Türkiye Komünist Partisi (TKP) tarafından Kartal’da düzenlenen mitinge katılan parti üyesi ve tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, miting alanının yakınındaki bir kafede saldırıya uğradı.
Parti tarafından yapılan açıklamada “Miting günü Kartal’da üyemiz Orhan Aydın’a bir kafede yapılan kalleşçe saldırının hesabını soracağız. Yoldaşımızın sağlık durumu iyi ve konuyla ilgili hukuki süreç başlatıldı. Gericilere asla boyun eğmeyeceğiz!” tepkisi gösterildi.
‘Bu zorbalığa boyun eğmeyeceğiz’
Orhan Aydın da saldırıya ilişkin yaptığı paylaşımda “Adaletin olmadığı yerde meydan çetelere, mafya bozuntularına, eli kanlı faşist katillere kalır” dedi.
Aydın açıklamasında “Gazetecilere yapılan saldırılardan sonra dün bana Kartal’da yapılan alçaklık tam da budur. Susup teslim olacağımızı bu zorbalığa boyun eğeceğimizi düşünenler yanılıyorlar” ifadelerini kullandı.
Sağlık durumuna ilişkin bilgi paylaşan Aydın, gözünde morluk ve yüzünün belli bölgelerinde çatlak oluştuğunu, geceyi ise hastanede geçirdiğini söyledi.
Rize‘nin İkizdere ilçesinde yapımına devam edilen taş ocağı için açılan yürütmeyi durdurma davası kapsamında bilirkişi heyeti bölgede incelemelerini tamamladı. Bilirkişi incelemesi için Türkiye’nin birçok kentinden çevre aktivistleri bölgeye gelirken, İkizdere direnişçileri, sivil toplum temsilcileri de alanda hazır bulundu. Keşif, yaklaşık iki saat sürdü.
Tutanak 30 gün içinde hazırlanacak
Bilirkişi heyeti incelemesi için davacılarla birlikte direnişçilerin avukatı Yakup Okumuşoğlu, taş ocağı şantiyesine girerek incelemelerde bulundu. İnceleme sırasında şantiyenin önünde bekleyen çok sayıda kişi de bölgelerinde taş ocağı istemediklerini bir kez daha ifade etti.
Vadinin içerisinde ve taş ocağı çevresinde kolluk kuvvetleri tarafından geniş güvenlik önlemleri alındı. Bilirkişi keşif tutanağının 30 gün içinde hazırlanacağı belirtildi.
İnceleme sonrası açıklama
İnceleme sonrası açıklama yapan avukat Yakup Okumuşoğlu, keşifle ilgili şunları anlattı:
Projenin İyidere Liman Projesi ve aynı zamanda İkizdere transit yolu ile birlikte bu taş ocağının entegre bir tesis olduğunu dolayısıyla tek bir ÇED raporu içerisine dahil edilmesi gerektiğini, hem Rize Valiliği’nin aldatıldığını hem de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Ulaştırma Bakanlığı tarafından aldatıldığını bu şekilde hukuka aykırı bir rapor oluşturulduğunu ve sürecin bu şekilde yürütüldüğünü anlattık. Onlar da notlar aldılar.
İdarenin bize verdiği cevap dilekçesinde bildirilen ama raporda yer almayan hususlar var. Onların üzerinde durduk. Mahkemeden bu raporların hangi tarihte dosya içerisine girdiğini, sonradan ekleme yapılıp yapılmadığını denetlenmesini istedik.
Müdahil arkadaşlardan zaten kendi alanlarında yeterli açıklamalar yaptılar. Bu şekliyle sahayı gezdik. Daha yukarıya gidecektik aslında. Anladığım kadarıyla şirket bu sabah itibariyle oradaki yoldan geçiş olmasın diye hafriyat dökmüş ve oradan geçişi engellemişler. Dolayısıyla yukarı kısmı göremedik.
Ama bizim gittiğimiz nokta bundan iki ay önce aynı noktaydı ama üst kotuna çıkabiliyorduk. Şelaleye yukarıdan bakabiliyorduk. Şimdi şelalenin altına inmişiz. Yol oraya indirilmiş vaziyette. Hep o dereyi aşağı indire indire ve bu arada yukarıda yok ettikleri ağaçları ortadan kaldırarak yaptıkları bir yol. Normalde böyle bir yol çalışması olamaz. Ama bir şekilde çalışma devam ediyor. Denetim yok.”
‘Ne olursa olsun çok sayıda ağaç kesildi’
Mahkemeye eleştirilerini yaptıklarını dile getiren Avukat Okumuşoğlu, kararın ne olursa olsun bölgede çok sayıda ağacın kesildiğine vurgu yaparak şunları söyledi:
Mahkemeye eleştirilerimizi yaptık. Üç aydır keşif yapılamadı. Yürütmeyi durdurma kararı veremediniz. Burada kesilen ormanın illa orman davasıyla gündeme getirilmesi gerekmiyor. Bu bir çevre davası. Orman da çevrenin bir konusu. Yürütmeyi durdurma kararı verilebilirdi. Tebligatların geciktiğinden bahsettik. Bilirkişi heyetinin değiştirilmesi gerektiğini söyledik.
