Ana Sayfa Blog Sayfa 1199

Piyale Madra çiziyor-11

Türkiye’nin önde gelen çizerlerinden Piyale Madra, çizgileriyle Türkiye ve dünyanın “Yeşil Gündem”ini yorumluyor. 

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Bostancı Burcik: Sebzeler Nasıl Yetişiyor?

Son zamanlarda pek çok insanın rüyası şehirden kırsala göçmek. Göç trendi neredeyse tersine döndü. Artık şehre göç yerine köye göç popüler oldu. Özellikle çocuklar şehirlerde oyun oynayacak yer bile bulamıyorlar. Sokak artık taşıtların…

Oysa köyle, doğayla ilişki yalnızca çocukların değil, yetişkinlerin bile hayat kaliteleri ve kendilerini bulmaları açısından çok önemli. Ama pek çoğumuz ne yazık ki bundan mahrumuz.

Bostancı Burçik-Sebzeler Nasıl Yetişiyor kitabının kahramanı Burcu, dedesinin ona taktığı isimle Burcik, şanslı çocuklardan biri. Burcik de şehirde yaşıyor ama yaz tatillerini köyde dedesi ile ninesinin yanında geçiriyor. Sadece yazın değil, sonbaharda da dedesi ile ninesine yardıma köye gidiyor. Dedesi ile ninesi çiftçi. Bir bostanları var. Burcik bu bostanda sebzeleri tanıyor, sebze yetiştirmeyi öğreniyor. Doğanın döngüsüne tanıklık ediyor; bir bitkinin tohumdan fideye, fideden sebzeye bir bebek gibi nasıl büyüdüğünü bire bir gözlemliyor. Burcik’in de sebze yetiştirmek için kendi boyuna göre aletleri var. El tırmıkları, fide dikiciler… Burcik de artık küçük bir çiftçi…

Sebzelerin dünyasına giriş

Biz okurlar da kitaptaki bilgiler ve kitabın sonundaki sözlük aracılığıyla Burcik ile beraber sebzelerin dünyasına giriyoruz. Sebzeleri tanıyoruz. Onların büyüme serüvenine, bir mevsimden öteki mevsime, kuşlarıyla, böcekleriyle, bitkileriyle, doğanın döngüsüne şahitlik ediyoruz. Bu anlamda kitap da kendi bostanımızı kurmak için biz okurların yüreklendiriyor. Zaten Burcik’in de serüveni eve, şehre dönünce bitmiyor. O da arkadaşlarıyla evde küçük bir bostan kuruyor.

Kitabımız sebzelerin ve bir bostanın dünyasına giriş niteliğinde olduğundan olsa gerek, dili bir miktar didaktik. Bu nedenle yaşı bir parça büyük çocuklara hitap ediyor. Tabii ki yetişkinler içinde oldukça faydalı ve okuması zevkli bir kitap. Yalnızca Burcik’in doğanın döngüsüne, sebzelerin dünyasına tanıklığına okur olarak bizler de katılırken, Burcik’in hayvanlarla birebir ilişkisine pek tanıklık edemiyoruz. Bunu kitabımızın eksik bıraktığı küçük bir nokta olarak not düşelim. Ama bu da göz ardı edilebilir bir eksiklik. Özetle, küçük, büyük, sevgili okur, var mısın Burcik ile beraber sebzelerin büyüme serüvenine, doğanın döngüsüne dahil olmaya?

Künye

Yazan: Gerda Muller
Çeviren: Meltem Özataç Cebecioğlu
Yayınevi: Sinek Sekiz Yayınevi
Yayın yılı: 2019

 

[Babil’den Sonra] Yeldeğirmeni’nde festival sevinci!

Gidenleriniz olmuştur, pandemiden önce, pazartesi akşamları Kadıköy’deki Eskici Gizli Bahçe’de ‘Kadıköy Sessison’s’ adlı ücretsiz bir doğaçlama dinleti düzenleniyor ve kamuya açık olan bu etkinlikte farklı ülkelerden müzisyenler kendi müziklerini icra ediyorlardı.

Etkinliğin fikir babaları olan Fransız keman sanatçısı Gabriel Meidinger, Fransız keman sanatçısı ve sinemacı Stephan Talneau, bir süre önce semtin farklı sanat disiplinlerinden yerel sanatçılarını ‘Kadıköy Sessions Festçik’ adlı tek günlük mini bir festivalde bir araya getirmek için yola çıktılar.

