Ana Sayfa Blog Sayfa 1243

Türkiye’nin doğu sınırındaki 83 bin kara mayını temizlenecek

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Ocak 2023’e kadar Türkiye’nin doğu sınırındaki 83 bin kara mayınının temizlenmesi amacıyla başlatılacak projenin bugün açılışını yapıyor.

Milli Mayın Faaliyet Merkezi (MAFAM) ile işbirliği yapılacak projeyle, 4,2 milyon metre kare alanın taranması amaçlanıyor.

Söz konusu proje, 2016 yılından beri 46 bin mayının temizlendiği ve 4,7 milyon metre kare alanın mayınsız hale getirildiği projenin önceki iki ayağının devamı olma niteliği de taşıyor.

AB Türkiye Delegasyonu Başkanı’ndan açıklama

AB Türkiye Delegasyonu Başkanı, Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut projeyle ilgili şunları söyledi:

Entegre sınır yönetimi, devlet sınırlarının mayından temizlenmesi dahil tüm programlama çalışmalarında AB’nin desteklediği bir yaklaşımdır. Modernize edilmiş, maliyet etkin ve daha önemlisi insani bir sınır koruma yaklaşımını ifade eder. AB’nin kara mayınlarının temizlenmesine verdiği destek, Türkiye’nin 2004 yılından bu yana taraf olduğu, ve anti-personel kara mayınlarının kullanılmasını yasaklayan Ottawa Sözleşmesi’nden doğan taahhütlerini yerine getirmesine yardımcı olmaktadır.”

Fotoğraf: Bora Akbay / UNDP Türkiye

‘En insanlık dışı yöntem’

UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Louisa Vinton da kara mayınlarının sınır kontrolünde en insanlık dışı yöntem olarak tüm dünyada kınandığını hatırlatarak şunları söyledi:

Ayrım gözetmeksizin can almakta ve sınır yönetiminden sorumlu olanları korumak yerine hayatlarını tehlikeye atmaktadır. Bu nedenle, UNDP Türkiye’nin halihazırda dünyada Birleşmiş Milletler himayesinde gerçekleştirilen en büyük mayın temizleme projesini yürütmesi bizi çok gururlandırıyor. Faaliyetlerin geniş kapsamı, Türkiye’nin AB standartları uyarınca sınır yönetiminde insani bir yaklaşım benimseme konusunda güçlü kararlılığının bir kanıtıdır.”

Projeyle birlikte mayın temizleme görevlisi, sağlık personeli, idari destek personeli ve şoförlük gibi meslekler için de iş istihdamı yaratılacağı açıklandı.

Ayrıca, proje kapsamında dört ilde yerel halka mayın ve patlamamış mühimmat risk eğitimi verilmesi konusunda sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışılacak ve jandarma tarafından 900’den fazla köyde verilecek olan eğitimlerde kullanılacak olan materyaller sağlanması planlanıyor.

Kanal İstanbul güzergahındaki konut alanı artışına mahkeme engeli

Kanal İstanbul güzergâhına yakın konumdaki Başakşehir Hoşdere’de konut alanı artışına mahkeme durdurma kararı verdi.

Kararda Bakanlık tarafından hazırlanan imar planlarının telafisi güç sonuçlara yol açacağına dikkat çekildi. Bilirkişi raporunda ise konut alanı artışının bölgedeki nüfusu artıracağına dikkat çekilmişti.

‘Kamu yararına aykırı’

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, imar planı hazırlayarak Hoşdere’deki 8.3 hektarlık “lojistik bölge” tanımlı alanı “kentsel ve yerleşik alan” fonksiyonuna almıştı. Alan, şu an boş konumda. Avukat Eda Kurt da imar planlarının nüfus yoğunluğunu artırıcı nitelikte olduğunu ve planların kamu yararına aykırı olduğunu belirterek planların iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle dava açmıştı.

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre dava dosyasına giren bilirkişi raporunda imar planlarının “şehircilik ilkelerine, yerleşmenin gelecekteki ihtiyaçlarına, planlama tekniklerine uygun olmadığı” sonucuna varıldı. Mahkeme de imar planlarının oybirliğiyle yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.

‘Hiçbir rant fırsatını kaçırmıyorlar’

Yaşanan süreci yorumlayan Kurt, “Kanal İstanbul proje alanına oldukça yakın mesafede ve lojistik bölge olan bir alanla ilgili apar topar imar planı değişikliği yapılarak burası konut alanına çevrilmiştir. Hiçbir rant fırsatının kaçırılmaması ve plan değişikliğinin açıkça kamu yararına aykırı olduğu yönündeki bilimsel bilirkişi heyet raporu yürütmenin durdurulması kararlarının bu tür davalar için ne kadar önemli ve gecikmeksizin verilmesi gereken kararlar olduğunu açıkça ortaya koymaktadır” dedi.

