Ana Sayfa Blog Sayfa 1256

Türkiye’nin, kapasite fazlası santrallerini kapatması yıllık 1,6 milyar Euro kazandırabilir

Yeni yayınlanan bir rapora göre analiz edilen dokuz Avrupa ülkesinde, 48 GW’a kadar fosil yakıt kapasitesi, elektrik arzından ödün vermeden derhal bugün kullanımdan kaldırılabiliyor. Bu santrallerin emekliye ayrılmasıyla elde edilecek tasarruflar, yılda yaklaşık 1,9 milyar Euro’ya ulaşıyor.

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) ve TransitionZero tarafından bugün yayımlanan raporda Almanya, Bulgaristan, Çekya, Hollanda, İspanya, İtalya, Polonya, Romanya ve Türkiye’deki fosil yakıt kapasitesindeki arz fazlası miktarı hesaplıyor.

Türkiye’deki giderler AB ortalaması üstünde

Rapor, Türkiye ile ilgili olarak, kömürlü termik santrallerin sabit işletme ve bakım giderlerinin AB ortalamasının üstünde olduğuna dikkat çekiyor.

Bunun nedeni olarak da ortalama 46.190 EUR/MW’lık yüksek bakım maliyetlerine sahip eski ve büyük bir linyit santralleri filosuna sahip olması gösteriliyor.

Rapor, Türkiye’deki fosil yakıt kapasitesindeki arz fazlasının yıllık yaklaşık 162 milyon Euro tutarında maliyete sebep olduğunu ortaya koyuyor.

Yüzde 18’i gerekli değil

Raporun yazarları, Türkiye’deki mevcut kömürlü termik santrallerin yaklaşık yüzde 18’inin elektrik üretiminde pik talebi karşılamak için gerekli olmadığını ve bu santrallerin emekliye ayrılması halinde yıllık yaklaşık 155 milyon Euro’luk tasarruf sağlanabileceğini belirtiyor.

Derhal emekli edilmeleri, ihtiyaç duyulmayan ve yeterince kullanılmayan tesislerde sabit işletme ve bakım maliyetlerini karşılamak zorunda kalmamanın bir sonucu olarak, her yıl 1,9 milyar Euro’luk (2.1 milyar ABD Doları) tasarruf anlamına geliyor. Rapor ayrıca, fazla fosil yakıt kapasitesinin yüzde 77’sinin kömürden geldiğini tespit ediyor.

İklim kriziyle mücadelede önemli

IPCC AR6 ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) raporlarından elde edilen bulgular, 2050 yılına kadar net sıfır emisyona giden küresel bir yolda, 2021 itibariyle hiç yeni kömür yatırımının gerekmediğini ve 2030 yılına kadar gelişmiş ülkelerde karbonu tutulamayan kömürlü termik santrallerin kullanımına son verilmesini gerektiğini gösteriyor.

Fosil yakıtlı enerji santrallerinin hızlı bir şekilde kullanımdan kaldırılması ve yenilenebilir enerji ve şebeke esnekliğine yapılacak yatırımlar, son zamanlarda Avrupa’daki yangınlar ve sel felaketleri gibi yıkıcı iklim olaylarının önlenmesine katkıda bulunabilir. Avrupa enerji piyasalarındaki bugünkü rekor yüksek elektrik fiyatları, karbon kısıtlamalı bir dünyada fosil yakıtların artık güvenilir ve uygun fiyatlı olmadığını da gösteriyor.

Kapasite fazlası rapor serisinin ilki

İki kurum tarafından hazırlanan kapasite fazlası rapor serisinin ilki olan bu yeni raporda, hesaplanan 48,8 GW, 2019 yılında AB’nin toplam kurulu fosil yakıt kapasitesinin yüzde 17’sine ve Almanya’nın bugünkü faaliyette olan toplam kömür filosundan daha fazlasına denk geliyor.

Fosil yakıt kapasite fazlasının emekliye ayrılması, tüketicilerin yararına her yıl yaklaşık 1,9 milyar Euro (2,1 milyar ABD Doları) tasarruf sağlayacak. Ayrıca, bu tasarrufların yüzde 88’i eski, kirletici kömürle çalışan termik santrallerin kullanımdan kaldırılmasından elde ediliyor.

‘Adil dönüşüm için kullanılmalı’

7,1 GW’lık kömür santrali 2019 ve 2021 yılları arasında kullanımdan kaldırıldı ve 41 GW’lık kapasite fazlasının daha devre dışı bırakılması, yıllık 1,6 milyar Euro tasarruf sağlayacak.

Planlanmış emekliliklerin hızlandırılması, tüketiciler için azaltılmış enerji maliyetlerini ve düşük maliyetli sıfır karbon üretimine yapılan yatırımları destekleyebilecek finansman ve kaynakları serbest bırakacak. Rapor bu meblağların adil bir enerji dönüşümü sağlamak için kullanılması gerektiğinin altını çiziyor.

‘Kömürden çıkış planlanandan önce olabilir’

Raporun yazarlarından CREA’dan Isabella Suarez, “Kapasite fazlası, ülkelerin kömürden çıkış çağrısına yanıt vermek için iyi bir konumda olduğunu ve bazı ülkelerde 2030’a kadar kademeli olarak kömürden çıkışın planlanandan önce gerçekleştirebileceğini gösteriyor” diyor.

AB’nin yeni iklim paketinin bir parçası olarak Emisyon Ticareti Sistemi’nin iddialı bir şekilde yenilenmesini kabul etmek, ülkelere kapasite fazlası sorunlarını ele almaları ve maddi tasarruf sağlamaları bakımından önemli bir fırsat sunuyor.

