Bu yıl su temasıyla yapılacak festivalde, sulak alanlar, sucul ekosistemler, su hakkı panel ve söyleşilerle konuşulacağı gibi, seramik, ekoprint, doğal kozmetik, ritm gibi pek çok atölyenin de yapılması planlanıyor. Bunların yanında festivalde konserler de verilecek.
Festivalin detayları
Kazdağı Ekofestival, festivalle ilgili sık sorulan sorulara da cevap verdi.
Koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında alınan önlemler gereği alana girişte HES kodu sorgulaması yapılacağı, hekimlerin de festivalde bulunacağı belirtildi.
Ayrıca, tüm etkinliklerin açık alanda yapılacağı, bazı yerlere el dezenfektanlarının konulacağı, fiziksel mesafeye dikkat edileceği kaydedildi.
Festivale günü birlik giriş 40 TL iken, çadırla konaklama günlük kişi başı 60 TL.
İsteyen kendi yemeğini kendi getirebilecekken, kahvaltı için 15 TL, öğle ve akşam yemeği için 20 TL’ye Ekofest mutfağından tabldot yemek de alınabilecek. Bunun yanında, tabldot dışında gözleme gibi ürünler de olacak.
İçme suyu, tuvalet, temizlik gibi ihtiyaçlar alandaki lavabo, tuvalet ve duşa kabinlerde karşılanabilecek.
Tüm atölye, etkinlikler ve konserlerin ücretsiz olduğu festivalde, mangal yapılmayacak.
Festivalin gerçekleşeceği alanda telefon ve internet ise çekmiyor.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nca, 81 ile gönderilen ‘Atık İthalatı İşlemleri’konulu genelge ile plastik atık ithalatı yapacak tesislerin teknik şartlarına yeni düzenlemeler getirildi.
Türkiye’de büyüyen plastik atık sorununa çözüm bulmak amacıyla 18 Mayıs tarihinde yayınlanan kararla atıkların neredeyse yüzde 75 gibi büyük bir oranını oluşturan etilen polimerin ithalatı yasaklanmıştı. Karar 2 Temmuz’da yürürlüğe girdi, ancak uygulamaya konulmasının üzerinden çok süre geçmeden Bakanlık ile sektör temsilcileri arasında uzlaşma sağlandığı açıklandı. Hazırlanan yeni taslakta yasağın kaldırılacağı ancak denetimlerin artırılacağı belirtildi.
İthalatçılarla varılan uzlaşma gereği, Çevre Bakanlığı’nca 81 ildeki Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine gönderilen genelgeye göre; Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonlu (GTİP) plastik atıkların ithalatını yapacak tesisler, gerekli şartları sağlayarak 2021 yılı belgelerini yenileyecek. Kayıt belgesi alınabilmesi için sanayici tarafından tesisin bulunduğu il müdürlüğüne başvurularak, atık ithalatçısı tesis inceleme raporu alınacak. Ayrıca, tesislerin asgari olarak farklı plastik polimerlerini ayırma/ayrıştırma, plastik atıkların içerdiği plastik dışı atıkları ayırma/arındırma, boyutlandırma, temizleme, mamul haline getirme proseslerine sahip olmaları gerekiyor.
Başvuruları il müdürlükleri değerlendirecek
Genelgenin yürürlüğe girmesiyle birlikte GTİP’li plastik atıkların ithalatı için yapılacak Atık İthalatçısı Kayıt Belgesi başvuruları atık ithalatçısı tesis inceleme raporu, atık ithalatçısı kayıt belgesi bedeline ait banka dekontu, banka teminat mektubu ile çevre ithalat ve ihracat izinleri üzerinden yapılacak. Atık ithalatçısı kayıt belgesi başvuruları, İl Müdürlüğünce hazırlanmış atık ithalatçısı tesis inceleme raporu ve ekleri üzerinden değerlendirilecek.
Öte yandan başvurular, rapor formatında gösterilen açıklamalar dikkate alınarak değerlendirilip, hazırlanan rapor ekleri ile bir bütün olacak şekilde imzalanarak talep eden tesise verilecek.