Yerel sanatçıların da desteğini alan festival 24 Ekim Pazar günü Yeldeğirmeni’nin pek çok kahvesinde, sanat atölyesinde, kitapçılarında, avlularında ve bahçelerinde gerçekleştirilecek.

Kar amacı güdülmeyen bu organizasyonun gerçekleşeceği mekânlar sanatçılara bağış (şapka) usulü toplanan para üzerinden bir bedel ödeyecek, ayrıca yemek verecek.

Festivalin yerel sanatçılar arasında yeni bağlar kurmayı, işbirlikleri geliştirmeyi, yeni performansları keşfetmeyi, yaratmayı; semtin farklı mekânlarını ve mahalleliyi de sanatla ilişkilendirmeyi amaçlıyor.

 

Videoda da izlediğiniz gibi festivalde müzik, tiyatro, kukla, sirk, dans, hikâye anlatımı, sanatsal enstalasyonlar, mini atölyeler, jam session’lardan oluşan küçük akustik performanslar yer alacak.

Festival, semtin farklı mekânlarında 14.00’de aynı anda başlayacak ve akşam daha büyük konserlerle sona erecek.

 

Festivalin müzik bölümü bu videoda izlediğiniz gibi çok dilli- çok sesli şarkıların geçidine sahne olacak. Bir de cümbür cemaat gün sonu konseri olacakmış.

Ne dersiniz, mevsim kışa doğru ağır aksak da olsa yol alırken hep birlikte mahalledeki şenliğe gidelim mi?

 

Genç iklim aktivistlerinden İstanbul’da eylem: COP26’da bizi yüzüstü bırakmayın

İstanbul’daki genç iklim aktivistleri Kasım ayında Glasgow’da gerçekleşecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) öncesinde liderlere baskı oluşturmak için tüm dünyayla eş zamanlı olarak iklim grevine çıktı.

Şişli’deki Maçka Demokrasi Parkı’nın girişinde toplanan öğrenciler burada gerçekleştirdikleri basın açıklamalarıyla karar vericilerden etkili iklim hedefleri talep etti.

‘Harekete geçin’

Roots & Shoots adına basın açıklamasını okuyan Elif Sarah, “COP26 İklim Zirvesi’ne dikkat çekmek ve yüzleştiğimiz durumun aciliyetini bir kez daha hatırlatmak için buradayız” dedi.

Açıklamada “Gençler olarak iklim krizinden en çok etkilenen ülkeler, bölgeler ve topluluklar için ses olmak, gezegenimizi ve haklarımızı savunmak, yıllardır dile getirdiğimiz taleplerimizi duyurmak ve karar alıcıların harekete geçmesini sağlamak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Tüm canlıların yaşam hakkını savunduklarını ve bilimin ışığında mücadele edilmesi için çabaladıklarını söyleyen Sarah, “Çünkü artık doğanın daha fazla yok edilişini, yaşam haklarının ihlal edilişini, geleceğimizin elimizden alınışını görmek istemiyor; harekete geçilmesinin ve iklimin değil sistemin değişmesi gerektiğini savunuyoruz. Yuvamızın tüm çeşitlilik için yaşanabilir olmasını istiyoruz” dedi.

‘Ekolojik yıkımlar hala görmezden geliniyor’

Daha sonrasında Fridays for Future’dan Zelal Canpolat söz aldı. Yıllardır ısrarla dile getirilmesine rağmen iklim krizi ile mücadele için hızlı ve anlamlı adımların atılmamasının krizin daha da ciddileşmesine ve çevre felaketlerinin artmasına sebep olduğunu belirten Canpolat şunları söyledi:

“Ülkemiz de dahil dünyanın birçok yerinde yangınların, sellerin, kuraklaşan yerlerin, açlık ve susuzlukla mücadele eden kişilerin sayısı artıyor. Kutuplar 35 dereceyi buldu, Grönland’da bir haftada 40 milyar ton buzul eridi! Ancak dünyada etkisini gösteren ekolojik yıkımlar hala görmezden geliniyor.”

‘Bilim insanlarını ve biz gençleri dinleyin’

“Biz gençler yıllardır sokaklarda sesimizi duyuruyor, iklim krizine karşı gerekli adımların atılması için çalışıyoruz” diyen Canpolat geçtiğimiz günlerde change.org üzerinden Türkiye’de iklim acil durumu ilan edilmesi için başlattıkları ve şu ana kadar 15 bin imza toplanan kampanyayı hatırlattı.