Raporun yazarlarından TransitionZero Kıdemli Analisti Andrei Ilas, “Fosil yakıt kapasite fazlası, kamu kaynaklarını tüketiyor ve sıfır karbonlu enerji talebini kısıtlıyor. AB enerji piyasalarındaki son fiyat istikrarsızlığı, fosil yakıt ithalatına güvenmenin riskli ve pahalı olduğunu zamanlı bir şekilde hatırlatıyor. Halihazırda var olan kapasite fazlası miktarı, gelecekte oluşabilecek talebin, elektrik üretimine daha fazla kömür, petrol ve doğal gaz eklemeden karşılanabileceğini gösteriyor” diyor.

HDP: Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları olumlu, çözümün adresi Meclis

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve eski Eş Genel Başkan cezaevindeki Selahattin Demirtaş’dan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorunu ve HDP ile ilgili açıklamalarını olumlu bulan açıklamalar geldi.

Gazeteci ve belgesel yapımcısı Günel Cantak’ın “Bay Kemal ve İttifakları” belgeselinin ilk bölümünde konuşan Kılıçdaroğlu, 35-40 yıldır çözülemeyen Kürt sorunu için meşru bir organa ihtiyaç duyulduğunu belirterek, “Devlet dediğiniz kurum gayrimeşru bir organla muhatap olmaz. Erdoğan bunu yaptı. Devleti, İmralı ile muhatap kıldı. Mesela İmralı meşru bir organ değil. Meşru organ kimdir? HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz. Eğer bu sorun çözülecekse meşru bir organla çözebiliriz” demişti.

Bunun ardından bir açıklama yapan eski Eş Başkanlardan, HDP milletvekili Sezai Temelli sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak “Kürt sorununun çözümünün yegane muhatabı HDP değil ama bu sorunun çözümü adına bugün demokratik siyaseti var eden ve kolaylaştıran başlıca aktör HDP’dir. Ama asla unutulmaması gereken şey demokratik çözümün adresi ve asıl muhatabı İmralı’dır” ifadelerini kullanmıştı.

Demirtaş: Çözümün adresi Meclis

Temelli’nin ifadelerine hem CHP’den hem de HDP içinden tepki geldi, partinin tutumunu yansıtmadığı açıklandı.

Yaşanan tartışmalara ilişkin bugün cezaevinden bir açıklama yayımlayan Selahattin Demirtaş da Meclis’i adres gösterdi. Twitter hesabından paylaşım yapan Demirtaş’ın ifadeleri şöyle:

“Benim bildiğim HDP, Kürt sorunu dahil olmak üzere, Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümüne taliptir, irade sahibi siyasi bir aktördür ve elbette muhataptır. Çözümün adresi de doğal olarak TBMM’dir.

Tabii ki HDP, Kürt sorununun çözümünde tüm tarafların ve her kesimin, açık ve şeffaf katılımını, muhataplığını bilecek siyasi birikime ve deneyime sahiptir. Faydasız ve çoktan tükenmiş tartışmalar gündeme getirmek çözüme katkı sunmaz.”

Sancar: Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları olumlu

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorununa dair açıklamalarının HDP ile ilgili kısmını olumlu bulduklarını belirterek,  “Kalıcı bir barış istiyorsak, çok geniş toplumsal mutabakat ve meşruiyete ihtiyaç var. Çözümün adresi Meclis’tir, hiçbir aktör göz ardı edilemez” dedi.

Kürt sorununda başka aktörlerin de olduğunu söyleyen Sancar, “Bu aktörleri göz ardı ederek bütünlüklü yöntem oluşturmak gerçekçi yaklaşım değildir. Esasen Türkiye bu durumu geçmişte deneyimledi 2009’da, 2013-15 arasında. Bana sorarsanız İmralı’nın rolü tartışması çoktan aşılmış olması gereken bir meseledir. İmralı’nın da bu konuda bir rolü olacaktır. Bu rolde geçmişte zaten ayrıca hayata geçirilmiştir” diye konuştu.

Sancar şunları söyledi: “İmralı ile HDP’nin rolünü karşı karşıya getirmek, Kürt sorununa bütünlüklü yaklaşımı zorlaştırıyor. Hatta Kürt sorununa bütünlüklü yaklaşım geliştirme imkânlarını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. HDP kendi siyasi aktör rolünü ve toplumsal gücünü elbette hem muhataplık hem de çözüm için sonuna kadar kullanmaya hazırdır”

 

Erozyonla mücadelenin ‘marifetli bitkisi’ küçükbaş hayvanların da besini oldu

Konya‘nın Karapınar ilçesinde 10 yıl önce dikilen ve erozyonla mücadelede yüzde 100 başarı sağlayan Amerikan çalısı atriplex, yüksek oranda protein içermesi nedeniyle küçükbaş hayvanlar için de besin kaynağına dönüştü.

Derin kökleri sayesinde sorunlu ve tuzlu alanlarda yetişebilen, su istemeyen, soğuğa dayanıklı, uzun süre yeşil kalabilen, ABD, İran ve Avustralya’nın yanı sıra birçok ülkede denenen atriplex, erozyonla mücadelede başarıya ulaşılan bir bitki olarak biliniyor.

Su istemiyor

Fideleri toprakla buluşurken verilen can suyu dışında su istemeyen ve “marifetli bitki” olarak adlandırılan atriplex, ekildikten üç yıl sonra hayvanlar tarafından da tüketilebiliyor.

Toprak Su ve Çölleşme ile Mücadele Araştırma Enstitüsü Müdürü Cihan Uzun, AA muhabirine, enstitü olarak 10 sene önce adaptasyon çalışmalarını yapmak üzere atriplex tohumlarını getirdiklerini söyledi.