Kurt, açıklamasında “Hukuksuzluğun, kamu yararına aykırı ve keyfi uygulamaların her zaman karşısında durmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Norveç tepkilere rağmen mink balinası avlamaktan vazgeçmiyor

Norveç, birçok kesimden gelen tepkilere rağmen mink balinası avlamaktan vazgeçmiyor.

Norveç halkının “tabaklarında balina eti görmek istedikleri” savunularak sürdürülen balina avcılığı, bilim insanları, çevreciler ve hayvan hakları savunucuları tarafından etik dışı bulunuyor.

Ayrıca savunucular balina avlamanın Kuzey Avrupa ülkesinin çevreyi koruma hedeflerine aykırı olduğunu söylüyor.

‘Affedilemez bir katliam’

AA’nın muhabirinin ulaştığı Whale and Dolphin Conservation (WDC) örgütü, Norveç’te mink balinası avcılığıyla ilgili açıklama yaptı.

WDC Politika Yöneticisi Vanessa Williams-Grey, balina avcılığını “çevre katliamı” olarak nitelendirerek yüzlerce mink balinasının katledilmesinin “affedilemez” olduğunu belirtti.

Grey, “Faroe Adaları’nda en yüksek sayıda yunus ve balinanın katledilmesinden birkaç gün sonra Norveçli balina avcılarının, bu sezon son 5 yılın en fazla mink balinasını öldürmesi utanç verici” yorumunu yaptı.

Balina eti tüketimi düşük

WDC, Norveç’in en büyük hayvan hakları örgütü NOAH ve Animal Welfare Institute (AWI) ile ortaklaşa yürüttüğü bir anketin sonuçlarını da paylaştı. Anket, bu sene öldürülen balina sayısının artmasının, balina endüstrisine kar sağlamayacağını gösteriyor.

Çalışma ayrıca sık sık balina eti tükettiği söylenen Norveçlilerin oranının 2019’da sadece yüzde 4 olduğunu, bu oranın 2021’de yüzde 2’ye düştüğünü ortaya koyuyor.

AWI Deniz Hayvanları Program Direktörü Susan Millward, son 20 yılda pazarlama programlarının Norveç hükümeti tarafından kısmen finanse edilmesine rağmen, anket sonuçlarının hayal kırıklığı olabileceğini ifade etti.

Tepkilere ve eleştirilere rağmen Norveçli hükümet yetkilileri, balina avını “normal bir şey” olarak nitelendiriyor. Norveç Balıkçılık ve Deniz Ürünleri Bakanı Odd Emil Ingebrigtsen, balina avcılığını doğal kaynakların kullanımıyla ilişkilendirerek balinaların iyi bir besin kaynağı olduğunu savunuyor.

İnsanlık dışı avcılık yöntemleri

Norveç, balina avcılığında kullanılan vahşi yöntemler ve bu yöntemleri her geçen gün daha fazla saklaması nedeniyle de ciddi biçimde eleştiriliyor.

Ülkede balinalar hala vahşi şekilde zıpkınla avlanıyor. Patlayıcılarla donatılmış zıpkınlar, balinanın yaklaşık 30 santimetre içine nüfuz ediyor ve deniz memelisinin içinde patlıyor.

Etine saplanan zıpkınlarla balinanın tekneye sürüklenmesi kolaylaşırken, bu avlama yöntemi nedeniyle balinaların yüzde 18’i, 15 dakika kadar can çekişerek ölüyor.

28 yılda 9 bin 500’den fazla balina katledildi

Norveç’te 1993 yılından bugüne kadar öldürülen mink balinası sayısının 9 bin 500’den fazla olduğu ifade ediliyor.

Dünyada balina avcılığını 1946’da “balina sayısının doğru şekilde korunması ve balina avcılığı endüstrisinin düzenli gelişiminin sağlanması” amacıyla kurulan Uluslararası Balina Avcılığı Komisyonu (IWC) düzenliyor.

IWC’nin 1986’da yayımladığı ticari balina avcılığını yasaklayan bir moratoryumu bulunsa da Norveç ve İzlanda, resmi itiraz beyan edip kotalarını kendileri belirleyerek balina avlamayı sürdürdü.

Bu yılki avlanma kotası 1278

Norveç Balıkçılık Bakanlığından yapılan açıklamada, ülkede bu yıl öldürülecek balina sayısı 1278 olarak belirlendi.

Bu kotanın 2019-2020 için duyurulanla aynı olduğu belirtiliyor. Ülkede, 2019’da 429, 2020’de ise 503 balina katledildi.

Feroe Adaları’nda rekor katliam

Bu yıl Danimarka’daki “Grindadrap” avı da dünya çapında tepkiyle karşılanmıştı. Bu yıl Danimarka’ya bağlı Faroe Adaları’nda “Grindadrap” avında 1428 balina ve yunusun avlandığı duyurulmuştu.

