Ana Sayfa Blog Sayfa 1269

Filiz Kerestecioğlu, yanan ormanlık alanların imara açılmaması için kanun teklifi verdi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı‘na Türkiye‘de yanan ormanlık alanların imara açılmaması için kanun teklifi verdi.

Kanun teklifiyle 6381 Sayılı Kanuna ek madde eklenerek, yangına maruz kalan ormanlık alanların statülerinin değişmesi engellenerek bu alanların imara açılmasının engellenmesi amaçlanıyor.

‘Açıklamalar endişeleri gidermedi’

Kanun gerekçesinde yangınların genellikle turistik bölgelerde çıkması ve yangınlara müdahalede ekipman yetersizliği nedeniyle geç kalınmasının, insanlarda yanan alanların imara açılacağına dair endişe yarattığı vurgulanarak şunlar belirtildi:

Cumhurbaşkanı ve Bakanların yanan ormanların tarıma ve yapılaşmaya açılmayacağına, alanlarda tekrar ağaçlandırma çalışmaları yapılacağına dair beyanları
endişeleri gidermemiştir.

Öncelikle bilim insanları, yanan ormanların insanların müdahalesi olmadan kendi haline bırakıldığında 2-3 yıl içerisinde tekrar canlanacağını ifade etmektedir. Bilinçsizce yapılan ağaçlandırma çalışmaları çoğu zaman sonuç vermemekte, fidanlar tutmamaktadır. Geçmiş dönemlerde Bodrum Güvercinlik Koyu’nda, Dalaman’da, Göcek’te, Marmaris’te yandıktan sonra imara açılmayacağı iddia edilen ormanların yerine otel inşa edilmiştir. Bu alanların neden imara açıldığı sorulduğunda ise ağaçlandırma çalışmalarının başarısız olması gerekçe gösterilmiştir. Geçmişte yaşanan örnekler, iktidarın yasal düzenlemeyle güvence altına almadan yanan alanların imara açılmaması hakkında verdiği sözlerin inandırıcılığını azaltmaktadır.”

Yanan alanların imara açılmasına olanak sağlayan madde

Ayrıca, Anayasanın 168’inci maddesindeki “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz” ifadesi hatırlatılarak, orman özelliğini kaybetmiş alanların tarıma ve imara açılmasına olanak tanındığı ifade edildi.

Bu bağlamda 6831 Sayılı Kanun’a madde eklenerek, 2021 yılında yanan ormanlık alanların hiçbir koşulda imara açılmaması ve ormanlık alan statülerinin korunmasının yasal güvence altına alınması gerektiği kaydedildi.

Ocasio-Cortez, moda gecesine ‘Zenginleri Vergilendirin’ yazılı elbiseyle katıldı

Amerika Birleşik Devletleri’nde Demokrat Partili Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, dünyanın en önemli moda etkinliklerinden biri olarak bilinen Met Gala‘ya üzerinde kırmızı boyayla ‘zenginleri vergilendirin’ yazılı beyaz bir elbiseyle katıldı.

ABD’li vekil, elbisenin lüks moda markası Brother Vellies‘in kurucusu Aurora James tarafından tasarlandığını söyledi.

‘Kurumlara meydan okumak gerekiyor’

Pazartesi gecesi düzenlenen etkinliğe katılan Ocasio-Cortez, gazetecilere “tasarımı yaparken James ile birlikte Met Gala’da işçi sınıfından kadınlar olmanın ne anlama geldiğini konuştuklarını ve bu kurumlara meydan okumak gerektiğini düşündüklerini” söyledi.

“James’in mülteci bir kadın olarak yaptığı çalışmadan gurur duyuyorum” ifadelerini kullanan Demokrat Partili vekil, Instagram paylaşımında ise “Mecra, mesajın ta kendisidir” ifadelerini kullandı.

Ocasio-Cortez açıklamasında “Şimdi herkes için çocuk bakımı, sağlık ve iklim eylemi zamanı” çağrısını yaptı.

‘Kadınlar için eşit haklar’

Demokrat Partili parlamenter Carolyn Maloney de etkinliğe “Kadınlar için eşit haklar” yazan bir kuşağın olduğu kıyafetle katıldı.

