Ana Sayfa Blog Sayfa 1207

Ekvador yerli toplulukları petrol sahası genişlemesini durdurmak için dava açtı

Ekvador‘un Amazon bölgesindeki yerli topluluklar pazartesi günü Başkan Guillermo Lasso‘nun ülkedeki petrol çıkarımını artırma planlarına karşı dava açtı.

Açılan davada genişleme çabaları “ölüm politikası” olarak nitelendirildi ve planların durdurulması talep edildi.

Mayıs ayında göreve gelen muhafazakâr Lasso, koltuğa geçmesinin ilk günlerinde ormanlık alanlardaki petrol sahalarının genişletilmesini kolaylaştırmak ve maden projeleri için daha fazla yabancı yatırımcı çekmek için iki kararname yayımlamıştı.

AYM’ye başvuruldu

Amazon yerli topluluklarının liderleri, ülkenin en yüksek yargı organı olan Anayasa Mahkemesi‘nden kararnameleri iptal etmesini istiyor.

Waorani lideri Nemonte Nenquimo, düzinelerce destekçiyle birlikte mahkeme önünde yapılan açıklamada “Ekvador hükümeti topraklarımızdan yalnızca çıkar elde etmeyi düşünüyor” ifadelerini kullandı.

Devlet Başkanı aynı zamanda madenciliği ülkenin en önemli gelir kaynaklarından biri yapmak istiyor. Yerli topluluklar madenciliğe dair kararnameye karşı ayrı bir dava açmayı planladıklarını söyledi.

‘Ölüm politikası’

Açıklamada petrol çıkarmanın genişletilmesinin, düzinelerce yerli topluluğa ev sahipliği yapan dünyanın en biyolojik çeşitliliğe sahip ormanlarından bazılarını tehlikeye atacağı belirtildi. Reuters’ın ulaşmaya çalıştığı Enerji Bakanlığı ise yorum talebine hemen yanıt vermedi.

CONAIE yerli örgütünün başkanı Leonidas Iza, “Bu ölüm politikasını sürdürmeye çalışıyorlar. Bu sadece yerlilerin sorunu değil, uygarlığın sorunu” dedi.

Yerli gruplar, Lasso’nun sosyal ve ekonomik politikalarına karşı protesto gösterileri düzenleyeceklerini söyledi.

TTB: HPV aşıları ulusal aşı takvimine eklenmeli

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Human Papilloma Virus (HPV) aşılarının ulusal aşı takvimine eklenmesini istedi.

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü‘ne gönderilen yazıda, rahim ağzı kanserinin önlenebilir, erken tanı konduğunda tedavi edilebilir bir kanser türü olduğu kaydedildi ve bu kanser türünün kadınlar arasında en yaygın dördüncü kanser türü olduğunun altı çizildi.

‘Görülme sıklığı orta ve düşük gelirli ülkelerde daha yüksek’

Yazıda, her yıl yaklaşık 14 milyon kişinin bu virüs ile enfekte olduğunun tahmin edildiği kaydedilirken, bir kişinin ömür boyu bu virüs karşılaşma olasılığının da neredeyse yüzde 80 olduğu ifade edildi:

HPV denilen ve en az 14 tanesinin yüksek riskli olduğu kabul edilen, 100’den fazla tipi olan bu virüs, en sık karşılaşılan ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan biridir. Her yıl yaklaşık 14 milyon kişinin bu virüs ile enfekte olduğu tahmin ediliyor, bir kişinin ömür boyu bu virüs karşılaşma olasılığı ise neredeyse yüzde 80’dir. Önlenebilir ve erken evrede yakalandığında tedavi edilebilir bir kanser olmasına rağmen rahim ağzı kanseri bugün hala dünya genelinde kadın kanserleri arasında en sık görülen dördüncü kanserdir. Tüm ülkelerde görülüyor olsa da sıklığı orta ve düşük gelirli ülkelerde daha yüksektir. Bu kansere bağlı ölümlerin yüzde 90’ı yine orta ve düşük gelirli ülkelerde görülmektedir.

‘Gerekli adımların atılmasını talep ediyoruz’

Söz konusu aşıların kişileri rahim ağzı kanserinden koruyacağı gibi, HPV’ye bağlı diğer kanserlerden de koruyabileceğine dikkat çekildi:

HPV aşıları, rahim ağzı kanserlerinin yüzde 70’ini ve genital siğillerin de yüzde 90’ını önleyebilir. Aynı zamanda bu aşılar, HPV’ye bağlı diğer kanserlerden de koruyabilir. Bu nedenle önerilen öncelikli olarak kız çocuklarının 9-14 yaş aralığında aşılanmalarıdır. Bazı ülkelerde yakın zamanda erkek çocukları da aşılanmaya başlanmıştır. Bu yaş grubunda altı ay ara ile iki doz aşı yeterli olmaktadır. 15 yaş sonrasında ise koruyuculuk için üç doz aşı (0, 1-2 ay, 6 ay) gereklidir. Bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlarda aşı yaştan bağımsız üç doz olarak uygulanmalıdır.