Faroe Adaları’nda bu yıl öldürülen deniz memelilerinin sayısının, av geleneğinin başladığı günden bu yana en yüksek rakam olduğu tahmin ediliyordu. Yerel basında çıkan haberler, çevre aktivistlerinin sosyal medya hesaplarında paylaşmasıyla tüm dünyada duyulmuş ve tepkiye neden olmuştu.

 

Birleşik Krallık’ta benzin krizi: Ordu, dağıtıma yardım etmek için hazır bekletiliyor

Birleşik Krallık‘ta enerji şirketleri BP ve Tesco Alliance‘ın, ülkede “çok az sayıda” petrol istasyonunun kapatılacağını duyurmasının ardından benzin krizi yaşandı.

Ordu, benzin istasyonlarındaki yığılmayı hafifletmek ve akaryakıt dağıtımına yardım etmek için hazır bekletiliyor.

‘Karar tedbir amaçlı’

Hükümet, orduda görevli 150 tanker şoförlerinin ihtiyaç halinde harekete geçebilmeleri için eğitildiklerini açıkladı.

Ülkenin yakıt tedarikinin güçlü olduğunu kaydeden işletmelerden sorumlu bakan Kwasi Kwarteng, kararın tedbir amaçlı alındığını ekledi.

Akaryakıt tedarikçileri de birkaç gün içinde normale dönmeyi umduklarını dile getiriyor.

‘Durumdan istifade edilmeye çalışılıyor’

Otomotiv hizmetleri şirketi RAC, kurşunsuz benzinin litre fiyatının cuma gününden bu yana bir penny arttığını kaydederek, bazı küçük işletmelerin fiyat artırarak durumdan istifade etmeye çalıştığını söyledi.

Bakanlar ise, benzin istasyonları önünde oluşan kuyruklardan ve stokların tükenmesinden ihtiyaçlarından fazlasını satın alanları sorumlu tuttu.

Çok sayıda sürücü, TIR şoförlerinin vize sorunları nedeniyle ülkeye girememelerinden dolayı akaryakıt sıkıntısı yaşanacağı kaygısıyla benzin istasyonlarına akın etmişti.

Hükümet, çözüm için yaklaşık 5 bin şoföre geçici vize verilmesi kararı aldı. Fakat, muhalefet bu kararın yeterli olmadığını savunuyor.

BP, petrol istasyonlarının üçte birinde iki ana tip yakıtın kalmadığını duyurmuştu. Yaklaşık 5 bin 500 bağımsız istasyonu temsil eden Petrol Perakendecileri Derneği (PRA) ise, üyelerinin yüzde 50-90’ının benzinin tükendiğini bildirdiğini açıklamıştı. Yakında geri kalan istasyonlarda da stokların tükenmesi bekleniyor.

Ücretli uygulamayla birlikte plastik poşet kullanımı yüzde 75 azaldı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından plastik poşetlerin ücretlendirilmesine ilişkin 1 Ocak 2019’da başlatılan uygulama ile bugüne kadar plastik poşet kullanımı, yüzde 75 oranında azaldı. Böylece 354 bin ton plastik atığın oluşması önlenmiş oldu.

Her mağazada alışveriş sonrası verilen bu plastik poşetler, petrol bazlı polietilen maddesinden üretiliyor. Polietilen maddeler ise atık haline geldiğinde ekosistemdeki canlılar ve doğaya zararlı hale dönüşüyor.

Geri dönüşmüyor

Dış ortam koşulları ve neme karşı direnç, esneklik ve üstün kimyasal dayanıklılık özelliklerinden dolayı tercih edilen plastik poşetlerin sadece yüzde 1’i geri dönüştürülebiliyor.

İnsan hayatına 20’nci yüzyılın başlarında giren plastiklerin, dünya genelinde 1950’li yıllarda 1,5 milyon ton civarında olan üretim değeri, bugün yıllık bazda 335 milyon tonu aştı.

Bugüne kadar üretildiği düşünülen 8 milyar ton plastik malzemenin en az yarısının, atık halinde doğaya bırakıldığı, ağırlıklı olarak denizlerde ve okyanuslarda biriktiği dikkati çekerken, bunları canlıların tüketmesiyle de zararı besin zincirinin son halkası insana kadar rahatlıkla ulaşabiliyor.

Yüzde 75 azaldı

AA’nın aktardığı bilgilere göre 2019 öncesi Türkiye’de, plastik poşet üretimi miktarının yıllık 35 milyar adet civarındaydı ve bir kişi yılda ortalama 440 plastik poşet kullanıyordu.

1 Ocak 2019’da başlatılan ücretlendirilmeyle Türkiye’de plastik poşet kullanımı yüzde 75 seviyesinde azaldı ve bu sayede 354 bin ton plastik atığın oluşması engellendi.

14 bin 640 ton sera gazı salımı engellendi

Ayrıca bir plastik poşetin ortalama ağırlığı 8 gram olarak alındığında, yaklaşık 14 bin 640 ton sera gazı salımının da önüne geçilmiş oldu.

