Ana Sayfa Blog Sayfa 1361

Cumhurbaşkanlığında mobbing ve cinsiyetçi müdahale

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı‘na bağlı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nde “evrak personeli” olarak çalışırken mobbinge uğradığını ve cinsiyetçi müdahaleyle de karşılaştığını iddia eden Esra Sarı, bayram dönüşü işten çıkarıldı.

Alican Uludağ‘ın DW Türkçe‘deki haberine göre, yargıya taşınan olayda,  Naci Ağbal‘ın Strateji ve Bütçe Başkanlığı’ndan ayrılarak Merkez Bankası Başkanlığı’na atanmasının ardından, yaklaşık dört yıldır Cumhurbaşkanlığı’nda “evrak personeli” olarak çalışan Esra Sarı, iş yerinde sorunlar yaşamaya başladı. Aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkan Yardımcısı da olan Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü Abdullah Rıdvan Ağaoğlu, Sarı’yı önce “temizlik personeli” olarak görevlendirdi. Ancak Sarı, altı ay içinde sağ kolundaki engeli nedeniyle görevini yapamaz hale geldiğini belirterek hastaneden sağlık raporu aldı. Sincan Devlet Hastanesi‘nden alınan yüzde 3 engelini gösteren raporu kuruma sunan Sarı, ertesi gün 3,5 yıldır yaptığı göreve döndü.

Aile Mahkemesi’nden koruma ve uzaklaştırma kararı

Sarı’nın sorunlar yaşadığı süreçte bağlı olduğu Genel Müdür Ağaoğlu’nun kendisine Daire Başkanı’nı göndererek “Kıyafetine dikkat et, saçlarını topla, çok güzel bir bayansın dikkat çekiyorsun, makyaj yapma Genel Müdürümüz böyle istiyor” diye uyardığı da ortaya çıktı. Sarı, yaşadığı baskıların ardından mayıs ayının sonunda mahkemeye başvurdu. Ankara 1. Aile Mahkemesi de talep üzerine 11 Haziran 2021 tarihinden geçerli olmak üzere Sarı’ya üç ay süreyle koruma kararı verdi; Genel Müdür’ün bu süreçte Sarı’ya yaklaşmamasına hükmetti.

Ancak Ağaoğlu’un itirazı üzerine koruma kararı bir gün sonra kaldırıldı. Mahkeme, gerekçesinde bu sorunun “iş yerinde çözümlenmesi gereken bir konu” olduğunu belirtti.

Esra Sarı, bayram sonrası işten çıkarıldı

 

Sarı, bu kez Genel Müdür’den baskı görmeye başladığını belirterek Çalışma Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi‘ne (CİMER) de şikâyette bulunarak şu iddialara yer verdi:

Tüm şikayetlere ret

“Salgın sürecine rağmen dokuz yaşındaki kızımı evde tek başına bırakarak dokuz hekim raporlu belgemi sundum. Engel durumuma rağmen mobbing yaparak beni istifaya zorluyor. Benimle aynı sözleşmeyi imzalayıp işe girenleri memur gibi masa başı çalıştırıyor. Bir Genel Müdür’ün bir bayan işçiyle bizzat neden bu kadar uğraştığını hem eşime hem de kurumumda soranlara izah edemez oldum. ‘Buranın Cumhurbaşkanı da Başkanı da benim’ diyerek çalışanları ekmeğiyle tehdit ediyor”

Bu başvurulardan sonuç alamayan Esra Sarı, Ağaoğlu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na kendisine mobbing ve psikolojik baskı yaptığı iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu dilekçesinde “Son bir yıldır beni göz hapsine aldı” diyen Sarı, asansörde karşılaştığı Ağaoğlu’nun kendisine “Sen beni nasıl şikayet edersin, Bunun hesabını sana ödeteceğim” dediğini iddia etti. Ancak savcılık, iddiaların soyut olduğunu savunarak başvuruyu işleme koymama kararı aldı.