Marmara Denizi‘nde yaşanan son müsilaj krizi akarsu, göl ve denizlerimizdeki yıldan yıla artan kirlilik sorununun tekrar kamuoyunun gözleri önüne serilmesine ve tartışılmasına yol açıyor. Artık turizm sektörü temsilcileri, sahil kentlerinde yaşayanlar her sabah denize korku ile bakıyorlar. Bu korkunun somut bir şekilde yaşandığı bölgelerin başında ise Ege sahilleri geliyor. Ege sahillerinde de kirlilik açısından dikkatler özellikle Gediz, Büyük Menderes ve Küçük Menderes nehirlerinin Ege Denizi’ne açıldığı bölgelerin üzerinde… Çünkü her üç nehir de her gün düzenli olarak bölgenin Kütahya, Manisa, Uşak gibi, iç yerleşimlerinin arıtılmamış kentsel ve endüstriyel atıklarını Ege Denizi’ne taşıyor.
Bu nehirlerden en büyüğü Gediz. Tam 401 kilometre uzunluğundaki nehir, Kütahya ili sınırları içindeki Murat ve Şaphane dağlarından doğuyor. Kütahya, Uşak ve Manisa illerini geçtikten sonra ise Foça tepelerinden İzmir Körfezi‘nin kuzeyine dökülüyor. Kızılırmak’tan sonra kendi topraklarımız içinde denize kavuşan ikinci uzun nehir olan Gediz; antik dönemden bugüne gelen adıyla Hermos… Denize kavuştuğu Foça’daki nokta ise nehrin orijinal İzmir Körfezi’ne döküldüğü nokta değil. Nehrin eski ağzının Karşıyaka’nın batısında, günümüzdeki Mavişehir’in olduğu bölgenin civarında olduğu biliniyor.
1886 yılında Gediz’in körfeze açıldığı noktanın iç körfezin nehrin getirdiği alüvyonlarla daha fazla dolmaması için değiştirilmesine karar verilmiş ve bu karar Osmanlı İmparatorluğu‘nun en büyük suyolu projesi olarak 1889’da uygulanmış. Böylece o dönemde nehrin getirdiği tarım kaynaklı atıklar ve alüvyonun iç körfeze dökülmeden, akıntılarla orta ve dış körfeze ulaşması sağlanmış. Günümüzde bu atıklara Gediz havzası boyunca kurulu organize sanayi bölgelerinin (OSB) endüstriyel atıkları ve bölgedeki her geçen gün daha da kalabalıklaşan yerleşimlerin kentsel atıklar da eklenmiş durumda.
Üç büyükşehir, 22 ilçe, 12 OGS’nin atıksuları arıtılmadan havzaya akıyor
401 kilometre uzunluğundaki Gediz Nehri diğer yandan 17.500 km²’lik bir havzaya sahip. Havza ülkemiz yüzölçümünün % 2.17’sini oluşturuyor. Bu havzada üç büyükşehir, 22 ilçe ve 12 organize sanayi bölgesi yer alıyor. Kentsel ve endüstriyel atık suların çok önemli bir bölümü arıtılmadan bu nehre ve kollarına boşaltılıyor. Bu nedenle doğduğu Murat Dağı’nda içilecek nitelikte olan Gediz’in suyu Foça’da Ege Denizi’ne vardığı noktada, hiçbir alanda kullanılamayacak su özelliğine geliyor. Yani IV. sınıf su niteliğine düşüyor ve neredeyse simsiyah akıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan “Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planı”na göre havzadaki kirlilik için baskı unsurlarının başında organize sanayi bölgeleri, sulu tarım gibi tarımsal faaliyetler, evsel atıksu deşarjları, alabalık çiftlikleri ve kum ocakları geliyor.
