Ana Sayfa Blog Sayfa 1168

DİSK-AR: TÜİK ve İŞKUR’un işsizlik verileri arasında uçurum var

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), TÜİK tarafından açıklanan 2021 Hanehalkı İşgücü Araştırması (HİA) sonuçlarına itiraz etti.

DİSK-AR işsizlik sayısının İŞKUR’a göre arttığını, TÜİK’e göre ise düştüğünü kaydetti.

Ayrıca DİSK-AR, geniş tanımlı işsiz sayısının 7,9 milyon ve geniş tanımlı kadın işsizliğin de yüzde 29,7 olarak hesapladığını duyurdu.

DİSK-AR: Eylülde geniş tanımlı işsiz sayısı 7 milyonu geçti

TÜİK tarafından açıklanan rakamlara göre, mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 11,5 ve mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsizlik oranı (atıl işgücü) ise yüzde 21,9.

TÜİK, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaşta kişilerdeki işsizlik sayısının 2021 eylül ayında bir önceki aya göre 70 bin kişi azalarak 3 milyon 794 bin kişi olduğunu kaydetti. Ancak, DİSK-AR tarafından yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı eylül 2021’de 7 milyon 870 bin kişi oldu.

Yıllık fark 379 bin kişi

TÜİK ve İŞKUR sayıları arasında ciddi farklar olduğunu söyleyen DİSK-AR, İŞKUR ve TÜİK verileri arasındaki farkın yıllık 379 bin kişi olduğunu kaydetti:

İşsiz sayılmak için TÜİK tarafından kullanılan en önemli kriter aktif iş arama kanallarından birini kullanmaktır. İŞKUR en yaygın kullanılan iş arama kanalıdır. Ancak İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı artarken TÜİK işsiz sayısını azalmış olarak açıklamıştır. İŞKUR’a göre Eylül 2021’de kayıtlı işsiz sayısı bir yılda 219 kişi artarken TÜİK’e göre 160 bin azalmıştır. İŞKUR ve TÜİK verileri arasındaki yıllık fark 379 bin kişidir.”

‘İstihdam sayısı bir önceki aya göre arttı’

TÜİK’in istihdam verilerindeki artışa da dikkat çekilen açıklamada, eylül ayında istihdam edilenlerin sayısının bir önceki aya göre toplam 426 bin kişi arttığı kaydedildi:

TÜİK’in istihdam verilerinde Temmuz, Ağustos ve Eylül 2021 aylarında büyük dalgalanmalar yaşandı. Eylül 2021’de istihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre toplam olarak 426 bin kişi arttı. İstihdamda tarım sektöründe 21 bin kişi, sanayi sektöründe 218 bin kişi, inşaat sektöründe 13 bin kişi ve hizmet sektöründe ise 175 bin kişilik artış yaşandı.”

DİSK-AR açıklamasında, “Temmuz 2021’de 160 bin artan istihdamın Ağustos 2021’de 15 bin azalması ve Eylül 2021’de 426 bin artması; Temmuz 2021’de 278 bin azalan sanayi istihdamının Ağustos 2021’de 221 bin ve Eylül 2021’de 218 bin artması; Temmuz 2021’de 480 bin artan hizmetler istihdamının Ağustos 2021’de 341 bin kişi azalış yaşayıp Eylül 2021’de 175 bin kişi artması izahı zor bir dalgalanmadır” diye de ekledi.

[COP26] Müzakere sonuç taslağı beklentileri karşılamıyor

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 26’ncı Taraflar Konferansı (CoP26) başkanlığı, müzakere sonucunun taslağını yayımladı.

COP26 Başkanı Alok Sharma tarafından yayımlanan metin, tüm ülkeleri 2022’de kısa vadeli taahhütlerini artırmaya çağırıyor.

Bu kapsamda, önümüzdeki kasım ayından sonra iklim hırsını artırmaya odaklanan yıllık üst düzey yuvarlak masa bakanlar toplantısına katılmayı kabul etmeleri isteniyor.

