Ana Sayfa Blog Sayfa 1267

Analiz: 1,5 santigrat derece hedefini tutturmak için sadece Gambiya yeterli önlemler aldı

Bağımsız araştırma grubu Climate Action Tracker tarafından yapılan bir analize göre, Paris Anlaşması‘nın hedeflerinden 1,5 santigrat derecelik ısınma seviyesini geçilmemesi için 197 ülke içinden sadece Gambiya yeterli önlemler aldı.

Analiz, 1,5 santigrat derece hedefini tutturma konusunda ilerlemelerin mayıs ayından beri durduğunu da ortaya koydu.

‘Fark çok büyük’

Hedefe ilişkin iklim politikalarına sahip tek gelişmiş ülkenin Birleşik Krallık olduğu belirtilirken, buna karşılık ülkede somut adımların atılmadığı da vurgulandı.

Sera gazı emisyonlarının azaltılması için ülkeler taahhüt vermelerine rağmen, ilerleme oldukça yavaş.

Yeni iklim planları ile öne çıkan Avustralya, Meksika, Brezilya, Singapur, Rusya, Endonezya, Yeni Zelanda, İsviçre ve Vietnam gibi ülkelerin uygulama anlamındaki kararlılıklarının ciddi oranda düştüğü kaydedildi.

Çalışmada yer alan isimlerden olan ve Almanya’daki NewClimate Institute kurucu ortağı Prof. Dr. Niklas Höhne, hedefler ile bulunulan yer arasındaki farkın çok büyük olduğunu kaydetti:

Son birkaç ayda çok az düzeyde önlemlerin hayata geçirilmesi içler acısı. Olmak istediğimiz yer ile bulunduğumuz yer arasındaki fark çok büyük. Şu anda masada olan tüm taahhütleri ve hedefleri göz önünde bulundurduğumuzda, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını zar zor stabilize edebileceğiz gibi görünüyor. Paris Anlaşması ile uyumlu hareket etmek için 2030 yılına kadar küresel emisyonları yarıya indirmemiz gerekecek.”

Bazı ülkelerin emisyonları nasıl azaltacaklarına dair planları yok

Aralarında Türkiye, Hindistan, Çin ve Suudi Arabistan‘ın da yer aldığı ve küresel emisyonların yaklaşık yarısını oluşturan ülkelerin emisyonları nasıl azaltacaklarına dair yeni bir planları yok.

Araştırma merkezi Climate Analytics’in kurucusu Dr. Bill Hare, daha acil eylemde bulunulmadığı sürece iklim hedeflerine ulaşmanın imkansız olacağını kaydetti.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından en son yayımlanan raporda, beş farklı emisyon senaryosu incelenmiş ve senaryoların hepsinde küresel ısınmanın endüstri öncesi döneme kıyasla 1,5 derece artacağı saptanmıştı.

Araştırmaya göre iklim krizi hakkında söylenildiği gibi bir kuşak çatışması yok

Yeni yapılan bir araştırmaya göre toplumda iklim krizi konusunda kuşaklararası bir çatışma olduğu fikri gerçeği yansıtmıyor olabilir çünkü yaşlı kuşaklar iklim krizi konusunda gençler kadar endişeli.

Gençlerin bencil yaşlı nesillere karşı mücadele eden eko-savaşçılar olduğu fikri çevre hareketlerinde yaygın olarak kullanılan bir mecaz. Time dergisinin 2019 yılında genç iklim aktivisti Greta Thunberg’i kuşak savaşındaki üstlendiği rol nedeniyle yılın kişisi seçmesi gibi örnekler de bu düşüncenin pekişmesine neden oldu.

ABD’li şarkıcı Billie Eilish’in “Umarım yetişkinler ve yaşlılar bizi iklim krizi hakkında dinlemeye başlarlar. Yaşlı insanlar ölecek ve bizim ölmemiz umurlarında değil ama henüz ölmek istemiyoruz” sözleri de bu kuşak çatışmasına örnek gösterilebilir.

