Ana Sayfa Blog Sayfa 1244

Assos’ta tahribatı yapanların değil belgeleyenlerin ifadesi alındı

Assos Antik Limanı‘nda ‘kaya ıslahatı’ adı altında gerçekleştirilen tahribatı görüntülemek ve belgelemek isteyen Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve Assos Dostları’nın, kolluk kuvvetleri tarafından durdurularak ifadeleri alındı.

“Afet bölgesine izinsiz girme” üzerine bir tutanak imzalayan gönüllüler, tutanağın kopyasını alamadıklarını dile getirdi.

Neler yaşandı?

AFAD tarafından hazırlanan bir rapor doğrultusunda Ayvacık Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından 26 Mart 2021’de “Ayvacık İlçesi Assos Kaya Islahı Yapım İşi” ihale edilmişti.

Söz konusu ihale doğrultusunda inşaat başlamış ve alan turizm faaliyetine ve girişlere 500 gün süre kapatılmıştı. Ancak yapılan çalışmaları görüntüleyen Kazdağı Koruma ve Assos Dostları, çalışmaların çok ciddi tahribat ve yıkıma neden olduğuna dikkat çekerek Ayvacık Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.

Yıkım devam ediyor

Suç duyurusunda bulunan kurumlar yaptığı açıklamada “İnşaatın durdurulup durdurulmadığını görmek için alana geldik ve ancak ne yazık ki yıkımın son hızla devam ettiğine tanık olduk” dedi.

Şu anda Assos Antik Limanı’ndaki doğa ve tarih katliamının devam ettiği belirtilen açıklamada “İş makinaları son sürat çalışıyor. İğne ile kuyu kazar gibi çalışılması gereken, ülkemiz ve dünya için çok kıymetli olan bir antik kentte kepçelerle, kırıcılarla hafriyat ve teraslama yapılıyor ve geniş alanlar açılıyor. Acaba bu kırıcılar ve kepçeler çalışırken neler yok oluyor? Çalışma alanın hemen yakınlarında antik yollar, binalar, yapılar var. Bu durumu aklımız ve vicdanımız almıyor” denildi.

Kolluk kuvvetleri tarafından durdurulduk

Tel örgünün dışında ve alandan çıkarken yapılan bir ihbar üzerine kolluk tarafından durdurulduklarını belirten örgütler “Kimliklerimiz istenildi ve ifademiz alındı. ‘Afet bölgesine izinsiz bir kez daha girmememiz’ konusunda bir uyarı içeren bir tutanak imzalattırıldı. Tutanağın bir kopyasını istememize rağmen alamadık, fotoğrafını çekmemize de izin erilmedi” ifadelerini kullandı.

Açıklamada “Ayvacık Kaymakamlığı’nı, Çanakkale Valiliği’ni, Çanakkale Kültür Varlıkları ve Tabiat Varlıkları Kurulları yetkililerini, müze müdürlüğünü, Kazı başkanlığını, Cumhuriyet Savcılığını, yöremizin vekillerini ve kamuoyunu bu katliamı bir an önce durdurmaya çağırıyoruz” denildi.

Feminist gruplardan BM’ye çağrı: Kadınlar COP26’da daha büyük rol oynamalı

İklim Adaleti için Küresel Kadın Meclisi, kasım ayında Glasgow‘da gerçekleşecek Birleşmiş Milletler (BM) İklim Konferansı COP26‘daki kadın katılımıyla ilgili BM Genel Kurulu’na çağrı yaptı.

Feminist gruplardan oluşan koalisyon, küresel iklim krizinin ortasında ihtiyaçları göz ardı edildiği için kadınların COP26’da daha büyük bir rol oynamalarının sağlanması gerektiğini söyledi.

Çözümlere kadınlar öncülük ediyor

Kadın Dünyası ve İklim Eylem Ağı’ndan ve meclisin toplayıcısı Osprey Orielle Lake “Her gün, orman yangınlarının yandığını, büyük sel baskınlarını, aşırı kuraklıkları, insanların geçim kaynaklarını ve hayatlarını yitirdiğini görüyoruz. Dünya, Paris Anlaşması’ndan bu yana en önemli iklim görüşmelerinden birine hazırlanırken, çözümlerin var olduğunu ve kadınların öncülük ettiğini biliyoruz” dedi.

İki haftalık Cop26 zirvesinde, toplumsal cinsiyet eylem planının tartışılacağı, toplumsal cinsiyet konularına ayrılmış bir gün olacak.

COP26 sözcüsü, “Kadınlar, iklim kriziyle mücadelede her düzeyde karar vericiler, eğitimciler ve savunucular olarak kritik bir role sahipler. Kadınların bugün uluslararası iklim diplomasisinin en etkili figürlerinden bazıları arasında yer aldığı ilerleme kaydediliyor, ancak yapılacak daha çok şey var” ifadelerini kullandı.

İzmir ve İstanbul’da ‘barınamıyoruz’ diyen gençlere polis şiddeti ve gözaltı

İstanbul ve İzmir‘de yüksek yurt ücreti ve kiraları “Barınamıyoruz” diyerek bulundukları ilin parklarında sabahlayarak protesto eden gençlere polis müdahale etti.

Müdahale sonucunda yaklaşık 80 kişi zor kullanarak gözaltına alındı. Sosyal medyada paylaşılan videolarda polisin gençlere şiddet uyguladığı görüntüleniyor.

Gözaltı aracında şiddet

İstanbul Kadıköy’de yer alan Moda Parkı’ndaki “yurtsuzlar” nöbeti sekiz gündür devam ediyordu. Öğrenciler devlet yurtlarında yer bulunamamasını, özel yurt ve kiraların da fahiş oranlarda artmasını protesto ediyor.

