Ana Sayfa Blog Sayfa 1228

İklim Kanunu’nda ‘çevre suçu’ tanımı gelmesi düşünülüyor

İklim değişikliğiyle ilgili hazırladığı hukuki ve cezai sorumluluğa ilişkin rapor, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) kabul edilen  TBMM Sanayi ve Ticaret Komisyonu Başkanı Ziya Altunyaldız, yeni dönemde atılacak adımları Türkiye Gazetesi’nden Ebru Karatosun‘a anlattı.

“Çevre suçu” tanımı yapmayı öngördüklerini belirten Altunyaldız, “Kirleten bedelini öder. İklimden zarar görenler de hayat haklarının ihlali gerekçesiyle dava açabilir” ifadelerini kullandı.

‘Kirleten öder’

Altunyıldız, “Ülkemizin yeşil devrimde önemli bir aktör olacağını pozisyonladığımız zaman, iklim kanununda bu alanda önemli düzenlemeler olmasını bekliyoruz. Endüstriler ve bakanlıklar başta olmak üzere kimin neyin ne kadar yapması gerektiğine dair hususlar düzenlenmelidir. Bizim raporumuzda çok net bir ifade var; ‘kirleten öder’ diye. Dolayısıyla evet, kim kirletiyorsa, kim zarar veriyorsa bunun bedeli neyse öder” dedi.

İnsanlar dava açabilecek

Raporda, ‘çevre suçu’ diye bir suç öngörüldüğünü belirten Altunyıldız,  “Eğer, ‘Çevre suçuna ilişkin bir fiil varsa sorumlu mutlaka bu fiili işleyen kişidir’ diyor. Hem küresel anlamda hem ülke bazında izleme ve takip sistemlerinin kurulmasını da öneriyoruz. Ülkelerin gerekli düzenlemeleri yapması durumunda çevre kirliliğinden zarar gören bir vatandaş hayat hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle dava açabilecek. Şu anda bile yerel mevzuatların eksik olduğu bir düzende bile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne dayanarak farklı ülkelerde davalar açılmaya başlandı. Vatandaş, sorumlu kimse kamu idareleri veya bakanlıklardan tazminat isteyebilecek ya da zararın giderilmesini talep edebilecek. İklim kanunu ve bir de stratejik eylem planıyla ilgili çalışmalar yapacağız” ifadelerini kullandı.

Raporun ardından Avrupa Konseyi bünyesinde bir komite oluşturulduğunu belirten Altunyaldız, “Komite, çevrenin tahribatıyla ilgili ülkelerin yapacağı düzenlemelerde ortak bir anlayış geliştirme, düzenleme yapma ve muhtemel ceza öngörülerini ortaya koymaya dair konvansiyon çıkaracak. Bu konvansiyon oluştuktan sonra üye ülkelerin imzasına ve onayına açılacak. Üye ülkeler de buna ilişkin olarak kendi mevzuatlarında hızlı bir düzenleme yapacak” dedi.

Veli-Der: En az 153 bin 400 öğrenci yüz yüze eğitime devam edemedi

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), “Salgında Yüz Yüze Eğitimde 4. Hafta” raporunu açıkladı.

Rapora göre, öğretim yılının ilk ayının sonunda binlerce sınıfın karantinaya alınması sebebiyle Türkiye genelinde en az 153 bin 400 öğrenci yüz yüze eğitime devam edemedi.

‘Karantinaya alınan sınıf sayısı artıyor’

Veli-Der temsilcileri tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, her geçen gün salgının yayılma hızının ve karantinaya alınan sınıf sayısının arttığına dikkat çekildi ve şunlar kaydedildi:

Yüz yüze eğitimde İstanbul Kartal’daki Yavuz Selim Ortaokulu’nda 6 sınıf karantinaya alındı. İki sınıfta karantina hâlâ devam ediyor. Şu anda aynı şekilde Kartal Yavuz Selim Ortaokulu’na yakın okullar arasında olan Cevizli Ortaokulu’nda 7, Kartal Süleyman Demirel Anadolu Lisesi’nde 7, Kartal Türk Kızılayı Anadolu Lisesi’nde 7 sınıf karantinaya alındı. Alınmayan önlemler nedeniyle çocuklarımızın eğitim hakkı, sağlığı, biz velilerin, öğretmenlerin sağlığı risk altında.”

