Ana Sayfa Blog Sayfa 1238

70 yaban keçisinin avına izin veren bakanlık ihalesinin iptali için dava açıldı

Vegan Derneği Türkiye (TVD) ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği; Yunuslara Özgürlük Platformu, Hayvanlara Adalet Derneği (HAD) ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Türkiye’de nesli tükenme tehlikesi altındaki 70 yaban keçisinin 2021-2022 Av Yılı Av Turizmi Uygulama Talimatı çerçevesinde av turizmi adı altında Adana, Mersin, Niğde, Hatay ve Kayseri’de öldürülmesini engellemek için Adana 2. İdare Mahkemesi‘nde Tarım ve Orman Bakanlığı’na dava açtı.

Davada yürütmenin durdurulması kararı alınırsa, 31 Mart 2022 tarihine kadar av acenteleri aracılığıyla öldürülmesi planlanan her bir hayvanın kurtulması sağlayacak.

Dernekler, müdahillik başvurularında da bulundu

Bunun yanında dernekler, İzmir Barosu ve Ankara Barosu’nun açtığı Türkiye çapındaki tüm av ihalelerinin ve Merkez Av Komisyonu (MAK) kararlarının iptalini talep eden davalara müdahillik başvurularında da bulundu.

Hukuka ve Anayasa’ya aykırılık gerekçesiyle baroların iptalini istediği av kararları iptal edilmezse, Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nın kırmızı listesinde nesli tehdit altında olan üveyik ve elmabaş patka kuş türlerinin yanı sıra tilki, çakal, yabani tavşan, ada tavşanı ve yaban domuzu gibi kara memelileri de öldürülecek.

‘Ulusal ve uluslararası mevzuata aykırı’

Dernekler dava dilekçesinde, 31 Mart 2022 tarihine kadar 18 parti halinde 70 yaban keçisi “acente kotasının avlattırılması işi” ihalesinin yürütmesinin acilen durdurulmasını ve iptalini talep etti. Bununla birlikte, yaban keçilerinin avlanması üzerinden maddi gelir elde edilmesinin ulusal ve uluslararası mevzuata aykırılık teşkil ettiği de vurgulandı.

Dilekçede, “Bu ihale sürecinin işlemeye devam etmesi, hem ihale konusu hayvanların yaşam hakkı hem de yaban hayatının korunması anlamında telafisi imkansız zararlar doğuracaktır. Bu zararların önüne geçilebilmesi için; 31.03.2022 tarihine kadar sürecek av ile ilgili olarak İdari Yargılama Usulü Kanunu md.27/2 gereğince idarenin savunmasının alınması beklenmeden davası konusu ihalenin yürütmesi durdurulmalıdır” ibaresine de yer verildi.

‘Yaşam hakkı, hayvanlar için gözetilmesi gereken temel hak’

Ayrıca, geçen yıl ceylanlar, yaban keçileri ve kızıl geyikler için farklı şehirlerdeki baro ve STK’lerin açtığı davaların kazanıldığı da hatırlatılarak şunlar belirtildi:

Doğal yaşam alanında yaşamakta olan, yaban hayatın gerekliliğini sağlayan, kendi yurdunda ve tabiatında kimseye zarar vermeden nesli tükenme tehlikesi altında olan yaban keçilerinin öldürülmesinin paraya çevrilme işlemi kamu düzenine tamamen aykırı bir işlemdir. Kamunun zorlayıcı gücü öldürme eylemini kapsamamaktadır. Daha önceki iptal kararlarında da kararı veren mahkemelerce defalarca tekrar edildiği üzere, hiçbir canlının yaşam hakkı ihlal edilemez ve elinden bu yaşam hakkı alınamaz. Söz konusu turizm ve ekonomi adına canlıların vurularak vahşice katledilmesi sonrasında kazanılacak paranın kamu menfaati olarak görülebilmesine imkan bulunmamaktadır. Anayasal bir hak olan yaşam hakkı yalnızca insanların değil, insan dışı hayvanların da gözetilmesi gereken temel haklarındandır.”

Dernekler, doğa ve hayvan hakları savunucularının dava açmak veya açılan davalara müdahillik başvurusunda bulunmak için gereken örnek dava dilekçelerini web sitelerinden ve sosyal medya hesaplarından paylaştı. Av karşıtı mücadeleye katılmak isteyen şahıs ve derneklere ulaşarak diğer illerde de dava açılması için de çaba sarfediliyor.

Dilekçe örneklerine buradan ulaşabilirsiniz.

Rapor: Gelişmiş ekonomilerde insanlar, iklim değişikliği nedeniyle alışkanlıklarını değiştirmeye hazır

Yazarlar: James Bell, Jacop Poustter, Moira Fagan, Christine Huang 

Yeşil Gazete için çeviren: Esin İleri 

*

Pew Araştırma Merkezi’nin Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya- Pasifik bölgelerini kapsayan ve 17 gelişmiş ekonomiye sahip ülkede yaptığı yeni bir araştırma, kişisel davranışların küresel iklim değişikliği üzerindeki etkisine dair yaygın bir endişeyi ortaya çıkardı. Yurttaşların çoğu, küresel ısınmanın etkileriyle mücadele etmek adına, yaşama ve çalışma biçimlerini değiştirmeye istekli olduklarını söylüyor. Bununla birlikte, bu çabalarının bir etki yaratıp yaratmayacağı belli değil.

Görüşme yapılan yurttaşlar, toplumlarının iklim değişikliğini nasıl karşıladıklarına dair farklı değerlendirmelere sahip. Birçok kişi de küresel bir çevre kriziyle baş etmek üzere gösterilen uluslararası çabaların etkinliğini sorguluyor.

Geçtiğimiz baharda, yani yeni orman yangınları, kuraklıklar, seller ve normalden daha güçlü fırtınalarla başlayan yaz mevsiminden önce yürütülen bu çalışmanın ortaya koyduğuna göre, ankete katılan birçok kişi iklim değişikliğinden dolayı artan bir kişisel tehdit hissediyor. Örneğin, Almanya’da, küresel ısınmanın kişisel sonuçları hakkında “çok endişeli” olanların oranı 2015’ten bu yana 19 puan arttı (yüzde 18’den yüzde 37’ye çıktı).

Araştırmada, yalnızca Japonya’da iklim değişikliği konusunda derin endişe duyan vatandaşların oranında önemli bir düşüş olduğu (-8 puan) ortaya çıktı. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 2015’ten bu yana görüşlerde önemli bir değişiklik olmadı.

Ankete katılan birçok ülkenin halkları arasında,  son yılların önde gelen iklim protestolarının bazılarının ön saflarında yer alan genç yetişkinler, kişisel davranışların ısınmakta olan gezegenin üzerindeki etkisi konusunda kendilerinden yaşça büyük yurttaşlardan daha fazla endişe duyuyor. En büyük fark, 18 ila 29 yaşındakilerin yüzde 65’inin, 65 yaş ve üzerindekilerin ise sadece yüzde 25’inin yaşamları boyunca iklim değişikliğinin kişisel etkileri konusunda en azından biraz endişe duyduğu İsveç’te. Yeni Zelanda, Avustralya, ABD, Fransa ve Kanada da endişeli yurttaşlar arasında belirgin yaş farklılıklarının bulunduğu diğer ülkeler.

Kamuoyunun iklim değişikliğine dair endişesi, kişisel adımlar atarak değişikliğin etkilerini azaltma isteğiyle birlikte ortaya çıkıyor. Ankete katılan gelişmiş ekonomilerin her birinde, insanların çoğu küresel ısınmanın yarattığı tehdide karşı nasıl yaşadıkları ve çalıştıkları konusunda en azından bazı değişiklikler yapmaya istekli olduklarını ifade ediyor. Ankete katılan 17 halkın tamamının ortalama yüzde 34’lük bir kesimi, iklim değişikliğine yanıt olarak günlük yaşamlarında “çok sayıda değişikliği” göze almaya istekli.

Siyasal yelpazenin solundakiler, değişime daha açık

İklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yardımcı olmak konusunda, siyasi yelpazenin solundakiler sağdakilere nazaran kişisel adımlar atmaya daha açıklar. Bu durum, yaşama ve çalışma biçimlerini değiştirmeye hazır olan ve kendilerini solda tanımlayan yurttaşların sayısının sağdakilere göre iki kat daha yüksek olduğu (yüzde 94’e karşı yüzde 45) ABD’de özellikle çok belirgin. Sol ve sağdakilerin küresel ısınmaya yanıt olarak hayatlarını ve çalışma biçimlerini değiştirip değiştirmeyecekleri konusunda ikiye bölündüğü diğer ülkeler arasında Kanada, Hollanda, Avustralya ve Almanya yer alıyor.

Bu çalışma, iklim değişikliğine yönelik bireysel eylemlere nazaran daha geniş ve toplu bir tepki verilmesi konusunda karışık görüşler olduğunu ortaya koyuyor. Ankete katılan 17 halkın 12’sinde, insanların yarısı ya da daha fazlası kendi toplumlarının küresel iklim değişikliği ile mücadelede iyi bir iş çıkardığını düşünüyor. Ama sadece Singapur (yüzde 32), İsveç (yüzde 14), Almanya (yüzde 14), Yeni Zelanda (yüzde 14) ve Birleşik Krallık’ta (yüzde 13) görüşülen kişilerin onda birinden fazlası yapılan bu çalışmaları “çok iyi” olarak nitelendiriyor. Bununla birlikte, Japonya (yüzde 49), İtalya (yüzde 48), ABD (yüzde 47), Güney Kore (yüzde 46) ve Tayvan’da (yüzde 45) kişilerin yarısından azı ülkelerinin iklime karşı tutumunu olumlu buluyor.

Dünya halkları ABD ve Çin’in tutumuna eleştirel bakıyor

Yurtdışında, ABD’nin iklim değişikliğine karşı tutumu genellikle yetersiz görülüyor. Ankete katılan diğer 16 gelişmiş ekonomiden yalnızca Singapurlular, Amerika’nın çabalarını değerlendirirken biraz olumlu bir bakışa sahip (yüzde 53’ü ABD’nin iklim değişikliğiyle mücadelede “iyi bir iş” çıkardığını söylüyor). Diğer yerlerde daha sert yargılar söz konusu: Avustralya, Yeni Zelanda ve birçok Avrupa ülkesi halkından ankete katılanlar arasında on kişiden altısı veya daha fazlası, ABD’nin küresel ısınmayla başa çıkmakta “kötü bir iş” çıkardığını söylüyorlar. Bununla birlikte, Çin uluslararası kamuoyu açısından ABD’den çok daha kötü pozisyonda: 17 ülkedeki insanların ortalama yüzde 78’i, Çin’in iklim değişikliğini ele alış biçimini “kötü” olarak, yüzde 45’i ise Çin’in tutumunu “çok kötü” olarak nitelendiriyor. Bu, Amerikalıların tepkisini “kötü” olarak değerlendiren yüzde 61’lik toplulukla başa baş olduğu anlamına geliyor.