Sosyal medyada yapılan paylaşımda 50 kişinin gözaltına alındığı, gözaltı aracında ise öğrencilere şiddet uygulandığı belirtildi.

 

Sabah saatlerinde serbest bırakıldılar

Yurtsuzlar hesabından sabah saatlerinde yapılan paylaşımda gözaltına alınanların serbest bırakılmaya başlandığı bilgisi verildi. Yapılan açıklamada şunlar söylendi:

“Dün Erdoğan’ın talimatıyla gözaltına alınan yurtsuzlar parça parça serbest bırakılmaya başlandı. Ne gözaltı, ne işkence barınma hakkı mücadelemizi engelleyemeyecek!”

 

İzmir’de yaklaşık 30 öğrenciye gözaltı

İzmir’de de polis öğrencilerin ‘barınamıyoruz’ nöbetine müdahalede bulundu. Polisin, zor kullanarak gözaltına aldığı yaklaşık 30 kişiye bindirdiği minibüste de şiddet uyguladığı görüldü.

Arkadaşlarının serbest bırakılmasını isteyen öğrencilerle polis amiri arasında da ‘hukuk’ tartışması yaşandı. Gençler, “burada oturmanız yasak” diyen amirden nöbetin engellenmesi ve gözaltıların hukuki gerekçesini açıklamasını istedi. Amir ise “Şimdi bunları boş verin, dağılmanız gerekiyor, 5 dakikanız var” dedi.

Hastane girişinde darp

İzmir’de polis, gözaltına aldığı öğrencileri sağlık kontrolü için götürdüğü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Eski adıyla Yeşilyurt Devlet Hastanesi) girişinde de darp etti.

Gözaltı minibüsündeki öğrenciler bu görüntüleri ‘Gözaltında işkence var’ diyerek sosyal medyada paylaştı. Görüntülere göre polisler yere yatırdıkları öğrenciye şiddet uygulayarak ters kelepçe takıyor.

Erdoğan yeniden hedef gösterdi: Sözde öğrenciler

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün akşamki kabine toplantısının ardından yeniden barınma hakkı talep eden öğrencileri ‘sözde öğrenciler’ diyerek hedef almış, ve şu sözleri söylemişti:

“Türkiye, dünyanın en fazla sayıda kamu yüksek öğrenim öğrenci yurduna ve yatağına sahip ülkesidir. Bunun altını çizerek özellikle vurgulamak istiyorum, son zamanlarda bazı park, bahçe, buralardaki bankların üzerinde yatanlar, açık ve net söylüyorum, bunların bir kısmının öğrencilikle alakası yok. Sözde öğrenciler, aynen Gezi Parkı olayı neyse, bunun bir başka versiyonudur.”

Pınar Gültekin cinayeti davası: Duruşma 1 Kasım’a ertelendi

Muğla‘nın Ula ilçesinde Cemal Metin Avcı tarafından katledilen üniversite öğrencisi Pınar Gültekin‘in öldürülmesiyle ilgili davanın altıncı duruşması dün görüldü.

Ara kararını açıklayan mahkeme, sanıklardan Cemal Metin Avcı’nın tutukluluk halinin devamına, diğer sanıkların tutuksuz yargılanmasına, Adli Tıp Kurumundan gelen rapor ve android şifresi ile ilgili ABD’ye yazılan müzekkereye ilişkin gelen cevabın incelenmesine karar vererek duruşmayı 1 Kasım’a erteledi.

‘Bu olayla ilgili suçsuzum’

Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, sanık Cemal Metin Avcı tutuklu bulunduğu cezaevinden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Haklarında ek iddianame hazırlanan Avcı kardeşlerin yakınları, Gültekin’in anne ve babasıyla taraf avukatları ise duruşma salonunda hazır bulundu. Mahkeme heyeti, dosyanın devam eden dava dosyası ile birleştirilmesine karar vererek sanıkların savunmalarını aldı.

Cinayet zanlısı Cemal Metin Avcı’nın boşandığı eşi sanık Eda Karagün duruşmadaki ifadesinde cinayetle ilgisinin bulunmadığını savundu.

Karagün, şunları söyledi:

Cemal son günlerde bağ evine sıkça gidip gelmeye başlamıştı ve bu süreçte çok tedirgindi. Sürekli bir panik hali vardı. Yemek yemiyordu ve bağ evinde çok vakit geçiriyordu. ‘Kıza bir şey yapmış olabilir’ diye bağ evine gittim. En büyük mağdurlardan birisi benim ve koruma talep ediyorum. Tek başıma bir çocuk büyütüyorum. Kızımla birlikte yeni bir hayata hazırlanıyoruz.”

Baba da suçlamaları reddetti

Olayı öğrendikten sonra Cemal Metin Avcı’nın babasını aradığını ileri süren Karagün, “Panik halindeydik. Bağ evine 4 kişi gittik. Önce depoya girdik. Sonra eve girdik. Evde detaylı temizlik yapılmıştı. Kapılara kadar silindiğini, halıların dahi serildiğini fark ettim. Bu olayla ilgili suçsuzum” dedi.

Cemal Metin Avcı’nın babası sanık Selim Avcı ise cinayeti jandarmadan gelen telefonla öğrendiğini öne sürerek, bağ evine eşi, ortağı ve gelini ile gittiklerini dile getirdi:

Eda tek başına bağ evine gitmek istedi. Biz de yalnız bırakmak istemedik. Evin temiz olduğunu Eda söyledi bize. Orayı biz depo olarak kullanıyoruz. 20 dakika durduk. Eşim ve Gökhan sigara içmişler. Sigarayı bidonun içine attılar. Sonra eve döndük. Benim olayla ilgili bir suçum yok.”