Tespit ve öneriler

Dernek tarafından yapılan tespit ve öneriler ise şöyle:

  • Öğrencilerin sınavları ve ölçme-değerlendirmeleri ile ilgili yeni bir planlamaya ihtiyaç var. Salgın okullarda yayılıyor ancak salgın yönetimi yeni durumlara göre değişmiyor. Ortada bir salgın yönetimi değil algı yönetimi var.
  • Edirne merkezde en az 44 sınıf karantinaya alındı. Edirne 75. Yıl İlkokulu’nda 13 öğrenciye yapılan test sonucunda 10 öğrenciye pozitif tanısı konuldu.
  • Erzincan merkezde en az 55 sınıf karantinada. 40 okul tadilatta.
  • Yeterli temizlik görevlisi yok; okullarda hijyen, havalandırma sistemi yok.
  • Yeterli ek derslik hazırlanmadı, yeterli öğretmen ataması yapılmadı. Fiziki mesafenin sağlanmasına yönelik önlemler alınmıyor.
  • Ders sürelerinin azaltılması, sınıfların seyreltilmesi konusunda adım atılmadı, bağlayıcı kararlar alınmadı.
  • Okullarda hızlı uygulanabilecek PCR testleri bulunmalı.
  • Acilen ek derslik sağlanmalı, ataması yapılan 15 bin öğretmen bir an önce göreve başlatılmalı, yeterli öğretmen ataması yapılmalı.
  • Karantinaya alınan öğrencilerden uzaktan eğitime erişimi olmayanlara ücretsiz cihaz ve internet desteği sağlanmalı.

‘Hiçbir tedbir alınmamasını kabul etmiyoruz’

Öte yandan, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) de 27 Eylül-1 Ekim tarihlerindeki Yüz Yüze Eğitim Vaka Tespit Tablosu‘nu açıkladı.

Tabloya göre, 36 şehirde, 154 ilçe ve 16 köyde kapanan sınıf sayısı bin 636, temaslı pozitif öğretmen sayısı 827, temaslı pozitif öğrenci sayısı da 4 bin 681 oldu.

Eğitim Sen tarafından yapılan açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığı‘nın (MEB) yüz yüze eğitimi istiyormuş gibi yapıp hiçbir tedbir almamasını kabul etmeyeceklerini ve öğrencilerin sağlıklı ve güvenli ortamlarda yüz yüze eğitim için tüm tedbirlerin alınması mücadelesini yükselterek yürütecekleri ifade edilerek, şunlar kaydedildi:

MEB, yıllardır kadrolu yardımcı personel alımı yapmamakta ve ihtiyaçlar İŞKUR üzerinden geçici görevlendirmelerle geçiştirilmektedir. Yüz yüze eğitimde bir ay geçmiş olmasına rağmen okullarımızın büyük çoğunluğunda yardımcı hizmet personeli ihtiyacı halen giderilmemiştir. Tüm okullarda temizlik görevlisi yardımcı personel hemen göreve başlamalıdır. Kamu hizmetlerinin sürekliliği, düzenliliği ve halka daha nitelikli olarak sunulması için eğitimde her türlü güvencesiz istihdam uygulamasından derhal vazgeçilmeli, herkese kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalıdır.