Bayram dönüşü işten atıldı

Bu arada kurum Sarı’dan mesaiye geç geldiği gerekçesiyle savunmasını istedi. Sarı, tutanaklara geçen savunmasında şunları kaydetti:

“Eğitim Daire Başkanı Fatoş Arman’ı benimle konuşması için görevlendirmiş, Arman ilkokul çocuğuna terbiye verir gibi ‘forma giy, uzun yelekler giy, kıyafetine dikkat et, saçlarını topla, çok güzel bir bayansın dikkat çekiyorsun, makyaj yapma Genel Müdürümüz böyle istiyor’ demiştir. Kıyafetime karışacak kadar ileri gidilmiştir. Ben kimsenin konu mankeni değilim. Asansörden inip çıkarken beni görme isteği, giriş-çıkış takibimi bizzat yapması, kıyafetime müdahale etmesi, amirlerim aracılığıyla baskı kurdurması… Bir Genel Müdürün sürekli işçi bir bayanı bizzat takip etmesi, kontrol altında tutmasının gayesi nedir? Şefin yapması gereken takip ve kontrolün Genel Müdürün yapmasının izahı nedir?”

Mesai saatine geç geldiği ve mesaisini aksattığı gerekçesiyle hakkında 15 Haziran’da iki günlük yevmiye kesinti cezası verilen Sarı, kesintiye itiraz ederek şikayet dilekçesinde Genel Müdür’ün cinsiyetçi yaklaşımının karşılık bulmamasının vermiş olduğu husumetle ceza verildiğini öne sürdü.

Dokuz günlük Kurban Bayramı tatiline çıkan Esra Sarı, 26 Temmuz Pazartesi günü iş başı yaptı, ancak Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından sözleşmesinin feshedildiğini açıkladı. Sarı buna karşı da dava açacağını belirtti.

Ağaoğlu’ndan suçlamalara ret

Genel Müdür Abdullah Rıdvan Ağaoğlu da hakkındaki iddialarla ilgili olarak , Sarı’nın sözleşmesi gereğince yapması gereken görevlerini yapmamakta direnmesi sebebiyle hakkında disiplin süreçleri işletildiğini savundu. Hakkındaki iddiaları “iftira” ve “çarpıtma” olarak değerlendiren Ağaoğlu, Aile Mahkemesi’nin kendisine savunma hakkı tanımadan veya araştırma yapmadan uzaklaştırma kararı verdiğini ileri sürdü.

 

Bayram tatilinin ardından İstanbul: Parklardan 817 ton çöp toplandı

Pandemi ile birlikte ilginin arttığı İstanbul‘daki parklar, Kurban Bayramı ve devamındaki hafta sonu tatilinde de yoğun ziyaretçi aldı. Tatil bitti, insanlar işlerine geri döndü, ancak geride bir çöp dağı kaldı.

İBB Ağaç ve Peyzaj A.Ş. tarafından paylaşılan bilgide normal günlerde İstanbul’daki yeşil alanlarda bir haftada ortalama 230 ile 250 ton toplanırken, Bayram tatilinde bu sayının 817 tona çıktığı belirtildi.

İBB Ağaç ve Peyzaj A.Ş Avrupa Yakası Yeşil Alanlar 1’inci Bölge Şefi Zehra Turhan DHA’ya yaptığı açıklamada “İstanbul’daki bütün yeşil alanlarda temizlik yapmaktayız. 4 günlük bayram tatili ve 2 günlük hafta sonu tatilinde Anadolu Yakası toplamda 315 tondan fazla, Avrupa Yakası 500 tondan fazla çöpü bertaraf ettik. Bu veriler daha önceki haftalara baktığımızda yüzde 100 artışı göstermektedir” dedi.

’24 saat çalışma sistemine geçtik’

Avrupa Yakası’nda 34 milyon, Anadolu Yakası’nda 23 milyon metreküp alanda temizlik ve bakım çalışmaları yürüttüklerini belirten Turhan, “Sahil kesimlerimiz perşembeden başlamak üzere büyük bir kullanım artışına uğradı. Normalde 8-5 çalışmakla yükümlü olduğumuz alanlarda artık 24 saat vardiya sistemi ile çalışıyoruz. Mobil ekip ve temizlik elemanlarımızı arttırdık” ifadelerini kullandı.

