Ana Sayfa Blog Sayfa 1200

Birpınar: Türkiye’nin AB çevre ve iklim standartlarına gelmesi için 80 milyar Euro’ya ihtiyacı var

Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mehmet Emin Birpınar, Türkiye’nin çevre ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda Avrupa Birliği (AB) standartlarına gelmesi için kişi başına en az 1000 euro harcaması gerektiğini ve bunun da 80 milyar euro civarında bir para anlamına geldiğini söyledi.

Avrupa Birliği‘nin deniz kirliliği konusunda farkındalık yaratmak amacıyla “deniz biyoçeşitliliğinin korunması”na ilişkin etkinlikleri kapsamında Muğla‘nın Sarıgerme bölgesinde “Yeşil Mutabakat Kapsamında Dalyan Kanallarında ve Akyaka Azmağında Alternatif Temiz Enerjilerin Kullanımı Projesi”nin açılış toplantısı, projenin paydaşları Türkiye’nin AB Büyükelçisi Nikolaus Meyer-Landrut ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Yardımcısı Mehmet Emin Birpınar’ın katımıyla yapıldı.

BBC Türkçe‘den Ayşe Sayın‘ın aktardığına göre, Türkiye İklim Değişikliği Başmüzakerecisi de olan Birpınar toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’na taraf olduğunu anımsatarak, “karbon nötr” hedefini de, Türkiye Cumhuriyeti’nin 130. yılını simgeleyen 2053 olarak belirlediğini ve bu hedefe de ulaşacağına inandığını söyledi.

Gelişmiş ülkelerin doğayı da sömürerek zenginleşmeyi içeren “vahşi kalkınma modeli”ni terk etmeye başladığına işaret eden Birpınar, “Önümüzde yeşil kalkınma devrimi dediğimiz devrim var. Aslında kalkınmış ülkelerin de fark ettiği şu; havayı, suyu kirleterek kalkındık ama bu doğru değilmiş artık çevreyi koruyarak kalkınma modeli benimsemek gerekiyor” diye konuştu.

‘1 derecelik artış, orman yangınlarını yüzde 47 artıracak’

Bırakılan çöpten, yanan ormanlara, kesilen ağaçlara kadar birçok etkenin iklim değişikliğine yol açtığına işaret eden Birpınar, son yıllarda artan orman yangınlarındaki artışın nedeninin de küresel ısınmadan kaynakladığını söyledi:

“Haziran ayında Akdeniz havzasında sıcaklık eğer mevsim normallerinin bir derece üstüne çıkarsa orman yangınları yüzde 47 artacak, 2 derece üzerine çıkarsa yüzde 67 artacak, 3 derece üzerine çıkarsa yüzde 97 artacak’ diye Birleşmiş Milletler raporu var. Çünkü sıcaklıklar artıyor, nem azalıyor ve rüzgar var. Yani ormanlar çıra gibi oluyor. Herhangi bir sebeple tutuşabiliyor. Dolayısıyla buna yapabilecek bir şey yok. Uzun vadede bizim bu sıcaklık artışını düşürmemiz gerekiyor. Ama mevcut değişik iklim tepkilerine de adapte olmak zorundayız. Birincisi emisyonları azaltmamız lazım. İkincisi de maalesef bu değişim iklimine uyum sağlamamız lazım. Hep beraber değişen iklime uyum sağlamak zorundayız.”

‘Fonları kesmeyin’

Toplantıya Türkiye’nin AB Büyükelçisi Nikolaus Meyer-Landrut da katıldı.

Çevre kirliliği ve iklim değişikliğinin sadece Türkiye veya AB ülkelerinin değil, tüm dünyanın sorunu olduğunu belirten Birpınar çözümün de ortak aranması gerektiğini vurgulayarak AB’ye “fonları kesmeyin” çağrısı yaptı:

“AB’deki dostlarımıza şunu söylüyoruz; Siz bizim çocuklarımıza vize yok diyorsunuz, ama kirliliğimize vize koyamazsınız. Biz kirletirsek size gelir. Onun için çevre fonlarını kesmeyin, destek olun, ısrarla bunu söylüyoruz. Çünkü ben suyu kirletirsem, bir gün sonra Yunanistan’a, iki gün sonra İtalya’ya, üç gün sonra da İspanya’ya gidiyor. Veya havayı kirlettiğim zaman aynısı sana geliyor. Dolayısıyla çevreyle ilgili fonlarda çevre meselesi sınır tanımayan bir meseledir. Siyaset üstü bir meseledir.”

Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmek konusunda kararlı olduğunu, ancak bunun için de desteğe gereksinimi olduğunu vurgulayan Birpınar, Türkiye’nin çevre altyapısı konusunda AB standartlarına gelebilmesi için kişi başı 1000 euroya gereksinimi olduğunu vurguladı: “Yani bu 80 milyar avro civarında bir para demek. Biz bunu yapmazsak sizin orası da kirlenecek. Türkiye’nin çevreyle ilgili iyi niyetle yapılmış projelerinin AB tarafından durmadan desteklenmesi gerektiğini ifade ediyorum.” 

