Ana Sayfa Blog Sayfa 1270

Rapor: 2015’ten beri yeni kömür projelerin yüzde 76’sı iptal edildi

Yeni kömür projelerinin çöküşüne dair bir rapor yayımlayan E3G, 2015’teki Paris Anlaşması‘nın müzakeresinden sonra planlanan kömürlü termik santral kapasitesinde yüzde 76’lık bir azalma görüldüğünü belirtti.

Öte yandan, sadece altı ülkenin harekete geçmesiyle, dünya genelinde inşaat öncesi planlama aşamasındaki projelerin yüzde 82’si tamamen iptal edilebilir. Bu altı ülkenin içinde Türkiye de bulunuyor.

41 ülke daha kömürlü santralleri iptal etti

Rapora göre 41 ülke, yapımı planlanan kömürlü santralleri iptal etti. 42 ülke zaten halihazırda yeni kömürlü santral projesinde bulunmayacağını duyurmuştu.

Küresel ölçekte yapımı planlanan kömürlü santrallerin yüzde 55’i sadece Çin’de. Çin’i Hindistan, Vietnam, Endonezya, Türkiye ve Bangladeş takip ediyor.

Rapora göre Çin, denizaşırı kömür finansmanını sona erdirmede Doğu Asya’daki komşuları Japonya ve Güney Kore‘yi takip ederse, 20 ülkede 40GW’nin üzerinde toplam kapasiteye sahip kömürlü santral projeleri daha kolay iptal edilebilir.

Geri kalan projeler ise 31 ülke arasında daha düşük yoğunlukla paylaşılırken, 16 ülke kömürsüz bir geleceğe ulaşmak için sadece bir proje uzakta.

 

Yakın tarihli bir BM raporuna (IPCC SR1.5) göre, ülkelerin Paris Anlaşması kapsamında verdikleri taahhütleri yerine getirmesi için, kömür kullanımının 2030 yılına kadar 2019 seviyesine kıyasla yüzde 79 azaltması gerekli.

Türkiye’yle ilgili tespitler

Raporda yer alan Türkiye bölümünde ise, ülkede yapımı planlanan kömürlü santral projesi stokunun dünya çapında en büyük üçüncü çöküşü temsil ettiği kaydedildi.

Türkiye’nin OECD ülkeleri içinde inşaat öncesi planlama aşamasında olan kömürlü santral projelerinin yüzde 73’üne (12,14GW) ev sahipliği yaptığı kaydedilirken, yine de 2015’ten bu yana planlanan projelerin 69 GW kapasitelik kısmı, 8GW’ı 2021’in ilk yarısında olmak üzere iptal edildiği de belirtildi.

Türkiye’yle ilgili raporda yer alan tespitler şöyle:

  • Türkiye’nin ulusal enerji politikası, linyit santralleri için tarife garantisi sunma raddesine kadar kömür yanlısı olmaya devam ediyor. Hükümet strateji ve politika belgelerinde kömürlü santralleri destekliyor ve şu anda kömürlü santrallerin kademeli olarak devre dışı bırakılması veya yeni kömürlü santral inşaatlarına son verme gibi bir planı yok.
  • Ancak reel ekonomi hükümet politikasının önünde seyrediyor. Planlanan projeler son bir yıl içinde neredeyse yarı yarıya azaldı ve 2015 yılından bu yana yüzde 79 oranında küçüldü. Giderek zayıflayan kömür ekonomisinin etkisiyle art arda iptal edilen projelerin yeni faaliyete geçen projelere oranı yaklaşık 11:1 oranına dayandı.
  • Türkiye, Çin’den finansman alan tek OECD ülkesi. Yine de, yapım aşamasında olan 1,3GW kapasiteli Çin destekli kömür santrali EMBA Hunutlu, en az 20 yıl boyunca kar etmeyebilir ve büyük olasılıkla bir terk edilmiş varlık olarak sonuçlanacaktır. Son analizler, uygun maliyetli bir enerji geçiş stratejisi kapsamında yeni kömür santrallerine gerek duyulmadığını işaret ediyor.
  • Türkiye’nin kömürden çıkması için hem yerli iş gruplarının hem de sivil toplumun baskısı artıyor. AB sınırda karbon düzenleme mekanizmasının (CBAM) olası ekonomik etkileri iş dünyasını endişelendiriyor. Çok sayıda kişi ve kuruluş, artan maliyetlerin ihracata bağımlı sektörleri ciddi şekilde etkileyebileceği gerekçesiyle hükümete karbonsuzlaşma yol haritası belirlemesi yönünde çağrıda bulunuyor.
  • Değişen siyasi, ekonomik ve sosyal koşulların bir sonucu olarak, hükümet politikası ve gerçeklik ayrışmaktadır. Türkiye, planlanan kömürlü santral stokunun küresel ölçekte çöküşünden faydalanabilir ve kalan projelerini iptal edebilir.