Bu rapora göre, havzanın genelinde oluşan toplam atıksu miktarı günlük yaklaşık 278 bin m³… Bu toplam atıksu miktarının yaklaşık 158,000 m³/gün’ü evsel nitelikli olup, bu miktarın yaklaşık 66,000 m³/gün’ü arıtılmadan Gediz’e boşaltılıyor. Atıksu miktarının yaklaşık 120,000 m³/gün’lük kısmı ise endüstriyel atıksu… Bunun 23,000 m³/gün kadarı arıtılmıyor. Kritik nokta ise şu ki, aslında arıtıldığı iddia edilen endüstriyel atıksuyun neredeyse tamamına yakını arıtılmadan Gediz’e veya kollarına boşaltılıyor. Organize sanayi bölgelerinin, endüstriyel tesislerin elektrik parası ödememek için atıksu arıtma tesislerini çalıştırmadığı uzun yıllardır herkesin bildiği bir ‘sır’…
Hatta endüstriyel üretimleriyle para kazanan sermaye sahipleri hiç çekinmeden çok sayıda bürokratın da katıldığı toplantılarda doğa ve insana karşı yerine getirmek zorunda oldukları ve yasal zorunlulukları olan atıklarını arıtma gereğini yerine getirmeyeceklerini, hiç çekinmeden arıtma tesislerinin elektrik faturalarının halkın cebinden sübvanse edilmesi gereğini de söylemişlerdi. Bu herkesçe çok iyi bilinen sır bayram tatili öncesi Gediz havzasına bir gezi yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından da bir kez daha yüksek sesle dillendirildi. Dört günlük gezisinin sonunda mevcut atıksu tesislerinin de elektrik giderlerinden kaçınmak için sahipleri tarafından çalıştırılmadığını söyledi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı…
Gediz Havzasında deşarj edilen atıksuyun illere göre dağılımı (Grafik, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan ‘Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planından alınmıştır)
Peki, Gediz için nasıl çözüm bulunacak? Görüldüğü gibi havzanın kirlilikten korunması tek başına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın altından kalkamayacağı kadar büyük ve karışık… Ayrıca yasalarımızda üç büyükşehir ve 22 ilçe belediyesinin yer aldığı 17.500 km²’li,k bir havzada tek bir büyükşehir belediyesine yasal sorumluluk vermiyor. Gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan ‘Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planını’ gerekse Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’ne (TÜBİTAK-MAM) 2018 yılında hazırlatılan “Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı” dikkatle okunduğunda havzadaki kirlik sorunun kamuoyunda bilinenden daha ciddi olduğu ve gerek Ege Bölgesi için gerekse Ege Denizi açısından çözümünün acil olduğu görülüyor. Her iki raporda havzadaki kirlilik sorunun çözümü için iki bakanlığı işaret ediyor; Çevre ve Şehircilik bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı… Bu iki bakanlığın koordinasyonunda bir an önce bölgedeki illerin valiliklerinin, büyükşehir belediye başkanları ile il ve ilçe belediye başkanlarının ve bölge üniversitelerinden akademisyenlerin bir araya gelmesi şart. İlk adım da yapılması gereken ise bölgedeki sayıları 12’yi bulan OSB’lerin atıksu arıtma sistemlerini sağlıklı olarak çalıştırmalarının sağlanması, atıksu arıtma sistemleri bulunmayanların ise bu sistemlerini yapıncaya kadar çalışmalarının durdurulması geliyor. Ayrıca tüm yerleşimlerin kentsel atıksu sistemlerinin de çalışır durumda olması gerekiyor.
Bakanlıklar ve belediyeler işbirliği yapmalı
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın elinde şu andaki durumuyla gerek OSB, gerekse kentsel yerleşimlerin atıksu arıtma tesisleri açısından durumunu ortaya koyan veri mevcut. İkinci adımda ise özellikle Tarım ve Orman Bakanlığı’nın koordinasyonunda bölgedeki sulu tarım, kullanılan pestisitler, alabalık çiftlikleri ve tarıma dayalı endüstri mercek altına yatırılmalı…
Gediz Havzası ve yerleşim yerleri (Harita, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan ‘Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planından alınmıştır)
Bu arada her şeyden önce ise bazı yerel yöneticilerimizin zihniyetlerini değiştirmeleri, insanların sağlıklı bir çevrede yaşam haklarına saygı duymaları şart. Kamuoyuna yansıyan atıksu arıtma tesisi olmayan ve Gediz Havzası’na atıklarını hiç arıtmadan boşaltan bir OSB’yi savunan bir ilçe belediye başkanının görüntüleri Gediz için, Büyük Menderes için, Küçük Menderes için, Ergene için; burada isimlerini sayamadığım kirliliğin pençesindeki tüm akarsularımız için umut kırıcıydı…
Koronavirüs kısıtlamaların 1 Temmuz’da tamamen kaldırılmasından bu yana Covid-19 vaka sayılarındaki artışı değerlendiren TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, “Bayram’dan önce 6 bin yeni vaka ilanı vardı ama şimdi aranın açıldığını ve 9 binlik bir fark oluştuğunu görüyorsunuz. Türkiye’de salgın yine kontrolden çıkıyor” ifadelerini kullandı.
Bulut, Covid-19 vaka sayılarının kısıtlamaların kaldırılmasından itibaren artışını ve okulların pandemi döneminde nasıl açılabileceğini RS FM’de Ali Çağatay’la Seyir Hali programında değerlendirdi.