 

Türkiye’nin ilk sert mercan resifleri koruma altına alındı

Türkiye‘nin ilk sert mercan resif koruma alanı ile artık çok az sayıda kalmış, Akdeniz‘in resif oluşturan tek kolonisel türü olarak bilinen, nesli tehlike altındaki mercan Cladocora Caespitosa Çanakkale Boğazı resifleri koruma altına alındı.

22 Ağustos 2021 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlanan Dardanos Harita tebliğ ile Türkiye’nin artık sert bir mercan resif koruma alanı var. Yavru mercanlar artık sağlıkla büyüyebilecek.

Bölgede 92 anaç koloni ve birçok bebek mercan yaşam sürüyor.

Bölgedeki balıkçılık faaliyetlerine yasak getirildi

22 Ağustos 2021 tarihinde yayınlanan 2021/31 su ürünleri ek tebliğlerine göre, nesli tehlike altındaki mercan kolonilerinin yaşam sürdüğü Dardanos Resif alanında 720-2000 metrekare alan dahilinde yer alan koruma şamandırasının çevresinde tüm balıkçılık faaliyetlerine yasak getirildi.

100 yaşın üzerinde kolonilerin olduğu ve şu an sadece anaç 92 sert mercanın yok edildiği bölge artık koruma altında. Ayrıca bağlanma ve çapa atımı kontrol edilecek olup kızıl ötesi kameralar ile izlenecek. Paleobiyolojik olarak da önemi yüksek olan bölge birçok deniz canlısına barınma, beslenme ve üreme alanı olacak.

Fotoğraf: Doç. Dr. Barış Özalp

Doç. Dr. Barış Özalp’in katkısı

Resiflerin koruma altına alınmasında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi deniz bilimci Doç. Dr. Barış Özalp‘in ciddi katkıları bulunuyor. Dr. Özalp’in Çanakkale Dardanos mercan resiflerini detaylı anlattığı ve Türkiye’nin denizel koruma alanlarına eklenmesinin elzem olduğunu açıkladığı, “Dardanos’un Hazin Sırrı” başlıklı ulusal makalesi bu sene Atlas Dergisi Mart 2021 sayısında da yer bulmuştu.

Kedi velayeti davasında emsal karar

Ayrılan sevgililerin beraberken sahiplendikleri kedilerin kimde kalacağına ilişkin açılan davada, mahkeme emsal bir karar vererek kedilerin psikolojilerinin nasıl etkileneceğine dair bilirkişi raporu aldı.

Dosyadaki bilgilere göre, bir dönem beraber yaşayan çift, 2013’te Piraye, 2015’te ise gözü kör olan Cingöz adını verdikleri kedileri sahiplendi ancak çiftin beraberliği 2016’da sona erdi.

Bir süre eski kız arkadaşına bıraktı

Ayrılmalarının ardından gayrimenkul danışmanı olan davacı erkek, kedilerin kendisine verilmesi talebiyle dava açtı. C.O, dava dilekçesinde kendisine yeni ev bulana ve düzenini sağlayana kadar kedileri eski kız arkadaşına bıraktığını, bu dönemde davalı kadın evde olmadığında da onları görmeyi sürdürdüğünü söyledi.

Davacı, Piraye‘nin sosyal sorumluluk projesi 4 Duvar 1 Yuva için ilham kaynağı olduğunu, proje kapsamında satılan her portföyün satışından elde edilen danışmanlık ücretinin bir kısmıyla barınaklarda sahiplendirilmeyi bekleyen hayvanların mama ihtiyacının karşılandığını aktardı.

2018 yılında düzenini sağlamasının ardından kedileri almak üzere mesaj attığını ancak “Kediler artık bende” yanıtını aldığını ifade eden davacı, mahkemeden Piraye ve Cingöz’ün kendisine vermesini istedi.

‘Tedavi masraflarını ben karşıladım’

Davalı kadın ise cevap dilekçesinde Piraye’yi birlikte sahiplendiklerini, bulunduğunda ölmek üzere olan Cingöz’ün tedavi masraflarını ise kendisinin üstlendiğini anlattı.

Kedilerin yaşamları boyunca kendisinden sadece beş hafta ayrı kaldığını belirten kadın, kedilerin eski erkek arkadaşına ait olduğu ve onlara geçici olarak bakacağı yönünde anlaşmalarının bulunmadığını kaydetti ve davanın reddini talep etti.

Kediler evde incelendi

İstanbul 30’uncu Asliye Hukuk Mahkemesi, yargılama sırasında “kedilerin halihazırdaki yaşam koşullarına, birbirlerinden bağımsız yaşayıp yaşayamayacaklarına ve ayrılmaları halinde psikolojilerinin nasıl etkileneceğine” ilişkin veteriner bilirkişiden rapor hazırlamasını istedi.

Bilirkişi, raporunu hazırlarken kedileri kadının evinde inceledi. Kedilerin mevcut yaşam alanında bütün ihtiyaçlarının karşılandığını, sağlıklarının yerinde olduğunu belirten bilirkişi, hayvanların yaşam alanlarının sık sık değiştirilmesinin stres oluşturacağını, Piraye’nin ortam değişikliğine kısa sürede alışabileceğini ancak kör olması nedeniyle Cingöz’ün alışmasının zor olacağını bildirdi.

