Ana Sayfa Blog Sayfa 1242

Cenaze aracı üzerindeki ‘Aşı olmayın’ reklamı viral oldu

Bir reklamın viral hale gelmesi ve toplumda etki yaratması nadir görülen bir durum değil. Ancak ‘viral reklamcılık’ denildiğinde cenaze evleri akla gelecek ilk seçenek olmaz.

Boone Oakley isimli yerel bir reklam şirketi alışılmamış bir kampanyaya imza atarak basit ve etkili bir mesajla insanları aşı olmaya teşvik etmek için harekete geçti.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) North Carolina eyaletinde dolaşan bir cenaze aracı üzerinde şu mesajı taşıyordu: “Aşı olmayın.”

Randevu sayısı yüzde 22 arttı

Cenaze evinin internet sitesine girdiğinizde ise sizi yerel bakım ve aile hekimliği uygulaması StarMed’e yönlendiriyor. StarMed’e göre reklam işe yaradı ve Covid-19 aşı randevularında önceki haftaya kıyasla yüzde 22’lik bir artış yaşandı.

Reklamın arkasındaki fikir oldukça basit. İnsanları aşı olmaya teşvik etmeyi amaçlayan birçok kampanya var ama hepsi birbirine benziyor. Ancak Boone Oakley farklı bir reklam istedi. Sonuçlara bakılırsa başarmış gibi de görünüyorlar.

Reklamın arkasındaki mesaj da oldukça doğru. Yakın zamanda yapılan araştırmalar aşılanmamış kişilerin aşılanmış kişilere kıyasla 29 kat daha fazla hastaneye kaldırıldığını, hastaneden hiç çıkamama ihtimallerinin ise 11 kat fazla olduğunu ortaya koyuyor.

Aşılanma oranlarında artışa ihtiyaç var

Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi (CDC) verilerine göre 12 yaş ve üstü ABD’lilerin yaklaşık yüzde 75’i en az ilk aşılarını yaptırdı. Nüfusun yüzde 54’ü ise tamamen aşılandı. Ancak pandemiden tamamen kurtulmak için çok daha yüksek bir düzeye ihtiyaç var.

Dünyanın birçok noktasında olduğu gibi ABD’de de aşı karşıtı kampanyalar, aşılanma oranlarını yavaşlattı. Yetkililer dezenformasyon ve komplo teorilerinin pandemiden çıkışı yavaşlatmasından endişe ediyor. Yaratıcı reklam ve kampanyaların insanları ikna etmede etkili olması umuluyor.

‘Avrasya’dan kaçak geçenler için de garanti verilmiş

Avrasya Tüneli’nden kaçak geçenlerin parasının da garanti edildiği ortaya çıktı. 2016’dan 2020’ye kadar kaçan 1.1 milyon kişinin ödemediği 26 milyon 804 bin lira müteahhite aktarıldı. Devletin 2020 yılı için şirkete ödediği garanti parası ise tam 494.1 milyon lirayı buldu.

Sözcü‘nün aktardığına göre, Sayıştay‘ın Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirdiği denetimler sonucunda bakanlığın, Yapı Merkezi’ne verdiği Avrasya Tüneli ihalesi sözleşmesinde, kaçak geçişleri ödemeyi de garanti ettiği anlaşıldı.

Bu kapsamda tünelin işletmeye alındığı 2016 yılından itibaren ücreti tahsil edilemeyen kaçak geçişler nedeniyle müteahhit firma Yapı Merkezi’ne 26 milyon 804 bin 423 lira 35 kuruş garanti ödemesi yapıldı. Sayıştay’ın tespitlerine göre 5 yılda, toplam 1 milyon 117 bin 591 kişinin geçişleri tahsil edilemedi.

Bakanlık kaçan geçenlere müeyyide sözü vermiş 

Yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirilen Avrasya Tüneli projesine ilişkin olarak Bakanlıkla, Yapı Merkezi arasında imzalanan işletme protokolü gereği, kaçak geçiş yapan araçların muayenesinin, alım-satımının ve yurtdışına çıkışının önlenmesi için  de bakanlığın söz verdiği anlaşıldı.

Ancak bu kapsamda hazırlanan düzenleme TBMM’ye sunulduğu halde beş yıldır sonuçlandırılamamış.

Yapı Merkezi’ne özel imtiyaz

Sayıştay raporunda, Yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirilen diğer otoyol, köprü ve tünellerden yapılan kaçak geçişlere ilişkin olarak benzer bir düzenlemeye yer verilmediği de vurgulandı.

Avrasya Tüneli’nde her yıl iki kez güncellenen araç tek yön geçiş ücreti, 4.5 dolar + yüzde 8 KDV + 10 yıl birikimli ABD enflasyon artışı (yüzde 23) olarak hesaplanıyor.

Taliban, Kabil Üniversitesi’ne kadınların girişini yasakladı

Amerika Birleşik Devletleri‘nin Afganistan‘dan çekilmesinin ardından ülkede yeniden söz sahibi olan Taliban, kadınların özgürlüklerini kısıtlayan yasakları art arda getirmeye devam ediyor.