Asil müdahiller açıklama yaptılar. Herkes konuşmasını yaptı. Davacı arkadaşlarımız konuşmasını yapabildi. Bu şekliyle keşif usulü açısından bir sorun yok. Hepimiz konuştuk, dinlendi. Ama bu rapor ister bizim lehimize ister aleyhimize olsun burada çok sayıda ağaç kesildi.”
Akdeniz Koruma Derneği’nin Deniz Koruma Alanlarındaki tecrübelerinin de yer aldığı ve okyanusların korunması için hazırlanan Deniz Koruma Alanları Kılavuzu, Science Dergisi’nde yayınlandı.
Akdeniz Koruma Derneği Başkanı Zafer Kızılkaya’nın da yazarları arasında bulunduğu “Deniz Koruma Alanları Kılavuzu: Okyanus İçin Küresel Hedeflere Ulaşma Sistemi” isimli bilimsel yayın, altı kıtadaki 39 kurumdan 43 deniz ve sosyal bilimci tarafından hazırlandı.
Küresel bir yol haritası
Yayın, Deniz Koruma Alanları (DKA’lar) aracılığıyla dünyada okyanus koruma anlayışının gelişmesine ve küresel hedeflere ulaşmak için biyoçeşitlilik kaybının tersine çevrilmesi konularına katkı sunmayı amaçlıyor.
Kılavuz, okyanusların korunması için deniz koruma alanlarını bütüncül şekilde planlamak, izlemek ve değerlendirebilmek için küresel yol haritası niteliğinde. DKA Kılavuzu, koruma çalışmalarının düzeyini tam, yüksek, hafif ve minimum olarak dört sınıfta tanımlayarak tüm DKA’lar için izleme ve değerlendirme çalışmalarına da ortak dil kazandırıyor ve okyanusların korunması için etkili çözümler içeriyor.
‘Deneyimlerimizin sonucu’
Konuyla ilgili açıklama yapan Zafer Kızılkaya “Kılavuz, dünya okyanuslarını kurtarmak için DKA’ların nasıl planlanması gerektiğine dair deneyim birikimimizin sonucudur. Gökova Körfezi’nde Türkiye’de ilk kez hayata geçirdiğimiz Deniz Koruyuculuğu Sistemi ve sistemin biyoçeşitlilik ve kıyı balıkçılığı üzerine yarattığı etkiler konusundaki tespit ve tecrübelerimizin, bu yayınla okyanus koruma çalışmalarına yön vermesinden onur duyuyoruz. Okyanuslara Gökova Körfezi’nden fayda sağlamak, ülkemizin başarılarındandır” dedi.
Yayının zamanlamasının da son derece önemli olduğuna dikkat çeken Kızılkaya, “Zira, ülkeler 2022’de Çin’in Kunming kentinde Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin ‘2030 yılına kadar okyanusların en az yüzde 30’unu koruma’ hedefini müzakere etmeye hazırlanıyor. Bilim insanlarının on yıllık çalışmalarının sonuçları ile hazırlanan DKA Kılavuzu, bu müzakerelere de yön verecek” ifadelerini kullandı.
Kılavuza neden ihtiyaç var?
DKA’lar okyanus koruma için merkezi bir araç olmasına rağmen tüm DKA’ların aynı olmadığı ve çeşitli hedeflere, beklentilere ve etkililik derecelerine sahip birçok DKA türü bulunduğu belirtilen açıklamada şunlar söyleniyor:
“Bazı DKA’lar her türlü su ürünleri avcılığına kapalıyken, diğerleri hemen hemen tüm avcılık türlerine açık. DKA’ların bir kısmı etkin yönetim planlarıyla aktif yönetime sahipken, bir kısmı yalnızca kâğıt üzerinde varlık gösteriyor. Bu nedenlerle DKA’lar için hedefler ve koruma sonuçları farklı.
Bu tutarsızlık, herhangi bir DKA’dan beklenebilecek koruma sonuçlarına ilişkin yanlış beklentilere neden olarak okyanusların ne kadarının ‘korunduğu’ hakkında da farklı sonuçları beraberinde getiriyor.
Bu durum, gerçek ilerlemeyi engelleyerek dikkatleri hem insanların hem de doğanın yararına sağlıklı bir okyanusa ulaşma hedefinden uzaklaştırma riski yaratıyor. DKA’ların nasıl kategorize edileceğine veya olası sonuçlarının nasıl belirleneceğine dair rehber bulunmaması, bu sorunların temel nedeni. Deniz Koruma Alanları Kılavuzu, bu tutarsızlıkların ortadan kalkmasına hizmet etmek üzere hazırlandı.”