‘Kömürden uzaklaşmanın kaçınılmaz olduğu kabul edilmeli’

E3G Araştırma Direktörü ve raporun yazarlarından Leo Roberts konuyla ilgili yaptığı bir açıklamada, şunları söyledi:

Yeni kömür yok taahhüdünde bulunmaya hazır 41 ülke, Paris Anlaşması’ndan bu yana bu taahhüdü vermiş ülkelere artık katılabilir. Hâlâ yeni kömürlü termik santral inşa etmeyi düşünen ülkeler, küresel çapta kömürden uzaklaşma eğiliminin kaçınılmaz olduğunu bir an önce kabul etmeli ve oldukça pahalıya patlayacak yeni kömür projelerine girişme hatasından kaçınmalıdır.”

Ember Küresel Program Lideri Dave Jones ise, “Giderek çoğalan “yeni kömür yok” taahhütlerine yeni ülkeler de katılabilir ve kömürün kaderinin belirlendiği bu süreçte önemli bir rol oynayabilir. Birçok ülke her yıl yenilenebilir enerjiye milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor veya kısa süre içinde yapmaya başlayacak; planlanan yeni kömür santralleri bunu baltalamaktan veya dikkatleri dağıtmaktan başka bir işe yaramayacaktır” yorumunda bulundu.

 

Doktor Larin Kayataş memuriyetten çıkarıldığını duyurdu: Trans kadın olmak ne zamandan beri suç?

Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nde bir yıldır acil serviste pratisyen hekim olarak görev yapan Doktor Larin Kayataş, dün itibariyle memuriyetten çıkarıldığını sosyal medya hesabı üzerinden duyurdu.

Kayataş, bir yıl boyunca hem hastane içi hem de hastane dışında sistematik baskıya ve mobbinge maruz bırakıldığını kaydetti.

Üç ay meslekten uzaklaştırıldı

Larin Kayataş, hastaneye atandığının ertesi günü “hal ve hareketlerinin genel ahlaka uygun görmediği için” bir hastane görevlisinin hakkında CİMER’e şikayet dilekçesi yazdığını kaydetti.

İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü‘nün de bu dilekçeye istinaden kendisini üç ay meslekten uzaklaştırdığını, görevden uzaklaştırma süresi bittikten sonra hastanede çalışmaya devam ettiğini, bu süreçte hala disiplin soruşturmasının devam ettiğini ve bir yılın sonunda da kendisine kınama cezası verildiğini açıklayan Dr. Kayataş, dün itibariyle memuriyetten çıkarıldığını öğrendiğini anlattı.