Dünya Sağlık Örgütü yakın zamanda bu kanseri elimine etmek üzere bir strateji planı geliştirmiştir. Bu plana göre hareket eden ülkelerde 2030’a dek 15 yaş ve altı kız çocuklarının yüzde 90’ının aşılanması, 35 yaşına kadar kadınların en az bir kere uygun yöntemle taranması ve bunun 45 yaşında bir kere daha tekrarlanması öngörülmektedir. Bu ülkelerde rahim ağzı kanser öncesi lezyonu ya da kanser saptanan kadınların yüzde 90’ının uygun şekilde tedavisi gerçekleşecektir. (Global strategy to accelerate the elimination of cervical cancer as a public health problem, 2020)

Bu kanseri elimine etme stratejisinin ülkemizde uygulanmaması için hiçbir sebep yoktur. Halihazırda yürütülen ulusal taramanın yanında HPV aşılarının da ücretsiz olarak ulusal aşı programına eklenmesi, önlenebilir hastalıkların ve ölümlerin önüne geçilmesi için gerekli adımların atılması talebimizi iletir, çalışmalarınızda başarılar dileriz.”

Samsun’da suya yapılan zam uygulaması iptal edildi: Hakkaniyetli değil

Mahkeme, Samsun Büyükşehir Belediyesi‘nin 23 Mayıs 2019’daki meclis toplantısında, suya yüzde 25, sayaç okuma bedeline yüzde 150 zam ve her ay TÜİK’in enflasyon rakamına göre suya enflasyon zammı uygulamasını iptal etti.

Suya yapılan zammı yargıya Samsun Barosu avukatlarından ve CHP İlkadım ilçesi eski başkanı Arzu Sabuncu taşımış, zammın iptali için Samsun 2’nci İdare Mahkemesi‘ne dava açmıştı.

‘Zamlar hakkaniyetli değil’

Sözcü‘nün haberine göre, Samsun 2’nci İdare Mahkemesi, mesken tipi aboneler için su tarifesine yüzde 25 oranında artış yapılması suretiyle suyun birim metreküp fiyatının 3,18 TL’den 3,97 TL’ye çıkarıldığı, sayaç bakım ve onarım bedelinin de aylık 2,50 TL olarak belirlendiğini belirtti. Mahkeme, yapılan bu zamların hakkaniyete uygun olmadığına karar verdi:

2560 sayılı Kanunda yer alan artırım sebepleri dışında her ay açıklanan TÜFE oranında artırımın da öngörüldüğü, fakat bu durumun yukarıda belirtilen mevzuatta yer almadığı ve söz konusu artırımın hakkaniyete de uygun olmadığı, ayrıca davacıların abone sözleşmesi uyarınca, sayacın abone tarafından alındığı, sayacın korunması ve arızalanan sayaçların yenisinin alınmasının yine aboneye ait olduğu, fakat buna rağmen davalı idare tarafından sayaç bakım ücreti adı altında ücret talep edilmesinin hakkaniyete uygun olmadığı gibi, bu hususta yapılan zammın da yine 2018 yılı enflasyonunun çok üzerinde olduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline oy birliği ile karar verilmiştir.”

‘Fazla ödedikleri parayı talep edebilirler’

Avukat Arzu Sabuncu, kararın örnek teşkil edeceğini kaydetti ve su abonesi olup zamlı su faturalarını ödemek zorunda kalan kişilerin belediyeye başvurup fazla ödedikleri parayı geri talep edebileceklerini ifade etti:

Mahkeme, 1 Haziran 2019 tarihinden itibaren uygulanan zamların hakkaniyete uygun olmadığına karar verdi. Su abonesi olan ve zamlı su faturalarını ödemek zorunda kalan vatandaşlarımız, belediyeye başvurarak fazla ödedikleri parayı talep edebilirler. Belediye ödeme yapmayı kabul etmez ise Tüketici Mahkemesine başvurarak paralarını alabilirler.”

Rusya’daki permafrost çözülmesi evleri ve altyapıyı tehdit ediyor

Sibirya‘nın Churapcha yerleşimindeki eski havaalanı yıllardır kullanılamaz bit halde. Zaman içerisinde pisti kabarık höyükler ve kabartmalardan oluşan bataklık bir alana dönüştü.

Sebebi ise havaalanının iklim değişikliği sebebiyle her geçen gün daha fazla eriyen donmuş toprak tabakası permasfrostun üzerine kurulmuş olması.

Binalar deforme oluyor

Moskova Devlet Üniversitesi’nden bilim insanı Alexey Maslakov, “Rusya’nın Kuzey Kutbu’nda yıkılmış veya deforme olmuş bir bina bulamayacağınız tek bir yerleşim yok” ifadelerini kullandı.