Akdeniz Koruma Derneği hakkında
Akdeniz Koruma Derneği 2012 yılında ulusal bir sivil toplum kuruluşu olarak İzmir’de kuruldu. Deniz Koruma Alanlarının yasa dışı her türlü faaliyete karşı izlenmesi için Türkiye’de ilk kez uygulanan Deniz Koruyuculuğu Sistemi’ni geliştirdi.
Sistemi, Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile koordineli olarak Gökova ve Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma Bölgeleri’nde uyguluyor.
Akdeniz foku, kum köpekbalığı gibi nesli tehlike altında olan türler ve bunların yaşadığı deniz ekosistemlerinin izlenmesi ve restorasyonu, Derneğin öncelikli çalışma konularından. Tüm bunlar tür ve habitatların korunmasına katkı sağlarken bir yandan da geleneksel kıyı balıkçılığını sürdüren balıkçıların meslekteki varlığını güvence altına alıyor.
Van’ın Erciş ilçesinde bulunan Koçköprü Barajı’nda toplu balık ölümleri yaşanmaya başlandı. Yüzlerce ölü balığın kıyıya vurması bölgede kaygılara yol açtı.
Erciş ilçe sınırları içinde yer alan Zilan bölgesindeki İncesu köyünün üst kısmında yer alan Koçköprü Barajı birkaç ay önce yeşil bir renk almıştı.
Erciş ilçe merkezine yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunan ve 1978 yılında kurulan Koçköprü Barajı bölgenin enerji ile sulama suyu ihtiyacını karşılıyor. Baraj, 65 milyon metreküp su kapasitesine sahip.
‘Kirlilik alg patlamasına yol açtı’
Son üç yıldır baraj gölünün kirliliğine tanık olduklarını dile getiren Zilan Ekoloji Platformu Eş Sözcüsü Mirbahattin Demir, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Gerekli birimlere bu kirliliğin sebebinin insan ve hayvan atıklarının yanı sıra evsel atıklar olduğunu söyledik. Aynı zamanda mutfak kimyasalları da dahil lağım sularının 25 köyden dereye akıtıldığını bildirdik. Ancak taleplerimizi dikkate almayan ilgili kurumlar önlem almak yerine durumu geçiştirmeye çalıştılar” dedi.
Azot ve fosfat yükü nedeniyle alg patlaması yaşandığını ve bu durumun toplu balık ölümlerine neden olduğunu belirten Demir, ikinci büyük etkenin de hidroelektrik santral olduğunu söyledi. Demir, “Ulupamir HES türbinlerinin çalıştırılarak suyun oksijen kalitesinin düşürülmesi yaşanan olaya tuz biber oldu” ifadelerini kullandı.
Mirbahattin Demir
İklim krizinin neden olduğu kuraklığın da suların debisinde azalmaya yol açtığını, suyun sıcaklığını artırarak sudaki oksijeni azalttığını belirten Demir, “İklim krizi artık kapıda değil, kapıdan içeri girdi” ifadelerine yer verdi.
‘Ekinlerimiz kurudu’
Dere kıyılarında su samurlarının yaşadığını hatırlatan Demir, sadece balıkların değil bir çok canlı hayatının tehlikede olduğunu vurguladı.
Barajın enerji dışında aynı zamanda sulama için kullanıldığını dile getiren Müjdat Ceyhan ise sadece balıkların değil aynı zamanda bitkilerin de sudan zehirlendiğine dikkat çekti:
“Bu yıl hasat elde edemedik. İlk olarak baraj üzerinden yeşilimsi bir tabaka oluştu. Ardından ektiğimiz domates ve biberler kurudu. Ekinlerimiz bu su nedeniyle zayıf kaldı. Barajda aşırı bir kirlilik var. Bu kirliliğin önlenmesi için defalarca ilgili kurumlara müracatta bulunduk. Fakat ne bizi dinleyen oldu nede gelip burada inceleme yapan. Bu da yetmezmiş gibi barajın kaynakları olan dereler üzerinde HES kuruldu. Zaten ne olduysa HES’te suların tutulmasıyla başladı. Dün bitkiler zehirlendi, bugün balıklar, muhtemelen yarın da sıra biz insanlara gelecek.”
Müjdat Ceyhan
İlçe Tarım Müdürlüğü: Numune aldık
Konu ile ilgili Yeşil Gazete’ye konuşan Erciş İlçe Tarım Müdürlüğü, kendilerine yapılan ilk ihbarın jandarmadan geldiğini, ihbar sonrasında gölden ölü balık ve su numunesi aldıklarını belirtti. Açıklamada olayla ilgili incelemelerinin devam ettiği ifade edildi.
