Türkiye’nin önde gelen çizerlerinden Piyale Madra, çizgileriyle Türkiye ve dünyanın “Yeşil Gündem”ini yorumluyor.
[Babil’den Sonra] Yeldeğirmeni’nde festival sevinci!
Gidenleriniz olmuştur, pandemiden önce, pazartesi akşamları Kadıköy’deki Eskici Gizli Bahçe’de ‘Kadıköy Sessison’s’ adlı ücretsiz bir doğaçlama dinleti düzenleniyor ve kamuya açık olan bu etkinlikte farklı ülkelerden müzisyenler kendi müziklerini icra ediyorlardı.
Etkinliğin fikir babaları olan Fransız keman sanatçısı Gabriel Meidinger, Fransız keman sanatçısı ve sinemacı Stephan Talneau, bir süre önce semtin farklı sanat disiplinlerinden yerel sanatçılarını ‘Kadıköy Sessions Festçik’ adlı tek günlük mini bir festivalde bir araya getirmek için yola çıktılar.
Yerel sanatçıların da desteğini alan festival 24 Ekim Pazar günü Yeldeğirmeni’nin pek çok kahvesinde, sanat atölyesinde, kitapçılarında, avlularında ve bahçelerinde gerçekleştirilecek.
Kar amacı güdülmeyen bu organizasyonun gerçekleşeceği mekânlar sanatçılara bağış (şapka) usulü toplanan para üzerinden bir bedel ödeyecek, ayrıca yemek verecek.
Festivalin yerel sanatçılar arasında yeni bağlar kurmayı, işbirlikleri geliştirmeyi, yeni performansları keşfetmeyi, yaratmayı; semtin farklı mekânlarını ve mahalleliyi de sanatla ilişkilendirmeyi amaçlıyor.
Videoda da izlediğiniz gibi festivalde müzik, tiyatro, kukla, sirk, dans, hikâye anlatımı, sanatsal enstalasyonlar, mini atölyeler, jam session’lardan oluşan küçük akustik performanslar yer alacak.
Festival, semtin farklı mekânlarında 14.00’de aynı anda başlayacak ve akşam daha büyük konserlerle sona erecek.
Festivalin müzik bölümü bu videoda izlediğiniz gibi çok dilli- çok sesli şarkıların geçidine sahne olacak. Bir de cümbür cemaat gün sonu konseri olacakmış.
Ne dersiniz, mevsim kışa doğru ağır aksak da olsa yol alırken hep birlikte mahalledeki şenliğe gidelim mi?
Genç iklim aktivistlerinden İstanbul’da eylem: COP26’da bizi yüzüstü bırakmayın
İstanbul’daki genç iklim aktivistleri Kasım ayında Glasgow’da gerçekleşecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) öncesinde liderlere baskı oluşturmak için tüm dünyayla eş zamanlı olarak iklim grevine çıktı.
Şişli’deki Maçka Demokrasi Parkı’nın girişinde toplanan öğrenciler burada gerçekleştirdikleri basın açıklamalarıyla karar vericilerden etkili iklim hedefleri talep etti.
‘Harekete geçin’
Roots & Shoots adına basın açıklamasını okuyan Elif Sarah, “COP26 İklim Zirvesi’ne dikkat çekmek ve yüzleştiğimiz durumun aciliyetini bir kez daha hatırlatmak için buradayız” dedi.
Açıklamada “Gençler olarak iklim krizinden en çok etkilenen ülkeler, bölgeler ve topluluklar için ses olmak, gezegenimizi ve haklarımızı savunmak, yıllardır dile getirdiğimiz taleplerimizi duyurmak ve karar alıcıların harekete geçmesini sağlamak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Tüm canlıların yaşam hakkını savunduklarını ve bilimin ışığında mücadele edilmesi için çabaladıklarını söyleyen Sarah, “Çünkü artık doğanın daha fazla yok edilişini, yaşam haklarının ihlal edilişini, geleceğimizin elimizden alınışını görmek istemiyor; harekete geçilmesinin ve iklimin değil sistemin değişmesi gerektiğini savunuyoruz. Yuvamızın tüm çeşitlilik için yaşanabilir olmasını istiyoruz” dedi.
‘Ekolojik yıkımlar hala görmezden geliniyor’
Daha sonrasında Fridays for Future’dan Zelal Canpolat söz aldı. Yıllardır ısrarla dile getirilmesine rağmen iklim krizi ile mücadele için hızlı ve anlamlı adımların atılmamasının krizin daha da ciddileşmesine ve çevre felaketlerinin artmasına sebep olduğunu belirten Canpolat şunları söyledi:
“Ülkemiz de dahil dünyanın birçok yerinde yangınların, sellerin, kuraklaşan yerlerin, açlık ve susuzlukla mücadele eden kişilerin sayısı artıyor. Kutuplar 35 dereceyi buldu, Grönland’da bir haftada 40 milyar ton buzul eridi! Ancak dünyada etkisini gösteren ekolojik yıkımlar hala görmezden geliniyor.”