Plastik poşet kullanımındaki azalma oranları ile Türkiye’de plastik poşet üretimi için gerekli plastik hammadde ithali de azaltılarak, yaklaşık 2,44 milyar lira tasarruf edildi.

Dünya genelinde 60’dan fazla ülkede alışveriş poşetleri ücret karşılığında satılıyor. Bunlardan İsveç, Kanada, Finlandiya, İngiltere, Almanya, Fransa ve Japonya‘da plastik poşetler ücret karşılığında temin edilirken Avustralya, Kamerun, Kenya gibi bazı ülkelerde kısmi veya tamamen yasak uygulanıyor.

CHP’li Erbay: Turizm sektörümüz acil destek bekliyor

CHP Muğla Milletvekili Avukat Burak Erbay, 27 Eylül Dünya Turizm Günü nedeniyle Muğla’da turizm sektörünün içinde bulunduğu durum ve alınması gereken önlemlere ilişkin açıklama yaptı.

Turizm sektörünün Türkiye için önemli gelir ve istihdam kaynarından biri olduğunu belirten Erbay, turizm sektörünün içinde bulunduğu zor durumdan çıkması ve gelecek senelerde varlığını devam ettirebilmesi için acilen destek paketi açıklanması çağrısında bulundu.

Destekler yetersiz

Erbay, “Dünya Turizm Günü’nü coşkulu bir şekilde kutlamak isterdik. Ancak, sektörün içinde bulunduğu durum nedeniyle buruk bir kutlama yapıyoruz. Gelecek yıllarda daha güzel günlerde kutlamak isteriz” şeklinde konuştu.

Muğla’nın doğası, kıyıları, tarihi ve kültürel yapısıyla dünyanın önde gelen turizm destinasyonlarından birisi olduğunu vurgulayan Erbay, “Turizmin ülkemiz ekonomisine büyük katkısı bulunmaktadır. Her yıl milyonlarca yerli ve yabacı turist Muğlamızı ziyaret etmektedir. Bu da önemli bir gelir ve istihdam kaynağı oluşturmaktadır. Bu nedenle bacasız sanayi olarak tanımlanan turizm sektörümüzün desteklenmesi gerekmektedir” dedi.

Pandemi nedeniyle ülke turizminin büyük zorluklar yaşadığını belirten Erbay, bu dönemde verilen destek paketlerinin kısmi bir rahatlama sağladığını ancak bu desteklerin turizm sektörü için yeterli olmadığını, turizm sektörüne acilen destek verilmesi gerektiğini söyledi.

Yangınlar turizme darbe vurdu

2020 yılı mart ayından beri devam eden Covid-19 salgını kapsamında alınan önlemler ve 2021 yılında Muğla’da yaşanan orman yangınları nedeniyle turizm sektörünün büyük darbe aldığını ifade eden Erbay şunları söyledi:

“Tüm dünyayı saran pandemi nedeniyle alınan önlemler Muğla’da turizm sektörünü çok büyük bir dar boğaza sokmuştur. Son olarak da Muğla’da 15 gün boyunca devam eden orman yangınları nedeniyle turizm sektöründe yüzde 80’e yakın bir gelir kaybı yaşanmıştır. Yaşanan bu olumsuzluklar nedeniyle turizm sektöründe faaliyet gösteren birçok işletme sezon bitmeden kepenk kapatmak zorunda kalmıştır. Sektör temsilcileri acil destek paketi açıklanmasını beklemektedir. Sektör temsilcilerinin talepleri dikkate alınmalı ve turizm sektörümüz için acilen bir destek paketi açıklanması gerekmektedir.”

‘Hedeflerin gerisindeyiz’

Muğla’da pandemi nedeniyle 2020 sezonunun kaybedildiğini, yangın nedeniyle de 2021 sezonunun erken bittiğini ifade eden CHP’li vekil, şunları kaydetti:

“Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından 2021 yılı için 25 milyon turist ve 20 milyar dolar gelir hedefi açıklandı. Bakanlık verilerine göre yılın ilk sekiz ayında ülkemize 14 milyon 70 bin yabancı turist gelmiştir. Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları da dahil edildiğinde bu sayı toplam 15 milyon 901 bin 147 oldu. Turizm gelirleri ilk çeyrekte 2,5 milyar dolar, ikinci çeyrekte 3 milyar dolar olmak üzere ilk altı ayda 5,5 milyar dolar olarak kaydedildi. Söz konusu hedefe ulaşılması için yılın ikinci yarısında 15 milyar dolara yakın turizm geliri elde edilmesi gerekiyor. Ancak tablo ortada. Bu hedefe ulaşmak neredeyse imkansız.”