Fotoğraf: Zehra Melek Çat /AA

İklim krizine karşı dirençli

Uzun, adaptasyon sürecinin ardından çalışma bölgelerindeki tüm arazilere bu bitkinin ekiminin yapıldığını anlatarak, “Bu bitki meralarımızdaki rüzgar erozyonunu önlüyor. Meralarımızdaki ot kapasitesi otlatma mevsimi dışında otlatmadan dolayı aşırı zayıflamıştır. Bu açığı kapatmak ve küçükbaş hayvanların beslenmesi için atriplex önemli. İlk ekilişinde can suyu verilir, daha sonra bir daha su verilmese dahi meralarımızda yetişmektedir. 2 metreye kadar boylandığı için rüzgar erozyonuna karşı da topraklarımızı korumaktadır” diye konuştu.

Uzun, atriplexin yıllık 100 milimetreden fazla yağış alan yerlerde yetişebildiğini hatırlatarak, “Kuraklığa dayanıklı, iklim değişikliği ve çölleşmeye karşı dirençli. Konya ve çevredeki illerin şartlarına uygun bir bitki. Tuz Gölü‘nde de yetişebiliyor. Tuz Gölü en az yağış alan bölgemiz” dedi.

‘Amerikan tuz çalısı ve bozkır otu ekilecek’

Konya’nın küçükbaş hayvan varlığı bakımından Türkiye’de ikinci sırada olduğunu hatırlatan Uzun, şöyle devam etti:

“Atriplexin, protein ve mineral maddeler açısından zengin olduğunu gördük. Hatta dalında, yapraklarından daha fazla protein ve mineral olduğunu gördük. Küçükbaş hayvanlar da severek tüketiyor. Hem Karapınar’a hem de Aksaray, Niğde ve Karaman’a ekilişleri yapıldı. Mera ıslah çalışmaları yapıldı, halen devam etmekte, protokolleri imzalandı. Karaman’ın Ayrancı ve Kazımkarabekir ilçelerinde, Konya’nın Karapınar ve Çumra ilçelerinde bu bitki ekilişi hızlandı. Enstitümüzün çalışmalarıyla bu bitki fide olarak 1000 metrekare modern seramızda yetiştiriliyor, daha sonra sonbaharda araziye ekilişi yapılıyor. Bu sezon da 450 dekarlık meraya Amerikan tuz çalısı ve bozkır otu ekilecek.”

Fotoğraf: Zehra Melek Çat /AA

‘Rüzgar erozyonuyla karşı karşıya’

Toprak Su ve Çölleşme ile Mücadele Araştırma Enstitüsü olarak hayvan beslenmesine de dolaylı olarak katkıda bulunduklarını dile getiren Uzun, şunları kaydetti:

“Konya’da 322 bin hektarlık arazi rüzgar erozyonuyla yüz yüze. Türkiye’de genelinde rüzgar erozyonuna maruz kalmış 465 bin hektar arazi var. Rüzgar erozyonunda sediment (tortu) taşınımını önlemek için çalı formundaki bitkiler gerekiyor. Toprak yüzeyinin otlu yani yeşil kalmasını istiyoruz ki; rüzgar toprağı kaldıramasın, ileriye taşıyamasın, hem suyumuz hem toprağımız kirlenmesin. Bunun için çalışmalar yapıyoruz. Dolaylı olarak da hayvan beslenmesine katkıda bulunuyoruz. Severek tüketiyorlar. Protein açısından da iyi bu bitkilerimiz. Bunun ekilişini yaptığımızda korunaklı bir alanda olması gerekiyor. İlk ekildiği sene telle çevriliyor, otlatmaya kapatılıyor. O yörenin insanı, çiftçisi de buna duyarlı olmalı. Bu bitkinin kendini kurtarabilmesi ve boylanması lazım. İlk sene otlatmaya açılırsa yetişemiyor. İlk fideler 10 sene önce dikildi ama ilk otlatma 3 sene önce yapıldı. Güzel sonuçlar alındı.”

Avrupa Parlamentosu, hayvan deneylerini aşamalı olarak sonlandırma kararı aldı

Avrupa Parlamentosu (AP) hayvan deneylerini aşamalı olarak sona erdirmek için tarihi bir kararı onayladı. Karar, Avrupa Komisyonu’nu hayvanlar üzerinde yapılan tüm deneyleri sonlandırmak için bir eylem planı başlatmaya çağırıyor.

Humane Society International’a göre şu anda Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin laboratuvarlarında her yıl invaziv (cerrahi işlem gerektiren) uygulamalar içeren deneylerde yaklaşık 10 milyon hayvan kullanılıyor.

Bu hayvanlar arasında maymunlar, köpekler, kediler, tavşanlar, sıçanlar ve fareler yer alıyor.

Hayvan deneylerine karşı dönüm noktası

Türkiye Vegan Derneği’nin haberine göre Avrupa Parlamentosu’ndan çıkan karar neredeyse oybirliğiyle alındı: Hayvan deneylerinin son bulması için 667 oy kullanılırken, hayvanlar üzerindeki deneylerin sürdürülmesi yönünde yalnızca 4 oy çıktı.

Bu karar; araştırma, eğitim ve mevzuata uygunluk testleri de dahil olmak üzere her alanda hayvan içermeyen bilimsel yöntemlere geçişe öncelik vermeyi amaçlıyor. Ayrıca hayvansız araştırma metotları için daha fazla fon sağlanması çağrısında bulunuyor.