Önce karma eğitimi bitirip, kadın ve erkek öğrencilerin farklı sınıflarda eğitim göreceğini duyuran örgüt, şimdi de ülkenin en önemli yüksek öğretim kurumu olan Kabil Üniversitesi‘ne kadınların girişini yasakladı.

‘Herkes için gerçek İslami koşullar sağlanana kadar’

New York Times‘ta yer alan habere göre, Taliban tarafından üniversiteye yeni atanan rektör,”bir sonraki talimata kadar” kadın öğretim üyeleri ve öğrencilerin üniversiteye giremeyeceğini açıkladı.

Rektör Muhammed Eşref Hayrat, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “herkes için gerçek İslami koşullar sağlanana kadar” kadınların okumak ya da çalışmak için üniversiteye gelemeyeceğini bildirdi.

Kabil Üniversitesinin görevdeki rektörü farmakoloji profesörü Muhammed Osman Baburi, geçen hafta görevden alınmış, yerine sadece lisans diploması sahibi Hayrat atanmıştı.

Kadınlara yönelik yasaklar

Uluslararası kamuoyunda sempati kazanmak için ılımlı mesajlar vermeye çalışan hatta bu mesajları bazı ülkelerde karşılık bulan Taliban, getirdiği yasaklarla kadınlara ve kız çocuklarına yönelik tutumlarının değişmediğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Sünni İslamcı örgüt iktidara geldikten sonra, üniversitelerde kadın ve erkek öğrencilerin sınıflarını ayırmış, kız çocuklarının 6’ncı sınıfın sonuna kadar okuyabileceği açıklamıştı. Örgüt bu uygulamayı, “kız çocuklarının öğrenim için güvenli bir ortama ihtiyacının bulunduğu” şeklinde açıklamış ve kısıtlamaların “yeni bir sistem oluşturulana kadar” geçici nitelikte olduğunu ileri sürmüştü.

Çalışan kadınlara da “yeni sistem oluşturulana kadar” evlerine dönmeleri çağrısı yapmış, sağlık ve eğitimdeki bazı istisnalar dışında kadınların kamuda çalışmasını engellemişti.

Yine örgüt tarafından kadınların spor etkinliklerine katılmasının uygun ve gerekli görülmediği, bu nedenle de yasaklanacağı açıklanmıştı.

Güney Avustralya’da koalaları avlayan 25 milyon yıllık kartal fosili bulundu

Bilim insanları bir zamanlar Güney Avustralya üzerinde uçan ve koalaları avlayan bir kartalın 25 milyon yaşındaki neredeyse eksiksiz fosiline ulaştı.

Pazartesi günü hakemli bir dergi olan Tarihsel Biyoloji’de yayınlanan araştırmaya göre yeni keşfedilen türün ismi Archaehierax sylvestris. Bu tür dünyanın kartal benzeri en eski yırtıcılarından biri.

Adelaide‘deki Flinders Üniversitesi‘nden paleontologlar, fosile Mart 2016’da Güney Avustralya’daki Pinpa Gölü‘ndeki bir araştırma gezisi sırasında rastladı.

Büyük av yakalama yeteneğine sahip

CNN’in haberine göre çalışma, Archaehierax’ın, yaklaşık 33.9 milyon ila 23 milyon yıl öncesine dayanan Oligosen döneminde Avustralya’da yaşadığı bilinen en büyük kartal olduğunu doğruladı.

Batı Avustralya Müzesi’ne göre, bu tür Avustralya’nın en büyük yırtıcı kuşu olan kama kuyruklu kartaldan daha küçük ve daha narindi.

Ayakları yaklaşık 15 santimetre uzunluğunda olan kartal, büyük bir avı yakalama yeteneğine sahip. Bilim insanları kartalın şu anda soyu tükenmiş bir koala türünün yanı sıra, ağaçlardaki sıçanları e diğer hayvanları avladığını söylüyor.

Bulunan en iyi korunmuş tür

Çalışmanın yazarı Ellen Mather yaptığı açıklamada, “O zamanın en büyük keseli yırtıcıları, küçük bir köpek veya büyük kedi büyüklüğündeydi” ifadelerini kullandı.

Fosil iskeleti 63 kemikten oluşuyor ve Archaehierax sylvestris’i Pinpa Gölü çevresinde bulunan en iyi korunmuş türlerden biri yapıyor. Mather, iskeletin bütünlüğünün araştırmacıların çalışmasına olanak sağladığını söyledi.

Mather, “Modern şahinler ve kartallar arasında görülmeyen bir dizi özellik gösteriyor. Kartal ailesinin kendine özgü bir dalı gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

Neslinin tükenme sebebi bilinmiyor

Fosil kemikleri, türün kanatlarının boyutlarına göre kısa olduğunu ortaya koyuyor. Bu da onları oldukça çevik hale getiriyor ve avlanırken ağaçlardan kaçmalarını sağlıyor. Bacaklarının nispeten uzun olması da ona hatırı sayılır bir erişim sağlıyordu.