Faroe Adaları’nda av festivali katliamı: 500 beyaz yunus öldürüldü

Faroe Adaları’nda düzenlenen gelenekselleşmiş av festivali sırasında yaklaşık bin 500 beyaz yunusun öldürülmesi, hayvan hakları savunucularının tepkisini çekti.

Danimarka’ya bağlı, yarı özerk bölgede küçük balinaların ve yunusların avlanması, “grindadráp” adı verilen bir gelenek. Hayvan hakları savunucularının karşı çıktığı bu av geleneğinin tarihi 1584’e kadar uzanıyor.

Kıyılar kırmızıya boyandı

Independent Türkçe’den Çağla Üren’in derlediği habere göre av sırasında etrafı teknelerle çevrilen çok sayıda hayvan kıyıya sürülüyor ve burada zıpkınlar, bıçaklar ve hatta elektrikli aletlerle öldürülüyor. Faroe Adaları’nda balina eti ve yağı “Tanrı’nın Hediyesi” diye niteleniyor.

Yerel basında çıkan haberlere göre, son av sırasında toplam bin 428 yunus öldürüldü. Yayımlanan fotoğraflarda kıyıların kan yüzünden kırmızıya boyandığı görüldü.

Görüntülerde ayrıca kıyı boyunca sıralanmış onlarca yunus cesedi yer aldı. Cesetlerin çoğunda büyük, açık yaralar göze çarptı.

https://twitter.com/Seasaver/status/1437320283627610113

Rekor sayıda katliam

Hayvan koruma grubu Blue Planet Society’den yapılan açıklamada, öldürülen yunus sayısının rekor seviyeyi gördüğü ifade edildi:

“Son yıllardaki grindadráp kayıtlarında buna yaklaşan bir olay yok. Bulabildiğimiz en yakın rekor, 2013’te Hvalba köyünde katledilmiş 430 beyaz yanlı yunustu.”

Bunun yanı sıra sahil boyunca uzanan cesetler arasında yetişkinlerin yanında küçük çocukların da dolaştığı ortaya çıktı. Kampanyacılar, yunus katliamına tanık olan çocukların ruh sağlığından da endişe duyduklarını aktardı.

Yunusların ve balinaların avlanmasının son bulması için Blue Planet Society tarafından başlatılmış bir imza kampanyası da bulunuyor.

‘Açıklaması olamaz’

Geleneğin yasaklanması için 1980’lerden beri mücadele eden hayvan hakları grubu Sea Shepherd Australia‘nın Genel Müdürü Jeff Hansen, “Çocukların izlemeye teşvik edildiği bu tür iğrenç, canavarca davranışların dünyanın hiçbir yerinde açıklaması olamaz” diye konuştu:

“Bu genç masum beyinler üzerindeki etkiler, hayatlarının ilerleyen dönemlerinde her türlü feci olaya yol açabilir.”

Hayvan hakları grupları 2020’de yapılan yıllık balina avında da 252 balinanın ve 35 beyaz yanlı yunusun Hvalba köyü yakınlarında öldürüldüğünü bildirmişti.

https://twitter.com/Seasaver/status/1437139633733836806

Faroe Adaları nüfusu yalnızca 50 bin

Kuzey Atlantik Okyanusu‘nda Norveç, İskoçya ile İzlanda arasında yer alan bin 339 kilometrekare yüzölçümüne sahip ve Danimarka’ya bağlı Faroe Adaları’nda yaklaşık 50 bin kişi yaşıyor.

Başkenti Torshavn olan Faroe Adaları’nda hayvancılığın yanı sıra en önemli geçim kaynağı olarak balıkçılık yapılıyor.

CHP’li Ali Öztunç: Paris Anlaşması için neyi bekliyorsunuz?

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Türkiye‘nin Paris Anlaşması‘nı Meclis’ten geçirerek onaylamadığını hatırlatarak, 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı‘nda (COP 26) ne anlatılacağını sordu.

Öztunç, “Paris Anlaşmasını bir türlü TBMM’ye getirmeyen AKP, COP 26’da ne anlatacak çok merak ediyoruz. Kuraklığı mı, ormansızlaşmayı mı, selleri mi, dere yataklarındaki yapılaşmaları mı ? Korkarız ki millet bahçerini anlatıp, boş boş yüzlerine bakacaklar” dedi.

26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, 31 Ekim – 12 Kasım 2021 tarihlerinde İskoçya‘nın Glasgow şehrinde yapılacak.

