Ana Sayfa Blog Sayfa 1245

Antalya’daki asırlık ağaçlar güvenlik gerekçe gösterilerek kesiliyor

Antalya Korkuteli yolu üzerinde yer alan asırlık çam ağaçları Orman Genel Müdürlüğü (OGM) tarafından kesilmeye başlandı.

Yaklaşık 80 ağacın kesilme gerekçesi olarak bir ağacın arabanın üzerine düşmesi üzerine Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından OGM’ye yapılan başvuru gösteriliyor.

‘Antalya’nın en büyük kavşaklarından biri’

Ağaç kesimlerinin yapıldığı lokasyon hakkında Yeşil Gazete’ye bilgi veren Meliha Atalaysun, “Orası Antalya’nın en büyük kavşaklarından biri” dedi. Kavşaktan Döşemealtı, Korkuteli, Doğacı ve Konyaaltı’na giden yollar geçiyor.

Kavşakta yapılan ağaç kesimlerini görünce büyük bir üzüntü duyduğunu belirten Atalaysun, “O kadar güzel ağaçlıklı bir yol ki… Hem yolların kenarlarında hem de refüjde ağaçlar var. İlk önce bir ağacın kesildiğini gördüm daha sonraki geçişlerimde ağaç kesimlerinin devam ettiğini gördüm” dedi.

80 ağaç kesilecek

Bunun üzerine belediyeyi aradığını anlatan Atalaysun, kesimlerin OGM tarafından yapıldığı bilgisini aldığını anlattı. OGM’yi aradığında ise kendisine ocak ayında bir ağacın araca düştüğü, bunun üzerine Karayolları Genel Müdürlüğü’nün ağaçların kesilmesi için başvurduğu ve 80 ağacın kesileceği söylendi.

“Bir tanesi devrildi diye 80 tane ağaç kesilir mi?” diye soran Atalaysun, “Karayollarına kiraladığımız için onlar ne derse onu yapıyoruz. Bizlik bir durum yok” yanıtını aldığını aktardı. Atalaysun, durum hakkında “pire için yorgan yakmaya benziyor” yorumunu yaptı.

‘Sorumluluğu birbirlerine atıyorlar’

OGM’nin kendisine ağaçlar hakkında “Ticari ömrü dolmuş” dediğini de belirten Atalaysun, “Ormanlara kereste gözüyle baktıklarının kanıtı bu cümle. Ne demek ticari ömür?” diye sordu.

Karayolları ile de iletişime geçmeye çalıştığını ancak uzun bir süre onlara ulaşamadığını ifade eden Atalaysun, “En sonunda bir arkadaşım aracılığıyla ulaştım. Karayolları da kesimlerin OGM bilgisi dahilinde olduğunu söyleyip sorumluluğu oraya attı” ifadelerini kullandı.

İmza kampanyası başlatıldı

Şu ana kadar kavşaktaki 40 asırlık çınar ağacı kesilmiş durumda. 40 tanesinin daha önümüzdeki günlerde kesilmesi planlanıyor. Duruma tepki gösteren bölge halkı kesimleri durdurmak için imza kampanyası başlattı.

Kampanyada “Buna dur diyelim! Yangınlar yetmezmiş gibi şimdi de basiretsiz bürokratlar yüzünden ağaçlarımız yok olmasın!” denilerek destek çağrısı yapılıyor. Kampanyaya bu adres üzerinden destek olunabiliyor.

Berlin’in ilk kadın belediye başkanı Franziska Giffey

Almanya‘daki seçimlerin geçici resmi sonuçlarına göre Sosyal Demokrat Parti (SPD), başkent Berlin‘deki bölgesel seçimleri de kazandı. Bu sonuçlar netleşirse SPD’nin adayı Franziska Giffey, Berlin’in ilk kadın belediye başkanı olacak.

43 yaşındaki Giffey, Başbakan Angela Merkel‘in ulusal hükümetinde geçmişte aile bakanlığı yapmış; doktora tezinde intihal yaptığı söylentileri üzerine bakanlık görevinden istifa etmişti. Halen bu görevi yürüten  SPD’den Michael Mueller’in adaylıktan çekilmesi üzerine belediye başkanlığına aday gösterilen Giffey, seçim sonuçların kesinleşmesiyle görevi Mueller’den devralacak.