Rusya küresel ortalamadan 2,8 kat daha hızlı ısınırken, Sibirya’nın uzun süredir donmuş tabakasının erimesi birçok boru hattını, depolama tesisini ve yolları tehdit altında bırakıyor. Öte yandan erime sonucunda iklim krizini daha da besleyen sera gazları serbest kalıyor.

Maliyet yükseliyor

Rusya topraklarının yüzde 65’ini kaplayan permafrostun erimesi ile maliyetler şimdiden artışa geçti.

Yakutsk’taki Melnikov Permafrost Enstitüsü müdürü Mikhail Zheleznyak, ısınma hızının devam etmesi halinde Rusya’nın 2050 yılına kadar 97 milyar dolar altyapı hasarıyla karşı karşıya kalabileceğini söyledi.

Permafrost Enstitüsü müdür yardımcısı Alexander Fyodorov ise “Yollar, elektrik enerjisi tedarik hatları, gaz boru hatları, petrol boru hatları – tüm doğrusal yapılar öncelikle ısınma iklimine ve bunun permafrost üzerindeki etkisine yanıt veriyor” dedi.

Erimeyeceği düşünülüyordu

Sovyet Rusya 1960 ve 1970’lerde Kuzey Kutbu’na doğru genilerken pek çok bina binlerce yıldır donmuş halde bulunan tabakanın sabit olduğu ve asla çözülmeyeceği varsayımıyla inşa edilmişti.

Yaklaşık 10 bin nüfusa ev sahipliği yapan Churapcha’da yer alan havaalanı ise 1990’lı yıllarda erime neticesinde kapatıldı.

Yıllar geçtikçe, bir zamanlar pürüzsüz olan pist, zemin battıkça ve buz eridikçe daha çok bir ejderhanın sırtına benzeyen benekli bir alan haline geldi. Bilim insanlarına göre, bölge en sonunda bir göl haline gelebilir.

12 santimetreye kadar batan yerler var

Permafrost Enstitüsü‘nden Fyodorov, bölgede yıllardır yaptıkları inceleme sonucunda bazı bölgelerin yılda 2-4 santimetre bazı bölgelerin ise yılda 12 santimetreye kadar battığını tespit ettiklerini söyledi.

Rusya’nın kuzeydoğusundaki bir bölge olan Yakutya’nın merkezindeki sekiz yerleşimde, Kuzey-Doğu Devlet Üniversitesi tarafından yapılan ankete katılan kişilerin yüzde 72’sinin evlerinin temellerinin çökmesiyle ilgili sorunlar yaşadıklarını söyledi.

15 milyon permafrost üzerinde

Rusya genelinde, permafrost üzerinde yaşayan 15 milyondan fazla insan var. Hükümet, yeraltındaki erimeyi daha iyi izlemek için yatırım yapıyor.

Ekoloji Bakanı Alexander Kozlov ağustos ayında yaptığı açıklamada “Ona gerçekte ne olduğunu bilmiyoruz. İzlemeyi sadece neyin eridiğini ve nasıl olduğunu takip etmek için yapmıyoruz. Bilim insanları elde ettikleri sonuçları kazaları nasıl önleyeceklerini öğrenmek için kullanacaklar” dedi.

Bakanlık, durumu yeraltında ölçmek için her biri 30 metreye kadar derinliğe sahip 140 izleme istasyonu kurmayı planlıyor.

Churapcha için çok geç

Bu adım bölgenin ne kadar hızlı çözüldüğünü belirlemeye yardımcı olsa da evleri Churapcha’nın eski havaalanında zaten çökmekte olan Yegor Dyachkovsky gibi köylülere yardımcı olamayacak.

Reuters’un aktardığına göre Dyachkovsky ailesinin evlerini inşa etmesinden sonra geçen beş yılda zeminin battığını söyledi. Ev ilk başta sütun temellerinden 30 santimetre yüksekte kaldı. Aradaki fark şu anda bir metreye ulaşmış durumda.

Dyachkovsky, toprakla evi arasındaki boşluğu doldurmak için beş kamyon dolusu toprak getirdi ancak bu da çözüm olmadı. Komşularından bazıları evlerini satmaya çalışıyor. Başka bir Churapcha sakini olan Sergei Atlasov, “Herkes durumu kendi başına anlamaya çalışıyor” dedi.

Sedef Adası ve Kaşık Adası’nda yapılaşma hazırlıkları

İstanbul‘a bağlı yerleşim yerleri Sedef Adası ve Kaşık Adası‘nın statüleri değiştirilerek gelecekteki yapılaşmalara alt yapı hazırlandı.

30 Eylül tarihinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan imzalı karar ile adaların bazı kısımları ‘Kesin Korunacak Hassas Alan‘ ilan edilmiş, karar 1 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.