Turhan, “Biz temizlik yapmadığımız durumlarda bizim çöplerimiz denizlere, yollara ve sahillere gitmekte” ifadelerini kullandı.

‘İnsanlardaki bilinci artırmak lazım’

Kazlıçeşme Parkı’nda yürüyüş yapan İlayda Yıldırım “İnsanlar çöpleri hep yere atıyorlar. Biz hiç atmadık atanları uyarıyoruz, uyardık diye ağır tepkiler alıyoruz. Bize ‘Size ne oluyor? Siz kimsiniz, karışamazsınız, biz özgürüz’ diyorlar. Ben mesela çöpe ulaşana kadar, elimde taşıyorum, yere atmamam gerektiğini biliyorum” dedi.

Kazlıçeşme Parkı’nda vakit geçiren Vedat Arıkan ise “Biz de pikniğe gidince görüyoruz, maalasef insanlarımız, yediklerini içtiklerini çöp tenekesine atmak yerine oldukları yere bırakıyorlar. Yani bu insanın kendisiyle alakalı, ben ortaokula giderken, kağıt parçaları gezdirirdim cebimde bir çöp bulayım da atayım diye. Bilinç önemli çalışma oluyor, kamyonlar çalışıyor, sokaklar temizleniyor ama insanımızdaki bilinci arttırmak lazım” şeklinde konuştu.

Araştırma: İki doz CoronaVac’tan altı ay sonra antikorlar önemli ölçüde düşüyor

Çin‘de yapılan bir laboratuvar çalışması, Sinovac şirketinin koronavirüse karşı geliştirdiği CoronaVac aşısının oluşturduğu antikorların, çoğu kişide ikinci dozdan altı ay sonra önemli ölçüde düştüğünü gösterdi.

CoronaVac,  Türkiye’de aşılama programında kullanılan ilk aşı olmuştu.

18-59 yaş arası sağlıklı yetişkinlerden alınan kan örneklerinin incelendiği araştırma pazar günü yayımlandı. İki ya da dört hafta arayla iki doz aşı uygulanan katılımcılardan sadece sırasıyla yüzde 16,9’u ve yüzde 35,2’si, ikinci dozdan altı ay geçtikten sonra hastalığı önleyecek düzeyde antikora sahip olduğu görüldü.

Bu veriler, her birinde en az 50 kişinin olduğu iki grup katılımcıdan alınan örneklere dayanıyor. Toplam 540 kişiye de ya üçüncü doz aşı ya da boş aşı (plasebo) verildi.

Antikorlarda düşüşün aşının etkinliğini nasıl etkileyeceğinin net olmadığını kaydeden araştırmacılar, bunun nedeni olarak da Covid-19’un neden olduğu hastalığı engellemesi için gereken antikor seviyesini bilim insanlarının kesin olarak henüz bilmemesini gösteriyor. 

İki doz CoronaVac olanlara üçüncü doz

Çalışmada, “Kısa ve orta vadede, daha fazla kişiye CoronaVac aşısının iki dozunun da uygulanması öncelik olmalı” denildi.

Delta varyantına karşı Sinovac’ın ürettiği CoronaVac aşısının koruyuculuğuna dair endişeler nedeniyle, aralarında Türkiye’nin de olduğu bazı ülkeler, üçüncü doz aşı uygulamaya başladı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Üçüncü doz aşının hangi aşı türü ile olduğunun herhangi bir kısıtlamasının ya da önceliğinin” olmadığını açıklasa da aşı programlarında üçüncü doz Sinovac randevusu açılmadığı için bu dozlar BioNTech aşısı olarak uygulanıyor.

Endonezya ve Tayland da daha bulaşıcı Delta varyantına karşı koruyuculuğuna dair endişeler nedeniyle iki doz Sinovac aşısı olmuş kişilere sırasıyla Moderna ve Pfizer/BioNTech aşı olma hakkı getirdi.

Çalışmada ayrıca, ikinci dozdan altı ay sonra üçüncü doz Sinovac aşısı yapıldığında, ikinci dozdan dört  hafta sonraki duruma kıyasla bazı katılımcılarda 28 gün sonra 3-5 kat fazla antikor geliştiği gözlemlendi.