“Biz gençler bunları yaparken karar alıcılar ve liderler sorumluluk almıyor ve üzerlerine düşeni yapmıyorlar” eleştirisini yapan Canpolat “Önümüzdeki günlerde İskoçya’nın Glasgow kentinde başlayacak COP26 zirvesinde karar alıcıların birbirlerini değil, bilim insanlarını ve biz gençleri dinlemelerini istiyoruz!” çağrısını yaptı.

‘Artık gerçek eylemler görmek istiyoruz’ 

Basın açıklaması Bilim Virüsü İklim Öncüleri’nden Baran Örnek‘in konuşmasıyla devam etti. Bilim insanlarının iklim krizini kontrol altına alabilmemiz için hiç vaktimizin kalmadığını ve bugün eyleme geçilmesi gerektiğini söylediğini belirten Örnek, “Artık zamanımız kalmadı. Artık sadece sözler duymak değil, gerçek eylemler görmek istiyoruz” dedi.

Açıklamasında “Bizler tüm gezegende iklim krizi için gerekli önlemler alınana kadar tüm ekolojik yıkımlardan, felaketlerden etkilenen canlıların ve hava, su, toprak gibi cansız varlıkların sesini duyuracağız. Karar vericilerden de aynı sözü vermelerini ve eyleme geçmelerini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Talepler

Tam da bu yüzden COP26’yla birlikte iklim krizi için yıllardır dile getirdiğimiz taleplerimizi tekrar hatırlatmak istiyoruz!” diyen Örnek, şu talepleri sıraladı:

  • Acilen; tüm dünyada küresel sıcaklık artışını 1.5 derece ile snırılamak için harekete geçilmesini,
  • Paris İklim Anlaşması’nın anlaşmanın maddelerinin yerine getirilmesini ve İklim Acil Durumu ilan edilmesini,
  • 2030’a kadar net sıfır karbon emisyonunun sağlanması için adımlar atılmasını; Doğa alanlarında ekolojik yıkıma sebebiyet verecek projelerin durdurulmasını, İklim krizinin beraberinde getirdiği hak ihlallerine karşı harekete geçilmesini,
  • Fırsat eşitliğinin iklim adaleti ve sosyal adalet çerçevesinde sağlanmasını ve tüm bunların gerçekleşmesi için gençler olarak karar alma süreçlerinin her aşamasında etkin, eşit söz ve hak sahibi olarak yer almayı istiyoruz!

Basın açıklamasının ardından iklim aktivistleri “İklimi değil sistemi değiştir” sloganları attı. Maçka Parkı içerisinde yürüyüş gerçekleştiren aktivistler eylemlerine forumla devam etti.

Diyanet İşleri’nden ‘fetva’ haberlerine yanıt: Algı operasyonu

Diyanet İşleri Başkanlığı, dün basında geniş yer bulan “baldız fetvası” haberleriyle ilgili bir açıklama yaptı.

Açıklamada, “2015 yılında basılan bir kitapta geçen ifadelerin bağlamından koparılarak ve çarpıtılarak Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili insaftan, vicdandan, gerçeklikten yoksun paylaşımlar yapıldığı” ifade edildi.

‘Ahlaki yozlaşma ve toplumsal felaket’ olduğu öne sürüldü

Dün basına yansıyan haberlerde, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları tarafından basılan “Fetvalar” kitabının 3’üncü baskısında sorulan bir soruya “baldızla zina yapmanın nikahı düşürmeyeceği” şeklinde yanıt verildiği yazılmıştı.

Bu haberler üzerine yapılan açıklamada Din İşleri Yüksek Kurulu‘nun sorulan sorulara İslam‘ın temel kaynakları doğrultusunda cevaplar veren yetkin bir kuruluş olduğuna dikkat çekildi ve şunlar söylendi:

Fetva konusunda İslam hukukunda köklü bir gelenek ve güçlü bir usul vardır. Nasıl fetva verileceği ve fetvanın sonuçlarının nasıl uygulanacağı bu metodolojiye göre belirlenmektedir. Tüm bunları göz ardı ederek fıkhi metinler ve hükümler üzerine yorum yapmak, yanlış anlaşılmalara ve vahim sonuçlara yol açacak büyük bir cehalettir. Bir kez daha ifade edelim ki zina, Allah’ın açıkça haram kıldığı çirkin bir fiil ve büyük bir günahtır. Bu menfur davranışın aile çevrelerine taşınması, aynı zamanda korkunç bir ahlaki yozlaşma ve toplumsal felakettir. Her mümin tarafından bilinen bu kadar net bir konuda algı operasyonlarıyla zihinleri bulandırmaya çalışmak insanlık dışı bir davranıştır.”