Acil eylem ihtiyacını atıf

Taslakta Taraflar Konferansının gençler ve yerli halklar da dahil olmak üzere sivil toplumun iklim değişikliğini ele alma ve iklim değişikliğine yanıt vermedeki önemli rolünü kabul ettiği ve acil eylem ihtiyacının altını çizdiği belirtiliyor.

Ek olarak, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı gibi birbiriyle bağlantılı küresel krizleri ve iklime uyum ve azaltım için fayda sağlamada doğa temelli çözümlerin ve ekosistem temelli yaklaşımların kritik rolünün de kabul edildiği belirtiliyor.

Çarşamba günü sabaha karşı yayımlanan taslak, konferansın son üç günü boyunca ülkeler tarafından müzakere edilecek. Metin, Paris Anlaşması’nı netleştirecek ve konferansın sonucunu gösterecek olması açısından oldukça önemli.

İklim finansmanını iki katına çıkarma çağrısı

Taslak rapor ülkelerin, bir BM anlaşmasında fosil yakıtların iklim krizindeki merkezi rolünün potansiyel bir ilk kabulü olarak kömür ve fosil yakıtlara yönelik sübvansiyonların aşamalı olarak kaldırılmasını hızlandırmayı kabul etmelerini öneriyor.

Ek olarak tüm gelişmiş ülkeleri dünya çapında iklim krizinden en kötü etkilenenlere yardım etmek için iklim finansmanı taahhütlerini en az iki katına çıkarmaya çağırıyor.

2030 hedefi

Taslak, kesintilerin hızı konusunda, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin küresel ısınmayı 2100 yılına kadar 1,5 derece ile sınırlandırmanın, bu “kritik on yılda” tüm ülkeler tarafından yüzde 45’lik bir kesinti elde etmek için “anlamlı ve etkili eylem” gerektireceği tavsiyesini kabul ediyor.

Öte yandan mevcut taahhütlere dayanan emisyonların bunun yerine 2030 yılına kadar yüzde 13,7 artış yolunda olduğunu “ciddi endişeyle” belirtiyor.

Her yıl güncelleme talebi

Paris Anlaşması uyarınca ülkelerin her beş yılda bir Ulusal Katkı Beyanı’nı güncellemesi gerekiyor.

Ancak aralarında ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelerin ve Marshall Adaları gibi iklim çöküşünden en fazla etkilenecek ülkelerin yer aldığı Yüksek Hırs Koalisyonu için beş yıl çok uzun.

Koalisyon henüz tüm üyeler tarafından onaylanmayan bir bildiri yayımlamış ve ülkelerin 1,5 derece hedefiyle uyumlu taahhütleri yoksa Ulusal Katkı Beyanları’nı her yıl güncellemeleri gerektiğini söylemişti.

‘Daha güçlü adımlara ihtiyaç var’

Gözlemciler, taslağın ihtiyaç duyulanın çok altında kaldığını söyledi. The Guardian’ın aktardığına göre Greenpeace International’ın genel müdürü Jennifer Morgan, bunun “yüzlerce gerçek rakamlar da dahil olmak üzere finans ve adaptasyon konusunda daha güçlü adımlara ihtiyaç olduğunu” söyledi.

Morgan, “Bu yeterince iyi değil ve müzakereciler o an için uygun bir anlaşmayı kabul edene kadar bu şehirden ayrılmayı düşünmemeli bile. Eğer bulabildikleri en iyi şey buysa bugünün çocuklarının onlara öfkelenmesine şaşmamalı” ifadelerini kullandı.

Morgan, kömür ve fosil yakıt sübvansiyonlarının aşamalı olarak kaldırılması çağrısında bulunan kısmın önemli olduğunu ancak bunun büyük olasılıkla “Suudi ve Avustralya hükümetleri gibi yıkıcıların bu konferans kapanmadan önce bu kısmı yok etmeye çalışacaklarını” söyledi.

İzinsiz yardım toplama faaliyetleri yeni düzenlemeyle engellenebilecek

Resmi Gazete‘de yayımlanan Yardım Toplama Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik yürürlüğe girdi.