Yaşlılar da endişeli ve fedakarlık yapmaya hazır

Ancak Birleşik Krallık’ta yapılan “Kim İklim Değişikliğini Önemsiyor: Kuşaklar Arasında Tutumlar” isimli araştırma, iklim eylemi üzerindeki kuşaklar arası bölünmenin bir efsane olduğunu ve iklim eyleminin önemi konusunda kuşaklar arasında neredeyse hiçbir fark olmadığını söylüyor. Onlar da bunu başarmak için büyük fedakarlıklar yapmaya istekli.

The Guardian’ın haberine göre araştırma yaşlı insanların, çevreye duyarlı şekillerde hareket etmenin bir fark yaratacağını hissetme olasılığının gençlerden daha muhtemel olduğunu belirtiyor. Son 12 ayda çevresel nedenlerle bir şirketi boykot eden bebek Patlaması kuşağının sayısı Z kuşağından iki kat daha fazla.

‘Bu tartışmayı körüklemek yıkıcı’

“Ne Zaman Doğduğunuz Kim Olduğunuzu Şekillendiriyor mu?” kitabının yazarı Prof. Bobby Duffy, iklim krizi üzerine nesiller arasındaki sahte çatışmanın “tehlikeli ve yıkıcı” olduğunu söyledi.

Duffy, “İklim endişesiyle ilgili o kadar çok tartışmaya sızdı ki, gençlerin yalnızca gezegenin geleceği hakkında tamamen kaygısız olan değil, aynı zamanda mevcut krizden de sorumlu olan yaşlı nesillerle savaş halinde olduğu kabul edilen bir gerçek haline geldi” ifadelerini kullandı.

‘Birlikte hareket etmeliyiz’

“Ebeveynlerin, büyükanne ve büyükbabaların, çocukları ve torunları için bıraktıkları mirası (sadece ev veya mücevher değil gezegen de) derinden önemsediklerini belirten Duffy, “Daha yeşil bir gelecek istiyorsak, nesiller arasında hayali bir kama oluşturmaya çalışmak yerine birlikte hareket ederek nesilleri birleştirmeliyiz” dedi.

King’s College London‘daki Politika Enstitüsü ve New Scientist dergisi tarafından 2 bin 50 İngiliz yetişkin üzerinde yapılan araştırma, ankete katılan tüm nesillerden yaklaşık 10 kişiden yedisinin iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve diğer çevre sorunlarının yeterince büyük sorunlar olduğunu söyledi.

Davranış değişikliğinin etkisinde fikir ayrılığı

Ancak, iklim kriziyle mücadelede kişisel olarak yapabilecekleri etki konusunda en kaderci olanlar, yaşlılardan ziyade genç nesillerdi.

Z kuşağının (24 yaşın altındakiler) ve Y kuşağının (25 ila 40 yaş arasındakiler) yaklaşık üçte biri, davranışlarını değiştirmenin bir anlamı olmadığını çünkü “zaten bir fark yaratmayacağını” söyledi.

Aynı cevabı verenler X kuşağının (41-56 yaş arası) yüzde 22’sini ve baby boomer kuşağının (57-75 yaş arası) yüzde 19’unu oluşturuyordu.

New Scientist’in yönetici editörü Richard Webb “Farklı nesillerin günün acil sorunlarına karşı tutumları hakkında çok fazla konuşma yapıldı, ancak bu anketin bulguları, kritik COP26 iklim zirvesi öncesinde politika yapıcılar için fikir veriyor” dedi.

2021 Sağlıklı Şehirler En İyi Uygulama ödülleri sahiplerini buldu

Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nin bu yıl 12’ncisini düzenlediği Sağlıklı Şehirler En İyi Uygulama Yarışması’nın ödülleri sahiplerini buldu.

