Ana Sayfa Blog Sayfa 1227

Louis Vuitton defilesinde protesto: Aşırı tüketim, yokoluş demektir

Fransız moda evi Louis Vuitton’un ülkenin başkentindeki moda haftası kapsamında Louvre Müzesi’nde düzenlenen 2022 İlkbahar Defilesi, bir çevre aktivistinin protesto gösterisine sahne oldu.

Defile sırasında podyuma çıkan Yerküre Dostları Fransa’nın (Amis de la Terre) üyesi aktivist, “Aşırı tüketim = Yokoluş” yazılı pankartıyla mankenlerin arasında yürüdü.

Podyumda bir turu tamamladı

Podyumda bir turu tamamlayan ve geri dönerken bir güvenlik görevlisinin müdahalesiyle karşılaşan eylemci, diğer güvenlik görevlilerinin de sahneye gelmesi üzerine oradan uzaklaştırıldı.

Aktivistin elinde taşıdığı afişte çevreci aktivist hareket Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion),  Les Amis de la Terre ve Youth For Climate France isimli çevre örgütlerinin logosu bulunuyordu.

Yerküre Dostları Fransa, yakın geçmişte moda dünyasının aşırı tüketimi körüklemesine karşı olduklarını belirten bir tweet atarak ülkenin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a karbon emisyonlarını azaltması için hemen harekete geçmesi yönünde çağrı yapmıştı.

Aktivistler, moda endüstrisinin dünyadaki sera gazı emisyonlarının yüzde 8,5’ini oluşturduğuna da dikkat çekmişlerdi.

‘İki kişi gözaltına alındı’

Eylemin ardından Extinction Rebellion, Amis de la Terre ve Youth For Climate tarafından yapılan açıklamada, protestonun planlanmasında 30 kişinin yer aldığı ve iki kişinin gözaltına alındığı ifade edildi.

Örgütler, hükümete sektördeki üretimde acil bir kesintiye gidilmesi çağrısında bulunurken, Amis de la Terre France Sözcüsü Alma Dufour, aşırı tüketim konusuna dikkat çekmek için bu markayı hedef aldıklarını ifade ederek, “Louis Vuitton Moet Hennessy (LVMH) lüksün dünya lideridir ve bunda sorumluluğu vardır” dedi.

Ateşe körük: Fosil yakıt endüstrisi dakikada 11 milyon dolar sübvansiyondan yararlanıyor

Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yapılan analize göre, fosil yakıt endüstrisi dakikada 11 milyon dolarlık sübvansiyonlardan yararlanıyor.

Hazırlanan analiz, kömür, petrol ve doğal gaz üretim ve kullanımına 2020 yılında 5,9 trilyon dolar destek verildiğini ortaya koyuyor.

Uzmanlar bu sübvansiyonların karbon emisyonlarında hızlı düşüşlere acilen ihtiyaç duyulan bir zamanda “iklim krizinin ateşine körükle gittiğini” söylüyor.

Emisyonları üçte bir azaltabilir

Akaryakıt fiyatlarını düşüren açık sübvansiyonlar toplamın yüzde 8’ini, vergi indirimleri ise yüzde 6’sını oluşturuyor. En büyük faktörler ise hava kirliliğinin neden olduğu ölümler ve sağlık sorunlarının (yüzde 42) ve sıcak dalgaları ile küresel ısıtmanın diğer etkilerinin (yüzde 29) çevreyi kirletenlere ödetilmesini sağlayamamak.

IMF analistlerine göre gerçek maliyetleri yansıtan fosil yakıt fiyatları belirlemek küresel karbondioksit emisyonlarını üçte bir oranda azaltabilir. Bu da uluslararası olarak kabul gören küresel ısıtmayı endüstri öncesi döneme kıyasla 1,5 derece ile sınırlamak için önemli bir adım.