Yeni yönetmelikle birlikte, internet ortamında izinsiz yardım toplama faaliyetlerine erişim engellenebilecek.

Yardım toplama izin numarasının yazılması zorunlu olacak

AA‘da yer alan habere göre bu yönetmelikle birlikte, yardım toplama izni verilen faaliyetlerin internet ortamı dahil yardım toplama faaliyetlerinde kullanacakları her türlü materyale, Dernekler Bilgi Sistemi (DERBİS) üzerinden verilen yardım toplama izin numarasının yazılması zorunlu olacak. Cumhurbaşkanı tarafından izin almadan yardım toplayabileceği kararlaştırılan dernek, kurum ve vakıflar ise kendilerine verilen izin kararının yılı ve sayısını yazacak.

Bankada hesap açmak veya elektronik olarak işleme tabi tutulmuş sistemler kullanmak suretiyle yardım toplama izni verilen kişi ve kuruluşlar, yardım toplama faaliyetinde kullanılmak üzere açılacak hesap numaralarını, SMS numaralarını ve benzeri bilgileri izni takip eden 30 gün içinde izin veren makama bildirecek.

Yardım toplama izni verilenlere ilişkin bilgiler izin veren makam ile İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü‘nün internet sayfasından yayımlanabilecek.

Toplanan yardım teslim edilecek

Yardım toplamakla yetkili ve görevli kişiler en geç 15 günde bir topladıkları yardımı, sorumlu sayman üyeye teslim etmek veya bu amaçla bankalarda açılmış bulunan hesaplara yatırmak zorunda.

Ancak toplanan yardım miktarının bilanço esasına göre defter tutan dernek ve vakıflar için 25 bin TL’yi geçmesi durumunda toplanan para, bu süre beklenmeden saymana teslim edilecek veya bankaya yatırılacak. Bunun dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlar için ise toplanan yardım miktarının 10 bin lirayı aşması halinde toplanan para, bu süre beklenmeksizin bankaya yatırılacak.

Kesin hesabın verildiği tarihten itibaren 90 gün içinde yardım toplama faaliyeti sonunda elde edilen gelirin harcanmasına ilişkin bilgileri içeren Yardım Toplama Sonuç Bildirimi izin veren makama bildirilecek. Yardım toplama amacına ilişkin harcamaların bu süre içinde tamamlanamaması durumunda, izin veren makamın onayıyla bu süre uzatılabilecek.

İnternet ortamında da başvuru ve bildirimler aynı olacak

İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü, yönetmelik gereğince izin veren makama yapılacak başvuruların, verilecek bildirimler ve diğer iş ve işlemlerin güvenli elektronik imza kullanılmak suretiyle her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında yapılması hususlarında izin vermeye, başvuruların, bildirimlerin ve diğer iş ve işlemlerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit edecek.

Elektronik ortamda gönderilen başvuru ve bildirimler, hukuki sonuçları bakımından kağıt ortamında gönderilen başvuru ve bildirimler ile aynı olacak.

Macron, Fransa’da nükleer enerjiye yatırım yapılacağını yineledi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkede nükleer enerjiye yatırım yapılacağını tekrarladı.

Dün akşam televizyonda “Ulusa Sesleniş” yapan Macron, Fransa’da onlarca yıl sonra yeniden nükleer reaktörler inşa edileceğini ve bu sayede hem karbondioksit salımı azaltma hedefine ulaşılacağını hem de enerji tedariği konusunda dışarıya bağımlı olmaktan kurtulunacağını ifade etti.

‘COP26’da verilen vaatler yerine getirilebilir’

DW Türkçe‘de yer alan habere göre, Fransa Cumhurbaşkanı konuşmasında yenilenebilir enerjilerin de yaygınlaştırılması gerektiğini ekledi.  Macron, “Enerji tasarrufunda bulunmayı sürdürmeli ve bu arada düşük emisyonlu enerji türlerine yönelik yatırımlara ülkemizde devam etmeliyiz” dedi.