Turizm işletmeleri kredi batağında

Pandeminin en çok vurduğu sektörlerin başında turizm sektörünün geldiğini belirten Erbay, “Geçtiğimiz sezonu bankalara borçlanarak atlatan turizm sektörümüz, borçlarını ödeyemez ve ticari faaliyetlerini sürdüremez bir noktadadır. Bu nedenle çok ciddi desteğe ihtiyaç duymaktalar” dedi.

Erbay, “2020 yılında turizm sektörü 5.6 milyar dolar, oteller de 4.5 milyar dolarlık kredi kullandı. 2021 yılının ilk 7 aylık döneminde ise turizm sektörü 1.25 milyar dolar daha kredi kullandı. Oteller ise 1.1 milyar dolarlık kredi aldı” bilgilerini paylaştı.

‘Sektörün talepleri acilen karşılanmalı’

“Muğla’da doğrudan ya da dolaylı olarak orman yangınlarından etkilenen ve bu nedenle gelir kaybı yaşayan işletmelere yönelik acilen önlem paketi açıklanmalıdır” diyen CHP’li vekil, Bodrum Ticaret Odası’nın taleplerini hatırlattı:

  • 2022 Mayıs ayına kadar tahakkuk edecek vergi, SGK ve Bağ-Kur ödemeleri en erken 2022 yılının haziran ayına kadar ertelenmelidir.
  • Mevcut kredi ödemeleri faizsiz olarak 2022 yılının haziran ayına kadar ötelenmelidir.
  • KGF destekli, bir yıl ödemesiz ve düşük faizli yeni kredi destek paketi hayata geçirilmelidir.
  • Afet bölgelerini kapsayacak şekilde Kısa Çalışma Ödeneği yeniden başlatılmalıdır.
  • Yangından ve afetlerden etkilenen işletmelere, özel bankalar tarafından düşük faiz oranı ve uygun ödeme seçenekleriyle yeni bir kredi programı hayata geçirmelidir.
  • KOSGEB Acil Destek Kredisi ile yangında doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenen işletmelere sıfır faizli, 12 ay ödemesiz, 36 ay vadeli 50-250 bin TL limitli yenden yatırım ve işletme desteği sağlanmalıdır.

Erdoğan, Paris Anlaşması’nın onayı için tarih verdi

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı‘nın ardından düzenlediği basın toplantısında Paris İklim Anlaşması’na yönelik de açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, “Türkiye, iklim değişikliği konusunda yeni ve tarihi bir adım atıyor, önümüzdeki ay Paris Anlaşması’nı onaylama kararı aldık” dedi.

Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz hafta BM Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamada, Paris İklim Anlaşması’nın önümüzdeki ay Meclisin onayına sunulacağını açıklamıştı.

‘İklim Değişikliği Zirvesi’ne kadar onay süreci tamamlanacak’

Erdoğan, kasım ayında Glasgow‘da yapılacak İklim Değişikliği Zirvesi‘ne kadar onay sürecinin tamamlanmış olacağını kaydetti:

BM Genel Kurulu’ndaki hitabımızda bir müjdeyi de sizlerle ve tüm dünya ile paylaştım. Türkiye, iklim değişikliği konusunda yeni ve tarihi bir adım atıyor, önümüzdeki ay Paris Anlaşması’nı onaylama kararı aldık. Kasım ayında Glasgow’da yapılacak İklim Değişikliği Zirvesi’ne kadar onay sürecini tamamlamış olacağız. Bu karar yatırım, üretim, ihracata kadar geniş alanda kapsamlı değişikliğe gideceğimiz anlamına geliyor. Esasen gereken eylem planını devreye alarak önemli adım atmıştık. Şimdi bunu Paris İklim Anlaşması ile orta ve uzun vadeli hedef haline getiriyoruz.”

‘Kalkınma programları yeşil kalkınmaya uygun hazırlanacak’

Erdoğan, orta ve uzun vadeli tüm kalkınma programlarını yeşil kalkınmanın gerektirdiği yapısal dönüşümün rehberliğinde hazırlayacak ve yürüteceklerini de ekledi:

Orta ve uzun vadeli tüm kalkınma programlarımızı yeşil kalkınma devriminin gerektirdiği yapısal dönüşümün rehberliğinde hazırlayacak ve yürüteceğiz. Bu tercih bizim için lüks, kayıp, taviz değildir. Bugünden geleceğe hazırlanmanın yol haritası olacaktır. Bir süredir yenilenebilir enerji, atık yönetimi, orman alanlarının arttırılması gibi bu konuda belli mesafe kat etmiştik.”

Gökpınar Gölü’ndeki imar planı değişikliğine mahkeme engeli

Sivas İdare Mahkemesi, Sivas’ın Gürün ilçesindeki Gökpınar Gölü’nü yok edecek plan değişikliğini TMMOB’a bağlı Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin açtığı dava sonucunda iptal etti.

Mahkeme kararında, Gökpınar Gölü 2. Etap 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ile 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planında “hukuka uyarlık” bulunmadığı belirtildi.