SPD başkentte, 2016’daki son seçime kıyasla 0.2 puan kayıpla yüzde 21.4 oranında oy aldı. Yeşiller yüzde 18.9, Sol Parti de yüzde 14 oranında oy kazandı. Bu sonuçlarla, SPD’nin belediye meclisinde bu iki partiyle mevcut koalisyonunu sürdürmesi bekleniyor.

Hukukçu-yazar Nurcan Kaya’ya bir yıl üç ay hapis cezası

İnsan hakları savunucusu, hukukçu ve yazar Nurcan Kaya, 2014’te attığı bir tweet nedeniyle bir yıl üç ay hapis cezasına çarptırıldı.

Savcılığın mütaalasında belirtilen ve “Kobane’de yalnızca Kürtler değil, orada yaşayan bütün halklar direniyor. Demokrat Araplar da direniyorlar; şehitler verdiler maalesef”  ifadeleri kullanılan tweet, bir alıntıydı. Tırnak içinde verilen alıntı,  2014 Ekim’de, Çözüm Süreci devam ederken Kaya’nın İstanbul’da katıldığı, Kobane’yle ilgili halka açık panele video ile bağlanan bir konuşmacının sözlerinin aktarılmasıydı.

Kaya’nın bu tweet nedeniyle ‘örgüt propagandası’ yaptığı iddiasıyla yargılandığı davanın dördüncü duruşması, Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

‘Barışı savunmak suç değil’

Duruşmada konuşan Kaya, savunma yapmayacağını, bugüne kadarki süreci anlatacağını söyledi. İnsan hakları savunucusu olduğunu kaydeden Kaya sosyal medya paylaşımlarının iktidarı rahatsız ettiği için yargılandığını; paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek, suçlama konusu paylaşımlarının da katıldığı toplantılardan tırnak içinde alıntılar olduğunu aktardı.

Nurcan Kaya, ‘barış sürecinin’ bozulmasının ardından Türkiye’nin pozisyon değiştirdiğini ve kendisinin buna göre tavır alamayacağını da belirterek “Barışı savunmak suç değildir. Savaşa karşı barış demeye devam edeceğim. Benim bugün burada olmamanın sebebinin örgüt propagandası olmadığı aşikardır”dedi.

Ok: Emniyet görevlilerinin kötü niyeti

Nurcan Kaya’nın avukatı Veysel Ok ise savcılığın re’sen açtığı davada müvekkilinin 2014’ten itibaren paylaştığı binlerce tweet arasından seçilen birkaç paylaşımın suçlama konusu yapıldığını; bunun için savcının emek vererek inceleme yapmasının mümkün olmadığını belirtti:

“Nurcan Kaya’, ‘Kobani’, ‘Kürt’ ve ‘örgüt’ kelimelerini aratıldığında karşılarına çıkan paylaşımlara göre iddianame hazırlanmış. Bu, emniyet görevlilerinin kötü niyetinin göstergesidir. Savcı, araya bir delil sunmamış” dedi.

Ok “Suçlama konusu 2014 tarihli tweetin atıldığı dönemin bağlamının değerlendirilmesine ilişkin Yargıtay kararı var. 2014’te siyaset ve hukuk Kobani ile ilgili ne konuşuyordu, bakılması gerek” dedi.

Savcılık beş yıl hapis istemişti

9 Haziran’da görülen davanın üçüncü duruşmasında esas hakkındaki mütalaasını sunan savcı, Kaya hakkında beş yıla kadar hapis cezası istemişti.

Ok’un savunmasının ardından kısa bir ara veren mahkeme heyeti,  Nurcan Kaya’yı ‘örgüt propagandası yapmak’ suçundan bir  yıl üç ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına  karar verdi.

Bodrum Belediye Başkanı’ndan Ağaoğlu’na tepki: Dev konut projeniz Bodrum’a yük olacak

Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras,  Mandalya Körfezi’nin kıyısında inşa edilecek 30 bin kişilik dev konut projesi için hazırlık yapan iş insanı Ali Ağaoğlu’na seslendi.

Ağaoğlu’nun “Milyon dolarlar ödemeden Bodrum gibi eşsiz bir lokasyonda, erişilebilir fiyatlardan lüks bir yaşam” sloganıyla duyurduğu proje için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Olumlu raporu vermişti.  Bodrum’un toplam yüz ölçümünün yüzde 1,8’ine denk gelen projenin alanı 1700 futbol sahası büyüklüğünde.