Macron, yapılacak bu yatırımlarla BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı’nda (COP26) verilen vaatleri yerine getirebileceklerini dile getirdi.

Fransa’nın yeni üçüncü nesil nükleer santraller (EPR reaktörü) inşa edip etmeyeceği ise henüz belli değil.

Merkez Bankası bünyesinde ‘Yeşil Ekonomi ve İklim Değişikliği Müdürlüğü’ oluşturdu

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, bünyesinde “Yeşil Ekonomi ve İklim Değişikliği Müdürlüğü” kurma kararı aldı.

Bu sayede Merkez Bankası, iklim değişikliğinin finansal sistem içerisinde ortaya çıkarabileceği kırılganlıkları ve fırsatları tespit edebilmek ve ilgili riskleri azaltmak amacıyla gerekli adımları atmayı hedefliyor.

Az sayıdaki merkez bankasından biri olacak

AA’nın aktardığı bilgilere göre bu adımla birlikte TCMB konuya ilişkin faaliyetleri ayrı bir idari yapılanma altında yürüten az sayıdaki merkez bankasından biri olacak.

TCMB, ilgili tüm ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşla yakın iş birliği içinde çalışarak öncü role sahip olmayı amaçlıyor.

Küresel iklim değişikliği kaynaklı risklerin, ekonominin genelini ve finansal sistemi, dolayısıyla fiyat istikrarını ve finansal istikrarı etkiliyor olması, iklim değişikliğine ilişkin gelişmelerin merkez bankaları tarafından takip edilmesini ve bu risklerin para politikası stratejilerine dahil edilmesini gerektiriyor.

Birçok uluslararası kuruluş bu yönde adım atıyor

İklim değişikliğinin ekonomik ve finansal etkileri ile mücadele, yerel olduğu kadar küresel seviyede de iş birliği, koordinasyon ve uzun vadeli stratejik yaklaşım gerektiriyor.

Bu çerçevede, özellikle son yıllarda G20, Uluslararası Para Fonu (IMF), Finansal İstikrar Kurulu (FSB), Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluş, iklim değişikliğinin yol açtığı finansal risklerin gözetilmesi ve para politikası tasarımında yer alması kapsamında çalışmalar yapıyor.

Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı

12 Aralık 2017 tarihinde Fransa Merkez Bankası öncülüğünde 8 merkez bankası ve düzenleyici otorite tarafından Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı (Network for Greening the Financial System – NGFS) adlı uluslararası bir platform oluşturuldu.

Başlıca gelişmiş ülke merkez bankaları (Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, ABD ve Japonya) küresel iklim değişikliği etkilerinin para politikasının oluşturulması sürecinde dikkate alınmasına yönelik somut adımlar attı.

Bu çerçevede Avrupa Merkez Bankası (ECB), bir eylem planı sundu ve Birleşik Krallık Merkez Bankası (BoE) 2050 itibarıyla karbon salınımını sıfıra indirmek hedefini desteklemek amacıyla yeşil tahvil alımına geçeceğini ilan etti.

Japonya Merkez Bankası (BoJ) ve Amerikan Merkez Bankası (Fed) ise küresel iklim değişikliğinin finansal sistem üzerindeki etkilerini incelemek üzere farklı komiteler kurdu. Diğer birtakım gelişmiş ve gelişmekte olan merkez bankası da iklim değişikliği ve yeşil finans konularına ilişkin benzer çalışmalar yürütüyor.

[COP26] 42 ülke sağlık sistemlerini sürdürülebilir ve düşük karbonlu yapma sözü verdi

Glasgow’da gerçekleşen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı’nda (COP26) bir grup ülke iklime dayanıklı ve düşük karbonlu sağlık sistemleri geliştirmeyi taahhüt etti.

Taahhüt, COP26 ev sahipliğini yapan Birleşik Krallık, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Zararsız Sağlık Hizmeti (HCWH) ve UNFCCC İklim Şampiyonları tarafından desteklenen COP26 Sağlık Programı’nın bir parçası olarak yapıldı.