Araştırmacılar çalışmanın daha bulaşıcı varyantlara karşı antikorların etkinliğini ölçmediğine ve üçüncü dozdan sonra antikorların ne kadar süreyle devam ettiğini belirlemek için daha fazla çalışma gerektiğine dikkat çekti.

Almanya’daki kimya tesisinde patlama sonrası uyarı: Evden çıkmayın, camlarınızı kapatın

Batı Almanya’daki bir kimya tesisinde meydana gelen büyük patlama ve akabinde çıkan yangında en az ikisi ağır olmak üzere birçok kişi yaralandı. Beş kişiden ise haber alınamıyor.

Almanya Federal Sivil Koruma ve Afet Yardımı Dairesi‘nden (BBK) yapılan uyarıda atık bertaraf tesisindeki patlamadan sonra çevre sakinlerinin evlerinde kalmaları istendi.

Olay, Köln‘ün kuzeyindeki Leverkusen‘deki Chempark sahasında yer alan bir atık bertaraf tesisinde sabah 09.40 sıralarında meydana geldi. Chempark-Currenta operatörleri, patlamanın nedeninin henüz tespit edilemediğini açıkladı.

https://twitter.com/PriapusIQ/status/1419940539240169480

Evden çıkmama uyarısı

Currenta tarafından yapılan açıklamada birkaç çalışanın yaralandığı ve bunlardan ikisinin durumunun ağır olduğu belirtildi. Açıklamada “Şu anda tedavi görüyorlar” ifadeleri kullanıldı.

Patlamanın ardından yakıt depolama alanında yangın çıktığı belirtilen açıklamada “Leverkusen sakinlerinden önlem olarak kapalı odalarda kalmaları, klimaları kapatmaları ve pencere ve kapıları kapalı tutmaları isteniyor” denildi.

The Local’ın aktardığına göre Köln kentindeki polisler meydana gelen büyük hasar nedeniyle Leverkusen bölgesindeki birkaç otoyolu trafiğe kapattıklarını duyurdu.

https://twitter.com/disclosetv/status/1419939536075886592

Pencereler sarsıldı

Mahalle sakinlerinden bazıları patlamanın her yerden duyulabildiğini söylerken bazıları da patlamanın şiddetiyle pencerelerinin sarsıldığını aktardı.

Almanya’nın en kalabalık Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde bulunan Leverkusen, yaklaşık 163 bin kişiye ev sahipliği yapıyor. Köln’e yaklaşık 20 km uzaklıkta.

Aralarında Bayer, Evonik Industries ve Lanxess de dahil olmak üzere birçok tanınmış şirketin bulunduğu Leverkusen’in Bürrig semtindeki kimyasal tesisten yükselen dumanın birçok fotoğrafı sosyal medyada paylaştı.

BAGFAŞ’ın kapatılma kararına mahkeme engeli

Marmara Denizi‘ne bıraktığı atıklar nedeniyle gündeme gelen Bandırma Gübre Fabrikaları‘nın (BAGFAŞ), kapatma kararına karşı açtığı davada mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Balıkesir Valiliği 10 Haziran’da yaptığı açıklamada işletme bünyesindeki kıyı tesisinde depolanan kükürt maddesinin denize atıldığının tespit edildiğini belirtmişti.

Açıklamada şirkete 1 Haziran’da 96 bin 561 lira, daha önce de biri 2018, diğeri ise 2020 yılında olmak üzere üç kez ceza uygulandığı belirtilmişti.

Bakanlıktan faaliyet durdurma kararı

Bunun üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, harekete geçmiş ve BAGFAŞ’ın, faaliyetlerinin firmanın 19 bin 385 ton sıvı amonyağı bitirmesi ve 428 bin ton ihracatı yapması için faaliyetlerinin 50 gün sonra durdurulacağını söylemişti.

Ancak BAGFAŞ, Kamuoyu Aydınlatma Platformu (KAP) aracılığıyla yaptığı açıklamada, şirket yönetiminin, karara karşı yasal haklarını kullanacakları bilgisini paylaşmıştı.

