Ana Sayfa Blog Sayfa 1169

Malatya’da bina çöktü: Dört kişi gözaltına alındı

Malatya’nın Yeşilyurt ilçesi Sıtmapınarı Mahallesi İnönü Caddesi’nde bulunan 40 yıllık iki katlı binada izinsiz yapılan tadilat çalışmasında bir kolonunun kesilmesi sonucu akşam saatlerinde göçük meydana geldiği açıklandı.

Olayın ardından arama kurtarma çalışmaları başlatılırken, binada göçük sırasında 21 kişinin bulunduğunu kaydeden İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı, sekiz kişinin kendi imkanlarıyla çıktığını, 13 kişinin de arama kurtarma ekipleri tarafından enkazdan kurtarılıp hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Çataklı, hastaneye kaldırılan yaralılarda hayati tehlikenin olmadığını kaydetti.

Hastanede tedavi sürüyor

Olay yerinde incelemelerde bulunan İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı, hastaneye kaldırılan 13 kişiden sekizinin hastaneden çıktığını, birinin yoğum bakımda ve dördünün de serviste tedavi altında olduğunu belirtti:

Binada 21 kişinin bulunduğu tespit edildi. Bunlardan 8 tanesine arkadaşlarımız ulaştı, kendi imkanlarıyla çıktı. Diğer 13 kişi de arama kurtarma ekiplerince enkazdan kurtarılarak hastanelere kaldırıldı. 13 kişiden 8’i tahliye olmuş durumda. 1’i yoğun bakımda 4’ü serviste tedavi altındalar. Bunların da hayati tehlikeleri yok. Binada bize ulaşan, bizim bildiğimiz herhangi bir kişi olduğuna dair tespit yok ancak her türlü ihtimali düşünerek arkadaşlarımız kontrollü şekilde binanın yavaş yavaş enkazını almaya başladılar.”

‘Dört kişi gözaltında’

Yeşilyurt Belediye Başkanı Mehmet Çınar, binada yapılan çalışmayla ilgili, “Belli ki herhangi bir izin almadan, bilgisizce binaya müdahale edilmiş gibi bir görüntü var” dedi.

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada da tadilatın izinsiz yapıldığı kaydedildi ve olayla ilgili dört kişinin gözaltına alındığı duyuruldu:

Bilirkişilerce gerekli incelemeler yapılmış olup toplanan deliller itibarıyla izinsiz tadilat yaptırıldığı anlaşılmıştır. Tadilatı yaptıran iş yeri sahibi ve 3 çalışanı gözaltına alınmıştır.”

Soylu: Arama kurtarma çalışmaları sona erdi

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımda,  çöken binadaki arama kurtarma çalışmalarının sona erdiğini açıkladı:

AFAD Başkanlığımızdan aldığımız son bilgiye göre;
Malatya’da çöken binadaki arama kurtarma çalışmaları, sona erdi.

Allah’a şükür, can kaybımız yok. Yaralanan hemşehrilerimize acil şifalar diliyorum.
Rabbim, ülkemizi ve Milletimizi her türlü afetten uzak eylesin…”

Erdoğan duyurdu: 2’nci ve 3’üncü nükleer güç santrali için hazırlıklara başlanacak

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Hizmet Binası ve Yapımı Tamamlanan Enerji Santrallerinin Açılış Töreni’ne katıldı.

Açılışta bir konuşma yapan Erdoğan, Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘nin çalışmalarının devam ettiğini kaydetti ve Akkuyu’nun hemen ardından 2’nci, hatta 3’üncü nükleer güç santrali için hazırlıklara başlanacağını belirtti.

‘Nükleer enerjiyi ülkemize kazandırmakta kararlıyız’

“Her biri 1200 megavat güce sahip 4 üniteden oluşan 4 bin 800 megavat kapasiteli olarak planladığımız santralimizle ilgili çalışmalar devam ediyor” diyen Cumhurbaşkanı, 2’nci ve 3’üncü nükleer güç santralleri hazırlıklarıyla ilgili de şunları söyledi:

Böylece Türkiye’yi dünyada nükleer enerjiyi işleyen ve kullanabilen sınırlı sayıdaki ülkeler arasına dahil etmiş olacağız. Akkuyu’nun ardından süratle 2’nci, hatta 3’üncü nükleer güç santralimiz için hazırlıklara başlayacağız. Her ne kadar çevrecilik adına sokakları yakıp yıkanlar, attığımız her adım gibi bunu da eleştirseler de biz nükleer enerjiyi ülkemize kazandırmakta kararlıyız. Dünyanın 32 ülkesinde 443 nükleer güç santrali halen faaliyetteyken ‘Türkiye nükleer enerjiye sahip olmasın’ demek ihanet değilse gaflettir. Ülkemizin temiz nükleer enerjiye ulaşma çabalarını dile dolayanların, çevre duyarlılığından ziyade başka gündemlerle hareket ettiği açıktır.”

‘İklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir katkı’

Erdoğan, Akkuyu’nun hizmete girmesiyle hem ülkenin nükleer enerji ihtiyacının karşılanacağını hem de iklim kriziyle mücadelede önemli bir adım atılacağını ileri sürdü:

Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığına, Türk milletinin refahına dair yüreğinde zerre kadar hassasiyeti olanın nükleer enerjiye karşı çıkması mümkün değildir. Burada asıl sorgulanması gereken, Türkiye’nin bu adımı neden 20-30 sene evvel atmadığıdır. Dünyanın özellikle 60 yıldan fazla süredir kullandığı bu imkana bizim bu kadar geç kavuşuyor olmamız ülkemiz adına büyük bir kayıptır. Akkuyu’nun hizmete girmesiyle hem ülkemizin bu eksikliğini giderecek hem de iklim değişikliğiyle mücadelemize önemli bir katkı sağlamış olacağız.”