Bölgede oluşturacağı devasa yük ne olacak?

Ali Ağaoğlu’nun HT Bloomberg kanalına verdiği verdiği açıklamada “8 milyar TL’ye gerçekleştirilecek bu projeden, 20 milyar TL gelir beklediğini” söylediği hatırlatılan açıklamada Ağaoğlu’na şu sorular yöneltildi:

“Peki, bu akıl almaz boyutlardaki projenizin aynı boyutlardaki su ihtiyacı ve kanalizasyon tahliyesi başta olmak üzere bölgemizde oluşturacağı devasa yükler ile neden olacağı doğal hasarlar, ne olacak? Yoksa siz 12 milyar TL kazanın diye milyonlarca metrekarelik inşaat alanınıza halkın parasıyla altyapı sağlanmasını mı bekliyorsunuz?”

Su sorunu ne olacak?

Altyapı sağlansa bile su sorununun çözülemeyeceğini ifade eden Ahmet Aras, “Mevcut haliyle Bodrum’a yetmeyen su kaynaklarımızı, 1700 futbol sahası büyüklüğündeki projenizin sayenizde tamamen unutmayı kabul edeceğimizi mi düşünüyorsunuz? Ayrıca, Milas sınırları içindeki projeniz için Bodrum markasını kullanma hakkını, size kim verdi?” sorularını sordu.

Ahmet Aras açıklamasında “Özetle Ali Bey, Bodrum’un Belediyesi, Başkanı ve Halkı olarak, projenize de Bodrum markamızı kullanmanıza da karşıyız çünkü, sizin 12 milyar TL’lik kazanç hayalinizin ağır sonuçlarına evet diyen, Bodrumluyum diyemez” ifadelerini kullandı.

Meslek örgütleri sosyal medya tasarısı için toplandı: Sansür kabul edilemez

AKP iktidarının hazırlıklarını sürdürdüğü ve Meclis 1 Ekim’de açılır açılmaz gündeme getirmeyi planladığı sosyal medya yasa tasarısıyla ilgili beş meslek örgütü bir araya geldi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye Yayıncılar Birliği, PEN Yazarlar Derneği ve Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul Temsilciliği ‘haberin serbest dolaşımını engelleyecek yeni düzenlemelerin yaratacağı sorunlar’ adlı toplantıda bilgilendirme yaptı.

İktidar, bugüne dek kamuoyuna açıklamadığı tasarıyla ilgili ne meslek örgütlerinden ve STK’lardan görüş almış değil.

TGC: İktidar kendisini eleştirenleri düşman sayıyor

Gazete Duvar‘dan Hacı Bişkin‘in aktardığına göre,  Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılan basın toplantısında konuşan Cemiyet Başkanı Turgay Olcayto şunları söyledi:

“Böyle metinler hazırlanırken konuyla ilgili bazı şeyler dışarıya sızardı. Bu kez çok kapalı çalışmışlar. İktidar kendisini eleştiren herkesi düşman sayıyor. Kendisinin düşüncelerine uymayan herkesi ayrı bir potaya koyuyor. ‘Yalan haberi önleyeceğiz’ diyorlar ama en çok haberleri gizleyen iktidar, peki bu nasıl olacak? Kürt haberlerini, solcuları, sosyalistleri, kadına yönelik şiddeti görmüyorlar. Yazan çizen 2-3 gazete var. Bunun dışında kendilerine Youtube’da mecra bulan arkadaşlar var. Şimdi bunu da tıkamak istiyorlar. Bu yasa tasarısını Meclis’ten geçirmeyeceklerini inanıyorum. Eğer yasa tasarısını Meclis’ten geçireceklerse bizim için mesele değil, mücadeleye devam edeceğiz.”

TYS: Düşünce ve ifade özgürlüğü vazgeçilmezdir

Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Adnan Özyalçıner ise iktidarın sosyal medya yasa tasarısını kamuoyuna açıklamayarak şeffaflıktan, eleştiriden kaçındığı anlamına geldiğini söyledi: “İnternet erişimini bir insan hakkıdır. Bunun bir cezaya dönüşmemesi gerekiyor. Yabancı düşmanlığı, yalan haberlere hepimiz karşıyız. Düşünce ve ifade özgürlüğü vazgeçilmezdir.”

