Ana Sayfa Blog Sayfa 1255

AYM, isim değişikliği reddedilen trans kadın için ‘özel hayata saygı ihlali’ kararı verdi

AYM, Ankara 12’nci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin trans kadının isim değişikliği davasını, “cinsiyet değişikliği ameliyatı olmadığı, kadın ismi alırsa toplumda yanlış algılar oluşabileceği” gerekçesiyle reddetmesinin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğine hükmetti.

‘Devlet isim değişikliği sağlamakla yükümlü’

KAOS GL’den Yıldız Tar’ın haberine göre AYM, kararın gerekçesinde isim hakkının bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru haline gelen bir hak olduğunu; kişinin özel hayatının bir unsuru olduğunu belirtti.

Kişinin ismini değiştirmesine kamu düzenini bozmadığı sürece devletin imkan tanımasının pozitif yükümlülüğü olduğunu da vurgulayan kararda, isim değişikliği talebinin Medeni Kanun 40’ıncı maddesinde düzenlenen “cinsiyet değişikliği” şartları ile ilgisi olmadığı da belirtildi.

Anayasa’ya aykırı

AYM, isim değişikliği ile ilgisi olmayan Medeni Kanun’un, davayı red gerekçesi olarak gösterilemeyeceğini, başvurucu isim değişikliği talebini gerekçelendirmişken mahkemenin reddine gerekçe olarak somut ve yeterli sebep sunamadığını da vurguladı. İsim değişikliği talebini reddeden mahkemenin Anayasa’ya aykırı bir karar verdiğine dikkat çekti.

AYM üyesi Engin Yıldırım bu karara ek gerekçeyle katılırken, Recai Akyel ve Selahaddin Menteş karşı oy kullandı.

‘Ayrımcılık yasağı da ihlal edildi’

Engin Yıldırım ek gerekçesinde özel hayata saygının yanı sıra başvurucunun trans kimliği dolayısıyla ayrımcılık yasağının da ihlal edildiğini vurguladı.

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi kararlarını ve Yogyakarta İlkeleri’ni hatırlatan Yıldırım; başvurucunun cinsiyet kimliği sebebiyle farklı muameleye uğradığını, “ilk derece mahkemesinin kararı sonucu kendisini ruhen ve duygusal olarak ait hissetmediği bir cinsiyetin kimliğine ait ismi hukuken taşımak zorunda bırakıldığını” belirtti.

Transfobik karşı oy

Recai Akyel ve Selahaddin Menteş ise transfobik karşıoylarında, “salt bir isim değişikliği talebi olmadığı, cinsiyet değişikliği ameliyatı olmadan kadın ismi almak istediği, maddi gerçeklik ile resmi kayıtlar arasında uyum olması gerektiği ve kamu düzeni” iddialarıyla ilk derece mahkemesinin kararının Anayasa’ya uygun olduğunu öne sürdü.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar: Öğretim görevlilerinin yüzde 88,56’sı aşılandı

İstanbul Valiliği‘nde gerçekleştirilen “2021-2022 Eğitim-Öğretim Yılı Salgınla Mücadelede Tedbir ve Uygulamalar Değerlendirme Toplantısı“nda açıklamalarda bulunan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, öğretim görevlilerinin yüzde 88,56’sının aşılandığını söyledi.

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul‘daki üniversitelerin rektörleri ve ilgili kurum temsilcilerinin de katıldığı toplantıda, 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılında üniversitelerin durumu ve alınan tedbirler konuşuldu.

‘Alınacak önlemler üniversitelerin sitelerinde yayınlandı’

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, dün itibariyle öğretim elemanlarının yüzde 88,56’sının ikinci aşılarını olduklarını açıkladı ve aşı konusunda kararlılık gösteren üniversite bileşenlerini tebrik etti:

Yükseköğretim sistemimiz içerisinde öğretim elemanlarımızın yüzde 88,56’sı bugün itibariyle ikinci aşılarını olmuş vaziyettedir. Bundan dolayı başta yükseköğretim kurumlarımızın idarecilerimizin ve rektörlerimizin aşı olma konusunda kararlılık gösteren bütün öğretim elemanlarını bu vesileyle tebrik etmek isterim. Kovid-19 kapsamında alınacak önlemler her bir üniversitemizin ilgili web sitesinde yayınlanmaktadır.

