altına olan üveyik kuşunun da deltada ürediğini kayıt altına aldık. Çayır delicesi ve boz çinte gibi kuş türlerinin ise artık ne yazık ki alanda üremediğini gözlemledik. Çalışmanın sonunda her bir tür için üreme haritası oluşturduk. Bu haritalar sayesinde deltada üreyen her bir kuşun yuvasının yeri belirlenmiş oldu. Amacımız Gediz Deltası’na yaşam olan bu alanları korumak ve devamlılığını sağlamak. Dileriz deltadaki biyolojik çeşitliliği tehdit edecek herhangi bir olumsuz projede, çalışmamız karar vericiler tarafından altlık olarak kullanılır ve kuşların yaşam alanları yok edilmez. Üreyen kuş atlası çalışmasından sonra deltadaki rutin kuş izleme çalışmalarını sürdüreceğiz. Sonbahar göç döneminde de göç izleme çalışmasıyla deltadaki çalışmalarımıza devam edeceğiz.”

UNESCO Dünya Doğa Mirası Adayı

İzmir’in Gediz Deltası’nda yapılan üreyen kuş atlası çalışmasının, deltanın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesi için yürütülen süreç açısından önemini vurgulayan Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç konuyla ilgili yaptığı açıklamada: “Gediz Deltası, UNESCO’nun Dünya Doğa Mirası kriterlerini sağlayan uluslararası ölçekte öneme sahip bir sulak alan. Kurulduğumuz 2002 yılından beri bu benzersiz doğal alanın hiçbir zarar görmeden yaşamaya devam etmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Bu kapsamda yürüttüğümüz çalışmaların bir ayağını, Gediz Deltası’ndaki biyolojik çeşitliliği izlemek için gerçekleştirdiğimiz araştırmalar oluşturuyor” dedi.

Gerçekleştirilen Gediz Deltası Üreyen Kuş Atlası çalışmasının deltanın barındırdığı kuş çeşitliliğini ortaya koymak açısından çok değerliği olduğunu belirten Kılıç, “Bu çalışmayla, Gediz Deltası’nda üreyen kuşların kapsamlı bir haritası ortaya çıkmış oldu. Yaklaşık iki milyon yaşında olan Gediz Deltası, uzun yıllardır doğaseverlerin ve bilim insanlarının çalışmalarıyla korunuyor. İnanıyoruz ki yürüttüğümüz bu çalışmalar, deltanın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesiyle taçlanacaktır” ifadelerini kullandı.

 

Uğur Şahin: BioNTech Delta varyantına karşı etkili

Koronavirüse karşı dünya çapında aşılama devam ederken, virüsün yeni varyantlarından Delta mutantı (eski adıyla Hindistan varyantı) yayılma hızı nedeniyle endişe yaratıyor. Varyant kaynaklı vakalar, kişiler aşı olsa bile hemen her ülkede giderek artarken, normalleşme çabalarına da sekte vuruyor.

Varyanta karşı dünya çapında alınacak önlemler tartışılırken, BioNTech şirketinin kurucu ortağı ve CEO’su Uğur Şahin, şirketin çevrimiçi yıllık genel toplantısında yaptığı konuşmada ürettikleri korona virüsü aşılarının yeni ortaya çıkan varyantlar karşısında da etkili olduğunu belirterek, “Şu anda aşımızı mevcut varyantlara uyarlamanın gerekli olduğuna dair bir kanıt yok” dedi. Şahin, BioNTech’in teknoloji, üretim ve onay alanlarında esnek süreçler üzerinde çalıştığını söyledi.

Şahin, mevcut aşıları yenilemek veya yeni ortaya çıkan bir virüs türüne uyum sağlamak için üçüncü bir dozun gerekli olması durumunda buna hazırlıklı olmak ve hızlı tepki vermek amacıyla aşının yeni varyantlara karşı etkinliğini sürekli analiz ettiklerini kaydetti.