Sanık Şükrü Gökhan Orhan da Avcı ailesiyle iş ortağı olduklarını belirterek cinayetle bir ilgisinin olmadığını savundu.

Sanıklara çapraz sorgu

Avcı’nın annesi sanık Ayten Avcı da eşinin kendisini arayarak, “Cemal Metin kavgaya karışmış gel” dediğini ve oğlunun kavgadan dolayı sorguya çekildiğini sandığını iddia etti. Bağ evine gelinini yalnız bırakmamak için gittiklerini öne süren Avcı, “Depoya, etrafa baktık. Sigara içtik orada. Bidon her zaman orada durur zaten. Çöp atmaya üşeniyorlar. Biz de sigaralarımızı oraya attık. Ben olay anından beri kendimde değilim, sürekli sakinleştirici kullanıyorum.” diye konuştu.

Ayten Avcı’nın çapraz sorgulaması yapıldığı sırada Pınar Gültekin’in annesi Şefika Gültekin ayağa kalkarak “Bunlar ailecek katil” diye bağırdı. Bu sırada Ayten Avcı fenalaştı ve mahkeme başkanı Şefika Gültekin’i duruşma salonundan çıkardı.

Avcı’ya salondakiler tarafından su verilirken, salon dışında fenalaşan Şefika Gültekin de Muğla Adliyesine çağırılan 112 Acil Servis ekiplerince hastaneye kaldırıldı.

‘Suçluyum ama pişmanım’

Savunması alınan sanık Cemal Metin Avcı ise Adli Tıp Kurumundan gelen, Gültekin’in canlı yakıldığı yönünde rapora itirazda bulunduğunu söyledi.

Olayın başından sonuna kadar hiçbir şeyi gizlemediğini, suçlu ve pişman olduğunu belirten Avcı, “Ben suçluyum diye yedi sülalemi suçluyorlar. Olayı ben ortaya çıkardım. Suçumu itiraf ettim. Ben suç işledim diye benim ailem ve arkadaşlarım da mı suçlu, buna anlam veremiyorum. Bağ evinde bulunan çöp varili olayda kullanılan varil değil. Adalete güveniyorum. Olay yerinde keşif de yapıldı ve varili kaldırabildiğim de anlaşıldı. Suçluyum ama pişmanım.” dedi.

‘Canavarca hisle öldürüldü’

Duruşma sonrası açıklama yapan Gültekin ailesinin avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, bugün yargılamasına başlanan dört kişinin tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını kaydetti ve aile üyelerinin duruşmada sürekli çelişkili ifadeler verdiğini kaydetti:

Yargılama her geçen duruşmada genişliyor. Bugün Adli Tıp Kurumundan gelen rapor bir kez daha gösterdi ki Pınar Gültekin canavarca hisle öldürülerek canlı yakılmış. Ayrıca ABD’ye yazılan müzekkereye de bugün cevap geldi ancak mahkeme heyeti ve biz henüz cevabı inceleyemedik.”

Alman Yeşiller Partisi’nin seçim başarısının altında ‘endişeli gençler’ yatıyor

Almanya‘da dün yapılan genel seçimde Sosyal Demokrat Parti (SPD) oyların yüzde 25,7’sini, muhafazakar Hıristiyan Birlik Partileri (CDU-CSU) deyüzde 24,1’ini aldı.

Yeşiller Partisi, yüzde 14,8’lik oy oranıyla üçüncü, Hür Demokrat Parti (FDP) yüzde 11,5’lik oy oranıyla dördüncü oldu. Toplam oyları yüzde 26’yı aşan bu iki parti, hükümeti kurmak için yapılacak koalisyon pazarlıklarında kilit önem taşıyor.

Yeşiller Partisi ve FDP’ye en büyük destek ise 30 yaş altı seçmenden geldi.

Yeşiller, oyunu en fazla artıran parti

BBC‘nin aktardığına göre, seçim kampanyasında, iklim değişikliği ve buna karşı alınması gereken önlemlerin önemli yer tuttuğu Yeşiller Partisi, daha yüksek oranda oy beklentisinde olmakla birlikte yüzde 15’e yakın oy oranı ile tarihi bir zirve yakaladı ve 2017 seçimlerine kıyasla oylarını neredeyse iki katına çıkardı. Yeşiller, tüm partiler arasında oylarını en fazla artıran parti oldu.

Yeşiller Partisi’nin eş başkanı ve başbakan adayı Annalena Baerbock, “muhteşem bir sonuç aldıklarını” söyledi. Baerbock, Almanya’nın yeni bir başlangıca ve “iklim hükümetine” ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

Seçim kampanyasında bir ara Yeşiller’in oy oranı anketlerde yüzde 28 civarın yükselmişti. Anketlerdeki bu başarı, parti lideri Baerbock hakkında ortaya atılan bazı “intihal” ve “özgeçmişini süsleme” iddiaları sonrasında gerilemeye başlamıştı. 2009 seçimlerinde ise partinin oy oranı 10’un biraz üstündeydi.

Parti, daha önce de hükümetin küçük ortağı olmuştu ama oy oranları hiç bu seviyeye çıkmamıştı. Bu da iklim değişikliğinin Almanlar için ne kadar önemli bir sorun haline geldiğine işaret ediyor.

Gençler kime oy verdi?

İlk seçim projeksiyonlarına göre 30 yaş altı seçmenlerin oylarının yüzde 40’tan fazlasının Yeşiller Partisi ve FDP’ye oy verdiği görülüyor.  ZDF ve Forschungsgruppe Wahlen‘in projeksiyonlarına göre genç seçmenlerin oy dağılımı şöyle:

  • Yeşiller %22
  • Hür Demokrat Parti (FDP) %20
  • Sosyal Demokrat Parti (SPD) %17
  • Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) %11
  • Sol Parti %8
  • Almanya için Alternatif Partisi (AfD) %8

Seçim öncesi yapılan kamuoyu araştırmalarında, özellikle temmuzda çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği selin ardından iklim değişikliği ve çevre sorunlarının seçmenin en büyük endişeleri arasında yer aldığı görülüyordu.