Kadıköy Belediyesi’nin başlattığı Atıksız Yaşam Hareketi’nin bir parçası olarak geçtiğimiz yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde açılan Atıksız Dükkan, 2021 yılı Sağlıklı Şehirler En İyi Uygulama ödülüne layık görüldü.

Doğal ve atıksız ürünler

Dükkanda tek kullanımlık ürünler yerine uzun ömürlü, sürdürülebilir ve ekolojik ürünlere erişim imkanı sunan; tüketiciyle yerel ürün ve üreticiyi buluşturan Dükkan’da ürünler cam kavanoz, bez torba veya evden getirilen kaplara konularak tüketicisine sunuluyor.

Toprağa, havaya, suya sahip çıkmak; yerel tohumlardan sürdürülebilir, sağlıklı gıdaları mevsiminde temin etmek amacıyla açılan Dükkan’da sadece gıda değil, zehirli kimyasallardan uzak olan, doğal ham maddeden üretilen temizlik ürünleri de yer alıyor.

32 belediye başvurdu

Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nin düzenlediği Sağlıklı Şehirler En İyi Uygulama Yarışması’na bu yıl 32 üye belediye 84 proje ile başvurdu. Sosyal Sorumluluk, Şehir Planlama, Sağlıklı Yaşam ve Sağlıklı Çevre kategorilerinde düzenlenen yarışmanın jüri başkanlığını Prof. Dr. Ruşen Keleş, üyeliklerini de Prof. Dr. Handan Türkoğlu, Prof. Dr. Cengiz Türe, Prof. Dr. Gül Sayan Atanur, Doç. Dr. Emel İrgül, Doç. Dr. İnci Parlaktuna ve Murat Ar yaptı.

Çankaya Belediyesi’ne iki ödül

Çankaya Belediyesi, Sağlıklı Gelecek Çocuklarla Gelecek projesiyle ‘Sağlıklı Yaşam’ kategorisinde birincilik ödülü aldı. Tohumum Askıda projesiyle de Sosyal Sorumluluk başlığında jüri özel ödülüne layık görüldü.

Sağlıklı Gelecek Çocuklarla Gelecek projesi, çocukluk çağı obezitesinin önlemesi amacıyla Çankaya’nın 12 kreşinde yürütüldü. Pandemi döneminde çocuklarda ortaya çıkan hareketsizlik ve kilo artışı nedeniyle geliştirilen projede, spor ve sağlıklı beslenme ile çocukluk çağı obezitesinin önüne geçmek hedefleniyor. Açık havada oyunlarla ve ailelerin de katıldığı çevrimiçi eğitimlerle çocuklara sağlıklı beslenme ve büyüme bilinci kazandırılıyor.

Tohumum Askıda projesi de, erken çocukluk döneminde iklim değişikliği hakkında farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Çankaya’nın kreşlerinde ekolojik okur- yazarlık, sıfır atık ve toprak ana başlıklı atölye çalışmaları ile kompost eğitimleri alan minikler, toprakla buluşmanın heyecanını yaşadı. Çocuklar, takas yöntemi ile meyve tohumları ve fideleri de bahçelerine diktiler.

 

Akdeniz’deki petrol sızıntısı birçok sahile ulaştı: Yayılmadan önce engellenmesi gerekirdi

23 Ağustos’ta Suriye’de meydana gelen petrol sızıntısında 15 bin ton yakıtın Akdeniz‘e sızmasının etkileri artarak devam ediyor.

Sızıntının özellikle Tarsus ve Akdeniz ilçeleri kıyıları olmak üzere tüm Mersin kıyılarına, Adana‘nın Karataş ve Yumurtalık gibi ilçeleri ve Hatay‘ın Samandağ ilçesine vurduğu biliniyor.