‘Eylül başı vakalar 40 binli rakamlara ulaşır’
TTB’nin bayram sonrası için yaptığı vaka sayısı tahminini hatırlatan Prof. Bulut şunları söyledi:
“Bayramdan önceki tahminlerimizde bayramdan sonra bu rakamın 10 bini geçeceğini zaten öngörmüştük ve yine söylüyoruz: Ağustos ayının sonu, Eylül’ün başı Türkiye yine 40 binli rakamlara ulaşır. Türkiye geçtiğimiz yıl 60 binli rakamlarla rekor kırmıştı ve Avrupa’da birinci sıraya oturmuştu. Dünyada ilk dört ülke arasında yer aldı. Aynı sonbaharı ve kışı tekrar edeceğiz gibi görünüyor.”
‘Önlem alarak okullar açılmalı’
Prof. Dr. Bulut, TTB’nin okulların açılması hakkında görüşlerini ise şöyle açıkladı:
“TTB, önlemler alınarak okulların açılması gerektiğini savunuyor. Okullar bir pandemide en son kapatılması ve en ilk açılması gereken yerler, nedenleri de var. Eğitimde eşitsizlik, ileri yansıyan büyük bir sorun yaratıyor. Çocuklarımızın üçte ikisi uzaktan eğitime ulaşamıyorlar. Varsıl aileler çocuklarına özel ders aldırabilirler ama dar ve orta gelirli ailelerin bunu başarabilme ihtimali yok. Geleceğe büyük bir sorun olarak yansıyacak” diye aktardı.
Bazı ülkelerde 12 yaş üstüne aşı uygulamalarının başladığını vurgulayan Prof. Bulut, okulların şu önlemlerle açılması gerektiğini kaydetti:
“Okul çalışanlarının bağışıklaması yüzde 95-100 gibi bir oranla tamamlanır. 12 yaş üstüne aşı bazı ülkelerde başladı. Daha küçük yaş gruplarında risk yok, ölüm oranı neredeyse hiç yok. Bu nedenle okullarımızın önlemler alınarak, mesafe ve hijyen korunarak sınıflarımızda seyreklik sağlanarak, emlak piyasasında patlama sonucu oluşan boş plazaları Eğitim Bakanlığı kullanarak ve sınıfları seyreltmeye yönelik daha fazla eleman alarak pandemi döneminde eğitimde eşitlik yaratılabilir.”
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, dün gece Başbakan Hişam el-Meşişi’yi görevden aldı ve parlamentonun yetkisini de 30 gün boyunca dondurdu.
Tunus’ta ekonomik kriz ve hükümetin koronavirüs salgınını iyi yönetememesi sebebiyle protestolar yaşanıyordu.
Göstericiler, Başbakanın görevden alınmasından dolayı memnunken; muhalifler bu gelişmelerin bir darbe olduğunu kaydetti.
‘Yeni bir başbakan atanacak’
Pazar günü öğleden sonra başlayan gösterilerde eylemciler, bazı şehirlerde iktidardaki Nahda Partisi ve diğer partilerin bazı binalarına saldırılar düzenledi.
Gece yarısı ise, Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in Başbakan Hişam el-Meşişi’yi görevden aldığını, Meclisin yetkilerini 30 gün boyunca dondurduğunu, milletvekillerinin dokunulmazlığını askıya aldığını, yürütme yetkilerini kendisinin üsteleneceğini ve yeni bir başbakan atayacağını belirtti.
Said, bu kararı “Ülkenin içinden geçtiği olağanüstü koşullar” nedeniyle almak zorunda olduğunu ileri sürdü.
Kararın açıklanmasıyla askerler sokaklara indi. Parlamento ile Nahda Partisi genel merkezi gibi bazı noktalara askerler yerleştirilirken, havaalanı ve devlet televizyonu gibi yerlere de asker konuşlandırıldı.
Hükümet ve meclisin feshedilmesini kutlayanlar da sokaklarda gösteriler yaptı. Devlet televizyonu, Kays Said’in de bu gösterilerde yer aldığını yayınladı.
‘Devrimi savunmaya çağırıyorum’
Parlamento Sözcüsü ve aynı zamanda koalisyon hükümetinin kurulmasında önemli rol oynayan Ennahda Partisi’nin Genel Sekreteri Raşid Ganuşşi ise bu gelişmeye tepki gösterdi.
Ganuşşi, bu sabah parlamentoya giremediğini açıkladı ve “Bütün gücün tek bir insanın eline geçmesine karşıyım. Bu bir darbedir” dedi:
Bu açıkça anayasal bir darbedir. Demokratik olarak seçilmiş parlamento, hükümet ve gerisi halen görevinin başında. Nahda’nın destekçileri ile Tunus halkını devrimi savunmaya çağırıyorum.”