‘Bir genç kadın olarak ahlaklı olmam gerektiği söyleniyor’

Tüm bu süreçte üç defa savunmaya çağrıldığını vurgulayan Doktor Larin Kayataş, bu savunmalarda kendisine “8 Mart’a neden katıldınız?”, “Bu arada siz trans kadın mısınız?”, “Seçim gelince CHP’ye bas geç tweetinizle ne amaçlıyorsunuz?” gibi soruların sorulduğunu kaydetti:

Bu ülkede 8 Mart’a katılmak, CHP’ye oy verdiğini belirtmek, trans kadın olmak ne zamandan beri suç sayılıp doktorluk görevini yapmaya engel oluyor? Sosyal medya paylaşımlarımın genel ahlaka uygun olmadığı, devlet memurunun hal ve hareketlerine yakışmadığı, bir genç kadın olarak ahlaklı olmam gerektiği söyleniyor. Halbuki özel hayatımda neler yapabileceğime kimse karışamaz!

Devlet memurluğu bahane edilerek özel hayatıma müdahale edilemez! Genel ahlak adı altında başka bir yaşam tarzı dayatılamaz! Toplumun bir kesimi tarafından ‘ahlaksız, iffetsiz’ olarak görülmem doktorluk yapmama engel olamaz! Mesleğimi icra ederken en ufacık bir hatam yok, tıpkı diğer doktorlar gibi mesleğimi severek yapıyorum. Üstelik pandemi gibi bir dönemde sağlık sisteminde doktorlara bu kadar ihtiyaç varken var olan doktorları da özel hayat bahane edilerek görevden uzaklaştırmak kabul edilemez.”

‘Sizleri benimle dayanışmaya çağırıyorum’

Zorunlu görevi bitmediği için şu an özel hastanelerde de çalışamadığını ifade eden Kayataş, kendisinin sosyal ölüme mahkum edildiğini söyledi ve gerekli yasal süreci en kısa zamanda başlatacağını dile getirdi:

Yıllardır tek başıma verdiğim bütün emekler çöp oldu. Sebebi ise kendim olmak, kendi istediğim hayat tarzını sürdürmek, genel ahlak adı altında uygulanan sistematik baskıyı reddedip cinselliğini özgürce yaşayan bir kadın olmam. Bana verilen bu karar politiktir ve onlar gibi yaşamayan onlar gibi hayat tarzı olmayan herkese bir gözdağı tehdittir.

Ortada büyük bir insan hakları ihlali ve hukuksuzluk var. bana karşı yapılan bu sistematik baskının hiçbir hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik bir hukuk devletidir ve Anayasa ile yönetilmektedir. Gerekli yasal süreci en kısa sürede başlatacağımı söylemek isterim. Bugüne kadar birçok haksızlıkla mücadele ettim bugünden itibaren de etmeye devam edeceğim. Sizleri de bu süreçte benimle dayanışmaya çağırıyorum.”

Norveç’te genel seçim: İşçi Partisi’nin sol bloku, iktidardaki sağ bloku geçti

Norveç‘te sandık çıkış anketlerine göre sol ittifakın lideri Jonas Gahr Store pazartesi günü gerçekleştirilen parlamento seçimlerinin galibi oldu.

Böylece 2013 yılından bu yana Başbakan Erna Solberg liderliğinde iktidarda olan merkez sağ blok koltuğunu kaybetmiş oldu.

Hangi parti ne oy aldı?

Euronews tarafından aktarılan Norveç devlet televizyonu NRK’nin yayımladığı resmi olmayan sandık başı anket sonuçlarına göre sol bloktan İşçi Partisi (H) yüzde 26,3 oranında oy aldı. Bloktaki diğer partiler Sosyalist Sol Parti (SV) yüzde 7,3, Kırmızı Parti (R) yüzde 4,6 ve Yeşiller Partisi (M) yüzde 3,7 oranında oy elde etti.

Mevcut hükümetin büyük ortağı Muhafazakar Sağ Parti (H) yüzde 20,4 oy alırken, bloktaki diğer partiler Merkez Partisi (SP) yüzde 13,9, Liberal Parti (V) yüzde 4,2, Hristiyan Halk Partisi (KRF) yüzde 3,9, oranında oy topladı.  Aşırı sağ görüşlü İlerleme Partisi(FRP) ise yüzde 12 oy aldı.