‘İklim kriziyle mücadele için bir çaba yok’

İklim kriziyle mücadele noktasında iktidarın hiçbir adım atmadığını kaydeden CHP’li Öztunç, yaşanan doğa tahribatlarının Paris Anlaşması’nı yürürlüğe koymamak için direnen zihniyetin ürünü olduğunu ifade etti:

Tüm dünyada iklim krizi ve bu krizin getirdiği etkiler gitgide artarken, konferansta iklim değişikliği ile mücadelede kat edilen yollar tartışmaya açılıyor. AKP iktidarına baktığımızda ise iklim krizi ile mücadele konusunda ortada ne kat edilen bir yol var ne de bir çaba. Ülkemizde pek çok felaket gerçekleşiyor, susuzluk, kuralık giderek artıyor ama iktidar hala Paris İklim Anlaşmasını meclise getirmedi. Geçtiğimiz yasama yılında da halkın yararına olmayan, sırf kendi kısıtlamalarına devam etmek için onlarca kanun AKP tarafından geçirildi. Yaşadığımız yüzlerce doğa tahribatı, yangın, sel felaketi, müsilaj sorunu ve daha nicesi iklim krizi ile mücadele etmeyen, Paris Anlaşmasını yürürlüğe koymamak için direnen zihniyetin ürünüdür.”

‘İklim krizi daha da derinleşiyor’

Öztunç, Türkiye’de atılan adımlarla iklim krizinin daha da derinleştiğine vurgu yaparak, sözlerini şöyle sürdürdü:

Anlaşma gereği herkesin, sera gazlarını azaltılmak, yenilenebilir enerji üretimine hız vermek ve küresel ısınmayı 2°C’nin altına indirgemekle yükümlü olduğunu aktaran ÖZTUNÇ, “Şimdi bu konferansta da ülkelerin attığı adımlar değerlendirilecek ve neler yapılması gerektiği tespit edilecek. Anlaşmanın yürürlüğe konmaması bir yana iktidar, tüm bu hedeflerin yanından bile geçemiyor. Varsa yoksa, beton dökme, orman yok etme, rant yaratma üzerine bir mantıkla iklim krizini daha da derinleştiriyorlar.”

‘Bir an önce Paris Anlaşması meclise getirilmeli’

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un “Millet bahçeleriyle ekolojik koridorlar inşa ediyoruz, plastik poşetlerle sıfır atık projesi gerçekleştirdik” sözlerinin iklim kriziyle mücadelede sahici ve samimi olmadığını dile getiren CHP Maraş Milletvekili, fosil yakıtlara destek vererek ne sera gazının azaltılabileceğini ne de iklim kriziyle mücadele edilebileceğini kaydetti:

Kömüre, fosil yakıtlara destek vererek ne sera gazını azaltabilir ne de iklim kriziyle mücadele ettiğinizi söyleyebilirsiniz. Diğer ülkeler adil dönüşümü, kömürden çıkışı, karbon vergilerini ve kredilerini tartışırken AKP hala kasıtlı olarak oluşturduğu suni planlarla havanda su dövüyor, kendi de dahil herkesi oyalıyor. Bir an önce Paris Anlaşması meclise getirilmeli, iklim kriziyle mücadelede gerekli plan ve takvim oluşturulmalıdır.”

Yeni araştırma: İklim eylemsizliği gıda ürünlerinde verimi üçte bir oranında azaltabilir

Araştırma kuruluşu Chatham House‘un son hazırladığı raporuna göre 2050 yılına kadar karbon emisyonlarının ciddi düzeyde düşürülmemesi durumunda gıda ürünlerinde verim üçte bir oranında gerileyebilir.

Rapora göre, gıda tedarikçileri iklim değişikliğinin hava sıcaklıklarında yükselişe ve sellerde artışa neden olması ile birlikte, artan dünya nüfusuna yetişmekte zorluk çekiyor.

Rapor düşen verim karşısında tarım kesiminin küresel talebi karşılayabilmek için yaklaşık yüzde 50 daha fazla gıda ürünü yetiştirmek durumunda kalabileceği uyarısında bulunuyor.

‘Gıda fiyatları artmaya devam edecek’

Gıda fiyatları halihazırda, pandemi döneminde tedarik zincirinde meydana gelen aksaklıklar ve aşırı hava koşulları dolayısıyla 10 yılın en yüksek seviyesi yakınında seyrediyor.