Bu karardan 18 gün sonra bugünkü Resmi Gazete’de iki adayla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından yeni bir ilan yayımlandı.

Kontrollü Kullanım Alanı

Sözcü’nün haberine göre ilanda hem Sedef Adası hem Kaşık Adası’ndaki bazı alanların “Doğal Sit-Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak tescil edildiği kaydedildi.

Bu kararın 2 Eylül 2021 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından imzalandığı anlaşıldı.

Madencilik dahi yapılabiliyor

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 16 Ekim 2019 tarihinde aldığı “Doğal SİT Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı”na göre “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” ilan edilen yerlerde düşük yoğunluklu yerleşim planlaması yapılabiliyor.

Turizm tesisi, yat limanı, tekne imal ve çekek yeri inşa edilebiliyor. İlke Kararı’na göre bu alanlarda madencilik faaliyeti dahi yapılabiliyor.

Neler yapılabilir?

“Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” ilan edilen yerlerde yapılabilecek faaliyetler kanunda şu şekilde belirtiliyor:

  • Kentsel yerleşik alanlarda ve kentsel dönüşüm alanlarında yoğunluk, yapılacak koruma amaçlı imar planlarında belirlenebilir.
  • Bu alanlarda sanayi tesislerine izin verilmez, ancak mevcut ruhsatlı sanayi tesisleri, gerekli çevresel tedbiri almak koşulu ile kullanılabilir.
  • Bu alanlarda; koşulları, kapsamı, süresi Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları tarafından belirlenmek şartı ile aşağıdaki faaliyetlere izin verilebilir.
  • Kesin Korunacak Hassas Alanlar ile Nitelikli Doğal Koruma Alanlarındaki faaliyetler bu alanlarda da yapılabilir.
  • Teknik rapor ile tespit edilmiş zorunlu haller dışında delme-patlatma yöntemlerinin kullanılmaması, habitat bölünmesi ile flora, fauna kaybının en aza indirilerek ekolojik koridor oluşturacak tedbirlerin alınması, bölgeye ilişkin olarak ekolojik etki değerlendirme raporu hazırlanması koşullarıyla; Madencilik Faaliyetleri ile Bozulan Arazilerin Doğaya Yeniden Kazandırılması Yönetmeliği, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği ve Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği, ÇED Yönetmeliği hükümleri ve diğer ilgili mevzuata uygunluğun sağlanması şartlarıyla madencilik faaliyetleri yapılabilir.
  • Doğal peyzaj ve siluet dikkate alınarak kum, çakıl, taş, maden vb. malzeme alınabilir, bu amaçla ocak açılabilir, ancak bozulan alanların doğaya yeniden kazandırılması amaçlı toprak dökümü hariç toprak, cüruf, çöp, hafriyat, sanayi artığı vb. dökülemez.
  • Koruma amaçlı imar planına uygun olması koşulu ile turizm tesisleri, yat limanı, tekne imal ve çekek yeri ve 1. sınıf hariç düzenli depolama tesisi yapılabilir.
  • Koruma amaçlı imar planı veya geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına uygun olmak ve diğer kurum görüşlerindeki sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla tarım ve hayvancılık faaliyetlerine izin verilebilir.

Belçika’daki 600 bin aracın yıl başından itibaren başkente girmesi yasak olacak

Belçika Otomobil Sanayicileri Federasyonu‘nun verilerine göre, Euro 4 normlarındaki dizel motorlu 604 bin aracın düşük emisyon bölgesi ilan edilen Başkent Brüksel‘de kullanılması yıl başından itibaren yasak olacak.

Verilere göre 11-16 yaş aralığındaki bu araçların 38 bini Brüksel’de, 350 binden fazlası Flaman bölgesinde, 215 binden fazlası ise Valon bölgesinde kayıtlı bulunuyor.

Para cezası uygulanıyor

Brüksel’e şu anda daha yaşlı çok sayıda aracın girişine de izin verilmiyor. Bu tür araçların Brüksel bölgesine girmeleri halinde 350 euro para cezası kesiliyor.

AA’nın aktardığına göre 11,4 milyon nüfuslu Belçika’da toplam 5,85 milyon kayıtlı araç bulunuyor.

2030’dan itibaren dizel araç yasak

Federal sistemle yönetilen Belçika, Başkent Brüksel Bölgesi, Flaman Bölgesi ve Valon Bölgesi‘nden oluşuyor.

Başkent Brüksel Bölgesi yönetimi, Avrupa Birliği’nin (AB) iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele için 2050’ye kadar sera gazı salımını sıfırlama hedefi kapsamında 2030’dan itibaren dizel araçların, 2035’ten itibaren ise benzinli araçların tamamen trafikten men edilmesine karar vermişti.