Uzmanlar, sızıntının yayılmadan önce engellenmesi gerektiğine, daha sonra engellemenin pek mümkün olmadığına dikkat çekti. Yeşil Gazete yazarı Doç. Dr. Sedat Gündoğdu konuyla ilgili, “Bu tür kirlenme vakalarının en karakteristik özelliği bu. Yayıldıktan sonra tekrar toparlanması pek mümkün olmuyor” ifadelerini kullandı.

‘Temizleme elle yapılıyor’

Temizleme çalışmalarının elle yapıldığına dikkat çeken Yeşil Gazete yazarı Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, bu çalışmaların yetersiz olduğuna vurgu yaptı:

Temizleme çalışmaları elle yapılıyor. Herhangi bir sofistike alet kullanılmıyor. Bunlar sadece gözle görülebilen alanlar için gerçekleştiriliyor. Bunun yanında araç erişiminin olmadığı daha kayalık alanlarda özellikle Karataş bölgesinde ciddi bir petrol kalıntısının olduğunu biliyoruz. Mevcut temizleme faaliyetlerinin denizde durdurulduğunu kıyıda ise özellikle yerel yönetimlerin desteğiyle gerçekleştiğini görüyoruz. Ancak bu çalışmaların yetersiz olduğu anlaşılıyor. Çünkü halihazırda şu anda öbek öbek petrol kalıntılarının sahile vurduğunu söyleyebiliriz.”

Fotoğraf: AA

‘Bu atıklar toksit özellikli’

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı Dr. Sinan Can, petrol türevli atıkların denizlerdeki oksijen seviyesini düşürdüğünü ve deniz canlılarının ekolojisini olumsuz etkilediğini şöyle anlattı:

Petrol türevli atıklar toksit özellikli. Bu sebeple denizel ortamın oksijen değerini düşürüp, denizlerdeki canlıların solungaçlarına ve solunum yollarına, ardından da akciğerlerine etki ederek deniz canlılarının ekolojisini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Bu da ciddi anlamda deniz ekolojisinin yok olmasına da neden olabilir. Fakat bizim kıyılarımızda böyle bir olayın ciddi bir deniz ekolojisi sorunu olmadığını görüyoruz bu kirlilik kaynağıyla. Tabi son akibetinin ne olduğunu bilmiyoruz.”

Toplamayla biter mi?

Küçük partiküllerin elle toplanmasının mümkün olmadığını ifade eden Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, bir kısmın zaten denizin dibine çöktüğünü anlattı:

Görünür olan öbek öbek şeklindeki partiküller toplanabilir ama daha küçük partiküllerin elekle ya da elle toplanması mümkün değil. Bir kısmı denizin dibine çöktü zaten. Toplanması sadece görüntüyü ortadan kaldırır ama etkisini ne yazık ki sıfırlamaz.”

‘Sorumluluklarımız var’

Türkiye’nin Barselona Sözleşmesi‘ne taraf bir ülke olduğunu hatırlatan Dr. Can, bu sözleşmeye ve ulusal mevzuatlara göre denizdeki kirliliğin ortadan kaldırılması gerektiğini anlattı:

Bu sözleşmede  iki önemli protokol var. Bunlardan bir tanesi Akdeniz’in kara kökenli kaynaklardan ve faaliyetlerden dolayı kirlenmeye karşı korunması protokolüyle olağanüstü hallerde Akdeniz’in petrol ve diğer zararlı maddelerle  kirlenmesiyle yapılacak mücadele ve iş birliğine ait protokol. Burada bizim sorumluluk çerçevesinde olduğumuz bir protokoldür. Bu protokoller içerisinde hareket edilip ulusal mevzuatlara göre de denizel ortamdaki kirliliği ortadan kaldırmamız gerekiyor.

Bu protokol nezdinde Uluslararası Barselona Sözleşmesi kapsamında taraf ülke olduğumuzdan dolayı ciddi sorumluluklarımız var. Diğer ülkelerle birlikte Akdeniz’e kıyısı olan bütün ülkelerin Barselona Sözleşmesi’ne uygun hareket etmesini savunuyoruz.”