‘Üçüncü doz bağışıklığı yenilemek için gerekli’

Virüsün yeni varyantları hakkındaki edindikleri bilgilerin gün geçtikçe arttığını söyleyen Uğur Şahin, aşılananların bağışıklığının zamanla azaldığı ve bu süreçte yeni varyantların ortaya çıktığını vurguladı. BioNTech kurucusu, “Üçüncü doz aşının bağışıklığı yenilemek için yüksek bir değere sahip olabileceğini varsayıyorum. Ancak, (üçüncü doz) takviye aşılamanın ne zaman ve ne sıklıkta gerekli olacağını henüz bilmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Şahin ABD’li ortakları Pfizer ile bu yıl üç milyar doz aşı üretmeyi planladıklarını belirterek, gelecek yıl ise bu rakamın daha da artacağını söyledi. BioNTech, söz konusu aşıların en az yüzde 50’sini kendi üretmeyi planlıyor.

Delta varyantı endişesi

Pandemiyle mücadelede en büyük risk olarak gösterilen Delta Varyantı’nın yayılmasına ilişkin endişeler ise büyüyor.  ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Direktörü Dr. Anthony Fauci, ABD’de hızla yayılan varyanta ilişkin uyardı. 

İlk kez Hindistan’da rastlanan Delta varyantının çok daha bulaşıcı olduğunu ve hastalığa yakalananların çok daha ağır atlattıklarını söyleyen Fauci, Pfizer/BioNTech aşısı da dahil olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’nde izin verilen aşıların yeni varyantlara karşı etkili olduğunu belirtti.

Delta varyantı ABD’de ortaya çıkan vakaların yüzde 20’sini oluşturuyor. Varyant kaynaklı vakalarsa her hafta ikiye katlanıyor.

‘ABD’de aşılama hedefine ulaşılamayacak’ 

Beyaz Saray’dan yapılan yazılı açıklamada, 30 yaş üstü bireylerin yüzde 70’inden fazlasının aşı olduğu, 4 Temmuz Bağımsızlık Günü’ne kadar ise 27 yaş üstünde bulunup aşı yaptıranların oranının yüzde 70’e ulaşmasının beklendiği kaydedildi.

Gençlerin aşı yaptırmaya daha az istekli olduğuna işaret edilen açıklamada, 18-24 yaş aralığında aşılanma oranının yüzde 47 olduğu bildirildi.

Biden’ın “4 Temmuz Bağımsızlık Günü’ne kadar 18 yaş üzeri yetişkinlerin yüzde 70’inin aşılanması” hedefine ulaşılmasının şu anda mümkün olmadığı ifade edilen açıklamada, bu durumun Beyaz Saray’ın aşı çalışmaları için engel teşkil etmediği belirtildi.

Avrupa da tedirgin

Almanya‘da salgınla mücadeleden sorumlu Robert Koch Enstitüsü (RKI), Delta varyantı ile oluşan enfeksiyonların, hastalığın daha ciddi seyrine yol açtığını varsaydığını açıkladı. RKI, daha kolay bulaşan Delta varyantının (B. 1.617.2) baskın hale gelmesi durumunda, Almanya’da enfeksiyon sayısının tekrar artabileceği uyarısında bulundu.

Delta varyantı İngiltere‘de de yüksek aşılama oranlarına rağmen, birkaç hafta içinde baskın hale geldi. Portekiz’in başkenti Lizbon, hafta sonu Delta mutantı nedeniyle kapatıldı. Rusya‘nın başkenti Moskova‘da Delta varyantının yol açtığı yeni enfeksiyonlar en yüksek seviyeye tırmandı.

Semptomlar değişti

Delta varyantı, Covid-19’un klasik semptomlarından biraz daha farklı belirtiler gösteriyor. En belirgin semptomları, baş ağrısı, ardından boğaz ağrısı, burun akıntısı ve ateş.