Fotoğraf: AA

Yüksek hava kirliliği ve emisyon

Brüksel bölgesinde, hava kirliliğinin ve karbon emisyon düzeyinin yüksek olduğu biliniyor. Brüksel’de karayolu taşımacılığı nitrojen oksit emisyonlarının yüzde 69’undan, PM10 partikül emisyonlarının yüzde 35’inden ve daha ince PM2 partikül emisyonlarının yüzde 30’undan sorumlu.

Ulaşım aynı zamanda sera gazı emisyonlarının önemli kaynaklarından biri. 2017’de ulaşım sektörü toplam karbondioksit emisyonlarının yüzde 30’undan sorumluydu.

Dünyada da Brüksel ile benzer önlemler alınmaya başladı. Paris’te dizeller 2024 yılından itibaren, benzinli araçlar ise 2030’dan itibaren yasaklanacak. Lyon 2026 yılında dizel araçları yasaklamayı planlıyor. Birleşik Krallık ise 2035 yılında dizel ve benzini yasaklamak için adım attı.

Rize’de iki gündür devam eden yağışlar hasara yol açtı

Rize Ardeşen‘de iki gündür aralıklarla etkili olan şiddetli yağışlar sebebiyle bölgede hasarlar meydana geldi.

İlçenin Seslikaya-Tunca Grup Yolu, Çıraklar Mahallesi, Güneysu ilçesine bağlı Yeşilköy, Yeniköy, Kıbledağı ve Çayeli ilçesine bağlı Aşıklar Köyü yollarında heyelanlar meydana geldi.

Tarım arazileri zarar gördü

AA‘da yer alan habere göre, yağış sebebiyle Çayeli ve Güneysu ilçelerindeki tarım arazileri zarar gördü. AFAD ekipleri, gelen ihbarlar doğrultusunda ilçelerde çalışma yürütüyor.

İl Genel Meclisi Başkanı İbrahim Türüt ise AA’ya yaptığı açıklamada, heyelanların ufak çaplı olduğunu ve yaklaşık 70 kişilik bir ekibin de il genelinde yol temizleme çalışması yürüttüğünü söyledi. Türüt, bölgede yağışın devam ettiğini kaydederken, vatandaşlardan da dikkatli olmalarını istedi.

Davut Yılmaz isimli bir kişiye ait olan iş yerinin duvarı, yağış nedeniyle meydana gelen toprak kayması sonucu yıkıldı. İş yerinin arka bölümü toprakla dolarken, yağışın devam etmesi ve iş yeri duvarlarındaki çatlaklar nedeniyle alan boşaltıldı.

Afrika’daki buzullar iklim değişikliği nedeniyle tehlikede

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) Genel Sekreteri Prof. Petteri Taalas, Afrika’daki buzulların iklim değişikliği tehdidi altında olduğunu açıkladı.

Tanzanya‘daki Kilimanjaro Dağı, Kenya‘daki Kenya Dağı ve Uganda‘daki Rwenzori Dağları‘ndaki buzulların hızla eridiğini ifade eden Taalas, “Mevcut çekilmeler küresel ortalamadan daha yüksek. Bu şekilde devam ederse 2040’a kadar buzulların tamamen çözülmesine neden olacak” dedi.

Milyonlarca insan tehlikede

AA’nın haberine göre Prof. Taalas, iklim değişikliğinin göç, kıtlık, kuraklık ve afetlere neden olduğuna dikkati çekerek milyonlarca insanın tehdit altında olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Afrika Birliği (AfB) Kırsal Kalkınma ve Tarım Komiseri Josefa Sacko da 2030’a kadar yeterli önlemler alınmadığı takdirde 118 milyon kişinin kuraklık, sel ve aşırı sıcağa maruz kalacağını tahmin ettiklerini açıkladı.

Bir milyondan fazla kişi yerinden oldu

İklim değişikliği nedeniyle Afrika’nın güneyi ve doğusunda 1 milyondan fazla kişi yerinden oldu.

Güney Sudan, Zimbabve, Sudan, Somali, Zambiya, Etiyopya, Malavi, Kenya, Mozambik ve Madagaskar‘da 33 milyon kişinin gıda güvensizliğinin acil seviyelerde olduğu ve durumun daha da kötüleştiği kaydedildi.

TÜSİAD’dan demokrasi, laiklik, bağımsızlık ve yeşil dönüşüm çağrısı

Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı başladı. Toplantıda TÜSİAD’ın 50. Yılı projesi olarak, Türkiye’nin geleceğinin inşası için bir yol haritası önerisi içeren “Geleceği İnşa” başlıklı çalışmanın tanıtımı yapıldı.

Toplantıda konuşan TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan laiklik, demokrasi ve düzenleyici kuruluşların bağımsızlığının önemini vurguladı. 