Kampanya yürütülmüştü

Bu tarihi adım, hayvan hakları savunucularının ve sivil toplum kuruluşlarının yıllarca yürüttüğü lobi çalışmalarının ardından geldi. 24 AB üye devletinden 100’den fazla kuruluşu temsil eden Eurogroup for Animals, Cruelty Free Europe, Humane Society International/Europe, Avrupa Hayvan Deneylerini Sonlandırma Koalisyonu ve PETA, kararın kabul edilmesi için yıllarca kampanya yürütmüştü. Şimdi Komisyon’un bunu önceliklendirmesi için çağrı yapıyorlar.

Parlamento oylaması yasal olarak bağlayıcı değil, ancak Avrupa Komisyonu’nun buna yanıt vermesi ve harekete geçmesi için üç ayı var.

Deneylerin yüzde 90’ı başarısız

Bu lobi çalışmalarından biri, PETA’nın Avrupa Parlamentosu üyelerine sunduğu Araştırma Modernizasyonu Anlaşması. Anlaşma, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin, insan vücudunun verebileceği tepkileri güvenilir bir şekilde öngöremediğini vurguladı.

Birleşik Devletler Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve Çağdaş Bilimler Merkezi’ne (CCS) göre, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden geçen ilaç ve aşıların yüzde 90’ından fazlası insanlar üzerinde yapılan klinik deneylerde başarısız oluyor.

Alternatifler mümkün

Bu nedenle araştırmacılar, laboratuvarda yetiştirilen insan organları, sanal insanlar ve insan çipi modelleri dahil olmak üzere başka yöntemler geliştirdi. Bilim insanları ayrıca deneylerde yapay zekadan ve insan canlı dokularının 3D baskılarından faydalanıyor.

CCS’den yapılan basın açıklamasına göre, bu yöntemler insan biyolojisini temel aldıkları için umut verici olarak nitelendiriliyor. Ayrıca, hayvan temelli deneylerden daha hızlı ve daha düşük maliyetle kullanıma sunulabiliyorlar.

PETA Kurucusu Ingrid Newkirk de, bu tür yenilikçi yaklaşımları reddetmenin “bilimsel olarak geri kalmak” anlamına geleceğinin altını çiziyor.

‘Sistemik değişim ihtiyacını ortaya koyuyor’

Humane Society International (HSI) Araştırma ve Toksikolojiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Troy Seidle da kararla ilgili şunları söyledi: “Bu oylama, AB’nin emniyet bilimi ve sağlık araştırmalarında sistemik bir değişim ihtiyacını ortaya koyuyor. Parlamento bu kararla, hayvanların acı çekmesine son vermek ve odağını insan biyolojisini temel alan teknolojilere kaydırmak için tarihi bir fırsat yaratmış oldu. Amacımız farelerde kanseri tedavi etmek veya tavşanlarda doğum kusurlarını önlemek değilse, bu hayvanların minyatür insanlar olduğuna dair asılsız inancı bir kenara bırakmalı ve gerçek dünyada insan biyolojisini anlama ve tahmin etme konusunda ciddi adımlar atmalıyız. İnsan organ çipleri, kök hücre modelleri ve yeni nesil programlama yöntemleri, tam olarak bunu yapmamıza izin veriyor. Yenilikçi yöntemler, benzersiz insan hastalıklarının araştırılmasında, potansiyel yeni ilaçların ve genel olarak kimyasal emniyetin sağlanmasında önemli faydalar sağlayabilir.”

Türkiye’de deney karşıtı çalışmalar

Türkiye’de de hayvan deneylerinin yasaklanıp alternatif bilimsel metotlara geçilmesi, hayvanlar üzerinde deney yapmak istemeyen öğrenciler için etik eğitim hakkının tanınması ve artık deneylerde kullanılmayacak hayvanların yuvalandırılması için savunuculuk çalışmaları sürüyor.

Hayvan deneylerine alternatif, hayvanların kullanılmadığı yenilikçi bilimsel metotları ve bu metotların tıp, veterinerlik gibi alanlarda sunduğu avantajları merak ediyorsanız Deneye Hayır Derneği‘nin web sitesinden daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

ABD-Meksika sınırından insan manzaraları: Tüm dünyanın şahit olduğu trajedi

14 bini aşkın Haitili, ülkelerinde yaşanan ekonomik kriz, yoksulluk ve şiddet sebebiyle Amerika Birleşik Devletleri‘ne (ABD) gidebilmek için Meksika‘ya geçti. Ancak, sığınmacılar burada ABD polisinin sert müdahalesi ile karşılaştı.

Sınırda bekleyen bir sığınmacı El Cezire‘ye verdiği demeçte ‘Beni en çok üzen herkesin durumu biliyor, Haitililerin yaşadıklarını görüyor olması” dedi.

Beyaz Saray açıklama yapmak zorunda kaldı

Günlerdir ABD-Meksika sınırında bekleyen sığınmacılara, polisin insanlık dışı davranışları tüm dünyanın tepkisini çekti.

Bu olay üzerine açıklama yapmak durumunda kalan Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, “Bunları gören hiç kimse yaşananları onaylamaz” dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı Sekreteri Alejandro Mayorkas ise atların dizginlerini tutabilmek için böyle görüntülerin ortaya çıktığı iddiasında bulunurken, konunun araştırılacağını da ekledi.

 

Öte yandan ABD’li yetkililer, sığınmacıları ülkelerine geri göndermek için çalışmalarına devam ediyor.

Cuma gününden bu yana 3 bin 300 göçmen, ülkelerine ya da gözaltı merkezlerine gönderilirken, isminin açıklanmasını istemeyen bir yetkili, çarşamba günü yedi uçağın sığınmacıları geri göndermek için ABD’den Haiti‘ye uçacağını söyledi.