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, Türkiye’yi sansüre ve oto sansüre götürecek her türlü yasaya karşı çıkacaklarını ifade ederken, “Bu tedirginliği yaşayan yazarlardan biri olarak konuşuyorum” diyen PEN Yazarlar Derneği Başkanı Halil İbrahim Özcan, şunları söyledi:

“Geçenlerde bir yazar arkadaşımız altı yıl önceki bir paylaşımdan dolayı yargılandı. Yazarların kendisini ifade ederken oto sansür uyguladığı bir ülkede yaşıyoruz. İnternet platformları bireylerin kendisini ifade etmesini sağlayan en etkin araçlardır. Kişinin düşüncesini ifade etme hakkı vardır. Devlet gibi düşünmeme özgürlüğü vardır. Son yıllarda hukukun genleriyle oynandığı yerde böyle bir yasanın gizli kapaklı yürütülmesini haksız olarak görüyoruz.”

ÇGD İstanbul Şubesi Başkanı Uğur Güç ise İktidar üçüncü kez bir düzenlemeye gidiyor. Hiçbir bilgimiz yok. Meslek örgütlerinin bilgisinin olmayacağı bir yasanın ne olacağını biliyoruz. 66 milyon insan Türkiye’de internet kullanıyor. İnternetin kullanılması iktidarın işine gelen bir şey değil.” diye konuştu.

Öneriler

Beş meslek örgütünün altına imza attığı öneriler şöyle:

  • Taslak tüm kamuoyuyla paylaşılmalı.
  • Sosyal ağ yerine internet platformu denilmeli.
  • TCK’da yalan habere düzenleme yapılıp yapılmayacağı belirlenmeli.
  • Resmi kurum konusunda kamuoyu aydınlatılmalı.
  • Gazetecilik faaliyeti kanun kapsamı dışında tutulmalı.
  • Yeni düşünce suçları yaratılmamalı.
  • Sosyal ağ işletmecilerinin yetkileri gözden geçirilmeli.
  • İçeriği kimin sileceği belirlenmeli.
  • Haberleşme ve bilgilenme özgürlüğü sınırlandırılmamalı.

 

Konya Ovası’ndaki yüzey yarıkları yerleşim yerlerine ulaştı

Konya Ovası‘nda iklim krizinin yol açtığı kuraklık ve yeraltı sularının aşırı kullanımı nedeniyle oluşan obrukların yanı sıra görülmeye başlayan yüzey yarıkları yerleşim birimlerine kadar ulaştı.

Yer altı su seviyesinin düşmesi, zeminin çökmesine ve yüzeyde deformasyona neden oluyor. Çumra, Karapınar ve Emirgazi ilçelerinde görülen yüzey bozulmaları, yerleşim yerlerinde ve yapılarda deformasyona sebep oldu.

‘Kırsal mahalleleri tehdit ediyor’

Konya Teknik Üniversitesi (KTÜN) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Eren, AA muhabirine, Konya Ovası’ndaki obruk oluşumlarına yönelik araştırmada gözlemledikleri yüzey yarıklarının gün geçtikçe etkisini artırdığını söyledi. Bu durumun bazı kırsal mahalleleri tehdit ettiğini belirten eren şunları aktardı:

“2000’li yıllardan bu yana, aşırı su kullanımı ve küresel ısınmaya bağlı olarak yer altı suyunda önemli düşüşler başladı. Yer altı su seviyesindeki düşüşün göstergesi de farklı zemin sıkışmasına bağlı olarak yüzey deformasyonu oluşturması. Bunu Orta ve Batı Anadolu havzaları, Tuzlukçu, Akşehir, Aksaray, Karaman, Niğde, Bolvadin, Manisa ve Aydın‘da görüyoruz. Bunları, yüzey deformasyonları, yeryüzünde 1,5-2 metreye varan düşey atımlar oluşturan yüzey faylanmaları şeklinde izliyoruz. Bazen de genişliği 1,5-2 metreyi aşan yüzey yarıkları şeklinde izliyoruz.”