İptal kararını değerlendiren Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Gökpınar Gölü’nü Koruma Platformu’nun mücadelesi, Mimarlar Odası Ankara Şubesinin mücadele kararlılığı ve fikri takibi sonucunda verilen bu iptal kararı kamu yararına adına haklılığımızı ortaya koymuştur” dedi.

Bilirkişi raporu Gökpınar lehineydi

Bölgede inceleme yapan bilirkişi dosyaya sunduğu raporda söz konusu plan değişikliklerinin planlama esaslarına, koruma mevzuatına, plan yapım ve çizim teknikleri ile kamu yararına aykırı olduğunu söylemişti.

Bilirkişi, planların kapsadığı Gökpınar Gölünün eşsiz bir doğa mirası olduğunu, sadece Sivas’ın değil Türkiye’nin de nadide yerlerinden olduğunu, dava konusu planlarda alanın nitelikleri ile bağdaşmayan ve korunması gereken alan olma özelliğini dışlayan plan hükümlerinin getirildiğini ifade etmişti.

Anılan plan hükümlerinin tamamının yapı-tesis-otopark çerçevesinde şekillendiği, bu şekilde söz konusu eşsiz alanın betona boğulacağı ve birinci derece doğal sit alanı niteliğindeki alana yapı yapılmasının ve otopark planlanmasının dava konusu planların yürürlükte bulunan mevzuat, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile kamu yararı açısından uygun olmadığını aktarmıştı.

‘Kamu yararı adına sevindirici’

Kararı yorumlayan Karakuş-Candan, “Gökpınar Gölü, doğal güzelliği, tarihi ve arkeolojik değerleri açısından ender rastlanan coğrafi yapısıyla biriciktir. Gökpınar Gölü’ne telafisi imkansız zararlar verecek plan değişikliklerinin iptal edilmesi kamu yararı adına sevindiricidir. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak, Başkent’te ve hinterlandımızdaki illerde doğal ve kültürel varlıkları korumak için mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.

“Mahkemenin de bilim insanlarının görüşlerini esas alarak söz konusu plan değişikliklerini iptal ettiğini söyleyen Karakuş Candan, “Mahkeme gerekçesinde söz konusu plan değişikliklerinin, güncel olmayan halihazır haritalar kullanılarak ve ilgili kurum görüşleri dikkate alınmaksızın hazırlandığını, mevzuata, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olduğunu ve plan değişikliklerinde hukuka uyarlılık bulunmadığını ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı.

Karakuş-Candan “Bundan sonraki süreçte Sivas İl Özel İdaresini hukuka, mevzuata, koruma ilkelerine uygun kararlar almaya ve mevcut tahribatı gidermeye davet ediyoruz” çağrısında bulundu.

Neler yaşandı?

Sivas Valiliği tarafından mayıs ayında ihaleye açılan ‘Gökpınar Gölü İyileştirme ve Bungalov Evleri Yapım İşi’ projesi kapsamında gölün çevresine bungolav evler ve yürüyüş alanları yapılması planlanıyordu.

Gökpınar Gölü Korunmalıdır İnisiyatifi çatısı altında birleşen doğa severler imar planına dayanmadan yapılmak istenen projenin kıyı kanununa aykırı olduğunu, doğal yapısını bozacağını söyleyerek ihalenin iptal edilmesini talep etti.

Bakanlık Potansiyel Doğal Sit Alanı ilan etti

Kamuoyundan gelen tepkilerin ardından valilik inşaat makinelerini geri çekti. Ancak kendisine yönelik hazırlanan CİMER başvurusunu yanıtlayan valilik bu kez bungalov yerine göle 66 metre mesafede 15 adet seyir kafesi yapılacağını ve doğal malzeme kullanılacağını söyledi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ise 3 Temmuz 2020 tarihinde Gökpınar Gölü’nü “Potansiyel Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi” kapsamına aldı.

Bakanlık, Valiliğin daha sonra kendisine iletildiğini yalanladığı bir yazı ileterek “tescil işlemleri tamamlanıncaya kadar alanın doğal yapısına etki edecek herhangi bir müdahalede bulunulmaması” talimatı verdi.

İnisiyatif’ten Ayhan Çelik Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada Temmuz ayında Gökpınar’ın sadece çok sınırlı bir kısmı için olduğu söylenen bir imar planının onaylanarak askıya çıktığı bilgisini aldıklarını aktardı. Valiliğe iletilen itirazlar ise reddedildi.

İnşaat başlatılınca plan yargıya taşındı

Ardından da valilik kafeterya için inşaat çalışmalarına başladı. Çelik, bunun üzerine süreci yargıya taşımaya karar verdiklerini söyledi. Açılan davada hem ihalenin hem de imar planı değişikliğinin hukuk dışı olduğu belirtildi.

TMMOB’a bağlı Mimarlar Odası Ankara Şubesi, de  Gökpınar Gölü’nü yapılaşmaya açan 2. Etap İmar Planı’nı yargıya taşıyacağını açıkladı.