Eşik’ten Danıştay’a: İstanbul Sözleşmesi başvurularında ret kararının aylarca yazılmaması hak ihlali

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’nden çıkaran 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı kararına karşı açılan iptal davalarında, başvuruları reddeden Danıştay 10. Dairesi’nin aylarca ret kararlarını yazmadığını ve zamanında itiraz hakkını da geciktirdiğini açıkladı.

Danıştay’ı acilen, İstanbul Sözleşmesi’nden hukuk dışı çıkış işleminin iptali davalarında esasa dair karar vermeye davet eden EŞİK, “Danıştay’ın Türkiye ve dünya kamuoyunu daha fazla oyalamaya, Türkiye kadın hareketinin İstanbul Sözleşmesi için verdiği hukuki mücadelenin önünü tıkamaya hakkı yok” dedi.

‘Aylar sonra yanıt, itiraz hakkını da geciktirdi’

Platformdan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışı için 20 Mart 2021 tarihinde yayınlanan Cumhurbaşkanı kararına karşı kadın örgütleri ve çeşitli kesimler iptal davaları açmıştı. 1 Temmuz yaklaşırken yürütmeyi durdurma talepleri konusunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği için Eşitlik İçin Kadın Platformu’ndan kadınlar 24 Haziran’da Danıştay’a ek dilekçe vererek yürütmeyi durdurma kararı verilmesini istedi. Bunun üzerine Danıştay, Meral Akşener’in açtığı iptal davasında 28.06.2021 günü yürütmenin durdurulması talebinin reddi kararı verdiğini açıkladı.

Bu açıklama sırasında benzer şekilde açılan 200’e yakın dosyada da aynı şekilde ret kararı verildiği söylenmişti. Ancak bu kararlar davayı takip edenlere ve avukatlarına gönderilmediği gibi dosyalara da konmadı. Bu açıklamanın yapıldığı 28.06.2021 tarihinden bu yana geçen 84 günde dosyalara konmayan ret kararları, sonunda 20 Eylül günü diğer dosyalarda da tebliğ edilmeye başlandı. 84 gün boyunca verdiği ret kararını yazmayan Danıştay 10. Dairesi, dava açanların yürütmeyi durdurma konusunda verilecek karara zamanında itiraz hakkını da geciktirmiş oldu. Danıştay 10. Dairesi kadınların hayatları ile oynadığı yetmiyormuş gibi asgari bir hukuk devletinde olması gereken usul işlemlerini de yok saydı.

Danıştay’ın yürütmeyi durdurma talebine aylar sonra yanıt vermesinin hukuk devleti ilkesinin yargı tarafından bile umursanmadığının bir göstergesi olduğu kaydedilen açıklamada, Sözleşmeden çıkış sürecinin hukukla değil siyasi pazarlıklarla yürütüldüğünün farkında idik. Danıştay’daki dava sürecinde de, son anda mahkeme heyetine iki yeni üye atanması; iki üyenin karşı oylarına rağmen kararın oy çokluğu ile kadınların aleyhine çıkartılması; bu konuda ilk ve tek tebligatın İYİ Parti Genel Başkanı’na yapılması; diğer tüm davacıların kararlarının aylarca bekletildikten sonra tebliğ edilmesi de politik pazarlık süreçlerine göre hareket edildiğini gösteriyor” denildi.

‘İstanbul Sözleşmesi halen yürürlükte’

Açıklamada, çıkış işleminin iptali için açılan davalar henüz sonuçlanmadığı için 6251 sayılı onay yasasının ve İstanbul Sözleşmesi’nin halen yürürlükte olduğuna da dikkat çekildi:

TBMM’de oybirliği ile kabul edilmiş olan 6251 sayılı yasa yürürlükten kaldırılmadığı için sözleşme iç hukuk normu olarak Anayasa’nın 90’ıncı maddesi gereğince tüm içeriğiyle yasa olarak yürürlüktedir ve yine aynı madde gereğince bu hükümlerin anayasaya aykırılığı dahi ileri sürülemez.

Bu nedenle, İstanbul Sözleşmesi hala, kadına yönelik şiddet ile mücadelede tüm kamu kurum kuruluşları başta olmak üzere tüm belediye, üniversite, özel sektör, medya, spor camiası, sendikalar, meslek odalarını da bağlayıcı nitelikte bir hukuki belgedir. Uygulanması konusunda herkes görevlidir ve sorumluluk sahibidir. Bu nedenle herkesi İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamaya ve uyguladıklarını kamuoyuna ilan ederek herkesin uygulaması için örnek ve teşvikçi olmaya davet ediyoruz.”

 

‘Gençler olarak beklediğimiz değişimin kendisi olmak için harekete geçtik’

Türkiye’deki iklim aktivisti gençler bir kez daha liderlerden iklim için acil ve etkili adımlar talep etmek için 24 Eylül Küresel İklim Grevi’nde sokaklarda olacak.

İstanbul Kadıköy’de gerçekleşecek grevin çağrısını ise Fridays for Future, Youth for Climate ve Roots and Shoots hareketleri yaptı.

24 Eylül Cuma günü aktivistler ilk olarak saat 12.00 ile 14.00 arasında Kalamış Parkı’nda düzenlenecek vegan piknikte bir araya gelecek.

Basın açıklaması, yürüyüş, forum ve konserler

Saat 17.00’de Kadıköy İskele’de toplanacak iklim aktivistleri, basın açıklamasının ardından Müze Gazhane’ye kitlesel yürüyüş düzenleyecek. Grev, saat 18.00’de Müze Gazhane’de düzenlenecek forumlar ve konserler ile devam edecek.

Biz de Yeşil Gazete olarak iklim aktivistleri Begüm Mıngır, Serav Dicle Amaç ve Resul Hüseynzade ile kendi aktivizm hikayelerini, iklim grevlerine çıkmaya nasıl karar verdiklerini ve liderlerden beklentilerini konuştuk.