‘Dava reddedildi’

Mahkeme, yargılama sonucunda erkek davacının açtığı davayı reddetti. Gerekçeli kararda Hayvanları Koruma Kanunu’na göre hayvanların yaşam, beslenme, bakım ve kötü muameleye tabi tutulmama haklarına sahip olduklarına işaret edilerek şunlar söylendi:

“Hayvanlar canlıdır ve yeme, içme, barınma gibi temel gereksinimleri vardır. Hayvanların manevi yetenekleri hususunda şu anda her şey bilinememekle birlikte, en azından duyarlı oldukları ve tıpkı insanlar gibi acı ve sevinç hissettikleri belirtilmektedir”

‘Masraflar kadın tarafından üstlenildi’

AA’nın aktardığı dosyadaki bilgilere göre Piraye ve Cingöz’ün taraflarca müşterek şekilde sahiplenildiğine yer verilen kararda, bu durumda taraflar ayrılana kadar kedilerin tarafların müşterek mülkiyetinde olduğu kaydedildi.

Tarafların evlerini ayırmalarından sonra ise kedilerin bakımı ile davalı kadının ilgilendiği, masraflarını da karşıladığı belirtilen kararda, kedileri geçici olarak bıraktığını ve düzenini sağladıktan sonra geri alacağını savunan davacı erkeğin, bu dönemde kedilerin bakımı için gerekli maddi desteği vermediği ifade edildi.

‘Emsal bir karar’

Kararda, “Davacı taraf, kedileri davalının zilyetliğinde bırakmış ve oldukça uzun bir süre kedilerin bakımı ve ihtiyaçları ile ilgilenmemiştir. Bu halde davalı tarafın Piraye ve Cingöz üzerinde mülkiyet hakkını kazanmış olduğunun kabulü gerekmektedir” denildi.

Davalı kadının avukatı Oğuzhan Bostanoğlu, kararı “Her ne kadar söz konusu dava taşınırın teslimi hükümlerine tabi olsa da uluslararası sözleşmeler ve hakimin de vicdani takdiri ve konuya bir velayet davası gibi bakması neticesinde Cingöz ve Piraye’nin müvekkilde kalması yerinde bir karardır. Kediler, müşterek sahiplenilse de sahiplenildikten sonra uzun yıllar davacı tarafın kedilerin hiçbir giderine katılmaması ve kedilerle ilgilenmemesi, mülkiyet hakkından vazgeçtiği anlamına gelmektedir. Müvekkilse aksine bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere kedileri çocuğu gibi korumuş, gözetmiş ve tüm masraflarını tek başına üstlenmiştir. Karar yerinde bir karar olmakla birlikte evli çiftlerin veya sevgililerin birlikte sahiplendikleri hayvanlarla ilgili emsal teşkil edecek niteliktedir” şeklinde yorumladı.

Konak’taki gökdelen projesine TMMOB’dan tepki: Kentin kalbine bıçak saplamayın

İzmir‘in Konak İlçesi’nde yer alan ve kamuoyunda “Zorlu Konak Projesi” olarak bilinen gökdelen projesine karşı halkın ve sivil toplumun tepkileri sürüyor.

Projedeki hukuksuzlukların verilen tadilat ruhsatı ile devam ettiğini belirten TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi, bir açıklama yayımlayarak “Bu süreç, kendi tabiriyle, gökdelen projesinin kentin kalbine “bıçak” gibi saplanmak istendiğini söyleyen Konak Belediye Başkanı ve bu hukuka aykırı işlemlere göz yumanlar tarafından da hatırlasın. Ruhsatın iptal edileceğine dair kamuoyuna verilen sözlerin unutulmadığı bilinsin” dedi.

Şehir Plancıları Odası, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Yapılanların açık bir kent suçu olduğunu ilan ediyor, tüm yetkililere sorumluluklarını hatırlatıyor ve hukuka aykırılıkların derhal giderilmesi konusunda uyarıyoruz. Projenin hayata geçmesi halinde, konut kullanımı ile birlikte öngörülen yerleşik nüfus beraberinde altyapı yetersizlikleri ve trafik yoğunluğunu getirecektir. Yüksekliği konusunda, tıpkı bu proje için referans gösterilen ve çevre imar bütünlüğünü bozan diğer yapılar gibi emsal teşkil ederek bölgede bir baskı oluşturacaktır.

Öte yandan bu kent suçunun hayata geçmesi durumunda, yakın çevresinde bulunan Unesco Dünya Mirası Alanı geçici liste ve başvuru aşamasında olan Tarihi Kemeraltı Alanı üzerinde geri dönülmesi mümkün olmayan zararlara neden olacağı unutulmamalıdır.