“MEB, yüz yüze eğitim için alınacak tedbirleri sadece maske ve hijyen malzemesi olarak görmekte ve diğer bütün tedbirlerin alınmasını sürekli ertelemektedir. Ek derslik ve ihtiyacın tamamı kadar öğretmen ataması yapmayarak seyreltilmiş sınıf uygulamasını da başaramamıştır. Bu durumda kalabalık sınıflarda öğrenci ve öğretmenin 40 dakika boyunca maskeli bir şekilde ders işlemesi sağlıksız bir ortam yaratmakta ve riski arttırmaktadır. Ders sürelerinin 30 dakikaya indirilmesi talebi hem eğitim emekçileri hem de velilerimiz tarafından yoğunca dile getirilmektedir. MEB’i bu konuda da bir an önce düzenleme yapmaya ve ders sürelerini 30 dakikaya indirmeye çağırıyoruz.

“Okullarımızda havalandırma sistemleri olmadığı gibi pencere sistemleri de düzenli bir havalandırmaya uygun değildir. Bu konuda gerekli çalışmalar başlatılmamıştır. Kış aylarının yaklaşmakta olduğu dikkate alındığında öğrenci ve öğretmenlerimizin sağlıklı bir derslik ortamına kavuşabilmesi önemlidir. Bu konuda acilen çalışma başlatılmalı ve yüz yüze eğitimin devam etmesi riske atılmamalıdır.”

Akkuyu Nükleer Davası’ndaki taraflı bilirkişi heyetine karşı dava açıldı

Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘ne karşı açılan davada hukuka, bilime ve Yüksek Öğretim Kanunu’na aykırı rapor düzenleyen akademisyen bilirkişilere yönelik YÖK aleyhinde dava açıldı.

Ankara 13’üncü İdare Mahkemesi‘ne yapılan başvuruda söz konusu heyetin, bilirkişilikten men edilmeleri ve Yüksek Öğretim Kanunu kapsamında cezalandırmaları talep edildi.

Neler yaşandı?

Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal yaptığı açıklamada Akkuyu Nükleer santrali ÇED iptal davasının 11 Temmuz 2016 tarihinde yapılan keşifte yaşananları hatırlattı.

Bilirkişi incelmesi sırasında heyete “nükleer santral sahasında zeminin altının boş olduğunu, buradan örnek alınması gerektiğini , Büyükeceli köylülerinin 1983 yılında zemin etüdü yapan taşeron firmanın işçileri olarak çalışırken zemine tonlarca çimento basıldığını ve çimentonun zemine basıldığı yerden 150 metre ötede denizden çıktığını söylediklerini” denilmişti.

Hatalı bilirkişi incelemesi

Atal açıklamasında “Bütün bu beyanlarımıza ve keşifteki sürekli ve ısrarlı taleplerimize rağmen naip hâkim ve bilirkişi heyeti zeminden örnek almamış ve nükleer santral sahasının altında boşluklar barındıran kireçli-dayanıksız karstik yapıdan oluşan zemin olduğu anlaşılamadan keşif tamamlanmıştır” dedi.

Açıklamada daha sonrasında 56 bin ton nükleer reaktör ağırlığının yerleştirileceği zeminin betonunda çatlak oluştuğu, çatlak oluşan bölümlerin kırılarak tekrar beton döküldüğü ve yeniden çatlak oluştuğu hatırlatıldı.

YÖK’e yapılan başvuru sonuçsuz kaldı

Akkuyu’daki raporu hazırlayan 15 bilirkişiden yedisi Sinop Nükleer Santral projesine karşı açılan davada görevlendirilince bu 15 kişilik heyet YÖK’e şikayet edildi.

Sinop Nükleer Santral davasında da bilirkişilerin “tarafsız olamayacakları” belirtilerek bilirkişileri red talebinde bulunuldu.

İsmail Hakkı Atal, “YÖK’e yaptığımız başvuruya üç üniversite rektörlüğünden üç bilirkişi hakkında soruşturma açılmamasına dair karar geldi. Onlara karşı dava süremiz devam ediyor. Ancak tüm bilirkisiler hakkında YÖK’e yaptığımız başvuruya cevap verilmemek suretiyle oluşan zımni red işleminin iptali talebiyle YÖK’e karşı Ankara İdare mahkemesinde dava açtık” dedi.