‘Bilim insanlarını ve biz gençleri dinleyin’
“Biz gençler yıllardır sokaklarda sesimizi duyuruyor, iklim krizine karşı gerekli adımların atılması için çalışıyoruz” diyen Canpolat geçtiğimiz günlerde change.org üzerinden Türkiye’de iklim acil durumu ilan edilmesi için başlattıkları ve şu ana kadar 15 bin imza toplanan kampanyayı hatırlattı.
“Biz gençler bunları yaparken karar alıcılar ve liderler sorumluluk almıyor ve üzerlerine düşeni yapmıyorlar” eleştirisini yapan Canpolat “Önümüzdeki günlerde İskoçya’nın Glasgow kentinde başlayacak COP26 zirvesinde karar alıcıların birbirlerini değil, bilim insanlarını ve biz gençleri dinlemelerini istiyoruz!” çağrısını yaptı.
‘Artık gerçek eylemler görmek istiyoruz’
Basın açıklaması Bilim Virüsü İklim Öncüleri’nden Baran Örnek‘in konuşmasıyla devam etti. Bilim insanlarının iklim krizini kontrol altına alabilmemiz için hiç vaktimizin kalmadığını ve bugün eyleme geçilmesi gerektiğini söylediğini belirten Örnek, “Artık zamanımız kalmadı. Artık sadece sözler duymak değil, gerçek eylemler görmek istiyoruz” dedi.
Açıklamasında “Bizler tüm gezegende iklim krizi için gerekli önlemler alınana kadar tüm ekolojik yıkımlardan, felaketlerden etkilenen canlıların ve hava, su, toprak gibi cansız varlıkların sesini duyuracağız. Karar vericilerden de aynı sözü vermelerini ve eyleme geçmelerini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Talepler
“Tam da bu yüzden COP26’yla birlikte iklim krizi için yıllardır dile getirdiğimiz taleplerimizi tekrar hatırlatmak istiyoruz!” diyen Örnek, şu talepleri sıraladı:
- Acilen; tüm dünyada küresel sıcaklık artışını 1.5 derece ile snırılamak için harekete geçilmesini,
- Paris İklim Anlaşması’nın anlaşmanın maddelerinin yerine getirilmesini ve İklim Acil Durumu ilan edilmesini,
- 2030’a kadar net sıfır karbon emisyonunun sağlanması için adımlar atılmasını; Doğa alanlarında ekolojik yıkıma sebebiyet verecek projelerin durdurulmasını, İklim krizinin beraberinde getirdiği hak ihlallerine karşı harekete geçilmesini,
- Fırsat eşitliğinin iklim adaleti ve sosyal adalet çerçevesinde sağlanmasını ve tüm bunların gerçekleşmesi için gençler olarak karar alma süreçlerinin her aşamasında etkin, eşit söz ve hak sahibi olarak yer almayı istiyoruz!
Basın açıklamasının ardından iklim aktivistleri “İklimi değil sistemi değiştir” sloganları attı. Maçka Parkı içerisinde yürüyüş gerçekleştiren aktivistler eylemlerine forumla devam etti.
Film setinde oyuncu yanlışlıkla ateş açtı, görüntü yönetmeni hayatını kaybetti
ABD’nin New Mexico eyaletinde “Rust” (Pas) filminin çekimleri sırasında filmin oyuncusu Alec Baldwin‘in yanlışlıkla açtığı ateş sonucu, yönetmen Joel Souza yaralandı, görüntü yönetmeni Halyna Hutchins da hayatını kaybetti.
Olayla ilgili gözaltına alınan yok
Yaralanan 42 yaşındaki görüntü yönetmeni Halyna Hutchins, helikopterle hastaneye kaldırılmasına rağmen kurtarılamadı. 48 yaşındaki yönetmen Joel Souza’nın ise tedavisi acil serviste sürüyor.
New Mexico‘da Santa Fe Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü, olayla ilgili olarak resmen suçlama yöneltilmediğini ve kimsenin de gözaltına alınmadığını kaydetti.
Osman Kavala: Erdoğan’ın sözlerinden sonra duruşmalara katılmam ve savunma yapmam anlamsızlaştı
1452 gündür tutuklu bulunan iş insanı ve insan hakları savuncusu Osman Kavala, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Afrika ziyareti sonrasında kendisi hakkında “Soros artığı” ifadesini kullanmasına ilişkin avukatları aracılığıyla yazılı bir açıklama yaptı.