‘Marjinal örgütler burada da piyasaya sürülüyor’

Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye düşmanlarına piyonluk yapanlara rağmen” yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını azami düzeyde kullanmaya devam edeceklerini kaydetti:

Özel sektörümüzün de yatırımlarıyla, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji sepetimizdeki payını her geçen gün arttırıyoruz. Allah’ın ülkemize bir lütfu olan akarsulardan, güneşten, rüzgardan en etkin şekilde faydalanmanın gayreti içindeyiz. Bugün rüzgar türbinleri Türkiye’nin dört bir yanını kuşatırken, rüzgardan elektrik üretiminde ardı ardına rekor kırıyoruz. Artık vatandaşlarımızın binalarının çatılarına yerli üretim güneş panelleri kurarak kendi enerjisini üretebildiği bir dönemi yaşıyoruz.

Ancak sermaye düşmanlığı, anti-emperyalizm, yerli kaynaklarımızdan yararlanma çabalarını engellemeyi çevrecilik zanneden marjinal örgütlerin burada da piyasaya sürüldüğünü görüyoruz. Dünyanın en temiz enerji kaynaklarına karşı çıkmanın çevre ile bir ilgisi olmadığı açıktır. Nasıl ağaç bahanesiyle vizyon projelerimize kastedenlere fırsat vermediysek, çevre diyerek enerji hamlemizi dinamitlemeye çalışanlara da meydanı boş bırakmayacağız. Türkiye düşmanlarına piyonluk yapanlara rağmen, ülkemizin yerli ve yenilenebilir kaynaklarını azami düzeyde kullanmaya devam edeceğiz.”

[COP26] Ümit Şahin: Konferansın başarısını Madde 6 üzerindeki anlaşma belirleyecek

İskoçya‘nın Glasgow kentinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) 10’uncu gününü geride bıraktı. Konferans 12 Kasım tarihinde sona erecek.

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Değişikliği Kıdemli Uzmanı ve aynı zamanda Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin, Glasgow’da son günlerde yaşanan gelişmeleri, müzakerelerde konuşulanları ve konuşulmayanları ve sokak hareketlerini editörümüz Elif Ünal ile konuştu.

Başarısını Madde 6 belirleyecek

Ümit Şahin, Paris Anlaşması’ndaki Madde 6 ve Gelişmiş Şeffaflık Çerçevesi konusundaki teknik müzakerelerin devam ettiğini ve konferansın başarılı olup olmadığının buradan çıkacak sonuçlara bağlı olduğunu söyledi.

Karbon piyasalarını düzenleyen Madde 6’nın nasıl işletileceğine dair teknik tartışmalar henüz bir sonuca ulaşmış değil.

‘Yalnızca müzakerelerden ibaret değil’

Öte yandan hazırladığı grafiği Yeşil Gazete ile paylaşan Ümit Şahin, Taraflar Konferanslarının yalnızca müzakerelerden olmadığını vurguladı.

Taraflar Konferansları’nın müzakerelerin yanı sıra siyasi gündem, Ulusal Katkı Beyanları, Hükümet dışı ve uluslararası aktörlerin çalışmaları, sivil toplumun ve iklim hareketlerinin eylemleri ile birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Şahin, “COP’ların iklim hareketi için önemini bu şekilde değerlendirmeliyiz” dedi.

 

 

[COP26] Murat Kurum: İklim Kanunu hazırlıyoruz

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İskoçya‘nın Glasgow kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı kapsamında (COP26) düzenlenen üst düzey oturumda delegelere hitap etti.

Türkiye’nin küresel hiçbir soruna kayıtsız kalmadığını belirten Kurum, “Evlatlarımızın geleceği için iklim kriziyle mücadele çalışmalarımızı kararlılıkla yürütmeye devam edeceğiz” dedi.

‘Belirsizliğe sürükleneceğiz’

26’ncı Taraflar Konferansında, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında alınan kararların, atılacak somut adımların, dünya için son derece kritik olduğunu vurgulayan Kurum şunları söyledi:

“Doğal kaynaklarımızı, dünyamızı koruyacak adımları atmadığımız takdirde daha büyük bir belirsizliğe doğru sürükleneceğiz. Dünyanın dört bir yanında yaşanan ve her gün farklı bir türüyle karşılaştığımız afetler, bunun en somut göstergesidir.”

Fotoğraf: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

‘İklim kriziyle mücadelede yeni döneme girdik’

AA’nın aktardığına göre Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olduğunu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2053 net sıfır emisyon hedefinin dünyaya ilan edildiğini hatırlatan Bakan Kurum şöyle konuştu

“Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu bu vizyonun bir neticesi olarak, Bakanlığımızın adını, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştirdik. Bakanlığımız uhdesinde kurduğumuz İklim Değişikliği Başkanlığımızla iklim kriziyle mücadelemizde daha etkin strateji ve politikalar geliştireceğimiz yeni bir döneme girdik.”