Türkiye’nin 46 sivil toplum kuruluşu “Güçlü sivil toplum etkin doğa koruma” mottosuyla Doğaya Güç Kat Projesi kapsamında Ankara’da yan yana geldi.
İki gün süren toplantıda doğa koruma alanında çalışan sivil toplum kuruluşları, kamu-STK iş birliğinin zayıflığına ve sivil toplum kuruluşları arasındaki iletişim eksikliğinin ortaya çıkardığı sorunlara dikkat çekti.
İletişim sorununa dikkat çekildi
STK temsilcileri doğa/çevre koruma alanındaki başlıklara müdahil olamadıklarını aktarırken, kamu yetkililerinin bilgi paylaşımı konusunda ise istekli davranmadığını belirtti. Çevre sorunlarının çözümü için kamu desteği ve iş birliğinin önemli olduğunu vurgulayan STK temsilcileri, karar alma süreçlerine daha fazla dahil olmak istediklerini de kaydetti.
Güçlü bir doğa koruma için STK’ler arası iletişimin çok önemli olduğuna dikkat çekilen toplantıda, bölgesel olarak birlikte çalışmanın sorunlara hızlı müdahale için önemli olduğunun altını çizildi.
Katılım mekanizmaları konuşuldu
Toplantıda doğa koruma alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının dahil olabileceği katılım mekanizmaları da ele alındı.
Tarım ve Orman Bakanlığı‘ndan gelen yetkililer sulak alanlar, havza yönetimi ve av komisyonları hakkında bilgi verdi ve STK’lerin bu komisyonlara nasıl dahil olabileceğini aktardı. STK’lerin çoğunluğu ilgili katılım mekanizmaları hakkında bilgi sahibi olmadığını, bu konuda yapılacak eğitim çalışmalarıyla katılım mekanizmalarına dahil olmak istediklerini ifade etti.
Doğaya Güç Kat Projesi hakkında
Doğaya Güç Kat Projesi’yle Türkiye’de yerel düzeyde çevre ve doğa koruma alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının karar verme süreçlerine katılımını artırarak sivil toplum ve aktif vatandaşlığın güçlendirilmesine katkıda bulunmak ve Türkiye genelinde çalışma yürüten STK’lerin kapasitelerinin güçlendirilmesi hedefleniyor.
Projeyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nin (ABB) AnkaPark sözleşmesini feshetmesi üzerine işletmeci tarafından açılan dava 5. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından reddedildi. Ancak, AnkaPark’ın tahliyesi konusundaki tedbir kararı kaldırılmadı.
Bu kararla birlikte, işletmecinin sözleşmenin feshinin geçersiz olduğu ve sözleşmenin devam ettiği yönündeki iddiaları karşılıksız kalmış oldu. AnkaPark’ın yapım maliyeti ABB Başkanı Mansur Yavaş tarafından 801 milyon dolar olarak açıklanmıştı.
‘Kamu zararı her geçen gün artacak’
AnkaPark’ın ABB’ye teslim edilmesini engelleyen tedbir kararının kaldırılmaması, alanın tamamen sahip kalması ve toplam zararın artmasına sebebiyet verecek. Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, teslimin gerçekleşmemesi durumunda oluşan kamu zararının her geçen gün milyonlarca lira artarak parkın değerinin bile önüne geçebileceğini dile getirdi.
Türkiye’de deniz ve kıyı temizliği faaliyetleri yürüten Deniz Temiz Derneği/TURMEPA gönüllüleri, 1997 yılından bu yana ‘deniz süpürgesi’ adını verdikleri kampanya ile 24 yılda Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz’den 2 milyon 850 bin ton atık topladı.
Uluslararası Kıyı Temizleme Günü dolayısıyla dernek öncülüğünde çeşitli sivil toplum örgütü üyeleri ile Samsun’un Atakum sahilinde de temizlik yapıldı ve çöpler toplandı.
‘En büyük miras temiz bir deniz’
TURMEPA Samsun Şube Başkanı Tuncer Üçüncüoğlu, deniz temizliğine büyük önem verdiklerini belirterek “Yedi tane teknemiz var, bunlarla yatlardan atık topluyoruz. Bugüne kadar topladığımız atık miktarı, 2 milyon 850 bin tondur. Elimizden geldiği kadar denizdeki atıkları toplamaya gayret ediyoruz. Atıklar, bütün deniz canlıları için büyük bir tehlike oluşturuyor. Bizim torunlarımıza bırakabileceğimiz en büyük mirasımız; temiz bir çevre, temiz bir denizdir” dedi.