Onaylayanlar suça ortak oldu

Bilinmelidir ki; süreç içerisinde ayrıcalıklı plan kararı getiren plan değişikliklerini onaylayanlar, imar planları arasındaki uyumsuzlukları gidermeyenler, plan notlarını parsel malikinin lehine değiştirerek onaylayanlar, usule aykırı yapı ruhsatı düzenleyenler, mevzuata aykırı ruhsatı iptal etmeyenler, mevzuata aykırı bir şekilde yapı ruhsatı düzenleyenler, ruhsata dayanak olacak imar planı değişikliği onaylayanlar, çevre imar bütünlüğüne aykırı kat yüksekliği ve üst ölçekli plan kararına aykırı plan değişikliğini onaylayanlar bu suça ortak olmuşlardır. Henüz başlayan bir inşaat faaliyeti olmadığına göre, projenin durdurulması ve gerekli imar planı değişikliklerinin yapılması için geç değildir.”

Projedeki hukuki usulsüzlükler de şöyle sıralandı:

  • 2008 yılında onaylanan 1/1000 Uygulama İmar Planı değişikliği ile alana “Ticaret Seçenekli Konut Alanı (TM)” kullanım kararı getirilerek, ayrıcalıklı imar hakkı tanınmıştır.
  • Alandaki 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği, odamızca açılan dava sonucunda İzmir 2. İdare Mahkemesi`nin 02.10.2009 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Kararın ardından, odamız tarafından Konak Belediyesine imar durumu bilgisi için başvuruda bulunulmuş, 27.10.2009 tarihinde, “1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı`na açılan dava sonucunda yürütmeyi durdurma kararı olması nedeniyle uygulamaların durdurulması istendiğinden ve bunun yanında söz konusu parsellerin Belediye Encümenince düzenleme sahası seçildiğinden imar durumu verilemeyeceği” bildirilmiştir. Yani, 1/5000 Nazım İmar Planının yürütmesinin durdurulmasından dolayı bu parsellerde uygulama yapılamayacağı belirtilmiştir. 2010 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Konak 1.Etap Nazım İmar Planı onaylanmıştır. Onaylanan nazım imar planındaki kararlar ile 1/1000 uygulama imar planındaki kararlar arasında uyumsuzluk oluşmuştur. Mevzuat, alt ölçekli planların en geç bir yıl içinde ilçe belediyesince, ilçe belediyesi tarafından yapılmaması durumunda ise 6 ay içinde büyükşehir belediyesi tarafından üst ölçekli planlar ile uyumlu hale getirilmesi gerektiğini hükmetmektedir. Ancak, ne Konak Belediyesi ne de İzmir Büyükşehir Belediyesi gökdelen projesi yapılması hedeflenen alanda bir düzenleme yapmıştır. Bu durum, 2013, 2015 ve 2018 yıllarında yeniden onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planları için de geçerliliğini korumuştur. Yıllar boyunca, plan kararları arasındaki uyumsuzluk devam etmiştir.

‘İmar planları revize edilmeli hükmü, şirketin itirazı üzerine kaldırıldı’

  • 2018 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planında bulunan “Bu plana uygun olmayan 1/1000 uygulama İmar Planlarının revize edilmesi zorunludur. 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planları bu plana uygun olarak revize edilmeden, bu plana aykırı olan bölümlerde imar uygulaması ve yapı yapılamaz.” şeklindeki plan notu hükmü, mülk sahibi şirketin itiraz ve talebi doğrultusunda, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kaldırılmıştır.
  • İlgili mevzuat, imar planları arasındaki uyumsuzluğun sürmesi durumunda ruhsat verilemeyeceğini açıkça belirtmesine rağmen, Konak Belediyesi tarafından 06.12.2018 tarihinde yeni bir yapı ruhsatı düzenlenmiştir.

  • 2008 yılında onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği plan notlarında “Plan onama sınırları içinde uygulaması bir bütün olarak yapılacak ve bu sınır içinde, kamu kullanımına ayrılmış yerler kamunun eline geçmeden ve plan değişikliği başvuru sahibine ait olan parsellerden kamuya terk edilen alan üstündeki zemin üstü yapılar kaldırılmadan inşaat izni verilemez.“ hükmü yer almasına karşın, 06.12.2018 tarihinde yapı ruhsatı düzenlenmiştir. Ancak, kamuya terk edilip yıkımı gerçekleştirilmeden ruhsatın verilemeyeceği ifade edilen tütün depolarının yıkımına 2019 Kasım’ının sonlarında başlanmıştır.
  • 14.12.2019 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi resmi web sitesinde yayınlanan “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, gökdelen projesi ruhsatının iptali için çalışmaları başlattı” başlıklı haberde “… İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi, gökdelen projesine verilen ruhsatın hukuki zemini oluşturan 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planının 1/5000’lik üst ölçekli plana uyumsuz olması nedeniyle 1/1000’lik planın iptalinin Konak Belediyesi Ocak 2020 Meclis gündemine dahil edilmesi hususunda mutabakata vardı.” İfadelerine yer verilmiştir. Benzer şekilde, 14.12.2019 tarihinde Konak Belediyesinin resmi web sitesinde yayınlanan “Batur: Gökdelen İçin Somut Adım Atıyoruz” başlıklı haberde “Ocak ayında gökdelenin 1/1000 planının görüşülmek üzere belediye meclisine geleceğini anlatan Başkan Batur, ‘Mecliste alacağımız kararı Büyükşehir Belediyesine yollayacağız. Oradan gelecek karara göre de Pasaport’ta yapılması planlanan projenin geleceği netleşecek. Kent estetiği kurulumuzun öngördüğü şekilde bina yapılmasına izin vereceğiz. Ama bu gökdelen olmayacak.” ifadeleri yer almıştır.