169 üyeli parlamentoda sol blok partileri 104 milletvekili, sağ blok partileri ise 65 milletvekili çıkartma hakkı kazandı.

Norwegian centre left on course for power | World | The Times

Gözler koalisyon görüşmelerinde

Seçimlerdeki en yüksek oy oranını kazanan İşçi Partisi, diğer iki muhalefet gücüne ihtiyaç duymadan en yakın müttefikleri Merkez Parti ve Sosyalist Sol ile mutlak çoğunluğu sağlama yolunda ilerliyor. Gözler ise artık koalisyon müzakerelerinde olacak.

İklim krizi konusu, Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘nin (IPCC) küresel ısıtmanın kontrolden çıkmaya yakın olduğuna dair uyarılarda bulunduğu son raporunun ardından seçim tartışmalarının merkezinde yer alıyordu.

Petrol ve gaz aramaları için ne anlama geliyor?

Batı Avrupa’nın en büyük petrol ve gaz üreticisi olan Norveç’in petrol ve doğalgaz aramalarına son vermesini talep eden Yeşiller Partisi üye sayılarını büyük ölçüde artırmıştı.

Ancak İşçi Partisi, tüm keşif veya üretimin durdurulmasını talep eden herhangi bir partiyle koalisyon kurmayacağını söyledi. Merkez Partisi devam eden araştırmaları desteklerken, Sosyalist Sol ise buna karşı çıkıyor. Yeşiller’in koalisyona katılması durumunda bu başlıkların müzakere edilmesi bekleniyor.

 

 

 

Her 10 gençten dördü iklim krizi nedeniyle çocuk sahibi olmada tereddüt yaşıyor

On ülkede yapılan ankete göre, her on gençten dördü, iklim krizi nedeniyle çocuk sahibi olmak konusunda tereddüt yaşıyor ve hükümetlerin iklim felaketini önlemek için neredeyse hiçbir şey yapmadıklarını düşünüyor.

İklim kaygısı ve gençler üzerine yapılan araştırmaya göre, yaşları 16 ila 25 arasında değişen her on gençten altısı iklim değişikliği konusunda çok veya aşırı derecede endişeli.

‘Kaygımızın temelinde ihanet duygusu var’

Yaklaşık 10 bin gencin katıldığı anket Avustralya, Brezilya, Finlandiya, Fransa, Hindistan, Nijerya, Filipinler, Portekiz, Birleşik Krallık ve ABD‘deki gençleri kapsıyor.

T24’ün aktardığına göre Filipinler’den 23 yaşındaki Mitzi Tan, “İklim kaygımızın temelinde, hükümetin eylemsizliğinden kaynaklanan derin ihanet duygusu var. Artan iklim kaygımızı ele almak için adalete ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

‘Rasyonel bir tepki’

Almanya’daki okul grevi hareketinin öncülerinden, 25 yaşındaki iklim aktivisti Luisa Neubauer ise “Biz gençler, iklim krizi hakkında endişelenmenin onu durdurmayacağını fark ettik. Böylece bireysel kaygımızı kolektif eyleme dönüştürdük. Ve şimdi her yerde savaşıyoruz: sokaklarda, mahkemelerde, dünyanın dört bir yanındaki kurumların içinde ve dışında. Yine de, emisyonlar rekor seviyelere yükselirken hükümetler hala bizi hayal kırıklığına uğratıyor” dedi.

Bath Üniversitesi’nden Caroline Hickman da “Bu çalışma, çocuklarımız ve gençlerimiz arasında yaygın iklim kaygısının korkunç bir resmini çiziyor. Çocuklarımızın kaygısı, hükümetlerden gördükleri yetersiz tepkiler göz önüne alındığında tamamen rasyonel bir tepkidir. Hükümetlerin harekete geçmek için daha ne duyması gerekiyor?” dedi.