Buğday fiyatları yaz döneminde büyük ihracatçıların bazılarındaki mahsul kayıpları nedeniyle güçlü bir şekilde arttı. Chatham House raporu, iklimden kaynaklanan zorlukların bu trendini koruyacağını işaret ediyor.

Fotoğraf: Shutterstock

‘Kıtlık olmasını bekliyoruz’

Raporun baş yazarı Daniel Quiggin, yaptığı açıklamada, “Tüm temel gıda ürünlerinin fiyatlarında önemli yükselişler bekleyebiliriz. Ayrıca dünyanın bazı kesimlerinde kıtlık olmasını da bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Raporda, selden etkilenen ekili alanların oranının son bir yılda üçe katlanarak yüzde 32’ye yükseldiği kaydedilirken, 2040’lı yıllarda, en büyük dört üretici ülkede mısır üretiminde yüzde 10 ve üzeri kayıp olasılığının yüzde 50-50 olduğu tahmini de yer aldı.

Türkiye’de de gıda fiyatları gündemde

Bloomberg’in haberine göre dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artan gıda fiyatları gündemin ilk sıralarında yer alıyor.

Tüketici enflasyonu ağustos ayında beklentilerin üzerinde yüzde 19,25 seviyesinde açıklanırken, özellikle gıda grubu dikkat çekmişti. Ağustos’ta gıda enflasyonu yüzde 29 ile 28 ayın zirvesine çıktı.

Devlet Denetleme Kurulu’ndan Türk Hava Kurumu raporu

Devlet Denetleme Kurulu (DDK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı üzerine gerçekleştirdiği denetimde Türk Hava Kurumu (THK) Genel Başkanlığı envanterindeki 21 yangın söndürme uçağından 15’inin gayri faal durumda olduğunu belirtti.

Hazırlanan raporda THK Derneği Genel Başkanlığı, THK Gökçen İktisadi İşletmesi ve şubeleri ile THK Havacılık Vakfı şirketlerinin 2009-2019 dönemine ilişkin on yıllık tüm iş ve işlemlerinin denetim sonuçları yer aldı.

Net zarar 275 milyon 698 bin 776 TL

AA’nın haberine göre raporda THK’nın 2011 sonrası dernek faaliyetlerinin kuruluş amacından uzaklaştırıldığı belirtildi.

Bu süreçte alanında yetkin olmayan yönetici ve personelin kurumda istihdam edildiğinin belirtildiği raporda, yöneticilerin plansız ve öngörüsüz kararları, tekrarlanan hata ve suiistimaller sebebiyle, THK Derneği’nin 2019 yılı dönem net zararının 275 milyon 698 bin 776 TL’ye ulaştığı belirlendi.

Borçları toplamı 1 milyar 214 milyon

Raporda, tüm THK Havacılık Vakfı şirketlerinin banka borçlarının Kayyum Heyeti tarafından yapılan mutabakatlarla yeniden yapılandırıldığı, buna göre THK’nın banka borçları toplamının 1 milyar 214 milyon 46 bin 587 TL, 71 milyon 776 bin 909 Avro ve 484 bin 476 ABD Doları olduğu tespit edildi.

Raporda, 2019 yılı itibarıyla THK mülkiyetindeki toplam bin 330 gayrimenkulden 252 adedinin çeşitli banka kredilerine ilişkin olarak ipotek edilmiş olduğu tespiti de yer aldı.

THK Genel Başkanlığı’nın 2002-2013 döneminde yardım toplama faaliyetleri kapsamında elde ettiği gelirlerden Yardım Toplama Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmeliğin 22. maddesine göre ayrılan paylardan toplam 33 milyon 813 bin 277 TL’nin ilgili kurumlara ödenmediği de aktarıldı.

21 yangın söndürme uçağının 15’i gayri faal

Raporda, Haziran 2020 itibariyle THK Genel Başkanlığı envanterinde kayıtlı 21 yangın söndürme uçağının bulunduğu bilgisi yer aldı. Yangın söndürme uçaklarının 15’inin gayri faal görünmekle birlikte diğer 6 uçağın bakımda ya da bakımı bekler durumda bulunduğu belirtildi.

