Köşe YazılarıManşetYazarlar

Gediz’i kim kurtarır?

Marmara Denizi‘nde yaşanan son müsilaj krizi akarsu, göl ve denizlerimizdeki yıldan yıla artan kirlilik sorununun tekrar kamuoyunun gözleri önüne serilmesine ve tartışılmasına yol açıyor. Artık turizm sektörü temsilcileri, sahil kentlerinde yaşayanlar her sabah denize korku ile bakıyorlar. Bu korkunun somut bir şekilde yaşandığı bölgelerin başında ise Ege sahilleri geliyor. Ege sahillerinde de kirlilik açısından dikkatler özellikle Gediz, Büyük Menderes ve Küçük Menderes nehirlerinin Ege Denizi’ne açıldığı bölgelerin üzerinde… Çünkü her üç nehir de her gün düzenli olarak bölgenin Kütahya, Manisa, Uşak gibi, iç yerleşimlerinin arıtılmamış kentsel ve endüstriyel atıklarını Ege Denizi’ne taşıyor.

Bu nehirlerden en büyüğü Gediz. Tam 401 kilometre uzunluğundaki nehir, Kütahya ili sınırları içindeki Murat ve Şaphane dağlarından doğuyor. Kütahya, Uşak ve Manisa illerini geçtikten sonra ise Foça tepelerinden İzmir Körfezi‘nin kuzeyine dökülüyor. Kızılırmak’tan sonra kendi topraklarımız içinde denize kavuşan ikinci uzun nehir olan Gediz; antik dönemden bugüne gelen adıyla Hermos… Denize kavuştuğu Foça’daki nokta ise nehrin orijinal İzmir Körfezi’ne döküldüğü nokta değil. Nehrin eski ağzının Karşıyaka’nın batısında, günümüzdeki Mavişehir’in olduğu bölgenin civarında olduğu biliniyor.

1886 yılında Gediz’in körfeze açıldığı noktanın iç körfezin nehrin getirdiği alüvyonlarla daha fazla dolmaması için değiştirilmesine karar verilmiş ve bu karar Osmanlı İmparatorluğu‘nun en büyük suyolu projesi olarak 1889’da uygulanmış. Böylece o dönemde nehrin getirdiği tarım kaynaklı atıklar ve alüvyonun iç körfeze dökülmeden, akıntılarla orta ve dış körfeze ulaşması sağlanmış. Günümüzde bu atıklara Gediz havzası boyunca kurulu organize sanayi bölgelerinin (OSB) endüstriyel atıkları ve bölgedeki her geçen gün daha da kalabalıklaşan yerleşimlerin kentsel atıklar da eklenmiş durumda.

Üç büyükşehir, 22 ilçe, 12 OGS’nin atıksuları arıtılmadan havzaya akıyor

401 kilometre uzunluğundaki Gediz Nehri diğer yandan 17.500 km²’lik bir havzaya sahip. Havza ülkemiz yüzölçümünün % 2.17’sini oluşturuyor. Bu havzada üç büyükşehir, 22 ilçe ve 12 organize sanayi bölgesi yer alıyor. Kentsel ve endüstriyel atık suların çok önemli bir bölümü arıtılmadan bu nehre ve kollarına boşaltılıyor. Bu nedenle doğduğu Murat Dağı’nda içilecek nitelikte olan Gediz’in suyu Foça’da Ege Denizi’ne vardığı noktada, hiçbir alanda kullanılamayacak su özelliğine geliyor. Yani IV. sınıf su niteliğine düşüyor ve neredeyse simsiyah akıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan “Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planı”na göre havzadaki kirlilik için baskı unsurlarının başında organize sanayi bölgeleri, sulu tarım gibi tarımsal faaliyetler, evsel atıksu deşarjları, alabalık çiftlikleri ve kum ocakları geliyor.