Analistler ek olarak fosil yakıt sübvansiyonlarının sona ermesinin, kirli havadan kaynaklanan yılda yaklaşık bir milyon ölümü önleyeceğini ve hükümetler için trilyonlarca dolar artıracağını söylüyor.

‘Fiyatları düşük tutmak daha zararlı’

Raporun baş yazarlarından Ian Parry, “Bazı ülkeler, yoksullara zarar vereceğini düşündükleri için enerji fiyatlarını yükseltmek konusunda isteksizler. Ancak fosil yakıt fiyatlarını düşük tutmak, yoksullara yardım etmenin oldukça verimsiz bir yoludur, çünkü faydaların çoğu varlıklı hanelere aittir. Kaynakları doğrudan yoksul ve savunmasız insanlara yardım etmeye yönlendirmek daha iyi olur” dedi.

G20 ülkeleri 2009 yılında “verimsiz” fosil yakıt sübvansiyonlarını aşamalı olarak kaldırmayı kabul etmişti. Ancak bu alanda çok az ilerlenebildi. Temmuz’da yayınlanan bir rapor G20 ülkelerinin 2015 yılından bu yana fosil yakıtlara trilyonlarca dolar destek olmaya devam ettiğini gösterdi.

‘Fosil yakıttan uzaklaşmalıyız’

Düşünce kuruluşu Carbon Tracker‘ın kıdemli analisti Mike Coffin, “Küresel sıcaklıkları stabilize etmek için ateşe yakıt eklemek yerine acilen fosil yakıtlardan uzaklaşmalıyız” dedi.

The Guardian’dan Damian Carrington‘ın haberine göre Coffin, “Hükümetlerin düşüşte olan bir endüstriyi desteklemeyi bırakması ve bunun yerine düşük karbonlu enerji geçişi hızlandırması kritik önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

2021 Nobel Kimya Ödülü, kimyayı ‘daha çevre dostu’ hale getiren bilim insanlarına verildi

2021 Nobel Tıp Ödülü ve Nobel Fizik Ödülü‘nün ardından Nobel Kimya Ödülü‘nün kazananı da açıklandı. Ödül, Almanya’dan kimyager Benjamin List ve İskoç asıllı Amerikalı kimyager David W.C. MacMillan List’in oldu.

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi‘nde düzenlenen basın toplantısında, ikilinin ödüle molekül inşasında yeni ve mahir bir araç olan “organokatalizi” geliştirmelerinden ötürü layık görüldükleri belirtildi.

AA’nın haberine göre yapılan açıklamada iki bilim insanının geliştirdiği bu aracın, farmasötik araştırmalarında büyük etki yarattığına ve kimyayı daha “çevre dostu” hale getirdiğine işaret edildi.

Önceki ödüller

Ödül, 2020’de “DNA zincirlerini kesmeye ve yeniden birleştirmeye olanak sağlayan ‘CRISPR/Cas9’ sisteminin geliştirilmesine katkılarından ötürü” Fransalı mikrobiyolog Emmanuelle Charpentier ile Amerikalı biyokimyacı Jennifer A. Doudna‘ya verilmişti.

2020 Nobel Kimya Ödülü, kadın adaylar arasında paylaşılan ilk örnek olmuştu. Ödüle Charpentier ve Doudna’dan önce  beş kadın layık görülmüştü. Marie Curie 1911’de, kızı Irene Joliot-Curie 1935’te, Dorothy Crowfoot Hodgkin 1964’te, Ada Yonath 2009’da ve Frances H. Arnold 2018’de ödülü kazanmıştı.

1901’den bu yana her yıl kimya alanında insanlığa önemli katkı sunan kişilere verilen Nobel Kimya Ödülü’nü 2015’te Türk bilim insanı Aziz Sancar kazanmıştı. Sancar, “Nobel Ödülü kazanan ilk Türk bilim insanı” olmuştu.