‘İklim Kanunu hazırlıyoruz’

Üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve ilgili kurumlarla iş birliği içinde hareket ettiklerini vurgulayan Kurum, şöyle devam etti:

“Kurumlarımızla birlikte ülkemizin 2053 taahhüdü olan net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda, uzun dönemli strateji ve eylem planlarını hazırlamaya başladık. İklim değişikliğine yönelik politika, hedef ve düzenlemelerin yer aldığı İklim Kanunu‘nu hazırlıyoruz. Türkiye’nin İklim Değişikliği Stratejisini ve Ulusal Katkı Beyanı’nı 2053 hedefiyle güncelliyoruz. Avrupa Yeşil Mutabakatı‘na uyum için gereken eylem planını devreye aldık. İklim dostu ve temiz üretim teknolojilerine yatırımların destekleneceği Emisyon Ticaret Sistemi altyapısını oluşturuyoruz. Bölgesel ve Yerel İklim Değişikliği Eylem Planlarımızla şehirlerimizi iklim değişikliğine dirençli hale getiriyoruz.”

Fotoğraf: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

‘Ağaçlandırmada Avrupa’da birinciyiz’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan öncülüğünde yürütülen Sıfır Atık Projesi‘ni, Türkiye’nin tamamında yaygınlaştırma çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Kurum, Türkiye’deki orman varlığını 20,8 milyon hektardan yaklaşık 23 milyon hektara yükselterek yutak alanları çoğalttıklarını bildirdi. Bakan Kurum, Türkiye’nin son beş yılda ağaçlandırma faaliyetleriyle Avrupa’da birinci, dünyada ise altıncı ülke olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulu gücümüzdeki payını yüzde 53’e çıkartarak, bu alanda dünyada 12’nci, Avrupa’da ise 5’inci sıraya ulaştık. Şehirlerimizin nefes alması için her ilimize millet bahçesi yapıyor, ekolojik koridorlar ile de biyolojik çeşitliliğe can suyu veriyoruz. Korunan doğal alanlarımızı artırıyoruz. Böylece doğal kaynaklarımızı kirlenme ve yok olma tehlikesine karşı koruyoruz. Türkiye olarak, dünyamızın, evlatlarımızın geleceği için iklim kriziyle mücadele çalışmalarımızı kararlılıkla yürütmeye devam edeceğiz. İklim değişikliğine yol açan sorunların ortaya çıkmasında tarihi sorumluluğu olan ülkelerin de aynı samimiyetle elini taşın altına koyması şarttır.”

‘Küresel hiçbir soruna kayıtsız kalmadık’

Bakan Kurum, iklim değişikliğinin sadece bir çevre meselesi değil, tüm ülkeleri derinden etkileyen bir kalkınma, bir güvenlik meselesi olduğuna işaret ederek, “Bizlere düşen görev, bu tehdit karşısında hakkaniyete dayalı, adil bir yük paylaşımıyla tedbirlerimizi almak, yükümlülüklerimizi süratle yerine getirmektir” dedi.

Mevlana’nın, “Öğüt verecek insana değil, örnek olacak insana ihtiyaç vardır.” sözünü hatırlatan Kurum, “Biz her zaman bu bilinçle hareket ettik. Küresel hiçbir soruna, krize, çağrıya kayıtsız kalmadık. Bugüne kadar iklim değişikliğiyle mücadelede, çevrenin korunmasında üzerimize düşeni kararlılıkla yerine getirdiğimiz gibi bugünden sonra da yerine getirmeye devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın ifadeleriyle ‘daha adil bir dünya mümkündür’ inancından hareketle ülkemiz, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerin yanında olmaya devam edecektir” şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu, Kanal İstanbul çıkışını tekrarladı: İhaleye kim girerse ağır bedeller ödeyecek

Partisinin Meclis’teki Grup Toplantısı’nda konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Hiç kimse merak etmesin bu ülkenin çıkarlarını, İstanbul’un talan edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Kanal İstanbul ihalesine kim girerse ağır bedeller ödeyecektir” dedi.

CHP lideri, birkaç gün önce de Türkiye’deki tüm büyükelçilere Kanal İstanbul ile ilgili çağrıda bulunarak, “Ülkelerinizdeki yatırımcılar Kanal İstanbul gibi her yönüyle dünya iklimine karşı bir hareket olan bu projeyi desteklememelidir. Bu, ülkemiz ile birlikte dünyanın iklimine de dönülmez bir zarar verecektir” demişti.

‘Ağır bedeller ödeyecek’

Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasında Kanal İstanbul ile ilgili şu açıklamalarda bulundu:

Ülkemizi seviyoruz, İstanbul’un talan edilmesini istemiyoruz. Yabancıların da talana ortak olmasını istemiyoruz. Sadece bizim iş insanlarımıza değil, büyükelçiliklere de yazı yazdım. ‘Eğer Kanal İstanbul’a sizin ülkelerinizden bir şirket, kişi ya da müteahhit girer, İstanbul’u talan ederse o da ağır bedeller ödeyecektir’ dedim. Diyorlar ki, ‘Bizi niye yabancılara şikayet ediyorsun?’ anlamıyorlar.

Ülkenin menfaatini korumak, gözbebeğimiz İstanbul’u korumak ne zamandan beri yabancılara ihbar oldu? Bunu söyleyenler bizim milliyetçiliğimizi asla sorgulayamazlar. Bu Cumhur İttifakı’nın en temel sorunu ne? En temel sorunu şu; birisi diyor ki ben milliyetçiyim, öteki diyor ki ben her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldım. Bunlar koalisyon kurmuşlar. Hiç kimse merak etmesin bu ülkenin çıkarlarını, İstanbul’un talan edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Kanal İstanbul ihalesine kim girerse ağır bedeller ödeyecektir.”