Afganistanlı kadınlar sosyal medya üzerinden ‘Kıyafetime dokunma’ kampanyası başlattı

Taliban‘ın Afganistan‘da yönetimi ele geçirmesinin ardından zor günler yaşayan Afganistanlı kadınlar, sosyal medya üzerinden #KıyafetimeDokunma ve #AfganistanKültürü gibi etiketlerle sünni islamcı grubun kadınların kıyafetlerine yönelik getirdiği yasakları eleştiriyor.

Çok sayıda kadın, renkli geleneksel kıyafetleriyle paylaşımlar yapıyor.

‘Ülkenin gerçek yüzünü göstermek için’

Sosyal medyada başlayan bu kampanya, bazı kadınların Taliban yönetimi ve kadınlara yönelik kısıtlamalara tam destek verdiği gösterilerin ardından gerçekleşti. Bu gösterilerde kadınlar, Taliban’ın istediği şekilde giyinmiş ve yüzlerini bile örtmüşlerdi.

Bunun üzerine sosyal medya hesabı üzerinden ilk paylaşımı yapan Afganistan’daki Amerikan Üniversitesi‘nin eski tarih profesörü Bahar Celali, “ülkenin gerçek yüzünü göstermek” için kadınlara çağrıda bulundu.

“En büyük endişelerimden biri Afganistan kimliğinin tehlike altında olması” diyen Celali, “Taliban yanlısı yürüyüşte giyilen kıyafetlerin, kültürümüzün ve kimliğimizin parçası olmadığını dünyaya göstermek istedim” ifadelerini de kullandı.

‘Siyah burka kültürün bir parçası değil’

Amerika’da yaşayan bir hak savunucusu olan Spozhmay Maseed de siyah burkanın “asla Afgan kültürünün parçası olmadığını” söyleyen bir paylaşımda bulundu.

https://twitter.com/spozhmey/status/1437022301069922305?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1437022301069922305%7Ctwgr%5E%7Ctwcon%5Es1_&ref_url=https%3A%2F%2Fwww.bbc.com%2Fturkce%2Fhaberler-dunya-58554005

Taliban, ülkede son olarak kadın ve erkeklerin beraber eğitim görmesini yasaklamıştı.

Mansur Yavaş, 2021 Dünya Belediye Başkanı Başkent Ödülü’nü aldı

Belediye Başkanları Vakfı’nın (City Mayors Foundation) düzendiği World Mayor (Dünya Belediye Başkanı) organizasyonunda 2021 Dünya Belediye Başkanı Başkent Ödülü’nü aldı.

Vakfın açıklamasında Yavaş’ın bu ödüle layık görülmesinin gerekçesi olarak “Halkın güvenini ve şeffaflığı önceleyen bir yönetim anlayışı sergiledi. Avrupa ve Asya’nın büyük başkentlerine eşit bir metropol inşa etme vizyonu ortaya koydu. Yolsuzlukla cesaret ve inançla mücadele etti” denildi.

‘Ankara halkı Yavaş’a inanıyor’

Vakıftan yapılan açıklamada “Toplumun yoksul ve dezavantajlı kesimlerini destekledi. Temiz suya ve yenilenebilir enerjiye yatırım yapıyor. Bağlantıları zayıf olan bölgelere internet erişimi sağladı. Binlerce referans ve yoruma bakıldığında Ankara halkı ve Türkiye’den pek çok kişi Mansur Yavaş’ın Ankara’yı dünyanın en büyük başkentlerinden biri haline getireceğine inanıyor” ifadeleri kullanıldı.

Mansur Yavaş ise “Bu başarı Mansur Yavaş’a ait değil, 6 milyon Ankaralının. Sizlerin adına bu ödülü alacağım” dedi.

Belediye Başkanı ödülü iki kişiye verildi

Dünya Belediye Başkanı organizasyonu kapsamında Dünya Belediye Başkanı Ödülü ise iki isme birden verildi. Hollanda’dan Rotterdam Belediye Başkanı Ahmed Hukaleb ile Fransa’dan Grigny Belediye Başkanı Philippe Rio ödülü ortak kazanan iki isim oldu.