“Petrol sızıntısı Türkiye kara sınırlarının kaç kilometre mesafesinde olduğu, ne kadar atık toplandığı ve en önemlisi de Akdeniz kıyılarında oluşan kirlilik üzerine risk değerlendirmesi analizinin yapılıp yapılmadığını yetkililere sormak istiyoruz” diyen Sinan Can, Türkiye’nin teyakkuzda olduğunu ve sızıntının temizlenmesi için ciddi çalışmaların yapıldığını düşündüğünü kaydetti.

‘Ciddi etkileri olacak’

Sızıntının doğa üzerindeki etkisini de yorumlayan Can, ekosisteme ciddi etkilerinin olacağını kaydetti:

Normalde iki önemli etkisi olur. Çevre yönetimi meselesine, deniz ekolojisine ve kara ekosistemine ciddi etkileri olacaktır. Canlı ve cansız ortamda verilebilecek tahribat üst düzeydedir. Ekolojiyi bozma noktasındadır. Bu petrol türevli atıkların temizlenme süreci ciddi bir ekonomik külfettir ve zaman kaybıdır. Bunlar hem çevre yönetimi hem çevre ekonomisi çerçevesinde düşünmemiz gerekir.”

‘Antalya kıyılarına kadar ulaşması mümkün’

Sızıntının parça parça yayılmaya devam ettiğini kaydeden Doç. Dr Gündoğdu, kalıntıların Antalya kıyılarına kadar ulaşmasının mümkün olduğunu ifade etti:

150-200 kilometrelik belki daha fazla bir alana halihazırda yayıldı. Parça parça yayılmaya da devam ediyor. Muhtemelen Mersin’in tüm sahilleri, ilerleyen zamanlarda İskenderun Körfezi için de benzer bir durum söz konusu olacak. Akıntı dinamiğinden kaynaklı iç taraflara doğru ilerleyebileceğini söyleyebiliriz. Kalıntıların Antalya kıyılarına kadar ulaşması mümkün. Çünkü buradaki akıntı dinamiği buna izin veriyor. Eğer toplanmamış alanlar varsa sahillerde aşırı hava olayları neticesinde meydana gelen dalgalarla beraber onlar tekrar denize karışacak.”

Bu sızıntıların Türkiye’de de gerçekleşebileceğinin altını çizen Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, bunlar için acil eylem planlarının şeffaflıkla açıklanması gerektiği kaydetti ve “Örneğin, İzmir Aliağa‘da bulunan petrol depolama sahalarında bu tarz bir kirlilik durumunda nasıl bir eylem planları olduğunun açıkça bilinmesi gerekiyor. Aksi takdirde sızıntı gerçekleştikten sonra toplama faaliyetiyle bu işin engellenemeyeceği son yaşanan olayla da bir kez daha görülmüş oldu” dedi.

AB Komisyonu’ndan yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırma çağrısı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Kıdemli Başkanı Frans Timmermans, Strazburg’da gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurul oturumunda, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporu ve AB’nin karbon emisyonlarını 2050’ye kadar sıfırlama hedefiyle ilgili konuştu.

İklim değişimi ve çevre tahribatının insanlık için “varoluşsal bir tehdit” halini aldığına işaret eden Timmermans, bu konuda acilen çeşitli çözümler üretilmesi gerektiğini söyledi.

‘Çocuklarımız bizi affetmeyecek’

AA’nın aktardığına göre Timmermans, iklim değişikliği sorununun çözümü konusunda bu neslin sorumlu olduğunu ifade ederek, “Şimdi harekete geçmezsek işler kontrolden çıkacak ve çocuklarımız bizi asla affetmeyecek” dedi.

IPCC raporunun, şimdi harekete geçilmemesi halinde “kritik eşiğin” aşılacağını ortaya koyduğunu anımsatan Timmermans, AB’nin iklim değişimi sorununa bütüncül bir yaklaşım getirdiğini söyledi.