Bilim insanları, bu türün neden veya ne zaman neslinin tükendiğini söylemedi. Oligosen sırasında Avustralya ortamı bugünden çok farklıydı. Çalışma, fosilin bulunduğu Pinpa Gölü’nün bir zamanlar ağaçlar ve ormanlarla kaplı yemyeşil bir ekosistem olduğunu söyledi. Bugün çorak, kuru ve ıssız.

Fosilin tamamına ulaşmak oldukça nadir

Flinders Üniversitesi‘nde doçent olan ve çalışmanın ortak yazarı Trevor Worthy, ise fosil kartaldan tek bir kemik bile bulmanın nadir olduğunu söyledi. Mather, kuş kemiklerinin oldukça kırılgan olabileceğini ve bu nedenle bütün olarak ulaşmakta zorluk yaşandığını söyledi.

Worthy, “İskeletin çoğuna sahip olmak, özellikle kaç yaşında olduğu düşünüldüğünde oldukça heyecan verici” ifadelerini kullandı.

 

Denizli CHP Gençlik Kolları Başkanı, Erdoğan’a hakaretten tutuklandı

Denizli’de üç dönemdir CHP Gençlik Kolları İl Başkanlığı yapan Tugay Odabaşıoğlu, Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle dün gözaltına alındı. Bir gün gözaltında tutulan ve bugün tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen Odabaşıoğlu tutuklandı.

Gazete Duvar‘dan Mükerrem Yollu‘nun aktardığına göre, Odabaşıoğlu hakkında, 18 Eylül’de CHP Merkezefendi İlçe Danışma Kurulu’nda yaptığı konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik “katil” ifadesini kullandığı iddia edilmişti. Bu nedenle Odabaşıoğlu iktidara yakın medya kurumları tarafından hedef gösterilmişti.

Denizli Adalet Sarayı önünde bir araya gelen CHP’liler yaptığı basın açıklamasıyla yapılan haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirtti. CHP Denizli İl Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu  şunları söyledi:

“Siyasi eleştiriye tahammül edemeyecek olanlar kendi dillerine ve konuşmalarına dikkat etmeli. Siyaset zorlu bir süreçtir ve bu sürecin içerisinde eleştiri her zaman bulunacaktır. İddia edilen cümleler, bir montaj sonucu ve ses kaydına dayanarak yapılmıştır. Şu an gençlik kolları başkanımız gözaltındadır. Ve biz ona diyoruz ki, sen sahipsiz değilsin.”

‘Ağır eleştiri’ kapsamında değerlendirilmeli

Çavuşoğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları, daha önceki Yargıtay kararları ve benzeri unsurlara göre sarf edilen sözlerin ağır eleştiri olmak şartıyla eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi:

“Şunu unutmasınlar ki, korku imparatorluğu ile varılmak istenen sonuç hiçbir zaman hüküm ifade etmeyecektir. Gezi olayları zamanında AKP Genel Başkanı, ülkenin başbakanıydı.  Bugün Cumhurbaşkanı sıfatını taşısa da AKP Genel Başkanı sıfatıyla eleştirilmesi en doğal haktır” dedi.

Yapılan işlemin hukuksuz ve usulsüz olduğunu belirten Çavuşoğlu, Gençlik Kolları Başkanı’nın yanında olduklarını, gereken neyse yapılacağını kaydetti.

 

TBMM İklim Raporu: Yüzyılın üçüncü çeyreğinde Türkiye’de yaz aylarında sıcaklıklar altı derece artabilir

TBMM Küresel İklim Değişikliği Komisyonu’nun hazırladığı taslak raporundaki olası senaryolara göre; yüzyılın son çeyreğinde (2071-2099) Türkiye’de yaz aylarında sıcaklıklar altı dereceye kadar artabilir. Yağış miktarlarında ise yüzde 60’lık azalmalar görülebilir.

Raporda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Meclis gündemine getirileceğini açıkladığı Paris Anlaşması’nın, “Türkiye’nin yeşil dönüşüme yönelik uluslararası finansman gereksinimi de dikkate alınarak değerlendirilmesi, net sıfır emisyon hedef yılının belirlenmesi, anlaşmaya taraf olunması halinde de Ulusal Katkı Beyanı’nın (NDC) hazırlanması” istendi.

Taslak raporda, küresel ısınmanın dünyada yaratacağı değişimler de şöyle sıralandı: İklim krizi nedeniyle gıdasızlık ve kuraklık ile ilişkili hastalıklar artacak, 2030 yılında iklim krizinin sağlığa maliyeti 2-4 milyar dolar arasında olacak, 2050 yılında ülkedeki gıda ihtiyacı yüzde 60 artacak. Dünyadaki deniz seviyesinin yükselmesi, kuraklık, sel ve taşkınlar yüzünden 200 milyon insan göç etmek zorunda kalacak.

Raporda, iklim krizinin önlenmesini amaçlayan Paris Anlaşması’na uzun süredir taraf olunmaması ekonomik gerekçelere bağlandı.