YÖK olarak hazırladığımız kampüs ortamına yönelik uygulamalar rehberinde derslikler ve çalışma salonlarında virüse karşı alınacak tedbirler ortaya konulmuştur. Bunların arasında temizlik maske ve mesafe kurallarına uyulması, dersliklerin havalandırılması, ortak kullanım alanlarının temizlenmesi, sosyal aktivitelerin mümkün olduğunca açık havada sürdürülmesi, sınıflarda kapasite planlamanın yapılması, grup çalışmalarından kaçınılması, blok derslerin yapılmaması gibi tedbirler olacaktır. Dersliklerde öğrencilerin mesafeye dikkat ederek oturması önemli kurallardan birisidir. Özellikle koro çalışmaları riski arttırır. Bu tür grup çalışmaları en az sayıda birey ile gerçekleştirilmelidir. Herhangi bir öğrencinin pozitif çıkması durumunda yakın takip yapılması önemlidir. Bir öğrencinin PCR testinin pozitif çıkması durumunda yönlendirmeler üniversitelerimiz tarafından yapılacaktır. HES kodu taramaları da yapılacaktır.”

Toplantıda konuşan Vali Ali Yerlikaya ise, İstanbul’un öğrenci yoğunluğuna dikkat çekti ve “İstanbul’umuz bir öğrenci şehri. İstanbul’da 14 devlet 44 vakıf üniversitemiz 3 meslek yüksek okulumuz var. Geçtiğimiz yıl 1 milyon 198 bin 318 öğrencimiz vardı. Uluslararası öğrenci sayımız 56 bin 102. İstanbul Valiliği olarak akademisyenlerimiz ile çalışıyoruz. İstanbul’un hayati sorunları ile ilgili anketler yapıyoruz. Toplantımızın eğitim yılına hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.

Bakan Kurum: Antalya Kaş’ta beş yılda 2 bin 7 adet kaçak yapı tespit edildi

Antalya Kaş‘taki kaçak villalar hakkında CHP Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak‘ın verdiği soru önergesi Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından yanıtlandı.

Soru önergesinde “Son beş yılda Kaş ilçesi sınırları içerisinde kaç adet kaçak yapı tespit edilmiştir? Kaş ilçesinde kaç adet kaçak yapı 2018 yılında yasalaşan “İmar Affı” uygulamasından faydalanmıştır?” soruları yöneltilmişti.

2 bin kaçak yapı

Murat Kurum, “Kaş’ta 9 bin 769 yapı kayıt belgesi düzenlendiği görülmüş olup, söz konusu belgelerin 703 adedi iptal edilmiş, 9 bin 66 adedi aktif haldedir” cevabını verdi.

Kurum, ayrıca pandemi döneminde son 16 ayda Kaş ilçesi sınırlarında 396 adet inşaatına başlanan kaçak yapı tespit edilerek, 3194 Sayılı İmar Kanunu hükümlerince gerekli işlemlerin yapıldığını, ayrıca yapı-kayıt belgesinin iptali sonucu mühürlenen ve pandemi döneminde evvel inşa edilen 415 yapı hakkında da gerekli işlemlerin yapıldığını belirtti.

Önergeye verilen yanıtta, “Bakanlığımız tarafından Antalya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne bildirilen 915 adet kaçak yapı tespit edilmiştir. Ayrıca Kaş Belediye Başkanlığı tarafından Bakanlığımıza yazılan cevabi yazıda Kaş İlçesi sınırları içerisinde son beş yılda 2 bin 7 adet kaçak yapı tespit edilmiştir” denildi.

‘İlçe yağmalanıyor’

Sözcü’den İsmail Akın’ın haberine göre önerge yanıtını değerlendiren Budak, “Doğal Sit Alanı ve Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde kalan Kaş’taki 9 binden fazla kaçak yapının İmar Affı ile yasal hale getirilmesi, ilçenin açıkça yağmalandığını ortaya koyuyor. Başvuruların üzerinden iki buçuk yıl geçmesine rağmen hala 9 binden fazla yapının denetimi yapılmadı. İmar Affı ile yasal hale getirilen bina sayısı, son 5 yılda tespit edilebilen kaçak bina sayısının neredeyse 3 katı” dedi.