Fotoğraf: AA

‘Evlerde hasar oluşmuş’

Konya Kapalı Havzası’nın kenarlarında yüzey faylanmalarına rastlandığını aktaran Eren, şöyle devam etti:

“Tuzlukçu ilçesi Çöğürlü mahallesinde tümünü inceleyemedik ancak 400 metrelik bölümünde yüzey deformasyonlarına rastladık. Burada köyün yakın kesiminde oluşmuş, yerleşim yerinden boydan boya geçiyor. Evlerde hasar ve açılma oluşturmuş. Vatandaşlar ayrılan bir duvarı köpükle doldurmaya çalışmış. Onlarca yıldır bu durum devam ediyor. Bunu engellemenin tek yolu, yer altı suyunu belirli dengede tutmak ve su seviyesindeki düşüşün önüne geçmek. Bunu bugün sağlayabilsek bile kalıcı deformasyon oluşturduğu için 10 yıl kadar devam ediyor. Bu yarıkların oluştuğu yerlerde binalarda sürekli deformasyon oluşuyor. Karapınar ve Çumra Adakale’deki gözlemlerimizde yıllık 5-10 santimetre düşey çökme tespit ettik. Yer altı suyundaki azalmayla havzalarımız kelimenin tam anlamıyla çöküyor. Şu anda Orta ve Batı Anadolu havzalarının tamamında bu problem var. Çok fazla düşümün olduğu yerde yüzey deformasyonlarına yaygın şekilde rastlıyoruz. Bu yarıklar, küresel ısınma, aşırı ve yanlış su kullanımı, suyun israfı yer altı su seviyesinde aşırı düşüşe neden oluyor. Bu da farklı zemin sıkışmasına bağlı olarak yüzeyde deformasyona neden oluyor.”

Fotoğraf: AA

‘Depremle ilgisi yok’

Eren, tarımda su kullanımındaki artışla birlikte su seviyesinin azalmasına, kuraklık, küresel ısınma ve şehirleşmenin etkili olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

“Yer altı su seviyesindeki düşüş 2000’li yıllardan önce 1 metre düşerken şu anda 5-10 metreden fazla düşümler görüyoruz. Son on yılda bu oran daha da arttı. Hızlanmaya devam edecek gibi de görünüyor. Bunların obruklarla da kısmen ilişkisi var. Yarıklar, büyük çapta olmasa bile yeni obrukların oluşumuna da neden oluyor. Depremlerle ilgisi yok. Emirgazi’de 3 kilometre uzunlukta, Tuzlukçu’da ise 2 kilometre uzunlukta olan yarıklar var. Bu yıl daha da açılma var. Geçen günlerde Emirgazi ilçesindeki yarıkları oluşturan yağmur değil. Zayıflık zonu olduğu için yağmur sadece ortaya çıkmasını hızlandırıyor. Yani yüzeye yaklaşmış, oluşmak üzere olan yarıklardan yağmur suları kolaylıkla süzülerek görünümü kolaylaştırıyor.”

Elektrik santralinden çıkan tozlar narenciye üretimine zarar veriyor

Adana’nın Karataş yolu üzerinde kurulu bulunan enerji santralinin filtresiz bacalarından çıkan tozların, narenciye ürününe zarar verdiği bilirkişi raporuyla da kanıtlandı.

Bölge Gazetesi’nde yer alan habere göre Ziraat Mühendisi Zeki Yıldırım ve Faruk Durmuş tarafından hazırlanan raporda bacalardan çıkan tozların çevreye verdiği ve vereceği zararlar dile getirilerek yakıt bacalarından çıkan tozların dikili narenciye bahçesi üzerine geldiği ve verim ve kalite kaybına yol açabileceği belirtiliyor.

Santrale 500 metre mesafede

Raporda Erdal Aslı’ya ait arazinin 60 bin metrekarelik kısmında ardışık sistem mandalina ağaçları ve 177 bin 240 metrekarelik kısmında ise ardışık sistem limon ağaçlarının dikili olduğu belirtildi.

Adana Karataş Karayolu’na en yakın 150 metre en uzak 600-700 metre mesafede olduğu belirtilen narenciye bahçesinin batısında TBY Enerji Santrali olduğu belirtildi. Bahçenin TBY Enerji Santrali’ne uzaklığının ise 500-600 metre olduğu söylendi.

Bitkiler tozla kaplı

Raporda, “Özellikle güneyden ve batıdan esen rüzgarların etkisiyle enerji santralinin yaklaşık 30 metre yükseklikte olan yakıt bacasından çıkan tozların dikili narenciye bahçesi üzerine geldiği görüldü. Bahçe içerisinden rastgele seçilen ağaçlarda yapılan gözlemde bikilerin önemli ölçüde tozla kaplı olduğu, tozların bitkilerin yapraklarındaki stomlarını kaplayacak yoğunlukta olmasından dolayı fotosentez oluşumu etkisini azaltabileceği, vejetatif büyüme ile çiçek oluşumu ve meyve oluşumunda etkili olan polen tozlaşmalarını engelleyebileceği, meyve tutumunda azalmalara sebebiyet verebileceğinden yukarıda fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere oluşan meyvelerde de tutum aşamasında yanmalar yaptığı ve ciddi meyve dökümleri olduğu gözlemlenmiş, oluşan meyvelerde ise kalite kayıpları olacağı saptanmıştır” denildi.