“Küresel İklim Değişikliğinin Etkilerinin En Aza İndirilmesi, Kuraklıklarla Mücadele ve Su Kaynaklarının Verimli Kullanılması için Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu”,  AKP Afyonkarahisar Milletvekili Veysel Eroğlu başkanlığında, toplamda 109 saati aşan 25 toplantı yaptı. Komisyon üyeleri; Kırşehir, Kayseri, Konya, Burdur ve Afyonkarahisar’da yerinde incelmeler yaptı.  37 uzman, iklim krizinin sebepleri, etkileri ve yapılması gerekenlerin yer aldığı taslak raporu hazırladı.

680 sayfalık taslak rapor, düzenlemeleri tamamlandıktan sonra yeni yasama yılında TBMM Başkanlığı’na sunulacak.

Türkiye için olası senaryolar

Rapora göre; Türkiye yıllık ortalama sıcaklıkları son 50 yılda 12,5 dereceden 14,5 dereceye yükseldi. Meteorolojik afet sayıları, belirgin şekilde arttı. Yarı kurak alanlar yüzde 14 artış görüldü.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘ın aktardığına göre, raporda klim modelleme çalışmalarını yürüten Uluslararası Bilim Konseyi (ISC), Dünya Meteoroloji Teşkilatı (WMO) desteğiyle kurulan Dünya İklim Araştırma Programı (WCRP) çerçevesinde yapılan iklim modellemeleri ve senaryolarına göre Türkiye’nin 2099 yılına kadar sıcaklık, yağış miktarı, bölgesel mevsimsel kriterler dikkate alınarak iklim projeksiyonlarına da yer verildi.

DHA

Türkiye için Hadley Küresel Çevre Modeli, Max Plank Meteoroloji Enstitüsü Küresel Modeli ve Jeofizik Akışkanlar Dinamiği Laboratuvarı Küresel baz alınarak “Temsili Kontrasyon Rotaları” doğrultusunda iki senaryoya göre olası artışlar hesaplandı.2016-2040 Hadley Hadley Küresel Çevre Modeli’ne (HadGEM2-ES) göre bu yıllar arasında özellikle yaz mevsiminde Kuzeybatı ve Güneydoğu bölgelerinde 2-3 derece artış bekleniyor. Kış mevsiminde bu artış miktarı genel olarak 1-1,5 derece olarak hesaplandı.

İkinci ve üçüncü modellere göre ise (Max Plank Meteoroloji Enstitüsü Küresel Modeli ve Jeofizik Akışkanlar Dinamiği Laboratuvarı Küresel Modeli) göre ise ısınmanın genellikle 0,5-1,5 derece arasında olacağı, ilkbahar ve yaz aylarında Kıyı Ege‘de 1,5 derecenin üzerinde bir ısınmanın olacağı öngörüsüne verildi.

2041-2070 periyodunda birinci modele göre yaz mevsiminde sıcaklık artışı 2-3 dereceyken, kış mevsiminde Doğu Akdeniz’de 2-3, diğer bölgelerde ise 1,5-2 derecelik artış öngörüldü.

Değişim sıcaklıklarda artış yönünde

Rapora göre sıcaklıklar yüzyılın son periyodunda ise altı derece kadar artabilir: “Sıcaklıklarda bütün yurtta kış mevsiminde 2-4 derece arasında artış; ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerinde ise ülke genelinde 5 dereceyi, Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise 6 dereceği aşan artışlar öngörülmektedir.

“Türkiye genelinde ortalama sıcaklık değişiminde 2021-2099 döneminde yıllık 1 ila 6 derece artma olması öngörülmektedir. İlerleyen periyotlarda değişim artış yönündedir.”

 Raporda Türkiye’deki mevsimsel yağış senaryolarına göre de projeksiyonlar hazırlandı. Buna göre 2016-2040 dönemi için sonbahar ve yaz mevsimleri başta olmak üzere yurdun büyük bölümünde yağış azalacak. 2041-2070 döneminde ise Karadeniz Bölgesi’nin doğusu hariç kalan kısımlarda azalışlar devam edecek.

2071-2099 projeksiyonuna göre yüzyılın son periyodunda bütün modellere göre yurt genelinde azalışlar yaşanacak. Azalışların ilkbaharda yüzde 20-50 aralığında, yaz mevsimlerinde ise yüzde 60’lara varabileceği öngörüldü.

BBC

‘En fazla sıcaklık artışı Fırat-Dicle havzasında’

Raporda, her  iki senaryoya göre de havzalarda da sıcaklıklar artış eğiliminde. Artışlar 2016-2040 dönemini kapsayan ilk periyotta 1-1,5 derece civarındayken, 2041-2070 periyodunda 2-2,5 civarında. 2071-2099 periyodunda ise 3,5 derecenin üzerinde görülüyor. En fazla artışın ise 2071-2099 periyodunda 4-4,5 derecelik artışla Fırat-Dicle havzasında olacağı vurgulanıyor.

Yağış projeksiyonları incelendiğinde Türkiye genelinde bütün periyotlarda toplam yağışlarda azalma öngörülüyor.