Ülkeler arası düzeyde, Avrupa Birliği’nin iklim değişikliğine karşı duruşu, ankete katılan gelişmiş ekonomilerin Almanya hariç tamamında (Almanya’da yüzde 49 iyi, yüzde 47 kötü buluyor), çoğunluk tarafından olumlu karşılanıyor. Bununla birlikte, iyileştirilecek daha çok nokta var zira ankete katılan kişiler arasında yalnızca yüzde 7’lik bir kesim AB’nin çabalarını “çok iyi” olarak nitelendirmiş. Birleşmiş Milletler’in küresel ısınmaya yönelik eylemleri de genel olarak olumlu karşılanıyor: Yüzde 56 BM’nin iyi bir iş çıkardığını ifade ediyor. Ancak karışık görüşler mevcut; BM’nin iklim değişikliğine tepkisini “çok iyi” olarak nitelendirenlerin oranı yalnızca yüzde 5.

Küresel mücadeleye ‘kötümser’ bakış 

Ankete katılan gelişmiş ekonomilerdeki insanlar, uluslararası toplumun eylemlerinin küresel ısınmanın etkilerini başarılı bir şekilde azaltıp azaltamayacağı konusunda ikiye bölünmüş durumda. Genel olarak ifade etmek gerekirse, ulusların birlikte çalışarak iklim değişikliğinin etkilerine karşı gelebilecekleri konusunda iyimser olan yüzde 46’lık kesim ile karşılaştırıldığında yüzde 52’lik bir kesim de çok taraflı bir müdahalenin başarılı olacağına dair güvenden yoksun durumda. Çok taraflı çabalara yönelik şüpheciliğin en yüksek olduğu ülkeler Fransa (yüzde 65), İsveç (yüzde 61) ve Belçika (yüzde 60) olurken, iyimserliğin en yüksek olduğu ülkeler ise Güney Kore (yüzde 68) ve Singapur (yüzde 66).

Bunlar, Pew Araştırma Merkezi’nin 1 Şubat-26 Mayıs 2021 tarihlerinde, 17 gelişmiş ekonomide 18 bin 850 yetişkin arasında gerçekleştirdiği yeni bir anketinin bulguları arasında yer alıyor.

İnsanlar iklim değişikliğinden yaşamları boyunca etkilenmekten endişe duyuyor

17 gelişmiş ekonomideki birçok insan, küresel iklim değişikliğinin yaşamlarının bir noktasında kendilerine kişisel olarak zarar vereceğinden endişe duyuyor. İnsanların yüzde 72’si, bundan az da olsa endişeli olduklarını dile getirirken, insanların sırasıyla yüzde 19’u bu meseleyle pek ilgilenmediğini, yüzde 11’i ise bu konuyla hiç ilgilenmediğini söylüyor. İklim değişikliğinin kendilerine zarar vereceğinden çok endişeli olduğunu ifade edenlerin payı ise değişken. Bu oran İsveç’te yüzde 15 iken, Yunanistan’da yüzde 57.

Kaba bir hesapla, Kanadalıların yaklaşık üçte ikisi ve on Amerikalıdan altısı, iklim değişikliğinin yaşamları boyunca onlara zarar vereceğinden endişe ediyor. Kanadalıların yalnızca yüzde 12’si, Amerikalıların ise yüzde 17’si ise küresel iklim değişikliğinin kişisel etkisi ile hiç ilgilenmiyor.

Akdeniz ve Asya-Pasifik ülkeleri daha endişeli

Avrupa’daki katılımcılar, iklim değişikliğinin neden olduğu potansiyel zarar konusunda çeşitli derecelerde endişelerini dile getiriyor. Yunanistan, İspanya, İtalya, Fransa ve Almanya’dakilerin dörtte üçü veya daha fazlası, bunun hayatlarının bir noktasında kendilerine zarar vereceğinden endişe duyduğunu ifade ediyor. Sadece İsveç’te, yetişkinlerin yarısından azı endişeli görünüyor. Nitekim, iklim değişikliği ile ilgili kişisel zararlardan endişe duymayan İsveçlilerin oranı yüzde 12.

Diğer bölgelere nazaran Asya-Pasifik halkları “kişisel zarar görmekten” çok daha fazla endişeli: Avustralya’dakilerin yüzde 64’ü ve Güney Kore’dekilerin yüzde 88’i bu endişeyi dile getiriyor. Güney Kore, Singapur ve Avustralya’dakilerin yaklaşık üçte biri veya daha fazlası ise çok endişeli.

İklim değişikliğinin hayatlarının bir noktasında onlara kişisel olarak zarar vereceğinden çok endişe duyanların payı, trend verilerinin bulunduğu hemen hemen her ülkede 2015’ten bu yana önemli ölçüde arttı. Örneğin, Almanya’da çok endişeli olduklarını söyleyenlerin oranı son altı yılda yüzde 19 arttı. İngiltere (+18 puan), Avustralya (+16), Güney Kore (+13) ve İspanya’da da (+10) çift haneli değişiklikler mevcut. 2015’ten bu yana iklim değişikliğinin yarattığı zarara ilişkin endişenin önemli ölçüde azaldığı tek ülke ise Japonya (-8 puan).

İnsanların birçoğu iklim değişikliğinin gelecekte kendilerine zarar vereceğinden endişe etse de, iklim değişikliğinin zaten çevrelerindeki dünyayı etkilediğine dair yaygın bir kanı mevcut. Pew Araştırma Merkezi’nin 2019 ve 2020’de yaptığı anketlerde, ankete katılan 20 ülkenin ortalama yüzde 70’i, iklim değişikliğinin yaşadıkları yeri büyük ölçüde veya bir miktar etkilediğini söyledi. Ayrıca, 2018’de 26 ulustan oluşan bir ankete katılan birçok ülkede nüfusun büyük çoğunluğu, küresel iklim değişikliğinin kendi ülkeleri için büyük bir tehdit olduğunu ifade etti (aynı şey 2020’de ankete katılan 14 ülkenin tümü için de geçerli).

Kendilerini ideolojik yelpazenin solunda tanımlayanlar, kendilerini sağda tanımlayanlara nazaran küresel iklim değişikliğinin yaşamları boyunca onlara kişisel olarak zarar vermesinden daha fazla endişe duyduğunu belirtti. Bu örüntü, ideolojinin ölçüldüğü 14 ülkenin tamamında aynı şekilde. Ancak bu 14 ülkenin 10’unda, politik olarak hem solda hem merkezde hem de sağdakilerin çoğunluğu, iklim değişikliğinin kendilerine kişisel olarak zarar vereceğinden endişe ediyor.

En büyük fark ABD’de göze çarpıyor: Liberaller, muhafazakârlardan yüzde 59 daha fazla endişelerini dile getiriyor (Liberaller yüzde 87, muhafazakârlar yüzde 28). Bununla birlikte, büyük ideolojik farklılıkların mevcut olduğu başka ülkeler de sırasıyla şu şekilde: Avustralya (liberallerin bunu söyleme olasılığı 41 puan daha yüksek), Hollanda (+35), Kanada (+30), İsveç (+30) ve Yeni Zelanda (+23).

Kadınlar ve gençler daha endişeli

Ankete katılan birçok ülkede, kadınlar iklim değişikliğinin kendilerine kişisel olarak zarar vereceği konusunda erkeklerden daha fazla endişe duyuyor. Almanya’daki kadınların endişe duyma olasılığı erkeklere göre 13 puan daha fazla (Kadınların yüzde 82’sine karşın erkeklerin yüzde 69’u endişeli). ABD, İsveç, Birleşik Krallık, Güney Kore, Singapur, Tayvan, Avustralya ve Hollanda da dahil olmak üzere çeşitli ülkelerde bu farklar çift haneli rakamlara ulaşıyor.

Bu soru 2015’te ilk kez sorulduğunda, ABD, Almanya, Kanada, Japonya, İspanya ve Avustralya’daki kadınların iklim değişikliğinin kendilerine zarar vereceği konusunda erkek meslektaşlarına göre endişelerini ifade etme olasılıkları daha yüksekti.

İklim değişikliği konusunda hükümetin harekete geçmesini isteyen gençler geçmişteki protestoların ön saflarında yer aldı. Anket yapılan sekiz yerde, 18 ila 29 yaşları arasındaki genç yetişkinlerin, yaşamları boyunca iklim değişikliğinin kendilerine zarar vereceği konusunda endişe duymaları yaşı, 65 ve üzerinde olanlardan daha fazla. Aradaki en büyük fark, genç iklim aktivisti Greta Thunberg’in anayurdu olan İsveç’te. Genç İsveçlilerin, iklim değişikliğinin zararlarından endişe duyduklarını söyleme olasılıkları, yaşlı yurttaşlarına göre 40 puan daha yüksek. Yeni Zelanda’da (genç yetişkinlerin bunu söyleme olasılığı 31 puan daha yüksek), Avustralya’da (+30) ve Singapur’da da (+20) büyük yaş farklılıkları söz konusu. Ayrıca, Amerikalılar, Fransızlar, Kanadalılar ve İngilizler arasında genç olanların iklim değişikliğinin yaşamları boyunca kendilerine kişisel olarak zarar vereceğini söyleme olasılıkları diğer yaş gruplarına göre daha yüksek.

Yunanistan ve Güney Kore’deki her yaş grubunda, insanların büyük çoğunluğu, iklim değişikliğinin kendilerine kişisel olarak zarar vereceğinden endişe duysa da, 65 yaş ve üzerindekilerin bu düşünceye sahip olma olasılığı 30 yaşından küçüklere göre daha fazla.

 Dünya çapında pek çok kişi, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için yaşama ve çalışma biçimlerini değiştirmeye istekli olduğunu ifade ediyor.

Ankete katılanların çoğunluğu, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için yaşama ve çalışma biçimlerinde, en azından birtakım değişiklikler yapmaya istekli olduklarını ifade ediyor. 17 ülkede yüzde 80’lik bir ortalama, hayatlarında en azından bazı değişiklikler yapacaklarını söylerken, yüzde 19’luk bir ortalama ise birkaç değişiklik yapacaklarını ya da hiç değişiklik yapmayacaklarını söylüyor. Hayatlarında çok değişiklik yapmaya hazır olanların oranı Japonya’da yüzde 8’den Yunanistan’da yüzde 62’ye kadar uzanan bir yelpazede yer alıyor.