THK envanterindeki bakıma ihtiyacı bulunan altı adet CL-215 tipi yangın söndürme uçağıyla ilgili 2020 Haziran ayı itibarıyla güncellenen teknik rapora göre, iki uçağın toplam 2 milyon 194 bin dolar değerinde malzeme bekler durumda olduğu, bir uçağın bakım ve x-ray uygulamasının bulunduğu, bu üç uçağın dış yüzeyine korozyona karşı AD uygulaması yapılması gerektiği vurgulandı.

Diğer üç uçağın da malzeme bekler durumda olduğu, ayrıca 2020 yılının mart ayında yapılması gereken AD uygulamasının ekonomik gerekçelerle yapılmadığının belirlendiği kaydedildi.

Yeniden yapılandırma önerisi

DDK’nın raporunda, THK’nın yeniden yapılandırma önerileriyle birlikte, sorumluluğu bulunan eski THK başkan ve görevlileriyle şirket yetkilileri hakkında cezai, hukuki, idari ve mali değerlendirmeler de içeren toplam 116 öneri yer aldı.

Ayrıca, Vakfa bağlı şirketlerin kapatılması, bu şirketlerin faaliyetlerinin geçmişte olduğu gibi Dernek ve THK Gökçen Havacılık İktisadi İşletmesi bünyesinde veya ticari gereklilikler çerçevesinde kurulacak Dernek şirketleri vasıtasıyla yürütülmesi de öneriler arasında yer aldı.

THK’da koordinasyon ve yönetim kolaylığı açılarından şube sayılarının azami her ile bir şube olacak şekilde belirlenmesi, gerekli görülen yerlerde çalışmaların temsilcilikler vasıtasıyla yürütülmesi önerildi.

Kayseri’nin ikinci %100 Ekolojik Pazar’ı yarın açılıyor

Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği (KAPTAR), Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Kayseri İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Kocasinan Belediyesi işbirliği ile Kayseri Kocasinan  %100 Ekolojik Pazar’ın ikincisi yarın açılıyor.

Organik sertifikalı üretim yapan çiftçilerin ürünlerinin yer alacağı pazar, yarından itibaren her çarşamba günü Yenimahalle’de hizmet verecek.

‘Bu modelin yaygınlaşmasını istiyoruz’

Sivil toplum ve kamu kuruluşları işbirliği ile organik tarımın desteklenmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla kurulan Kayseri Kocasinan  %100 Ekolojik Pazarı dokuz yıldır hizmet verirken, yeni bir pazarın daha açılmasıyla Türkiye’de bir ilke imza atıldı.

Buğday Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu, Kocasinan’da açılan pazarla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

Üretici örgütlenir; devlet üretimi, yerel yönetimler de sivil toplum örgütlerinin katkıları ile organik pazarları destekler; üretim ve tüketimde yerellik sağlanarak organik pazarlar üreticiden tüketiciye hale gelirse, hem sürdürülebilirlik sağlanıyor hem de organik ürünlerdeki fiyatlar aşağı çekilebiliyor.

Kayseri’deki organik pazar fiyatları İstanbul, Ankara ve İzmir’deki organik pazarların neredeyse yarısı bir bedel. Buğday Derneği olarak, Tarım ve Orman Bakanlığımızı ve yerel yönetimleri işbirliği içinde hem üretim hem pazar ayağı bir arada olacak şekilde organik tarımı desteklemeye çağırıyoruz. Kocasinan %100 Ekolojik Pazar modelinin yaygınlaşmasını temenni ediyoruz.”

KAPTAR Derneği Başkanı Dr. Yeşim Bekyürek ise, organik pazarın açılışına ilişkin “Tüketicilerimize ulaşmak, üretim alanlarımızı arttırmak, sağlıklı ve güvenilir organik ürünlere en kısa yoldan ve en ucuza ulaşılmasını sağlamak amacıyla ikinci pazarımızı açıyoruz” yorumunda bulundu.

2020’de 159,062,75 kg taze sebze ve meyve satıldı

%100 Ekolojik Pazar’da, 2020 yılı verilerine göre, 159,062,75 kilogram taze sebze ve meyve satışı gerçekleşirken; üreticilerin elde ettikleri toplam kazanç, iklim krizine ve pandemiye bağlı olarak azalan ürün miktarına rağmen, 722.591,50 TL’ye ulaştı. Son altı yılda 980.426,31 kilogram taze sebze ve meyve satışı gerçekleştiren üreticiler, toplam 3.230.162 TL kazanç elde etti.