TURMEPA Samsun Bölge Koordinatörü Damla Balçık da temiz bir denizin önemine dikkat çekerek “Samsun’da pandemi sonrası ilk kıyı temizliğimizi gerçekleştirdik. Bu etkinlik devam edecek. Atakum’da çok güzel bir sahilimiz var, özellikle burayı seçtik. Birçok kurumdan ve sivil toplum kuruluşundan etkinliğimizde destek gördük. Maalesef sahilde çok fazla sigara izmariti bulduk. Bu denizler hepimizin, daha fazla sahip çıkalım” ifadelerine yer verdi.
Vakıflar Genel Müdürlüğü, Burgazada’daki Madam Marta Koyu için açık artırma yoluyla ihale ilanı açtı. Kullanım şeklinde ‘açık çay bahçesi, restoran, turistik tesis’ yazan ihalenin muhammen bedeli 17 bin 500 TL olarak açıklandı.
7 Ağustos tarihinde yapılan ilanı takiben 15 Eylül (çarşamba) günü ihale gerçekleşecek.
Halkın kıyı kullanım hakkı alınıyor
Madam Martha Koyu’nu da içine alan yaklaşık 56 dönümlük arazinin özel kişilere devredilmesi, halkın kıyı kullanım hakkının elinden alınması ve ücretli hale getirilmesi, doğal ve kültürel yaşamın tahrip edilmesi endişe yaratıyor. Marta Koyu Dayanışması konu ile ilgili Koy’un dokusunun bozulmaması için mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
Cumhuriyetten Yaprak Akbaba’nın haberine göre, 2006 yılında adadaki Hazine’ye ait bir başka araziyle trampa edilerek Silahtarağa Vakfı’na devredildi ve böylece Vakıflar Genel Müdürlüğü kontrolüne geçti. Madam Martha Koyu’nun da içinde yer aldığı toplam 56 dönümlük arazi Koy’dan Kalkapazankaya’ya kadar uzanan çok geniş bir bölgeyi kapsıyor.
‘Yeni ihale daha tehlikeli’
Madam Marta Koyu’nu korumak için Burgazadalıların oluşturduğu sivil bir inisiyatif olan Madam Marta Koyu Dayanışması ile ihalenin iptal edilmesi için girişimlerin başlatıldığını söyleyen avukat Can Bıçakcı, 2019 yılında da Koy’un, özel kişilere kiralanmasının ardından Dayanışma’nın mücadelesi ile özel işletme işgalinin sınırlı kaldığını ve koyun dokusunun bozulmadığını aktardı.
Bıçakcı, bu sefer yapılan ihalenin Koy için daha tehlikeli olduğunu vurgulayarak, bu ihalenin önceki ihaleden farkını “Restoran ve turistik tesis şeklinde bir ibare de var” sözleriyle anlattı.
‘Yürütmeyi durdurma kararı vermesini bekliyoruz’
Avukat Bıçakcı, kıyı kesiminin bu şekilde kiralanmasının Anayasaya ve Kıyı Kanununa aykırı olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:
“Ayrıca bu ihale özelinde ihale şartnamesinde de bir sürü usulsüzlükler bulunuyor. Kira süresi açık bir şekilde şartnamede belirtilmemiş, kiralanan yerin krokisi dahi şartname ekinde yer almıyordu, ihtarname gönderilmesi akabinde krokiyi gönderdiler. 9 Eylül tarihinde Adalar Vakfı yürütmeyi durdurma talebiyle iptal davasını idare mahkemesinde açtı. Mahkemeden bu hukuksuz ihalenin durdurulmasına yönelik yürütmeyi durdurma kararı vermesini bekliyoruz.”
‘Marta Koyu acil olarak koruma altına alınmalı’
İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü, Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Cem Dalyan ise Koy hakkında şunları kaydetti:
“Madam Marta Koyu, İstanbul yakınındaki en önemli deniz çayırlarına sahip, doğal zenginliğe sahip bir alan. Deniz çayırları, deniz ekosistemi için büyük önem taşır. Neredeyse bütün canlılık bununla başlar. Ayrıca Marta Koyu’nda 5-6 metre derinlikten sonra, kum zemin üzerinde yayılan ufak taşlar var. Bunlar, aralarda yaşamayı seven, özellikle omurgasız türler için muhteşem bir yaşam alanı. Bu nedenle, çok acil olarak Marta Koyu koruma altına alınmalı. Yoksa biyo-çeşitliliğimizin büyük bir kısmını çok yakın bir zamanda kaybedeceğiz.”
Onlar kent hackerları. Kaldırımlara yerleştirdikleri komik figürler, bir duvardan sarkan kolonyalı peçeteli raf, duvardan gülümseyen Darth Vader büstü, tuğlanın arasından kafasını çıkaran fantastik yaratık, ağzından doğalgaz borusu çıkan Bart Simpson figürü hep onların işi.
Kendilerine Onaranlar Kulübü diyorlar. Üç iyi arkadaş tarafından kurulmuş ve şimdi 2 bini bulan gönüllüsüyle kent sokaklarını güzelleştirmeye adaylar.