‘Türkiye daha önce böyle bir tabloyla karşılaşmadı’

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılara da dikkat çeken CHP lideri, ülkenin daha önce böyle bir tabloyla karşılaşmadığını kaydetti:

Çiftçi kardeşlerime sesleniyorum; Büyük sıkıntınız var biliyorum; ama size sözüm var, sorunlarınızı çözeceğiz. Bilgiyle, birikimle ve vatan sevgisiyle çözeceğiz. Bunlar daha henüz söz verdikleri 30 TL’yi ödeyemezlerken, ‘iktidar olduğumuzda ilk bir hafta içerisinde aldığın kredilerin faizlerini sileceğiz’ dedik, sileceğiz. Türkiye daha önce böyle bir tabloyla karşılaşmadı. ‘Kara Kış Fonu kurun’ demiştim, arka arkaya zamlar yağmaya başladı. Son 6 ayda gübre fiyatlarına 31 kez zam yapıldı. KOBİ’lerin kullandığı doğal gaza yapılan zam yüzde 115, elektrik santrallerinde kullanılan doğal gaza yüzde 148, kömüre yüzde 72, oduna yüzde 33 zam geldi. Nasıl geçinecek bu insanlar? 10 milyon civarında asgari ücretli var. Asgari ücret 385 dolardan 291 dolara düştü. 94 dolar asgari ücretlinin kaybı var. ‘Asgari Ücret Tespit Komisyonu rakamı yükseltsin’ dedik, bu yapılmadı.”

‘İstanbul Sözleşmesi’ni ilk bir hafta içerisinde imzalayacağız’

Kılıçdaroğlu, daha önce de bahsettiği iktidara gelmeleri durumunda ilk bir hafta içerisinde İstanbul Sözleşmesi‘ni tekrar yürürlüğe koyacakları sözünü tekrarladı ve şunları söyledi:

Kadınlara bir hak filan vermiyoruz. Kadınların hakkını kadınlara teslim edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nin ilk bir hafta içerisinde imzalayacağız ve Resmi Gazete’de yayımlanacak. Kadınlar, bu kardeşiniz sizin haklarınızı sonuna kadar savunacak, hiç endişe etmeyin. Kesinlikle cezalarda en ufak bir indirim olmayacak. Bu konuda özel yetkili mahkemeler kurulacak. Ev içi şiddet olursa, olay karakola intikal ederse, eğitilmiş ekipler olacak. Hem kadına hem aileye sosyal güvence sağlayacağız Aile destekleri sigortası 1971’den beri uygulanmıyor. Kadının da çocuğun da ailesinin de yüzde yüz sosyal güvenliğini sağlayacağız. Bundan da herkesin emin olmasını istiyorum. Sağ elin verdiğini sol elin görmediği bir düzeni inşa edeceğiz. Boşanan bir kadın kim bana bakacak, kim bana iş verecek endişesi içine girmeyecek. Sosyal devleti devreye sokacağız. Rahim kanserini önleyen aşı ücretsiz olacak.

‘Çık karşıma oturalım’

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın “Ben ekonomistim, Bay Kemal’in kafası bu işlere basmaz” sözlerine de cevap veren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

kullandığını hatırlatarak, “Vallahi benim kafam kul hakkı yemeye, adaletsizliğe basmaz. Vatandaşın ödediği verginin hesabını vermek benim için onurdur. Sen ekonomistsin ekonominin geldiği hale bak. Böyle ekonomiste ‘Çakma ekonomist’ denir. Ekonominin ‘e’sini bile bilmiyor. İlkokul mezunu bakkal bunlardan daha iyi devlet yönetir. Yap-İşlet-Devlet dolayısıyla devletin cebinden bir kuruş çıkmıyormuş. Madem bir kuruş çıkmıyor sevgili şahsım bu bütçedeki milyarlar ne? İmza attığın bütçeyi bilmiyorsun, bu daha vahim. Ben bütün kadınların ve gençlerin huzurunda Erdoğan’a bir çağrı yapmak istiyorum. Çık karşıma oturalım, sadece şehir hastanelerini soracağım. Cesaret edemeyebilir; valla soruları önceden vereceğim, cevapları promptera yaz istersen. Bütün sorulara samimi, düzgün, net cevaplar isteyeceğim. Ama karşıma çıkmaz. Yiğidin karşısına çıkacak adamın namuslu ve temiz olması lazım”

Kılıçdaroğlu; Cengiz Holding, Limak Holding, Kalyon Holding, Kolin Holding ve Makyol Holding için kullanılan beşli çete tabirini kullanarak, “Devletin saygınlığını koruyacağız. Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yok, bütün sorunlarını çözme vaadinde bulunan ve samimi olan CHP’yi dinleyeceksiniz. Devlet yönetiminde siyasal iktidarın samimi olması lazım. Kuraklık var mıydı vardı, ziraat odası başkanları bağırıyorlardı. Üretim düşüklüğü oldular, bunun üzerine karar çıkardılar. Para ödenmedi, neden ödenmedi? Beşli çeteye gelince dünyanın parasını veriyorsun, üreticiye gelince para yok. Sonuna kadar takip edeceğiz” açıklamasında da bulundu.