Almanya’da koalisyon görüşmeleri: Yeşiller ve FDP, SPD ile görüşme kararı aldı

Almanya‘daki Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti (FDP), 26 Eylül’de yapılan federal seçimlerin ardından başlatılan ikili koalisyon görüşmelerinin sonunda merkez sol Sosyal Demokratlar (SPD) ile üçlü görüşmelere başlama konusunda anlaştıklarını duyurdu.

SPD oyların yüzde 25,7’sini alarak en çok oyu kazanan parti olmuştu. Armin Laschet’i başbakan adayı gösteren Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partileri ise yüzde 24,1’lik oy ile ikinci sıraya yerleşmişti.

Eş Başkanı Annalena Baerbock‘u aday olarak gösteren Yeşiller Partisi, oy oranını dört yıl önceki seçimlere göre 5,8 puan arttırarak 14,8 ile üçüncü, FDP ise yüzde 11,5 ile dördüncü sırada yer almıştı.

Üç koalisyon ihtimali

Seçimlerin ardından koalisyon görüşmeleri başlatılmıştı. Partilerin renkleriyle anılan koalisyon olasılıkları arasında üç senaryo üzerinde duruluyordu:

  • CDU/CSU, FDP ve Yeşiller’in oluşturacağı “Jamaika Koalisyonu”,
  • SPD, FDP ve Yeşiller’in oluşturacağı “Trafik Lambası”
  • SPD, Sol Parti ve Yeşiller’in oluşturacağı “Kırmızı-Kırmızı-Yeşil”

Trafik lambası koalisyonu

Yeşiller ve FDP tarafından yapılan açıklama partilerin öncelik olarak adını partilerin renklerinden alan trafik lambası koalisyonunu deneyecekleri anlamına geliyor.

Üç partinin temsilcilerinin perşembe günü koalisyon görüşmeleri için bir araya gelmeyi planlıyor. Eğer trafik lambası koalisyonu gerçekleşirse grup mecliste 416 koltuğu garantilemiş olacak ve çoğunluk kurmak için gerekli 368 koltuk sınırını geçmiş olacak.

Şimdilik paralel görüşmeler olmayacak

The Guardian’ın haberine göre FDP lideri Christian Lindner gazetecilere verdiği demeçte SPD adayı Olaf Scholz ile temasa geçtiği bilgisini paylaştı.

Lindner, “Yeşiller ile koordineli olarak, Bay Scholz’a böyle bir üçlü toplantı için yarın buluşmamızı önerdim ve bu gerçekleşecek” ifadelerini kullandı.

Yeşiller lideri Annalena Baerbock ise gazetecilere verdiği demeçte, “SPD ve FDP ile daha derin bir ortak zemin arayışıyla görüşmeye devam etmenin mantıklı olduğu sonucuna vardık” dedi.

Hem Yeşiller Partisi hem de FDP, muhafazakarlarla müzakereleri sürdürme seçeneğini açık tuttacaklarını söylediler. Ancak açıklamalarında şimdilik diğer koalisyon olasılıkları için paralel görüşmeler yapmayacaklarının altını çizdiler.

DİSK Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan: Çaykur işçisi bir kez daha hüsrana uğradı

Çaykur işçilerinin örgütlü olduğu Hak-İş‘e bağlı Özgıda-İş Sendikası‘nın işveren ile satış sözleşmesini imzalamasının ardından DİSK Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan, konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

Aslan açıklamasında, “Dokuz aydır süren sözleşme görüşmeleri süresince bir kez bile sözleşmede gelinen süreçle ilgili Çaykur işçilerine bilgi vermeyen sendika yöneticileri, Çaykur işçilerine sormadan, danışmadan görüş ve önerilerini almadan sözleşme imzaladılar” ifadelerini kullandı.