Eğitim Sen: Okullarda temaslı ve pozitif öğrenci sayısı 5 bin 305

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), sendikaya ulaşan koronavirüs vaka sayılarına göre, okullarda temaslı ve pozitif öğretmen sayısının 522, temaslı ve pozitif öğrenci sayısının 5 bin 305, temaslı ve pozitif personel sayısı 15 olduğunu açıkladı. Ayrıca sendika, kapanan sınıf sayısını ise bin 736 olduğunu belirtti.

‘Bütün bir yaz MEB’deki görev değişiklikleriyle geçti’

Eğitim Sen tarafından yapılan yazılı açıklamada, tam zamanlı yüz yüze eğitim için yeterli çalışmaların yürütülmediği, bunun yerine yaz döneminin Milli Eğitim Bakanlığı‘ndaki (MEB) görev değişiklikleriyle geçtiği ifade edildi:

MEB’in 1,5 yıldır devam eden salgın sürecinde yüz yüze eğitime yeterince hazırlık yapamamasının nedeninin strateji geliştirme, planlama yapma ve karar alma süreçlerinde yaşanan sistemsel kriz olduğu açıktır. Bu sistemsel krizin bir sonucu olarak yeni eğitim öğretim yılının hemen öncesinde bakan değişikliğine gidilmiş, birçok bürokrat ve eğitim yöneticisi değiştirilmiştir. Tam zamanlı yüz yüze eğitime seferberlik düzeyinde yaklaşılması temel bir ihtiyaçken, bütün bir yaz dönemi MEB’deki görev değişiklikleriyle geçmiştir.

AKP iktidarının eğitime ayırdığı bütçenin çok düşük seviyede olması dolayısıyla ne ek kadro istihdamı ne okullarda fiziki yenilenme sağlanabilmektedir. Salgın koşullarında tam zamanlı yüz yüze eğitimi sürdürebilmek ciddi bir stratejiyi ve buna uygun ek bütçeyi zorunlu kılmaktadır. MEB, seyreltilmiş sınıfları hayata geçirememiş, ek derslik kazandıramamış, öğretmen odaları, öğrenci ve öğretmen tuvaletlerini çoğaltamamış, sınıfların havalandırılması için pencere sistemlerini değiştirememiş, sağlıklı ulaşım konusunda yerel yönetimlerle birlikte strateji geliştirilmesine öncülük edememiştir. İhtiyaç oranında ek kadro atamamış, her okula bir sağlık personeli görevlendirememiş, yeterli sayıda yardımcı hizmet personelinin her okula atanmasıyla hijyen koşullarının iyileştirilmesini sağlayamamıştır.”

Alınması gereken acil tedbirler

Tam zamanlı yüz yüze eğitimin sürdürülebilir olmasının hayati önemde olduğu kaydedilen açıklamada, bunun sağlanması için hayata geçirilebilecek acil tedbirler şöyle sıralandı:

  • Eğitim alanına bir an önce ek derslikler kazandırılmalıdır. Bunun için atıl durumdaki kamu binalarından ve kapanan özel okul binalarından yararlanılmalıdır. Dersliğe dönüştürülebilecek büyüklükteki okul yöneticisi odaları sınıf olarak kullanılmalıdır. Kapalı köy okulları hızla tadilattan geçirilerek açılmalıdır. Taşımalı eğitimdeki okullar, diğer okullardaki derslik ihtiyacını giderecek şekilde kullanılmalıdır. Sınıf mevcutları çok az olan ve birbirine yakın imam hatip okulları birleştirilmeli, açığa çıkan okullar akademik okullara dönüştürülmelidir.
  • İllerimizde çok sayıda okul “depreme dayanıklılığı güçlendirme çalışmaları” adı altında kapatılmış ve binlerce öğrenci başka okullara kaydırılmıştır. Güçlendirme çalışmaları bir an önce tamamlanmalı ve bu okullar açılmalıdır.
  • Okullardaki hijyen ortamı için bir an önce ihtiyaç olan sayı belirlenerek kadrolu yardımcı hizmet personeli ataması yapılmalıdır. İŞKUR üzerinden geçici görevlendirmelere son verilmelidir.
  • Ücretli öğretmen görevlendirmelerine son verilmeli ve ihtiyaç kadar öğretmen ataması bir an önce yapılmalıdır.
  • Kış aylarına girmeden, pencereler sağlıklı havalandırma ihtiyacına göre yenilenmelidir.
  • Ders süreleri azaltılmalı, öncelikle 30 dakikaya düşürülmelidir. Teneffüs saatleri aşırı yoğunluk olmayacak şekilde planlanmalıdır.
  • Okul öncesi için de ders süreleri düşürülmeli, öğretmenlere teneffüs hakkı tanınacak şekilde düzenlemelere gidilmelidir.
  • Halk eğitim merkezlerinde kursiyer yaş düzeylerinden dolayı bulaş riskinin daha yüksek olacağı düşünülmeli, mesafe kuralına uygun derslikler ayarlanmalıdır. Ders süreleri ve aralar benzer şekilde düzenlenmelidir.
  • MEB, bu tedbirlerin hayata geçirilebilmesi için ek ödenekleri ivedilikle sağlamalıdır. Yeni merkezi bütçede eğitime ayrılan payın, sıralanan tüm tedbirlere rahatlıkla yetecek bir düzeye çıkarılması sağlanmalıdır.