‘Görevlerini kötüye kullandılar’

Akkuyu Nükleer Santrali’nin Türkiye için aynı zamanda bir Milli Güvenlik tehdidi olduğu belirtilen başvuruda şu ifadeler kullanıldı:

“Akkuyu nükleerdeki bilimsel yanlışlıkları ortaya koymayan ve YÖK kanununa muhalefet edip görevi ihmal eden ve/ veya kötüye kullanan, T.C. bekasını tehdit eden bir milli güvenlik sorunu içine girmesine neden olan bilirkişi raporunda imzası olan tamamı akademisyen ve Prof. unvanlı bilirkişilerin uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesini durdurma ve ayrıca bilirkişilik görevinden men edilmeleri için YÖK aleyhine  Ankara 13’üncü İdare Mahkemesi’nde 2021/1882 E. sayılı davayı ülkemiz ve insanlık adına açtığımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

 

Pandora Papers’tan Türkiye’den Çalık Holding de çıktı

Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu‘nun (ICIJ) paylaştığı ve 117 ülkeden 600’den fazla gazetecinin incelediği yaklaşık 12 milyon Pandora Belgeleri‘nde, dünya liderleri, siyasetçiler ve milyarderlerin gizli servetleri ve anlaşmaları ortaya dökülürken, belgelerde Türkiye‘den Çalık Holding‘in de bulunduğu öğrenildi.

Çalık Holding’in dört offshore şirketi bulunduğu kaydedilirken, holdingin yöneticilerinin de adının geçtiği ve hesaplarında milyon dolarlar olan bu şirketler, kayıtlara göre holdingin ticari işlemleri için kullanılıyor.

Pandora Papers’ta Rönesans Holding‘in adı geçmiş, holding tarafından yapılan açıklamada iddialar yalanlanmıştı.

Holdingin offshore şirketleri

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, Çalık Holding’in ilişkili olduğu Britanya Virjin Adaları merkezli dört şirket var.

Trident Trust offshore danışmanlık firması aracılığıyla kurulan Oipano Trading S.A, Textiles International Ltd, Lasarre Trading Ltd ve Sonjah International Limited adlı şirketlere Straellington Nominee Limited adlı bir firma vekil hissedar olarak atanıyor. Belgelerden edinilen bilgilere göre, holdingin yönetim kurulu başkanı Ahmet Çalık böylece perde arkasından şirketlerin faaliyetlerini yürütebiliyor.

Türkiye’de vergi cenneti ülkelerinde yapılan ticari işlemlerde yüzde 30 vergi uygulanması kararlaştırılsa da Bakanlar Kurulu hangi ülkelerin vergi cenneti olduğuna açıklamadığı için 15 yıldır bu vergi uygulanamıyor. Kamuoyunda “varlık barışı” olarak bilinen ve periyodik olarak çıkarılan düzenlemeler ise offshore ile mücadele yerine teşvik ettiği yönünde eleştiriliyor. 2008’den bu yana uygulanan varlık barışı sayısı şimdiye dek yediyi bulurken, iktidar bu düzenlemeyi ekonomiye ciddi kaynak sağladığı gerekçesiyle savunuyor.

Sabah-ATV de Çalık Holding’ satıldı

Telekom, inşaat, enerji ve maden alanında çok sayıda ihale alan Holding, TMSF tarafından el konulup satışa çıkarılan Sabah-ATV için de Aralık 2007’de yapılan ihaleyi kazandı. Bütün katılımcıların çekildiği ihalede tek teklif o dönem Berat Albayrak’ın genel müdürü olduğu Holding’den geldi. Grup, medya sektörüne girerken kamu bankalarından 750 milyon dolarlık kredi aldı. Sabah-ATV’nin Çalık grubuna satılması medyada da bir kırılma noktası yarattı.