Emniyet güçleri müdahale etti
Kays Said’in aldığı kararlar sonrasında darbeye karşı çıkanlarla darbeye destek verenler başkent Tunus’taki Meclis binası önünde toplandı.
Emniyet güçleri de meclis önünde toplanan kalabalığa müdahale etti.
Türkiye’den kınama
Türkiye’den Tunus’ta yaşanlarla ilgili peş peşe kınama mesajları geldi.
Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş ve Meclis Başkanı Mustafa Şentop hükümeti hedef alan girişimi kınadı.
Koronavirüs pandemisi nedeniyle ertelenerek bu yıl düzenlenebilen 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları B Grubu ilk maçında Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı’ndan tarihi bir zafer geldi.
Türkiye adına yarışan kadınlar Ariake Arena’da gerçekleşen müsabakada son olimpiyatın şampiyonu Çin’i 3-0 mağlup etti.
Bir sonraki müsabaka 27 Temmuz’da
Setleri sırasıyla 25-21, 25-14, 25-14 sayılarıyla kazanan Türkiye, böylece oyunlara galibiyetle başlamış oldu. A Milli Kadın Voleybol Takımı, gruptaki ikinci maçını 27 Temmuz Salı günü Türkiye saati ile 10.25’te İtalya ile oynayacak.
Millilerde Ebrar Karakurt 18 sayı alırken Eda Erdem Dündar 13, Zehra Güneş 11, Hande Baladın 10, Meliha İsmailoğlu 4, Cansu Özbay ise 3 sayıyla oyuna katkı verdi.
Şenocak’tan cinsiyetçi paylaşım
İlmi ve Fikri Araştırmaları Merkezi Kurucusu İlahiyatçı Doktor İhsan Şenocak’ın, tarihi zafere imza atan takıma yönelik yaptığı cinsiyetçi paylaşım ise birçok kişiden tepki topladı.
Şenocak paylaşımında “İslam’ın kızı! Sen oyun alanlarının değil, imanın, iffetin, ahlakın, hayanın, edebin sultanısın. Sen ‘burnunu göstermekten utanan’ anaların evladısın. Ekranlara ve sakallı ağabeylerinin popüler kültürün kurbanlarına ‘sultan’ demesine aldanmayasın! Umudumuz da duamız da sensin” ifadelerini kullandı.
İSLAMIN KIZI! Sen OYUN ALANLARININ değil, imanın, iffetin, ahlakın, hayanın, edebin SUTANISIN; SEN "burnunu göstermekten utanan" ANALARIN EVLADISIN. Ekranlara ve sakallı ağabeylerinin popüler kültürün kurbanlarına "sultan" demesine aldanmayasın! Umudumuz da, duamız da SENSİN!
Kadınları hedef aldığı bu açıklamasıyla tepki çeken Şenocak, kendisini eleştirenler için ‘ahlak yobazı’ ifadelerini kullandı. Açıklamasının devamında ise şunları söyledi:
“İfademde tek cümlelik bir hakaret yok. İslamın kızına ne olması ve olmaması noktasında bir çağrı var. Sermayesi ‘küfür’ olan AHLAK YOBAZLARIYLA hukuk önünde tek tek HESAPLAŞACAĞIM. Sizin keyfinize göre DEĞİL İSLAMA göre konuşacağım. Dinime sövenle hesaplaşmadan canımı alma YA RABBİ!”
Daha önce açığa alınmıştı
Şenocak daha önce de kadınların pantolon giymesine ve üniversiteye gitmesine karşı yaptığı kadın düşmanı açıklamaları nedeniyle tepki toplamıştı. Açıklamaları üzerine Şenocak Diyanet tarafından açığa alınmıştı. Şenocak üç aylık soruşturma neticesinde görevine iade edilmişti.
Tokyo 2020 Olimpiyat Oyunları’nda Türkiye, ilk madalyasını milli tekvandocu Hakan Reçber ile kazandı. Bosna-Hersekli Nedzad Husic ile karşılaşan 21 yaşındaki Reçber, maçı 22-13 alarak bronz madalyanın sahibi oldu.
İkinci madalya ise tekvando branşında ilk defa olimpiyatta mücadele eden Hatice Kübra İlgün‘den geldi. İlgin, Mülteci Olimpiyat Takımı’ndan Kimia Alizadeh‘i 8-6 mağlup ederek bronz madalyanın sahibi oldu.
Koronavirüs vaka sayısı 148’e yükseldi
Öte yandan tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği olimpiyatlar koronavirüs gölgesinde geçiyor. Tokyo Olimpiyatları’nda akredite olmuş kişilerden koronavirüse yakalananların sayısı 148’e yükseldi.