Film setinde oyuncu yanlışlıkla ateş açtı, görüntü yönetmeni hayatını kaybetti

ABD’nin New Mexico eyaletinde “Rust” (Pas) filminin çekimleri sırasında filmin oyuncusu Alec Baldwin‘in yanlışlıkla açtığı ateş sonucu, yönetmen Joel Souza yaralandı, görüntü yönetmeni Halyna Hutchins da hayatını kaybetti.

Olayla ilgili gözaltına alınan yok

Yaralanan 42 yaşındaki görüntü yönetmeni Halyna Hutchins, helikopterle hastaneye kaldırılmasına rağmen kurtarılamadı. 48 yaşındaki yönetmen Joel Souza’nın ise tedavisi acil serviste sürüyor.

New Mexico‘da Santa Fe Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü, olayla ilgili olarak resmen suçlama yöneltilmediğini ve kimsenin de gözaltına alınmadığını kaydetti.

Osman Kavala: Erdoğan’ın sözlerinden sonra duruşmalara katılmam ve savunma yapmam anlamsızlaştı

1452 gündür tutuklu bulunan iş insanı ve insan hakları savuncusu Osman Kavala, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Afrika ziyareti sonrasında kendisi hakkında “Soros artığı” ifadesini kullanmasına ilişkin avukatları aracılığıyla yazılı bir açıklama yaptı.

Söz konusu ifadeleri “Son derece esef vericidir ve Cumhurbaşkanlığı makamının ciddiyetine uygun düşmemiştir” sözleriyle eleştiren Kavala, Açık Toplum Vakfı’yla ilişkisini ise şöyle anlattı:

“Ülkemizdeki sivil toplum kuruluşlarının şeffaf biçimde desteklenmesi amacıyla yasalara uygun biçimde kurulmuş ve faaliyet göstermiş olan Açık Toplum Vakfı’nın yönetim kurulunda diğer yönetim kurulu üyeleri gibi görev yaptım. Hiçbir dönemde başkanlığını üstlenmedim, Açık Toplum Vakfı’nı ya da George Soros’u temsil eder nitelikte bir yetkim, statüm olmadı. George Soros’un Türkiye ziyaretlerinde Vakıf yönetim kurulu üyeleriyle benim de katıldığım görüşmeleri, Vakfın çalışmaları ile ilgili sivil toplum faaliyetleri kapsamında gerçekleşti.

Bildiğim kadarıyla, Sayın Erdoğan George Soros ile bu Vakfın kuruluşundan önceki bir tarihte tanışmış ve Soros’un en son Kasım 2015’te Türkiye’ye yaptığı ziyaret sonrasına kadar, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne mensup siyasetçiler ve Cumhurbaşkanı’nın danışmanları ile Soros’un diyaloğu devam etmiş. Ben bu görüşmelere dâhil olmadım, içerikleri hakkında da bilgi sahibi değilim.”

‘Suçlu olduğum algısı yaratan, yargıyı etkileyen mesajlar’

Kendisine yöneltilen suçlamaların herhangi bir delili dayanmıyor olmasına rağmen dört yıldır tutuklu olduğunu hatırlatan Kavala, “Cumhurbaşkanı’nın hüküm giymemiş ve yargılaması devam etmekte olan bir kişiye yönelik aşağılayıcı ve lekeleyici ifadeleri, insan haysiyetine saldırı niteliğindedir. Bunlar suçlu olduğum algısı yaratan ve yargıyı doğrudan etkileyen mesajlardır.” dedi.

‘Bundan sonra duruşmalara katılmam ve savunma yapmam anlamsız olacak’

Osman Kavala, bu şartlar altında adil bir yargılama yapılmasına imkân kalmadığını kaydetti; “Bundan sonra duruşmalara katılmamın ve savunma yapmamın anlamsız olacağına inanıyorum. Hukuk devletini savunan bir yurttaş olarak, yargının maruz kaldığı bu durumu meşrulaştırıcı bir edimde bulunmanın doğru olmadığını düşünüyorum.” dedi.