Kuzey Amerika’da hem Kanadalıların hem de Amerikalıların yaklaşık dörtte üçü veya daha fazlası, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için hayatlarında değişiklik yapmaya istekli olduklarını söylüyor.

Ankete katılan Avrupa halklarının tümünde, büyük çoğunluk iklim değişikliğini ele almak için kişisel davranışlarını değiştirmeye istekli olduklarını söylüyor. Hayatlarında çok fazla değişiklik yapmaya istekli olduklarını söyleyenlerin oranı ise önemli bir şekilde değişkenlik gösteriyor. Yunanistan, İtalya ve İspanya’dakilerin yaklaşık yarısı veya daha fazlası hayatlarında birçok değişiklik yapacaklarını söylerken, Belçika, Almanya ve Hollanda’dakilerin üçte birinden azı bu yönde beyan veriyor.

Ankete katılan Asya-Pasifik ülkelerinin tümünde ise, insanların çoğunluğu (Güney Kore, Singapur, Avustralya ve Yeni Zelanda’da insanların dörtte üçünden fazlası) nasıl yaşadıkları ve nasıl çalıştıkları konusunda birkaç veya birçok değişiklik yapacaklarını söylüyor. Bununla birlikte, Japonya’dakilerin tam olarak yüzde 44’ü, iklim değişikliğine karşı yaşam ve çalışma biçimlerinde yalnızca çok az değişiklik yapmaya istekli ya da hiç değişiklik yapmamak istediklerini ifade etmiş; bu anketin yapıldığı ülkelerdeki en yüksek oran.

Ankete katılan sekiz ülkede, 18 ila 29 yaşları arasındakilerin, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yardımcı olmak için nasıl yaşadıkları ve çalıştıkları konusunda en azından bazı değişiklikler yapmaya istekli olduklarını söyleme olasılıkları 65 ve üzerindekilere göre daha yüksek. Örneğin Fransa’da, 30 yaşından küçüklerin yaklaşık onda dokuzu iklim değişikliğine tepki olarak hayatlarında değişiklik yapmaya istekliyken, bu durum 65 yaş ve üzerindekilerin yalnızca yüzde 62’si için geçerli.

İdeolojik olarak kendilerini solda tanımlayanların küresel iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yardımcı olmak için davranışlarını değiştirmeye istekli olduklarını ifade etme olasılıkları, kendisini sağda tanımlayanlara nazaran daha yüksek. İdeolojik kutuplaşmanın en belirgin olduğu ABD’de, liberallerin yüzde 94’ü, muhafazakârların yüzde 45’ine kıyasla, en azından bazı değişiklikler yapmaya istekli olduklarını söylüyor. Solcu ve sağcılar arasında büyük ideolojik farklılıkların olduğu diğer ülkeler arasında Kanada (yüzde 26 puan), Hollanda (25 puan), Avustralya (23 puan) ve Almanya’yı (22 puan) da sayabiliriz.

Eğitimli kesim davranışlarını değiştirmeye daha istekli

Ülkelerin çoğunda, daha fazla eğitime sahip olanların iklim değişikliğinin etkilerini hafifletmek için yaşam tarzlarını değiştirmeye istekli olduklarını söyleme olasılıkları, daha az eğitimli olanlara göre daha yüksek. Örneğin, Belçika’da bu oran, lise veya üzeri eğitim derecesine sahip olanlarda ortaöğretim veya altı eğitime sahip olanlardan 14 puan daha fazla. Fransa, Almanya, Yeni Zelanda, Hollanda ve Avustralya’da da daha fazla eğitimli ve daha az eğitimli olanlar arasında çift haneli farklılıklar bulunuyor.

Ve ankete katılan çoğu ülkede, ortalama gelirin üzerinde gelire sahip olanların iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için hayatlarında en azından bazı değişiklikler yapmaya istekli olduklarını ifade etme olasılıkları, daha düşük gelirli olanlara göre daha yüksek. Örneğin, Belçika’da, bu kişilerin  yaklaşık dörtte üçü (yüzde 76), daha düşük bir gelire sahip olanların yüzde 66’sına kıyasla hayatlarında değişiklik yapacaklarını söyledi.

Birçok kişi, ülkelerinin iklim değişikliğini ele alışı konusunda genel olarak olumlu bir tutuma sahip.

Kendi ülkelerinin iklim değişikliğiyle nasıl başa çıktığı konusunda düşünmeleri istendiğinde ankete katılanlar çoğunlukla olumlu yanıtlar veriyor. Çoğu yerde insanların yaklaşık yarısı veya daha fazlası, ülkelerinin “en azından biraz iyi” bir iş çıkardığını söylerken, 17 gelişmiş ekonomide insanların ortalama yüzde 56’si bu görüşü benimsiyor.

Kanadalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 64) ülkelerinin iyi bir iş çıkardığını söylerken, Amerikalıların neredeyse yarısı bu düşünceye sahip.

Ankete katılan Avrupa halklarının çoğunluğu, kendi ülkelerinin tavrının “en azından biraz iyi” olduğuna inanıyor. İsveç ve Birleşik Krallık’takiler özellikle iyimser bir duruşa sahipler ve bu ülkelerde her on kişiden yedisi iklim değişikliğiyle mücadelede ülkelerinin iyi bir iş çıkardığını söylüyor. Ülkelerinin performansını en çok eleştirenlerin İtalyanlar olduğunu görüyoruz: İtalyanların yüzde 20’si toplumlarının çok kötü bir iş çıkardığını söylüyor; bu ankete katılan tüm ülkeler arasında en büyük oran.

Singapur ve Yeni Zelanda’da yaklaşık on kişiden sekizi, ülkelerinin iyi bir iş çıkardığını söylüyor; bu da ankete katılan tüm ülkeler arasında en yüksek seviye. Buna Singapur’un çok iyi bir iş çıkardıklarını söyleyen Singapurluların yaklaşık üçte biri (yüzde 32) dahil. Ankete katılan diğer Asya-Pasifik toplumlarındaki yetişkinler daha ihtiyatlı bir duruş sergiliyor; katılımcıların yaklaşık yarısı veya daha azı ülkelerinin iyi bir iş çıkardığını ifade ediyor.

İnsanların kendi ülkelerinin iklim değişikliğini ele alış biçimini değerlendirme şekillerinde siyasi görüşlerin önemli bir yol oynadığı görülüyor. 10 ülkedeki yetişkinlere baktığımızda, sağcılar ülkelerinin iklim değişikliği konusundaki performansını daha olumlu değerlendirme eğiliminde. En belirgin fark ise Avustralya’da: Sağcıların yüzde 69’u Avustralya’nın iklim değişikliğiyle iyi başa çıktığını söylerken, solcuların yalnızca yüzde 19’u aynı görüşte; bu da 50 puanlık bir fark anlamına geliyor. Muhafazakârların, ABD’nin iklim değişikliğiyle mücadelede iyi bir iş çıkardığını söyleme olasılığının liberallerden 41 puan daha fazla olduğu ABD’de de çarpıcı bir fark ortaya çıkıyor.

Bu değerlendirmeler, aynı zamanda, insanların iktidardaki partileri nasıl gördükleriyle de bağlantılı. Ankete katılan 17 ülkenin 10’unda, iktidar partisine olumlu bakanların, partiye olumsuz bakanlara göre iklim değişikliğinin iyi yönetildiğini düşünme olasılığı daha yüksek. Demokratların ve Demokrat Parti’ye eğilimli bağımsızların yalnızca yüzde 33’ünün ABD’nin iklim değişikliğini iyi idare ettiğini söylediği ABD’de ise bunun tam tersi geçerli.

Uluslararası toplumun eylemlerinin iklim değişikliğinin etkilerini azaltıp azaltmayacağına dair farklı görüşler mevcut.

Ankete katılan insanlar arasında yalnızca yüzde 46’lık bir ortalama, uluslararası toplum tarafından atılan adımların iklim değişikliğinin etkilerini önemli ölçüde azaltacağından emin. İnsanların ortalama yüzde 52’si ise pek emin olmadığını söylüyor.

Kanadalılar, genel olarak konuyla ilgili ikiye ayrılmış durumda. Ayrıca, Amerikalıların yüzde 54’ü uluslararası toplumun iklim krizine vereceği tepkiye güvenmiyor.

Avrupa’ya baktığımızda, Almanya ve Hollanda’dakilerin çoğunluğu uluslararası iklim eyleminin iklim değişikli konusunda başarı elde edebileceğine inanıyor. Buna karşın, Fransa, İsveç, Belçika ve İtalya’daki insanların çoğunluğu, bunun yararlı olup olmadığından emin değil.

Güney Koreliler ve Singapurlular, uluslararası iklim eylemine güvendiklerini söylüyorlar. Ancak Asya-Pasifik bölgesinin başka yerlerinde, kamuoyu ya bölünmüş durumda ya da uluslararası çabalar konusunda karamsarlığa meyilli.

Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar hakkındaki görüşler, uluslararası topluluk tarafından atılan adımların küresel iklim değişikliğinin etkilerini önemli ölçüde azaltacağına dair duyulan güven ile bağlantılı. BM hakkında olumlu görüşe sahip olanlar, uluslararası topluluk tarafından atılan adımların iklim değişikliğinin etkilerini önemli ölçüde azaltacağı konusunda, BM hakkında olumsuz görüşe sahip olanlara göre daha eminler. Bu noktadaki görüş farlılığının en yüksek olduğu ABD’de, BM’ye olumlu bakanların yüzde 61’i uluslararası eylemin iklim değişikliğinin etkilerini azaltacağını söylerken, örgüt hakkında olumsuz görüşe sahip olanların sadece yüzde 22’si bu görüşte. Ankete katılan her toplulukta çift haneli farklılıklar mevcut.

Benzer şekilde, ankete dahil olan her AB üye ülkesinde, blok hakkında olumsuz görüşlere sahip olanlara nazaran olumlu görüşlere sahip olanların iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik uluslararası çabalara güvenme olasılıkları daha yüksek.