İlk olarak 2006 yılında İstanbul – Şişli’de açılan %100 Ekolojik Pazarlar, Kartal ve Bakırköy’ün ardından, İstanbul dışında Kayseri Kocasinan’da ve İzmit’te hizmet vermeye başladı. Türkiye’nin ilk ekolojik pazar olma özelliğini taşıyan Feriköy’deki Şişli %100 Ekolojik Pazar, haziran ayında 15. yılını kutlamıştı.

%100 Ekolojik Pazarlarda sadece organik sertifikalı ürünler satılıyor. Bu pazarlarda satılan tüm ürünlere ait sertifikalara buradan ulaşılabiliyor.

Araştırmaya göre sincaplar insanlara benzer karakter özelliklerine sahip

California Üniversitesi‘nde yapılan bir araştırmaya göre, altın mantolu yer sincaplarında insanlara benzer karakter özellikleri görülüyor.

Hayvan araştırmacıları, sincaplarda “cesur”, “agresif”, “atletik” ve “girişken” gibi insana benzer karakter özellikleri keşfetti.

Ayna görüntüsüne tepkileri incelendi

Kemirgenler üzerinde ayna görüntüsüne nasıl tepki verdiklerini gözlemlemek ve kaçmadan önce ne kadar zaman geçtiğini görmek için vahşi doğada onlara yaklaşmak gibi bir dizi bilimsel testi içeren araştırmaya göre, bazı sincaplar diğerlerinden daha dışa dönük.

Cesur olanlar yiyecek biriktirmede başarılı

Üç yıllık süre boyunca toplanan veriler, analistlerin daha cesur ve daha aktif sincapların daha utangaç ve daha az aktif olanlara göre daha fazla yer kapladığını ve yiyecek gibi kaynakları biriktirmede daha başarılı olduğunu gösterdi.

California Üniversitesi’nde (UC Davis) yapılan araştırmada, daha agresif sincapların kaya gibi tüneklere daha fazla erişiminin olduğunu, avcıları tespit etmek ve onlardan kaçmak için daha iyi görüş noktaları belirlediklerini ortaya çıkardı.

Çalışmada “Daha cesur, daha saldırgan sincaplar daha fazla yiyecek bulabilir veya daha geniş bir bölgeyi savunabilir ancak riskli davranışları onları yırtıcılara ya da kazalara karşı savunmasız hale getirebilir” örneğine yer verildi.

Sultangazi’de ‘dantel böceği’ istilası

İstanbul‘a bağlı Sultangazi ilçesinin neredeyse tüm mahallelerinde ‘Amerikan tahtakurusu’ olarak da bilinen ‘dantel böceği‘ görülmeye başlandı.

Yakından bakıldığında kanat bölgesi dantele benzediği için ‘dantel böceği’ adını alan tahtakurusu insan vücuduna ve bulduğu her yüzeye yapışarak rahatsızlık veriyor.

İstilacı ve yapışkan özellikte olan dantel böceklerinin rüzgarla birlikte ağaçlı bölgelerden geldiği düşünülüyor.

‘Evin içerisine giriyorlar’

Uğur Mumcu Mahallesi sakinlerinden Derya Cüce, DHA’ya yaptığı açıklamada “Yaklaşık 1 haftadır bu böcekler var. Fakat 2-3 gündür yoğun bir şekilde görülmeye başlandı. İnternetten araştırdım ‘dantel böceği’ olduğunu öğrendim. Camları açtığımızda evin içerisine giriyorlar. Çamaşırlarımızı dışarı astığımız da çamaşırların üzerlerine geliyorlar” dedi.

Silkelemeyle de böceklerin gitmediğini belirten Cüce, “Tek tek almamız gerekiyor. Kendi imkanlarımızla sinek ilacıyla ilaçladım. Ama hiçbir şekilde faydası olmadı. Yolda yürürken dahi bu böcekler üstümüze yapışıyor. Zaten kancalı gibi bir şey. Yapıştıktan sonra kaşındırıyor” ifadelerini kullandı.

Geliyê Godernê Şelalesi kuraklık, baraj ve kirlilik tehdidi altında

Haber: Metin YOKSU

*

Diyarbakır‘ın Kulp, Silvan, Lice ve Hazro sınırları içinde yapımı devam eden ve büyük çoğunluğu bitmiş olan Silvan Barajı sebebiyle Süryani, Ermeni ve Kürt‘lere ait tarihi alanlar ile doğa harikaları sular altında kalacak.