İklim krizi ve Paris Anlaşması

Özilhan ayrıca yeşil dönüşüm ve iklim krizine dikkat çekerek “Faiz ve enflasyonun yanı sıra emisyonları, hava, su ve toprak kirliliğini de azaltmak gerekiyor” dedi.

Özilhan’ın konuşmasındaki satır başları şöyle:

  • Bu yıl dünyanın her yerinden sel, yangın, kuraklık haberleri geldiğini duyduk. Son BM raporu, Akdeniz havzasının küresel ısınmadan en çok etkilenecek yer olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin yüzde 60’ı çölleşmeyle karşı karşıya. Su rezervleri tarihsel olarak en düşük seviyelerine iniyor.
  • Türkiye’nin tarım ürünleri üreten tahıl ambarı olarak bildiğimiz bölgelerini etkileyen şiddetli kuraklık tarımı ve çiftçileri olumsuz etkiliyor. Sibirya‘yı kasıp kavuran orman yangınları,  Kanada‘da can alan rekor hava sıcaklıkları, sellerin karşısında Avrupa’da hayatını yitirenler Afrika‘da kuraklık nedeniyle ortaya çıkan kıtlıkların yol açtığı can kayıpları iklim krizinin ne kadar yoğun ve yaygın olduğunu ve giderek hız kazandığını gösterdi.
  • Benzer afetleri ülkemizde de gördük doğaya orantısız müdahale çarpık yapılaşma yanlış kentleşme gerekli hazırlıkların olmaması sellerde ve orman yangınlarında can kayıplarına artırdı. Bu sorunların çözümünde adım atmazsak gelecek senelerde da artacak ekstra hava olaylarında yine canımız yanmaya devam edecek deprem gerçeğinde de aynı sıkıntıları görüyoruz.
  • Marmara depreminin üzerinden geçen 22 yılda kentleşme anlayışındaki değişim ve depreme hazırlık konusunda kat etmiş olduğumuz mesafe de maalesef çok az. İklim değişikliğinin korkutucu sonuçları ve deprem bölgesinde olmamız eski politikalarla devam etmemizi olanaksız kılıyor, çevreci bir Türkiye’de bütün önlemlerimizi hızla almalıyız.
  • Paris İklim Anlaşması’nın Meclis’ten geçmesi ile Türkiye anlaşmayı onaylamayan altı ülkeden biri olmaktan çıktı ama karşı karşıya olduğumuz sorunun önemi ve aciliyeti daha fazlasını gerektiriyor. Önlem almakta gecikmek bugün doğal kaynakları özensiz tüketmenin maliyetini gelecek kuşaklara ödetmek anlamına geliyor. Bu yanlış olduğu gibi artık devam ettirilebilir bir yaklaşımda değil şu andaki ekonomi modelini baştan aşağı değiştirmemiz karbon nötr ekonomi yaklaşımını benimsememiz üretim ve tüketim kalıplarımızı bu duruma ayarlamamız gerekiyor.”

Özilhan, iklim değişikliği konusunda Türkiye’nin ve iş insanlarının hedeflerini ise şöyle özetledi: Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyumlu, bilimsel temelli, etki analizleri üzerine inşa edilen, politikalar arası tutarlılığı ve bütüncüllüğü sağlayan, sektörel yeşil dönüşüm hedeflerini destekleyen, enerjinin yeşil dönüşümünü ve döngüsel ekonomiyi içselleştiren, 2050 yılına yönelik karbon-nötr olma hedefi belirleyen “yeşil ekonomi yol haritası”nın tüm tarafların katılımıyla hazırlanması ve kararlı uygulamayı sinerji içinde gerçekleştirecek kurumsal yapının oluşturulması….”

Toplumsal fay hatları, sığınmacılar

  • Gelişmekte olan ülkelerde tüm hızıyla devam eden kentleşmenin yol açtığı sonuçların yönetilmesi ciddi kaynak ve yönetim mahareti gerektiriyor. Nitekim ülkemizde de kentleşmedeki hızlanmanın, üretim ve tüketim modellerinden, çevreye, toplumsal hareketlerden, siyasi tercih kaymalarına uzanan sonuçlarını gözlemliyoruz. Son yıllarda bu etkilerin üzerine eklenmiş olan sığınmacı hareketliliği, kalkınmanın adalet boyutunun ihmale gelmediğini hatırlatıyor.
  • Doğa bize fay hatlarına, dere yataklarına inşaat yapmamayı acı yoldan gösterdi. Toplumsal fay hatlarının da üzerini suni olarak örterek siyaset yapmanın, bu fay hatlarını ortadan kaldırmadığını biliyoruz. Farklı eşitsizliklerin iç içe geçtiğini ve ötelenen sorunların kartopu misali büyüdüğünü görüyoruz.