[COP26] Amazon yerlisi Glasgow’dayken topluluğuna silahlı saldırı düzenlendi

Brezilya‘nın Amazon bölgesindeki Pará’dan bir arazi savunucusu, kendisi Glasgow‘daki COP26 görüşmelerindeyken silahlı insanların, savunduğu bir orman topluluğuna saldırdığını söyledi.

COP26 delegesi ve 2019 Sakharov ödülü adayı Claudelice Silva dos Santos, yaklaşık 80 aileye ev sahipliği yapan Nova Ixipuna‘daki Tinelli çiftliğinde bulunan São Vinicius kampına 3 Kasım’da yaklaşık 30 kamyonetin geldiğini söyledi.

Marabá polisi konuyla ilgili araştırma başlattıklarını söyledi. Yerel basında çıkan haberlere göre, işçi sendikası yaralıların bir kısmını hastaneye nakletti. Ancak kaç kişinin yaralandığı bilgisi paylaşılmadı.

Bazı köylülerin akıbeti belirsiz

The Guardian’ın aktardığına göre görgü tanıkları, gelen erkeklerin çadırları ateşe vermeleri üzerine birkaç kişinin kaçabildiğini ancak kaçamayanların başlarına kapüşonlular geçirilerek dövüldüklerini ve bir kamyona bindirilmeye çalışıldıklarını söyledi.

Bazı insanlar yerleşim yerinden çok uzaklardaki yol kenarına atıldı. Bazı köylüler ormanda saklanırken, bazılarının akıbeti belirsiz.

Çadırlar ateşe verildi

İsmini vermek istemeyen bir görgü tanığı, erkek kardeşinin bağlanıp götürüldüğünü ve yolda bırakılan bir kadının kendisine kardeşinin kafasında çatlakların oluştuğunu ve ağzının yarılarak açıldığını söylediğini aktardı. Görgü tanığı kardeşinin şu anda nerede olduğunu bilmediklerini aktardı.

Bir başka görgü tanığı ise “Ateş edildiğini duydum ve herkes dört bir yana koşmaya başladı. Kampı ateşe verdiklerini gördüm, altı motosikletin yandığını gördüm… Ormana yeni atılmış çok sayıda çocuk, yaşlı vardı” dedi.

Dos Santos, “Bu dava onlarca yıldır devam ediyor. Anlaşmazlık çözülmek üzereydi ve arazi [topluma] geri verildi. Bu ilk saldırı değil ama insanlara daha fazla şiddet olmayacağına dair güvence verilmişti” ifadelerini kullandı.

10 yıldan beri direniliyor

Kardeşi José Claudio Ribeiro dos Santos ile yasadışı ağaç kesimine karşı savaşan Dos Santos, “10 yıldan fazla bir süredir bu işçiler toprak hakları için direniyorlar. Çiftlik sahipleri ise buraya geliyor ve herkesi öldürmek istiyorlar” ifadelerini kullandı. Dos Santos, yengesi Maria do Espirito Santo’nun da 2011 yılında bölgede öldürüldüğünü sözlerine ekledi.

Dos Santos, saldırının yerel çiftçiler tarafından geçimlik çiftçiler olan São Vinicius topluluğuna yönelik bir taciz kampanyasının ardından geldiğini söyledi. Polis ve yerel yetkililer tehditleri biliyor ama toplumu korumak için hiçbir şey yapmadı” dedi.

‘Polis herhangi bir şey yapmıyor’

COP26 delegesi, polisin ve yerel yetkililerin var olan tehditleri bildiğini ancak yerel halkı korumak için herhangi bir şey yapmadığını söyledi.

Yerel halk uzun yıllardır arazilerini korumak için mücadele ediyor. COP26’da dünyadaki ormanların yüzde 90’ından fazlasını kapsayan 120’den fazla ülke 2030 yılına kadar orman kaybını ve arazi bozulmasını durdurmak ve tersine çevirmek için taahhütte bulundu. Brezilya da bu taahhütü imzalayan ülkeler arasındaydı.

 

 

[COP26] Fosil yakıt endüstrisi delegelerinin sayısı ülkelerin heyetinden daha fazla

Global Witness adlı kuruluşun öncülüğündeki çevreciler, Glasgow’da gerçekleşenBirleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 26’ncı Taraflar Konferansı’na (COP26) katılan delegelerin listesini inceledi.

Analiz sonucu iklim zirvesine fosil yakıt endüstrisinin çıkarlarıyla bağlantıları bulunan 503 delegenin katıldığı tespit edildi.

Gerçek bir hamle yapılması engelleniyor

Bu delegelerin, petrol ve doğalgaz endüstrisi için lobi faaliyetinde bulundukları belirtiliyor ve çevreciler bu kişilerin katılımlarının yasaklanmasını istiyor.

BBC Türkçe’nin haberine göre Glowel Witness’tan Murray Worthy, “Fosil yakıt endüstrisi, iklim krizine karşı gerçek bir hamle yapılmasını önlemek veya geciktirmek için on yıllar harcadı. Bunun bu kadar dev bir soruna dönüşmesinin nedeni de bu” dedi.

40 bin kişi katıldı

COP26’ya 40 binden fazla kişi katılıyor. BM’nin verilerine göre 473 kişilik heyetle Brezilya en büyük sayıdaki resmi müzakereci sayısına sahip.

Türkiye 376 delege ile ikinci sırada. Glasgow’daki zirveye ev sahipliği yapan Birleşik Krallık‘ın ise 230 kayıtlı delegesi var.

Fosil yakıt lobicisi tanımlamasına kimler uyuyor?