Uluslararası iklim eyleminin yerel ekonomilere zarar verip vermeyeceği konusunda fikir birliği çok düşük,

Ankete katılan gelişmiş ekonomiler arasında nispeten az sayıda ülke kamuoyu, Paris İklim Anlaşması gibi uluslararası topluluk tarafından iklim değişikliğini ele almak için atılan adımların, çoğunlukla kendi ekonomilerine fayda sağlayacağını veya zarar vereceğini düşünüyor. 17 ülke arasında ortalama yüzde 31’lik bir kesim, bu eylemlerin ekonomilerine iyi geleceğini söylerken, yüzde 24 zarar vereceğine inanıyor. Yüzde 39’lük bir kesim ise, Paris İklim Anlaşması gibi eylemlerin ekonomik bir etkisi olmayacağı görüşünde.

İsveç’te insanların yaklaşık yarısı (yüzde 51) fayda sağlayacağı kanısında. Öte yandan Fransa’dakilerin yalnızca yüzde 18’i, toplumlarının uluslararası iklim anlaşmalarından ekonomik olarak faydalanacağı görüşünde.

Hiçbir ülkede, kamuoyunun üçte birinden fazlası uluslararası eylemin ekonomilerine zarar vereceğini düşünmüyor. Ancak eski Başkan Donald Trump yönetimindeyken anlaşmadan çekilen ve kısa süre önce Başkan Joe Biden yönetiminde yeniden katılan ABD’de, insanların üçte biri uluslararası iklim anlaşmalarının ekonomiye zarar vereceği kanısında. (Uluslararası kamuoyunun Biden’ın uluslararası politika eylemlerini nasıl gördüğü hakkında daha fazla bilgi için şu kaynağa başvurabilirsiniz:

Ankete katılanlar arasında daha yaygın olan görüş, iklim eylemlerinin yerel ekonomiler üzerinde hiçbir etkisi olmayacağı yönünde. Sekiz ülkede, on kişiden dördü veya daha fazlası, Fransa’da ise insanların yarısı bu görüşe sahip. İki ülkede ise- Japonya ve Tayvan– insanların beşte biri veya daha fazlası bu konuda hiç görüş bildirmemeyi tercih etti.

AB, BM, ABD ve Çin’in iklim değişikliğine karşı tutumlarının değerlendirilmesi

Katılımcılardan kendi kamuoyuna yansıtmanın yanı sıra, dört uluslararası kuruluş veya ülkenin küresel iklim değişikliğiyle nasıl başa çıktığını değerlendirmeleri istendi. Ankete katılan 17 kamuoyunda yüzde 63’lük bir ortalamayla Avrupa Birliği,  hakkında soru sorulan kuruluşlar arasında en iyi notu aldı. Yüzde 56’lık bir ortalama Birleşmiş Milletler için aynı şeyi söylerken, çok daha azı, karbondioksit emisyonlarında önde gelen iki ülke olan ABD veya Çin’in iyi bir iş çıkardığına inanıyor.

AB, Avrupa içinde de dışında da yüksek not alıyor

Ankete katılan toplumların ikisi hariç tamamında insanların çoğunluğu AB’nin iklim değişikliği konusunda iyi bir iş çıkardığını düşünüyor. Ancak katılımcıların çoğu AB’nin çabasının “azçok iyi” olduğu görüşündeyken, yalnızca az sayıda katılımcı AB’nin çabasının “çok iyi” olarak tanımlıyor.

Ankete katılan Avrupa ülkeleri arasında blokun iklim değişikliğine verdiği tepkiyi övenler ise yaygın. İspanya ve Yunanistan’da, insanların yaklaşık onda yedisi, AB’nin “en azından biraz iyi” bir iş çıkardığını ifade ediyor. İngiltere, İtalya, İsveç ve Fransa’daki katılımcıların ise yaklaşık onda altısı veya daha fazlası aynı fikirde.  Hollandalılar ve Almanlar, AB’nin iklim değişikliğine karşı duruşu konusunda daha çeşitli bir görüş yelpazesine sahip. Ankete katılan her Avrupa ülkesinde, AB’nin iklim değişikliğiyle mücadele konusunda çok kötü bir iş çıkardığını söyleyenlerin oranı yüzde on iken, bu oran İsveç sadece yüzde 5.

On Kanadalıdan yedisi, AB’nin iklim değişikliğiyle mücadelede iyi bir iş çıkardığına inanıyor. ABD’dekilerin ise yüzde 62’si aynı görüşü ifade ediyor.

Ankete katılan Asya-Pasifik halkları, AB’nin iklim planları hakkında benzer şekilde olumlu görüş beyan ediyor. Avustralyalı ve Singapurluların yaklaşık onda yedisi, AB’nin iklim değişikliğine tepkisini “en azından biraz iyi” olarak değerlendiriyor. Yeni Zelanda, Güney Kore, Japonya ve Tayvan’da yaklaşık on kişiden altısı veya daha fazlası da aynı şekilde düşünüyor.

BM’nin eylemlilik notu ‘iyi’

Çoğu toplumdaki çoğunluk, BM’nin iklim değişikliğine verdiği yanıtı da iyi buluyor. Ankete katılan tüm toplumlarda ortalama yüzde 49, BM’nin eylemlerinin “bir şekilde” iyi olduğunu ve yüzde 5’lik bir ortalama da eylemlerin çok iyi olduğunu söylüyor.

Kanadalılar, BM’nin iklim konusundaki performansını Amerikalılardan daha olumlu değerlendiriyor. Ülkede yaklaşık on kişiden altısı, çok taraflı kuruluşun iklim değişikliği konusunda en azından “biraz iyi” bir iş çıkardığını söylüyor. ABD’dekilerin yaklaşık yarısı bu değerlendirmeye katılıyor ve yüzde 43’ü BM’nin iklim değişikliğiyle mücadele konusunda kötü bir iş çıkardığını düşünüyor.

Avrupa’da İspanya, İsveç, Birleşik Krallık, Yunanistan ve İtalya’daki çoğunluk, BM’nin iklim değişikliğiyle başa çıkma yöntemlerini onaylıyor. Hollanda, Fransa ve Belçika’daki yetişkinlerin yarısından daha azı bu değerlendirmeye katılıyor ve Almanya’da sadece yaklaşık üçte biri aynı şeyi söylüyor.

BM’nin iklim değişikliğini ele alışını iyi gören Singapur’da, ankete katılanlar arasında yetişkinlerin payı en yüksek oranda. Bu, ankete katılan diğer tüm toplumlardaki payın en az iki katı olan ve BM yanıtının çok iyi olduğunu söyleyen yüzde 14’ü içeriyor. Avustralya ve Yeni Zelanda’daki çoğunluk da benzer şekilde BM’nin iyi bir iş çıkardığını söylüyor.

Çoğunluk, ABD’nin iklim krizine yaklaşımını eleştiriyor     

Ankete katılan toplumların çoğunda, ABD’nin iklim değişikliğiyle başa çıkma konusunda iyi bir iş çıkardığını söyleyen yetişkinler azınlıkta. Yüzde 33’lük bir ortalama, ABD’nin biraz iyi bir iş çıkardığını söylüyor. Bununla birlikte yalnızca katılımcıların ortalama yüzde 3’ü, bu ülkenin çok iyi bir iş çıkardığına inanıyor.

Amerikalıların ise yaklaşık yarısı, kendi ülkelerinin küresel iklim değişikliğiyle mücadelede iyi bir iş çıkardığını söylüyor. Bununla birlikte on Kanadalıdan yalnızca altısı güneydeki komşularının kötü bir iş çıkardığını ifade ediyor.

Avrupa genelinde, insanların çoğu ABD’nin iklim değişikliğini ele alma konusunda kötü bir iş çıkardığını düşünüyor. Buna Almanların ve İsveçlilerin yüzde 75’i de dahil. İngiltere ve Yunanistan dışında, ankete katılan tüm Avrupa ülkelerindeki insanların en az dörtte biri ABD’nin çok kötü bir iş çıkardığı kanısında.

Asya-Pasifik bölgesinde ve ankete katılan tüm ülkeler arasında en çok Singapurlular ABD’nin iklim değişikliğine yaklaşımını övüyor; insanların yaklaşık yarısı ABD stratejisini olumlu gördüklerini söylüyor. Bu bölgede en eleştirel olanlar ise Yeni Zelandalılar: Toplumun yalnızca dörtte biri ABD’nin “en azından biraz iyi” bir iş çıkardığını söylüyor.

Görüşmelere katılanlar arasında, siyasi ideoloji ile ABD’nin iklim stratejisi değerlendirme arasında bir bağ bulunuyor. 12 ülkede, siyasi yelpazenin sağındakilerin, ABD’nin küresel iklim değişikliğiyle mücadelede iyi bir iş çıkardığını söyleme olasılığı soldakilere nazaran önemli ölçüde daha yüksek.  Bu farkın en yüksek olduğu ülkelerse Avustralya, Kanada ve İtalya.

Çin’in puanı düşük

Ankete katılan insanlar, Çin’in iklim değişikliği ile başa çıkma yöntemleri konusunda  olumlu görüşlere sahip değiller. Yüzde 18’lik bir ortalama, Çin’in iyi bir iş çıkardığını söylerken, yüzde 78’lik bir ortalama bu görüşe katılmıyor. Yüzde 45’lik bir ortalama ise bu ülkenin  özellikle çok kötü bir iş çıkardığını düşünüyor.

Amerikalıların ve Kanadalıların sadece yüzde 18’i Çin’in iklim değişikliğiyle mücadelede iyi bir iş çıkardığına inanıyor.

Benzer şekilde, Avrupa’da çok az kişi Çin’in iklim değişikliğiyle etkili bir şekilde uğraştığını düşünüyor. Aslında, ankete katılan neredeyse tüm Avrupa ülkelerinde insanların onda dördünden fazlası Çin’in çok kötü bir iş çıkardığını söylüyor. Halkın üçte birinin Çin’e iklim değişikliği eylemi için olumlu notlar verdiği Yunanistan’da bu görüş daha az yaygın.

Asya-Pasifik bölgesindeki yetişkinler de iklim değişikliğiyle mücadele konusunda Çin’e genellikle düşük puanlar veriyor. Güney Koreliler son derece eleştirel; toplumun yaklaşık üçte ikisi Çin’in çok kötü bir iş çıkardığını söylüyor; bu da ankete katılan tüm halklar arasında en yüksek pay. Yeni Zelanda, Japonya ve Avustralya’da insanların yaklaşık onda dördü veya daha fazlası aynı fikirde. Singapur bu noktada öne çıkıyor: Singapurluların yarısı Çin’in iyi bir iş çıkardığını düşünüyor; bu oran Singapur’dan sonra gelen ülkeden yaklaşık yüzde 20 puan daha yüksek.