‘İşçiler, beş senedir aynı süreci yaşıyor’

Çaykur işçilerinin beş senedir aynı süreci yaşamak zorunda bırakıldıklarını kaydeden Seyit Aslan, imzalanan sözleşmede işçilerin kazanımı olmadığı gibi kayıplarının da söz konusu olduğunu ifade etti:

Yükselen enflasyon, artan vergi dilimleri, raflardaki fahiş fiyatlar kamu çerçevesi protokolünde belirlenen ücret artışlarını alıp götürmüştür. İşçiler bir defa daha açlık ve yoksullukla baş başa bırakılmışlardır. Salgın ve doğal afetlerin arkasına saklanarak, salgını ve afetleri gerekçe göstererek hiçbir kazanımı olmayan sözleşmeyi Çaykur işçilerine nasıl anlatacaksınız merak ediyoruz.”

‘Çaykur işçisi bir kez daha hüsrana uğradı’

DİSK Gıda-İş Genel Başkanı, Çaykur işçisinin diğer kamu kurumlarında çalışan işçilerin yarısı kadar ücret aldığını kaydederken, bu kurumda çalışan işçilerin üvey evlat muamelesi gördüğünü de ekledi:

Sadece ücret olarak değil sosyal yardımlar ve çalışma koşuları açısından diğer kamu işletmeleriyle eşitlik yok. Çaykur işçisi bir kez daha hüsrana uğramıştır. İmzalanan Toplu İş Sözleşmesi değil, Çaykur işçisinin yoksulluk, açlık ve sefalet belgesidir. Son üç yılda Çaykuru 2 milyar TL üzerinde zarar ettirenlerle, Çaykur işçisini sefalet ve açlık ücretine mahkum edenler aynı anlayıştaydılar. Buradan Özgıda-İş Sendikası yöneticilerine sesleniyoruz, iyi bir sözleşme imzaladığınız düşünüyorsanız hodri meydan. Yapılan sözleşmeyi işçilerin onayına sunun bakalım işçiler ne diyecek.”

‘Sendikamızın kapıları Çaykur işçilerine sonuna kadar açık’

Öz Gıda-İş Sendikası’nın genel müdürlük ve fabrika müdürleri nezdinde iş yerlerinde yapılan toplantılar, baskılarla zorla üye kazandığını dile getiren Aslan, Çaykur işçilerinin haklarını istedikleri ve mücadele ederek bu hakları alacaklarını da belirtti:

Sendika olarak çağrıldığımız her yere gideceğiz. Buna Çaykur fabrikaları dahildir. İşçileri serbest örgütlenme ve sendika seçme hakkına karşı yapılacak baskılara karşı meşru haklarımızı, yasal haklarımızı sonuna kadar kullanmaktan geri durmayacağız. Çaykur işçisine kadro talebimizi istemeye devam edeceğiz ve işçilerin gücüyle alacağız. Çaykur işçisi diğer kurumlardaki emsal işçiler kadar ücret alacak bunu isteyeceğiz ve işçilerin gücüyle alacağız.

Çaykur işçisinin sosyal haklarını istiyoruz ve mücadele ederek alacağız. Çaykur işçilerine bir kez daha sesleniyoruz. On yıldır sizleri oyalayan bu sendikal anlayıştan kurtulma zamanı gelmiştir. Sendikamızın kapıları Çaykur işçilerine sonuna kadar açıktır.

‘Bahçeşehir’deki katı atık dönüştürme tesisi çevre felaketine zemin hazırlıyor’

İstanbul Başakşehir Belediyesi‘nin Bahçeşehir semtinde açmak istediği katı atık dönüştürme tesisi meclis gündemine taşındı.

HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, İçişleri Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na verdiği soru önergesinde Kamer İnşaat tarafından yürütülen projenin yüksek gerilim hattı altında yer almak ve dere kenarında yer almak gibi ciddi riskler barındırdığını ifade etti.

Projeye ilişkin gerekli izinlerin hangi makamlarca verildiğinin bilinmediğine ve projenin yaratacağı çevre ve sağlık sorunlarına dikkat çeken Kenanoğlu ilgili bakanlıklara “Kanunlara aykırı bir şekilde başlayan ve devam eden bu proje durdurulacak mıdır?” diye sordu.

İnşaat başladı

Başakşehir Belediye Başkanlığına göre bu tesiste, sitelerden toplanacak geri dönüşüm ürünlerinin işlem göreceği, 1250 metrekarelik kapalı alan, 4 bin metrekarelik proje sahası, 50 tonluk kantar, saatte 5 ton atık işleme kapasite ile entegre yaklaşım sergileneceği, metal, plastik, naylon, pet şişeler, cam, kâğıt, karton gibi atıkların geri dönüştürüleceği belirtiliyor.

Yüklenici firma Kamer İnşaat tarafından, hafriyat alındığı, zemin yükseltildiği, kapalı alana beton atıldığı, kamyon manevra alanı oluşturulduğu çelik konstrüksiyonlar yerleştirildiği, imalat bölümünün ünitelerinin konumlandığı, yol düzeltme işlemi yapıldığı, kotların ayarlandığı, yağmur suyu hattı ve personel lavabo atık su hatlarının çekildiği tespit edildi.

Künye bilgileri yer almıyor

Buna rağmen, projenin künye bilgilerini gösteren tabelanın alana asılmadığını belirten Kenanoğlu, “Projenin kaç ada/parselde yapıldığı belli değildir. Bu alanın Başakşehir Belediyesine mi yoksa Boğazköy Üst Birlik Kooperatifi’ne mi ait olduğu açık olmayıp mülkiyeti tartışmalı olan alanın bir kısmının İSKİ su havzasında kaldığı iddia edilmektedir” dedi.

1250 metrekarelik kapalı alanın yüksek gerilim hattının tam altında inşa edildiğini belirten Kenanoğlu, “Yüksek gerilim hatlarının oluşturduğu elektromanyetik alanla yaşamın olumsuz etkilediği bilinmektedir. Bu durum can ve mal güvenliği arz etmektedir” ifadelerini kullandı.

‘Çevre felaketine zemin hazırlanıyor’

Kenanoğlu ek olarak projenin bulunduğu alanın altından çok yoğun bir yeraltı su geçişi olduğunu söyledi ve “Derelerden beslenen doğal su kaynakları oldukça dinamik bir akışa sahiptir. Ekolojik olarak çevresel etkiler ve yaşamsal unsurların devamı açısından doğanın kendini tamamlama sistemi mevcuttur. Hal böyleyken Başakşehir Belediyesi su kaynağına müdahale ederek, zemini yükseltip, doğanın işleyişine zarar vermektedir” dedi.

Yapılan açıklamada “Bölge halkının yoğun itirazlarına ve olası sağlık risklerine rağmen yapılmak istenen “atık dönüşüm tesisi” büyük bir çevre felaketine zemin hazırlamaktadır. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna gerek kalmaksızın olası riskler ve zararlar görülebilmektedir. Ülkeyi yönetenlerin bir kez daha rant odaklı hareket ederek, usulsüz bir inşaat süreci yürüttüğü açıktır” ifadelerine yer verildi.

Soru önergesi

İçişleri Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yanıtlaması istemiyle verilen soru önergesinde şu sorular yöneltildi:

  1. 1/5000’lik Nazım İmar Planı yapılmış mıdır?
  2. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın ilgili dairesinden kurum görüşü alınma süreci başlatılmış mıdır?
  3. Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği raporu var mıdır?
  4. “Katı Atık Değerlendirme ve Bertaraf Tesisi Ön Fizibilite Raporu” tamamlanmış mıdır?
  5. Proje Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanmış mıdır?
  6. ÇED Raporu hazırlanması işi ihalesi gerçekleş midir?
  7. Jeolojik ve Jeoteknik Etüt Raporu hazırlanmış mıdır?
  8. İstanbul Valiliği Mahalli Çevre Kurulu tarafından projeye ait “yer seçiminin uygunluğu” kararı verilmiş midir?
  9. Hidrojeolojik Etüt Raporu hazırlanmış mıdır?
  10. ÇED Raporu Özel Formatı kapsamında ilgili kurumlarca istenen flora-fauna raporu için üniversitelerle protokol imzalanmış mıdır?
  11. Projenin künye bilgilerini içeren tabela neden asılmamıştır?
  12. Projenin kaç ada/parselde yapıldığı neden belli değildir? Bu alan Başakşehir Belediyesine mi aittir? Boğazköy Üst Birlik Kooperatifine mi aittir? Bu alan mahkemelik midir?
  13. Mülkiyeti tartışmalı bir alanda Başakşehir Belediyesi nasıl böyle bir proje başlatabilmektedir?
  14. Alanın bir kısmı İSKİ su havzasında mı kalmaktadır?
  15. Yaşamı olumsuz etkileyebilen, can ve mal güvenliği tehdidi oluşturan yüksek gerilim hattının altına bu inşaatın yapılmasına nasıl izin verilmektedir?
  16. Ekolojik denge gözetilmeden yeraltı ve yerüstü doğal su kaynaklarının akışına neden müdahale edilmektedir?
  17. Projenin yapılırken dahi tıkanan trafiğin projenin gerçekleşmesi halinde oluşacak çöp kamyonu trafiğine eklenmesi ile birlikte bu sorunun çözümü noktasında bir planlamanız var mıdır?
  18. Bu proje başlatılmadan önce yerel halka bilgilendirme yapılmış mıdır? Görüşleri alınmış mıdır? Yerel halkın itirazları neden dikkate alınmamaktadır?
  19. Kanunlara aykırı bir şekilde başlayan ve devam eden bu proje durdurulacak mıdır? Kanun tanımayan Başkan ve yetkililer hakkında herhangi bir soruşturma başlatılacak mıdır?

Afrika’da 7 milyardan fazla yeni ağaç tespit edildi

Bilim insanları ve uzmanlar tarafından yapılan uydu gözlemleri ve araştırmalar sonucunda, Afrika kıtasında daha önce tespit edilemeyen ormanlık alanlar keşfedildi.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Google iş birliğiyle yapılan araştırmalar neticesinde ortaya çıkan hesaplamalarda 7 milyardan fazla yeni ağaç tespit edildi.

AA’nın aktardığına göre çalışmaya 350’den fazla uzman ve bilim insanı katıldı, kıta genelinde 88 binden fazla bölge incelendi.

Arazi kullanımındaki değişikliklerin incelendiği araştırmada, 7 milyardan fazla ağacın daha önce tespit edilemediği bilgisi paylaşıldı.

Fotoğraf: AA

Büyük Yeşil Duvar Girişimi

Tarıma elverişli arazilerdeki çölleşmenin durdurulması için başlatılan Büyük Yeşil Duvar Girişimi ile Sahra ve Sahel Bölgesi‘nde 8 bin kilometre uzunluğunda ve 15 kilometre genişliğinde bir ağaç hattı oluşturulması planlanıyor.

Afrika Birliğince 2007’de hayata geçirilen Büyük Yeşil Duvar Girişimi kapsamında 2030’a kadar 100 milyon hektar toprağın yeşillendirilmesi ve 10 milyon iş gücünün oluşturulması öngörülüyor.

250 milyon ton karbon

Girişim sayesinde Senegal‘de halihazırda 12 milyon ağaç dikildi, Etiyopya‘da 15 milyon hektar arazinin tahsisi tamamlandı ve öngörülen hedeflerin yüzde 18’i tamamlandı.

Büyük Yeşil Duvar Girişimi’nin tamamıyla hayata geçirildiğinde 250 milyon ton karbon emisyonunu da engelleyeceği belirtiliyor.