Verim kayıpları oluşturacak

Ayrıca yaprak üzerindeki toz miktarının fazla olmasından kaynaklı olarak vejetasyon sürelerinde kısalmalar olacağı, bitkilerin gelişiminde gerileme ve verim kayıpları oluşturacağı ifade edildi.

Açıklamada “Verim kaybının ne kadar olduğunun belirlenebilmesi için hasat zamanında elde edilen ürünle bölge genelindeki benzer yaş ve cinsteki narenciye ürünlerinin verim ortalamaları kıyaslandığında zarar miktarı ve zarar oranı net belirlenebileceği kanaatine varılmıştır” denildi.

Ne olmuştu?

Bölge Gazetesi, enerji santralinin filtresiz bacalarından çıkan tozların, narenciye bahçelerini etkilediğini haberleştirmişti. Bir üreticinin karpuzun üzerindeki tozları kullanarak parmaklarıyla ZULÜM yazdığı belirtilmişti.

Bu durumdan sorumlu şirketin avukatları ise gazetenin haberine ilişkin Bölge Gazetesi hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

TÜRK-İŞ: Eylülde açlık sınırı 3.049, yoksulluk sınırı 9.931 lira

Türkiye İşçi Sendikası (TÜRK-İŞ) eylül ayına ilişkin açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasını yayımladı.

Buna göre; eylül ayında dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken en düşük harcama, yani açlık sınırı, 3.049 TL olurken, yoksulluk sınırı ise 9.931 lira oldu. TÜRK-İŞ dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı için 3.5 asgari ücret gerektiğini kaydetti.

Rapora göre gıda enflasyonundaki yıllık artış ise yüzde 24.6 oldu.

Çalışanların geçim şartlarını otuz üç yıldan bu yana aralıksız olarak her ay düzenli olarak yaptığı “açlık ve yoksulluk sınırı” araştırması sonuçlarıyla ortaya koyan sendikanın enflasyon ve asgari ücrete ilişkin raporunda şu tespitler yapıldı:

  • Dört kişinin ailenin açlık sınırı tutarı aylık 3.049 Tl, günlük 102 TL.
  • Bekar bir çalışanın aylık yaşam maliyeti tutarı 3.709 TL.
  • Mutfak enflasyonu aylık yüzde 4,18; 12 aylık yüzde 24,56 oranında arttı.
  • Dört kişilik ailenin yoksulluk sınırı için 3.5 asgari ücret gerekiyor.
  • Yoksulun temel gıdası ekmek yüzde 20 oranında zam gördü. 

Raporda, “Halen yürürlükte olan aylık net 2 bin 825,9 TL asgari ücret yine açlık sınırının altındadır. Aradaki fark bu ay 224 TL’ye yükselmiştir” denildi.

 

İkizköylülere ve avukatlara hakaret eden hakim hakkında suç duyurusu

Muğla İkizköy’de termik santrale yakıt sağlayan linyit madeni sahasının genişletilmesi için yok edilmek istenen Akbelen Ormanı’nın kesim izninin iptali için açılan dava kapsamında yapılan bilirkişi incelemesi  sırasında avukatlara hakaret eden Hakim Murat Yüksel hakkında şikayette bulunuldu.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) yapılan şikayette, Yüksel’in herhangi bir görevlendirme yazısı olmadan keşfe katıldığı ve en başından itibaren madenden yana bir tutum takındığı belirtildi.

‘Hakimlik mesleğinden el çektirilsin’

Açıklamada hakimin keşif sırasında davacı vekillerine “ruh hastası”, İkizköy Çevre Komitesi üyesi Deniz Gümüşel‘e ise”gerizekalı” diyerek hakaret ettiği hatırlatıldı.

Olay üzerine davacı İkizköy avukatları Arif Ali Cangı ve İsmail Hakkı Atal ile Adana Barosu’ndan Şiar Rişvanoğlu reddi hakim başvurusu yapmıştı.