Ahmet Çalık dünyanın en zenginleri listesinde

AKP iktidarı döneminin en hızlı yükselen gruplarından biri olan holding, 2012 yılından  2020’ye kadar öz kaynaklarını yaklaşık dokuz kat artırdığı ve 1 milyar 600 milyon TL’den 13 milyar 900 milyon TL’ye çıkardığı biliniyor.

Holding’in yönetim kurulu başkanı Ahmet Çalık ise Forbes’in 2021 listesinde 1,5 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zenginleri arasında 2035’inci sırada yerini alıyor. Çalık, aynı derginin 2020 Türkiye listesinde de ülkenin en zengin beşinci kişisi olma unvanını elde etmişti.

Ancak, Ahmet Çalık’ın ne kadar vergi ödediğine açık kaynaklardan ulaşılamazken, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın en son açıkladığı 2019 vergi rekortmenleri listesinde Ahmet Çalık’ın ismi yer almıyor. Çalık, bu durumda ismini açıklamama hakkını kullanmış olabilir.

Paris Anlaşması’nın onaylanması teklifi Dışişleri Komisyonu’ndan geçti

Paris Anlaşması’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi, TBMM Çevre Komisyonu‘nun ardından Dışişleri Komisyonu‘nda da görüşüldü.

AKP İstanbul Milletvekili Akif Çağatay Kılıç başkanlığında toplanan komisyonda, teklifin tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasının ardından, maddelerine geçildi.

Teklifin, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi‘nin 21’inci Taraflar Konferansında kabul edilen ve Türkiye Cumhuriyeti adına 22 Nisan 2016’da imzalanan Paris Anlaşması’nın beyan ile birlikte onaylanmasının uygun bulunduğuna dair maddesi ile yürürlük ve yürütme maddeleri ayrı ayrı oylanarak kabul edildi.

Maddelerin oylamasının ardından teklif, oy birliğiyle kabul edildi.

Bugün Genel Kurul’da görüşülecek

Paris Anlaşması’nın onaylanması için yapılan ve iki komisyondan da geçen teklif, bugün Genel Kurul’da görüşülecek ve oylamaya sunulacak. Anlaşma onaylandıktan sonra karar Birleşmiş Milletler (BM) sekreteryasına iletilecek ve Türkiye anlaşmaya taraf olacak.

Anlaşma, sera gazı salımının küresel seviyede azaltılmasını ve küresel ısıtmanın endüstri öncesine kıyasla en az 2 derece, tercihen 1,5 derece sınırlanmasını öngörüyor.

Erkekler eylülde en az 26 kadını ve dört çocuğu öldürdü

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği Erkek Şiddeti Çetelesi‘ne göre erkekler eylülde en az 26 kadını öldürdü, beş kadına tecavüz etti.

17 kadının ölümü basına şüpheli olarak yansıdı. Erkekler Konya‘daki bir kadını ise öldürmeye teşebbüs etti.

Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Afganistanlı, Biri Rusyalı biri de Azerbaycanlı idi. Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri transtı.

Failler tanıdık

Erkeklerin 20 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler, altı kadını da “barışmak istemediği”, “boşanmak istediği” için öldürdü.

18 kadını kocası, sevgilisi, eski kocası öldürdü. Bir kadını ev sahibi, üç kadını oğlu, iki kadını akrabası öldürdü. İki kadını öldüren erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

20 kadın ev içinde öldürüldü

Erkekler, 20 kadını ev içinde, dört kadını ormanlık alan, park gibi ev dışı alanlarda öldürdü. Erkeklerin iki kadını nerede öldürdüğü bilgisi basına yansımadı.

Erkekler, on kadını ateşli silahlarla, yedi kadını kesici aletle, üç kadını da boğarak öldürdü. İki kadını darp ederek öldüren erkekler, bir kadını işkence ederek, bir kadını da balkondan atıp öldürdü. Erkeklerin iki kadını nasıl öldürdüğü basına yansımadı.