Ankete katılan dokuz ülkede, insanlar arasında daha az eğitimli olanlar, daha fazla eğitimli olanlara göre, Çin’in iklim değişikliğine karşı tutumuna daha olumlu bakıyor. Benzer şekilde, daha düşük gelire sahip olanlar, Çin’in iklim değişikliği yanıtına ilişkin olumlu değerlendirmeler yapmaya daha yatkın. Daha az eğitimli veya daha düşük gelirli olanların bu soruya yanıt verme oranı da daha düşük.

Pew Araştırma Merkezi’nin Küresel Tutum Anketi, İlkbahar 2021-MEtodoloji

Anket sonuçları, Gallup ve Langer Research Associates başkanlığında gerçekleştirilen telefon görüşmelerine dayanmaktadır. Sonuçlar, aksi belirtilmedikçe, ulusal örneklemlere dayanmaktadır. Uluslararası anket metodolojimiz ve ülkeye özel örneklem tasarımlarımız hakkında daha fazla ayrıntıyı burada bulabilirsiniz:

ABD anketinin sonuçları, Amerikan Eğilimler Paneli’nden alınan verilere dayanmaktadır.

Amerikan Eğilimler Paneli araştırma yöntemi

Pew Araştırma Merkezi tarafından oluşturulan Amerikan Eğilimler Paneli (ATP), rastgele seçilen ABD’li yetişkinlerin ulusal düzeyde yer aldıkları temsili bir panelidir. Panelistler, araştırmaya doğrudan kendileri tarafından doldurdukları internet anketleri aracılığıyla katılırlar. Evlerinde internet erişimi olmayan panelistlere tablet ve kablosuz internet bağlantısı sağlanmaktadır. Mülakatlar hem İngilizce hem de İspanyolca olarak yapılmaktadır. Panel, Ipsos şirketi tarafından yönetilmektedir.

Bu rapordaki veriler, 1-7 Şubat 2021 tarihleri ​​arasında gerçekleştirilen panel dalgasından alınmıştır. Örneklenen 2.943 kişiden toplam 2.596 panelist yanıt vererek yüzde 88’lik bir yanıt oranı elde etmiştir. Bu, son derece yüksek ret veya doğrusallık oranları nedeniyle verilerden çıkarılan bir panelist içermez. İşe alım anketlerine yanıt vermemeyi ve yıpranmayı hesaba katan kümülatif yanıt oranı yüzde 4’tür. Ankete giriş yapan ve en az bir maddeyi tamamlayan panelistler arasında kırılma oranı yüzde 2’dir. 2.596 katılımcıdan oluşan tam örneklem için örnekleme hatası marjı artı veya eksi 2,7 puandır.

Katılımcılara nasıl ulaşıldı?

ATP, hem İngilizce hem de İspanyolca olarak gerçekleştirilen büyük, ulusal, sabit hat ve cep telefonu rastgele haneli arama anketinin sonunda panele katılmaya davet edilen ilk panelist grubuyla 2014 yılında oluşturuldu. 2015 ve 2017 yıllarında aynı yöntemle iki ilave işe alım gerçekleştirilmiştir. Bu üç ankette toplam 19.718 yetişkin ATP’ye katılmaya davet edildi ve bunların 9.942’si (yüzde 50) katılmayı kabul etti.

ATP, Ağustos 2018’de telefondan adrese dayalı iletişim yöntemine geçti. Davetler, ABD Posta Servisi’nin Teslimat Sırası Dosyası’ndan seçilen rastgele ve adrese dayalı bir hane örneklemine gönderildi. Sırasıyla 2019 ve 2020 yıllarında aynı yöntemle iki ek katılımcı alımı gerçekleştirildi. Bu, adrese dayalı üç katılımcı oluşturma çalışmasında, toplamda  17 bin 161 yetişkin ATP’ye katılmaya davet edildi ve bunların 15 bin 134’ü (yüzde 88’i) araştırmaya katılmayı kabul etti ve bir ilk profil anketini tamamladı. Her hanede, doğum günü ana katılımcıdan sonra gelen ilk yetişkinden ankete cevap vermesi istendi ve sonunda o kişiler de panele katılmaya davet edildiler. ATP’ye katılan 25 bin 076 kişiden 13 bin 553’ü aktif panelist olarak devam etti ve söz konusu anketin yapıldığı sırada başka anket davetleri almaya devam ettiler.

ABD Posta Servisi’nin Teslimat Sırası Dosyası’nın nüfusun yüzde 98’ini kapsadığı tahmin ediliyor; ancak bazı araştırmalar bu kapsamın yüzde 90’lar civarında olabileceğini öne sürüyor. Amerikan Eğilimler Paneli, katılımcıları ek anketlere yönlendiren “breakout routers”ları veya zincirleri hiçbir şekilde kullanmamaktadır.

Örneklem tasarımı

Bu anketin genel hedef nüfusu, Alaska ve Hawaii dahil olmak üzere ABD’de yaşayan, 18 yaş üstü ve hastane, bakımevi, hapisane gibi ev dışı bir kurumda yaşamayan kişilerden oluşmaktadır.

Bu çalışma, ATP’tarafından yapılan, katmanlara ayrılmış ve rastgele oluşturulmuş bir örneklem içeriyor. Örneklem şu katmanlara göre dağıtılmıştır: Tablet haneler (Tablet households), ABD doğumlu Hispanikler, yabancı doğumlu Hispanikler, lise veya altı eğitim görenler, yabancı doğumlu Asyalılar, oy kullanmak için kayıtlı olmayanlar, 18-34 yaş arası kişiler, haftada bir ya da daha az internet kullananlar, Hispanik olmayan Siyah yetişkinler, gönüllü olmayanlar ve halihazırda yukarıdakilerin hiçbirine girmeyen diğer tüm kategoriler.

Anket geliştirme ve anket doğrulaması

Anket, Pew Araştırma Merkezi tarafından Ipsos şirketi ile istişare edilerek geliştirilmiştir. Web programı, Ipsos proje yönetim ekibi ve Pew Araştırma Merkezi araştırmacıları tarafından hem PC hem de mobil cihazlarda titizlikle test edilmiştir. Ipsos proje yönetim ekibi, anketi başlatmadan önce araştırma mantığın ve rastgele örneklem oluşturma özelliğinin amaçlandığı gibi çalıştığından emin olmak için SPSS programında analiz edilen test verilerini de doldurdu.

Veri toplama protokolü

Bu çalışma kapsamında kullanılan veriler 1-7 Şubat 2021 arasında toplandı. Kartpostal ile gönderilen bildirimler, ikamet adresi bilinen tüm ATP panelistlerine 1 Şubat 2021 tarihinde postalandı.

E-posta adresi var olan tüm panelistlere bir e-posta davetiyesi ve ankete yanıt vermedikleri takdirde en fazla iki hatırlatıcı e-posta gönderildi. SMS mesajlarına izin veren tüm ATP panelistleri bir SMS davetiyesi ve yine SMS ile gönderilen en fazla iki hatırlatıcı aldılar.

Veri kalitesi kontrolleri

Yüksek kaliteli verilere ulaşmak adına, araştırmacılar “satisficing” (Yeterli ve tatmin edici anlamına gelen, “Satisfy“ yani “tatmin etmek” ile “Suffice” yani “yeterli olmak” kelimelerinden oluşan kavram) özellikleri gösteren tüm katılımcıları belirlemek için veri kalitesi kontrolleri gerçekleştirdi. Soruları boş bırakma oranları ve katılımcıların sunulan ilk veya son cevabı seçmiş olup olmadığı da kontrol edilen noktalar arasındadır. Bu kontrolün sonucunda (ağırlıklandırma ve analiz öncesinde) anket veri setinden bir ATP katılımcısı çıkarılmıştır.

Ağırlıklandırma

ATP verileri, anket sürecinin farklı noktalarında meydana gelen birden fazla örnekleme ve yanıtsızlık aşamasını hesaba katan çok adımlı bir süreçte ağırlıklandırıldı. İlk olarak, her panelist, ilk işe alım anketleri için seçilme olasılıklarını (ve yalnızca bir katılımcı alt örneğinin davet edildiği durumlarda panele katılmaya davet edilme olasılıklarını) yansıtan bir temel ağırlıkla yola çıkar. Farklı yıllarda araştırma pratiğine dahil edilen panelistler için temel ağırlıklar, ait oldukları gruptaki tüm aktif panelistler için etkin örneklem büyüklüğü ile orantılı olacak şekilde ölçeklendirilir. İlk anketlerdeki cevapsızlığı düzeltmek ve kademeli panel yıpranmasını gidermek için, aktif panelistlerin taban ağırlıkları, tam panel ağırlığı oluşturmak üzere ekli tabloda tanımlanan popülasyon kriterleri ile uyumlu olacak şekilde kalibre edilir.

Son ağırlıklandırma adımında, anketi tamamlayan panelistler için dalgaya özgü temel ağırlıklar, yukarıda belirtilen popülasyon karşılaştırma ölçütlerine uyacak şekilde yeniden kalibre edilir. Bu ağırlıklar, ağırlıklardaki farklılıktan kaynaklanan hassasiyet kaybını azaltmak için (tipik olarak yaklaşık 1’inci ve 99’uncu yüzdelik dilimlerde) kırpılır. Örnekleme hataları ve istatistiksel anlamlılık testi, ağırlıklandırmanın etkisini dikkate alır.

Aşağıdaki tablo, anketteki farklı gruplar için yüzde 95 güven düzeyinde beklenebilecek, ağırlıklandırılmamış örneklem büyüklüklerini ve örneklemde ortaya çıkabilecek hata payını göstermektedir.

Örnekleme dair hatalara ek olarak, anketlerin sırasındaki soru üslubu ve pratik zorlukların kamuoyu yoklamalarının bulgularında hatalara veya yanlılığa sebep olabileceği de unutulmamalıdır.

Raporun orijinali için tıklayın 

 

Brezilya’daki kum fırtınası apokaliptik görüntüler oluşturdu

Brezilya’nın Sao Paulo eyaletindeki Presidente Prudente, Franca, Jales, Araçatuba, Barretos şehirlerinde ve Minas Gerais eyaletinin bazı bölgelerinde kum fırtınası etkili oldu.

Uzmanlar yaşanan kum fırtınasına bölgede uzun süredir etkili olan kuraklığın ve şiddetli rüzgarın sebep olduğunu ifade etti.

Brezilya Ulusal Meteoroloji Enstitüsü tarafından yapılan açıklamaya göre, kum fırtınası sırasında Sao Paulo eyaletinin iç kesimlerinde rüzgar saatte 60 kilometre hıza ulaşırken, Ribeirao Preto Havalimanı çevresinde esen rüzgarın hızı saatte 92,7 kilometre olarak ölçüldü.