Bakanlık ve Kaş Belediyesi’nin yaklaşık 3 bin kaçak yapı tespit edildiğini bildirmesine rağmen, bu kaçak yapılara hangi yaptırımların uygulandığının bilgisini vermediğini dile getiren Budak, tespit edilen kaçak binalar için verilen yıkım kararlarının ısrarla uygulanmadığının altını çizdi.

‘Kaçak binalar yıkılmadı’

CHP’li Budak, Bakanlığın yanıtına yönelik ayrıca “Pandemi döneminde tespit edilebilen kaçak yapı sayısı sadece 397. Bu tablo çok net biçimde şunu gösteriyor. İktidarın göz yumduğunu düşünüyorduk ama Kaş’ın iktidar teşvikiyle yağmalandığı ortaya çıktı” tespitinde bulundu ve şunları söyledi:

“Kaş’ta 12 binden fazla yapı, herhangi bir mühendislik hizmetinden faydalanmadan inşa edildi ve bu yapıların birçoğu affa uğradı. Çıkarılan yasada imar barışı başvuruları 31 Ekim 2018’de sona erecekti ancak başvuruların süresi 15 Haziran 2019’a kadar uzatıldı. Yani bir nevi Kaş’ı yağmalayanlar ödüllendirildi. Yaklaşık iki buçuk yıl zaman geçmiş olmasına rağmen, sadece 703 başvurunun iptal edilmiş olması da bir anlamda denetimlerin yapılmayarak kaçak kullanımın teşvik edilmesi anlamına geliyor. Daha kaç sene bu yapıların kontrolsüz biçimde kullanılmaya devam etmesine göz yumacaksınız? Hem Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hem de Tarım ve Orman Bakanlığı geçen sene kaçak binaları yıkma yetkisi aldı. Bakanlıklar, bu yetkiyi kullanmadı.”

Validebağ nöbetçileri dökülen molozları poşetlerle dışarı çıkardı

İstanbul Üsküdar‘da bulunan ve 1’inci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı statüsünde bulunan Validebağ Korusu’na giren iş makineleri bir kez daha vatandaşların tepkileriyle engellendi.

Sabahın erken saatlerinde koruya gelen belediye çalışanları, Üsküdar Belediyesi tarafından yapılmak istenen Bakım ve Rehabilitasyon Projesi kapsamında yapılmak istenen yol için moloz ve kum dökmüştü.

Zincir kurularak dışarı taşındı

Validebağ’a giderek barikat kuran yurttaşlar, belediye işçileri tarafından dökülen molozları zincir kurarak poşetlerle topladı ve koru dışarısına çıkardı.

İlerleyen saatlerde de Validebağ Korusu’nda aylarca tutulan nöbete devam eden yurttaşlar iş makinelerinin çalışmasını engelledi. Validebağ Nöbetçileri bugün de sabah erken saatlerde nöbet tutmaya başladı.

İBB’den suç duyurusu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Gürkan Akgün, ise yaptığı açıklamada Validebağ Korusu’nun 1. derece doğal sit alanı olduğunu hatırlatarak, koruda uygulama yapmanın suç kapsamına girdiğini vurguladı.  Akgün, suç duyurularının yapılacağını belirterek Twitter hesabından şu paylaşımı yaptı:

Millet Bahçesi Projesine ilişkin mahkemece verilen yürütmeyi durdurma kararı bulunmaktadır. Bilirkişi raporları ortadadır. Şafak vakti, kolluk kuvvetleriyle Koruda uygulama yapmak suçtur. Suç duyurularımızı yapıyoruz!

Araştırma: Yangınlar sebebiyle karbondioksit emisyonlarında rekor kırıldı

Avrupa Birliği‘ne (AB) bağlı Copernicus Atmosfer Gözetim Merkezi tarafından yapılan açıklamada, bu yılın temmuz ve ağustos aylarında kuzey yarımkürede meydana gelen şiddetli orman yangınlarının kaydedilen en yüksek karbondioksit emisyonuna yol açtığı belirtildi.