Program 47 ülkeyi kapsıyor

Söz konusu program aralarında Bangladeş, Butan, Pakistan ve Sri Lanka’nın da bulunduğu 47 ülkeyi kapsıyor. Ülkelerden en az 42’si sağlık sistemlerini daha sürdürülebilir ve düşük karbonlu hale getirmek için dönüştürme sözü verdi.

Ülkelerden 12’si ise 2050’de veya öncesinde net sıfır karbon emisyonuna ulaşacaklarını söyledi.

‘Dayanıklı sistemler kurulmalı’

WHO Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Sağlığın geleceği, salgın hastalıkların, pandemilerin ve diğer acil durumların etkilerine ve aynı zamanda aşırı hava olayları ve hava kirliliği ile ilgili çeşitli hastalıkların artan yükü dahil olmak üzere iklim değişikliğinin etkilerine dayanıklı sistemler üzerine inşa edilmelidir” dedi.

Söz konusu açıklama WHO tarafından yapılan ve ülkelerin yalnızca dörtte üçünün ulusal sağlık ve iklim değişikliği planı geliştirdiğini veya geliştireceğini tespit eden küresel anketten sonra geldi.

‘İklim değişikliği bir sağlık sorunu’

Down to Eath’ün haberine göre COP26 Sağlık Programı’na katılan kurumların ve ülkelerin mesajı ise “İklim değişikliği büyük bir sağlık sorunudur ve şimdi harekete geçmemiz gerekiyor” oldu.

Ghebreyesus, sağlık sektörünün iklim direncini artırarak ve sağlık sektöründen kaynaklanan emisyonları azaltarak nüfuslarımızı iklim değişikliğinin etkilerinden korumamızı sağlamak için sağlık sektörünün güçlü liderliğinin hayati önem taşıdığını da sözlerine ekledi.

TZD Genel Başkanı: Önümüzdeki dönem de tarım ve gıda ürünlerine zam gelecek

Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, ekim ayında gıda ve tarım ürünlerine gelen zam oranlarına benzer zam oranlarının önümüzdeki dönem de gıda ve tarım fiyatlarına yansıyacağını kaydetti.

Demirtaş, 2021’de tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde bir önceki yıla göre azalmalar görüldüğü, ancak bu rakamların TÜİK‘in açıkladığı rakamların çok daha üzerinde olduğunu da dile getirdi.

Temel gıdaya zam

Cumhuriyet‘te yer alan habere göre, Hüseyin Demirtaş bu yıl özellikle et, süt, ekmek, makarna, bitkisel yağ gibi temel gıda maddelerinin zam dalgasında başı çekeceklerini söyledi:

Ülkemizde genel enflasyonun itici gücü “gıda enflasyonu”dur. Enflasyonun geleceğini tahmin etmek için en sağlam yöntem ise ÜFE oranına (Üretici Fiyatları Endeksi) bakmaktır. Çünkü fiyatlar üretim bazında artıyorsa, bu artış kısa bir süre sonra tüketicilere de yansıyacaktır.

TÜİK’in açıklamasına göre ekim ayında TÜFE yüzde 2.39, Yİ-ÜFE yüzde 5.24 oranında artmış; yurtiçi ÜFE, Aralık 2020’ye göre yüzde 37.34, geçen yılın ekim ayına kıyasla yüzde 46.31 artış göstermiştir. Ekim ayı sonu itibarıyla ÜFE’deki 12 aylık ortalama artış yüzde 36.2 olmuştur. Aynı dönemde tavuk eti yüzde 64, dana eti yüzde 23, ayçiçeği yağı yüzde 60.8, margarin yüzde 53.8, yumurta yüzde 49.3, mercimek yüzde 41.8, zeytinyağı yüzde 39.4, süt ve yoğurt yüzde 35, nohut yüzde 34.4, ekmek yüzde 26.4 oranında artmıştır.