AA’nın haberine göre virüse yakalananlar karantinaya alındı. Dört yılda bir düzenlenen olimpiyatın geçtiğimiz sene yapılması planlanıyordu ancak koronavirüs pandemisi nedeniyle bu yıla ertelenmişti.
Geçtiğimiz hafta bir grup toplantısında Akgün İlhan’ın üzerinde durduğu ve benim de hemfikir olduğum bir konuşma geçmiş ve İlhan, aşırı sıcaklarla birlikte tatlı su ortamlarında meydana gelebilecek olan toplu balık ölümlerinin ciddi bir ekolojik felaket olabileceğinden bahsetmişti. Çok değil birkaç gün sonra ülkenin birçok yerinden göller ve derelerde nedeni belirsiz toplu balık ölümleri basına yansımıştı.
Aslında geçtiğimiz yıllarda da benzer vakalarla ülkenin birçok noktasında karşılaştık. Azalan sular ve bir alana sıkışan balıklar, benzer şekilde aşırı sıcaklar neticesinde balıklar için yaşanmaz hale gelen tatlı su ekosistemleri önümüzdeki dönemde daha fazla gündeme gelecek. Bu durumun diğer bir etkileneni de ülkemizde azımsanmayacak sayıda olan endemik tatlı su balıkları. Toleransları oldukça düşük olan ve oldukça spesifik alanlarda yaşayan endemik tatlı su balıkları özel bir önemi hak ediyor.
Ancak bundan önce Türkiye’nin çoğunluğu hidroelektrik santralleri ve barajlar, kuraklık, kirlilik, habitat tahribatı ve bilinçsiz su kullanımından kaynaklı olarak tarumar edilen tatlı su kaynaklarına değinmekte fayda var. 2023 yılına kadar Türkiye’nin yaklaşık 10.000 km’lik akarsularının tamamına yakınının, toplamda 4000’e yakın HES ve barajlar ile tarumar edilmesi planlanıyor. Bugünlerde Karadeniz bölgesinde yaşanan devasa sellerin ana nedeni de işte bu HES’ler, taş ocakları ve iklim krizi.
Tatlı su balıklarının yüzde 40’ının nesli tehdit altında
Türkiye’de 107 büyük nehir ve 26 havza; 2,2 milyon hektarı kapsayan 135 uluslararası öneme sahip ve en az 500 başka büyük sulak alan ve 100’den fazla doğal göl bulunuyor, 400’den fazla iç su balık türünün yaşadığı bu iç sularda 200’e yakın endemik balık türü mevcut. Türkiye’de, endemik tatlı su balık türlerin %40’a yakını IUCN tarafından nesli tehdit altında olarak tanımlanıyor ve şu ana kadar da dört türün neslinin tükendiği belirtiliyor. Çoğu da esas olarak kirlilik, aşırı tarımsal su kullanımı ve kontrolsüz baraj inşaatı nedeniyle tehdit altında! Daha önce Çağan Şekercioğulları’nın başını çektiği bir ekip tarafından yazılan bir makalede Türkiye’nin bir bütün olarak biyoçeşitlilik krizi içinde olduğu tüm detayıyla belirtilmişti. Yakın zaman önce Daniela Giannetto ve Deniz İnnal Türkiye’deki 37 gölde yaşayan 62 endemik balık türünü araştıran çalışmaları incelemiş ve habitat, tahribatını, yabancı türleri ve kirliliği bu türler için ana tehdit olarak belirtti.
Özellikle yabancı türler konusu üzerinde durulması gereken bir mesele. Atherina boyeri (Gümüş balığı), Cyprinus carpio (Sazan balığı), Sander lucioperca (Sudak), Exos lucius ve Tinca tinca gibi son derece istilacı ancak ekonomik değeri olan türler, yerli ve endemik türler için ciddi tehdit oluşturuyor. Bu türler, yerel kurumlar tarafından her yıl hemen hemen her tatlı su ortamına yaygın olarak yeniden atılıyor. Bunun yanında kaynağı tam olarak belli olmayan Crassius gibellio (Gümüşi havuz balığı) gibi türler, Japon balığı olarak bilinen süs balığı ve alabalık yetiştiriciliğinden kaynaklı olarak sucul ortamlara karışan gökkuşağı alabalığı gibi türler neredeyse tüm nehir ve gölleri işgal etmiş; endemik ve yerli türler için ciddi bir tehdit haline gelmiş durumda. Giannetto ve İnnal tarafından da açıkça belirtilen bu tehditlerin yanında yine aynı yazarlar tarafından yapılan bir tehdit değerlendirmesinde altı tehdit (iklimsel kuraklık, azalan su seviyesi, yerli olmayan türlerin varlığı, tarımsal faaliyetler, su kirliliği ve atıksu deşarjı) neredeyse incelenen tüm göller için ortak tehdit olarak listeleniyor.
