Ana Sayfa Blog Sayfa 1165

Resmi Gazete’de yayımlandı: Hazine’ye ait 10 arazinin satışı onaylandı

Resmi Gazete‘de yayımlanan karara göre, bazı taşınmazlar özelleştirme kapsamına alındı. Bu taşınmazların bazılarının imar planlarının değiştirilmesine, bir kısmının da satılmasına karar verildi.

Kanal İstanbul’un yapılacağı açıklanan bölgedeki üç ayrı araziyi “HZL Bilişim” adlı şirket aldı. İstanbul‘un Arnavutköy ilçesindeki üç ayrı taşınmazın satış ihaleleri eylül ayında yapılmıştı.

Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı‘nı ise, Tek-Art Holding aldı. Rekabet Kurulu, daha önce yat limanının işletme hakkını 40 yıllığına Koç Holding’in bağlı ortaklığı Tek-Art Kalamış ve Fenerbahçe Marmara Turizm Tesisleri A.Ş tarafından devralınmasını onaylamıştı.

Bodrum’da 30 dönümlük arazi satıldı

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla alınan karar ile,

  • 1- Maliye Hazinesi’ne ait Bodrum Bitez’de 30 dönümlük arazi 242 milyon liraya Rekuba İnşaat’a satıldı.
  • Denizcilik İşletmeleri adına kayıtlı Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı’nın işletme hakkı 2 milyar 531 milyon liraya 40 yıllığına Koç Holding bağlı ortaklığı Tek-Art’a verildi.
  • Maliye Hazinesi’ne ait Ankara Çankaya’da 8.2 dönüm arazi 38 milyon 500 bin liraya Gülmar Gıda’ya satıldı.
  • Mülkiyeti Sümer Holing’e ait Ankara Emek’teki 2.6 dönüm arazi 47.9 milyon liraya Serhat&BCM İş Ortaklığı’na satıldı.
  • Türkiye Elektrik İletim A.Ş’ye (TEİAŞ) ait Ankara Yenimahalle’deki 2.7 dönümlük arazi 18.1 milyon liraya Tan Oto’ya satıldı.
  • Kanal İstanbul’un yapılmasının planlandığı konumda Hazine’ye ait İstanbul Arnavutköy’deki 5.7 dönüm arazi 28 milyon liraya, Ömerli Mahallesi’ndeki 15.1 dönüm arazi 66.8 milyon liraya ve yine Ömerli’deki Hazine’ye ait 6.6 dönüm arazi 48 milyon liraya HZL Bilişim’e satıldı.

Kararla birlikte, Hazine’ye ait İzmir Gümüldür’deki arazinin imar planı değişikliği de onaylandı. Araziye ilişkin plan “Otel Alanı (E:0.45, Yençok: 5 kat,) Rekreasyon Alanı, Park Alanı, Trafo Alanı, dere, Kumsal Plaj, Karayolları Yol Kenarı Koruma Kuşağı, Taşıt Yolu ve Yaya Yolu” kullanım kararları getirilmesine yönelik Özelleştirme İdaresi Başkanlığı‘nca hazırlanan imar planıyla ilgili gereğinin yerine getirilmesi için Özelleştirme İdaresi’nin yetkili kılınmasına karar verildi.

Hazine’ye ait İstanbul Halkalı’daki arazi için Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından imar planı değişikliklerine yapılan itirazlar ise reddedildi.

İstanbul’da yıkılıp tekrar yapılacak binalarla ilgili yeni karar

İstanbul’da yıkılıp yeniden yapılacak binaların ilk yapıldığı tarihteki imar haklarının geri verildiği öğrenildi.

Karar İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde kabul edildi.

Kadıköy için de tadilat kararı alınacak

Hürriyet‘te yer alan habere göre, İBB Meclisi’nin kasım ayı toplantısında, daha önce 15 ilçe için alınan imar planı tadilatı kararı 23 ilçe için de kabul edildi.

Kadıköy için önümüzdeki haftalarda plan tadilatı kararı alınacağı da belirtildi. Kadıköy, alınan karar dışında kalmıştı.

Söz konusu düzenlemeyle, yapılaştığı dönemde yürürlükte olan imar planına ve imar mevzuatına uygun bir şekilde ruhsat alarak yapılaşmış ancak zamanla imar hakkı düşürülmüş binalara eski hakları geri verilecek.

Böylece, binanın yenilenmesi halinde kat malikleri hak kaybına uğramayacak.

Bu yeni düzenlemeden, daha önce ruhsat veya yapı kullanma izin belgesi almış olan, mevcut imar planına göre tamamı donatı veya yol alanında kalmayan ya da bir kısmı donatı veya yol alanında kalıp, imarlı alanına göre yapılaşabilecek parsellerdeki yapılar da faydalanabilecek.