Bu tablo, önümüzdeki dönemde de gıda ve tarım ürünlerinin aşağı yukarı bu oranda bir artış olacağını göstermekte. Bu yıl özellikle hububat, bakliyat ve yağlık bitkiler alanında kuraklığa bağlı rekolte düşüşlerinin yanı sıra hayvancılık ve süt üretiminde yaşanan sorunlar göz önüne alındığında et, süt, ekmek, makarna, bitkisel yağ gibi temel gıda maddelerinin zam dalgasında başı çekeceklerini söyleyebiliriz.”

Çiftçinin borcu 210 milyar TL’ye ulaştı

Girdi fiyatlarındaki artışın, çiftçinin yükünü çok fazla artırdığını kaydeden Demirtaş, çiftçinin toplam borcunun 210 milyar TL’ye ulaştığını belirtti:

2021 yılı itibarıyla çiftçilerin bankalara olan toplam borcu 150 milyar TL civarındadır. Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği’ne olan borcu da 10 milyar lirayı aşmıştır. Bankalara ve Tarım Kredi’ye olan borcun yanı sıra çiftçilerin girdi temini nedeniyle piyasaya olan borçları da 50 milyar TL olarak tahmin edilmektedir. Sonuçta çiftçinin toplam borcu 210 milyar TL’ye ulaştı.”

‘Salgın sırasında çiftçilere destek verilmedi’

Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı, koronavirüs salgını sırasında planlanan ekonomik destek programlarında çiftçiye hiçbir destek verilmediğini ve 100 binin üzerinde çiftçinin bankalara olan borcu nedeniyle haciz işlemi ya da tehdidi altında bulunduğu ifade etti:

Covid-19 krizi nedeniyle planlanan ekonomik destek programlarında çiftçiye hiçbir destek verilmediği gibi, genel borç yapılandırmasından da tarımsal üreticiler birey bazında yararlandırılmamıştır.

Dahası, 2020’den itibaren bu borçlardan dolayı haciz işlemleri hızlandırılmıştır. Halen 100 binin üzerinde çiftçi, bankalara olan borcu nedeniyle haciz işlemi ya da tehdidi altında bulunmaktadır. Bu konuda kesin bir rakam verilememektedir. Bu duruma bir çare bulunmazsa sorunun, gelecek yıl üretim üzerinde olumsuz etkiler yaratabilecek boyutlar alacağı açıktır.”

‘Genel bir üretim planı hazırlanmalı’

Demirtaş, çiftçinin yaşadığı sorunlardan kurtulabilmesi için şu adımların atılması gerektiğini kaydetti:

En başta Tarım Yasası’nın öngördüğü miktarda destek verilmesi, borç sorununa acil bir çözüm bulunması şart. Küçük üreticilerin ellerindeki kaynağı verimli bir şekilde kullanabilmelerini sağlayacak üretim kooperatiflerinin geliştirilmesi, kooperatiflerin tarımsal sanayi ve pazarlama alanına girmelerinin teşvik edilmesi ve en önemlisi tarımsal üretimin canlandırılmasını sağlayacak genel bir üretim planı hazırlanması gerekmektedir.”

[COP26] Türkiye, iklim karnesi açıklanan 60 ülke arasından 42’nci sırada yer aldı

İskoçya‘nın Glasgow kentinde süren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) kapsamında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 60 ülkenin iklim karnesi açıklandı.

Türkiye, açıklanan sonuçlara göre 42’nci sırada yer aldı.

İlk üç sıra boş bırakıldı

DW Türkçe‘de yer alan habere göre, Çevre kuruluşları Germanwatch ve NewClimate Enstitüsü‘nün yayımladığı 2022 yılı iklim endeksinde, dünyanın sıcaklık artışını 1,5 santigrat dereceyle sınırlandırma hedefine ulaşmak için gerekli çabayı gösteren hiçbir ülke bulunmadığı için listenin ilk üç sırası boş bırakıldı. Boş sıralarının ardından ise listede Danimarka, İsveç ve Norveç yer aldı.

Almanya, 2005 yılından beri yayımlanan iklim endekslerindeki en iyi derecesini elde etti ve 13’üncü sıraya yerleşti.