Yeni İnsan Yayınevi, Türkiye’nin stant açamadığı Frankfurt Kitap Fuarı’nda

Dünyanın en köklü ve kapsamlı kitap fuarlarından Frankfurt Kitap Fuarı’na Türkiye ulusal stant olarak katılmadı. Yeni İnsan Yayınevi ise son dört fuarda olduğu gibi bu sene de kendine standında Frankfurt Kitap Fuarı’nda yerini aldı.

Ekoloji, alternatif eğitim, tarih, edebiyat ve çocuk edebiyatı gibi alanlarda kitaplar hazırlayan Yeni İnsan Yayınevi; Frankfurt’ta dünya yayıncılarıyla buluştu.

Uluslararası yüzlerce yayıncının katılım sağladığı fuarda Yeni İnsan da kitaplarını duyurmak, yerli yazarlarını tanıtmak ve çeşitli dillerdeki kitaplarını fuar aracılığıyla Türkçeye kazandırmak istiyor. Fuar, 24 Ekim pazar gününe kadar devam edecek.

‘Yayıncılarla ilişkiler sürüdürülebilir olmalı’

Bu sene dört kişiyle Frankfurt Kitap Fuarı’na katılan Yeni İnsan Yayınevi; Fransa, İtalya, İspanya, Kanada’nın yanı sıra Slovakya ve Tunus gibi ülkelerdeki yayıncılarla görüşmeler gerçekleştirdi. Özellikle ekoloji, edebiyat ve çocuk edebiyatı alanındaki kitaplar fuarda yoğun ilgi gördü.

Yeni İnsan Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Aytaç Tolga Timur, Frankfurt Kitap Fuarı’na her yıl katıldıklarını, dünyanın farklı ülkelerinden gelen yayıncılarla ilişkilerin sürdürülebilir olması gerektiğini aktarıyor. Türkiye’nin Frankfurt Kitap Fuarı’na ulusal stantla katılmamasını talihsizlik olarak yorumluyor.

Erdoğan: Sosyal medya milli güvenliği tehdit ediyor, göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, savunma sanayi ve askeri konularda tamamen yabancılara bel bağlamadıklarını, iletişim meselesini de başkalarına havale edemeyeceklerini belirterek, “Oryantalist bakış açısıyla sürekli bizlere insan hakları, demokrasi ve özgürlük dersi verenlerin, vicdan ve meslek ahlakına güvenemeyiz.” dedi.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ev sahipliğinde, “Köklü Geçmiş, Güçlü Gelecek” temasıyla İstanbul’da bir otelde düzenlenen “Türk Konseyi Medya Forumu”na video mesaj gönderdi.

Sosyal medyanın  yaygınlaşmasıyla birlikte tüm insanlıkla beraber  kendilerinin de sık sık dezenformasyon kampanyalarına maruz kaldığını söyleyen Erdoğan  “Hiçbir denetimin veya otokontrolün olmadığı sosyal medya mecraları, bugün hem demokrasiyi hem toplumsal barışı hem de devletlerin milli güvenliğini tehdit eder konuma gelmiştir” diye konuştu.

‘Yabancıların vicdan ve meslek ahlakına güvenemeyiz’

Soykırım iddiaları başta olmak üzere, tarihi, milli güvenliği ve milletin değerlerini hedef alan birçok konuda benzer tutumlarla karşılaştıklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Nasıl savunma sanayi ve askeri konularda tamamen yabancılara bel bağlamıyorsak, iletişim meselesini de başkalarına havale edemeyiz. Oryantalist bakış açısıyla sürekli bizlere insan hakları, demokrasi ve özgürlük dersi verenlerin, vicdan ve meslek ahlakına güvenemeyiz.

Diğer stratejik meselelerde olduğu gibi medya ve iletişim konusunda da kendi göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz. Türk dünyası olarak bu hususta inisiyatif almalı, tecrübe paylaşımına gitmeli, güç birliği yapmalı ve elimizdeki imkanları en etkili şekilde değerlendirmenin yollarını aramalıyız.”

Bursa Su Kolektifi: İznik Gölü ranta kurban edilmesin

Bursa Su Kolektifi her ayın 22’sinde gerçekleştirdiği basın açıklaması için bugün de “Yaşamı savun” pankartıyla birlikte Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önündeydi.

Yapılan açıklamada “İznik Gölü’nün insafsızca kirletilmesine ve rant odaklı zihniyet çerçevesinde hunharca kullanılmasına üzülerek şahit oluyoruz” ifadeleri kullanıldı.