‘Okul arkadaşım sayesinde öğrendim’

İlk olarak Begüm Mıngır’ı tanıyalım. Kendisi 16 yaşında ve mart ayından bu yana Fridays for Future’da iklim aktivisti. Hareketten okul arkadaşı Doruk Dolapçıoğlu’nun paylaşımlarıyla haberdar olduğunu belirten genç iklim aktivisti, “Doruk’un ve kardeşi Deniz’in iklim için verdikleri çaba beni çok etkiledi. Hem onların hesabını hem de FFF’yi ilgiyle takip etmeye başladım ve bir gün FFF’nin instagram hesabında ekibe alım yaptıklarını gördüm” dedi.

Sonrasında “Neden ben de katılmayayım ki?” diye düşünen Begüm Mıngır, harekete dahil olmaya karar veriyor ve o günden bu yana iklim için mücadele ediyor.

‘Birlik olmamız gerektiğini anladım’

Serav Dicle Amaç ise 17 yaşında ve o da Fridays For Future’da iklim aktivisti. Amaç, kendisini iklim aktivisti olarak bulma sürecini “Dünyamıza karşı şefkatli olmamız gerektiğinin her zaman farkındaydım fakat izlediğim belgeseller ve edindiğim bilgiler ile yaptığımız bu yardımların yeterli olmadığını öğrendim” sözleriyle anlattı.

Bir an önce eyleme geçmek ve birlik olmak gerektiğini anladığını söylen iklim aktivisti, “Bu amaç doğrultusunda sivil toplum kuruluşları ararken FFF’i buldum. Ve bunun küçük ama etkili bir adım olacağını düşünerek katıldım” dedi.

‘Yaşanabilir bir gelecek için çalışıyorum’

Resul Hüseynzade ise kendisini “Ben 16 yaşında yaşanabilir bir gelecek için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan bir gencim” sözleriyle tanıttı. Birçok sivil toplum kuruluşunda ve gençlik organizasyonunda yer aldığını belirten Hüseynzade’nin daha çok Roots & Shoots ve Youth For Climate hareketlerinde yer alıyor.

İklim aktivizmine 2020 Küresel Grevi’nde başladığını anlatan Hüseynzade, “Bu bir süreç ve bu süreç içerisinde kendimi ilk başladığımdan daha bilinçli ve farkındalık sahibi görüyorum” dedi.

24 Eylül’de gerçekleşecek iklim grevi Türkiye’deki iklim aktivistlerinin ilk grevi değil. Daha önce 15 Mart, 20 Eylül, 29 Kasım tarihlerinde de iklim grevleri düzenlenmişti. Yani neredeyse ilk grevlerden bu yana iki yıl geçti.

‘Doğa karşıtı projelere hala devam ediliyor’

20 Eylül’deki dört bin kişinin katıldığı iklim grevinden bu yana iklim alanında liderlerin attığı adımları yeterli bulmadığını belirten Begüm Mıngır, “Hala doğa karşıtı projelere devam ediliyor ve her geçen gün yeni projelerin başlayacağı haberlerini alıyoruz. Bunun yanı sıra iklim için çok ciddi bir önem taşıyan Paris İklim Antlaşması hala onaylanmadı” dedi.

Dünya genelinde büyük petrol şirketlerine iklim krizine sebep olma suçuyla ceza verilmesi, Avrupa’da tek kullanımlık plastiklerin yasaklanması gibi umut verici gelişmeler de olduğunu söyleyen Mıngır, “Fakat yine de yapılan bu değişiklikler maalesef yeterli değil. Gezegenimizi kurtarmak için Dünya genelinde çok büyük bir değişime ihtiyacımız var” ifadelerine yer verdi.

‘İki yıldan bugüne bir şey değişmedi’

Serav Dicle Amaç ise “Yapılan eylemler, toplanan imzalar ve gösterilen tepkiler ile devletlere zorla adım attırıyoruz. Bunları kendi rızaları ile değil, çoğunluğu susturmak için yapıyorlar” diyerek karar alıcıların iklim krizini göz ardı etmelerinden rahatsız olduğunu söyledi.

Amaç açıklamasında “Ve geçtiğimiz iki yıldan bugüne bir şeylerin değiştiğini, adım atıldığını söylemek çok büyük bir yalan olur, en azından Türkiye adına” ifadelerini kullandı.

‘Ellerinden gelenin en iyisi bu olamaz’

Devletlerin ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını düşünmediğini belirten Resul Hüseynzade, “İklim üzerine de sadece çalıştığını veya önemsediklerini gösteren bazı adımlar atıyorlar ama bu yeterli değil çünkü bu adımlar 20 belki de 30 yıl önce alınması gereken önlemlerdi. Şu an bu önlemlerin ve çalışmaların daha fazlasını yapmaları ve bu konuyu ekonomi kadar önemsemeleri gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Paris İklim Antlaşması’ndaki uyarıları ve önlemleri dikkate almaları gerektiğini söyleyen Hüseynzade, “Onaylamayan hükümetler de iklim krizinin bariz gerçekliğini görerek artık onaylamalılar” çağrısında bulundu.

‘Doğaya dönmeyi istiyoruz’

İşte tüm bu sebeplerle iklim aktivistleri bu yılki iklim grevlerinin sloganını Türkçeye “Sistemi kökten değiştir” veya “Sistemi kökten yok et” olarak çevrilebilecek “Uproot the System” olarak belirledi.

“Sistemi kökünden değiştirmek, temelde doğaya dönmek anlamına geliyor diyebiliriz” ifadelerini kullanan Begüm Mıngır, “Bizim istediğimiz şey, doğayı korumak ve kullanacağımız, giyeceğimiz, yiyeceğimiz her şeyin de doğayı koruduğu, doğayla iç içe olduğu bir düzen istiyoruz” dedi.