Dertlerini “Bir gün mutsuz, bir gün umutsuz, bir gün stresli, bir gün hüzünlü geçtiğimiz o gri sokaklarda yüzümüzü güldürecek, bizi mutlu edecek ve oranın bir parçası hissettirecek aksiyonlar almak istedik” diye anlatıyorlar.
Gerçekten de onların dokunuşlarına bazen bir duvarda, bazen bir çöp konteynerinde, bazen bir doğalgaz kutusunda rastlamak mümkün. Bu yaptıkları işe de ‘kenti hacklemek’ diyorlar ki, bundan daha güzel bir hack olamaz herhalde.
‘Atma onar’
2015 yılında Endüstri Mühendisi Doğukan Güngör, Makine Mühendisi Ufuk Emin Akengin ve Uluslararası İlişkiler mezunu Furkan Bakır tarafından kurulan Onaranlar Kulübü’nün mottosu, “atma onar”.
Kulübün kurucularından Doğukan Güngör; üç arkadaş ellerindeki üç boyutlu yazıcıları nasıl toplumsal faydaya dönüştürürüz diye düşünürken kulüp fikrinin ortaya çıktığını söylüyor:
“Onarma faaliyeti zaten geleneklerimizde var. Biz de onarımı topluma daha iyi entegre edebilmek adına kentleri, çevreyi, sokakları bir tuval olarak düşündük. Ve 2016’da sokaklarda gördüğümüz ‘bug’ları yani hata ve eksikleri üç boyutlu yazıcıda ürettiğimiz tasarımlarla onarmaya başladık. Üçümüzü de buluşturan teknolojiydi. Ufak ufak sokakta dokunuşlarımızı yapmaya başladık. Bazen bir doğalgaz kutusunu dönüştürdü, bazen yağmur borularını, yol kenarında araçların yaya kaldırımına girişini engelleyen babalara dokunduk.”
Bir topluluğa dönüştü
Bir içgörüyle hareket ettiklerini ve yaptıkları toplumsal hizmetin hemen fark edildiğini söyleyen Güngör; insanların hemen kendilerine ulaştıklarını ve “biz de onarmak istiyoruz, biz de katkı sağlamak istiyoruz” dediklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Anladık ki toplumda yaşayan kişiler sokaklarına, çevresine, kentine bir şekilde katkı sağlamak istiyor. Bu içgörüyü fark edince, Onaranlar Kulübü katılımcılığı da bünyesine alan bir topluluğa dönüştü. Yani insanların kendi etraflarına katkı sağlayabilecekleri bir platforma evrildi. O gün bugündür yaptığımız bütün projelerde kentle insan arasında diyalog kuran, projeler geliştiren bir topluluğuz.”
Doğukan Güngör
Binlerce gönüllü
Şu anda Onaranlar Kulübü’yle birlikte yol yürümek isteyenlerin sayısı 2 bini bulmuş durumda:
“Bu gönüllü ağının içerisinde farklı disiplinlerden, farklı ekosistemlerden gelen avukatından doktoruna, endüstriyel ürün tasarımcısından gazetecisine, öğrencisinden esnafına birçok skaladan insan var. Zaten bizim ilerlemek istediğimiz nokta, her ne olursan ol çevreye katkı sağlam iç görüsüne sahipsen bir onaran olabilirsin. Dolayısıyla platformumuz herkese açık.”
‘Onardığımız şey aslında zihinler’
Doğukan Güngör ile kapitalizmin teşvik ettiği tüketim kültürünü ve onarmak yerine hep yenisini alma alışkanlığımızı da konuşuyoruz. Güngör, gerçekçi tespitler yapıyor ve kendilerinin başlattığı girişimlere benzeyen çalışmaların gidişatı belki biraz yavaşlatabileceğini, ama durduramayacağının da altını çiziyor:
“Biz esasen sokağa çıkıp kent mobilyalarını onarıyor, yaşadığımız çevreyi güzelleştiriyoruz diyebiliriz. Ama onardığımız şey aslında zihinler! İnsanları üretmeye teşvik etmeye çalışıyoruz. Sanayi devrimiyle üretim ve tüketimin artması, özellikle metropolde yaşayan insanların hızlı yaşama deneyimleri doğrultusunda bir ‘al-kullan-at’ kültürü oluştu. Bu kültür hem ciddi anlamda atık hem de maddi yükü de beraberinde getirdi. Bizim dikkat çekmeye çalıştığımız şey, endüstriyel anlamda üretimden ziyade bireysel üretime dikkat çekmek. Mesela çok sık bir şekilde pet şişe kullanarak suyu içiyoruz, poşet kullanıyoruz, sürekli kıyafet alıyoruz, sıkça teknolojik alet alma ihtiyacı duyuyoruz. Halbuki insanoğlu elindeki kaynakları onarma yeteneğine sahip. Bu aslında kapitalist sistemin bize dayattığı bir ekosistem ve bunun karşısında durabilmek çok zor. Tüketimi bitirmek ve herkesi üretime sevk etmek, sistemi değiştirmek mümkün değil belki ama pratikleri değiştirebiliriz. Dünyadaki plastik atık miktarı her geçen gün artıyor, bunun artışını azaltabiliriz. Bu da bireysel üretim pratikleri veya bireysel onarım pratiklerimizle alakalı bir şey.”