Uzmanlar öksürük ve koku kaybı gibi daha “geleneksel” Covid semptomlarının artık çok daha nadir olduğunu ve virüsün bu varyantına yakalanan gençlerin ise hastalığı daha çok ağır bir soğuk algınlığı gibi geçirdiğini kaydediyor.

 

Bursa Su Kolektifi: Sermayenin iştahı Marmara’yı tüketti

Bursa Su Kolektifi, Marmara Denizi’nde müsilaja yol açan kirlilik ile hakkında Bursa Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

Açıklamanın ardından denizdeki kirlilikle mücadele  edilmesi talebiyle 1500 kişi tarafından hazırlanan imza dilekçeleri Müdürlüğe teslim edildi.

‘Kirliliği doğa suratımıza vuruyor’

Yapılan açıklamada “Doğayı ve yaşamı öncelik olmaktan çıkarıp her alanda sermayenin sınırsızca büyütülmesi uğruna doğa talanına fırsat veren neoliberal kapitalist politikalar 80’li yıllardan itibaren Marmara Denizi’nin evsel, tarımsal ve sanayi atıklarının serbestçe salınımı ile bir foseptik çukuruna dönüşmesine neden olmuştur” denildi.

Deniz yüzeyinde dört aydır yoğun olarak görülen müsilajın “aşırı kirliliğin doğa tarafından suratımıza vurulan görüntüsü” olduğu belirtilen açıklamada “Yıllardır bilim insanlarının, araştırmacıların ısrarlı uyarılarına rağmen yetkililerce inkar edilen bu kirlilik nihayet bir aydır yetkililerce de kabul edilmiş, işlenen suçlar itiraf edilmiş ve oluşturulan eylem planı ile Marmara denizinin koruma bölgesi ilan edileceğinden söz edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

‘Ne kadar daha göz yumacaksınız?’

Müsilajın çok büyük bir hız ile yayılıp Karadeniz ve Ege’de de görülür hale gelmesine rağmen eylem planında oluşturulan bazı çözüm söylemlerinin ucu açık bırakıldığı ve hiçbir acil önlemin alınmadığı belirtilen açıklamada “Geçen zaman süresinde yetkililerce gerçekleştirilen tek icraat denizin üzerinden bir miktar müsilajı temizleyip halkın gözünde bir temizlik gerçekleşti algısı yaratmaya çalışmaktan öteye gidememiştir” ifadeleri kullanıldı ve şu sorular yöneltildi:

  • Atık suların arıtılmadan denizlere ve akarsulara deşarjını yasaklayan değişiklikleri ilgili yönetmeliklerde ne zaman yapacaksınız?
  • Derin deniz deşarjına izin veren Atık Su Arıtma Tesisleri Teknik Usuller Tebliği’ni ve Derin Deniz Deşarj Tesisi Onay Genelgesi’ni ne zaman iptal edeceksiniz?
  • Sularımızın yasal olarak kirletilmesine göz yumma süreci daha ne kadar devam edecek?

‘Kanal değil Marmara’

Sermayenin iştahının Marmara’yı tükettiği vurgulanan açıklamada “Ölen bir Marmara ve tehlikede olan bir Karadeniz varken uzmanların tüm uyarılarına kulak tıkayarak Kanal İstanbul projesinde ısrar etmenin sebeplerini merak ediyoruz. Geri döndürülemez zararlar verecek Kanal İstanbul projesinin durdurulmasını ve kaynakların arıtma tesislerinin dönüşümü için kullanılmasını talep ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Bursa Su Kolektifi, açıklamanın sonunda “Doğanın ve sularımızın, sanayinin, tarımın, evsel kirli suların alıcı ortamı olmadığı bilimsel gerçeğini kabul ederek bu katliamın durdurulması yolunda acil tedbirler alınmasını ve bu tedbirlerin hayata geçmesini sağlayacak acil yasal düzenlemelerin yapılmasını tüm yetkililerden talep ediyoruz” talebini söyledi.