İstanbul’da ekmek fiyatlarına zam kararı resmileşti

İstanbul‘da ekmek fiyatlarının 2 TL’den 2,5 TL’ye çıkması talebi, dün yapılan İstanbul Ticaret Odası‘nın (İTO) meclis toplantısında kabul edildi.

Bazı ilçelerde ekmek 1 Eylül tarihinden itibaren 2,5 TL’den satılmaya başlanmıştı.

Esnaf Odası’na bağlı fırıncıların beklediği resmi tarife değişikliğinin ise bugün çıkması bekleniyor.

Kilogram fiyatı 9,09 TL’den 10,87 TL’ye yükseldi

Sözcü‘de yer alan habere göre, İTO 12 No’lu Ekmek Un ve Unlu Mamuller Meslek Komitesi Başkanı Hasan Demir, dünden itibaren İTO’ya bağlı tüm fırıncıların 230 gram ekmeği 2,5 TL’den satmaya başladığını kaydetti.

Demir dün yaptığı açıklamada, yeni tarifeyle birlikte ekmeğin kilogram fiyatının 9,09 TL’den 10,87 TL’ye yükseldiğini belirtti ve şunları söyledi:

Bu artık resmi fiyattır. İTO resmi tarifeyi basıp, fırınlara iletecektir ama bu pazartesiyi bulur. Fırıncı bugünden itibaren yeni tarifeden satışa başlayacak. Kilogramı 10,87 TL’yi geçmeyecek şekilde herhangi bir gramajdan satılıp, fiyatı ona göre belirlenebilir.”

Demir ayrıca, “İTO Meclisi’nde onanan bu kararı, İstanbul Valiliği ya da Ticaret Bakanlığı’nın iptal etme yetkisi her zaman var. Son kararı siyasi otorite verir, iptal edebilirler ancak böyle bir durumla karşılaşmamız beklenmiyor. Çünkü yetkililer de mevcut koşullarda maliyetlerin bizi ne kadar zorladığının farkında” diye de ekledi.

Hasan Demir, ağustostan beri zam talepleri olduğunu kaydedip, “O yüzden geciken bir tarife söz konusu. Maliyetlerdeki artış durdurulamıyor” ifadelerini de kullandı.

[COP26] BM Genel Sekreteri: Taahhütler ümit verici ancak yeterli değil 

İskoçya‘nın Glasgow kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı‘nda (COP26) Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, zirvede verilen taahhütlerinin ümit verici ancak yeterli olmadığına dikkat çekti.

Şu ana dek yapılan duyuruların yeterli olmaktan uzak olduğunu kaydeden Guterres ayrıca “Ne yapılması gerektiğini biliyoruz” ifadesini kullandı.

‘Hükümetler hızı artırmalı’

BM Genel Sekreteri, Paris Anlaşması’nda belirlenen küresel sıcaklık artışının 1,5 santigrat dereceyle sınırlandırılması için gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere finansman desteğinin hızlanması gerektiğinin altını çizdi.

Guterres, “Hükümetler hızı artırmalı, uyum ve finansman konusunda dengeli bir şekilde gerekli hırsı göstermelidir” ifadelerini kullandı.

Ayrıca BM Genel Sekreteri Guterres, hükümetlerin bir yandan fosil yakıtlara yatırım yaparken, bir yandan da karbon salımında kesinti yapmayı vaat etmesinin anlamsız olduğunu söyledi.

“Fosil yakıt endüstrisi hala trilyonlarca sübvansiyon alırken, verilen sözler boş geliyor” diyen BM Genel Sekreteri, “Her ülke, her şehir, her şirket, her finans kurumu radikal, güvenilir ve doğrulanabilir bir şekilde emisyonlarını azaltmalı ve portföylerini şimdiden karbondan arındırmalı” diye de ekledi.

Fakat Guterres, son ana kadar umut olduğunu da belirtti.

[COP26] İmamoğlu Glasgow’da konuştu: Kanal İstanbul kentin güvenliği için en ciddi risk

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26. Taraflar Konferansı’nda (COP26) bir konuşma yaptı.

İmamoğlu Kanal İstanbul projesiyle ilgili de açıklamalarda bulundu ve projenin BM’nin ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ amaçları kapsamındaki 17 prensibine birden karşı olduğunu kaydetti. İmamoğlu, finans kuruluşlar da dahil olmak üzere, dünya ölçeğinde tüm aktörlerle bu konuda dayanışma beklediklerini dile getirdi.