‘Dünya iyiye gitmiyor’
Z kuşağı olarak adlandırılan yeni neslin tüketime dikkat eden bir nesil olduğunu ve kendilerinin de Onaranlar Kulübü olarak yaptıkları her faaliyette öncelikle farkındalığı artırmaya odaklandıklarını anlatan Doğukan Güngör şöyle devam ediyor:
“Dünya iyiye gitmiyor ve bu süreci uzatabilmek, buna katkı sağlayabilmek için bu işe soyunduk. Çünkü paylaşmanın, kolektif hareket etmenin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Örneğin bir yerden bir yere giderken karbon ayak izimizi azaltmanın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Anlayacağınız olay zihinleri onarmakla başlıyor.”
Kalamış Parkı’nı yeniden yarattılar
Onaranlar Kulübü’nün şimdiye kadar yaptığı en büyük onarma faaliyeti, Kadıköy’deki Kalamış Parkı projesi. Ama tabii ki onarma istekleri İstanbul’la sınırlı değil. Önce Kalamış’ı anlatıyor Doğukan Güngör:
“Kalamış Parkı 2019 yılında Onaranlar Kulübü’nün hayal ettiği bir projeydi. Hayalimiz şuydu. Birçok insanın ziyaret ettiği, kullandığı, deneyimler tattığı, anılarının olduğu bir kamusal alanı iyileştirmek ve dönüştürmek. Bunu yaparken de kolektif hareketle, kolektif zekayla ilerlemek. Daha sonra bu hayalimize ortak olan bir marka bize geldi ve hayalinizi gerçekleştirmek istiyoruz dedi. Kadıköy Belediyesi’nin de desteğiyle 3 bin 500 metrekarelik alanı yeniden böyle kurguladık. Bu süreçte bizi en heyecanlandıran şey alanı kurgulamadan önce orada yaşayan, orayı ziyaret eden, orayı kaykay kullanan gençlerden, parkta oturan teyzelere-amcalara, parkı günübirlik ziyaret eden 200’den fazla insandan geri bildirimler almak oldu. Hepsine sorduk, burada ne görmek istersiniz diye. Ayrıca parkın birçok alanında geri dönüştürülmüş malzemeler kullandık. Daha önce park basket sahası, bir voleybol sahası ve bir kaykay alanından oluşuyordu. Biz ekstra bir de insanların vakit geçirebileceği mobilyalar tasarladık. İnsanların bilgisayarla çalışabileceği alanlar, eşyalarını kilitleyebileceği dolaplar, tamamen ihtiyaçlara yönelik geri dönüşüm alanları, spor yapabilecekleri alanlar, insanların gökyüzünü izleyebilecekleri hamaklar. Tabii bu tasarım işinde bize gönüllü olarak destek veren çok sayıda mimar ve tasarımcı arkadaşımız da vardı, dolayısıyla hayal ettiğimiz gibi kolektif bir süreç yaratmış olduk.”
‘Kenti hafızasına uygun revize ediyoruz’
Onaranlar Kulübü İstanbul dışında Eskişehir, Hatay, Lüleburgaz, Almanya’da Berlin, Fransa’da Lyon, İtalya’da Milano ve ABD’de Newyork’ta da küçük hackler yapmış. Söz hackinge gelince biraz daha anlatıyor Güngör:
“Aslında yaptığımız kenti hafızasına uygun revize etmek, kente bu şekilde müdahale etmek. Mesela yolun ortasına konmuş ve yaya geçidine engelleyen doğalgaz kutusuna müdahale ederek, insanları gülümsetmek istiyoruz. Aslında biz kenti birazcık da açık hava müzesi gibi kurguluyoruz. Kent mobilyalarına, duvarlarına, kaldırımlarına, tabelalarına yaptığımız dokunuşlarla insanın dikkatini çekerek, insanı kente dahil etmeyi hayal ediyoruz. Çünkü metropollerde en büyük eksiğimiz, günlük yaşantımızın yoğunluğu ve hareketi sebebiyle katılımcı olamamak. İşten eve, okula, bakkala giderken sokaklar sadece bir araç olarak kalıyor. Asıl onlara sahip çıkıp detayları iyileştirebilirsek, sokakları daha çok sahiplenebileceğiz.”