Şirket dava açtı

BAGFAŞ, idari para cezası ve tesis faaliyetlerinin durdurulması idari işlemlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle  9 Temmuz 2021 tarihinde İdare Mahkemesi’ne dava açtı.

Balıkesir 1. İdare Mahkemesi bakanlıktan aldığı savunmanın ardından idari yaptırım kararının yürütmesinin durdurulmasına karar verdi. BAGFAŞ’ın açıklamasına göre karar şirket avukatlarına 16 Temmuz 2021 tarihinde tebliğ edildi.

Almanya’da ‘infaz listesinde’ adı bulunan yazar Gökhan Yavuzel saldırıya uğradı

Söz konusu liste, geçtiğimiz hafta Alman polisi ve yetkilileri tarafından da doğrulanmıştı.

Saldırıya uğradığını sosyal medya hesabından duyuran Yavuzel, karakoldaki ifadesininin ardından evine bırakıldığını ve sırtında morluklar olduğunu belirtti. Yavuzel, “İsimlerimizi medyaya ‘infaz listesi’ olarak hedef gösteren dalkavuklar; bunun bedelini elbet ödersiniz” diyerek saldırıya tepki gösterdi.

https://twitter.com/YavuzelGokhan/status/1419741621621510151

‘Türkçe konuşup küfrediyorlardı’

‘Saldırıya ilişkin Artı Gerçek’e açıklama yapan Yavuzel, yaşadığı bölgeye yakın bir parkta saldırıya uğradığını ve polislerin de burada olduğunu bildiğini kaydetti. Yavuzel, saldırı anını şöyle anlattı:

“Saldırıyı, parktaki kör bir noktada yaşadım. Önce arkadan bir yumruk geldi ve görebildiğim kadarıyla dört kişiydiler. Yere düştüğümde sırtıma vurmaya başladılar. Kendimden geçtim bir süre. Her biri küfür ediyordu, Türkçe konuşuyorlardı. ‘Sıra diğerlerine de gelecek’ gibi tehditlerde bulundular. ‘Vatansızlar, şerefsizler’ diye küfürler ve hakaretler ettiler. ‘İstesek hepinizi öldürürüz bu size az bile’ dediler. Ben yere düştüğümde şiddetli bir yumruk aldım gözüme. Sonra sol kaşıma bir yumruk aldım. O an kendimi iki elimle kafamı korudum. Ellerinde küçük bir sopa vardı.”

Alman hükümeti: Farklı listeler var

Gazeteci Erk Acarer’e yapılan saldırının ardından Alman polisi Artı Gerçek ve Artı TV Genel Yayın Yönetmeni Celal Başlangıç’ın Köln’de yaşadığı eve giderek can güvenliğinin tehlikede olduğu konusunda kendisini uyarmıştı.

Alman Gazeteciler Sendikası (DJV) da polis kaynaklarından aldıkları bilgiye göre, Türkiyeli muhaliflerden oluşan ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu 55 kişilik bir infaz listesi bulunduğunu kaydetmiş ve bu kişilere yönelik artan tehdit, taciz ve saldırılar karşısında hükümeti harekete geçmeye çağırmıştı.

Bugün de Federal hükümet, ülkedeki Türkiyeli gazetecilerin isimlerinin yer aldığı infaz listeleriyle ilgili bir açıklama yaptı. İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Helmut Teichmann, Sol Parti Milletvekili Helin Evrim Sommer‘in soru önergesine verdiği yanıtta “Şu anda Türk hükümetine eleştirel yaklaştığı varsayılan kişilerin isimlerinin olduğu farklı listeler olduğuna dair işaretler bulunmaktadır” dedi. Açıklamada federal hükümetin elinde somut bir liste bulunmadığı, konuyla ilgili incelemenin derinleştirildiği belirtildi.

Balık ekmek yemekle olmaz, Marmara’nın suyunu için!-Mehveş Evin

Cahit Aral, 1986 Çernobil faciasından sonra “çayda radyasyon yok” diye kameraların önünde çay içmişti.