‘Kanunlara aykırı şekilde ruhsat düzenlendi’

  • 21.12.2019 tarihinde Konak Belediyesinin resmi web sitesinde yayınlanan “Batur: Gökdelenin Ruhsatını İptal Ediyorum” başlıklı haberde “Maalesef önümüzde ruhsatı kesilmiş bir dosya bulduk. Yerel yönetici olarak kente sahip çıkmamız gerekiyor. Tepkimizi de anında verdik ve içimize sinmediğini, kentin kalbine bıçak gibi saplanacak bu yapıya izin vermeyeceğimizi söyledik. Söylediğimizin arkasındayız. Ocak ayındaki meclis toplantısında ilgili binanın ruhsatını iptal ediyorum. Ben mimarım ve Konak’ta kentin siluetini etkileyecek bir yapılaşma olmayacak.” ifadeleri haberleştirilmiştir.

  • 20.02.2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren düzenleme ile imar planlarında yüksekliği serbest olarak belirlenen alanlarda yükseklik belirlenene kadar ruhsat verilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Ancak, şubemiz tarafından 21.06.2021 tarihli yazı ile Konak Belediyesine, bahsi geçen alana ilişkin bir ruhsat verilip verilmediği sorulmuştur. Verilen yanıtta, 22.02.2021 tarihinde. alanda “…bir kat azalması, bağımsız bölüm değişikliği yapılarak tadilat ruhsatı…” düzenlendiği ifade edilmiştir. Bu yönüyle kanunlara aykırı şekilde ruhsat düzenlendiği açıkça görülmektedir.
  • Ayrıca, mevzuatta, 2 yıl içinde inşasına başlanmayan yapıların ruhsatının geçersiz olacağı belirtilmektedir. Ancak, tadilat ruhsatı, ilk yapı ruhsatının düzenlendiği tarihten 2 yıl 2 ay 16 gün son verilmiştir. Bu ruhsatın düzenlendiği tarihten sonra inşaatın başladığına dair bir evrak düzenlenmiş dahi olsa, alanda temel inşasına yönelik bir kazı yapılmadığı ve inşaata başlanmadığı açık olduğundan, böylesi bir belgenin hukuki geçerliliği olamayacaktır.
  • 22.02.2021 tarihli tadilat ruhsatının bir kat azalması, bağımsız bölüm sayısı değişikliği ve esaslı tadilat için düzenlediği ifade edilmiştir. Bu tadilat ruhsatı, daha önce yüksekliği 146 metre olarak basına yansıyan projeyi kentin kalbine saplanan bir bıçak olarak tarifleyen yöneticilerin aynı alana “…bir kat azalması, bağımsız bölüm değişikliği yapılarak tadilat ruhsatı…” düzenlemeleri, kendileri ile çelişmelerine neden olan talihsiz bir belge olmuştur.
  • Tadilat ruhsatının düzenlenmesinden sonra, planı ruhsata uygun hale getirmeye çalışan bir plan değişikliği Konak Belediye Meclisi tarafından kabul edilerek, İzmir Büyükşehir Belediyesine iletilmiştir. İletilen plan değişikliği 2021 yılında onaylanan Konak 1. Etap (Alsancak-Kahramanlar Bölgesi) 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı kullanım kararlarına aykırı olmasına rağmen, Büyükşehir Belediyesi bu hususu dikkate almadan sadece kat yüksekliğini 84 metreye düşürerek onaylanmıştır.

TMMOB, tüm seçilmiş ve bürokratları yasalara ve meşruiyete davet etti, kanunsuz emirlere uymamaya çağırdı:

“Sürecin takipçisi olduğumuzu, gerekli işlemlerin yapılmaması halinde her türlü hukuki girişimde bulunacağımızı da ilan ediyor; başta meslek odalarımız olmak üzere tüm İzmirlileri, hukuka aykırı devam eden işlemlere karşı İzmir’e sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

ABD’de finansal iklim riskleriyle mücadele planı açıklandı

Amerika Birleşik Devletleri‘nde (ABD) Finansal İstikrar Gözetim Konseyi, iklimle ilgili finansal risklere ilişkin 133 sayfalık yeni bir rapor yayımladı.

Raporda, iklim değişikliği ABD’nin finansal istikrarına yönelik ortaya çıkan ve artan bir tehdit olarak tanımlandı.

Önemli yapısal değişiklikler gerekli

İklimle ilgili olayların ekonomiye önemli maliyetler getirdiğine dikkatin çekildiği raporda, ABD’nin 2030’a kadar sera gazı emisyonunu 2005 seviyelerine göre yüzde 50-52 oranında düşürme taahhüdünde bulunduğu ve 2050 yılına kadar net sıfır emisyon ekonomisi hedefi belirlediği yinelendi.