 

Digis Mak’in haberine göre Meteorolog Estael Sias, “O bölgede aylardır yağmur yağmadığı için çok fazla toz var, toprak ve bitki örtüsü kuru ve yangınların da katkısı var” ifadelerini kullandı.

Toz fırtınalarının Asya’da daha sık görüldüğünü ve Brezilya’da pazar günü etkili olan fırtınanın birkaç saatte dağılabileceğini belirten Sias, “Fırtınayı takip eden rüzgar, bu kumun daha fazla yayılmasına yardımcı olacak ve sis gibi çözülecek” dedi.

Uzmanlar ekim ayının başlarında Brezilya’nın güney kesimlerinde etkili olması beklenen soğuk hava dalgasının kum fırtınası riskini artıracağını açıkladı.

Tunus’un ilk kadın başbakanı: Necla Bouden Romdhane

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, siyasi kriz sonrası Meclis’in yetkilerini askıya aldıktan iki ay sonra Necla Bouden Romdhane‘yi başbakan olarak görevlendirdi. Romdhane, böylece ülkenin ilk kadın başbakanı oldu.

Necla Bouden Romdhane, Eğitim Bakanlığı‘nda Dünya Bankası projelerini uygulayan bir jeofizik profesörü olarak görev yapıyordu.

Başbakandan kabinesi hızlı bir şekilde açıklanması istendi

Kays Said, atamanın Tunuslu kadınları onurlandırdığını ifade etti ve “Yeni hükümet yolsuzlukla mücadele etmeli. Sağlık, ulaşım ve eğitim dahil olmak üzere tüm alanlarda, Tunusluların taleplerini onların onurlarına yaraşır şekilde karşılamalı” dedi.

Tunus Cumhurbaşkanı aynı zamanda çok zaman kaybettiklerinden dolayı başbakandan kabinesini hızlı bir şekilde açıklamasını istedi.

Said geçen hafta, hükümetin bu dönemde cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacağını açıklamıştı. Cumhurbaşkanının bu kararı, Romdhane’nin önceki başbakanlara kıyasla daha az yetkiye sahip olması anlamına geliyor.

Necla Buden Ramazan kimdir?

Ramazan, 1958 yılında Tunus’un merkezindeki Kayrevan vilayetinde doğdu. Başkentteki Tunus Mühendislik Okulu‘nda jeoloji dalında Öğretim Görevlisi olan Ramazan, kariyeri boyunca Eğitim Bakanlığı’nda birçok görev aldı. Son olarak bakanlıkta Dünya Bankası programlarının uygulanması üzerine çalışıyordu.

Sayıştay raporu: OGM, 152 maden sahasındaki izinsiz yapılaşmaya göz yumdu

Sayıştay tarafından hazırlanan Orman Genel Müdürlüğü 2020 yılı raporunda maden sahalarında izinsiz yapılar yapıldığı ve izin amacı dışında kullanımlar olduğu tespit edildi.

Orman Kanunu‘nun 16’ıncı maddesi gereğince izin verilen maden izin sahalarından örnekleme yöntemi ile seçilen 649 maden izin sahasının 152’sinde izinsiz yapılar ve izin amacı dışında kullanımlar olduğu belirtildi. Raporda “Kurum tarafından maden izin sahalarının kontrollerine yönelik etkin bir denetimin yürütülemediği görülmüştür” ifadeleri kullanıldı.

‘Etkin denetim yok’

Sayıştay izni olmayan yapıların ve izin amacı dışındaki kullanımların tespitinde tek zamanlı uydu görüntüsü ile kontrol ve denetimlerin yeterli olmadığını belirtti.

Raporda ayrıca “152 maden izin sahasından 46’sında “idare izni olmayan yapılar” olduğu; 30’unda “izin amacı dışında kullanımlar” olduğu ve 76’sında ise “hem idare izni olmayan yapı” hem de “izin amacı dışında kullanımlar” olduğu anlaşıldı” denilerek bunların tespit, takip ve kontrolü bakımından etkin bir denetim yürütülmediği aktarıldı.

Geçmişte de uyarı verilmişti

“Dolayısıyla maden izin sahalarında; idare izni olmayan yapılar ve izin amacı dışında kullanımlar gibi iş ve işlemlerle ilgili yapılan kontrollerin işlevsel olmadığı, ORBİS’te verilen link üzerinden sistem tabanlı ve risk odaklı kontrollerin yapılmadığı görülmüştür” denilen raporda şu ifadeler yer aldı:

“Maden izin sahalarında kontrollerin yeterince yapılamadığı konusu geçmiş yıl Sayıştay Denetim Raporlarında yer almasına ve kurumca talimat ve uyarılar yapılmasına rağmen; kontrollerin yeterli düzeyde iyileştirilemediği görülmüştür.”

‘Rehabilitasyon yapılmıyor’

Sözcü’den Yusuf Demir’in haberine göre Sayıştay raporunda, maden sahalarında rehabilitasyon çalışmalarının da yapılmadığı kaydedili. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Orman Genel Müdürlüğü faaliyet alanında yer alan 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16’ncı maddesine göre izin verilen maden sahalarında yapılan denetimlerde, maden işletme sahalarının büyük bir çoğunluğunda rehabilite çalışmalarının yapılamadığı, bu sahaların verilen izinler doğrultusunda belli bir plan ve proje çerçevesinde işletilmesi ve çalıştırılması gerekirken, sahalarda düzensiz çalışmaların yapıldığı görülmüştür.”

Eylem planı yok

Sayıştay’ın 2020 raporunda, Orman Bakanlığı’nın ormanlık alanlar ve çevresinde yangın eylem planlarını da hazırlamadığını tespit etti.

Raporda, Türkiye’deki toplam ormanlık alanın yüzde 60’ını birinci ve ikinci derece yangına hassas alanlar oluşturmasına karşılık, yangın eylem planlarının her yerleşim yeri için hazırlanmadığı ve yanan alanlar ile bu alanlarda yapılan çalışmaların tamamının coğrafi bilgi sistemi kapsamında izlenmediği belirtildi.

Enka İnşaat, Gürcistan halkının direnişi sayesinde HES projesinden vazgeçti

Türkiye’nin en büyük inşaat şirketlerinden biri olan Enka, Gürcistan’da yapmak istediği hidroelektrik enerji santrali (HES) projesinden yerel halkın tepkileri yüzünden vazgeçmek zorunda kaldı.

Enka, Gürcistan devleti ile imzaladığı Yap-İşlet Sözleşmesi’ni feshetmek için başvurduğunu söyledi. Gerekçe olarak ise uzun süredir devam eden sözleşme ihlallerini gösterdi. Bölge halkı proje karşı uzun süredir sahada ve yargıda mücadele yürütüyordu.

İki HES inşa edilecekti

Proje kapsamında Rioni Nehri üzerine iki adet HES inşa edilmesi planlanıyordu: 333 MW’lık Namakhvani ve 100 MW’lık Tvishi santralleri.

Enka, 2017 yılında kazandığı ihale ile Namakhvani Cascade HES Projesi’nin inşası ve işletmesini üstlenmişti. Projenin yüzde 10’unun ortağı ise Norveç merkezli Clean Energy Group oldu.

Yerel halk mahkemeye başvurdu

Projenin kabul edilmesi halk tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı. İki baraj rezervuarını da içeren HES projesinin 610 hektarlık alanı sular altında bırakacağını ve çevreye büyük bir etki yapacağını belirten Yeşil Alternatif ve GYLA örgütleri projenin iptali için Tiflis İl Mahkemesi’nde dava açmıştı.

Publika’nın haberine göre yapılan başvuruda Çevre ve Tarım Bakanlığı tarafından onaylanan projede Enka’nın santrallerin insan sağlığı, çevre ve kültürel mirasa yönelik olası tehditlerini yeterince ala almadığı belirtildi.

Ayrıca çevresel etki değerlendirmesinin yapıldığı süreçte toplantı yönetmeliklerinin ihlal edildiği ve halkın karar alma sürecine katılımının engellendiği söylendi.

‘Ruhsat hukuksuz şekilde alındı’

Öte yandan Sosyal Adalet Merkezi de şirketin ruhsat alma süreçlerindeki hukuksuzluklarını öne sürerek verilen ruhsatın iptal edilmesi ve başlayan inşaatın durdurulması için mahkemeye başvurmuştu.

Sosyal Adalet Merkezi tarafından yapılan açıklamada “İznin verildiği tarihte Enka, herhangi bir zorunlu inşaat belgesi, uygun çalışma ve uzman görüşü sunmamıştı. Devlet, 100 metreden daha yüksek bir baraj içeren HES’in inşasına kapsamlı bir çalışma, yerel jeolojik çevre araştırması ve beklenen tehditlerin önceden belirlenmesini yapmadan izin verdi. Bu sadece yerel nüfusu değil, aynı zamanda Rioni boğazını bir bütün olarak tehlike altına soktu” ifadeleri kullanıldı.

Köylülerden protesto: İnşaat alanına haç

Projenin yapılmasına karşı çıkan halk inşaat başladıktan sonra sahada da protestolara devam ediyordu. 2020 tarihinde yapılan bir protestoda Tskaltubo Belediyesi’ne bağlı Namokhvani köyünde yaşayan halk inşaatın yapıldığı alanın ortasına büyük bir demir haç dikmişti.

Kolluk kuvvetlerinin direncine rağmen demir haçı dikmeyi başaran köylüler, mum yakıp çevresinde protestolarına devam etmişti.

 

Hakim ve savcı atamaları Resmi Gazete’de yayımlandı

Resmi Gazete‘de, Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından savcı ve hakim atanmalarına ilişkin kararname yayımlandı.

Kararnameyle, 1008 adli yargı hakim ve cumhuriyet savcısı adayı ile 7 idari yargı hakim adayının atanması gerçekleştirildi.

Adayların ataması, 27 Eylül’de yapılan ad çekme sonucunda gerçekleştirildi. Söz konusu atamalar, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu‘nun 13. maddesi gereğince yapıldı.

Antik bir yaşam sırrı: 24 Güneş Döngüsü beslenme sistemi

Haber: Nida KARA

*

“Anneannemin bana öğrettiği bu hiper-mevsimsel beslenme stratejisi sayesinde artık hasta olmuyorum….” Ailesi hala Çin’de olan Rose Wong’un, bir gün Pekin’i ziyareti esnasında anneannesinden öğrendiğini söylediği 24 Güneş Döngüsü Beslenme Sistemi (24 Solar Terms Regimen), Wong’un her kış geçirdiği soğuk algınlıklarına karşı bulduğu çözüm olmuş.