Çevre Bakanı Murat Kurum ve Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli de Marmara Denizi’nin ne kadar temizlendiğini göstermek için balık ekmek yedi. (14 Temmuz 2021)

Tabii ki bu iki çevre felaketi karşılaştırılamaz. Fakat hem insan kaynaklı olmaları, hem de siyasetçilerin halkı ikna etmek için başvurduğu yöntem açısından bu örneği verdim. Üstelik Çernobil’in etkilerini bugün hala tam olarak bilmiyoruz. Müsilajla ilgili araştırmalar ise daha yolun başında.

Bakan Kurum, hem “çalışmaların tamamlanması” için 2021 sonunu işaret ediyor hem de “denize girin, balık yiyin” diyebiliyor.

Ne yazık ki müsilaj felaketini balık yemek, denize girmek, denizin yüzeyini temiz görmeye indirgemek, bu büyük ekolojik krizi durdurmanın önündeki en büyük engel.

Nitekim Kurum, “Marmara Denizi’nde ilk 20 metrede artık müsilajın yok” açıklamasını yaptıktan bir hafta sonra, Çanakkale Boğazı’ndan, Saroz’dan müsilaj görüntüleri geldi. Diplerde mercanların, balıkların, deniz canlılarının yürek parçalayan görüntüleri paylaşıldı.

Bu arada Marmara Denizi Eylem Planı Koordinasyon Kurulu, ikinci kez toplandı. Anlaşılan o ki Kurul, Ergene ve diğer büyük sanayi/endüstriyel kirleticilerden uzak durup kentsel atıksu arıtma tesislerine odaklanmış durumda…

Ergene ve büyük kirleticilerden ses yok

Buna da şükür diyeceğiz ama, diyemiyoruz… Zira Kurul’da İstanbul ve Tekirdağ Valileri’nin olduğunu, aynı valilerin Ergene’den Marmara’ya deniz deşarjı yapan şirketin kurucusu ve yönetmininde olduğunu, bölgedeki büyük sanayicilerin ortaklığını açıklasak da şimdiye kadar Ergene’ye dair hiçbir açıklama yok.

Bunun yerine, rakamlarla bezeli, ama içeriği meçhul bir takım bilgiler paylaşıldı:

  • Bakan, 445 evsel, kentsel ve endüstriyel atık su arıtma tesisinin ancak 211’inin incelendiğini söyledi. Peki bunlar hangileri, nasıl arıtma yapılıyor? Bilinmiyor.
  • Kurulun yaptığı –aslında Çevre Bakanlığı’nın halihazırda yapmakla yükümlü olduğu denetimler sonucunda 175 işletme ve 11 gemiye para cezası kesildiği açıklandı. Peki bunlar hangi işletmelerdi, cezalar caydırıcı mı, yoksa “pahalı” bulunan arıtmalardan yine kaçınılacak mı, bilmiyoruz.
  • Ayrıca 52 işletmenin faaliyeti durduruldu. Bunların arasında devletin de ortak olduğu, en büyük kirletici Ergene Derin Deniz Deşarjı AŞ elbette yok.

KBB: Endüstriyel atık miktarı ne kadar, bilmiyoruz

Geçen hafta İSKİ’nin İstanbul’un atıksuyuyla ilgili verdiği bilgileri paylaştım. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden gelen bilgiler de şöyle:

  • 2020 yılı için arıtılan atıksu miktarı 159106.802 m3 Belediye, yüzde 65’inin ileri arıtma (azot+fosfor giderimi) kalan yüzde 35’lik kısmının da biyolojik arıtma ile arıtıldığını belirtiyor
  • Ancak Belediye, Kocaeli’nde bulunan “14 adet organize sanayi bölgesi, 5 adet teknopark ve 2 adet serbest bölge ile tekil olarak arıtma yaparak alıcı ortama deşarj yapan fabrikaların denetimleri”nin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne bağlı olduğunu açıkladı: “Kocaeli’nin endüstriyel atıksu miktarı ile ilgili bilgi mevcut değil”
  • Kocaeli Belediyesi, haricindeki tüm atıksuları arıtarak denize boşalttığını söylüyor: “Plajyolu ve Karamürsel Atıksu Arıtma Tesislerimizde atıksu arıtıldıktan sonra Marmara Denizine derin deniz deşarjı ile verilmektedir Diğer tesislerimizin arıtılmış su deşarjları tesis yakınından geçen derelere yapılmaktadır”
  • İş dönüyor dolaşıyor, yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlanıyor Denetimler sürekli, habersiz, bağımsız, caydırıcı olmadığı sürece verilen bilgilerin anlamı yok. Deniz deşarjı yapılan yerlerden, derelere bırakılan atıksu noktalarından bir bardak su içmeye ne dersiniz?