Türkiye düşük performanslı ülkeler arasında

Tüm parametreleri kapsayan Küresel İklim Değişikliği Performans Endeksi‘nde Türkiye geçen yıl da olduğu gibi 42’nci sırada düşük performans gösteren ülkeler arasında yer aldı.

Sera gazı salımı parametresine göre yapılan ayrı değerlendirmede ise Türkiye, 36’ncı sırada yer alarak yine düşük performanslı ülkeler arasında kaldı.

Türkiye, yenilenebilir enerjilerin geliştirilmesi parametresinde geçen yılki endekse göre iki sıra atlayarak 12’nci sıraya yükseldi ve yüksek performanslı ülkeler arasında yer almayı sürdürdü.

Enerji tüketimi parametresine göre de Türkiye, geçen yılki 46’ncı sıradan 53’üncülüğe geriledi ve “çok düşük” performans gösteren ülkeler arasında sayıldı.

İklim değişikliğine karşı hükümet politikaları parametresinde de “çok düşük” performans gösterdi ve geçen yıl 58’inci sıradayken, bu sene endekste 50’nci sıraya ulaştı.

Almanya’da ‘iklim krizini körüklediği’ iddiasıyla Volkswagen hakkında dava açıldı

Uluslararası çevre örgütü Greenpeace avukatlarından Roda Verheyen, “iklimi korumada eksiklikleri” nedeniyle Wolfsburg merkezli otomobil üreticisi Volkswagen’e karşı Braunschweig bölge mahkemesinde dava açtıklarını duyurdu.

Almanya’daki çevre örgütleri Greenpeace ve Deutsche Umwelthilfe (DUH), 3 Eylül’de başkent Berlin‘deki Federal Basın Merkezi‘nde yaptıkları açıklamada, Alman otomobil üreticileri BMW, Daimler, Volkswagen’den 2030 yılına kadar içten yanmalı motorlu otomobil üretimini durdurmasını ve o zamana kadar karbon emisyonlarını 2018 seviyelerine göre en az yüzde 65 azaltmalarını talep etmişti.

Sekiz hafta süre verilmişti

Greenpeace ve Deutsche Umwelthilfe, taleplerinin Paris İklim Anlaşması ve Almanya İklim Koruma Yasası‘nın hedeflerine ulaşması için gerekli olduğunu savunarak, taleplerine cevap verilmesi için şirketlere sekiz haftalık bir süre vermişti.

Çevre örgütü temsilcileri enerji tedarikçisi Wintershall’dan da 2026’dan itibaren yeni petrol ve gaz sahaları açmasına son vermesini istemişti.

Örgütler, taleplerine otomobil üreticilerinden ve enerji tedarikçisinden cevap alamazlarsa, Almanya mahkemelerinde dava açacaklarını duyurmuştu.

Davanın uygunluğuna bakılacak

AA’nın Almanya basınından aktardığına göre, Volkswagen hakkındaki dava otomobil üreticisinin 28 Ekim’de bu talepleri reddetmesinde sonra geldi.

Bundan sonra, Braunschweig Bölge Mahkemesi, iklim konusundaki bu davaya bakıp bakamayacağına karar verecek.

Greenpeace Almanya, söz konusu davanın başarılı olması halinde, 2040 yılına kadar Volkswagen tarafından mevcut iklim koruma planlarına kıyasla iki gigaton daha az karbon salınımı yapılacağını savundu.

‘İçten yanmalı motor devre dışı bırakılmalı’

Greenpeace Almanya temsilcilerinden Martin Kaiser, konuya ilişkin yorumunda, Volkswagen gibi otomobil üreticilerinin “yüksek derecede kirletici içten yanmalı motoru kademeli olarak devre dışı bırakmak ve faaliyetlerini daha fazla gecikmeden karbondan arındırmak için sorumluluk almaları ve çok hızlı hareket etmeleri gerektiğini” vurguladı.

Benzer iklim davası eylülde Deutsche Umwelthilfe tarafından, çevre örgütlerinin 2030 yılına kadar içten yanmalı motorlu otomobil üretimini durdurma talebini reddeden diğer Almanya merkezli otomobil üreticileri BMW ve Daimler aleyhine açılmıştı.