Timmermans, bu konuda alınacak bütün önlemlerin bir fiyat etkisi olacağını, siyasetin bu etkinin toplumda eşit biçimde yayılmasını sağlaması gerektiğini kaydetti.

‘Enerji sektöründeki fiyat artışı dönüşümü yavaşlatmamalı’

Son dönemde enerji sektöründeki fiyat artışlarının tartışıldığını hatırlatan Timmermans, “Enerji fiyatındaki artışın sadece beşte biri karbon fiyatlarına bağlanabilir. Bu artışın diğer sebepleri piyasadaki kıtlığın sonucudur” yorumunu yaptı.

Timmermans, “Avrupa Yeşil Mutabakatı beş yıl önce yapılmış olsaydı bugün bu durumda olmazdık. Çünkü fosil yakıtlara ve doğal gaza daha az bağımlı olurduk. Yenilenebilir enerji fiyatlarının düşük ve sabit kaldığını görürdük” ifadelerini kullandı.

Enerji sektöründeki fiyat artışlarının dönüşümü yavaşlatmaması gerektiğini vurgulayan Timmermans, yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması gerektiğini kaydetti.

TTB Kadın: Doktor Larin Kayataş görevine iade edilmeli

Türk Tabipler Birliği (TTB) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu, Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nde bir yıldır görev yapan Doktor Larin Kayataş‘ın “hal ve hareketleri genel ahlaka uygun görülmediği” için görevden uzaklaştırılmasına tepki gösterdi.

Yapılan açıklamada “Bir hekimin cinsel kimliği, cinsel yönelimi, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek, genel ahlak kodları dayanak alınarak işten atılması kabul edilemez” ifadeleri kullanıldı. Açıklamada Kayataş’ın derhal görevine iade edilmesi talep edildi.

Neler yaşandı?

Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nde bir yıldır acil serviste pratisyen hekim olarak görev yaptığını belirten Kayataş, bu süre zarfında hem hastane içi hem de hastane dışında sistematik baskıya ve mobinge maruz bırakıldığını açıkladı.

Hastaneye atandığının ertesi günü “hal ve hareketlerinin genel ahlaka uygun görmediği için” bir hastane görevlisinin hakkında CİMER’e şikayet dilekçesi yazdığını belirten Kayataş, ilk olarak İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından üç ay meslekten uzaklaştırıldığını söyledi.

Uzaklaştırma süresi bittikten sonra hastanede çalışmaya devam ettiğini belirten doktor, bu süreçte hala disiplin soruşturmasının devam ettiğini ve bir yılın sonunda da kendisine kınama cezası verildiğini açıkladı.  Dr. Kayataş, son olarak memuriyetten çıkarıldığını öğrendiğini anlattı.

Kenya’da kuraklık: 2,1 milyon insan açlık tehlikesinde

Kenya’da yaklaşık 2.1 milyon insan, ülkenin yarısını etkileyen kuraklık nedeniyle açlık tehlikesi altında.

Ulusal Kuraklık Yönetim Otoritesi (NDMA) tarafından yapılan açıklamada ülkenin kuzey, kuzeydoğu ve kıyı kesimlerindeki 23 ilçede yaşayan insanların, mart ve mayıs aylarındaki yağışların azlığı nedeniyle önümüzdeki altı ay boyunca gıda yardımına “acil ihtiyaç” duyacağı belirtildi.

Gıda krizinin Covid-19 pandemisi ve yağış rejimlerinde iklim krizine bağlı düşüş nedeniyle kötüleştiği belirtilen açıklamada önümüzdeki üç ayda da yağışların az olmasının beklendiği ve durumun daha da kötüleşeceği uyarısı yapıldı.

Ulusal felaket ilan edildi

The Guardian’ın aktardığına göre geçtiğimiz hafta Başkan Uhuru Kenyatta kuraklığı ulusal bir felaket ilan etmiş, “kapsamlı kuraklık azaltma önlemleri” vadetmişti.