Bu yıl 2021 Dünya Belediye Başkanı Projesi, Dünya Belediye Başkanı Ödülü’ne ek olarak, yedi farklı kategoride daha belediye başkanlarını ödüle layık gördü.

ODTÜ Rektörlüğü toplu mezuniyet töreni yapılmayacağını açıkladı

ODTÜ Rektörlüğü, öğrenciler ve akademisyenlerden gelen taleplere karşın her yıl geleneksel olarak Devrim Stadyumu’nda gerçekleştirilen ve mezun olan öğrencilerin çeşitli pankartlar ile katıldığı mezuniyet törenini “vakaların arttığı” gerekçesiyle yapmama kararı aldı.

Rektörlük tarafından yapılan açıklamada bölümlerin, kendi olanakları ile küçük törenler yapılabileceği söylendi.

Normalleşme sürecine girilmesi ile birlikte öğrenciler ve akademisyenler, törenin yeniden Devrim Stadyumu’nda yapılması çağrısıyla eylem yapmış ve sosyal medyada çalışma gerçekleştirmişti.

‘İstenmeyen görüntüler’

Rektörlük, çağrıların ardından“Diploma töreni yapılması durumu çok boyutlu riskler taşımaktadır. Kişi sayısında kısıtlamalar yapılsa bile tören düzenlenmesinin mevcut şartlarda mümkün olmadığı durumu kesinlik kazanmıştır” ifadelerinin yer aldığı bir mesaj paylaştı.

Ayrıca iletide, “geçen yıllarda düzenlenen törenlerde bazı istenmeyen ve üniversiteye yakışmayan gelişmelerin yaşandığı” savunularak hem rektörlüğe hem de iktidara yönelik tepkilere gönderme yapıldı.

Kayyımsız tören düzenlenecek

Bunun üzerine ODTÜ öğrencileri kayyımsız bir mezuniyet töreni düzenleyeceklerini açıkladı. ODTÜ Medya tarafından yapılan paylaşımda “Türlü bahanelerle son iki yıldır düzenlenmeyen Devrim’de mezuniyet bu yıl Devrim’de Kayyumsuz Mezuniyet olarak 19 Eylül’de düzenlenecek. Tüm okulumuz bileşenlerini katılıma, 20&21 mezunlarımızı da pankartlarını taşımaya çağırıyoruz!” ifadeleri yer aldı.

 

Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü: Eğirdir Gölü’ne lağım suyu karışmadı

Dün basında yer alan Eğirdir Gölü’nde lağım borusu patlaması haberlerinin ardından, Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü‘nden konuyla ilgili bir açıklama geldi.

Müdürlük, göle lağım suyunun karışmadığını savundu.

‘Herhangi bir kirlilik yok’

Müdürlük tarafından yapılan yazılı açıklamada, göle lağım suyu karıştığı iddiası üzerine teknik personelin bölgede inceleme yaptığı ve bölgedeki terfi istasyonunda bulunan pompada oluşan arızanın belediye ekipleri tarafından 15-20 dakikada giderildiği kaydedildi.

Ayrıca, Atıksu Arıtma Tesisi‘ne ait iç izleme numunesinin analiz sonuçlarının Kentsel Atıksu Arıtma Yönetmeliği‘ne uygun olduğu vurgulandı.

Açıklamada, İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ayda iki kez Eğirdir Gölü etrafından numune alınarak analizlerin yapıldığı kaydedilirken, şu ifadelere de yer verildi:

Bahse konu alanda su ile ilgili renk, koku gibi şikayetlere ilişkin İl Müdürlüğümüze Alo 181 ve CİMER üzerinden veya yazılı olarak herhangi bir şikayet bildirilmemiştir. Ayrıca 12/09/2021 tarihinde Altınkum Plajı’nda İl Müdürlüğümüzce yapılan denetimde göle doğrudan herhangi bir atık su deşarjının ve göl yüzeyini kaplayan herhangi bir kirlilik olmadığı tespit edilmiştir.”