Karbondioksit emisyonu ölçümleri 2003 yılında başlamıştı. Yangınların insan eliyle ortaya çıkan iklim krizi sebebiyle çıktığı biliniyor.

Yarısından fazlası ABD ve Rusya’dan kaynaklı

Çalışmada, yangınların dünya çapında yol açtığı emisyon miktarının temmuz ayında 1258,8 megaton, ağustos ayında ise 1348,6 megaton olarak tahmin edildiği ifade edildi.

Yangınların alışılmadık yoğunluğu ve uzun süre devam etmesinin emisyon miktarını artırdığı da kaydedildi.

Temmuz ve ağustos ayında yangınlardan kaynaklı ortaya çıkan emisyonların yarısından fazlası Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Rusya‘nın Sibirya bölgesindeki yangınlardan kaynaklı.

Rusya’nın Yakutistan bölgesi ile Çukotka Özerk Okrugu‘nda çıkan yangınlar başta olmak üzere, tek başına 970 megaton emisyona yol açtığı kaydedildi.

Bu sene Türkiye’de meydana gelen yangınların ise 15 milyon ton karbondioksit emisyonuna neden olduğu tahmin ediliyor.

Joe Biden, gelişmekteki ülkelere yapacağı iklim yardımını iki katına çıkarma sözü verdi

ABD Devlet Başkanı Joe Biden, yönetiminin gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele etmesine yardımcı olmayı amaçlayan yardımı iki katına çıkarmaya çalışacağını açıkladı.

Biden, nisan ayında verdiği yardım sözünü 2024 yılına kadar yaklaşık 11,4 milyar dolara çıkaracağını söyledi. Daha öncesinde 5,7 milyar dolarlık bir para sözü verilmişti.

Kongre onayına bağlı

BM Genel Kurulu’nda konuşan ABD Devlet Başkanı “En iyi yanı, bu iddialı yatırımları yapmak sadece iyi bir iklim politikası değil aynı zamanda her bir ülkenin kendimize ve kendi geleceğimize yatırım yapması için bir şans” dedi.

Bu yardım sözü kasım ayında Glasgow’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı COP26 için kritik önem taşıyor. Ancak paranın verilip verilmeyeceği veya ne zaman verilebileceği gibi konular kongrenin onayına bağlı.

Söz verilen paralar ödenmedi

BM Genel Sekreteri António Guterres‘in “varoluş meselesi” olarak adlandırdığı iklim krizi, bu yıl düzenlenen BM Genel Kurul toplantısının da en önemli konusu oldu.

Pek çok gelişmekte olan ülke, zengin ülkelerin Paris Anlaşması’nda vadettiği yıllık 100 milyar dolarlık yardımı sağlamadığını defalarca söylemişti. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü tarafından yapılan bir araştırma yaklaşık 20 milyar dolarlık bir açık olduğunu tespit etmişti.

‘Önemli bir güven sorunu’

Guterres bu tür vaatlerde bulunulmamasının küresel sera gazı emisyonlarını dizginlemek için ortaya konulması gereken işbirliğini kötü etkileyeceğini belirterek “Bu çok önemli bir güven sorunu” ifadelerini kullanmıştı.

COP26’ya başkanlık eden Birleşik Krallık’ın Başbakanı Boris Johnson, Guterres ile pazartesi günü fon meselesine değinmek için bir toplantı düzenlemişti. Bu toplantıda liderler ülkelerin yardım sözünü yeniden hatırlatmıştı.

‘Borçlu olduğundan çok az’

Biden’ın açıklamasıyla birlikte ABD en büyük küresel iklim bağışçıları arasında yer alacak. Ancak savunuculuk grupları hala bu miktarın ABD’nin borçlu olduğu miktardan çok az olduğunu düşünüyor.

NY Times’ın aktardığına göre Power Shift Africa direktörü Mohamed Adow, “Başkan Biden’ın, ABD’nin katkıda bulunduğu miktarı artırdığını görmek güzel ama bu miktar hala ABD’nin borçlu olduğundan çok az” dedi.