Enerji uyarısı

  • Bugün birçok ülkedeki birçok şirket tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmayı gündemine almış durumda. Aynı anda birçok şirkette üretim modeli değişikliğine gidilmesi küresel ekonomide belirsizlik ve riski başka bir noktaya çekiyor. Kuraklık ve enerji problemi kaynaklı tedarik sıkıntıları durumu daha da ağırlaştırıyor. Şu günlerde enerji piyasalarında yaşanmakta olan sorunlar gelecekte iklim krizinin etkileri arttığında yaşanabilecek olanların habercisi. Küresel enerji piyasaları büyük bir değişim arifesinde. Enerjiyi nasıl üretip nasıl tükettiğimizi yeniden düşünmeliyiz.

Merkez Bankası’nın bağımsızlığı tartışma dışı olmalı’

“Başta Merkez Bankası olmak üzere düzenleyici kurumların bağımsızlığı tartışma dışı olmalı” diyen Özilhan şunları söyledi:

“Cari açık ve bütçe açığına beceri açığı, bilgi açığı, liyakatlı kadro açığı ve yönetişim açığı da ekleniyor. Düşen sadece TL’nin değeri değil, su rezervlerimiz, birbirimize güvenimiz, ihracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin payı, mutluluk ve huzurumuz da geriliyor. Sadece makroekonomik dengesizlikleri değil, bölgesel kalkınma farklılıklarını ve gelir dağılımı bozukluklarını da gidermek istiyoruz.

Faiz ve enflasyonun yanı sıra emisyonları, hava, su ve toprak kirliliğini de azaltmak gerekiyor. Üretimin, tüketimin, yatırımların artmasına ihtiyaç duyduğumuz kadar, hak ve özgürlük alanlarının genişlemesine de ihtiyaç duyuyoruz.

‘100 yıl boyunca laiklik sayesinde ayakta durduk’

Farklı dil, din, ırk, mehzep, etnisite, sosyo-ekonomik kökenden insanlardan oluşan milleti düşününce, herkesi harekete geçirmek, herkesin katkısını almak, kimseyi dışarıda bırakmamak ancak demokrasi ve laiklik ile mümkün olabilir.

Demokrasi ve laiklik, farklılıklarımızın bizi bölen, ayıran fay hatlarına dönüşmek yerine kültürel ve düşünsel iklimimizi besleyen, bilimde, sanatta, teknolojide ileri gitmemizi mümkün kılan zenginlikler haline gelmesini sağlar.  Tarihte de modern toplumun temelini oluşturan, ekonomik ve toplumsal gelişmenin önünde engel oluşturan sınıfların ayrıcalıklarını ortadan kaldıran bu ilkelerdir.

Atatürk ve arkadaşlarının modern dünyanın üyesi olmak için atmış oldukları en önemli adım laikliktir.

100 yıl boyunca ayakta dimdik durmamızı sağlayan laikliktir.”

Kaslowski’den İstanbul Sözleşmesi vurgusu

TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski ise kurumun “Geleceği İnşa” çalışmasında dikkat çektikleri üç unsurun acilen hayata geçirilmesinin gerektiğini ifade ederek “Bu üç unsur  İnsani gelişme yetkinleşme, bilim teknoloji ve inovasyon, siyasi ekonomik toplumsal kurum ve kurumlar. Bu üç unsur bir bütünlük arz eder” diye konuştu.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına da vurgu yapan TÜSİAD Başkanı,  “Modern ve demokratik bir toplumun yapı taşlarından biri de kadınların her alada var olmasıdır. Kadınların birçok gelişmiş ülkeden daha önce siyasi haklarını elde ettiği Türkiye’de, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kabul edilebilir değil” diye konuştu.

Kadınların toplumsal hayata girmelerinin ancak laiklikle olabileceğini ifade eden Kaslowski konuşmasına şöyle devam etti:

‘Kişi başı milli geliri 20 yılda 30 bin dolara çıkabilir’

“Günümüzde refahın asır belirleyici ne yer altı kaynakları ne fiziksel sermaye ne de ucuz emeğe dayalı üretimdir. Yer altı kaynaklarıyla zenginleşmiş ülkeler bulunmakla birlikte gelişmiş ülke olmak için bu yeterli değildir. Toplumların refahının en önemli belirleyicileri maddi olmayan kaynaklardır.

İleri ülkelerin gerisinde kalmamak için acilen ve tüm kaynaklarımızla raporumuzda altını çizdiğimiz şu üç unsurun acilen hayata geçirmek için seferrberlik içine girmemiz gerektiğine inanıyoruz. O üç unsur; İnsani gelişme yetkinleşme, bilim teknoloji ve inavasyon, siyasi ekonomik toplumsal kurumlar ve kurallar.

Bu çalışmada yer verdiğimiz 105 ülkeyi kapsayan ekonometrik analiz şunu gösteriyor: İnsani gelişim bilim teknoloji ve kurumlarda kendimizi OECD ortalamasına çıkarmak için gerekli adımları atabilirsek 20 yıl içinde kişi başı milli gelirimizi 30 bin dolara yükseltebiliriz. Fakat altını çizmek isterim ki hedefimiz sadece zenginlik değil.