Söz konusu ifadeleri “Son derece esef vericidir ve Cumhurbaşkanlığı makamının ciddiyetine uygun düşmemiştir” sözleriyle eleştiren Kavala, Açık Toplum Vakfı’yla ilişkisini ise şöyle anlattı:
“Ülkemizdeki sivil toplum kuruluşlarının şeffaf biçimde desteklenmesi amacıyla yasalara uygun biçimde kurulmuş ve faaliyet göstermiş olan Açık Toplum Vakfı’nın yönetim kurulunda diğer yönetim kurulu üyeleri gibi görev yaptım. Hiçbir dönemde başkanlığını üstlenmedim, Açık Toplum Vakfı’nı ya da George Soros’u temsil eder nitelikte bir yetkim, statüm olmadı. George Soros’un Türkiye ziyaretlerinde Vakıf yönetim kurulu üyeleriyle benim de katıldığım görüşmeleri, Vakfın çalışmaları ile ilgili sivil toplum faaliyetleri kapsamında gerçekleşti.
Bildiğim kadarıyla, Sayın Erdoğan George Soros ile bu Vakfın kuruluşundan önceki bir tarihte tanışmış ve Soros’un en son Kasım 2015’te Türkiye’ye yaptığı ziyaret sonrasına kadar, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne mensup siyasetçiler ve Cumhurbaşkanı’nın danışmanları ile Soros’un diyaloğu devam etmiş. Ben bu görüşmelere dâhil olmadım, içerikleri hakkında da bilgi sahibi değilim.”
‘Suçlu olduğum algısı yaratan, yargıyı etkileyen mesajlar’
Kendisine yöneltilen suçlamaların herhangi bir delili dayanmıyor olmasına rağmen dört yıldır tutuklu olduğunu hatırlatan Kavala, “Cumhurbaşkanı’nın hüküm giymemiş ve yargılaması devam etmekte olan bir kişiye yönelik aşağılayıcı ve lekeleyici ifadeleri, insan haysiyetine saldırı niteliğindedir. Bunlar suçlu olduğum algısı yaratan ve yargıyı doğrudan etkileyen mesajlardır.” dedi.
‘Bundan sonra duruşmalara katılmam ve savunma yapmam anlamsız olacak’
Osman Kavala, bu şartlar altında adil bir yargılama yapılmasına imkân kalmadığını kaydetti; “Bundan sonra duruşmalara katılmamın ve savunma yapmamın anlamsız olacağına inanıyorum. Hukuk devletini savunan bir yurttaş olarak, yargının maruz kaldığı bu durumu meşrulaştırıcı bir edimde bulunmanın doğru olmadığını düşünüyorum.” dedi.
Erdoğan: Sosyal medya milli güvenliği tehdit ediyor, göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, savunma sanayi ve askeri konularda tamamen yabancılara bel bağlamadıklarını, iletişim meselesini de başkalarına havale edemeyeceklerini belirterek, “Oryantalist bakış açısıyla sürekli bizlere insan hakları, demokrasi ve özgürlük dersi verenlerin, vicdan ve meslek ahlakına güvenemeyiz.” dedi.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ev sahipliğinde, “Köklü Geçmiş, Güçlü Gelecek” temasıyla İstanbul’da bir otelde düzenlenen “Türk Konseyi Medya Forumu”na video mesaj gönderdi.
Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte tüm insanlıkla beraber kendilerinin de sık sık dezenformasyon kampanyalarına maruz kaldığını söyleyen Erdoğan “Hiçbir denetimin veya otokontrolün olmadığı sosyal medya mecraları, bugün hem demokrasiyi hem toplumsal barışı hem de devletlerin milli güvenliğini tehdit eder konuma gelmiştir” diye konuştu.
‘Yabancıların vicdan ve meslek ahlakına güvenemeyiz’
Soykırım iddiaları başta olmak üzere, tarihi, milli güvenliği ve milletin değerlerini hedef alan birçok konuda benzer tutumlarla karşılaştıklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Nasıl savunma sanayi ve askeri konularda tamamen yabancılara bel bağlamıyorsak, iletişim meselesini de başkalarına havale edemeyiz. Oryantalist bakış açısıyla sürekli bizlere insan hakları, demokrasi ve özgürlük dersi verenlerin, vicdan ve meslek ahlakına güvenemeyiz.
Diğer stratejik meselelerde olduğu gibi medya ve iletişim konusunda da kendi göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz. Türk dünyası olarak bu hususta inisiyatif almalı, tecrübe paylaşımına gitmeli, güç birliği yapmalı ve elimizdeki imkanları en etkili şekilde değerlendirmenin yollarını aramalıyız.”
Bursa Su Kolektifi: İznik Gölü ranta kurban edilmesin
Bursa Su Kolektifi her ayın 22’sinde gerçekleştirdiği basın açıklaması için bugün de “Yaşamı savun” pankartıyla birlikte Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önündeydi.