Bu çerçevede her şeyden önce fosil kullanımını önce büyük ölçüde azaltmayı sonra da tamamen bırakmayı, tüketim çılgınlığına son vermeyi, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeyi, iklim krizine uyum politikaları geliştirilmesini ve iklim mültecilerinin haklarının korunmasını istediklerini söyledi.

‘Sistemi kökünden değiştirmek gerekiyor’

Serav Dicle Amaç ise “Sistem dediğimiz kavram, doğadan geldiğini unuttu. Evini ve insanlarını unuttu. Sadece unutmakla kalmadı, onları yok etmek için elinden geleni yaptı ve yapmaya da devam ediyor” eleştirilerini sundu.

Sistemde yapılacak ufak çaplı değişikliklerin ne yeteri kadar etki edeceğini ne de ciddiye alınacağını belirten Amaç, “Gerçek değişimler için sorunun temeline inmek, sistemi kökünden değiştirmek gerekir. Biz de bu amaç doğrultusunda kendimize ve çevremize, kim olduğumuzu hatırlatmak, evimizi tekrar tanıtmak istiyoruz” dedi.

‘Kurtarıcı bekleyerek vakit kaybettiler’

Çok az zamanımızın kaldığına vurgu yapan Resul Hüseynzade de “Bundan önceki kuşaklar hep yeniden bir kurtarıcının veya değişim elçisinin gelmesini bekleyerek zaman kaybettiler. Ama biz gençler olarak beklediğimiz değişimin kendisi olmak için harekete geçtik” yorumunu yaptı ve ekledi:

“Mevcut sistem gelecek ve sürdürülebilirlik gibi konulardan uzak sadece karmaşık siyasi oyunların peşinden koşan ve güç kazanma derdinde olan bir sistem ve güçlünün de hep masum ve güçsüzleri ezdiği adaletsiz bir sistem. Biz bu sistemi kökten değiştirerek herkesin barış ve mutluluk içinde yaşadığı, şehirlerin gri beton ormanlarla değil yeşil doğa ile çevrili olduğu tüm insanların çevre ve iklim konusunda bilinçli ve duyarlı olduğu, masum insanların ölmediği, adaletin eşit bir şekilde sağlandığı, karar alıcıların artık çevre karşıtı çalışmalar yapmadığı bir dünya yaratmak istiyoruz.”

‘Ayağa kalkmanın tam zamanı’

Türkiye’nin dört bir yanındaki iklim aktivistleri 24 Eylül Cuma günü yeni bir dünya talebiyle iklim grevinde olacak. Peki, iklim grevlerine destek olmak isteyen kişiler neler yapabilir? Bu soruya Hüseynzade şu cevabı veriyor:

“Dünyada her geçen gün artan sorun ve haksızlıklara karşı üzülen ve harekete geçmek isteyen dostum, ayağa kalkmanın ve sisteme dur demenin tam zamanı. Başlamaktan asla korkma büyük değişimler ancak küçük adımlarla gerçekleşir. İlk adımını 24 Eylül Küresel İklim Grevine katılarak bizimle birlikte atabilirsin. Gelecek önceden bilinemez ama planlanabilir. Önceki kuşaklar geleceği çıkarları için yanlış bir şekilde tasarladılar. Ama bizler geleceği yeniden daha yaşanabilir ve sürdürülebilir bir şekilde tasarlamak için harekete geçtik. Hadi durma sen de bize katıl sistemi kökten değiştirelim ve geleceği yeniden tasarlayalım. Sosyal medyadan Roots & Shoots, Youth For Climate ve Frıdays For Future hesaplarını takip ederek duyurulardan ilk sen haberdar olabilirsin.”

Serav Dicle Amaç ise “24 Eylül günü birçok ilde düzenleyeceğimiz küresel iklim grevlerimize katılabilir, ne kadar kararlı ve güçlü olduğumuzu gösterebilirler. Eğer yaşadıkları illerde grev olmayacaksa veya katılım sağlayamayacaklarsa bizlere sosyal medya üzerinden destek verebilir, pankartlarını alıp dijital grev yapabilirler. Unutmamak gerekir ki tek bir gün ile bitmeyecek her şey, 24 Eylül ve sonrasında ise aramıza katılarak, düzenlediğimiz projelerde yer alabilir, her cuma gerçekleştirdiğimiz dijital veya yüz yüze eylemlerimize katılım sağlayabilirler. Güçlüyüz ama hep birlikte!” çağrısını yapıyor.

 

‘Burak Özgüner öğrenci teşvik bursu’ başvuruları başladı

İki yıl önce yaşamını yitiren Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) Koordinatörü, hayvan hakları aktivisti, vicdani retçi Burak Özgüner adına “Öğrenci Teşvik Bursu” verilecek.

Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi (BurHak), 2021-2022 yılında ilk kez hayata geçirilecek burs programı hakkında şu açıklamayı yaptı:

“Hepimiz için (insan, hayvan, yeryüzü) daha özgür ve adil bir dünya hayal eden ve bunu somut projeler üreterek ya da mevcut projelere destek vererek hayata geçiren öğrencileri teşvik etmek ve desteklemek amacıyla oluşturduğumuz bu burs programı, bütün ayrımcılık biçimlerine karşı mücadele etmiş yol arkadaşımız Burak Özgüner’in anısına ilk defa düzenleniyor.”

Burs, iki ön lisans/lisans/yüksek lisans veya doktora öğrencisine aylık 500 TL olarak, sömestr ve yaz tatilleri de dahil olmak üzere 12 ay boyunca verilecek.