Asi, Doğu Karadeniz ve Çoruh havzalarında ilk iki periyotta, Van Gölü ve Aras havzalarında da sadece ilk periyotta artış görülmesi bekleniyor. En fazla azalışın Batı Akdeniz, Burdur ve Antalya havzalarında ve yüzde 30’ların üzerinde olacağına dikkat çekiliyor.

Tarımsal ürünler tehdit altında

Raporda, yaz mevsimi uç sıcaklık değerlendirmesine yer verildi. Buna göre birinci senaryoya göre 2071-2099 döneminde uç sıcaklıklar 27-31, ikinci senaryoya göre ise aynı dönemde 32-35 dereceyi bulabilecek. Raporda, bu durumun daha şiddetli sıcak hava dalgaları ile daha sık karşı karşıya kalınabileceğini gösteriyor:

“Ortalama sıcaklıklardaki bu değişim, tropik günlerde ülke genelinde daha fazla merkezde ve daha fazla sayıda gerçekleşeceğini, uç sıcaklıkların görülme ihtimalinin yükseldiğini, daha şiddetli ve daha uzun süreli sıcak hava dalgaları ile daha sık karşı karşıya kalabileceğimizi göstermektedir.

“Aynı zamanda sıcaklıklardaki bu değişim tarımsal ürün deseni üzerinde de ciddi değişikliklere sebep olacağı düşünülebilir.”

İklim değişikliğinin bitkisel üretimde değişiklik ve verim kayıplarına yol açmasının yanı sıra hayvancılığı da olumsuz etkilediği vurgulanan raporda, 34 derecenin üzerinde her 1 derecelik artışın hayvan dengesini bozarak et ve süt üretiminde kayıplara yol açacağına işaret edildi.

Bitkisel üretiminde yapılan verim çalışmalarında Hadley İklim Modeli’ne göre 2050 yılında Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde 5 temel üründe; buğdayda yüzde 7,58, mısırda yüzde 10, ayçiçeğinde yüzde 6,35, pamukta yüzde 2,19 gibi verim azalmaları olacağı öngörüsüne yer verildi.

Projeksiyonlara göre 2050-2080 arasında incir üretimi ise yüzde 9 ile 14 oranlarında azalacak.

Ankara ve İstanbul’da şiddetli yağışlar

İklim değişikliği ile sellere neden olan şiddetli yağışların artacağı vurgulanan raporda, Ankara ve İstanbul’da “şiddetli yağış” tahminine de yer verildi. Buna göre Ankara’da 2021-2099 döneminde yağışlı gün sayısı 6 ile 10 gün arasında olacağı öngörülüyor.

İstanbul’da ise aynı dönemde çok şiddetli yağışlı gün sayısı 18-25 gün aralığında artacak ve günlük maksimum yağış miktarı 94-125 milimetre aralığında olabilir.

Kuraklıktan Akdeniz ve İç Anadolu daha fazla etkilenecek

 Rapora göre Türkiye, 1998 yılından itibaren 2011 yılı hariç ortalama sıcaklıkta artış yaşıyor. 1971-2020 dönemi baz alınarak yapılan ölçümlere göre 2010 kayıtlardaki en sıcak yıl olurken, 2018 yılı en sıcak ikinci, 2020 yılı ise en sıcak üçüncü yıl oldu. Söz konusu dönemde en soğuk yıl ise 1992 olarak kayıtlara geçti.

Aynı dönemde en kurak yıl 2008 olurken, 2009 en nemli yıl oldu. Son 50 yıl içerisinde 16 yıl değişen şiddetlerde nemlilik gözlenirken, 15 yıl değişen şiddetlerde kuraklık kaydedildi.

Bir yıl olağanüstü, iki yıl çok şiddetli, iki yıl şiddetli, sekiz yıl orta kurak, iki yıl hafif kuraklık gözlendi.

Türkiye’nin dünya üzerinde kuraklığın sürekli tehdit oluşturduğu “yarı kurak” iklim kuşağında yer aldığı kaydedilen taslak raporda, 2021-2098 dönemi projeksiyonlarına göre “kuraklık şiddet yüzdeliklerinin bir üst kuraklık sınıfına doğru kayma eğilimi göstereceği” ve bunun bazı bölgelerde daha fazla hissedileceği vurgulandı:

“Türkiye, küresel ısınmanın muhtemel etkileri açısından, risk grubu ülkeler arasında yer aldığı, gelecekte özellikle Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerimizin iklim değişikliğinden daha çok etkileneceği tahmin edilmektedir. “Tarımsal kuraklığın olumsuz etkilerini azaltılması, kuraklık olmadan önceki dönemlerde alınacak tedbirler ve kuraklığın yaşandığı dönemlerde yapılacak doğru planlamalarla mümkündür.”

Öneriler

 Komisyon raporunda, küresel iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve önlemek için ise 96 ana başlık altında yapılması gereken yasal düzenleme ve çalışmalara da yer verildi.

Buna göre;  Su, İklim, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma yasaları çıkarılması önerilen raporda, Türkiye’nin imzaladığı ancak henüz taraf olmadığı Paris İklim Anlaşması’na yönelik durumun da netleştirilmesi istendi.