‘Değişim isteyen bir kuşağın oyları’

Berlin’de konuşan ve seçim sonuçlarını “muhteşem” olarak değerlendiren parti lideri Annalena Baerbock, daha önce hiç olmadığı kadar iyi bir seçim kampanyası yaptıklarını, ancak bekledikleri kadar iyi bir sonuç alamamada kendi hatasını kabul ettiğini söyledi. “Gelecek için önümüzde net bir görev var” diyen Baerbock, “iklim hükümeti” olarak adlandırdığı hükümetin kurulmasına yardımcı olacaklarını kaydetti.

Yeşiller Partisi’nden Katrin Göring-Eckhardt ise partinin aldığı oyları “değişim isteyen bir kuşağın oyları” olarak niteledi. Partisinin iklim krizine karşı vaatlerini hatırlatan ve Almanya’da kullanılan enerjinin yüzde 100’ünün yenilenebilir kaynaklara dayanması gerektiğini belirten Eckhardt, “Önümüzde seçimlerden daha büyük bir görev duruyor” dedi.

‘Yasaklar Partisi klişesinden kurtulmamız gerek’

BBC’ye konuşan Yeşiller Partisi milletvekili ve partinin dış ilişkilerden sorumlu üyesi Omid Nouripour ise “partinin daha iyi sonuç alabileceğini” ama halkın gözündeki algıları henüz yıkamadıklarını söyledi.

Nouripour şunları söyledi:

“Kampanya sırasında yaşadığımız en komik durum, halkın gelip size yasaklar partisi olduğunuzu söylemesi oluyor. ‘Arabalarımızı, uçaklarımızı, köprülerimizi veya nehirlerimizi elimizden almak istiyorsunuz’, diyorlar. Bu yıkmamız gereken bir klişe. Son haftalarda iyi iş çıkaramadık. Bu daha sonra konuşmamız gereken hatalarımızdan biri. Ama bu klişeler sonsuza dek kalmayacak ve üstesinden geleceğiz.”

Yalnızca 10 ülke küresel emisyonların yaklaşık yüzde 64’üne yol açtı

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘nin (IPCC) bu yıl 234 bilim insanının katkısıyla yayımladığı rapora göre, insan faaliyetleri kaynaklı emisyonlar nedeniyle küresel ısınma son 2 bin yılda benzeri görülmemiş şekilde arttı.

Mevcut durumda 1 derecenin üzerinde ısınan gezegen için en büyük tehdit olan emisyonların 2030’a kadar yarıya, 2050’ye kadar ise sıfır seviyesine indirilmesi gerekiyor.

Küresel sıcaklık artışını Paris Anlaşması kapsamında 1,5 dereceyle sınırlandırmak için emisyonların azaltılmasına yönelik iddialı ve acil önlemlerin alınmasına ihtiyaç duyuluyor.

Emisyon salımı 50 milyar tona çıktı

AA’nın İklim ve Enerji Çözümleri Merkezi ve Climate Trace verilerinden derlediği bilgilere göre, insan faaliyeti kaynaklı küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 76’sı karbondioksit, yüzde 16’sı metan, kalan yüzde 8’i ise azot oksit ve diğerlerinden kaynaklanıyor.

Küresel emisyonlar son 70 yılda hızla artarken 1990’da 35 milyar ton karbondioksit eş değeri olan emisyon salımı 50 milyar ton seviyesine kadar çıktı.

Görsel: Elmurod Usubaliev/AA

En büyük pay elektrik üretiminde

Dünyada geçen yıl 50,6 milyar ton karbondioksit eş değeri emisyon salımı gerçekleşirken bu emisyonların yüzde 26,8’i elektrik, yüzde 19,2’si imalat, yüzde 13,5’i ulaşım, yüzde 12,7’si tarım, yüzde 10,8’i petrol ve gaz, yüzde 8,4’ü ise binalardan kaynaklandı.

Atık sektörü, emisyonların yüzde 6,5’ine ve denizcilik sektörü ise yüzde 2’sine yol açtı.

Özellikle elektrik üretim ve ulaşım sektöründe fosil yakıtların yoğun kullanılması küresel ısınmanın en önemli sebepleri arasında yer alırken kömür başta olmak üzere fosil yakıt kullanımının sonlandırılması, sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmak için kritik önem arz ediyor.

En büyük sorumlusu Çin

Dünyanın en büyük kömür üreticisi ve tüketicisi konumunda bulunan Çin, küresel emisyonların yüzde 26,9’una (13,63 milyar ton karbondioksit eş değeri) neden oldu.

Çin’i yüzde 12,2 (6,18 milyar ton karbondioksit eş değeri) ile ABD ve yüzde 7,35 (3,72 milyar ton karbondioksit eş değeri) ile Hindistan izledi.

Fotoğraf: Shutterstockh

Küresel emisyonların yüzde 4,8’ine (2,43 milyar ton karbondioksit eş değeri) Rusya, yüzde 2,8’ine (1,42 milyar ton karbondioksit eş değeri) Endonezya neden oldu.

Bu ülkeleri yüzde 2,6 ile Japonya, yüzde 2,4 ile Brezilya, yüzde 1,65 ile Almanya, yüzde 1,63 ile İran ve yüzde 1,52 ile Kanada takip etti. Söz konusu 10 ülke küresel emisyonların yaklaşık yüzde 64’üne yol açtı.