İBB Başkanı İmamoğlu, panel sonrasında da BM Genel Sekreteri António Guterres ile yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdi ve Londra Belediye Başkanı Sadık Khan’la ikili görüşme yaptı.

‘Türkiye’nin sanayi üretiminin yarısı, İstanbul ve civarında’

ANKA‘da yer alan habere göre İBB Başkanı, Glasgow’da ilk olarak, C40 Büyük Kentler İklim Liderlik Grubu (C40 Cities) tarafından düzenlenen “Race to Zero” (Sıfır Emisyon) başlıklı panele katıldı.

İmamoğlu, panelde yaptığı konuşmasında İstanbul’un Türkiye’de C40’a üye tek şehir olduğunu hatırlattı ve şu açıklamalarda bulundu:

Kentlerin iklim değişikliği sorununda hem fail hem mağdur olduğu bir dünya düzeninde yaşıyoruz. Dünya nüfusu çok büyük bir oranda kentlerde yaşıyor. Biz, bu süreçte, İBB olarak, kentimizi vatandaşlarımız için çok daha güvenli hale getirmeyi öncelikli görev olarak kabul ediyoruz. Ama İstanbul, aynı zamanda yeryüzünde en yüksek deprem riski taşıyan lokasyonlardan birinde yer alıyor. 16 milyonluk nüfusuyla, Avrupa’nın en büyük kenti olan İstanbul, jeopolitik olarak çok stratejik bir noktada bulunuyor. Her şeyden önce Türkiye’nin sanayi üretiminin yarısı, İstanbul ve civarında yer alıyor. Ayrıca başta Avrupa Birliği ve Amerika olmak üzere, pek çok ülkenin doğrudan yatırımları da İstanbul’da bulunuyor.”

İstanbul’da deprem riski

Konuşmasında İstanbul’da beklenen olası depremle ilgili bilgi veren Ekrem İmamoğlu, deprem riskine karşı ‘Deprem Seferberlik Planı’ hazırladıklarından bahsetti:

Biz, çok sayıda uzman ve bilim insanın katılımıyla, binlerce yıllık tarihi veriyi dikkate aldık. Uzmanlar, önümüzdeki 30 yıl içinde, İstanbul’da 7 ve üstü şiddette bir deprem olasılığını, yüzde 65 düzeyinde tahmin ediyor. Bu tehlikeli olasılığa bağlı olarak, İstanbul’da 300 bin riskli konutun yenilenmesi gerekiyor. Riskli binaların tespit edilmesi için geniş kapsamlı tespit çalışmaları başlattık ve deprem için risk analizleri hazırladık. Uzmanlara göre; 7,5 büyüklüğündeki yıkıcı deprem senaryosunda; kentteki binaların yüzde 22,6’sı yıkılacak, 25 milyon ton enkaz oluşacak, yolların yüzde 30’u kapanacak. İçme suyu ve atık su hatları ile doğal gaz hatları hasar görecek. Toplamda büyük ekonomik kayıp yaşanacak.

Bu tehlikeli fotoğraf nedeniyle, kentimizde acilen yaygın dayanıklılık önlemleri geliştirmeye karar verdik. 2019 yılında 174 kurumdan ve akademiden 1.200 katılımcı ile gerçekleştirdiğimiz ‘İstanbul Deprem Çalıştayı’ ile eylemlerimizi katılımcı bir zeminde oluşturduk ve kapsamlı bir ‘Deprem Seferberlik Planı’ hazırladık.”

‘Kanal İstanbul kentin güvenliği için en ciddi risk’

İmamoğlu, konuşmasında Kanal İstanbul konusuna da değindi ve bu projenin Birleşmiş Milletler’in “Sürdürülebilir Kalkınma” amaçları kapsamındaki 17 prensibine birden karşı olduğunu söyledi. İBB Başkanı, bu konuda finans kuruluşları da dahil olmak üzere, dünya ölçeğinde tüm aktörlerden dayanışma beklediklerini kaydetti:

İstanbul’da, risk altındaki konut stokunun depreme dayanıklı ve çevreyle dost yapılara dönüştürülmesini amaçlıyoruz. Avrupa’nın en büyük kenti olan İstanbul’un depreme dayanıklı hale getirilmesi, sadece İstanbul’un ve Türkiye’nin geleceği açısından değil, tüm kıta açısından hayati kabul ediyoruz. Yaratıcı ve girişimci kapasitesiyle İstanbul, her türlü dayanışmanın karşılığını ödeyecek güçtedir.