24 Güneş Döngüsü Beslenme Sistemi, aslında bizim coğrafyamıza uzak bir yaşam tarzı değil; isim ve nispeten içerik farkıyla. Anneannelerimizin, dedelerimizin doğal olarak yaşadığı, “mevsimine göre beslenme sistemi” olarak özetlenebilecek bu beslenme şeklinde, mevsimin dışında üretilen hiçbir yiyecek tüketilmiyor. Uzak Asya’da ise 24 Güneş Beslenme diye kısaltabileceğimiz sisteminin tarihi Antik Çin’e dayanmakta.

‘Somut olmayan Kültürel Miras’ listesinde

Genel anlamıyla, sistem güneşin yıllık hareketlerinin 12 büyük güneş ve 12 küçük güneş sistemi olarak ikiye bölünmesiyle meydana geliyor. Bu zaman sistemi, Çinlilerin mevsimlerin düzenliliği, astronomik yasalar ve yıl boyunca meydana gelen diğer yerel doğal olaylar hakkındaki algılarını organize ettikleri geleneksel bilgiyi ve sosyal uygulamaları somutlaştırıyor.

Tarımsal faaliyetler ve günlük yaşam için bir zaman çerçevesi görevi gören geleneksel Çin takvimlerinin ve yaşam uygulamalarının vazgeçilmez bir bileşeni olarak değerlendiriliyor.

Uluslararası meteoroloji çevrelerinde, bu bilişsel sistem Çin’in “Beşinci Büyük Buluşu” olarak onurlandırılmış. Aynı zamanda, UNESCO tarafından Hükümetlerarası İnsanlığın Korunması Komitesi‘nin 11. oturumu sırasında Çin’in “24 Güneş Terimi”, İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi’ne yazılmasına ilişkin bir karar kabul edilmiş.

Dünyada yavaş yavaş kendine yer bulmaya başlayan 24 Güneş Sistemi’nin,  Asya formatı, Türkiye’de henüz pek bilinmiyor. İnternet aramalarında Türkçe kaynağa denk gelmek neredeyse imkansız. Olan kaynaklar da, konuyla ilgili pek çok yerde konuşmalar yapan Master Chef ve aynı zamanda Ziraat Mühendisi Deniz Orhun’un katıldığı konferans ve etkinlikler.

Türkiye’deki buna yönelik farkındalığın artması, hem sağlık hem de iklim açısından sağlayacağı yararları öğrenmek için konu hakkında uzman olan kişilerle görüştük.

Deniz Orhun: Gastronomi oyunu değişiyor

Master Chef ve Ziraat Mühendisi, aynı zamanda “Yedikleriniz Davranışlarınız Olur” kitabının yazarı Deniz Orhun’a 24 Güneş Sistemi’nin neden yeterince bilinmediğini ve Türkiye’deki kaynak eksikliğinin sebebini sorduğumuzda, aslında dünyada da buna dair farkındalığın yeni yeni oluştuğunu anlatıyor.  Türkiye’deki konuyla ilgili ilk kaynaklardan biri sayılabilecek 24 Güneş Döngüsüne göre yiyecekleri anlatan kitabı filolog, Asya-Amerika Bilimsel Haber Araştırmacısı ve Sinolog Pınar Dedeoğlu Meng ile birlikte çıkaracaklarmış. Kitabın İngilizce, Fransızca, Çince, Almanca, Türkçe ve Arapça dillerinde telif hakkını da almışlar:

“Nasreddin Hoca bir gün bindiği dalı kesiyormuş. Onu gören çocuklar “Aman hocam, göl maya tutar mı?” demişler, hoca da durur mu, yapıştırmış cevabı “Doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun?”

Olmadı değil mi? Evet olmadı. Çünkü hepsi ayrı fıkralardandı ve hiçbiri birbirine uymadı. Dolayısıyla ne bize bir fikir verdi ne de güldürdü. İşte mevsiminde yenmeyen sebze ve meyveler de benzeri sonuç verirler. Çünkü her sebze ve meyve mevsiminde, o mevsimin ihtiyaçlarına cevap vermek için olgunlaşır. Mevsimi dışında yiyecekler Nasreddin hoca fıkrasındaki gibi yararlı olamadan birbiri ardına giden cümleler gibi gelip geçer hayatımızdan. Bize o an, o mevsimde gerekli olan vitaminleri, mineralleri vermeden.”

Mevsiminde ürünü doğru pişirmek ve saklamak da önemli

Sistemin doğayla uyumlu beslenme ve yaşama kavramından üretildiğini belirten Orhun şu bilgileri veriyor:

“Temeli tıbba dayalı mutfaklarda bu yemek şeklini görüyoruz ancak uygulamasını gördüğümüz el yazması yazılı kaynaklarda oldukça az. Antik Çin’de, tarihi çok eski olan bu yemek düzeninin, Batı Han Hanedanlığı’ndan günümüze kadar uygulayıcısı Xu Wanju (MÖ 202-MS 220). Mevsimlere göre tarımın ve yaşam şeklinin uygulandığı, yemeklerin, beslenmenin iklimlere göre yapıldığı bu rejimin bugün de Asya’da ilkokullarda çocuklara öğretildiği ve uygulandığı belirtiliyor. UNESCO tarafından da kültür mirası olarak korunmaya alındığı bu gastronomi rejiminin uygulaması Türk Mutfak kültürüne çok yakın. Bizde ki adı mevsime uygun beslenme.”

Doğaya uygun beslenme sisteminin, Türkiye’deki örneklerinden bazılarını balık sonrası helva yemek ya da lahmacunun içine yazın garnitür konulurken, kışın sade bir şekilde tüketilmesi şeklinde veren Deniz Orhun, “Mevsiminde yemek demek, manavınıza ne geldiyse onu yemek anlamına gelmiyor, o mevsimde ne çıkıyorsa onu doğru pişirme teknikleriyle sofranıza getirmeniz demek oluyor” diyor:

“Doğru pişirme ve saklama tekniğini uygulamadığınızda o üründen vücudunuz için gerekli olan vitamin ve minerallerin alımı mümkün değil. Şu an tüm yıl et, çilek, domatese ulaşabiliyoruz. Tüm yıl kahve içebiliyoruz. Vücutta birikimlerini hiç düşünmeden her gün ardı ardına yiyoruz ya da zencefilin sağlıklı olduğunu öğrendiğimiz için yaz kış yiyoruz. Halbuki yaz dönemi çok sıcaklarda iç termal ısınızı arttıracağı için normalde tüketilmemesi gerekir. Hava zaten sıcak, ürünün kendisi de bu etkiye sahip. Bizim kültürümüzde sebze türlüsü bile yaz sebzeleri, kış sebzeleri diye ayrılır”

Vücut sağlığı ve yiyeceklerden en fazla verimi elde etmenin yanında, işin bir de iklim- tarım ilişkisi boyutu var. Orhun, beslenme şekli ve iklim arasındaki ilişkiyi de şöyle açıklıyor:

‘Akılcı yemek’

“Sevsek de sevmesek de gelecek yüzyıl olarak konuştuğumuz durumlar şu an yaşanıyor! Yemek yeme davranışlarımızda bir transformasyon /dönüşüm zamanı. ‘Akılcı yemek yeme’ düzenine geçmemiz, sağlığımız için önemli.

Akılcı yemek” düzeni, ‘tarım politikasının dönüşüm modeli” içerisinde olan bir adım aynı zamanda. Kısacası şöyle: Küçük üreticiyi, tüketici davranışlarımız ve akılcı var olan teknolojileri kullanarak bilgiyle desteklemek, büyük çaplı gıda üreticilerindeki yapılması gereken tarımsal üretim değişiklikleri, genel tarım politikalarındaki hukuksal düzenlemeler, atık ve kayıpların azaltılması ve tüketici olarak davranışsal değişim”

Prof. Dr. Nuri Haksever: Gerçek manada beslenme, mucizenin ta kendisidir

Endokrinoloji-Metabolizma ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Nuri Haksever, doğru beslenme şekliyle ilgili Türkçe dilindeki en kapsayıcı kaynaklardan birinin yazarı. Altı ciltlik “Beslenmenin Kırmızı Kitabı” adlı eserinde, insan bedenindeki mucize için çok da uzağa değil, bir tabak öteye gidilmesinin gerektiğini anlatıyor.

Prof. Nuri Haksever.

“Beslenme karnımızın doyması mıdır? Yoksa hücrelerimize gerekli maddelerin temini midir? Bu soruya da çok kolay yanıt verdiğinizi düşünüyorum. Zira mevsimlere göre giyiniyor ve yaşantımız bu yönde değiştiriyorsak, beslenmenin de değişmesi gerektiğini kabul ediyoruz demektir. Aslında ayıların kış uykusuna yattığını hepimiz biliyoruz. Birçok hayvan mevsimlere göre farklı davranma eğilimindedir. Bitkilerde de durum benzerdir. Sadece ısı derecesi değil, nem, güneş ışını ve eğimi, yağış miktarı, rüzgar, toprağın karla örtünmesi vb faktörler bitkilerin durumunu da değiştirir.”

24 Güneş Döngüsü Beslenme Sistemi’nin öneminin yanında, birçok şey gibi beslenme sisteminin sadece mevsimine göre değil, bireye göre de düzenlenmesi gerektiğinin önemini vurguluyor Haksever:

“İnsanların çoğu bir şey yediği zaman beslendiğini düşünüyor ve daha da kötüsü doğru beslendiğini zannediyor. Oysa bir masa etrafında altı kişi oturuyor olsa ve herkes aynı yemeği yese en fazla bir kişi doğru beslenebilir. Diğer beş kişi yanlış besleniyordur. Bizler çoğunlukla yediğimiz gıdayı iyi veya kötü diye niteleriz.