Kenya’daki BM Gıda ve Tarım Örgütü, ülkenin temmuz ve kasım ayları arasındaki kuraklığın etkilerini hafifletmek için 9,4 milyar Kenya şiline (62 milyon sterlin) ihtiyacı olduğunu söylüyor.

Çekirge, sel ve çatışma

Kenya Kızıl Haç Genel Sekreteri Asha Mohammed, ise kuraklıktan etkilenen ilçelerin çoğunun zaten çöl çekirgesi istilaları, ani seller ve azalan kaynakların yol açtığı aşiret çatışmalarıyla uğraşmak zorunda kaldığını belirtti.

Kuraklıktan etkilenenlerin sadece çiftçiler değil, aynı zamanda az bulunan gıda için daha yüksek fiyatlar ödemek zorunda kalan kentsel alanlardaki insanlar olduğunu belirten Mohammed, “Bu ilçelerde kentsel alanlara ulaşan bazı yiyecekler var ama çok az satın alma gücü var çünkü birçoğu pandemi nedeniyle işini kaybetti” dedi.

Almanya’da iklim aktivistlerinin başlattığı açlık grevi devam ediyor

Almanya‘da bir grup genç iklim aktivistinin hükümetin iklim konusunda daha sıkı adımlar atması talebiyle başlattığı açlık grevi 17 gündür devam ediyor.

Aktivistler, Almanya parlamentosu ile Başbakanlık binası arasındaki yeşil alanda çadır kurmuş durumda.

İklim aktivistleri, Başbakan Angela Merkel‘in yerini almak için yarışan Hristiyan Sosyal Birlik Partileri’nin (CDU-CSU) başbakan adayı Armin Laschet, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) başbakan adayı Olaf Scholz kendileriyle konuşana kadar aç kalmaya devam edeceklerini söylüyor.

Sadece Yeşiller Partisi adayı bizimle konuştu

Eylemleri organize eden Lea Bonasera, AA’ya yaptığı açıklamada 16 gün önce 7 kişinin açlık grevine başladığını hatırlatarak, “İklim konusunda hiçbir partinin uygun programı yok. Bu çok kötü bir şey. Biz iklim krizine dikkati çekiyoruz. Bir şeyler yapılmazsa insanlık için çok geç kalınmış olunacak” dedi.

Bonasera, başbakan adayları Laschet ve Scholz’un kendilerinin randevu taleplerini görmezden geldiğini ifade ederek sadece Yeşiller Partisi’nin başbakan adayı Annalena Baerbock‘un kendileriyle 45 dakikalık bir telefon görüşmesi yaptığını belirtti.

Fotoğraf: AA

İklim aktivisti Bonasera, dünyanın iklim konusunda kritik durumda olduğunu ve 2-3 yıl sonra iklim konusunun daha da kritik bir hal alacağını savunarak yeni yasama yılında vatandaşların temsil edildiği halk toplantısı yapılmasını talep ettiklerini dile getirdi.

‘Hükümet başarısız oldu’

Açlık grevine katılan 27 yaşındaki Jacob Heinze, her geçen gün vücudunun daha da zayıfladığını ancak zihinsel olarak daha da güçlendiğini söyledi.

İnsanlık tarihin en büyük iklim kriziyle karşı karşıya olunduğunu ve milyarlarca canlının ölüm tehdidi altında olduğunu vurgulayan Heinze, “Alman hükümeti de bu konuyu ciddiye almıyor. Hiçbir seçim programında iklim politikalarıyla ilgili yeterli projeler yok. Arkadaşlarımızı ailelerimizi kaybediyoruz. Yaptığımız gayet meşru. Hükümet bu konuda başarısız oldu. Siyasetin başarısız olması kabul edilemez. O nedenle taleplerimiz karşılanıncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

Pandemide kadın sağlık çalışanları: Ne minnet ne şiddet

Temiz Giysi Kampanyası Derneği tarafından yürütülen “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Sağlık Alanındaki İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Uygulamalarında Yaygınlaştırılması” adlı proje kapsamında kadın sağlık çalışanlarıyla ilgili yürütülen araştırmanın sonuçları raporlandı.