Yeni analiz: COP26’ya rağmen dünya 2,4 derecelik ısınmaya gidiyor

Climate Action Tracker tarafından yapılan bir analiz BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı’nda (COP26) verilen taahhütlere rağmen dünyanın hala küresel ısıtmayı endüstri öncesine kıyasla 1,5 derece ile sınırlama hedefinden uzak olduğunu söylüyor.

Analize göre ülkelerinUlusal Katkı Beyanları’nda belirttikleri son taahhütler ile birlikte dünya şu anda 2.4 derece ısınma patikasında görünüyor. Climate Action Tracker’e göre COP26, eylem ve taahhütler arasında büyük bir boşluğa sahip.

Konferans 12 Kasım’da sona eriyor

İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleşen COP26, 31 Ekim tarihinde başladı. Konferansı 12 Kasım günü sona ermesi planlanıyor.

Birçok ülke konferansın öncesinde güncellenmiş iklim hedeflerini açıklamıştı. Ancak Hindistan gibi konferansta yeni hedefleri duyuran ülkeler de bulunuyor.

Mevcut politikalar 2,7 derece ısınmayı gösteriyor

Analiz son durumu anlatmak için “Sahadaki politika uygulaması bir salyangoz hızında ilerliyor” ifadelerini kullanıyor.

Eğer hükümetlerin taahhütleri yerine mevcut politikalar değerlendirilirse, o zaman, yüzyıl sonu ısınmanın 2.7 derece olduğu tahmin ediliyor.

Climate Action Tracker, bu sıcaklık tahmininin, geçtiğimiz sene yayımlanan rapordan bu yana düşmüş olsa da gene de yeterli olmadığını söylüyor.

2030 hedefleri yetersiz

Açıklamada “Bu on yılda, dünyayı 1.5 dereceye uygun hale getirmek için karbondan arındırmak için tüm sektörlerde derin bir çaba görmemiz gerekiyor” deniliyor.

Analizde dikkat çekilen bir diğer nokta ise 2030 hedeflerindeki yetersizlik. Mevcut 2030 hedefleri yüzyıl sonuna kadar 2.4 derecelik bir sıcaklık artışını yaşayacağımız anlamına geliyor

En iyimser senaryo: 1.8 derece

Analiz kapsamında verilen net sıfır emisyon taahhütleri de mercek altına alınıyor. Climate Action Tracker’a göre net sıfır emisyon sözü veren ülkelerin emisyonları küresel emisyonların yüzde 90’ını kapsıyor ve bu olumlu bir şey.

Eğer Ulusal Katkı Beyanları’ndaki güncellemeler dışında ülkelerin sözlü olarak verdiği net sıfır hedefleri de dikkate alınırsa ve bu hedeflere ulaşılacağı düşünülürse, yani en iyi senaryoda, dünya yüzyıl sonuna kadar 1.8 derece ısınacak.

Büyük bir EĞER

Ancak analiz bunun gerçekten en iyimser bir senaryo olduğunun ve kocaman bir “EĞER” şartına bağlı olduğunun altını çiziyor. Çünkü raporda hiçbir ülkenin net sıfır hedefine doğru ilerlemek için yeterli kısa süreli politikalara sahip olmadığı tespiti yer alıyor.

Ayrıca liderlerin açıklamalarında net sıfır hedefinin sadece karbondioksiti mi kapsadığı yoksa bütün seragazlarını mı kapsadığı gibi konularda belirsiz kalan birçok nokta var.

Güvenilirlik sorunu yaratıyor

Mevcut politikalar ve net sıfır hedefleri arasındaki farkın 0.9 derece olduğunun altını çizen analiz, bunun güvenilirlik konusuna büyük bir gölge düşürdüğünü söylüyor.

Climate Action Tracker bu güvenilirlik eksikliğinin COP26 konferansında ele alınması gereken başlıklardan biri olduğunu belirtiyor.