‘İznik Gölü’nde ekosistem zarar görüyor’

İznik Gölü, Türkiye’nin beşinci Marmara’nın birinci büyük gölü ve zengin bir biyoçeşitliliğe sahip. Kıyılarında bulunan sazlıklar ise pek çok balık ve kuş türü için üreme alanı.

Açıklamada “Maalesef yakılan sazlık alanlar, kıyıların vahşice turizme feda edilmesi, İznik ve Orhangazi ovalarından tarım için aşırı su çekilmesi, Cargill, Gemlik Gübre ve diğer sanayi kuruluşlarının DSİ ile yaptıkları milyon m3‘lük protokoller ve gölü besleyen derelerdeki müdahaleler sonucunda gölde son yıllarda ciddi bir çekilme yaşanmakta ve göl ekosistemi zarar görmektedir” denildi.

‘Yeni rant alanı açılmak isteniyor’

Bursa Su Kolektifi olarak göl çevresinde yeni yerleşim alanlarına ve sanayi tesislerine izin verilmemesi ve olanların ise sıkı şekilde denetlenmesi için mücadele ettikleri söylenen açıklamada “Biz bunu yaparken Orhangazi Belediyesi’nin İznik Gölü’nde Karavan Park adı altında yeni rant alanı açma sevdasında olduğuna üzülerek şahit olduk” dedi.

Konuyu yargıya taşıyan avukatlar Sedat Ata ve Erol Cicek’in basın açıklamalarında belirttiği ifadelerin okunduğu açıklamada avukatların “Ulaslararası RAMSAR sözleşmesine ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’ne göre, sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterlerinin korunması zorunludur. Bu alanlarda kumulların doğal yapıları bozulamaz, saz ve diğer bitki türleri kesilemez ve sökülemez. Yabani hayvanlar, yumurtaları ve yavruları toplanamaz, yuvaları bozulamaz” sözleri aktarıldı.

Tesisin sulak alan koruma bölgelerinden hangisinde kaldığı tespit edilmeden, gerekli izinler bile alınmadan bölgeye iş makinaları sokulduğu ve bölgenin ekolojik doğal yapısı ve kumullarının bozulduğu belirtilen açıklamada avukatların “Bunların hepsi hukuka aykırı faaliyetlerdir. İşin kötüsü bu eylemde bulunan bir kamu kurumu olan Orhangazi Belediyesi’dir. Doğayı tahrip eden bu hukuka aykırı uygulamanın daha fazla yıkıma sebep olmadan en kısa sürede sonlandırılması gerekmektedir” ifadelerine katıldıkları belirtildi.

‘Kamu kurumları suyu ticarileştiriyor’

Basın açıklamasında dile getirilen bir başka konu ise Bursa’daki şişelenmiş su fabrikalarının yarattığı sorunlar oldu.

Açıklamada “Uludağ Milli Parkı eteklerine kurulan su şirketleri, yaklaşık 20 yıldır, doğal varlıklarımızı şişeleyip satıyor. Özel şirketlerin yanı sıra suyun ticarileştirilmesinde kamu kurumları da rol üstleniyor” denildi.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin de bu kurumlardan bir tanesi olduğu belirtilen açıklamada “Belediye iştiraklerinden olan Jeotermal A.Ş. oluşturduğu ‘Bursa Su‘ markasıyla 2021 yılında su kategorisinde en çok satanlarda üçüncü sıraya yerleşti” denildi.

‘Canlıların suya erişimi engelleniyor’

Belediye’nin bu “başarıyı”,“Pet su ürünleri satışı, 2021 yılında yüzde 75’lik artışla 280 bin koliye çıktı. Bu rakamla Bursasu, Bursa’da en çok satılan ilk 3 marka arasına girdi” şeklinde duyurduğu aktarılan açıklamada şu eleştiri yöneltildi:

“Oysa belediyenin görevi yurttaşların ve tüm canların su kaynaklarına ulaşımını engelleyip su kaynaklarını ticarileştirmek değil aksine; kaliteli ve sağlıklı suyu çeşmelerden içilebilir hale getirmektir. Uludağ milli parktır ve sularını ticarileştirmek anayasal bir suçtur sadece yurttaşların değil bu alanda yaşayan sayısız canlı türününde suya erişimi engellenmektedir.”

Açıklamanın sonunda Bursa Su Kolektifi olarak, Birleşmiş Milletler iklim görüşmelerine alternatif, Halkların Glasgow Anlaşmasını ortaya çıkartacak COP26 Türkiye Koalisyonu içerisinde yer aldıklarının duyurusu yapıldı.