Globel Witness, Corporote Accountability ve analizi yapan diğer kuruluşlar, fosil yakıt lobicilerini, petrol ve doğalğaz şirketlerinin çıkarlarını temsil eden bir ticaret birliğinin veya bir grubun heyetinde bulunan ya da bunların üyesi olanlar diye tanımlıyor.

Zirvede bu çevreler tarafından istihdam edilen ve çıkarlarıyla ilişkileri bulunan topam 503 kişi bulundu.

Kanada ve Rusya etkisi

Analiz sonucu ayrıca şunlar tespit edildi:

  • Fosil yakıt lobicileri çoğunlukla iki ülke heyetlerinin, Kanada ve Rusya delegasyonlarının üyesi
  • Zirvedeki fosil yakıt lobicilerinin sayısı, son 20 yılda iklim değişikliğinden en olumsuz etkilenen 8 ülkenin heyetlerinin toplamından fazla
  • COP’ta 100’den fazla fosil yakıt şirketi temsil ediliyor, ayrıca 30 ticaret birliği ve çeşitli üyelik örgütleri bulunuyor
  • Tespit edilen grupların en büyüklerinden biri Uluslararası Emisyon Ticareti Birliği (IETA). Bu kuruluştan petrol ve doğalğaz şirketi BP’den üç kişi dahil olmak üzere 103 delege katılıyor.

‘Mücadeleye hizmet eder gibi görünüyorlar’

Global Witness’a göre IETA, karbon dengeleme ve ticaretini doğalgaz ve petrol çıkartmaya devam etmenin bir yöntemi olarak teşvik eden önde gelen petrol şirketleri tarafından destekleniyor.

Worthy “Bu, çok sayıda fosil yakıt şirketi üyesi olan ve gündemini fosil yakıt şirketlerinin belirlediği, fosil yakıt şirketlerine hizmet eden bir birlik” dedi ve şunları söyledi:

“İklim mücadelesine hizmet eder gibi görünen ama aslında statükoya yarayan yanlış çözümleri öne sürdüklerini ve bizim fosil yakıtları yer altında tutan, aslında iklim krizine gerçek çözümler olduğunu bildiğimiz net, basit adımlar atmamızı önlediklerini görüyoruz.”

IETA: Dönüşüm süreci var

IETA ise emisyonları azaltmak için piyasa temelli en etkin yöntemleri bulmak için var olduğunu savunuyor. Üyeleri arasında fosil yakıtın yanı sıra, başka sektörlerden de şirketler bulunuyor.

IETA Sözcüsü Alessandro Vitelli, “Hukuk şirketlerimiz, proje geliştiricilerimiz, dünya genelinde temiz teknolojiler uygulayan üyelerimiz var. Bunlar da birliğimizin üyeleri. Bugün, yarın birden durmayacak. Aniden fosil yakıtların yanmasıyla ortaya çıkan emisyonlar ortadan kalkmayacak. Devam eden bir dönüşüm süreci var ve karbon piyasaları bu dönüşümün gerçekleştiğinden emin olmak için en iyi yöntem” dedi.

Çevre gruplarıysa, Dünya Sağlık Örgütü’nün, endüstricinin tüm üyelerinin kuruluşun toplantılarına katılımının yasaklanmasına dek tütünün yasaklanması konusunda ciddi adım atmamasını örnek gösteriyor ve aynı muamemelenin zirvede tüm petrol ve doğalgaz şirketlerine yapılmasını istiyor.

Corporote Europe Observatory’den Pascoe Sabido, “Shell ve BP gibileri, fosil gaz üretimlerini artırdıklarını açıkça söylemelerine karşın, bu görüşmelerin içinde. Hedefleri yükseltme konusunda ciddiysek, fosil yakıt lobicileri bu görüşmelere alınmamalı” dedi.

Burak Özgüner’in ölüm yıldönümünde İstanbul Dolphinarium’da eylem

Hayvan özgürlüğü aktivistleri bugün, iki sene önce hayatını kaybeden hak savunucusu Burak Özgüner’i anmak ve hayvan hapishanelerinin kapatılması çağrısını tekrarlamak için Eyüp’te bulunan İstanbul Dolphinarium’un önünde bir eylem yaptı.

Oklarla yunus parkını işaret ederek yerlere “işkencehaneye gider”, “sömürü merkezine gider”, “hapishaneye gider” yazan aktivistler, parka gelen yabancı turistlere de İngilizce seslenerek zulme ve hayvan sömürüsüne ortak olmama çağrısı yaptı.

Ayrıca, aktivistler tesis çalışanları tarafından anmada darp edilmeye çalışıldı ve haklarında dava açılmasıyla tehdit edildi.

‘Tesis, hayvan hapishanesi’

Eylemde yapılan basın açıklamasında hayvan özgürlüğü aktivistleri, 2008 yılında dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Kadir Topbaş tarafından açılan, Aqua World Turizm Ticaret Limited Şirketi‘ne ihale edilen İstanbul Dolphinarium’da yaralanan ve hayatını kaybeden yunuslara, morslara, foklara ve belugalara yönelik resmi başvuruların dikkate alınmadığını ve bu tesise hiçbir hukuki yaptırımın uygulanmadığını belirtti.

Aktivistler, 190 binden fazla kişinin imzasıyla kapatılması talep edilen bu tesisin bir hayvan hapishanesi olduğunu vurguladı.