Türkiye 16’ncı sırada

Türkiye, geçen yıl 530 milyon ton karbondioksit eş değeri emisyon salımıyla küresel emisyonlarda yüzde 1 paya sahip oldu ve dünyada 16’ncı sırada yer aldı.

Türkiye’deki emisyonların yüzde 24,1’i elektrik sektöründen kaynaklandı, yüzde 21,2’sini imalat, yüzde 15,8’ini ulaşım, yüzde 13,8’ini binalar, yüzde 11,1’ini atık, yüzde 9,3’ünü tarım, kalan yüzde 4,7’lik kısmını ise denizcilik, petrol ve doğal gaz sektörleri oluşturdu.

Bilim insanlarından 40 yaş altına: Felaketlerle dolu bir yaşama hazır olun

Türkiye halkının yüzde 89’u gelecekte susuzluk yaşanacağını düşünüyor

Tarım ve Orman Bakanlığı, 26 ilde yaptığı anket ile Türkiye’deki su tüketim alışkanlıklarını ve insanların kuraklık karşısındaki tutumlarını belirlemeye çalıştı.

Araştırmaya göre, ankete katılanların yüzde 96’sı “gelecekte susuzluk yaşamamak için ciddi tedbirler alınmalı” görüşünü destekliyor.

Çoğunluğa göre gelecekte susuzluk yaşanacak

Tarım ve Orman Bakanlığı, su ile ilgili kısa, orta ve uzun dönem stratejileri belirlemek amacıyla başlattığı 1’inci Su Şurası kapsamında Türkiye’nin su tüketim alışkanlıklarını da ortaya koydu.

26 ilde bin 200 kişiyle gerçekleştirilen anket çalışmasına göre gelecekte susuzluk yaşanabileceğini düşünenlerin oranı ise toplamda yüzde 89’a denk geliyor.

Greenpeace’in 2016 tarihli raporuna göre termik santraller yılda 1.2 milyar insanın temel su ihtiyacını karşılamak için yeterli su miktarını tüketiyor.

Su tasarrufu yapanlar yüzde 83

Ankete katılanların yüzde 83’ü, su tasarrufuna dikkat ettiğini düşünüyor. Yüzde 31’i ‘çok dikkatliyim’, yüzde 52’si ‘biraz dikkatliyim’ dedi. Tasarruf konusunda en dikkatli olunan kesim 40-44 yaş aralığı olarak öne çıkıyor.

Bölgesel ayrımda Akdeniz ile Doğu ve Güney Doğu bölgesinde yaşayanlar su tasarrufu konusunda daha dikkatli. Yine kalabalık aileler su tasarrufu konusunda daha dikkatli grubu oluşturuyor.

Tasarruf yansımıyor

Ankette su tüketimi davranış kalıplarını ortaya çıkarabilmek için toplumsal ve bireysel hassasiyetleri ölçen analiz, su konusundaki endişelerin tasarrufa yansımadığını ortaya koyuyor.

Buna göre, görüşülenlerin yüzde 22’si diş fırçalarken, yüzde 52’si el yıkarken suyu açık bıraktığını söyledi. Katılımcıların yüzde 67’si çamaşır makinesinde ön yıkamalı program kullandığını, yüzde 43ü makinesini tam doldurmadan çalıştırdığını belirtti. Yine ankette aylık ortalama su faturasının 88 TL olduğu belirlendi.

‘Su okur yazarlığı için çalışma başlattık’

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Türkiye temsiliyeti gözetilerek yapılan su tüketim alışkanları araştırmasının, toplumda su konusundaki farkındalığı artırıp, bilinçli tüketimi teşvik edecek uygulamaların hayata geçirilmesinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. İklim değişikliğinin etkileri de göz önüne alındığında suyun kıymetini bilerek hareket etmenin gerekliliğine dikkat çeken Bakan Pakdemirli, şunları söyledi:

“Toplumumuza boşa akan suyun çocuklarımızın, hepimizin geleceği olduğunu anlatarak, bu konuda insanımızı harekete geçirecek adımları atmamız gerekiyor. Küresel iklim değişikliğinin etkilerini önümüzdeki yıllarda daha fazla hissedeceğimizi bilerek, su konusunda eğitim seferberliği için düğmeye bastık. Su bilincinin küçük yaşlardan itibaren kazandırılması amacıyla anasınıfları da dahil su okur yazarlığı derslerinin ilköğretim müfredatına girmesi için ilgili kurumlarla görüşmelere başladık. Okulların yanı sıra başta çiftçilerimiz olmak üzere tüm toplumumuzda farkındalık çalışmalarını hayata geçireceğiz. Bu konuyla ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşları, STK’lar ve özel sektör temsilcileriyle suyun verimli kullanımına yönelik iş birliklerini değerlendiriyoruz. Toplumumuzu ‘Su Vatandır’ mottomuz çerçevesinde buluşturarak, geleceğimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