Bu çerçevede, Türkiye’nin kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde Paris Anlaşması’na yönelik pozisyonunun Türkiye’nin yeşil dönüşüme yönelik uluslar arası finansman gereksinimi de dikkate alınarak çok şekilde değerlendirilmesi, net sıfır emisyon hedef yılının belirlenmesi, anlaşmaya taraf olunması halinde de Ulusal Katkı Beyanı’nın (NDC) hazırlanması gerektiği vurgulandı.

Raporda yer alan diğer bazı öneriler şöyle:

  • Ülkemizde kullanılan suyun yüzde 77’sinin yani en fazla oranda sulamalarda kullanılıyor olması sebebiyle ülke genelinde suyun kaynaktan tarlaya basınçlı borulu sistemlerle götürülmesi maksadıyla “Damla Sulama Seferberliği” başlatılmalıdır.
  • Su kaynaklarının azalma eğilimine girdiği bir süreçte, yeni sulama işletmelerinin devreye alınması kapsamında küçük ve orta ölçekli tarla sahibi çiftçiler, kendi tarlaları içine sulama suyu ihtiyaçlarını karşılamak üzere “Çiftlik Rezervuarları” kurarak alternatif su kaynakları geliştirmeye yönlendirilmelidir.
  • Yer altı sularının kuraklık, savaş ya da tabii afet durumlarında hızla kullanıma sunulması ve kirlilikten az etkilene avantajı sebebiyle, özellikle acil durumda içme suyunda kullanılması için rezerve edilerek ve korunması gerekmektedir.
  • İklim değişikliğine yönelik atılan adımların kimseyi geride bırakmadan ve adil yönetilmesi için; Ulusal bir Adil Geçiş Mekanizması kurulması ve sosyoekonomik önceliklendirmelerin yapılması gereklidir.
  • İklim değişikliği ile mücadelede, azaltım ve uyum eylemlerine yönelik yatırımların gerçekleştirebilmesi için Ulusal teşvikler ve finans imkanları geliştirmelidir.

  • Madencilik sektöründe madenin yeraltından çıkartılmasından taşınmasına ve kullanımına ve sahanın rehabilitasyonuna kadar bütün süreçlerin mümkün olan en üst seviyede iklim dostu olarak gerçekleştirilmesi gereklidir.
  • Türkiye’nin tamamında, çölleşme, sel, taşkın ve çığ risk alanları ile ilgili ilmi olarak etüt ve envanter çalışmalarına hız verilmeli, veri bankası oluşturularak sürekli izlenmeli ve öncelikli risk alanları tespit ederek projelendirilmeli ve uygulanmalıdır.
  • Korunan alanların farklı kurumlar tarafından yönetilmesinden kaynaklanan sorunların giderilmesi için korunan alan yönetiminin tek çatı altında birleştirilmesi gerekmektedir.
  • Dünyada kabul gören iklim senaryolarına paralel ve geleceğe yönelik, orman ekosistemi içindeki canlı cansız bütün varlıkları gözeten; flora ve faunanın (bitki ve hayvan varlığının) iklim değişikliğine karşı göstereceği davranışlar ile birlikte kuraklık, yangın ve böcek zararları gibi olası tehlikeler hakkında da tahminler yapılabilmesi ve en uygun tedbirlerin alınabilmesi için, iyimser ve kötümser senaryolar hazırlanmalıdır
  • Orman yangınlarıyla mücadele politikasında, orman yangınlarının söndürülmesi çalışmaları ile birlikte özellikle yangını önleyici tedbirler üzerine de yoğunlaşılmalıdır. Orman yangınları ile mücadelede bilgi, teknoloji, araç-gereç, donanım, tecrübe ve insan gücü en etkili unsurlar olup bu unsurların doğru kullanabilmesi için; özellikle yangının söndürülmesinde birinci derece mes’ul olan yangın amiri pozisyonundaki kişiler; bölgeyi tanıyan, yangın söndürmede uzmanlaşmış, mesleki tecrübeye haiz kimselerden olmalıdır.

 

Filmekimi, #neizlediğimönemli diyerek bir kez daha izleyicilerle buluşacak

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu sene 20. kez düzenlenecek olan Filmekimi, İstanbul, Ankara ve İzmir’de izleyicileriyle buluşuyor.

Festivalin biletleri 4 Ekim’de satışa çıkacak.

Birçok filmin Türkiye prömiyeri yapılacak

Festivalde, Altın Lale kazanan Madalena, Cannes’da Altın Palmiye kazanan Titane, izleyicilerin merakla beklediği Dune: Çöl Gezegeni, Venedik’te Altın Ayı kazanan Kürtaj gibi filmlerin de Türkiye prömiyerleri yapılacak.

Filmekimi kapsamındaki filmler, İstanbul Beyoğlu’nda Atlas 1948 Sineması, Beyoğlu Sineması ve Kadıköy’de Kadıköy Sineması’nda, Ankara’da Cinemaximum Armada, İzmir’de Cinemaximum Mavi Bahçe’de izlenebilecek.