Yüksel’in Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı davrandığı ve görevi kötüye kullanma suçunu işlediği belirtilen başvuruda Murat Yüksel’in “Hakimlik mesleğinden el çektirilmesi” talep edildi.

ABD ile S-400 gerilimi: Yeni alımlar olursa yaptırım uygulayabiliriz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın BM Genel Kurulu için bulunduğu ABD‘de CBS kanalına verdiği röportajda Türkiye‘nin Rusya‘dan ikinci parti S-400 füzeleri almayı planladığını söylemesi üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü “Türkiye’yi Rusya’dan daha fazla askeri malzeme almama konusunda uyarıyoruz” dedi.

Erdoğan, pazar günü kanalın ‘Face the Nation’ adlı programında sunucu Margaret Brennan‘ın “Hala bir set daha S-400 almaya niyetlisiniz gibi görünüyor?” sorusuna şu yanıtı vermişti:

“Bundan sonraki dönemde de kimse bizim, savunma sistemleri noktasında hangi ülkeden, ne kadar, ne alacağımıza müdahale edemez. Bunun kararını verecek olan biziz.” Brennan’ın “Evet der gibisiniz” sözleri üzerine Erdoğan da “Ne demek. Tabii ki evet” dedi.

ABD’nin karşı çıkmasına rağmen Moskova ile Ankara arasında ikinci parti S-400 satışı ve tedariki için görüşmeler de sürüyor.  Sunucu Brennan Erdoğan’a neden S-400 alımına devam edildiğini de sordu. Erdoğan’ın yanıtı ise şöyle oldu:

“Ben Başkan Biden’a gerekenlerin hepsini söyledim. Şu anda da aracılığınızla şunu söyleyeyim, bakın biz F35 uçaklarını aldık. 1 milyar 400 milyon dolar ödeme yaptık. Fakat bizim bu 1 milyar 400 milyon dolar ödeme yaptığımız uçaklarımızı Amerika bize teslim etmedi. Peki şu anda benim bu 5 tane uçağım neden verilmiyor? Bu parayı ben ödedim.”

Brennan’ın paranın S-400 satışı nedeniyle ödenmediğini söylemesi üzerine Erdoğan, “Ona karışamaz. Siz bana Patriot vermeyeceksiniz ve savunma noktasında benim başka bir ülkeden alacağım herhangi bir savunma sistemine müdahale edemezsiniz” dedi.

Reuters’in haberine göre,  ABD Dışişleri Bakanlığı‘ndan bir sözcü Erdoğan’ın sözlerinin sorulması üzerine “Türkiye’yi her düzeyde ve her fırsatta, S-400 sistemini elinde bulundurmaması ve Rusya’dan ek askeri malzeme almaktan kaçınması konusunda uyarıyoruz” cevabını verdi.

‘Ek yaptırımları tetikler’

Sözcü, “Rusya’dan her türlü yeni silah alımının, Aralık 2020’de uygulananlardan ayrı ve ek CAATSA 231 yaptırımlarını da tetikleme riski taşıdığını Türkiye’ye açıkça söylemeye devam ediyoruz” diye konuştu.

ABD’nin Türkiye’yi bir müttefik ve dost olarak gördüğünü de belirten sözcü, ‘uzlaşmazlıklara rağmen’ Türkiye ile ortaklığı güçlendirmenin yollarını aradıklarını söyledi.

CAATSA yaptırımları, geçen aralık ayıynda, önceki başkan Trump’ın vetosuna rağmen, ABD Senatosu’ndan üçte ikiden fazla oy çokluğuyla geçmişti.

ABD Hazine Bakanlığı geçen yıl Aralık ayında, Türkiye’ye Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemi yüzünden CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) kapsamında yaptırımlar uygulamış ve Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir ve Başkanlık yetkilileri Mustafa Alper Deniz, Serhat Gençoğlu ve Faruk Yiğit‘i yaptırım listesine eklemişti.

Nisan 2021 başında devreye giren yaptırımlar gereği, SSB ABD’den ihracat lisansı alamayacak, ABD ve bağlantılı olduğu uluslararası finans kuruluşlarının kredilerinden faydalanamayacak. Yaptırım listesindeki kişilerin varsa ABD’deki mal varlıkları dondurulacak ve bu kişilere vize kısıtlaması getirilecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çarşamba günü Rusya’da Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşecek.