Ana Sayfa Blog Sayfa 1225

Barınma hakkı talep eden öğrenciler battaniyeleriyle İstiklal Caddesi’nde yürüdü

Yetersiz yurt kontenjanları ve yüksek fiyatlar nedeniyle barınma sorunları yaşadıklarını belirten Yurtsuzlar hareketinden öğrenciler, üzerlerine aldıkları battaniyeler ile Taksim‘deki İstiklal Caddesi‘nde yürüdü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın barınma sorununu gidermek yerine eylem yapan ve parklarda yatan öğrencileri “terörist” diyerek hedef almasına tepki gösteren öğrenciler şunları söyledi:

“Yüz yüze eğitimin başlamasıyla beraber yüzlerce öğrenci, fahiş ev kiraları ve yetersiz yurt sayısı nedeniyle sokaklarda kaldı. İktidar, barınma sorununu çözmek yerine sokakta kalan öğrencilere polisiyle saldırıyor.”

‘Binlerce öğrenci için parklarda ve sokaklardayız’

Sokakta kalan binlerce öğrencinin sorunlarının çözümü için günlerdir Türkiye’nin parklarında, bahçelerinde ve sokaklarında olduklarını belirten Yurtsuzlar “Bugün de battaniyelerimizle bu duruma dikkat çekmek için İstiklal’de yürüdük” dedi.

Beş ayrı sokaktan yürüyerek İstiklal Caddesi’nde bir araya gelen üniversite öğrencileri, Taksim Meydanı’na doğru yürüdü. Öğrenciler eylemlerini Küçükparmakkapı Sokak’ta sonlandırdı.

Berkin Elvan soruşturmasını haberleştirdikleri için yargılanan gazeteciler beraat etti

Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı gaz kapsülü nedeniyle, uzun süre yoğun bakımda kaldıktan sonra yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın soruşturulmasıyla ilgili yaptıkları haberler nedeniyle gazeteci Canan Coşkun, Ali Açar ve Can Uğur “terörle mücadelede görev almış kamu görevlisini hedef göstermekten” yargılanıyordu. Üç gazeteci, bugün görülen mahkemede beraat etti.

Canan Coşkun ve Ali Açar 11 Mart 2016’da Cumhuriyet Gazetesi‘nde yayımlanan “Berkin Elvan’ı Vurduğu İddia Edilen Polis Görev Yerini Hatırlamadı” haberleri nedeniyle, Can Uğur ise BirGün’ün internet sitesindeki “Berkin Soruşturmasındaki Gizlilik Kararının Sebebi: Katilin İtibarı Zedelenmesin” başlıklı haberi nedeniyle yargılanıyordu.

‘Suç işlemedim, haber yaptım’

İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın altıncı ve karar duruşmasında Canan Coşkun’la avukatlar Abbas Yalçın, Tolgay Güvercin ve Damla Çamlıtepe hazır bulunurken, Can Uğur ve Ali Açar ise duruşmaya katılmadı. Duruşmayı gazeteciler ve CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da takip etti.

Savunmasını yapan Canan Coşkun, Berkin Elvan soruşturmasını başından beri takip ettiğini ve haberleştirdiğini söyledi.

Coşkun, haberin fikri takibin bir parçası olduğunu belirterek, “Avukatların açıklamasının ardından şüpheli polisin ifadesine dosyadan baktım. İsmini açık bir şekilde yazmayarak haberleştirdim. Hedef gösterme kastım yoktu. Suç işlemedim, haber yaptım” dedi.

Coşkun’un avukatı Abbas Yalçın, soruşturmanın haberleştirmesinin suç olmadığını belirterek, müvekkilinin beraatını istedi. İddia makamı, mütalaasında ceza talep etti.

Savunmaların ardından kararını açıklayan Mahkeme, “eylemin yasada suç olarak tanımlanmamasından ötürü” tüm sanıkların beraatına karar verdi.

EŞİK Platformu sordu: Muhalefet ittifakında kadınlar olacak mı?

Eşitlik İçin Kadın Platformu, TBMM’deki altı muhalefet partisinin ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ için yaptığı toplantılar ve üzerinde uzlaşılan maddelere ilişkin açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada “Basına yansıdığı kadarıyla, parti genel başkanlarına sunulacağı belirtilen ortak ilkeler metninde RTÜK ve Basın İlân Kurumu’nun yapısı gibi konulara dahi yer verilirken, günde en az üç kadının öldürüldüğü, LGBTİ+’ların yok sayıldığı bir ülkede, kadınlar ve toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili tek bir cümle yer almadığını görüyoruz” tepkisi gösterildi.

‘100 yıl daha kaybetme lüksümüz yok’

“Oysa ki EŞİK olarak, kadına karşı şiddetin önlenmesi konusu da dahil olmak üzere 5 Acil Talebimizi bir yıldır siyasi parti yönetimlerine ve kamuoyuna anlatmaya çalışıyoruz” denilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Cumhuriyetin kuruluşundaki eşitlik hamlesi kısa süre sonra unutuldu ve sadece kadınlar değil Türkiye demokrasisi ve toplumu 100 yıl kaybetti. 100 yıl daha kaybetmeye tahammülümüz yok.”

‘Kadınsız demokrasi mümkün değil’

Toplantıya katılan CHP, İYİ Parti, Saadet, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti ve bu ittifaka katılacak tüm siyasi parti yöneticilerine çağrı yapılan açıklamada “Kadınsız bir demokrasinin mümkün olmayacağını, toplumsal cinsiyet eşitliğinin net bir biçimde uygulanmadığı parlamento dahil hiçbir mekanizmanın milleti/cumhuru/toplumu gerçek anlamda temsil etmeyeceğini bir kez daha hatırlatıyoruz” denildi.

Açıklamada “Tüm muhalefet partilerini derhal kadınların eşit temsil ve şiddetsiz bir hayat taleplerini hazırlamakta oldukları “İlkeler Bildirgesi” ne eklemeye ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için gerçekçi politikalar geliştirip uygulamaya çağırıyoruz” talebi dile getirildi.

Ekosfer Derneği: Türkiye verdiği iklim taahhütlerini iyileştirmeli

Ekosfer Derneği,  Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmasını kabul eden kanunun kabul edilmesine ilişkin bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada “Şimdi Türkiye’nin anlaşma kapsamında verdiği taahhütleri iyileştirmesi, kömürden çıkış için bir takvim belirlemesi ve enerji dönüşümü için hızla harekete geçmesi gerekiyor” denildi.

‘Yol haritası belirlemek gerekiyor’

Paris Anlaşması’nın onaylanması için bir süre önce imza kampanyası başlatan Ekosfer Derneği, kampanyaya katılan 25 bine yakın kişiye ve destek veren 48 sivil toplum kuruluşuna teşekkür etti.

Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Gürbüz, “Bugün çok önemli bir gün. Beş yıl gecikmeyle de olsa Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylaması ve bu karara TBMM’deki milletekillerinin büyük çoğunlukla destek vermesi sevindirici. Şimdi Türkiye’nin önünde uzun ince bir yol var ama fazla zamanımız yok. Fosil yakıtlarla (kömür, petrol ve doğalgaz) vedalaşmak, enerji verimliliği ve net sıfır emisyon hedefleri için sivil toplumla birlikte gerçekçi bir yol haritası belirlemek gerekiyor” dedi.

Paris Anlaşması Türkiye’de neyi değiştirecek?

“Paris Anlaşması Kyoto Protokolü gibi ülkelerin hedeflerini belirlemiyor” diyen Gürbüz, Paris sonrası Türkiye’nin yükümlülüğünü de şu sözlerle açıkladı:

“Anlaşmaya taraf ülkeler imza atarken verdikleri ve seragazı emisyonlarını nasıl sınırlandıracaklarını gösteren ulusal katkı beyanlarıyla kendi hedeflerini belirliyor. Türkiye de 2016 yılında verdiği Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanı’nda, 2012 yılında 430 milyon ton olan toplam seragazı emisyonlarını, 2030 yılına gelindiğinde 929 milyon tonun altında tutma sözü vermişti. Bir başka deyişle emisyonlarını iki katından fazla artırabileceğini söylemişti. Bu oldukça zayıf bir hedefti ve Türkiye’nin ekonomik sisteminde hiçbir değişikliğe gitmeden bu hedefe ulaşılabileceğini o zaman da söyleyip, eleştirmiştik. 2018 yılına gelindiğinde Türkiye’nin toplam seragazı emisyonlarının 506 milyon tonda kaldığı düşünülürse yanılmadığımızı söylebiliriz. O nedenle bu beyanın güncellenmesi gerek. Anlaşma koşullarından biri de zaten beş yılda bir beyanların güncellenmesi. Türkiye iyi niyetli, sorumluluğuna uygun bir hedef belirlemeli, bunu da sivil toplumun görüşünü alarak yapmalı.”

Türkiye’nin yapılacaklar listesi

Ekosfer Derneği, Paris Anlaşması sonrası yapılması gerekenleri öneren beş maddelik bir liste de hazırladı.

  • Ulusal Katkı Beyanı’nın güncellenmesi.
  • Kömür santrallarının kapatılması için bir takvim belirlenmesi ve yeni inşaatların durdurulması.
  • Enerji tüketimini azaltmak için başta enerji verimliliği olmak üzere gerekli politikaların hayata geçirilmesi.
  • Rüzgar, güneş ve yeşil hidrojen gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının tercih edilmesi; fosil yakıtlar ve nükleer enerji gibi kaynaklara verilen teşviklerin durdurulması.
  • Ulaşımda hava ve karayolu yerine demiryolu, toplu taşıma ile bisikletin öne çıkarılması.

Boğaziçi yeniden polis ablukasında: Öğrenciler gözaltına alınıyor

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki yeni kayyım rektör Naci İnci‘yi protesto ettikleri için Naci İnci tarafından yapılan şikayet sonucunda iki öğrencinin tutuklanmasını protesto eden öğrencilere yeniden polis saldırdı.

“Arkadaşlarımızı serbest bırakın” diyen öğrenciler bugün öğle saatlerinde Güney Kampüs kapısı önündeki basın açıklamasına çağrı yapmıştı. Okul çevresini abluka altına alan polis, öğrencilerin dışarı çıkmasına engel oldu.

Okul içerisinden gözaltı

Boğaziçi Dayanışması tarafından yapılan açıklamada “Bizler, anayasal hakkımızı kullanırken ablukaya alındık. Anayasal hakkımızı kullanmak istediğimizi söylüyoruz fakat polis dışarı çıkarsanız müdahale ederiz dedikleri halde en az üç arkadaşımızı okulun içerisinden gözaltına aldılar!” denildi.

Boğaziçi TV ise Etiler Kapı çevresinde altı öğrencinin gözaltına alındığı, Güne Kampüs çevresinde ise bir kişinin daha gözaltına alındığı bilgisini paylaştı.  Öğrenciler polisin engellemesine rağmen güney kapı önünde basın açıklamasını okudular.

Neler yaşandı?

Boğaziçili öğrenciler 4 Ekim’de Naci İnci rektörlük binasından çıkarken atanmış rektörü yuhalamış ve arabasının önünde durmuşlardı.

Naci İnci tarafından yapılan şikayetin ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “terörist” diyerek hedef göstermesinin ardından polisler 5 Ekim günü 10 öğrenciyi gözaltına aldı.

Üç öğrenci serbest bırakılırken, yedi öğrenci geceyi nezarethanede geçirdikten sonra adliyeye çıkarıldı. Burada iki öğrenci hakkında tutuklama kararı verildi. Beş öğrenci ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Öğrenciler “Naci İnci’ye hakaret”, “kamu malına zarar verme”, “2911’e muhalefet” ve “görevli memura görevini yaptırmama” ile suçlandı.

Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylaması 30 yıllık iklim politikalarından kaçışın sonu

Paris İklim Anlaşması‘nın Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde (TBMM) onaylanmasıyla birlikte artık yeni bir dönem başladı.

Birçok uzman, bu adım için geç kalınmış olduğu düşünse de yine de önemli bir adım olarak görüyor. Türkiye’nin bundan sonraki süreçte nasıl bir yol izleyeceği ise merak konusu.

‘Eski kalkınma alışkanlıkları terk edilmeli’

Türkiye’nin anlaşmayı onaylamasını ve şu anda önünde uzanan yol haritasını  Yeşil Gazete’ye yorumlayan İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) Kıdemli İklim Uzmanı Dr. Ümit Şahin, Türkiye’nin hedeflerini güçlendirmesi gerektiğini ve eski kalkınma alışkanlıklarını terk etmesi gerektiğini ifade etti.

Ümit Şahin ayrıca, Türkiye’nin müzakerelerde yalnız bir ülke olduğunu ve Türkiye’nin müzakere yöntemlerini geliştirip bazı ülkelerle birlikte hareket etmeyi seçebileceğini de vurguladı.

’30 yıllık iklim politikalarından kaçışının sonu’

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı imzalamasını “30 yıllık iklim politikalarından kaçışının sonu” olarak niteleyen Şahin, şu ifadeleri kullandı:

Geç kalmış olsa da tarihi bir adım. Türkiye’nin en nihayet 30 yıllık iklim politikalarından kaçışının sonu olarak değerlendiriyorum. Bu bir yandan da Türkiye’nin altı senedir sürdürdüğü müzakere taktiğinin başarısız olduğunu gösteriyor. Türkiye, tezlerinden vazgeçmiş oldu. Ek 1’den çıkma talebinden vazgeçmiş oldu. Mutlak azaltım hedefi yapmama ısrarından vazgeçmiş oldu. Türkiye her ne kadar ‘Gelişmekte olan bir ülke olarak taraf olduk’ gibi tek taraflı bir beyanda bulunsa da aslında Ek 1 ülkesi olarak dolayısıyla gelişmiş bir ülke olarak anlaşmaya taraf olundu.

Bu da son derece olumlu. Bundan sonra enerji, ulaşım, sanayi vs. emisyonları azaltmak için bütün politikaların değişmesi gerekiyor.”

‘Türkiye’nin hedefini güncellemesi gerekiyor’

Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamında sunduğu hedefinde bir iyileşme yapması gerektiğini ifade eden Ümit Şahin, kömürden hızla uzaklaşmak gerektiğine de dikkat çekti:

Bu anlaşma kabul edilirken, aynı zamanda 2053’te net sıfır hedefinin açıklanması da önemliydi. Bu ileri bir adım. 2053’te net sıfır açıkladığınız zaman 2030’a kadar orta vadede ulusal katkı beyanı denen her ülkenin Paris Anlaşması’na sunduğu Türkiye’nin de aslında daha önce bir tane sunduğu ama çok zayıf olan hedefi güncellemesi, iyileştirmesi gerekiyor. Bunu iyileştirmek belki ilk adım.

Burada 2030’a kadar emisyonlarını azaltacağına yani belli bir tarihe göre yüzde şu kadar azaltacağına bir açıklama yapması gerekiyor. Bu noktadan itibaren atılması gereken birkaç adım var. Birincisi yeni kömürlü termik santrallerin yapımının tamamen durdurulması gerekiyor. Var olan termik santrallerin de kapatılmasına yönelik bir takvim hazırlanması ve belli bir süre sonra kömürün üretimdeki, elektrikteki payının tamamen ortadan kaldırılması gerekiyor.

Bununla birlikte de kömürün yerini doğal gazın almaması için rüzgar ve güneş yatırımlarının hızlandırılması, bunlara teşvik verilmesi gerekiyor.”

‘Partiler Paris Anlaşması’na hazır değil’

Anlaşmanın Meclis’ten oy birliğiyle geçmesinin de önemli olduğunu kaydeden Dr. Şahin, ancak eski kalkınma anlayışıyla devam etmenin mümkün olmadığını, bunu da hiçbir partinin şu aşamada tam anlayamadığını düşündüğünü kaydetti:

Partiler, Paris Anlaşması’na hazır değiller. Paris Anlaşması’nın ne anlama geldiğini Yeşiller hariç siyasi partiler aslında çok iyi bilmiyor. Paris Anlaşması bir çevre anlaşması gibi görülüyor. Halbuki bu anlaşma bütün bir ülkenin ekonomik ve sosyal düzenini değiştirmeyi gerektiren ve bunu oldukça kısa bir sürede yapmasını gerektiren bir anlaşma. Eski kalkınma anlayışıyla, eski tip yoğun enerji tüketen yaşam biçimi ya da refah anlayışının gelişmişlik olduğu düşüncesiyle devam etmek artık mümkün değil.

Bunu ben hiçbir partinin, tam olarak anlayabileceğini şu aşamada sanmıyorum. Hala çünkü parti liderlerinden otomobil vaatleri görüyoruz. Daha fazla turizm, seyahat, daha fazla enerji tüketimi gelişmişlik ölçütü olarak görülüyor. Ekonomik büyüme buna dayalı. Aslında biliyoruz ki 30 yıl içinde emisyonları sıfırlamak demek öncelikle bu tür bir büyüme anlayışından vazgeçmek demek. Ben henüz partilerin bu tür bir büyüme eleştirisi yapabilecek düzeyde olduğunu sanmıyorum.”

Türkiye’nin müzakerelerde yeri

Emisyonlarını hızlı azaltmak isteyen ülkelerin olduğu The High Ambition Coalition (HAC) isimli hükümetler arası grubu tekrar canlandırma girişimlerinin olduğunu hatırlatan Şahin, Türkiye’nin iddialı çıkışları nedeniyle emisyonlarını hızlı düşürmek isteyen ülkeler arasında müzakerelerde yer alması gerektiğini kaydetti:

Türkiye’nin de madem biz iklim mücadelesinde dünyaya örnek olacağız gibi iddialı çıkışları var o zaman Türkiye’nin emisyonlarını hızlı düşürmek isteyen ülkeler arasında müzakerelerde yer alması ve güçlü adım atmayan ülkeleri buna çağırması; AB, İngiltere gibi hedefleri daha güçlü ülkelerle birlikte davranması gerekir.

Bunun için gelişmiş ülke olmanıza da gerek yok. Kosta Rika gibi ülkeler ya da Meksika gibi ekonomik olarak bize benzer pek çok ülke çok daha iddialı iklim politikaları yürütüyor. Türkiye de bu tür iddialı iklim politikaları yürüten ülkeler grubuna katılırsa hem diplomatik açıdan hem ekonomisinin dönüşümü açısından hem de müzakerelerde aslında bugüne kadar kaybettiği zamanı telafi etmek açısından en iyi adımı atmış olur.”

Yeşiller Partisi Eş Sözcüleri: Mücadele asıl şimdi başlıyor

Türkiye, altı yıldır onaylamamak için büyük bir direnç ortaya koyduğu Paris Anlaşması’nın onaylanmasına dair kanun teklifini TBMM Genel Kurulu’nda oy birliğiyle onayladı.

Anlaşma temel olarak küresel ısıtmayı endüstri öncesi döneme kıyasla “en az 2 dereceyle, mümkünse 1,5 derece ile sınırlamak için” ülkelerin ortak çalışmasını öngörüyor.

‘Tarihi bir an yaşadık’

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Emine Özkan, anlaşmanın onaylanmasını “Tarihi bir an yaşadık dün akşam” sözleriyle yorumladı.

Yeşil Gazete’ye konuşan Özkan, “Tarihiydi çünkü Türkiye altı yılın sonunda iklim kriziyle küresel mücadelenin parçası olmak adına bir irade ortaya koydu. Bu Türkiye siyasetinin merkezine iklim politikalarının oturacağının da apaçık göstergesi” dedi.

‘Altı sene kaybettik’

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı ise onaylanma kararının altı yıl gecikmeli bir şekilde alınmasını eleştirerek “Olması gereken Paris İklim Anlaşması imzaya açıldıktan hemen sonra buna dahil olmak ve yol almaya başlamaktı” dedi.

Türkiye’nin bunu yapmadığını belirten Urbarlı, “Altı sene kaybettik. Sadece biz kaybetmedik. Dünya da altı sene kaybetti aslında. Bu yüzden tarihi ama gecikmiş an” ifadelerini kullandı.

‘Mecliste şaşkınlık hakimdi’

Anlaşma’nın onaylanmasına dair teklifin görüşüldüğü Meclis oturumunda oylama öncesinde milletvekilleri de iklim krizine ilişkin konuşmalar yaptı.

Meclis’teki genel atmosferi yorumlayan Urbarlı, “Önemli bir konuyla karşılaşan ama bu önemli konu üzerinde çok kafa yormamış ve bir taraftan da bu konunun nasıl bir anda bu önemli hale geldiğinin şaşkınlığını yaşayan bir meclis. Çevre konusu her zaman vardı. Fakat bu boyutta, bir ülkenin her şeyini değiştirmesini gerektirecek bir boyutta, karşılarına çıkmasının şaşkınlığını yaşıyordu vekiller. Tam hakim olmadıkları kavramlar ile iç politika, dış politika, eleştiri, destek hepsi biraz karıştı” dedi.

‘Temel muhatabı Yeşiller Partisi’

Muhalefet partilerinin söylem düzeyinde iklim siyasetini ve yükselen iklim rejimini yakaladıklarını ifade eden Emine Özkan ise altı yıldır anlaşmanın onaylanmasına karşı çıkan AKP’li vekillerin dahi seçmenleriyle ‘hayırlı olsun’ mesajları paylaştığını söyledi.

Öte yandan iklim siyasetinin dünyada olduğu gibi Türkiye’de de temel muhatabının Yeşiller Partisi olduğunu belirten Özkan, “Ancak ve ancak yeşil politikaları hayata geçirerek köklü onarıcı sonuçlar elde edebiliriz. Oysa bir yılı aşkın süredir tamamıyla keyfi uygulamalar neticesinde tüzel kişiliğimizi kazanamıyoruz” tepkisini gösterdi.

Yeşiller Partisi de gündeme getirildi

HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un Genel Kurul’da bunu açıklıkla dile getirerek esas iklim siyasetini yapacak partinin Yeşiller Partisi olduğunu söylediğini hatırlatan Özkan şu yorumu yaptı:

“Muhalefet kanadından bu desteği aldığımız için mutluyuz. Çünkü partimizin kuruluş gayeleri arasında iklim meselesini siyasetin ana gündemlerinden biri haline getirmek var. Evimiz yanıyor ve bu yangını söndürmek zorundayız.”

Yeşiller Partisi’nin kuruluşları İçişleri Bakanlığı gerekli evrakları teslim etmediği için yaklaşık bir yıldır engelleniyor.

‘Kendimize sormalıyız: Evet, nasıl başlıyoruz?’

Ancak Koray Doğan Urbarlı, Paris Anlaşması’nın konuşulduğu Meclis oturumunda bulunsaydı ne söyleyeceğini şu sözlerle anlattı:

“Herhalde şöyle bir konuşma yapardım: Bugün biraz sonra onaylayacağımız Paris İklim Anlaşması bizim bir yere varmamızın değil; yola çıkacak olmamızın haberini veriyor. Hepimizin onaylayacağı, Türkiye’nin altına imza atacağı bu anlaşmanın gerekliliklerini yerine getirmek kendimize, ülkemize, dünyaya ve geleceğimize karşı bir sorumluluğumuzdur. Artık iş kolaya kaçmadan, yan yollar aramadan gereklilikleri yerine getirmek ve Türkiye’nin Yeşil Dönüşümü’nü başlatmakta. Onay kararı çıktıktan hemen sonra kendimize sormalıyız: Evet! Nasıl başlıyoruz?”

‘Topyekûn bir dönüşüm yolculuğu’

Mücadelenin asıl şimdi başladığının altını çizen Emine Özkan da Meclis’te yapacağı konuşmayı şu sözlerle ifade etti:

“Önümüzde uzun, zorlu ve en önemlisi istikrarla, kararlılıkla hareket etmemiz gereken bir süreç var. Bir yandan 2053’te karbon nötr Türkiye hedefinden bahsederken diğer yandan doğalgaz aramaya, nükleer santralleri tartışmaya, Kanal İstanbul gibi bir ekokırım projesinde inat etmeye devam edemeyiz. Ve özellikle dikkat çekmek gereken bir konu var ki o da iklim politikalarının eğitimden sağlığa, gıdadan, insan haklarına bütün politika ve hak alanlarını doğrudan etkilediği. Dolayısıyla çıktığımız yolculuk topyekün bir dönüşüm yolculuğu. Bu dönüşümün herkes için adil olması ise şart.”

Elazığ’daki Çayırköy Muhtarı: Madendeki patlamalar nedeniyle üç köylü yaralandı

Elazığ’ın Maden ilçesine bağlı Çayırköy’de muhtar olan Emre Özdoğan, şirketin maden alanında dinamit patlatması sonucunda yaklaşık 30 evin ve köyün su kaynaklarının zarar gördüğünü iddia etti.

Özdoğan, “Geçtiğimiz günlerde firma bir patlatma yaptı bu patlatmadan dolayı üç tane vatandaş yaralandı” ifadelerini kullandı ve 2017’den beri süren maden çalışmalarının evlere, su şebekesine ve tarım arazilerine zarar verdiğini söyledi.

Açık işletme madencilik

Sözcü’den Evren Demirdaş’ın haberine göre, maden şirketinin yaptığı çalışmalar hakkında hakkında konuşan Muhtar Özdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Maden ilçemizde 2017’den beri Eti Gümüş Maden Bakır İşletmesi Yukarı Meydancık ile Aşağı Meydancık mezra arasında açık işletme yöntemiyle faaliyet göstermektedir. Yukarı Meydancık mezrası 500 metre Aşağı Meydancık mezrasına 750 metre mesafesinde son 1 yıl içerisinde haftada 7-8 ton arası dinamitle patlatmalar yapıyorlar. Bu patlamalar sonucunda 30 evde hasarlar oluştu. Şirkete ait 50 tonluk iş makinalarının köy grup yolunu kullanmaları nedeniyle yolun alt yapısı çöktü.

‘Su kaynakları kurudu’

“500 dönümlük arazimizin sulama amaçlı kullanılan gözelerde yapılan patlamalardan dolayı su kaynakları maden çalışması yapılan yöne doğru kaydı ve su kaynakları kurudu” diyen muhtar firmanın verdiği zararlar ile ilgili yetkililerle defalarca konuştuklarını söyledi.

Muhtar, “Madenciliğe karşı olmadığımızı ama yanlış ve tedbirsiz çalışmalardan dolayı köylülerin evlerine ve çevreye verdikleri zararların düzeltilmesini istedik. Şu an bizim tapulu arazilerimizle maden ocağı arası 30-40 metre” ifadelerini kullandı.

‘Üç kişi yaralandı’

Dinamit patlamaları sonucu üç kişinin yaralandığını ileri süren Özdoğan, şöyle devam etti:

“Geçtiğimiz günlerde firma bir patlatma yaptı bu patlatmadan dolayı 3 tane vatandaşım yaralandı. Yapılan bu çalışmayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum. Yapılan çalışma esnasında yaralanan vatandaşlarımız işletme sorumlusu, saha sorumlusu ve patlamayı yapan şahısları hakkında suç duyurusunda bulundular. Yukarı meydancık mezrasında bir hafriyat döküm alanı var buraya dökülen hafriyatta herhangi bir yağışta kayması durumunda su kaynaklarını ve köye tehlikeye sokacak bir durumu var.”

Paris Anlaşması’na ilişkin kanun Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi

Paris Anlaşması’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun teklifi dün akşamki Meclis oturumunda oy birliğiyle kabul edilmişti.

Kanuna göre, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi‘nin (UNFCCC) 21’inci Taraflar Konferansı’nda kabul edilen ve Türkiye Cumhuriyeti adına 22 Nisan 2016’da imzalanan “Paris Anlaşması”nın mevcut beyan ile birlikte onaylanmasının uygun bulunduğu belirtildi.

Altı yıllık gecikme

12 Aralık 2015 tarihinde Fransa’da gerçekleşen UNFCCC 21’inci Taraflar Konferansı’nda kabul edilmiş, 2016 tarihinde ülkelerin imzasına açılmıştı.

O tarihten bu yana anlaşmayı meclise getirerek onaylamayı reddeden Türkiye, Paris Anlaşması’nı imzalayan fakat onaylamayan altı ülkeden biriydi. Aynı zamanda da anlaşmayı onaylamayan tek OECD ve G20 üyesiydi.

Türkiye’nin BMİDÇS’in gelişmiş ülkeler kategorisini oluşturan Ek-1 listesinden çıkarılmayı ve gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer almayı talep etmesi, anlaşmanın bugüne kadar onaylanmamasının nedenlerinden biri olarak görüldü.

Sekretarya’ya iletilecek

Meclis’te anlaşmanın onaylanmasına ilişkin karar, BM Sekretaryası’na iletilecek ve Türkiye anlaşmaya taraf olacak.

Anlaşmanın onaylanmasıyla Türkiye için iklim değişikliğiyle mücadelede hedef ve politikaların belirleneceği yeni bir döneme girilecek.

Türkiye, 2015’te BM Sekretaryası’na sunduğu ulusal katkı beyanı çerçevesinde emisyon artışını 2030 itibarıyla yüzde 21 azaltma taahhüdünde bulunmuştu. Ancak bu hedefler Türkiye’nin Glasgow’da gerçekleşecek COP26’da açıklaması beklenen 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşma hedefiyle veya Anlaşma’nın küresel ısıtmayı 1,5 derece ile sınırlama hedefiyle uyumlu değil.

Mahir Ilgaz: Paris Anlaşması’nın eksikliklerinin kaynağı ulus devlet sistemi

Türkiye, iklim değişikliği ile mücadele amacıyla ülkelerin ortak hareket etmelerini hedefleyen Paris Anlaşması’nı altı yıl gecikmeli bir şekilde TBMM’de onayladı.

Anlaşma temel olarak küresel ısıtmayı endüstri öncesine kıyasla “en az 2 dereceyle, mümkünse 1,5 derece ile sınırlamak için” ülkelerin ortak çalışmasını öngörüyor. Her ne kadar 191 ülkenin taraf olduğu anlaşma, iklim sistemi içerisindeki en önemli ve kapsayıcı anlaşma olsa da birtakım eksiklikleri de bulunuyor.

Bunlardan ilk akla geleni verdikleri taahhütlere uymayan veya yeterli iklim taahhütü sunmayan ülkelere karşı herhangi bir yaptırımın öngörülmemesi. Bir diğeri ise iklim krizine yol açan sera gazı emisyonlarının birincil sorumlusu fosil yakıtlar üzerine söylediği bir şeyin olmaması. Ve finansmandan uygulamaya daha niceleri…

Eleştirirken iki nokta göz önünde tutulmalı

350.org Küresel Kampanyalar Müdürü Mahir Ilgaz yaptığı açıklamada bu eksiklikleri ve daha nice eksikliği eleştirirken iki noktanın göz önünde bulundurulması gerektiğini söylüyor:

  1. Bu eksiklikler bu anlaşmanın yapılabilmesinin tek şartıydı.
  2. Anlaşma, tarafların hedeflerinin kapsamını sürekli artırma olanağı sağlıyor.

‘Sistem içerisinde oluşabilmiş en ileri şey’

İlk maddeyi yorumlayan Ilgaz, bu durumun anlaşmayı temize çıkarmadığının altını çiziyor ama aynı zamanda şu eklemeyi yapıyor:

“Ancak bu kapsamda anlaşmaya getirilen eleştirilerin ulus devlet temelli uluslararası sisteme gitmeli çünkü Paris Anlaşması kendi alanında bu sistem içinde oluşabilmiş en ileri şey.”

‘Rekabeti iklim için silahlaştırıyor’

Anlaşma’nın tarafların hedeflerinin kapsamını sürekli artırma olanağı sağlamasını ise “Bu da anlaşmanın dahiyane tarafı” şeklinde yorumlayan Ilgaz, “Ulus devlet sistemi içinde farklı çıkarların çatışması sonucu en düşük ortak paydaya talim etmek yerine anlaşma taraflara kendi hedeflerini belirleme ve bunları artırabilme imkânı tanıyor” diyor.

Anlaşma’nın ulus devlet sistemine içkin kısır rekabeti iklim konusunda adım atmak istemeyenlere karşı silahlaştırdığını ifade eden Ilgaz, “Yani adım atmak isteyen belli bir blok oluştu mu ayak sürümek isteyenler bu blok ile kafa kafaya geliyor” ifadelerini kullanıyor.

‘Dışarıda kalmanın avantajı yok’

Dahası, yine ulus devlet sisteminin aktörleri arasında iklim liderliği üzerinden oluşabilecek iktidar devşirme girişimleri de anlaşmada yerini bulabiliyor. Kendi etki alanını oluşturmak isteyen güçler iklim hedeflerini artırarak birbirleriyle rekabete girebiliyorlar.

Türkiye’nin epey bir süre ayak sürüdükten sonra Anlaşma’yı onaylamak zorunda kalmasının da bu çerçeveden değerlendirilebileceğini söyleyen Mahir Ilgaz, “Dışarıda kalmanın avantajı yok. Hükümet tarafından verilen demeçler vb. de bunu doğrular nitelikte” diyor.

‘Paris’i reddetmek için yeterli değil’

Tüm bunları Paris’i güzellemek için söylemediğinin altını çizen Mahir Ilgaz, “Paris Anlaşması onu doğuran ulus devlet temelli uluslararası sistemin tüm eksiklikleriyle malül. Ancak bu anlaşmayı topyekün reddetmek için sebep değil” diyor. Sebebini ise şu şekilde açıklıyor:

“Çünkü hem anlaşmanın içinde realpolitiğin sınırları elverdiği ölçüde yukarıda saydığım mekanizmalar çerçevesinde ilerleme mümkün, hem de Paris kendi dışında daha kapsamlı ve ilerlemeci bir çözüme engel değil. Bu eksiklikler Paris öncesinde de vardı. Şimdi de var. Elbette daha iyisi için çalışalım, o ayrı.”