Bu üç alanda büyük ilerlemeler kaydederek gelişmiş, saygın, adil ve çevreci bir Türkiye inşa edilmiş olacaktır.”

 

Sağlık Bakanlığı: 2025’e kadar gıdalardaki şeker oranı yüzde 10 azalacak

Sağlık Bakanlığı, Türkiye Şeker Tüketimini Azaltma Rehberi’ni yayımladı. Rehberde; ambalajlı gıdalarda, toplu beslenme yapılan yerlerde ve şekerli gıda üreten yerlerde kullanılan şeker miktarının, 2025 yılına kadar kademeli olarak yüzde 10 azaltılmasının planlandığı belirtildi.

Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, “Yolumuz uzun, fakat tuz tüketiminin azaltılmasında olduğu gibi tüm gücümüzle çalışmaların en büyük destekçilerinden olacağız” ifadelerini kullandı.

Birçok sağlık sorununa yol açıyor

Bilimsel çalışmalarla ortaya konulan şeker ve şeker ilave edilmiş besinlerin fazla miktarda tüketiminin, başta obezite olmak üzere; kardiyovasküler hastalıklara, böbrek hastalıklarına, diş çürüklerine, bazı kanser türlerine, tip 2 diyabete ve bazı metabolik sorunlara neden olduğu biliniyor.

Özellikle çocukları tehdit eden önemli sağlık sorunlarından olan obezitenin, her yıl yaklaşık yüzde 8 oranında artış göstermesi, tehlikenin ve acil önlem alınmasının zorunluluğunu ortaya koyuyor. Yapılan araştırma sonuçları, ülkemizde 1,8 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu çarpıcı bir şekilde gösteriyor.

DSÖ’nün önerdiği miktarın iki katı

TBV Başkanı Erk, “Obezite sadece ülkemizi değil maalesef tüm dünyayı tehdit ediyor. Bu konuda şüphesiz en büyük etken beslenme. Farklı ülkeler farklı modellerle uzun veya kısa vadede bir dizi önlem çalışmalarını ortaya koyuyor. Biz de geçtiğimiz yıllarda, Türk Böbrek Vakfı olarak, paketli gıdalardaki şeker ve tuz oranına dikkat çekmek, tüketicilerin farkındalığını arttırmak ve daha sağlıklı seçimler yapmalarına rehberlik yapmak adına, şeker, tuz ve kalori miktarlarının içerik etiketlerinde ‘Trafik Işıkları Modeli’ tarzında olması için çalışmalarımızı başlatmış, Tarım ve Orman Bakanlığına bu konuda öneride bulunmuştuk. Bakanlık bu önerimizi henüz sonuçlandırmadı. DSÖ tarafından belirlenmiş olan kişi başına günlük tüketilen şeker miktarının 50 gramı geçmemesi gerekirken, halen iki katından fazla olan ülke şeker tüketiminin azaltılmasına yönelik bu rehber, ulaşılması gereken hedefe uzak olmakla beraber, iyi bir başlangıç. Bunun, sağlık harcamalarına ve koruyucu hekimliğe de olumlu yansıyacağını düşünüyoruz” diye konuştu.

Öneriler

Timur Erk, yayınlanan rehbere ilave olarak; aşırı şeker tüketiminin azaltılması için sadece şekerli gıdalardaki şeker miktarının azaltılmasının yeterli olmayacağını söyleyerek, Türk Böbrek Vakfı’nın çalışmaya katkı sağlayacak önerilerini şu şekilde sıraladı:

  • Bu düzenlemeleri uygulayacak, denetleyecek ve takip edecek kurum ve kuruluşların tespit edilmesi,
  • Çocuklar açısından paketli gıda reklamlarının yayın saatlerinde düzenlemeye gidilmesi,
  • Reklam giderlerine ayrılan büyük bütçeler göz önünde bulundurularak, yeni vergilerle satış fiyatlarının arttırılması,
  • Aşırı şeker içeren ürünlere erişimlerinin azaltılması / zorlaştırılması,
  • Bu vergilerle sağlanan kaynakların, sağlıksız beslenme sonucu ortaya çıkan sağlık sorunlarının önlenmesine ve/veya tedavisine yönelik olarak gelişen sağlık harcamalarında kullanılması,
  • Şekerli gıdaları aşırı tüketmenin getirdiği sorunların çocuklarımıza ve ebeveynlerine açık ve net olarak anlatılması,
  • Uygun yaş gruplarına yönelik olarak müfredat düzenlenmesi,
  • Doğal ve sağlıklı gıdaların yaygın olarak tanıtılması / hatırlatılması,
  • Yerel gıdalarla beslenmenin öne çıkarılması,