Oysa en az bunun kadar önemli olan gıdayı alan kişinin durumu ve çevresel şartlardır. Yemek iyi, kişinin durumuna uygun ama çevre şartı uygun değil. Yaz kış, gece gündüz gibi. Ya da mevsime uygun ve doğru besin ama kişinin boy, kilo, aktivite, düşünce yapısı, duyguları, kas gücü, metabolizması, hormonlarının durumu, vitamin düzeyleri vb. birçok konu farklı ise sonuç gene değişecektir. Özetle sadece gıda veya gıdayı alan kişi değil, çevresel şartların da doğru beslenmeyi oluşturduğunu bilmek önemlidir”

Fatma Demirok: Beslenme doğanın katkısıyla olmalı; doğaya rağmen değil

Beslenme Uzmanı Fatma Demirok, mevsime göre beslenmenin hem ekosistem dengesine hem de yerelde ve mevsiminde üretilen ürünlerin karbon ayak izinin düşük olmasından kaynaklı iklime zarar vermeyeceği görüşünde. “Mevsiminde yetişmemiş meyve-sebze doğa şartlarıyla işbirliği yapılarak değil, doğayla mücadele edilerek üretildiğinden, üretiminde hibrit tohum, böcek ilacı ve kimyasal gübre kullanım oranı daha fazladır. Doğanın öyle muhteşem bir dengesi var ki, mevsiminde yediğiniz sebze ve meyveler o mevsimde vücudunuzun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri açısından zengindir. Ayrıca mevsimsel besinlerin, antioksidan özellikleri daha fazladır. Mevsimsel beslenme ayrıca ekosistemin dengesi açısından da çok önemlidir. Uzaktan gelmeyen veya mevsiminde yetiştirilen besinlerin karbon ayak izi de düşük olur.”

Fatma Demirok.

Beden sağlığına tek zararı mevsim dışı beslenme vermiyor, GDO’lu ve hibrit tohum da doğanın üretim dengesini etkilediği kadar, insan vücudunda da kalıcı hasarlar bırakıyor:

“Son dönemde hibrit tohum ve GDO’lu tohum denilen tohumlar yoğun olarak kullanılıyor. Özellikle GDO’lu tohumlar ile yetişen meyve ve sebzeler sağlığımızı tehdit ediyor.

Hibrit tohumlar ise aynı türden iki farklı bitkinin çaprazlanmasıyla elde edilmekte.  Bu tohumlar, doğru mevsim koşullarında ve zamanda üretilmediğinden böcek ve hayvanlara karşı dayanıksız. Bu nedenle böcek ilacı ve kimyasallar hibrit tohumlarda sıklıkla kullanılır. GDO’lu tohumlara göre daha sağlıklı dense de, kimyasalların kullanılması hibrit tohumu zararlı kılan birkaç öğeden biridir. Ayrıca marketlerden aldığımız bir çok ürün bu tohumlarla üretiliyor. Burada sağlığımız için yapılabilecek en önemli şey, atalık tohum ile organik üretilen besinlere ulaşabilmek”

Tarihte 1545 yılından önce mevsim dışı beslenme modeli olmadığını belirten Demirok, buna bağlı olarak fazla hastalık çeşitliliği de olmadığını ifade ediyor. Bunun için de hem sağlık hem zayıflama ya da kilo almayı kolaylaştırması açısından, mevsimin dışına çıkmadan listeler hazırlıyor.

Mevsim dışı besin tüketmede en iyi ve sağlıklı yöntemin ise kurutma olduğunu kaydeden Fatma Demirok, “Mevsimi dışında tüketmek istediğimiz besinleri, mevsiminde iken dondurabilir  kurutabiliriz. Besinlerin mevsim dışı en sağlıklı tüketilme şekli bu yöntemlerdir. Bu yöntemler ile en az besin değeri kaybı ile o besinleri tüketebiliriz” diyor.

Neslihan Öztürk Aktepe: Liste hazırlarken mevsimi en önemli etkin

Diyetisyen/Yazar ve Gıda Hattı Bilim Kurulu Üyesi Neslihan Öztürk Aktepe, danışanlarının beslenme şekillerine yön verirken, mevsimi her daim kıstas aldığını anlatıyor. Mevsime göre bedenin ihtiyaç duyduğu mineraller ve vitaminler doğrultusunda beslenildiğinde kilo almanın ve vermenin de kolaylaştığını ifade eden Öztürk Aktepe şöyle konuşuyor:

“Her mevsim hava şartlarına ayak uydurabilmek ve bizi koruyabilmek için vücudumuzda bir takım değişiklikler olur. Bu değişikliklere ayak uydurduğumuzda çok daha sağlıklı bir hale geliriz. İşte tam da bu nedenle mevsime göre beslenmek gerekir.

Örneğin kışın, soğuğa karşı vücudumuz dayanıklı olmak ve ısınabilmek için daha çok enerji harcar. Metabolizmanın gerek duyduğu maddeler ise biraz daha nişasta ağırlıklıdır. Dolayısıyla kışın kök sebzeler yetişir. Lahana, ıspanak, karnabahar, turp, kereviz gibi sebzeler bu mevsimde tüketilmeli ve vücudun hastalıklara karşı direnci artırılmalıdır.

Yazın ise artan sıvı kaybını önlemek için su oranı yüksek olan kavun, karpuz ,çilek, kabak, salatalık, marul gibi meyve ve sebzeler tüketmek gerekir. Ayrıca kışın iç organları ısıtan, zencefil, siyah pirinç, kestane, market yoğurdu, dondurma, kuru baklagiller, yağlı et tüketirken yazın iç organların ısısını azaltan domates, yeşil sebzeler, ev yoğurdu gibi besinler tercih edilmelidir.”

Aktepe, sadece belli bir sisteme ayak uydurmanın yanında, hem tohum hem de toprak kalitesi açısından, aynı zamanda yağan yağmurdaki mineral oranın değişmesinde bile yiyeceklerin besin değerinin farklılaştığını açıklayarak, yarar sandığımız şeyin zarara dönebileceğini açıklıyor:

“Mevsim dışında tüketilen besinler, turfanda, serada ya da başka bir yapay ortamda yetiştirildiği için tohumlarında değişiklikler meydana gelebilmektedir. Örneğin, yaz aylarında yetişen karpuz ve kış yağmuru ile yetişen portakalın besin değeri ve kalitesi serada yetişen portakal ve karpuz ile aynı olamaz. Ayrıca mevsim dışı üretilen meyve ve sebzelerin daha uzun ömürlü olması ve hızlı yetişebilmesi için tarımsal ilaçlar kullanılmaktadır.”

TTB’den dans eden doktora ilişkin açıklama: Hekimlerin özel yaşamına karışmayız

Türk Tabipleri Birliği (TTB), katıldığı programda dans ettiği gerekçesiyle hakkında inceleme talebi verildiği iddia edilen doktorla ilgili bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada “TTB, hekimlerin özel yaşamına ilişkin bir değerlendirmede bulunmaz” ifadeleri kullanıldı.

Ne yaşandı?

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Banu Küçükpolat, Seda Sayan‘ın sunduğu bir televizyon programına çıkarak dans etmesiyle sosyal medyada gündem olmuştu.  Daha sonra çıkan haberlerde TTB’nin İstanbul Tabip Odası Başkanlığı’na konuyla ilgili yazı gönderdiği ve yazıda şu ifadelerin yer aldığı belirtildi:

“Sabahın Sultanı Seda Sayan” adlı televizyon programında konuk olan Op. Dr. Banu Küçükpolat’ın tıbbi deontoloji ve hekimlik meslek etiği kuralları ışığında disiplin işlemleri yönünden değerlendirilmesini ve sonucundan tarafımıza ve ilgililerine bilgi verilmesini bekleriz.”

‘Özel yaşama ilişkin değerlendirmede bulunmayız’

Kadın doktorun özel yaşamında yaptığı hareketlerin inceleme konusu olmasına dair sosyal medyadan gelen açıklamaların ardından TTB yazılı bir açıklama yaptı. Açıklama şu şekilde:

“Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) şikayet başvurusu olduğunda oda tüzel kişiliğinin şikayeti inceleyip kendi yetkisi ile vereceği karara dayanan benzer nitelikteki yazı örneği ile birlikte şikayetler ilgili odalara iletilmektedir.

Her gün yapılan 50-60 civarında benzer iç yazışmadan biri, hekimin televizyon programında dans etmesi ile ilgili olduğu izlenimi verecek şekilde haberlere yansımıştır. Gerek TTB gerekse tabip odaları, hekimlerin hekimlik mesleğinden doğan yükümlülük ve etik ilkelerle uyumlu mesleki uygulamasını denetleme yetkisine sahip olup; bunun dışında “dans etmesi” gibi özel yaşamına ilişkin bir değerlendirmede bulunmaz.

Hekimlik mesleğinden doğan yükümlülük ve etik ilkelerle uyumlu mesleki uygulamanın ihlali yönünde bir iddia ve şikayet olduğunda da TTB, tabip odalarının soruşturma açıp açmayacağını, açacaksa hangi maddelerden soruşturma açacağını değil; tıbbi deontoloji ve etik ilkeler yönünden değerlendirme yapılması talebini iletir. Karar verici merci, oda tüzel kişiliğidir.”

Dünya yokoluş krizinde: ABD’de 23 türün soyu tükendi

ABD Balık ve Yaban Hayatı Servisi’nden yapılan açıklamada, çoğu güney eyaletleri ile Hawaii adasında yaşayan kuş, balık ve diğer canlılardan oluşan 23 türün artık bulunamadığı belirtildi.

Açıklamada 11 kuş, 8 taze su midyesi, iki balık ile bir yarasa ve bitki türünün yeryüzünden tamamen yok olduğunun düşünüldüğü kaydedildi.

1960’lardan bu yana listedelerdi

Söz konusu türlerin 1960’lardan bu yana nesli tükenmekte olan türler listesinde yer aldığına dikkat çekildi.

Kaybolan türlerin arasında en öne çıkan fildişi gagalı ağaçkakan cinsinin Arkansas, Louisiana, Mississippi ve Florida eyaletleri bataklıklarında yaşadığı ve en son 2004’te görüldüğü kaydedildi.

Fotoğraf: AA

İnsanlar yüzünden yok oldular

23 canlı türünün yok olmasında iklim değişikliği, su kirliliği, ağaç kesimi, madencilik, aşırı avlanma ve yerleşim alanlarının genişlemesi gibi faktörlerin etkili olduğuna vurgu yapıldı.

AA’nın aktardığına göre Balık ve Yaban Hayati Servisinden bilim insanı Bridget Fahey, canlıların tükenmesinde insan kaynaklı çevresel değişime işaret ederek, “Bu 23 türün her biri, ulusumuzun doğal mirası ve küresel biyoçeşitlilik için kalıcı bir kaybı temsil ediyor” ifadesini kullandı.

Gerçek rakam daha fazla

Dünya genelinde ise son yıllarda 902 canlı türünün yok olduğunun altı çizilerek, bazı türlerin resmi olarak kayıtlara geçmemiş olması nedeniyle gerçek rakamların bunun çok üzerinde olduğuna dikkat çekildi.

Birçok bilim insanının, canlı türlerinin yok olma hızının endişe verici düzeye ulaştığına vurgu yaparak, dünyanın bir “yok olma krizi” içinde olduğu konusunda uyardığı kaydedildi.