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında 2009 yılında planlanmış olan Silvan Barajı’nın yapımına 2010 yılında başlanmıştı. Yapımının tamamlanması ile sular altında kalacak doğa harikalarının biri de Diyarbakır’daki Geliyê Godernê Şelalesi.

Kirlilik seviyesi artıyor

Diyarbakır, Batman ve Siirt’ten sıklıkla ziyaretçinin uğradığı doğa harikası bugünlerde baraj tehdidinin yanı sıra insanların ardında bıraktığı artıklar sebebiyle de kirlenmeye başladı.

Şelalenin bulunduğu vadi 1990’lı yıllarda çatışmaların yoğun olarak yaşandığı yer olurken özellikle 2013 yıllarının ardından yurttaşların gezme amaçlı keşfettiği bölgeler arasına girdi.

Çatışmalı sürecin bölgede azalması ile birlikte özellikle hafta sonları piknikçi akınına uğrayan şelale doğa fotoğrafçıları ve gezi gruplarının da ilgi odağı haline geldi.

Mağara dönemlerine ait tarihi alanlar

Vadi boyunca Süryani, Ermeni ve Kürt’lere ait tarihsel alanlar bulunurken özellikle de şelalenin bulunduğu alandaysa mağara dönemlerine ait tarihi alanlar bulunuyor.

Vadinin bulunduğu yerde II. Abdulhamit döneminde inşa edilen ve mimarisi Diyarbakır ve Batman’ı bir birine bağlayan Malabadi Köprüsü‘ne benzeyen Taş Köprü de bulunuyor. Sarım Çayı üzerinde kurulu bulunan ve sudan yüksekliği tahmini on metreyi bulan köprü üstünden dahi sudaki berraklıktan dolayı suyun dibinde yüzen balıklar çıplak gözle görülebiliyor.

Kuraklık nedeniyle suyu az

Taş Köprü’den kuzeye doğru yaklaşık 3 kilometrelik yolun en az 2 kilometresi yayan olarak ve kimi zaman balıklar ile birlikte yürüyerek şelaleye ulaşabiliyorsunuz.

Sudan yürümek istemeyenler için ise yukarıdan patika yollar bulunuyor. Şelaleye vardığınız da yaklaşık 10 metre yükseklikten gürül gürül akan buz gibi suyun kayalara vuran sesini duyuyorsunuz.

Bu yıl kuraklıktan dolayı su az olsa da şelalede aşağıya doğru sarkan sarkıklar, suyun biriktiği minik havuzlar size Denizli‘de bulunan Pamukkale Travertenleri’ni anımsatıyor.

Özellikle su kimi yerlerde yosun tutmuş kayalardan köpük şeklinde akışı görenleri büyülüyor.

Güneşin yavaş yavaş dağların ardına düşmesi ile birlikte ise vadiye düşen kızıllık ile birlikte şelanin kimi yerlerine düşen ışık hüzmeleri küçük küçük gökkuşağı yaratması görsel şöleni de beraberinde getiriyor.

Günün her saatinde ayrı bir güzelliği bulunan vadide gün batımının başlaması ile dağların silueti suyun berraklığına yansıması görenleri kendine hayran bırakıyor.

İnsan tehlikesi ile karşı karşıya

Tüm bu doğal güzellik ise bugünlerde insan tehlikesi ile karşı karşıya… Yaz boyunca Diyarbakır, Batman ve Siirt’te şehrin gürültüsünden kaçanlar buralara pikniğe gelirken bırakılan çöpler de çoğalmaya başladı.

Söndürülmeden bırakılan ateşler ormanı tehdit ederken, bırakılan çöpler ise doğayı tehdit ediyor.

Özellikle baraj nedeni ile doğası tehdit altında bulunan şelalenin temizlenmemesi durumunda ise bölgedeki doğal yaşamı tehdit edilmeye devam edecek.

Gürül gürül akan suyun içinde balıklar ile birlikte suda hareket eden atık bir market poşetinin üzerinde yazılı olan “Doğayı seviyorum” yazısı insanın doğayı ne kadar sevdiğine kanıt niteliğinde adeta!