İthal kömürlü termik santraller üretime ara vermeye başladı

Küresel ölçekte yaşanan kömür fiyatlarındaki artış, Türkiye’deki ithal kömüre dayalı termik santrallerin üretimlerine kısmen ara vermelerine sebep oluyor.

2020 Eylül ayında 50 dolar seviyesinde olan bir ton ithal kömür fiyatının, içinde bulunduğumuz ayda 172-175 dolar bandına ulaşması, termik santral tesislerinin yaşadığı sıkıntıların ana nedenini oluşturuyor.

Zarar ediyorlar

Dünya Gazetesi‘nden Mustafa Kemal Çolak‘ın haberine göre Piyasa Takas Fiyatı olarak tanımlanan PTF’nin, üretim maliyetlerinin yüzde 25-30 altında oluştuğunu ve zarar ettiklerini gerekçe göstererek ithal kömüre dayalı termik santral ünitelerinde üretimi durduran şirketlerin sayısı artıyor.

Eren Holding bünyesinde faaliyet yürüten Eren Enerji, bir ay içerisinde 5 ünitesinden 3’ünde üretimi durdurduğunu açıkladı. İzdemir Enerji Yönetim Kurulu Başkan Vekili Nuri Şahin de ellerindeki kömür stoklarının bitirilmesi sonrası maliyet sorunlarına çözüm bulunamaması halinde üretimlerini durduracaklarını dile getirdi.

‘Patinaj yapıyoruz’

Cengiz Holding ile birlikte ithal kömüre dayalı santrallerden en sonuncusunu kuran Alarko Holding CEO’su Ayhan Yavrucu, tesislerindeki durumu “Verimliliğimizin gücüyle üretimde patinaj yapıyoruz” şeklinde açıkladı.

Çok yüksek hammadde maliyetleri ile üretim yapma gayreti içinde olduklarını söyleyen Yavrucu, “Aynı yüksek oranda maliyeti artan doğalgaz santralleri ise BOTAŞ tarafından sübvanse ediliyor. Hammadde temininde sübvanse edilen doğalgaz santrallerinin oluşturduğu haksız rekabet, düşük elektrik satış fiyatına sebebiyet veriyor. Bu haksız rekabet ortadan kaldırılmalıdır. Aksi halde enerjide arz güvenliği ortadan kalkar” dedi.

İthal kömürle çalışan sekiz santral

Türkiye’nin Ağustos ayı sonunda 98.492,7 MW’a ulaşmış olan kurulu gücünün yüzde 9,1’e denk gelen 8.995,4 MW’lık bölümünü ithal kömüre dayalı termik santraller oluşturuyor.

Bu santraller 2020 yılında Türkiye’nin toplam elektrik üretiminin yüzde 20,5’lik bölümüne denk gelecek şekilde 62.466,47 Gigavat-saat (GWh) üretim gerçekleştirmişti.

Neden ithal?

Türkiye’deki mevcut linyit, ağırlıklı olarak düşük verimliliğe sahip. Yüksek oranda verimli olan Zonguldak bölgesi linyit ise ölçek sorunu oluşturuyor. Bu açıdan 8 tesisin kullandığı ithal kömür, peşin fiyata dayanan yıllık anlaşmaların neticesinde ağırlıklı olarak Kolombiya’dan (piyasada kullanım oranı yüzde 90) getiriliyor.

Kolombiya’dan bir aya yakın sürede gelen kömür, nakliye sırasında kırılma işleminden geçirilerek, üretime sunuluyor. Tesislerin kullandığı toplam ithal kömür, yıllık 20 milyon tonun üzerine çıkabiliyor. Kolombiya’dan bu yol ve yöntemle, yıllarca Türkiye’de yerli kömürden üçte bir oranında daha uygun fiyatla kömür temin edildi.

Kömürde dünya fiyatları bir yılda 3.5 kat arttı

Ancak 2020 Eylül’den itibaren ithal kömürde fiyat tarifesi hızla yükselmeye başladı. Üretim maliyetlerinde yüzde 85 oranında paya sahip ithal kömür fiyatlarında, bir yılda 3.5 kat artış oluştu.

Geçen Eylül’de 50 dolardan getirilen bir ton kömürün fiyatı, içinde bulunduğumuz Eylül ayında 170 doların üzerine çıktı. Yalnızca son üç ayda gerçekleşen fiyat artışı yüzde 70 oldu.