Ankette öne çıkan başlıklar

  • Haneler su tüketimine göre üç profile ayrılıyor. Hanelerin yüzde 38’i ortalama, yüzde 38’i ortalama altı, yüzde 24’ü ise ortalama üstü su tüketiyor.
  • Aylık ortalama su faturası 88 TL.
  • Ankete katılan her beş haneden dördünde (yüzde 81) bulaşık makinesi var. Bulaşıkları makineye dizmeden önce elde yıkamak her üç kişiden birinde alışkanlık haline gelmiş. Hanelerin yüzde 33’ü de makineyi tam doldurmadan çalıştırıyor. Ancak hem elde yıkamak hem makineyi tam doldurmadan çalıştırmak su tüketimini artırıyor.
  • Görüşülen hanelerin yüzde 4’ünde sifon su akıtıyor. Arızalı bir sifonu olan haneler yaklaşık 4 aydır sifonlarının su akıttığını belirtiyor.
  • Yine hanelerin yüzde 7’sinde damlayan bir musluk bulunuyor. Musluğu damlayan haneler yaklaşık 3 aydır musluklarının damladığını belirtiyor.
  • Hanelerin neredeyse hepsinde (yüzde 98) çamaşır makinesi var. Ankete katılanların yüzde 67’si ön yıkamalı program kullanıyor ve bu su tüketimini artırıyor. Aynı şekilde katılımcıların yüzde 43’ü makinesini tam doldurmadan çalıştırdığını söylüyor. Bu da su tüketimini artıran bir durum.
  • Görüşülenlerin yüzde 22’si diş fırçalarken suyu açık bıraktığını söylüyor ancak bu durum su tüketimini artırıyor.
  • Ankete katılanların yüzde 52’si el yıkarken suyu açık bıraktığını belirtiyor ancak bu da su tüketimini artıran bir faktör.
  • Duş almak en yaygın banyo yapma yöntemi. Duşta ortalama 13 dakika kalıyoruz. Kova ile banyo yapmak su tüketimini azaltırken, akan suyun altında duş yapmak da su tüketimini artırıyor.
  • Her 20 hanenin yaklaşık biri (yüzde 5) binasında yağmur suyunun kullanımına ilişkin bir sistem, yüzde 3’ü de gri suların arıtılıp tuvalet sifonlarında kullanımına ilişkin bir sistem bulunduğunu belirtiyor.
  • Görüşülen kişiler su tasarrufu konusunda en çok televizyondan (yüzde 73) bilgi aldıklarını belirtiyor. Onu sosyal medya (yüzde 41) ve internet gazeteleri (yüzde 16) takip ediyor. Kamu spotları ve reklamlar, en çok bilgi alınan kanallar olarak öne çıkıyor.

 

HDP’den Demokrasi Tutum Belgesi: Ortak mücadele ve yönetime hazırız

HDP, ‘Demokrasiye, Adalete, Barışa Çağrı Deklarasyonu’ başlıklı ‘Demokrasi Tutum Belgesi’ni açıkladı. HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar tarafından, Ankara Hilton Oteli’nde açıklanan deklarasyon öncesi, cezaevinde tutulan eski Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş, Twitter hesabından bir mesaj göndererek,Türkiye siyaseti için yeni bir başlangıca fırsat sunacağına inandığım bu deklarasyona, tüm siyasi çevrelerin anlam vereceğini umuyorum” dedi.

‘Herhangi bir ittifak içinde yer alma arayışımız yok’

“Savaş politikaları, silah ve çatışma yöntemleri yerine, diyalog ve müzakere seçeneklerinin kendini tarihsel olarak dayattığı ve güncel olduğu aşikârdır” denilen deklarasyonda şu ifadeler kullanıldı: “Bunun için Türkiye halklarının tümünün yararını ve geleceğini düşünerek herkes özveride ve fedakârlıkta bulunarak adım atmalıdır. Sorunlarımızı şiddet aracılığıyla değil; konuşarak, müzakere ederek, diyalog yoluyla çözmek temel düsturumuzdur.”

Pervin Buldan ittifak tartışmalarıyla ilgili, “Herhangi bir ittifak içinde yer alma arayışımızın olmadığını açıklıkla vurguluyoruz” dedi.

 

Maddeleri sırayla okuyan Eş Genel Başkanlar, parti olarak aylardır ülkenin dört bir yanında siyasi, ekonomik ve sosyal sorunları konuşmak ve çözümler üretmek için vatandaşlarla buluşmalar gerçekleştirdiğini hatırlatarak şunları söyledi:

“Toplumun adeta nefessiz bırakıldığı, ekonomiden siyasete birçok alanda enkaz yaratıldığı bu günlerde, halkta oluşan genel beklentinin, acil bir demokratik değişim ve dönüşüm ihtiyacı ve talebi çerçevesinde geliştiğini tespit ettik.

Önümüzdeki dönemin ve seçimlerin demokratik cumhuriyetin oluşması açısından, tarihimizin en önemli dönemeçlerinden biri olarak nitelendirildiğini gördük. Bu anlamda seçimlerin yeni bir başlangıç, sorunların çözümü için demokratik yolların açılması imkânı olarak da değerlendirildiğini tespit ettik.”

HDP’nin müzakereci bir anlayışla yeni demokratik başlangıcın anahtarı işlevine sahip olduğunun geniş halk kesimleri tarafından vurgulanmasının sorumluluklarını büyüttüğüne dikkat çekilen metinde, özetle şu noktalara dikkat çekildi:

  • Bizler, parlamento seçimleri için ‘Demokrasi İttifakı’ şiarıyla; halklar ve barış ittifakı, kadın dayanışması ve ittifakı, ekoloji ittifakı anlayışı temelinde, toplumsal ve siyasal muhalefet, emek, kadın ve gençlik hareketleri ile en geniş birlikteliği ve ortak mücadele zeminini büyütme ve bu yoldaki güçlü yürüyüşümüzü sürdürme kararlılığındayız. Bunun dışında herhangi bir ittifak içinde yer alma arayışımızın olmadığını açıklıkla vurguluyoruz.
  • Keyfiliği ve zorbalığı kurumsallaştırıp kalıcılaştırmayı hedefleyen ve yaşadığımız çoklu krizin ve çözümsüzlüğün başlıca kaynağı olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ve bu sistemi besleyen yapıları değiştirmek istiyoruz. Amacımız, bu otoriter ve tekçi sistemin yerine güçlü demokrasinin, çoğulcu demokratik sistemin tesis edilmesini sağlamaktır.
  • Bu bağlamda Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilkesel buluşmaların gerçekleşmesi, HDP seçmenlerinin ülkenin geleceğinde anahtar bir role sahip olmaları nedeniyle günceldir. İsimler yerine ilkelerin ve yöntemlerin tartışılmasının gerekli olduğu inancındayız.