Ne olmuştu?

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, Isparta merkez ve 81’den fazla yerleşim alanının öncelikle içme suyu olarak yararlandığı Eğirdir Gölü içine döşenmiş lağım borularından birinin patlaması sonucu oluşan kirliliği görüntülemiş ve “Bırakın içme suyu olarak kullanmayı, parmağınızı dahi suya sokmayın” ifadelerini kullanmıştı.

Filiz Kerestecioğlu’ndan kayıp kişiler hakkında soru önergesi: Niçin etkin bir soruşturma yürütülmedi?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, aylardır kendilerinden haber alınamayan ve haklarında etkin bir soruşturma yürütülmeyen kayıp kişilere ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi iletti.

Kerestecioğlu, iki yıldır ülkenin farklı şehirlerinde yaşanan kayıp vakalarını aydınlatamayan İçişleri Bakanı ve sorumluluklarını yerine getirmeyen kamu görevlileri hakkında soruşturma başlatılıp başlatılmayacağını da sordu.

‘Hiç kimse zorla kaybedilmeye maruz bırakılamaz’

Soru önergesinde Gülistan Doku, Hürmüz Diril, Mehmet Bal, Yusuf Bilge Tunç, Hüseyin Galip Küçüközyiğit‘in kaybolmalarını hatırlatan Milletvekili Kerestecioğlu,  BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme‘ye göre hiç kimsenin zorla kaybedilmeye maruz bırakılamayacağını ifade etti:

Fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, hangi istisnai koşullar söz konusu olursa olsun, bunlar zorla kaybedilme olayları için gerekçe olarak ileri sürülemez.

Herkes, kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak gözaltına alınamaz veya tutulamaz. Hiç kimse hukukun öngördüğü sebepler ve usuller dışında özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Kişi özgürlüğü ve güvenliğinden yoksun bırakarak zorla kaçırma ve alıkoyma eylemleri işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği bir suçtur. Ağır bir insan hakkı ihlali olan ve mutlak olarak yasaklanmış olan bu fiilin gerçekleştiren kişiler hakkında etkin bir soruşturma yapılarak gerçeğin ortaya çıkarılması, acil olarak sağlanmalıdır. Devlet her türlü faaliyetini hukuk çerçevesinde yürütmeli, insan yaşamı üzerindeki hukuk dışı baskı ve tehditleri ortadan kaldırmalıdır.”

Kerestecioğlu’nun soruları

HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’nun Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a yönelttiği sorular ise şöyle:

  • Kaybolan kişiler hakkında niçin etkin bir soruşturma yürütülmemektedir?
  • 2 yıldır ülkenin farklı şehirlerinde yaşanan bu kadar kayıp vakasını aydınlatamayan İçişleri Bakanı ve sorumluluklarını yerine getirmeyen kamu görevlileri hakkında soruşturma başlatılacak mıdır?
  • Kayıplarda şüpheli oldukları tespit edilen kişiler hakkında işlem başlatılacak mıdır?
  • Gülistan Doku, Hürmüz Diril, Mehmet Bal, Yusuf Bilge Tunç ve Galip
    Küçüközyiğit’in kaybolmasında kamu görevlilerinin doğrudan ya da dolaylı dahli söz konusu mudur?

Dünya Bankası: İklim krizi 2050’ye kadar 216 milyondan fazla insanı göçe zorlayabilir

Dünya Bankası, iklim değişikliğinin Güney Asya, Latin Amerika ve Sahra Altı Afrika bölgelerinde göç üzerindeki etkilerini analiz ettiği ve ilk kez 2018’de yayımladığı “Dip Dalgası” (Groundswell) raporunu Kuzey Afrika, Doğu Asya ve Pasifik, Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgelerini de kapsayacak şekilde güncelledi.

Rapora göre, iklim değişikliği söz konusu altı bölgede giderek daha etkili bir göç sebebi olmaya başladı. İklim değişikliğinin su kaynakları, tarımsal verimlilik, deniz seviyesindeki yükselişteki etkisi giderek artarken, bu durum bazı bölgelerin yaşanabilirliğini azaltıyor.