Raporda, enerji, ulaşım, imalat ve tarım gibi sera gazı yoğun sektörlerin önemli yapısal değişikliklerden geçmesinin gerektiği belirtildi.

Dayanıklılık oluşturmak Konsey’in sorumluluğu

Bu değişikliklerin teknolojik yenilikleri ve düşük sera gazıyla üretim yöntemlerine geçişi teşvik eden tamamlayıcı politika eylemlerini gerektireceğine işaret edilerek, finansal sistemin iklimle ilgili finansal risklere karşı dayanıklılığını sağlamanın Konseyin sorumluluğunda olduğu vurgulandı.

ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, konuya ilişkin, iklim değişikliğinin ABD’nin finansal sistemine yönelik artan bir tehdit olduğunu ve harekete geçilmesi gerektiğini ifade etti.

Konseyin raporu ve tavsiyelerinin finansal sistemin iklim değişikliği tehdidine karşı daha dayanıklı hale getirilmesine yönelik önemli bir ilk adımı temsil ettiğini belirten Yellen, alınacak önlemlerin finansal sistemin net sıfır emisyon hedefine doğru düzenli, ekonomi genelinde bir geçişi desteklemesine yardımcı olacağını kaydetti.

Finansal sistem için zorluk doğuruyor

AA’nın aktardığına göre ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell da iklim değişikliğinin küresel ekonomi ve finansal sistem için önemli zorluklar doğurduğuna işaret etti.

Fed’in iklimle ilgili riskleri analitik olarak titizlik, şeffaflık ve iş birliği içinde ele alacağını aktaran Powell, iklim değişikliği ve finansal istikrar arasındaki bağlantıları belirlemeye devam edeceklerini anlattı.

Polonya’da kürtaj yasağı sonrası binlerce kadın yasa dışı yöntemlere başvurdu

Polonya‘da kürtaj yasağının yürürlüğe girmesinin ardından gebeliği sonlandırmak isteyen en az 34 bin kadının başka ülkelere giderek ya da yasa dışı yöntemlerle kürtaj yaptırdığı açıklandı.

Kadınlar, ülkede Anayasa Mahkemesi‘nin kararıyla yürürlüğe giren kürtaj yasağından sonra sağlık hizmetine erişimde sıkıntı yaşıyor. Alınan bu karara binlerce kişi tepki göstermiş, kadınlar ulusal greve çıkmıştı.

Rakamların daha fazla olduğu tahmin ediliyor

Polonya’da kürtaja erişmek isteyen kişilere destek sağlayan Abortion Without Borders (AWB) hareketine göre, en az 34 bin Polonyalı kadın, kürtajın neredeyse tamamen yasaklandığı ocak ayından bu yana yasa dışı yöntemlere başvurdu ya da yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Ancak AWB’e göre bu rakamlar aslında daha fazla.

Ülkede, eskiden de kürtaja erişimde zorluk yaşadığı için en az 80 ile 200 bine yakın kadının kürtaj olmak için bu yöntemleri tercih etmek zorunda kaldığı biliniyordu.

Gebeliği sonlandırmak isteyen kadınlar genellikle Birleşik Krallık, Belçika, Almanya, İspanya ve Çek Cumhuriyeti’ne gidiyor.

Ülkede geçen yıl ocak ayına kadar kürtaj neredeyse tamamen yasaklanana kadar yıllık yaklaşık 1000 kürtaj yapıldığı belirtiliyordu. Ancak, şu anda Polonya’da sadece tecavüz ve annenin sağlığı risk altındaysa gebeliğin sonlandırılmasına yasal izin veriliyor.

Baraj sonrası inşa edilen yeni Hasankeyf’in atık suyu altı aydır baraj göletine bırakılıyor

Devlet Su İşleri (DSİ) ile belediyenin anlaşmazlığı nedeniyle yeni Hasankeyf‘in atık sularının, baraj göletine dökülmesine altı aydır çözüm bulunamadı.

HDP’li Meclis Üyesi Zozan Şimşek, yaklaşık altı aydır yeni yapılan ilçesinin atık sularının baraj göletine karıştığını belirterek, su altında bırakılan tarihi kentin şimdi de pislik altında bırakıldığını söyledi.

Neler yaşandı?

Dicle Nehri üzerinde inşa edilen ve adı Veysel Eroğlu olarak değiştirilen Ilısu Barajı göleti nedeniyle Batman‘ın 12 bin yıllık tarihi ilçesi Hasankeyf ile birlikte 199 yerleşim yeri su altında bırakıldı.

Tarihi ilçenin sular altında bırakılması sonrası inşa edilen yeni Hasankeyf’in atık suları için DSİ Genel Müdürlüğü, 2019’da 845 bin TL bütçe ile su arıtma tesisi inşa etti.