HDP’nin tespitlerini  kapsayan geçiş süreci ilkeleri ise şu şekilde:

1. Yerelden yönetimi kapsayan güçlü demokrasi ve demokratik parlamenter sistem,
2. Yürütmenin vesayetinden kurtarılmış tarafsız ve bağımsız yargı,
3. Belediyelerden üniversitelere ve STK’lere kadar kayyım rejimi değil, halk iradesini hayata geçirecek yasal düzenlemeler,
4.Kürt sorununda, diyaloğu içeren, inkar ve bastırma siyaseti yerine Meclis zemininde demokratik çözüm,
5. Barışçıl dış politika,
6. İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden geçerli hale getirilmesi, erkek şiddeti ve kadın cinayetleriyle mücadele, 
7. Ekonomide adaletin sağlanması, istihdamın artırılması, adil gelir dağılımı hedefiyle, işsizlik ve yoksulluğu ortadan kaldıracak ‘Hakça Dağıtım Programı’,
8.
Kamu yönetiminde ayrımcılığa son ve likayatın esas alınması,
9. İklim krizine karşı acil durum ilanı, çılgınca doğa ve çevre tahribatına yol açan, rant uğruna ormanları, tarım alanlarını, akarsuları tahrip eden ve ekolojik dengeyi bozan tüm projelerin, başta Kanalİstanbul olmak üzere, durdurulması; enerji, ulaşım, kentleşme ve tarım alanlarında doğa hakları odaklı yaklaşım
10. Gençlerin yaşam tercihlerine saygı duyan bir yaklaşımla, ifade özgürlüğü ve özgürce yaşayabilmeleri için önlerindeki tüm engellerin kaldırılması, 
11. Sivil, özgürlükçü, eşit yurttaşlığı esas alan, toplumsal müzakereye dayalı yeni ve demokratik bir anayasa. 

‘Ortak mücadele ve yönetime hazırız’

Eş Genel Başkanlar, HDP olarak ifade ettikleri ilkelerin yaşama geçirilmesinden yana tüm toplumsal taraflarla ve siyasi aktörlerle görüşmeye ve müzakere etmeye, birlikte yürümeye, ortak mücadeleye ve ortak yönetime hazır olduklarını kaydetti.

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali 13 Ekim’de başlıyor

13-19 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED) bu sene 8’inci yılına giriyor.

Covid-19 salgınından dolayı geçen sene online olarak izleyicisiyle buluşan festival, bu sene de online olarak gerçekleşecek. Filmler ücretsiz olarak izlenebilecek.

Türkiye’den iki film finalde

BIFED’de Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için yarışacak finalistler de belli oldu. Festivalin finalinde toplam 15 film gösterilecek. Bu filmlerden ikisi ise Türkiye’den.

13’ü yurt dışından toplam 15 filmin yer aldığı kategoride tüm yapımlar gibi yerli halkların mücadelelerini anlatan filmler de dikkat çekiyor.

100 ülkeden 1000’in üzerinde başvuru

Bozcaada Belediyesi organizasyonuyla ve Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi işbirliğiyle gerçekleşen, festival yönetmenliğini Petra Holzer’in, festival koordinatörlüğünü de Ethem Özgüven’in üstlendiği festivale 2021 senesinde, 100 ülkeden toplamda binin üzerinde film başvurdu.

Başvuran filmler arasında gençlerin direniş öyküleri, iklim krizi, organik bağcılıktan Afrika’da kapana sıkışan mültecilere kadar geniş temalar öne çıkıyor.

Büyük Ödül ve Gaia Öğrenci Ödülü

Dünyanın dört bir yanından doğanın ve insanlığın ortak soru ve sorunlarını kendi dillerinde, kendi üslupları ile anlatan ve çözüm arayan her biri birbirinden etkileyici filmler, 2021 yılında da Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için yarışacak.

Gaia Öğrenci Ödülü adı altında yalnızca öğrencilere açık bir dördüncü ödül de yine festival kapsamında yer alacak. Gaia Öğrenci Ödülü için yarışacak 7 filmin de ikisiTürkiye’den.

Büyük Ödül ve Gaia Ödülü haricinde her yıl gelenekselleşen Panorama bölümünde gösterilecek filmlerle birlikte festival süresince 35’i aşkın film dünyanın birçok noktasındaki izleyicilerle online olarak buluşacak.

Bu seneki sloganı: Evimiz yanıyor

Festival yönetmeni Petra Holzer, BIFED’e ulaşan filmlerin genel temalarından birinin küçük insanların büyük şirketlere karşı sürdürdükleri çevre mücadelesi olduğunu söyledi. 2021 yılında da festivalin geçen seneki teması olan “Savunucuları Savun” etkisi sürerken BIFED’in yeni sloganı da “Evimiz Yanıyor” oldu.

İklim krizinin etkisiyle yaşanan sıcak dalgaları ve dünyanın dört bir yanında yaşanan orman yangınları özellikle bu sene geçmiş yıllara oranla artmaya başladı. Türkiye, Yunanistan, Avrupa ve Kuzey Amerika’da, tarihin en kötü yangınları yaşandı.

Covid-19 kriziyle geçirdiğimiz bir senenin ardından iklim krizinin de etkilerinin daha da derinleştiğini görüyoruz. Bir yandan Brezilya’daki Amazon Ormanlarının ekosistemi dünya için çok önemli ancak ormanların tahrip edilmesi ve orman yangınları ekosistemi yok ediliyor.