Marshall Adaları’nın iklim elçisi Tina Stege ise “Biden’ın bugünkü konuşmasını izlerken, beklediğimiz duyurunun bu olduğunu düşündüm. Şimdi Kongre’nin Biden ile birlikte çalışmasını ve G20’nin geri kalanının da davayı takip etmesini istiyoruz” yorumunu yaptı.

Kuzey Star Tersanesinde bir hafta önce sekiz işçinin gazdan zehirlendiği öğrenildi

İstanbul Tuzla’da bulunan Kuzey Star Tersanesi‘nde geçen hafta sekiz işçinin gazdan zehirlendiği öğrenildi.

İşçilerin Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldığı ve gördükleri tedavinin ardından taburcu edildikleri söylendi.

‘İşçilerin durumu ne bilmiyoruz’

Tersanenin gemi inşaatında çalışan iki işçi karbondioksit salımı nedeniyle geminin havuz denilen bölümünde bayıldı. İşçileri kurtarmak için vinç ile kurulan asansörle havuza inen işçiler de gazdan etkilenerek zehirlendi.

DİSK/Dev Yapı-İş sosyal medya hesabından konuyla ilgili şu paylaşımda bulundu:

Zehirlendiğini için hareketsiz yatan 2 kişiyi kurtarmaya giden işçiyi de eklektik çarpıyor. Akıbetleri ne oldu bilmiyorum. Tersanede hiçbir şey olmamış gibi üretim son hız devam ediyor. Patronlar için işçinin hiç bir değeri yok, dışarda işsiz çok.

1 hafta önce yaşanan olayda işçilerin durumu ne oldu bilmiyoruz, tersane de bir çok işçinin haberi yok haberi olanda işten atılma korkusu ile bir şey söylemiyor olayı tesadüfen gören ve cesaretini toplayıp bugün bizimle paylaşan işçide korktuğu için bugüne kadar bir şey söylememiş.

Bugünkü çalışma düzenin de bu ölümüne çalışma şeklinde biz işçiler tesadüfen yaşıyoruz. Kârından başka bir şey düşünmeyen patronlar için bizim hayatımızın bir önemi yok.
Bizler bu ölüm düzenini ancak örgütlenerek değiştirebiliriz.
Yaşamak ve Yaşatmak İçin Örgütlenelim.”

Kömürün çöküşü yakın: Çin’den denizaşırı kömürlü santral inşa etmeyi durdurma sözü

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda konuşan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ülkesinin denizaşırı ülkelerde kömür yakan elektrik santralleri inşa etmeyi bırakacağını duyurdu.

Devlet Başkanı aynı zamanda seragazı emisyonlarının büyük bir bölümünden sorumlu olan denizaşırı inşaat projelerine de desteğin çekileceğini aktardı.

Açıklamasında “Çin, yeşil ve düşük karbonlu enerjinin geliştirilmesinde diğer gelişmekte olan ülkelere desteği artıracak ve yurtdışında yeni kömür yakıtlı enerji projeleri inşa etmeyecek” ifadelerini kullandı.

Denizaşırı en büyük kömür finansörüydü

Çin, senelik emisyonların yüzde 30’undan sorumlu. Kümülatif emisyonlarda bu oran yüzde 13’e düşüyor. Ayrıca dünyadaki kömür tüketiminin ise yüzde 54’ünden sorumlu ve denizaşırı en büyük kömürlü termik santral finansörü.

Öte yandan Eylül 2019’da Jinping, ülkenin 2030 yılına kadar karbon emisyonlarını zirveye çıkaracağını 2060 yılına kadar da karbon nötrlüğüne ulaşacağını duyurmuştu.

Altı ay boyunca yatırım yapmadı

Her ne kadar denizaşırı santral finansmanıyla ilgili bir açıklama yapılmasa da 2021 yılının ilk altı ayında “Bir Kuşak, Bir Yol” projesi için herhangi bir yatırım yapılmamıştı.

Çin’in kömür projeleri Türkiye, Bangladeş, Kenya ve Vietnam gibi birçok ülkenin yerel halkı ve sivil toplumu tarafından tepkiyle karşılanıyordu.

1,5 derece hedefi için önemli adım

Xi Jinping’in açıklamasının ardından söz alan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Kömürün küresel olarak aşamalı olarak kaldırılmasını hızlandırmak, Paris Anlaşması’nın 1,5 derecelik hedefini ulaşılabilir tutmak için en önemli adım” yorumunu yaptı.