Hukuki süreç

Kadınları öldüren en az 26 fail erkek vardı. 15 fail tutuklandı. 5 fail gözaltına alındı. Bir failin durumu “kaçtı”, bir failin durumu da “teslim oldu” diye yansıdı. En az 4 failin durumu da “intihar etti” olarak basına yansıdı.

Eylül’de erkekler en az dört çocuğu öldürdü. Geçen yıl aynı ay da bu sayı dörttü. Kayseri, Antep, İzmir ve Karabük’te erkekler beş çocuğa şiddet uyguladı.

Bir çocuğu erken yaşta zorla evlendirildiği “kocası”, üç çocuğu da babası öldürdü. Çocukları öldüren üç erkek de tutuklandı.

 

Ataşehir’de kağıt toplayıcılarının depolarına gece baskını: 200’e yakın gözaltı

İstanbul Ataşehir‘de “ülkeye kaçak yollarla girdikleri” gerekçesiyle kağıt toplayıcılarına yönelik 49 ayrı adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Operasyona Ataşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü, Özel Harekat Şube Müdürlüğü ve Ataşehir Belediyesi de ekipleri katıldı.

Çok sayıda gözaltı var

Operasyonda çok sayıda kağıt toplayıcısı gözaltına alınırken, iş makineleri de kullanılarak kağıt toplanılan alanlar yıkıldı ve buralarda arama yapıldı. Arama sonucunda ise çekçek arabaları ve diğer malzemelere belediye ekipleri tarafından el konuldu.

Gözaltına alınan kişiler üst aramaları ve kimlik tespitinin ardından otobüs ve minibüslere bindirilerek Tuzla Göçmen Toplama Merkezi‘ne götürülürken, işlemleri tamamlanan mültecilerin sınır dışı edileceği kaydedildi.

Gazeteci Emre Orman tarafından paylaşılan bilgiye göre, Ataşehir’de yapılan baskında yaklaşık 200 kağıt işçisi gözaltına alındı.

Öte yandan, İstanbul Dudullu Kadosan Oto Sanayi Sitesi önünde bulunan atık kağıt depolarına baskın yapılmış, bu duruma direnen işçilerden bazıları gözaltına alınmış ve tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilmişti. Bu işçilerden üçü hakkında tutuklama kararı çıktı.

Valiliğin açıklaması

İstanbul Valiliği, 23 Ağustos tarihinde toplama işleminin çevre ve halk sağlığı sorunlarına neden olduğu iddiasıyla yasaklandığını duyurmuş ve konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştı:

Şehrimizde izinsiz-ruhsatsız atık toplama ve ayırma faaliyetleri; başta çevre ve halk sağlığı sorunları olmak üzere, kayıt dışı ve sağlıksız koşullarda istihdama yol açmakta, ayrıca kamu zararı ve haksız kazanca sebebiyet vermektedir. Bütün bu olumsuzlukları gidermek amacıyla denetimlerimiz devam ediyor, devam edecektir. Bu ilçelerimizde bir daha çekçekçi diye tabir edilen atık toplayıcıları olmaması için belediyelerimiz, muhtarlıklarımız ve hemşehrilerimizin gereken duyarlılığı göstereceklerine inancımız tamdır.”

Erdoğan hedef gösterdi, polis saldırdı: Boğaziçili 10 öğrenci gözaltına alındı

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki yeni kayyım rektör Naci İnci’yi protesto ettiği için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yeniden hedef gösterilen Boğaziçili dört öğrenci dün akşam gözaltına alındı.

Gözaltıları protesto eden ve arkadaşlarının serbest bırakılmasını isteyen öğrenciler Güney Kampüs girişine yürüyüş düzenledi ve burada oturma eylemi başlattı.