Greenpeace: Marmara Denizi’ndeki kirliliğin çözülmesi için Ergene deşarjı durdurulmalı

Çevreci Sivil Toplum Örgütü Greenpeace, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Müsilaj Sorununu Araştırma Komisyonu’nun görüşmelere başladığı bugün yetkililere seslendi.

Örgüt, Marmara Denizi‘ndeki kirlilik sorunun çözülebilmesi için Ergene Havzası Koruma Eylem Planı‘nın durdurulması gerektiğini kaydetti.

‘Ergene derin deniz deşarjı ile içinden çıkılmaz bir hale dönüştü’

Müsilajın Marmara Denizi’nin aşırı kirliliğe verdiği bir tepki olduğunu kaydeden Greenpeace, birçok tesisin ve Marmara Denizi etrafındaki şehirlerin atıklarını denize boşalttığını da hatırlattı.

Yaşanan bu problemlerin, Avrupa’nın en büyük çevre projesi olarak tanıtılan Ergene derin deniz deşarjı ile içinden çıkılmaz bir hale dönüştüğünün de altı çizildi.

Bilim insanlarının tüm uyarılarına rağmen hayata geçirilen projenin ilk etabında Derin Deşarj Sistemi Doğu Hattı hizmete alındığı ve kara boru hattının devreye girmesiyle Ergene Nehri‘ni zehirleyen atık suların hedef değiştirerek Marmara Denizi’ne boşaltıldığı belirtilirken, Ergene Derin Deşarjının başlamasıyla eş zamanlı olarak Marmara Denizi’ndeki müsilaj ve Ergene deşarj rotasında yer alan bölgelerde gerçekleşen toplu balık ölümlerinin tesadüf olmadığının da altı çizildi.

Fotoğraf: Greenpeace

‘Marmara için kaybedecek tek bir günümüz dahi yok’

Greenpeace Akdeniz Biyoçeşitlilik Lideri Nihan Temiz Ataş, sorunun acil çözümü için ilk olarak Ergene deşarjının durdurulması gerektiğini ifade etti ve açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Marmara’daki sorunu müsilaj olarak adlandırmak doğru olmasa da bir sorun olduğunun kabul edilmesi ve eylem planlarının yapılması çok önemli bir gelişme. Ancak büyük resimde atlanan bir nokta var: araştırılması gereken konu müsilaj değil Marmara’nın kirliliği… Bu kirliliğin niteliksel olarak sembolü ise Ergene derin deniz deşarjı.

Ergene’yi kurtarmak için 3000’i aşkın sanayi tesisinin kompleks kimyasal atıkları yaklaşık bir yıldır Marmara Denizi’ne boşaltılıyor. Boşaltımın başladığı günden bu yana toplu balık ölümleri ve müsilajın oluşması tesadüf değil. Ayrıca bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, deşarj bölgesindeki yoğunluk denizin rengini gün geçtikçe grileştiriyor ve oksijensiz bölgeler oluşuyor.

Çözüm basit ve eylem planlarını beklemeden eyleme geçmek kadar acil: Marmara bir alıcı ortam ya da atık deposu olarak kullanılmamalı ve Ergene’den sanayi atığını boşaltan derin deniz deşarj vanası acilen kapatılmalı. Gerektiği gibi arıtılan atık suyun bir damlasının bile denize verilmemesi, tarım sulama gibi alanlarda kullanılarak geri kazanılması gerekir. Marmara için kaybedecek tek bir günümüz dahi yok.

TBMM Müsilaj Sorununu Araştırma Komisyonu’nun görüşmelere başladığı bugün yetkililere sesleniyoruz. Sorun ortada, acil çözümün ilk aşaması olarak Ergene deşarjı durdurulmalı.