Daha önce İstanbul Film Festivali ve Filmekimi’nde filmleri beğeniyle izlenen birçok yönetmenin yeni filmleri de festivalde yer alacak. Dune: Çöl Gezegeni, Fransız Postası, Bergman Adası, Benedetta, Her Şey Yolunda, Üç Aile bunlardan bir kaçı.

Ayrıca, dünyanın dört bir yanındaki saygın festivallerde ödüller kazanmış filmler de bu yıl festival kapsamında izleyiciyle buluşacak. Asghar Farhadi‘nin Cannes’da Büyük Ödül kazanan Kahraman, Apichatpong Weerasethakul‘un Cannes’da Jüri Ödülü kazanan Memoria, Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde en iyi film seçilen Chiara (Jonas Carpignano), Cannes’da Leos Carax‘a En İyi Yönetmen ödülü getiren Annette, Nadav Lapid‘in Cannes’da Jüri Ödülü kazanan Ahed’in Dizi, Cannes’da Vulcan En İyi Görüntü Ödülü kazanan Petrov Grip Oldu (Kirill Serebrennikov) filmleri buna örnek verilebilecek yapımlardan.

Assos’taki tahribat Meclis gündeminde

HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde bulunan Assos Antik Limanı’nda “Assos Kaya Islahı İnşaatı” adı altında yapılan doğa ve tarih tahribatını Meclis gündemine taşıdı.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıları Koruma Derneği ve Assos Dostları‘nın inşaatın durdurulması için suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatan Kenanoğlu, buna rağmen tahribatın devam ettiğini belirtti.

‘Zarar görmesi kaçınılmaz’

Yapılan açıklamada “İş makinaları ve kamyonlar durmadan çalışmaktadır. Ülkemiz ve dünya için çok kıymetli olan bir antik kentte kepçelerle, kırıcılarla hafriyat ve teraslama yapılarak geniş alanlar açılmaya çalışılmaktadır. Çalışma alanın hemen yakınlarında bulunan antik yollar, binalar ve yapıların zarar görmesi kaçınılmazdır” ifadeleri kullanıldı.

HDP’li vekil tarafından hazırlanan soru önergesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na şu sorular yöneltildi:

  1. Assos Antik Limanında doğayı ve tarihi varlıkları yok eden, limanda çok ciddi tahribatlara yol açan “Assos Kaya Islahı” çalışması durdurulacak mıdır?
  2. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıları Koruma Derneği ve Assos Dostlarının başvuruları ve itirazları neden dikkate alınmamaktadır?
  3. Tarihi bir dokunun ve sit alanının kırıcılarla, kepçelerle tahrip edilmesine neden izin verilmektedir?
  4. Birinci derece arkeolojik sit olan koruma altındaki bir yere böyle bir çalışma izni nasıl verilmektedir?
  5. Çalışma alanının hemen yakınında bulunan antik yolların, binaların, yapıların zarar görmesi halinde bunun geri dönüşü nasıl sağlanacaktır?
  6. Assos Antik Kentinde meydana gelen yıkım acilen bilimsel yöntemlerle rehabilite edilecek midir?
  7. Resmi başvurular yapıldığı halde çalışmaya devam eden sorumlular hakkında bir işlem başlatılacak mıdır?

KuirFest Pavyon, 30 Eylül tarihinde İstanbul’da

Bu yıl 10’uncusu düzenlenen Pembe Hayat KuirFest‘in İstanbul programı Jilet Sebahat işbirliği ile düzenlenecek olan KuirFest Pavyon ile başlıyor.

30 Eylül Perşembe günü saat 19.00’da Shelby Etiler’de gerçekleşecek etkinlikte Komalı Gömlek, Babykilla, Kika ve Ecrin Bolkar sahne alacak.

Ayrıca 90’lı yıllardan bu yana fantezi ve arabesk müzikleriyle müzik sektöründe önemli bir yeri olan ünlü sanatçı Güllü, festival sahnesinde lubunya dinleyicileriyle buluşacak.

Herkes lubunya

Festival ve Jilet Sebahat’in hazırladığı gece lubunya emekçileri bir araya getiriyor. Garsonundan diğer tüm departmanlarına lubunyaların oluşturduğu gece, gerçek bir lubunya pavyonu yaşatmayı vadediyor.

30 Eylül Perşembe günü 19:00’da Shelby Etiler’de kapılarını açacak KuirFest Pavyon gecesine katılmak için buradan katılım formunu doldurabilirsiniz. Katılım formunu dolduranları, bilet için yeni bir e-posta bekliyor olacak. Spam kutunuzu kontrol etmeyi unutmayın.

 

BM İnsan Hakları Konseyi’ne mektup: İntersekslerin beden özerkliklerine saygı duyun

Dünyanın dört bir yanından interseks örgütleri, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne mektup yazdı.

Konseyin 48’inci oturumuna iletilen mektupta 70’den fazla örgüt intersekslere yönelik hak ihlallerinden bahsederek devletlere sorumluluklarını hatırlattı.