Tesisin iki yıllık işletme maliyeti olan 2 milyon 500 bin TL ise devlet tarafından karşılandı. 1 Haziran itibariyle AKP’li Hasankeyf Belediyesi’ne devredilmesi beklenen tesis, belediyenin “bütçemiz yok” yanıtı ile ortada kaldı.  Anlaşmazlık nedeniyle tesis çalıştırılmazken, 1 Haziran’dan bu yana ilçenin tüm atık suları, baraj göletine akma devam ediyor.

Belediye giderleri karşılayamıyor

Hasankeyf Belediyesi’nin HDP’li Meclis Üyesi Zozan Şimşek, yaklaşık altı aydır yeni yapılan ilçesinin atık sularının baraj göletine karıştığını belirterek, su altında bırakılan tarihi kentin şimdi de pislik altında bırakıldığını söyledi.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre konunun geçen ay belediye meclisi toplantısında gündeme getirildiğini kaydeden Şimşek, belediyenin tesisin giderlerini karşılayabilecek bir durumda olmadığı, bundan dolayı tesisin teslim alınamayacağı yönünde kararın çıktığı bilgisini paylaştı.

Tesis durmuş durumda

Yaşanan anlaşmazlığın baraj göletine zararının büyük olduğunu dile getiren Şimşek, “İlçenin atık suyu 1 Haziran’dan bu yana belediyeye bırakılmış durumda. Yeterli bütçe olmaması nedeniyle belediye tesisin devrini alamıyor. Tesis durmuş durumda. Burada eğer anlaşma sağlanamazsa o kadar para harcanan tesis çöp olacak” dedi.

Yaşanan anlaşmazlığın bir an önce son erdirip tesisin hayata geçirilmesi gerektiğini kaydeden Şimşek, yeni yapılan konutlarda yaşayan insanların atık sulardan kaynaklı oluşan kokudan dolayı pencerelerini dahi açamadığını belirtti.

Boğaziçi Üniversitesi’nde nöbet çadırına polis müdahalesi

Boğaziçi Üniversitesi‘ndeki Özel Güvenlik Birimi (ÖGB), atanmış rektör Naci İnci‘ye karşı devam eden protestolar kapsamında dokuz aydır Rektörlük binasının önüne öğrencilerin kurduğu nöbet çadırına müdahale etti.

Özel Güvenlik nöbet çadırına el koyup kaldırırken, öğrencilerin protestosu üzerine Çevik Kuvvet de üniversite içine çağırıldı.

Talimatı veren atanmış Genel Sekreter Malkoç

Öğrenciler, yaptıkları canlı yayınlarda kampüste çok sayıda polis getirildiğini ve Rektörlük talimatıyla çadır kurmalarının engellendiğini söyledi. Canlı yayın sırasında, talimatı veren kişinin atanmış Genel Sekreter Nedim Malkoç olduğunu görülüyor.

Çadırın kaldırılmasını engellemek isteyen öğrenciler ve öğretim üyelerinin polis tarafından darp edildiği öğrenildi. Gözaltı olup olmadığı bilinmiyor.

Özel güvenlik görevlileri ve Çevik Kuvvet polisleri ile öğrenciler, halen nöbet alanında bulunuyor.

 

 

Van Gölü’nde kuraklığa bağlı ciddi çekilmeler yaşanıyor

Van‘da yağışların azalması ve sıcaklığa bağlı buharlaşmanın artmasıyla birlikte Van Gölü‘ndeki ciddi çekilmeler bölgedeki baraj ve göllerin su seviyesinde düşüşe neden oldu.

Binlerce yılda oluşan, sadece dalış sırasında görülebilen dünyanın en büyük mikrobiyalitleri de su miktarının azalması ile yüzeyde görülmeye başlandı.

Uydu görüntülerine de yansıdı

DHA‘da yer alan habere göre, havzadaki birçok dere ve gölet kururken, barajlar taban seviyesini gördü. Dünyanın en büyük sodalı gölü Van Gölü ise kuraklığa bağlı olarak her geçen gün küçülüyor.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akkuş “Özellikle Zilan Çayı bölgesinde Çelebibağ ve Kasımbağ tarafından yaklaşık 10 kilometrekarelik çekilme söz konusu” ifadelerini kullandı.

Dr. Akkuş, küresel ısınma ile artık dünyanın ve Türkiye’nin dört bir yanından yağışların azaldığını, göllerin çekildiği ile ilgili haberler aldıklarını belirtirken, Van Gölü’ndeki çekilmenin uydu görüntülerine de yansıdığını şöyle ifade etti:

Van Gölü’nün 2019 ile 2021 tarihleri arasındaki görüntülerde büyük farklılıklar mevcut. Adeta gölün şekli kısmen değişiyor gibi. 2019 yılında su altında olan yerlerin, bugün hepsinin karaya çıktığına şahitlik ediyoruz. Van Gölü’nde kuraklığın etkisiyle beraber derinliğin az olduğu büyük alanları uydudan çok rahatlıkla görebiliyoruz. Özellikle Erciş Körfezi en hassas bölgelerden birini oluşturuyor. Çünkü bu bölgede derinlik çok az ve en ufak bir çekilmede bir anda kilometrelerce alanın karaya çıktığını görüyoruz.”