Sucul alanlara ‘hasmane tutum’dan vazgeçilmeli
Türkiye’deki hemen hemen tüm nehirler, göller ve sulak alanlar, özellikle artan kuraklık ve artan yeraltı suyu çekimi nedeniyle son yıllarda önemli ölçüde küçülmüş ve hatta birçoğu ortadan kalkmıştır. Bunun yanında hala hayatta kalanlar kirlilik ve habitat tahribatı nedeniyle can çekişmektedir. Sulu tarıma müsait olmayan alanlardaki sulu tarım ısrarı o çevredeki sıkıntılı sucul ortamları ve barındırdığı türleri tehdit ederken, diğer bölgelerde de kirlilik, HES ve dere ıslahı müdahaleleri tatlı su ekosistemlerini birer birer yaşanmaz yerler haline getirmiştir.
Örneğin Susurluk ve Ergene gibi havzalarda ana nehir kollarının aşırı kirlenmesi, sucul canlıları daha sınırlı küçük kollara sıkıştırmış ve kuraklık nedeniyle de bu alanlarda azalan sular, ilgili sucul türlerin toplu olarak ölmesine ya da sayılarının bir elin parmakları kadar olacak seviyeye gerilemesine neden olmaktadır.
Sucul ekosistemlere yönelik bu hasmane tutum, endemik türler için ciddi bir risk teşkil etmektedir. Hali hazırda koruma alanı ilan edilip herhangi bir deşarjın olmaması gereken bütün nehirler, kaynağındaki yaşanabilirliğini birkaç km içinde yitirmiş ve birer zehir kanalına dönüşmüş vaziyette. Ne bu nehirler ne de burada yaşayan endemik türlerin tek bireyini bile kaybetmeye tahammülümüz olmamalı.
Kazdağları Kardeşliği, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Çanakkale Bayramiç Ayazma‘da mermer ocağı projesi yapılmak istendiğini kaydetti.
Bayramiç Evciler Ayazma Tabiat Parkı‘na 1,4 kilometre uzaklığındaki bu projenin gerçekleşmesi durumunda, toplam 81 hektarlık ormanlık alanın yok olacağı da ifade edildi.
Fotoğraf: Kazdağları Kardeşliği
‘Günde 60 bin litre su kullanılacak’
Proje için “ÇED gerekli değildir” başvurusunun yapıldığı projeye dair, şu açıklamalar yapıldı:
İnanılmaz ama Bayramiç Ayazma’ya MERMER OCAĞI projesi yapılmak isteniyor!
Kazdağı Milli Parkı’nın yanıbaşında, Bayramiç Evciler Ayazma Tabiat Parkına 1.4 km uzaklıktaki bu proje gerçekleşirse toplamda 81 hektarlık ormanlık alan yok olacak!
Günde 60 bin litre su kullanılacak!
Yılda 225 bin ton pasa oluşacak!
Üstelik proje için ‘ÇED gerekli değildir’ başvurusu yapıldı!
Aklı başında bir insan böyle bir proje için başvuru bile yapmaz!
Hem proje sahibi Çan merkezli Nergis Mermercilik‘e, hem T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘na, hem T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na, hem de Balıkesir Valiliği‘ne sesleniyoruz; bu proje gerçekleşemez!”
Yapılan bir araştırma insan kaynaklı iklim kriziyle bağlantılı olarak gece sıcaklığının kuzey bölgelerinde de artmaya başladığını ortaya koydu.
Bilim dergilerinden Lancet‘te yayımlanan araştırmaya göre, dünyada bugüne kadar tropikal bölgelerde kaydedilen gece sıcaklıklarındaki artış, artık kuzeye doğru da yayılıyor.
‘Vücut soğuma şansı bulamıyor’
AA’nın aktardığına göre dünyanın farklı ülkelerinden 68 bilim insanının ortaklaşa gerçekleştirdiği çalışmaya ilişkin açıklamada, “Yükselen gece sıcaklıkları, vücudumuzun soğuma şansı bulamadığı anlamına geliyor” ifadesi kullanıldı.