Bu rapora göre,  havzanın genelinde oluşan toplam atıksu miktarı günlük yaklaşık 278 bin m³… Bu toplam atıksu miktarının yaklaşık 158,000 m³/gün’ü evsel nitelikli olup, bu miktarın yaklaşık 66,000 m³/gün’ü arıtılmadan Gediz’e boşaltılıyor. Atıksu miktarının yaklaşık 120,000 m³/gün’lük kısmı ise endüstriyel atıksu… Bunun 23,000 m³/gün kadarı arıtılmıyor. Kritik nokta ise şu ki, aslında arıtıldığı iddia edilen endüstriyel atıksuyun neredeyse tamamına yakını arıtılmadan Gediz’e veya kollarına boşaltılıyor. Organize sanayi bölgelerinin, endüstriyel tesislerin elektrik parası ödememek için atıksu arıtma tesislerini çalıştırmadığı uzun yıllardır herkesin bildiği bir ‘sır’

Hatta endüstriyel üretimleriyle para kazanan sermaye sahipleri hiç çekinmeden çok sayıda bürokratın da katıldığı toplantılarda doğa ve insana karşı yerine getirmek zorunda oldukları ve yasal zorunlulukları olan atıklarını arıtma gereğini yerine getirmeyeceklerini, hiç çekinmeden arıtma tesislerinin elektrik faturalarının halkın cebinden sübvanse edilmesi gereğini de söylemişlerdi. Bu herkesçe çok iyi bilinen sır bayram tatili öncesi Gediz havzasına bir gezi yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından da bir kez daha yüksek sesle dillendirildi.  Dört günlük gezisinin sonunda mevcut atıksu tesislerinin de elektrik giderlerinden kaçınmak için sahipleri tarafından çalıştırılmadığını söyledi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı…

Gediz Havzasında deşarj edilen atıksuyun illere göre dağılımı (Grafik, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan ‘Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planından alınmıştır)

Peki, Gediz için nasıl çözüm bulunacak? Görüldüğü gibi havzanın kirlilikten korunması tek başına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın altından kalkamayacağı kadar büyük ve karışık… Ayrıca yasalarımızda üç büyükşehir ve 22 ilçe belediyesinin yer aldığı 17.500 km²’li,k bir havzada tek bir büyükşehir belediyesine yasal sorumluluk vermiyor. Gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan ‘Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planını’ gerekse Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’ne (TÜBİTAK-MAM) 2018 yılında hazırlatılan “Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı” dikkatle okunduğunda havzadaki kirlik sorunun kamuoyunda bilinenden daha ciddi olduğu ve gerek Ege Bölgesi için gerekse Ege Denizi açısından çözümünün acil olduğu görülüyor. Her iki raporda havzadaki kirlilik sorunun çözümü için iki bakanlığı işaret ediyor; Çevre ve Şehircilik bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı… Bu iki bakanlığın koordinasyonunda bir an önce bölgedeki illerin valiliklerinin, büyükşehir belediye başkanları ile il ve ilçe belediye başkanlarının ve bölge üniversitelerinden akademisyenlerin bir araya gelmesi şart. İlk adım da yapılması gereken ise bölgedeki sayıları 12’yi bulan OSB’lerin atıksu arıtma sistemlerini sağlıklı olarak çalıştırmalarının sağlanması, atıksu arıtma sistemleri bulunmayanların ise bu sistemlerini yapıncaya kadar çalışmalarının durdurulması geliyor. Ayrıca tüm yerleşimlerin kentsel atıksu sistemlerinin de çalışır durumda olması gerekiyor.

Bakanlıklar ve belediyeler işbirliği yapmalı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın elinde şu andaki durumuyla gerek OSB, gerekse kentsel yerleşimlerin atıksu arıtma tesisleri açısından durumunu ortaya koyan veri mevcut. İkinci adımda ise özellikle Tarım ve Orman Bakanlığı’nın koordinasyonunda bölgedeki sulu tarım, kullanılan pestisitler, alabalık çiftlikleri ve tarıma dayalı endüstri mercek altına yatırılmalı…

Gediz Havzası ve yerleşim yerleri (Harita, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan ‘Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planından alınmıştır)

Bu arada her şeyden önce ise bazı yerel yöneticilerimizin zihniyetlerini değiştirmeleri, insanların sağlıklı bir çevrede yaşam haklarına saygı duymaları şart.  Kamuoyuna yansıyan atıksu arıtma tesisi olmayan ve Gediz Havzası’na atıklarını hiç arıtmadan boşaltan bir OSB’yi savunan bir ilçe belediye başkanının görüntüleri Gediz için, Büyük Menderes için, Küçük Menderes için, Ergene için; burada isimlerini sayamadığım kirliliğin pençesindeki tüm akarsularımız için umut kırıcıydı…