Acıbadem Üniversitesi’nden Dr. Yeşim Yasin’in yazdığı ‘Ne Minnet Ne Şiddet” isimli rapor, Türkiye’de Covid-19 sürecinde sağlık alanında çalışan kadınların koşullarını, işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik uygulamaları, iş bölümünün yapısını, ücretlerde ortaya çıkan değişiklikleri toplumsal cinsiyet perspektifiyle ele alıyor.

Rapor, Covid-19 ile birlikte gündeme gelen ek ödemeler, kişisel koruyucu ekipmanların sağlanması ve ekipmanların kadın bedenime uygunluğu, iş-yaşam dengesi, bakım emeği, ulaşım, artan kaygı seviyesi ve sağlık çalışanına şiddet ile ilgili soruları içeriyor.

Ek ödeme söylendiği gibi değil

79 kadın sağlık çalışanıyla görüşülerek hazırlanan raporda varılan sonuçlar arasında dikkat çeken başlıklardan bazıları şu şekilde:

  • 30 katılımcı Covid-19 ile enfekte olduğunu belirtti. Bu katılımcılardan alınan cevaplar, hasta sayısının arttığı dönemlerde, çalışanın işe dönme süreci için rehberlerde yazan standart uygulamaların dışına çıkıldığını gösteriyor.  Bu yanıyla, çalışanın hastalık sürecini nasıl geçirdiği, Covid-19 salgınının Türkiye’de nasıl bir seyir halinde olduğuna bağlı olarak farklılaşmıştır.
  • Sağlık personeline ek ödemeler yapılacağına dair Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasının sahadaki karşılığı; ödemelerin toplumda yanlış anlaşıldığı, hatta sözlü şiddete zemin hazırladığı ve abartıldığı gibi olmadığı şeklinde. Bu ödemelerin parça parça ve geç bir şekilde yapılmasının yanı sıra tüm sağlık personeline yapılmamış olması da adil ve hakkaniyetli bir ödemenin yapılmadığını gösteriyor.

Toplumsal cinsiyet rollerinin etkisi

  • Covid-19 salgını ve yoğun çalışma koşulları, cinsiyet temelli düzenlenmiş iş bölümü dağılımında herhangi bir değişiklik yaratmamış ve hangi kademede çalışıyor olursa olsun, kadın sağlık çalışanları ev işleri ve çocuk bakımından sorumlu olmaya devam etmiştir.
  • Cinsiyete dayalı iş bölümünün göstergeleri, sadece ev içiyle sınırlı kalmamış ve hastane içerisindeki tutum ve davranışlarda da kendisini gösteriyor. Bakım işinin kadınlarla ilişkilendiriliyor olması, hasta ve hasta yakınlarının kadın hekimleri, hemşire olarak görmesine neden oluyor.
  • Kadın çalışanların yoğunlukta olduğu sağlık alanında, yönetici pozisyonunda çoğunlukla erkeklerin bulunması dikkat çekiyor.

AFAD: Toplanan bağış miktarı 606 milyon TL’yi aştı

İçişleri Bakanlığı‘na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Türkiye’de meydana gelen yangın ve sel felaketlerinin ardından “yangın ve sel afeti destek” hesaplarına yatan güncel bağış miktarını açıkladı.

Sosyal medya hesaplarından paylaşılan tabloya göre toplamda 606 milyon 400 bin 273 TL bağış toplandı.  Toplanan bağışların büyük çoğunluğunu banka hesaplarına yatırılan paralar oluştururken, SMS ile gelen bağış miktarı ise 7 milyon 144 bin 930 TL oldu.