Eylemde, dört farklı şehirde bulunan 10 yunus parkının işkence merkezi olduğu, bu tesislerin tek seansı 2 bin ile 3 bin 500 Euro arasında değişen “yunusla terapi” adı altında engelli bireylerin, otizm, down sendromu, asperger sendromu gibi nöroçeşitlilik biçimlerine sahip bireylerin ve ailelerinin umutlarının sömürüldüğü ticarethaneler olduğu kaydedildi.

Bu 10 tesisin 2000’li yılların ortalarında, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere diğer ilgili kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin hukuk dışı girişimleriyle açılmış olduğu da hatırlatıldı.

İmamoğlu’na çağrı

Yapılan basın açıklamasında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun resmi hesabından yayınlanan “İstanbul’un Yunusları” belgeseli hatırlatılarak belgeselde doğa ve hayvan korumaya yapılan vurgunun samimi olması için sistematik zulüm içeren ve eski yönetimin kirli bir mirası olan bu tesisin kapatılması gerektiği kaydedildi.

Hak savunucuları, İmamoğlu’na seslenerek “İstanbul Dolphinarium’u kapatın, insan sömürüsünden uzak bir şekilde ömürlerini tamamlamaları için tutsak edilen hayvanları koruma altına alın. İstanbul’da tutsak deniz memelileri için bir rehabilitasyon merkezi kurulmasına ön ayak olun ve örnek bir belediye başkanı olarak yaşam hakkından taraf olun” dedi.

Yunus parklarına gidenlere çağrı

Hak savunucuları ayrıca, Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki yeni düzenlemelerin göstermelik olduğunun altını çizdi ve AKP milletvekilleri ile yunus parkı sahipleri arasındaki yakın ilişkilere dikkat çekti.

Eylemde, “Yenilenen kanunda yunus gösteri merkezleri kapatılmamış, ticari faaliyetlerini sürdürebilmeleri için işkence merkezlerini işleten iş insanlarına bir 10 yıl daha izin verilmiştir. Günde en az 60 bin euro, yani yaklaşık 650 bin TL kazanan bu ticarethanelere, yeni bir hayvan getirilmesi durumunda kesileceği belirtilen para cezası ise 25 bin TL olarak kanunda yerini almıştır. Yine göstermelik, yine gülünç bir kararla…” ifadeleri de kullanıldı.

Aktivistler, söz konusu tesislere giden ziyaretçilere de seslendi ve aileleri, yakın dostları olan, denizlerde kilometrelerce mesafe kat edebilen, yüzlerce metreye dalabilen, hissedebilen duygulu varlıklar olan hayvanların esir edildiği, yaşayan ölülere dönüştürüldüğü bu sömürü merkezlerine gitmeme ve destek olmama çağrısı yaptı.

“Hayvanların doğuştan gelen haklarıyla ‘bizim için’ değil, ‘bizimle birlikte’ bu gezegende yaşadıklarını unutmayın” denildi.

Burak ve hayatını kaybeden milyarlarca hayvan birlikte anıldı

Aktivistler, basın açıklamasını yol arkadaşları Burak Özgüner’i ve hayatını kaybeden milyarlarca hayvanı anarak şu sözlerle noktaladı:

Biz, 9 Kasım’da, yıllardır omuz omuza mücadele veren dostları ve ortak ideallerimiz doğrultusunda özgürlük mücadelesi veren aktivistler olarak, hem hayatımızda hem de hayvan hakları mücadelesinde yerini dolduramayacağımız bir kaybı, Burak Özgüner’i bugün burada anarken, aynı zamanda Türkiye’de insan menfaatleri uğruna çeşitli endüstrilerce hapsedilen, işkence gören ve hayatını kaybeden milyarlarca hayvanı anıyoruz.”

[COP26] Afrika, 700 milyar dolarlık iklim finansmanı anlaşması için müzakere istiyor

Afrika ülkeleri, Glasgow’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı’nın (COP26) bu haftaki gündeminde gelişmekte olan ülkelere sağlanacak iklim finansmanı konusuna yoğunlaşmasını istiyor.

Ülkeler gelişmekte olan ülkelerin iklim krizine uyum sağlamasına yardımcı olmak için 2025’ten itibaren her yıl 700 milyar dolar kanalize edecek bir mega finansman anlaşması üzerinde tartışma başlatılmasını talep ediyor.

1,5 derece hedefi için şart

İklim değişikliği konusunda Afrika Müzakereciler Grubu başkanı Tanguy Gahouma-Bekale, küresel ısınmayı 1,5C’de tutmak için gereken hızlandırılmış karbonsuzlaştırma aşaması için artan finansmana ihtiyaç olduğunu söyledi.

The Guardian’ın aktardığına göre Gahouma-Bekale, bu fonların, ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılasında giderek daha büyük bir payını tüketen şiddetli sıcaklık, artan kuraklıklar ve daha yoğun fırtınalar ve sel gibi etkilerle başa çıkmak için de gerekli olacağını söyledi.

Yakın tarihli bir araştırmaya göre, bazı Afrika ülkeleri şimdiden sağlık ve eğitimden ziyade iklim uyumuna daha fazla harcama yapıyor.

İklim adaleti meselesi

İklim diplomatı açıklamasında “Bununla ilgili çalışmaların şimdi başlaması gerekiyor. Finansla ilgili konuşmalar zaman alıyor, bu yüzden her yıl para akışını sağlamak için 2025’ten sonra hedeflere nasıl ulaşılacağına dair net kilometre taşları içeren bir yol haritasına ihtiyacımız var” yorumunu yaptı.