Konsey’e mektup

Kaos GL’den Damla Umut Uzun’un haberine göre Türkiye’den İnterseks Dayanışma‘nın da imza attığı mektupta şu ifadeler yer aldı:

“Bu Konseyin küresel olarak interseks kişilerin insan hakları ihlallerine daha fazla ilgi göstermesini memnuniyetle karşılıyoruz.

İnterseks kişiler, erkek veya kadın bedenlerinin stereotipik tanımlarından daha çeşitli ve damgalama, ayrımcılık ve zarar görme gibi riskler ve deneyimleri oluşturabilecek şekillerde algılanan cinsiyet özelliklerinin (genital organlar, üreme organları, hormonal modeller ve/veya kromozomal modeller gibi) varyasyonlarıyla doğarlar.

Geçen yıl Avusturya tarafından 45’inci oturumda 37 eyaletten oluşan bölgesel bir ortak bildiri, interseks kişilere yönelik korkunç insan hakları ihlallerine dikkat çekti.

Bu Konseyin yaz oturumunda, Afrikalı grubun, “kadınların interseks çeşitlilikleri temelinde ayrılmasının, insanlığa karşı uluslararası suçlardan biri olan apartheid ile aynı etkiye sahip olduğunu” iddia eden güçlü bir açıklama yapıldı. Afrikalı grup, spor alanındaki bu uygulamaya son verilmesi çağrısında bulundu.

Bu tartışma sırasında, bölgeler arası ikinci bir ortak bildiri, devletleri interseks kişilere karşı şiddet ve ayrımcılıkla mücadele etmek için önlemler almaya çağırdı.

‘Hak ihlalleri devam ediyor’

BM üye devletlerinin bu toplu çabasını memnuniyetle karşılasak da ayrımcılık, damgalama, şiddet, tıbbi ortamlardaki zararlı uygulamalar ve diğer bazı insan hakları ihlalleri, dünya çapında çeşitli cinsiyet özellikleriyle doğan insanlar için devam ediyor. Bu yüzden, ifadelerinizi eylemlerinizle sürdürmelisiniz.

İnterseks kişileri etkileyen insan hakları sorunları, işkence ve zalimane, aşağılayıcı ve insanlık dışı muamele, sağlık hakkı, mahremiyet, çocuk, kadın ve engelli hakları da dahil olmak üzere BM insan hakları standartlarına aykırıdır.

Devletlerin, interseks kişilerin tıbbi ortamlar da dahil olmak üzere her türlü şiddet ve zararlı uygulamadan uzak yaşamalarını sağlama yükümlülüklerini yerine getirmek için güçlü ve acil adımlar atması gerekir. Genital ameliyatlar, hormonal müdahaleler ve bebeklerin ve çocukların cinsiyet özelliklerini tam, önceden ve bilgilendirilmiş onam olmadan değiştirmeyi amaçlayan tıbbi prosedürler gibi geri dönüşü olmayan tıbbi müdahaleler, BM üye devletlerinin çoğunda istisna değil, kural olmaya devam etmektedir.

‘Ayrımcılık karşıtı yasa çıkarılmalı’

Devletlerin, hak sahipleriyle istişare ederek, cinsiyet özellikleri çeşitli olan kişilerin her türlü zararlı uygulamadan korunmasını, yeterli sağlık hizmeti, olumlu akran desteği ve psikososyal desteğe erişimini sağlamak için insan haklarıyla uyumlu bakım standartları geliştirmesi çok önemlidir. Devletler ayrıca cinsiyet özelliklerine dayalı ayrımcılık karşıtı yasalar çıkarmalı ve interseks kişilere karşı zararlı klişelerle mücadele etmek için halkı bilinçlendirme kampanyaları yürütmelidir. İnterseks kişilerin onurlarına, kendi kaderini tayin hakkına ve bedensel özerkliklerine saygı gösterilerek haklarına ve onurlarına saygı duyulmalı, hakları korunmalı ve yerine getirilmelidir.

Bu nedenle, acil olarak devletleri bu uygulamaları sona erdirmeye ve kişisel özgür, önceden, tam ve bilgilendirilmiş onam olmaksızın tıbbi olarak gereksiz ameliyatları, hormonal tedavileri ve diğer saldırgan, geri dönüşsüz ve hayati gerekliliği olmayan tıbbi prosedürleri yasaklamaya çağırıyoruz. Sonuç olarak devletlerin interseks kişilere, bebeklere, ergen çocuklara ve yetişkinlere ve haklarını savunanlara yönelik tıbbi istismar, işkence ve kötü muamele de dahil olmak üzere şiddet eylemlerini soruşturma, kovuşturma ve çare sağlama yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerekir;

Sayın Başkan, acil yasal işlem yapılmadığı ve politikalar uygulanmadığı sürece intersekslere yönelik ağır insan hakları ihlalleri devam etmektedir ve edecektir. Bu Konseyin, bu tür uygulamaların uluslararası insan hakları normlarını ihlal ettiği ve bunlara müsamaha gösterilmemesi gerektiği konusunda güçlü bir mesaj göndermesi gerekmektedir.”