2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması, ülkeleri küresel ısınmayı yüzyıl sonuna kadar “iki derecenin altında, tercihen 1,5 derece ile sınırlama” konusunda zorluyordu.

1,5 derece ve 2 derece arasındaki önemli farkları ortaya koyan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 1,5 derece özel raporundan sonra, gelişmiş ülkelerin ve yoksul ülkelerin 1,5 derece söylemini sahiplenmesiyle birlikte 2 derecenin yeterli olmadığı düşüncesi iklim müzakerelerine hakim oldu.

‘Kömürün küresel çöküşü’

Çin Devlet Başkanı, konuşmasında ülkesinin içerisinde yapılacak kömürlü projelere ilişkin bir bilgi vermedi. Halihazırda planlanan ve işletmede olan birçok kömürlü termik santral projesi olduğu biliniyor.

Ancak kampanyacılar denizaşırı ülkelere yönelik bu taahhütün ülke içi için de bir gösterge olduğunu düşünüyor. Carbon Tracker’dan Durand D’Souza, “Bu duyuru kömürün küresel çöküşünün güçlü bir işareti. Şimdi Çin için zaman en büyük kömürlü elektrik üreticisi olmaktan uzaklaşarak daha düşük maliyetli yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişini sürdürme zamanı” yorumunu yaptı.

Türkiye gibi ülkeler için ne anlama geliyor?

Çin karbon nötrlüğüne ulaşmak için verdiği 2060 yılı taahhütünün üzerine ise bir şey eklemedi. Bu da küresel ısıtmayı 1,5 derece ile sınırlamak için yeterli değil.

Ancak kasımda Glasgow’da gerçekleşecek BM İklim Değişikliği Konferansı COP26’ya giderken Çin tarafından yapılan açıklama Hindistan, Güney Afrika ve Türkiye gibi büyük ve gelişmekte olan ekonomiler için kömür ikilemini yeniden düşünmeye zorluyor.

Nitekim BM Genel Kurulu’nda konuşma yapan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da yıllarca süren inadı kırarak Paris İklim Anlaşması’nın önümüzdeki ay meclis gündemine alınarak onaylanacağını açıkladı.

Erdoğan BM Genel Kurulu’ndan duyurdu: Türkiye Paris İklim Anlaşması’nı onaylıyor

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York‘ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda konuştu. “Sıcaklıklardaki artışın 1,5-2 dereceye yükseldiğinde nelerle karşılaşabileceğimizin takdirini sizlere bırakıyorum” diyen Erdoğan, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması‘na ilk imza atan ülkelerden biri olduğunu hatırlattı.

Yükümlülüklerle ilgili adaletsizler nedeniyle anlaşmayı yürürlüğe koymadıklarını belirten Erdoğan, son dönemde kaydedilen mesafenin ardından aldıkları kararı BM Genel Kurulu’ndan tüm dünyaya duyurmak istediklerini söyledi:

Önümüzdeki ay Meclis’e geliyor

“Paris İklim Anlaşması’nı atılacak yapıcı adımlara uygun şekilde ve ulusal katkı beyanımız çerçevesinde önümüzdeki ay Meclis’imizin onayına sunmayı planlıyoruz. Glasgow‘da yapılacak BM İklim Değişikliği Zirvesi‘nden önce karbon nötr hedefinin onay aşamasını tamamlamayı düşünüyoruz. Yatırım, üretim, istihdam politikalarımızda köklü değişikliğe yol açacak bu süreci 2053 vizyonumuzun ana unsurlarından biri olarak kabul ediyoruz.”

Erdoğan iklim değişikliğiyle ilgili başka adımlarının da olduğunu kaydetti. Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’na uyum için gereken eylem planını hazırladıklarını ve devreye aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı, eşi Emine Erdoğan‘ın öncülüğünde yürütülen ‘sıfır atık’ projesiyle geri kazanım oranını üç yılda dokuz puan artırdıklarını, orman varlığını 20 milyon hektardan 23 milyon hektara yükselttiklerini, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin toplam üretim içindeki payını yüzde 53’e çıkardıklarını, sanayiyi temiz üretime uygun şekilde atılacak adımlarını teşvik ettiklerini kaydetti.