(Bu yazı ilk kez Artı Gerçek’te yayımlanmıştır)

Tiktok’tan seslerini duyuran Türkiyeli işçiler The Guardian’da

Çalışma alanlarından çekilmiş videoları TikTok’ta paylaşarak viral olan Türkiyeli işçiler The Guardian’da haber oldu.

Viral olan videolarda tarım işçileri mezuniyet töreninde olduğu gibi hasat sonunda kovalarını havaya atıyor. Bir şantiye peruk olarak kenevir telleri takan ve mikrofon yerine plastik boru parçalarına şarkı söyleyen işçilerle bir konser salonuna dönüşüyor.

Elif İnce imzalı haberde “Uygulamanın meydan okumalar, dans ve komedi gibi temel öğeleri bol. Ancak eğlencenin ortasında, korkunç çalışma koşullarının eleştirisini kaçırmamak zor” denilerek videoların kötü çalışma koşullarını ne ölçüde yansıttığına odaklanılıyor.

İşçiler için en kötü 10 ülke içerisinde

Keza, Türkiye, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu‘nun 2021 Küresel Haklar Endeksi‘ne göre üst üste altı yıldır işçiler açısından dünyanın en kötü ilk 10 ülkesinde yer aldı.

2016 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a yönelik darbe girişimi ve ardından ilan edilen olağanüstü hal sonrasında işçilerin koşulları giderek kötüleşti. Pandemi ise binlerce sendikalı işçiyi işten çıkarmak için bir bahane vermiş oldu.

‘Hakkımızı savunacak kimsemiz yok’

Günlük 8-12 Euro’ya mercimek toplayarak geçimini sağlayan, geceleri çadırda ve sıcak suya erişimi olmadan kalan Ahmet İstek, The Guardian’a verdiği demeçte şunları söyledi:

Bizim sendikamız yok, sigortamız yok, hakkımızı savunacak kimsemiz yok. Bu yüzden TikTok’u çalışma koşullarımızı eleştirmek ve geçimini sağlamanın ne kadar zor olduğunu göstermek için kullanıyoruz.

İnşaat en ölümcül sektörlerden

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre 2020 yılında en az 2 bin 427 iş cinayeti sonucunda yaşamını yitirdi. Üstelik bu sayı arasında mesleki hastalıkların neden olduğu ölümler sayılmıyor.

İnşaat ise en ölümcül sektörlerden biri. Bir videoda bir işçinin arka planda Kürtçe müzik çalarken ve herhangi bir güvenlik ekipmanı olmadan bir binanın iskelesinin altıncı katından sadece 15 saniyede indiği görüntüleniyor.

Başka videoda ise yeni tamamlanmış yüksek bir bina üzerinde çalışan ve üzerinde durduğu iskeleyi söken bir işçi görüyoruz. Kask yerine kapüşonlu ve ipe bağlı olmayan koşum takıyor.

Orta sınıfı el emeğinin gerçeğiyle yüzleştiriyor

İSİG araştırmacısı ve Mimar Sinan Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğretim üyesi Aslı Odman, TikTok’un Türkiye’nin orta sınıfını ilk kez “el emeğinin gizli gerçekleriyle” karşı karşıya bıraktığını söyledi.

Odman açıklamasında “Bu işçiler yeni işçi sınıfının büyük bir kısmını oluşturuyor. Gençler, hepsinin akıllı telefonları var ve beğeni almak istiyorlar” dedi.