Bu eylem sırasında altı öğrenci daha gözaltına alındı. Böylece gözaltına alınan kişi sayısı 10’a yükseldi.

Erdoğan hedef göstermişti

Boğaziçili öğrenciler 4 Ekim’de Naci İnci rektörlük binasından çıkarken atanmış rektörü yuhalamış ve arabasının önünde durmuşlardı.  Erdoğan bunun üzerine dün Boğaziçili öğrencileri yeniden hedef göstermiş ve “Bazılarının her konuda olduğu gibi yükseköğretim konusunda da yapılanları takdir etmek gibi bir derdi olmadığını üzüntüyle takip ediyoruz. Hele hele rektörünün arabasının üstüne çıkıp orada tepinen öğrencilerin olduğu bir Türkiye’yi ben kabullenemiyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Öğrencileri “terörist” olarak adlandıran Erdoğan, “Böyle öğrenciler bize gerekmez. Rektörünüz aracın içinde, siz önünü kesiyorsunuz ve daha sonra da aracın üzerine çıkıp tepinmeye başlıyorsunuz. Böyle bir öğrenci olamaz. Bunlar olsa olsa ancak üniversitelerin içine sızmış teröristlerdir” demişti.

‘Teröristler burada’

Güney Kampüs kapısı önünde arkadaşlarının polis şiddetiyle birlikte gözaltına alınmasını protesto eden bir öğrenci Erdoğan’ın kendilerine “terörist” dediğini hatırlatarak “Terörist nerede, terörist kimler şimdi görsünler. Teröristler burada okulumuzda arkadaşlarımızı işkenceyle gözaltına aldılar” dedi.

 

Boğaziçi Dayanışması sosyal medya hesabından yapılan açıklamada ise “Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin açıklamaları bu gözaltıların esas sebebidir! Tayyip Erdoğan, elini üniversitelerden çek!” denildi.

Yedi kişi adliyeye sevk edilecek

Sabah saatlerinde yapılan paylaşımda ise gözaltına alınan öğrencilerden üçünün ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldığı ifade edildi.  Gece nezarethanede tutulan yedi kişi ise bugün adliyeye sevk edilecek.

Öğrenciler “Naci İnci’ye hakaret”, “kamu malına zarar verme”, “2911’e muhalefet” ve “görevli memura görevini yaptırmama” ile suçlanıyor.

Boğaziçi Direnişi tarafından paylaşılan bilgide Naci İnci’nin 4 Ekim tarihinde yaşananlara ilişkin suç duyurusunda bulunduğu ifade edildi.

 

Erdoğan’ın kooperatif açıklamasına CHP’den tepki: Vatandaşı kandırmayın

CHP Mersin Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Cengiz Gökçel Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Tarım Kredi Kooperatifleri marketinde “Fiyatlar gayet uygun” söylemine tepki gösterdi.

Gökçel, yaptıkları incelemede Kooperatif marketin diğer market ve bakkallara göre yüzde 30 daha pahalı olduğunu kaydeden Gökçel, “Hem kuruma 58 milyon lira zarar ettirdiniz hem de vatandaşa pahalı ürün satıyorsunuz” dedi.

Erdoğan: Keseye uygun

Cumhurbaşkanı Erdoğan Tarım Kredi Kooperatifi’nin İstanbul’daki marketinden alışveriş yapmış, alışverişin ardından fiyatları uygun bularak, “Tarım Kredi Kooperatifleri’mizin gördüğünüz gibi buradaki market gerçekten çeşitli ürünler noktasında, kalite noktasında, fiyatlar noktasında gayet uygun. Gerçekten vatandaşlarımızın kesesine uygun fiyatların uygulandığı bir yer” açıklaması yapmıştı.

Daha sonrasında Erdoğan’ın temel gıda ürünlerinin dahi yer almadığı alışverişinin 1000 TL tuttuğu ortaya çıkmıştı.