216 milyondan fazla insanı göçe zorlayabilir

İklim değişikliğinin yoksul ve savunmasız bölgeleri en sert şekilde vuracağına ve kalkınma kazanımlarını tehdit edeceğine işaret edilen rapora göre, iklim değişikliği 2050’ye kadar altı bölgeden 216 milyondan fazla insanı iç göçe zorlayabilir.

AA’nın haberine göre bu rakam bölgelerin aynı dönem için öngörülen nüfusunun yüzde 3’üne karşılık geliyor.

Fotoğraf: Shutterstock

Sahra Altı Afrika en kırılgan bölge

Sahra Altı Afrika’da 85,7 milyon iklim göçmeninin ortaya çıkabileceği ve bu rakamın bölgenin toplam nüfusunun yüzde 4,2’sini oluşturduğu hesaplanıyor. Kurak alanları ve kıyı şeridi hali hazırda iklim değişikliğinden etkilenen Sahra Altı Afrika, en kırılgan bölge olarak öne çıkıyor.

Doğu Asya ve Pasifik bölgesinde 48,4 milyon (yüzde 2,5), Güney Asya’da 40,5 milyon (yüzde 1,8), Kuzey Afrika’da 19,3 milyon (yüzde 9), Latin Amerika’da 17,1 milyon (yüzde 2,6) ve Doğu Avrupa ve Orta Asya’da 5,1 milyon (yüzde 2,3) insanın iklim değişikliği nedeniyle iç göçe mecbur kalabileceği hesaplanıyor.

Planlama yapılmalı

Nüfusuna oranla en yüksek iç göçün yaşanabileceği Kuzey Afrika bölgesinde ise su kıtlığı ve deniz seviyesinin yükselmesinin bu bölgeler ve Nil Deltası‘nda yaşayan insanları etkileyebileceği öngörülüyor.

Raporda, “İklim değişikliği sosyal, ekonomik ve geçim koşullarını insanları sıkıntı içinde göç etmeye zorlayacak şekilde değiştirebilir. Buna karşı bir planlama yapılmazsa hem göç veren hem de göç alan bölgeler büyük bir baskı altında kalacak. İç ve dış göç nedeniyle 2030’larda sıcak bölgeler oluşacak ve bu bölgeler 2050’ye kadar artacak” uyarısında bulunuldu.

Fotoğraf: AA

‘En sıcak 10 yılı yaşadık’

Raporda değerlendirmelerine yer verilen Dünya Bankası Sürdürülebilir Kalkınmadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Juergen Voegele, bankanın 2018’de yayımladığı raporda üç bölgeden 143 milyon insanın iklim değişikliği nedeniyle göç edebileceğinin hesaplandığını anımsatarak şunları söyledi:

“Geçen zamanda dünya, Covid-19 salgını ve yoksulluğu azaltan onlarca yıllık ilerlemenin tersine dönmesiyle vuruldu. Aynı zamanda, iklim değişikliğinin etkileri daha görünür hale geldi. En sıcak 10 yılı yaşadık ve tüm dünyada aşırı hava olaylarını görüyoruz.”

‘Göçler yüzde 80’e kadar azaltılabilir’

Voegele, milyonlarca insanın iklim değişikliği nedeniyle göç etmek zorunda kalmasının önlenebileceğine dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:

“Ülkeler acilen sera gazı emisyonlarını azaltmaya, hayati ekosistemleri iyileştirmeye ve insanların adapte olmasına yardım etmeye başlarsa iç iklim göçü 2050’ye kadar yüzde 80, yani 44 milyon kişiye kadar azaltılabilir. İç iklim göçüne yönelik öngörüler önümüzdeki birkaç yılda iklim değişikliğine karşı atacağımız adımlara bağlı. İlk ve en acil küresel adım emisyonları azaltmak olmalı.”