Online sergi yapıldı

Türkiye, yaklaşık 19,2 milyon kullanıcısıyla TikTok’un en büyük kullanıcı tabanlarından biri. Algoritması, bir avuç takipçisi olan bir işçinin gönderilerinin “keşfet” sayfasına gelmesi durumunda milyonlara ulaşmasına izin verebiliyor.

Geçtiğimiz yıl uygulamada çalışanların gönderileri popüler olmaya başlayınca, İstanbul’daki sanat galerisi Karşı Sanat bu durumu fark etti ve online sergi için derleme yaptı.

Küratörlerden Ozan Çağlar, ekibin videoların diline hayran kaldığını belirterek, “Kurmaca ile belgesel arasında bir geçiş. TikTok’taki çalışanlar, Instagram’da reklamı yapılan bu kot pantolonların nasıl yapıldığını ortaya koyuyor” dedi.

 

Libya açıklarında göçmen botu battı: En az 57 kişi öldü

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Akdeniz‘de Libya açıklarında bir botun batması sonucu en az 57 göçmenin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Birleşmiş Milletler‘e bağlı örgütün sözcüsü Safa Msehli tarafından yapılan açıklamaya göre, Libya’nın liman kenti Al Khums açıklarında düzensiz göçmenleri taşıyan bir bot alabora oldu.

En az 20 kadın ve iki çocuk da kayboldu

Msehli, balıkçılar ve sahil güvenlik tarafından kıyıya getirilerek kurtarılan göçmenlerin aktarımına göre, boğulanlar arasında en az 20 kadın ve iki çocuğun olduğunu söyledi.

Her yıl, özellikle Afrika ülkelerindeki yoksulluk, kuraklık çatışmalar ve diğer nedenlerden dolayı, Libya üzerinden Akdeniz’e açılarak Avrupa’ya ulaşmaya çalışan binlerce düzensiz göçmen, dünyanın gözü önünde yaşanan bu trajedide yaşamlarını yitiriyor. 

Araştırma: Kalp hastalığı olanların az miktarda içki içmesi yeniden hastalanma riskini azaltıyor

Birleşik Krallık’ta BMC Medicine isimli akademik dergide yayımlanan bir araştırma, kalp hastalığı olanların, günlük az miktarda içki tüketmesinin yeniden kalp rahatsızlığı yaşama riskini azalttığını ortaya koydu.

Araştırmada hiç alkol tüketmeyenlere göre, haftada 105 grama kadar alkol tüketiminin kalp rahatsızlığı olanlarda yeniden kalp krizi geçirme, inme gibi kalp hastalıklarına karşı koruduğu belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği haftalık tüketimin altında olan alkol miktarı, bir şişe şaraptan biraz fazla ya da orta alkollü altı biraya eşit.

‘En az risk günde 6-8 gram alkol tüketenlerde’

Araştırma için kalp krizi, inme ya da angina yaşayıp 20 yıl boyunca takip edilen 14 bin kişinin verleri toplanırken, 12 araştırmadan alınan sonuçlar da analize eklendi ve toplam 48 bin kişinin verileri incelendi.

İncelenen verilere göre, en az risk günde 6-8 gram alkol tüketenlerde.

Günde 8 gram alkol tüketenlerde, hiç alkol tüketmeyenlere kıyasla, ikinci bir kardiyovasküler rahatsızlık geçirme riskinin yüzde 27 azaldığı görüldü.

Miktarın daha da azaltılması durumunda, günde 6 gramdan az alkol tüketiminde, faydanın neredeyse iki katına çıktığı belirtildi. Bu kişilerde içmeyenlere kıyasla yeniden kalp krizi, inme gibi risklerin yüzde 50 oranında azaldığı görüldü.

‘İçki içmeyi bırakmaya gerek olmayabilir’

Araştırmanın yazarı University College London’dan Chengyi Ding, konuyla ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:

Bulgularımız kardiyovasküler hastalığı olanların yeniden bir kalp rahatsızlığı geçirmemek için içmeyi bırakmalarının gerekmeyebileceğini gösterdi. Ancak haftalık alkol tüketimini azaltmayı düşünmeliler.”