Kanada İklim Atlası‘nda yer alan çalışmada da ülkede gündüz sıcaklıklarının arttığı, Ontario ve Quebec eyaletleri başta olmak üzere bazı bölgelerde gece sıcaklıklarının daha hızlı yükseldiği kaydedildi.
Söz konusu çalışmada, “Geceler, canlıların vücudunun soğuduğu, vücut ısısının dengelendiği zamanlardır. Vücudumuz, gece sıcaklıklarının yüksek olması halinde soğumaya vakit bulamayacaktır. Örneğin, kalp hastalığı veya astım gibi sağlık sorunları olan kişiler için bu son derece sorunlu ve potansiyel olarak ölümcül olabilir” değerlendirmesinde bulunuldu.
Fotoğraf: Shutterstock
‘Olağandışı meteoroloji olayı’
Bu arada bilim insanları topluluğu World Weather Attribution’ın son araştırmasında, Kanada’nın batı eyaletlerini etkileyen Kuzeybatı Pasifik’teki aşırı ısı dalgasının, “olağandışı şiddetli bir meteoroloji olayı” olarak değerlendirildiği ve 1000 yılda bir meydana geldiği belirtildi.
Aynı çalışmada, Kanada’nın doğusundaki bazı bölgelerde, 20 santigrat derece veya daha yüksek gece sıcaklıkları olarak tanımlanan sıcak hava dalgalarının ve tropik gecelerin de daha sık görülmeye başlandığı aktarıldı.
Sıcak gece sayısı artacak
Toronto’daki tropik gecelerin sayısı 1976-2005’e kadar yıllık ortalama 6,9 gün iken, iklim değişikliğiyle, karbon emisyonlarının önemli ölçüde azaldığı 2021-2050 dönemini kapsayan senaryoda, bu rakam yılda 17,6 gün olarak öngörüldü.
Ayrıca mevcut karbon emisyon oranlarının aynı şekilde devamı halinde, Toronto’daki ortalama tropik gece sayısının 2021’den 2050’ye kadar yıllık 20,6; 2051’den 2080’e kadar da yıllık 26,4 güne ulaşacağı tahmininde bulunuldu.
Fotoğraf: Shutterstock
‘Kanada’daki ısınma, küreselin iki katından fazla’
Kanada Çevre ve İklim Değişikliği Birimi araştırmacılarından Nathan Gillet, devlet radyo ve televizyon yayıncısı CBC’ye yaptığı değerlendirmede, “Kanada’da küresel ortalama ısınma rakamlarından daha büyük olan aşırı sıcaklarda artış görüyoruz. Ülkedeki ortalama ısınma, ortalama küresel ısınmanın yaklaşık iki katı. Aşırı sıcaklar da benzer oranda artıyor. Sadece maksimum sıcaklıklar değil, aynı zamanda minimum sıcaklıklar ve gece minimumları da artıyor” dedi.
Kanada’daki ortalama sıcaklıkların, normallerden 1,7 santigrat derece yüksek olduğunu söyleyen Gillet, bunun da ülkenin, gezegenin iki katından daha fazla ısındığını gösterdiğini kaydetti.
Macaristan‘da Başbakan Viktor Orban hükümetinin LGBTİ+’lara karşı politikaları, Budapeşte’de düzenlenen Onur Yürüşü ile protesto edildi.
Binlerce kişinin katıldığı eylemin gündeminde geçtiğimiz ay kabul edilen LGBTİ+ karşıtı yasa tasarısı vardı.
Budapeşte Onur Yürüyüşü Sözcüsü Jojo Majercsik bu yılki yürüyüşün yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda Orban’ın politikalarına bir tepki niteliğinde olduğunu söyledi.
Referanduma sunulacak
Euronews’in aktardığına göre haziran ayında parlamento tarafından kabul edilen yasa, eşcinsellik ve cinsiyet değişimini tasvir eden içeriklerin 18 yaşından küçüklere gösterilmesini yasaklıyordu.
Yasanın pedofiliye daha ağır cezalar öngören değişikliklerle sunulması ve hükümetin yasanın çocukları koruma kapsamında çıkarıldığını söylemesi, LGBTQ+ hakları savunucuları ve Avrupa Birliği tarafından tepkiyle karşılandı.
Ülkenin önde gelen LGBTİ+ hakları grubu Hatter’den bir sözcü ise yeni yasanın açık bir şekilde homofobik ve transfobik olmanın önünü açacağını söyledi.
Gelen tepkiler üzerine Orban hükümeti, yasanın referanduma sunulacağını açıkladı.