‘Vatandaşa pahalı ürün satılıyor’

Gökçel yaptığı açıklamada “Mersin’de yaptığımız araştırmalarda yerel marketlerde, zincir marketlerde ve mahalle bakkallarında yaptığımız incelemelerde Tarım Kredi Kooperatifleri marketlerinin yüzde 30’a varan fiyat farkıyla vatandaşa daha pahalı ürün sattığını tespit ettik” dedi.

Tarım Kredi Kooperatifleri Marketi’nin piyasada en pahalı market olduğunu vurgulayan Gökçel, marketin 2020 yılında nasıl 58 milyon lira zarar ettiğinin aydınlatılması gerektiğini vurguladı.

Gökçel, “ Vatandaşı kandırmaya çalışmayın. Tarım Kredi Kooperatifleri marketine 2020 yılında 58 milyon lira zarar ettirdiniz. Pahalı fiyata temel gıda maddesi satan Tarım Kredi Kooperatifleri marketleri nasıl oluyor da 2020 yılında 58 milyon lira zarar ediyor. Bunu birinin bize açıklaması lazım” ifadelerini kullandı.

58 milyon zarar

Erdoğan’ın fiyatlarını uygun bulduğu Tarım Kredi Kooperatifi’nin marketlerinin şirket ismi Tarım Kredi Birlik Tarım Ürünleri.

Şirketin bilançolarına göre 2019 yılında zararı 46 milyon 5 bin 231 liraydı. Bu zarar bir yılda 12 milyon 248 bin 330 lira artarak, 2020 yılında 58 milyon 253 bin 561 liraya çıktı.

Yönetim Kurulu Başkanı beş ayrı yerde

Yönetim Kurulu Başkanı Davut Arpa, eski AKP milletvekili olan Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Fahrettin Poyraz’ın eski danışmanı. Beş ayrı yerde görev yapan Arpa’nın özgeçmişi şöyle:

AKP Bilecik eski Gençlik Kolları Başkanı Davut Arpa, 2012-2017 yılları arasında TBMM’de 24, 25 ve 26. dönemlerde milletvekili danışmanı olarak görev yaptı. 2017 yılında Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nde Genel Müdür Danışmanlığı görevini yürüttü.

Arpa, bu kurumda 2018 yılında İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı görevine getirildi. 2018-2020 yılları arasında İnsan Kaynakları Daire Başkanı olarak görev yapan Arpa, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulu’nun 23.02.2021 tarihli kararı ile Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı.

Arpa;  Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdür Yardımcısı, Tarım Kredi Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı (TAREKSAV) Yönetim Kurulu Üyesi, Tarım Kredi Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Sosyal Yardım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve Tarım Kredi Birlik Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapıyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü: 2050’ye kadar dünyanın yarısından fazlası su sorunu yaşayacak

Bugün açıkladığı raporunda iklim krizinin küresel çapta su krizine neden olacağının bir kez daha altını çizen Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), 2050’ye kadar dünya nüfusunun yarısından fazlasının su sorunu yaşayacağını kaydetti.

2018’de dünya çapında 3 milyar 600 milyon kişinin yılın en az bir ayı su kaynaklarına erişimde sıkıntı yaşadığını duyuran örgüte göre, bu sayı 2050’ye kadar 5 milyarı aşacak.

‘Su kaynaklarının yönetiminde iş birliği şart’

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre WMO, iklim krizinin neden olduğu doğal afetlerin su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığını belirtirken, krizin aynı zamanda can kayıplarına yol açtığını da ekledi.

“Su kaynaklarının yönetimi” konusunda iş birliğinin şart olduğunu ifade eden WMO, harekete geçmeleri için hükümetlere, iklim ve su politikalarında eşgüdüm içinde hareket etmeleri çağrısı yaptı.

Raporda, dünyanın doğal temiz su kaynağı olan buzulların eridiği ve güvenli su kaynaklarına erişimin gıda güvenliği ve insan sağlığı için hayati önem taşıdığına da dikkat çekildi.