1.5 derece vurgusu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iklim krizi ve çevre tahribatına ilişkin de şunları söyledi:

Asırlardır devam eden sürecin sonunda tabiatın kendi dengesi dışında tamamen insanoğlunun yol açtığı tehditlerle karşı karşıya bulunuyor. İklim değişikliği, hava kirliliği, biyoçeşitliliğin kirliliği gibi başlıklar, insanlığın geleceğini belirsizliğe atacak boyuta ulaşmıştır. Bunlar, telafisi imkansız sonuçlara yol açması bakımından üzerinde özellikle durulması gereken bir konudur. Sera gazları, dünyamızın adeta ateşini yükseltiyor. Nitekim bir süredir dünyanın her tarafında sanayi öncesi döneme göre artan sıcaklığın yol açtığı afetler yaşanıyor. Asya ve Amerika‘da seller, Amerika’da kasırgalar, Grönland‘ın zirvesinde yağmur, çöllere kar yağması gibi alışık olmadığımız hadiselerle karşılaşıyoruz. Bu afetler, insanların can ve mal güvenliğini de tehdit ediyor. Pek çok yerde insanlar toplu olarak başka yerlere gitmeye, göç etmeye hazırlanıyor. Halbuki dünya daha çatışma kaynaklı kriz bölgelerinin yol açtığı mülteci meselesine çözüm bulamadı. Böyle bir dönemde yüzlerde milyonluk göçlerle nasıl baş edileceği meçhuldür. Dünyadaki altyapının önemli bir bölümü son iki asrın ürünüdür. İklim değişikliğinin yol açtığı değişimleri bu altyapıyla karşılayabilmek mümkün değildir. Daha yoğun yağışların gelecek olması hepimizi yeni arayışlara yöneltmelidir. Şehir planlamalarının artık iklim değişikliğinin yol açtığı sonuçlar göz önünde bulundurularak yapılması zorunlu hale gelmelidir.

Saydığım tüm bu sorunlar sadece sıcaklıktaki 1,1 derecelik artışla ortaya çıkmıştır. Bu artış 1,5-2 dereceye yükseldiğinde nelerle karşılaşabileceğimizin takdirini sizlere bırakıyorum. Tüm bu gelişmeler üzerine iklim değişikliğiyle mücadele için Paris İklim Anlaşması konusunda mutabık kaldık.

Bu artış 1,5 santigrata, 2 santigrata ve daha fazlasına yükseldiğinde nelerle karşılaşabileceğimizin takdirini sizlere bırakıyorum.”

Siirt’teki kuraklık fıstığı vurdu: Üretim yarı yarıya düştü, fiyatlar tavan yaptı

İnsan kaynaklı iklim krizinin neden olduğu kuraklık sebebiyle Siirtteki fıstık üretiminde yüzde 50 düşüş yaşandı. Rekoltedeki düşüş fiyatlara yansıdı.

Geçen sene fiyatları 70 liraya satılan fıstık fiyatları, bu yıl iç piyasada 90 lira, dış piyasada ise 120 liranın üstünde satılıyor. Ürünün az olmasından dolayı fiyatların daha da yükseleceği tahmin ediliyor.

‘Fiyatlar altınla yarışır hale geldi’

Bu yıl mahsulün az olmasından dolayı fıstık fiyatlarında artışın devam edeceğini belirten fıstık satıcısı Ramazan Özbilici, fıstık fiyatlarının altınla yarışır hale geldiğini söyledi.

Özbilici, “Geçen yılın yarısı kadar mahsul alabildik. Ana çatlak birinci kalite geçen yıl 70 liradan satılıyordu. Şu anda satış fiyatı 90 liraya satılıyor. Fiyatlar altınla yarışıyor hatta altını da geçmiş durumda” ifadelerini kullandı.

Siirt’te yıllardır kuyumculuk yapan Cahit Özçelebi ise, “Büyük bir ihtimalle artık düğünlerde ise insanlar gramın gramı yerine bir kilo fıstık takmayı düşünecekler” dedi.