Uykusuz, Erdoğan’ın ‘ucuz’ dediği market alışverişini kapağa taşıdı

Haftalık mizah ve karikatür dergisi Uykusuz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın “fiyatları çok uygun” diyerek Tarım Kredi Kooperatifi marketinden yaptığı alışverişi kapağına taşıdı.

Erdoğan’ın ucuz diyerek yaptığı alışveriş ile halkın alım gücündeki düşüşün karşılaştırıldığı karikatürde, iki kişinin yalnızca bir ekmek ile Erdoğan’ın arkasında sırada beklediği görülüyor.

Ne yaşandı?

Erdoğan Tarım Kredi Kooperatifi’nin İstanbul Kısıklı‘daki marketinden alışveriş yapmış, alışverişin ardından fiyatları uygun bularak, “Tarım Kredi Kooperatifleri’mizin gördüğünüz gibi buradaki market gerçekten çeşitli ürünler noktasında, kalite noktasında, fiyatlar noktasında gayet uygun. Gerçekten vatandaşlarımızın kesesine uygun fiyatların uygulandığı bir yer” açıklaması yapmıştı.

Daha sonrasında Erdoğan’ın yaptığı içerisinde temel gıda ürünlerinin dahi olmadığı alışverişin 1000 TL tuttuğu ortaya çıkmıştı.

 

Londra’da kadın cinayeti eyleminde gözaltına alınan kadın: Polisler Tinder’da benimle iletişime geçti

Birleşik Krallık‘ın başkenti Londra‘da 3 Mart akşamı evine gittiği sırada bir polis tarafından kaçırılarak öldürülen 33 yaşındaki Sarah Everard‘ın anmasında gözaltına alınan Patsy Stevenson, tanışma uygulaması olan Tinder‘dan 50 civarında polisin kendisiyle iletişime geçtiğini açıkladı.

Stevenson yaşadıklarıyla ilgili, “Bir çeşit gözdağı verme gibi, ‘Seni görüyoruz’ diyorlar sanki ve bu da beni korkutuyor” dedi.

‘Bir çeşit gözdağı verme gibi’

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, Stevenson bu durumun kendisini endişelendirdiğini ifade ederek, kendisinin polislerden korktuğunu bildiklerini ve bunun bilinciyle iletişime geçtiklerini düşündüğünü söyledi:

“Profillerinde üniformalı fotoğrafları var veya ‘Ben polisim’ yazmışlar. Neden böyle bir şey yaptıklarını anlamıyorum. Bir çeşit gözdağı verme gibi, ‘Seni görüyoruz’ diyorlar sanki ve bu da beni korkutuyor.”

Gözaltına alınmasının ardından internette komplo teorisi yaratanların odağına girdiğini, anmaya katılarak polise yönelik saldırıları meşrulaştırmayı amaçlayan bir paralı aktör olduğuna yönelik iddiaların yayıldığını kaydeden 28 yaşındaki genç kadın, sayısız ölüm ve kaçırılma tehdidi aldığını da ifade etti.

Polis karşıtı bir insan olmadığını ve ölüm tehditlerini yetkililere bildirdiğini söyleyen Stevenson, Tinder’dan iletişime geçen polisler konusunda ise bir başvuru yapmadığını belirtti.

Emniyet teşkilatından açıklama

Emniyet teşkilatı ise genç kadının yaşadıklarıyla ilgili, “Memurlarımız hem görev sırasında hem de görevde değilken profesyonelce davranmak zorundadır” açıklamasını yaptı.

Londra Metropolitan Polis Teşkilatı, Patsy Stevenson’ın kendileriyle iletişime geçerek daha fazla bilgi vermesini ve böylece yanlış davranışlarda bulunan polis olup olmadığını inceleyebileceklerini de kaydetti.

Metropolitan Polis Teşkilatı’nın başında bulunan Dame Cressida Dick, istifa çağrılarını karşılıksız bırakırken emniyet birimleri içindeki standartlara ve kültüre dair bağımsız bir soruşturma başlatılacağını söyledi.