Yapılan açıklamada “İznik Gölü’nün insafsızca kirletilmesine ve rant odaklı zihniyet çerçevesinde hunharca kullanılmasına üzülerek şahit oluyoruz” ifadeleri kullanıldı.
‘İznik Gölü’nde ekosistem zarar görüyor’
İznik Gölü, Türkiye’nin beşinci Marmara’nın birinci büyük gölü ve zengin bir biyoçeşitliliğe sahip. Kıyılarında bulunan sazlıklar ise pek çok balık ve kuş türü için üreme alanı.
Açıklamada “Maalesef yakılan sazlık alanlar, kıyıların vahşice turizme feda edilmesi, İznik ve Orhangazi ovalarından tarım için aşırı su çekilmesi, Cargill, Gemlik Gübre ve diğer sanayi kuruluşlarının DSİ ile yaptıkları milyon m3‘lük protokoller ve gölü besleyen derelerdeki müdahaleler sonucunda gölde son yıllarda ciddi bir çekilme yaşanmakta ve göl ekosistemi zarar görmektedir” denildi.
‘Yeni rant alanı açılmak isteniyor’
Bursa Su Kolektifi olarak göl çevresinde yeni yerleşim alanlarına ve sanayi tesislerine izin verilmemesi ve olanların ise sıkı şekilde denetlenmesi için mücadele ettikleri söylenen açıklamada “Biz bunu yaparken Orhangazi Belediyesi’nin İznik Gölü’nde Karavan Park adı altında yeni rant alanı açma sevdasında olduğuna üzülerek şahit olduk” dedi.
Konuyu yargıya taşıyan avukatlar Sedat Ata ve Erol Cicek’in basın açıklamalarında belirttiği ifadelerin okunduğu açıklamada avukatların “Ulaslararası RAMSAR sözleşmesine ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’ne göre, sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterlerinin korunması zorunludur. Bu alanlarda kumulların doğal yapıları bozulamaz, saz ve diğer bitki türleri kesilemez ve sökülemez. Yabani hayvanlar, yumurtaları ve yavruları toplanamaz, yuvaları bozulamaz” sözleri aktarıldı.
Tesisin sulak alan koruma bölgelerinden hangisinde kaldığı tespit edilmeden, gerekli izinler bile alınmadan bölgeye iş makinaları sokulduğu ve bölgenin ekolojik doğal yapısı ve kumullarının bozulduğu belirtilen açıklamada avukatların “Bunların hepsi hukuka aykırı faaliyetlerdir. İşin kötüsü bu eylemde bulunan bir kamu kurumu olan Orhangazi Belediyesi’dir. Doğayı tahrip eden bu hukuka aykırı uygulamanın daha fazla yıkıma sebep olmadan en kısa sürede sonlandırılması gerekmektedir” ifadelerine katıldıkları belirtildi.
‘Kamu kurumları suyu ticarileştiriyor’
Basın açıklamasında dile getirilen bir başka konu ise Bursa’daki şişelenmiş su fabrikalarının yarattığı sorunlar oldu.
Açıklamada “Uludağ Milli Parkı eteklerine kurulan su şirketleri, yaklaşık 20 yıldır, doğal varlıklarımızı şişeleyip satıyor. Özel şirketlerin yanı sıra suyun ticarileştirilmesinde kamu kurumları da rol üstleniyor” denildi.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin de bu kurumlardan bir tanesi olduğu belirtilen açıklamada “Belediye iştiraklerinden olan Jeotermal A.Ş. oluşturduğu ‘Bursa Su‘ markasıyla 2021 yılında su kategorisinde en çok satanlarda üçüncü sıraya yerleşti” denildi.
‘Canlıların suya erişimi engelleniyor’
Belediye’nin bu “başarıyı”,“Pet su ürünleri satışı, 2021 yılında yüzde 75’lik artışla 280 bin koliye çıktı. Bu rakamla Bursasu, Bursa’da en çok satılan ilk 3 marka arasına girdi” şeklinde duyurduğu aktarılan açıklamada şu eleştiri yöneltildi:
“Oysa belediyenin görevi yurttaşların ve tüm canların su kaynaklarına ulaşımını engelleyip su kaynaklarını ticarileştirmek değil aksine; kaliteli ve sağlıklı suyu çeşmelerden içilebilir hale getirmektir. Uludağ milli parktır ve sularını ticarileştirmek anayasal bir suçtur sadece yurttaşların değil bu alanda yaşayan sayısız canlı türününde suya erişimi engellenmektedir.”
Açıklamanın sonunda Bursa Su Kolektifi olarak, Birleşmiş Milletler iklim görüşmelerine alternatif, Halkların Glasgow Anlaşmasını ortaya çıkartacak COP26 Türkiye Koalisyonu içerisinde yer aldıklarının duyurusu yapıldı.