Fotoğraf: DHA

‘İnci kefalleri için de tehlikeli’

Çekilmenin dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalleri için de tehlike yarattığını vurgulayan Dr. Akkuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

Van Gölü’nde yaşayan inci kefalleri üreme dönemlerinde her yıl akarsulara göç ediyor. Ve şu an karaya çıkmış olan noktalarda inci kefalleri üreme dönemlerinde 2 hafta kadar bekliyor. Adeta inci kefalleri için uygun bekleme alanları karaya çıkmış oluyor. Umarım, yağmur ve kar yağışları ile beraber tekrardan göl seviyesi yükselir. Ve önümüzdeki nisan ayında başlayacak üreme göçünde bu alanlar tekrar su altında kalır.”

İklim krizi kuşların göç ve konaklama zamanlarını da değiştirdi

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ornitoloji Araştırmalar Merkezi tarafından Kızılırmak Deltası‘nda yapılan araştırma, iklim değişikliği nedeniyle bazı kuş türlerinin konaklama ve göç dönemlerinin de değiştiğini ortaya koydu.

Araştırma merkezi 2002 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘nde yer alan Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti‘nde, sonbahar dönemi kuş halkalama çalışması gerçekleştiriliyor.

165 bin kuş halkalandı

Merkez görevlisi Doç. Dr. Kiraz Erciyas Yavuz, AA muhabirine yaptığı açıklamada Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti’nde 2002 yılından bu yana yapılan çalışmalarda bugüne kadar 175 türden 165 bin kuşu halkaladıklarını söyledi.

Deltadaki Yaban Hayatı Geliştirme Sahası‘nda bulunan Cernek Gölü kıyısında 19 yıldır kuş halkalama çalışması yaptıklarını belirten Yavuz, bununla kuşların göç yolları, konaklama zamanları ve Türkiye’nin kuş envanterinin belirlenmesi noktasında geniş bir veri tabanı sağlandığını vurguladı.

Fotoğraf: AA

‘Kuşlar hakkında bilgi ediniyoruz’

Her yıl kuşların kışlama alanlarından üreme alanlarına gittikleri ilkbahar dönemde 15 Mart-30 Mayıs tarihleri ile 15 Ağustos-30 Ekim sonbahar göç dönemlerinde halkalama çalışması yaptıklarını aktaran Yavuz şunları söyledi:

“Bu çalışma ile kuşlar hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Halkalanan kuşlarla ilgili geri bildirim alıyoruz. İsrail, Finlandiya, Mısır, KKTC, Polonya, Ukrayna, Rusya, Suriye gibi ülkelerde halkaladığımız kuşlar yeniden yakalanıp kaydedilerek bize bildiriliyor. Böylece kuşların göç yollarını belirliyoruz. Ayrıca hangi kuşların nesli tükeniyor, hangi kuşlar yeni gelmiş, bunları da öğrenmiş oluyoruz.”

‘Göç takviminde ciddi kaymalar var’

Yavuz, Türkiye’nin Karadeniz kıyısında bulunan en büyük deltası olan Kızılırmak Deltası’ndaki halkalama çalışmalarıyla kuşların yaşam döngüleri, göç dinamikleri, konaklama süreleri, göç stratejileri gibi bilgilere da ulaşmayı amaçladıklarını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Kızılırmak Deltası, sahip olduğu zengin flora, fauna ve doğal güzellikleriyle önemli bir alan. Delta, yıl boyunca farklı kuş türlerine ev sahipliği yapıyor. İrili ufaklı çok sayıdaki gölü, sazlık alanları, su basar orman ve çayırları, kumullar gibi birçok habitatı içinde bulunduran delta, barındırdığı canlı türleriyle Türkiye’nin önemli doğal sistemlerinden birini oluşturuyor. Bu kapsamda kuş halkalama çalışmalarımız sırasında kuşlar yakalanıp gerekli ölçümleri alınıp tekrar doğaya bırakılıyor. Ancak son yıllardaki araştırmada iklim değişikliği nedeniyle bazı kuş türlerinin konaklama ve göç dönemlerinin de değiştiğini görüyoruz. Bazı türlerin geliş ve gidiş zamanlarında farklılıklar görüyoruz. Böceklerle beslenen türler ilkbaharda daha geç geliyor. Bazı türlerin ise son baharda daha geç göç ettiğini gözlemliyoruz. İklim şartlarının uygun olması ve besin bulunurluğunun olması önemli etken oluyor. Göç takviminde ciddi kaymalar oluyor.”

Fotoğraf: AA

Kızılırmak Deltası

Samsun‘un Bafra ilçesinde Kızılırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü alanın da içinde yer aldığı 56 bin hektar genişliğindeki Kızılırmak Deltası, Türkiye’nin önemli sulak alanlarının başında geliyor.

Sulak alanları 12 bin hektarı bulan, barındırdığı canlı türleriyle Türkiye’nin önemli doğal ekolojik sistemlerinden birini oluşturan deltada bugüne kadar yaklaşık 140 kuş türünün ürediği belirlendi.

Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti, UNESCO’nun geçici listesine 2016 yılında kabul edilmişti.