Başvuru koşulları

Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi başvuru koşullarını şöyle sıraladı:

  • Öncelikli olarak hayvan hakları/özgürlüğü alanında olmak üzere, insan hakları, LGBTİ+ hakları, ekoloji ya da genel anlamda sosyal sorumluluk, sivil toplum, aktivizm alanlarının birinde veya birden fazlasında farkındalık sahibi olmak ve aktif çalışmalar yürütüyor olmak,
  • Üniversite öğrenimi boyunca genel not ortalaması 2.00’nin altına düşmemiş olmak,
  • Öğrencinin hayvan sömürüsüne karşı olması, aynı zamanda bu sömürünün ekolojik dengede yarattığı hasarın farkında olması ve vegan olması tercih sebebidir. Bunun takibini yapamayacağımız için, bu bir şart değildir.
  • Öğrencinin ekonomik durumunu kontrol edecek bir mekanizmamız yok. Tabii ki öncelikli olarak ihtiyaç sahibi aktivist öğrencilerin başvurmasını teşvik ediyoruz.

[email protected] adresine, 15 Kasım’a kadar gönderilmesi gereken belgeler ve başvuru detayları için tıklayın.

Roboski’de katledilen katırlar ve Gezi’de ölen hayvanlar mücadele etmişti

Hak savunucusu Burak Özgüner 2011’de Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde TSK tarafından katledilen katırlar için mücadele etmiş; hayvanlara yönelik silahla yaralama, öldürme fiilleri devam edince 2015’te vicdani reddini açıklamıştı. Bu nedenle yargılanan Özgüner, Gezi Parkı eylemleri sırasında polis şiddeti nedeniyle ölen ve yaralanan hayvanları gündeme getirmek için de eylem yapmış; bu nedenle de hakkında ‘terör soruşturması’ başlatılmış ve gözaltına alınmıştı.

Burak Özgüner, TBMM Hayvan Hakları Komisyonu’nunun da katılımcılarındandı.

 

Kanada’da seçimlerin galibi, oy kaybeden Trudeau

Kanada‘da 20 Eylül Pazar günü yapılan erken genel seçimlerin kesin olmayan ilk sonuçları açıklandı. Buna göre, seçimin galibi bir kez daha Justin Trudeau‘nun liderliğindeki Liberal Parti oldu. İlk sonuçlara göre Liberal Parti, 156 milletvekili çıkarmayı başardı, ancak parlamentoda mutlak çoğunluğu sağlamak için gereken 170 vekil  hedefine ulaşamadı.

Liberal Parti geçen seçimlerde de 157 milletvekili ile üçte iki çoğunluğun altında kaldığı için ülke azınlık hükümeti ile yönetiliyordu.

Kesin olmayan sonuçlara göre, Liberal Parti’nin en güçlü rakibi Muhafazakar Parti 122 sandalye kazandı. Merkez-solda yer alan Yeni Demokrat Parti 29 milletvekili çıkartırken Yeşiller ise iki milletvekili elde etti.

Ufukta yine azınlık hükümeti var

Bu sonuçlara göre, ülkede 2019 yılında yapılan genel seçimlerin oluşturduğu siyasi tabloda önemli bir değişiklik yaşanmayacak. Başbakan Justin Trudeau, hükümet kurmak için yine diğer partilerin desteğini arayacak. 49 yaşındaki Trudeau, ağustos ayında hükümetinin pandemi politikasına verilen desteği arkasına alarak erken seçime gitme kararı almıştı.

Trudeau, 2015 yılından bu yana ülkenin başbakanlığını yürütüyor. Ülkede bir partinin mutlak çoğunluk sağlayamadığı durumda,  koalisyon hükümetleri yerine azınlık hükümeti tercih ediliyor.

TTB’den aşı karşıtı açıklamalar yapan Dr. Ümit Aktaş’a ceza

Twitter paylaşımlarını sınırladı

Evrensel‘in aktardığına göre; aşılar hakkında yanlış bilgi yayıp 400 TL’ye zerdeçal kapsülü pazarlayan Ümit Aktaş’ın tweetlerine Twitter tarafından da uyarı getirilmiş ve paylaşımları sınırlandırılmıştı.

Türk Tabipleri Birliği, Üsküdar’da yapılan aşı karşıtı mitingde konuşan ve “Aşı yapan hekimler yargılanacaklar” diyen Dr. Bilgehan Bilge hakkında da soruşturma başlatmıştı.

Aktaş’tan açıklama: Doğru bildiklerimi söylemekten vazgeçmeyeceğim

İtiraz sürecini başlatacağını belirten Dr. Ümit Aktaş şunları söyledi:

“Bana vermeye çalıştıkları meslekten geçici süreyle alıkoyma cezası, TTB’nin zaten azalan itibarını tamamen yok etmekten başka bir işe yaramayacaktır. TTB, Türk hekimlerinin meslek birliğidir. Görevi, hekimlerin çalışma koşulları ve özlük hakları ile ilgili çalışmaktır. Oysa mevcut TTB yönetimi, adeta bir siyasi parti gibi davranarak, kendi görüşüne uygun olmayan her düşünceyi ve hekimleri sindirmeye, susturmaya uğraşmakta; toplum sağlığı için çalışmak yerine, Türk Hekimlerinin çağdaş ve demokratik düşünceleri ile siyaset üstü olan aydın ve modern gücünü kendi emelleri doğrultusunda kullanarak baskıcı bir tavır izlemektedir. Bu yönetim, Türk hekimlerini temsil edemez! Uyguladıkları baskılar beni yıldıramaz, doğru bildiğimi söylemekten ve toplum sağlığı için konuşmaktan vazgeçmeyeceğim!”