Sokakta Darth Wader’la karşılaşmak
Onaranlar Kulübü’nün en çok kullandığı figürler Star Wars kahramanları ve tabii Darth Wader. Bu figürleri de bir Babalar Günü’nde yol kenarındaki babalara giydirmekle başlamışlar ve inanılmaz ilgi çekmiş. Kulüp üyeleri, çoğu zaman malzeme ve ekipman kullanımında sınır tanımamakla beraber, önceliklerinin her zaman sürdürülebilir, çevreye duyarlı ve ulaşılabilir malzemeler olduğunu söylüyor Doğukan Güngör:
“Bu elbette yaptığımız projenin kapsamına göre değişiklik gösterebiliyor. Örneğin, yaptığımız sokak işlerinde 3D yazıcılardan yararlanarak çeşitli müdahaleler yaparken evden katılım ile gerçekleştirdiğimiz dijital atölyelerde atık kumaşları, eski gazete ve dergileri değerlendirip ortaya yeni üretimler çıkarabiliyoruz.”
Keşkeler…
Yaklaşık beş yıldır başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin sokaklarında güzellikler yapmaya çalışan Onaranlar Kulübü’nün ‘ahh’ dediği, ‘keşke’ dediği şeyler de var elbette:
“Keşke bizim gibi toplulukların, bireylerin kente katılımcı olabilme opsiyonları daha fazla olsa. Keşke yerel yönetimler buna daha çok imkan sağlasa. Keşke buna ilişkin daha çok bilinçlendirme faaliyeti olsa. Keşe kente müdahale etmek, keşke kenti güzelleştirmek isteyen bizim gibi topluluklar bu kadar çok bürokrasiyle uğraşmak zorunda kalmasa.”
Tahrip edilenler de oluyor
Doğukan Güngör yaptıkları işlerin bazen söküldüğünü, alındığını, tahrip edildiğini de paylaşıyor bizimle ve buna dair şu iyimser yorumu yapıyor: “Biz bu tür vandallıkları bile anlamak ve bunu yapana insanın yaptığımız işle bir şekilde iletişim kurduğunu düşünmek istiyoruz. Çünkü bize göre iyiler, kötülerden daha fazla.”
Onaranlar Kulübü’nün önümüzdeki yıl en önemli hedefi Anadolu’ya açılmak. Yurtdışına yönelik projeleri de olmasına rağmen, kulübü önümüzdeki yıl Ege kıyılarına taşımak istediklerini söylüyor Doğukan Güngör ve plastiğin geri dönüşümü üzerine alternatif bir alan oluşturmaya yönelik bir atölye oluşturmayı planladıklarını ve kulübe katılmak isteyen herkese kapılarının açık olduğunu da sözlerine ekliyor:
“Çanakkale’den tutun da Dersim’e kadar birçok bölgede insanları onarma eylemine dahil etmek ana hedefimiz. İsteyen herkes bize sosyal medyadan, internet sitemizden, mail adreslerimizden ulaşabilir. Onaranlar Kulübü’ne üye olmaya gerek yok, hepimizin kentimize sahip çıkmamız yeterli.”
Global Witness isimli insan hakları kuruluşu, 2020 yılında rekor sayıda çevre aktivistinin öldürüldüğünü açıkladı.
Kuruluş tarafından yayımlanan raporda, cinayetlerin neredeyse üçte birinin doğal kaynak kullanımıyla ilgili olduğu kaydedildi.
En az 227 çevre aktivisti öldürüldü
Raporda, dünya genelinde en az 227 çevre hakları savunucusunun öldürüldüğü belirtilirken, bu rakamın bir önceki senede görülen rekoru geçtiği ifade edildi.
Kurum, 2019 yılında 212 çevre aktivistinin öldürüldüğünü duyurmuştu.
Paris Anlaşması’nın 2015’te imzalanmasından itibaren her hafta ortalama dört aktivistin öldürüldüğü ifade ediliyor.
En çok cinayetin yaşandığı alan ağaç kesimi oldu. Brezilya, Nikaragua, Peru ve Filipinler’deki saldırılarda 23 kişi hayatını kaybetmişti.
Geçen sene 65 kişinin öldürüldüğü Kolombiya, en çok cinayetin yaşandığı ülke oldu.
‘Cinayetler durdurulmalı’
Global Witness yöneticilerinden Chris Madden, hükümetleri çevre savunucularını koruma konusunda ciddi olmaya davet ederken, şirketlerin insanları ve gezegeni karın önüne koymaya başlaması gerektiğinin altını çizdi.
İklim kriziyle birlikte ölümlerin de devam edeceğini kaydeden Madden, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu veriler iklim kriziyle mücadelede hayati önem taşıyan ormanları, nehirleri korumak için hayatlarını riske atanların ne kadar ağır bir yük taşıdığı gösteriyor. Bu cinayetler durmalı.”