İklim krizi aynı zamanda bir adalet sorunu. İklim krizinin bugünkü hale gelmesini büyük ölçüde Avrupa, Kuzey Amerika ve Doğu Asya sağladı. Ancak krizin en kötü etkileri güney yarım kürede hissediliyor.

2009 yılında zengin ülkeler önemli bir güven göstergesi olarak yılda 100 milyar dolar yardım sözü vermişti. Ancak şu ana kadar bu söz yerine getirilmedi.

Gelirin büyük kısmı iklim uyumuna harcanıyor

Afrikalı grup için Glasgow, bilimin talep ettiği daha büyük aciliyet doğrultusunda değişiklik yapma ve destek seviyesini yükseltme zamanı olarak görülüyor.

Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu tarafından yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, Cameron gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 9’unu, Etiyopya yüzde 8’ini, Zimbabve yüzde 9’unu, Sierra Leone, Senegal ve Gana‘nın tamamı ise yüzde 7’den fazlasını iklim uyumuna ayırıyor.

Araştırmada iklim için ayrılan bu yüksek paya rağmen ihtiyaç duyulan miktar ile harcanan miktar arasında yüzde 80’lik bir boşluk bulunduğu vurgulanıyor.

Sözler güzel şimdi eylem zamanı

Gabon Devlet Başkanı Ali Bongo‘nun özel danışmanı olarak da görev yapan Gahouma-Bekale, COP26’nın açılış aşamasının dünyayı daha olumlu bir yöne ittiğini, ancak ilk hafta verilen sözlerin ikinci hafta eylemlerle desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Gahouma-Bekale, “Dünya liderleri zirvesi sırasında, gerçekten aradaki farkı kapatmak istediklerine dair bir miktar güvence aldık ve ormansızlaşma ve metan konusunda güçlü duyurular gördük. Şimdi görmek istediğimiz şey uygulama. Sadece uygulama bize ihtiyacımız olan güvenceyi verebilir ve ısınmayı 1.5C’de tutabiliriz” dedi.

Afrika’nın tamamı iklim krizine yol açan tarihsel küresel emisyonların yüzde 4’ten daha azından sorumlu. Bu miktar yüzde 25’inden sorumlu ABD, yüzde 22’sinden sorumlu Avrupa Birliği ve yüzde 13’ünden sorumlu Çin ile kıyaslandığında oldukça düşük.

Gabon, karbon negatif ekonomiye sahip

Bazı Afrika ülkeleri liderlik gösterdi. Gabon, Kongo Havzası’ndaki geniş tropik ormanları fabrikalarının, arabalarının ve şehirlerinin yaydığından daha fazla sera gazı emdiği için halihazırda karbon-negatif bir ekonomiye sahip olan bir avuç ülke arasında.

Yakın zamanda, ülkenin fosil yakıt endüstrisinden ziyade ormanlara ve tarıma bağımlı kalmasını sağlamayı amaçlayan iddialı bir iklim yasasını onayladı. Bu hedefe ulaşmak için, hükümetin yaşam standartlarını yükseltmeye devam edebilmesi için dışarıdan desteğe ihtiyacı var.

Pandemide 25 bin tondan fazla plastik atık okyanuslara atıldı

Çin’deki Nankin Üniversitesi’nin Atmosfer Bilimleri Okulu’ndan araştırmacılar, pandemi sürecinde 8 milyon tondan fazla tek kullanımlık plastik malzeme üretildiğini ve bunların 25 bin tondan fazlasının okyanuslara atıldığını duyurdu.

“Covid-19’un neden olduğu plastik atık salınımı ve küresel okyanusların kaderi” başlıklı makalede bu plastik atıkların büyük çoğunluğunun insanların virüsten korunmak için edindiği tek kullanımlık ürünlerden oluştuğu vurgulandı.

‘Talebi karşılamıyor’

Makalede, Covid-19 salgınında tek kullanımlık plastik ürünlere olan talebin atmasının, halihazırda kontrolden çıkmış olan plastik kirliliği sorununu daha da artırdığı belirtildi.  Plastik atıkların işlenmesinin özellikle Covid-19 salgını döneminde plastik ürünlere artan talebi karşılamadığına dikkat çekilen makalede şu ifadeler yer aldı:

“Ne yazık ki, plastik atıkların işlenmesi, plastik ürünlere yönelik artan talebi karşılamıyor. Bir milyondan fazla maskenin okyanuslara atıldı. Örneğin, yakın tarihli bir rapor, 2020’de okyanuslara 1,56 milyon yüz maskesinin atıldığını tahmin ediyor. Daha önceki çalışmalar, potansiyel Covid-19 plastik kirliliği sorununu ve bunun deniz yaşamı üzerindeki etkisini de gündeme getirdi. Covid-19 atıklarının deniz organizmaları tarafından yutulduğu ve ölümlerine neden olduğu bildirilmiştir.”

Etkisi uzun sürecek

Ayrıca, DHA’nın aktardığına göre makalede Covid-19 ile bağlantılı plastik atıkların yüzyılın sonuna kadar deniz ekosistemine vereceği zararın altı çizildi. Araştırmacılar plastik atıklar araştırması hakkında şu bilgileri verdi:

“Küresel okyanusta pandemi ile ilişkili atık salınımının uzun süreli bir etkisini de bulduk. Bu yüzyılın sonunda, pandemi ile ilişkili neredeyse tüm plastiklerin ya deniz yatağına ve sahillere ulaşacağı, potansiyel olarak bentik ekosistemlere zarar vereceği öngörülüyor.”