Dayanışmanın yükseldiği bir gezegen

Yalnızca orman yangınları değil; hız kesmeden doğayı tahrip eden projeler, yeryüzünde iş makinelerinin girmediği tek bir alan kalmaması ayak bastığımız her karış toprağı daha büyük felaketlere karşı korunmasız bırakıyor.

Yangınlarla mücadele ederken çevre örgütleri, kadın, erkek emekçiler, gençler ve köylüler, belediye ve maden işçileri, itfaiyeciler, herkes nasıl bir araya geldiyse; tüm diğer ekolojik sorunlar karşısında “Evimiz yanıyor” endişesiyle BIFED bu sene de herkesi yaşam alanlarımızı korumak için dayanışmanın yükseldiği bir gezegeni kurmaya çağırıyor.

YouTube kanalında festival boyu yayınlar olacak

Online bir platform aracılığıyla gerçekleşecek BIFED’in Yönetmeni Petra Holzer, üzülerek bu yıl da kimseyi davet edemeyeceklerini dile getirdi. Ancak festival boyunca yönetmenlerle soru-cevaplar yapacağını ve dünyanın dört bir yanından katılımcıların dahil olacağı panellerle BIFED’in YouTube kanalının aktif olarak izleyicileriyle buluşacağını da ekledi.

Holzer, “Bozcaada’da bulunan izleyiciler için sembolik de olsa birkaç gösterim gerçekleştireceğiz. Youtube kanalımızdan sık sık yayınlar yapacağız. Ama bu yıl da üzülerek kimseyi davet edemeyeceğiz. Şu anki veriler ekim ayı için bizi korkutmakta” dedi.

Paneller de gerçekleşecek

BIFED’in yalnızca film gösterimleri yapan bir kültürel aktivite değil, bir öğrenme süreci olduğunu da anlatan Holzer, “Bu güzel mavi gezegen son yarım asırda binlerce yılda görmediği hasarı gördü ve her türlü olumsuz rekor kırılıyor. Bildiklerimiz çok çabuk eskiyor. Örneğin Amazon Ormanlarının artık oksijen üretmediği gerçeği gibi korkunç gerçekler medyada yer bulmuyor. Bu nedenle yaptığımız festivali bir eğlence ve kültürel aktivitenin ötesinde bir öğrenme süreci olarak görüyorum, tüm yaşlardan ve her görüşten insan için” ifadelerini kullandı.

Bu yıl festivalde yalnızca filmler değil önemli sorun ve çözüm önerileriyle ilgili paneller de olacak. Bunlardan kesinleşenler: Ümit Hamlacıbaşı’nın düzenleyeceği “Kadın Üreticiler ve Kooperatifçilik”, Mustafa Dermanlı’nın yöneteceği “Yerel Üretim ve Dağıtım İlişkileri”, Lale Çapalov’un yapacağı “Toprak Etiği ve Esenlikler” ve Berrin Demir’in düzenleyeceği Ali Faik İnter ve Tahir Çetin’in anısına “Kaybettiklerimiz ve Soma Direnişi”. Festivale katılacak yönetmenlerle canlı olarak soru-cevap yayınları da olacak.

Melpomene Papadopoulos

BIFED ve Bozcaada Belediye Başkanı Dr. Hakan Can Yılmaz da festivale ve ismi değişen ikincilik ödülüne dair açıklamalar yaptı. Yılmaz şu bilgileri aktardı:

“Başlangıçtan bu yana festivalimizin büyük ödülünü adamızın önemli sanatçılarından Fethi Kayaalp adına veriyoruz. Adamız iki kültürün birlikte yaşadığı ve bu birlikteliğin zenginliğini taşıyan bir coğrafya. Bundan böyle ikincilik ödülümüzü de adamızın önemli kişiliklerinden Melpomene Papadopoulos (Madam Melpo) anısına vereceğiz. Böylece bu festivalin, bu çok kültürlülüğü çok daha iyi temsil edeceğini düşünüyoruz. Kataloğumuzda hakkında çok ayrıntılı bir yaşam öyküsünü bulacağınız Melpomene Papadopoulos ile ilgili şimdilik şu kısa bilgiyi ileteyim: Adalılar onu Madam Melpo adıyla bilirler. Pek çok Bozcaadalı gibi, onun hikâyesi de adanın dışında görece az bilinir. Ancak Bozcaada’ya ait her hikâye gibi Madam Melpo’nun hikâyesi de ilginçtir. Bu hikâye, güçlüklerin olgunlaştırdığı saygıdeğer bir kadının ayakta kalma anlatısı olduğu kadar, bir asrın Bozcaadasının, İstanbulunun, hatta belki Türkiyesinin hikâyesidir de.”

‘İnsanlık yaşam şeklini değiştirmeli’

BIFED Koordinatörü Ethem Özgüven, “Dünyada halının altına süpürülen tüm sorunlar o kadar çoğaldı ki halı artık zeminde değil havada. Müsilaj bir sebep değil, yani bir deniz kirliliği değil, kirliliğin sonucu ve tabii ki kendisi de ek bir kirlilik. Peki, müsilajla ilgili ne oldu? Hiçbir şey, denizin dibinde duruyor ve deniz çayırlarıyla midyelerin müsilajla sürdürdüğü savaşın sonucunu göreceğiz. Biz bir şey yapıyor muyuz? Hayır. Yapmıyoruz. Bu müsilaj nükleer alanında bunun bin misli olarak yolda. Sibirya’da eriyen buzullarda yeni bakteriler beklemede. İnsanlık bu tüketim ve bu adaletten uzak yaşam şeklini değiştirmek zorunda. Bu festivalde bu öğretinin temel malzemesini oluşturan filmleri göstereceğiz” dedi.