Bu arada önemle altını çizmek isterim ki, İstanbul’a dayatılan Kanal İstanbul projesini, sadece deprem açısından değil, pek çok açıdan kentin güvenliği için en ciddi risk olarak kabul ediyoruz. Bu projenin BM’nin ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ amaçları kapsamındaki 17 prensibine birden karşı olduğunu görüyoruz. Finans kuruluşları dahil olmak üzere, dünya ölçeğinde tüm aktörlerle bu konuda dayanışma bekliyoruz.”

‘Yeşil alanları artırmak konusunda büyük adımlar attık’

Panelde Ekrem İmamoğlu’na üç soru yöneltilirken, “Özellikle yeşil alanlarla ilgili çalışmalarınızda iklim eylemi için nasıl ortaklıklar geliştiriyorsunuz?” sorusunu şöyle yanıtladı:

Konutlar, İstanbul’daki karbon ayak izinin de yüzde 14’ünden sorumlu. Özellikle, ulusal evsel enerji sistemlerinin, fosil yakıtlara bağlı olmasından kaynaklanan bu durumu, enerji çeşitliğimizi, yenilenebilir enerjiler lehine artırıyoruz. Özellikle, büyük güneş enerji santrali yatırımlarımız ile başta kamu tesisleri olmak üzere, pek çok alanda kömüre bağımlılığı azaltmaya çalışıyoruz.

Göreve gelmeden önce, İstanbul için temel vizyonumuzu ‘adil, yaratıcı ve yeşil bir kent’ olarak özetlemiştik. Bu yüzden de uzun yıllar yeşil alanlar konusunda ihmal edilmiş olan şehrimizde, yeşil alanları artırmak konusunda büyük adımlar attık. 2020 yılında toplam 4 milyon metrekarenin üzerinde yeşil alan geliştirerek, İstanbulluların kullanımına açtık.

Eş zamanlı olarak toplamda, 10 milyon metrekarelik 15 yeni yaşam vadisini şehrimize kazandırmak için çalışmaya başladık. Bu alanları önümüzdeki yıldan itibaren hizmete açmaya başlayacağız. Onlarca yaşam vadisi ve kent ormanı ile kentteki ısı adası etkisini azaltacak önlemler geliştiriyoruz. Pandemi sonrasında, balkon ve yeşil alan kullanımlarının artırılmasına özen gösteriyoruz. Konutlarda iklim etkisini azaltabilmek amacıyla, ‘gri su’ kullanımını hayata geçirerek, bu yolla hem su faturalarının azaltılmasını sağlıyoruz hem de sudan tasarruf ediyoruz. Yeşil alanlar, İstanbul’da sadece yaşam kalitesinin yükseltmekle kalmayacak, aynı zamanda kent içinde hava sıcaklığının azaltılmasına yardım edecek. Aynı zamanda da karbon oranının doğal yollarda azaltılmasına yardım edecek.”

‘Konut politikasını değiştirdik’

İmamoğlu, “İstanbul’da konutta iklim direncinin finansmanı için ne tür yatırımlara ihtiyaç var? Sizce boşluklar nerede?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

Ne yazık ki, Türkiye’nin kentleşme ve afetlere hazırlık konusunda bütüncül bir konut politikasının eksikliği söz konusudur. Bu durum, İstanbul’un her geçen gün yurt içinden ve dışından daha fazla göç almasına ve nüfusun kontrol edilemez noktalara yükselmesine neden olmaktadır. Öte yandan kamu otoriteleri, uzun yıllar boyunca kentin yaşam kalitesini yükseltmek yerine, konutların değeri artırmakla meşgul oldular. Biz, göreve gelince, ‘İyi ve güvenli yaşamak herkesin hakkıdır’ diyerek konut politikasını değiştirdik.

Bugün belediyemizin sosyal konut üretme şirketi KİPTAŞ, dar gelirli İstanbullular için modern tasarımlı ve dayanıklı konutlar üretiyor. Halen aynı anda inşa ettiğimiz 10 metro hattı ile bir yandan karbon emisyonunu düşürmeyi hedefliyoruz, diğer yandan da kent içi hareketliliği artırarak, kent çeperinde daha iyi olanaklara sahip konut alanları geliştiriyoruz. Tasarımları ise yine İstanbullularla birlikte, onların ihtiyaçlarını ve beklentilerini gözeterek yapıyoruz. Ayrıca İstanbul’daki 10 derede kurduğumuz ‘Taşkın Erken Uyarı Sistemi’ ile kuvvetli yağışlar ile oluşan sel ve taşkınlar sonucunda meydana gelebilecek kayıpların en aza indirilmesini hedefliyoruz.”

‘Şehirde iklim seferberliği başlattık’

Ekrem İmamoğlu, “Şehir, inşa edilmiş çevrede ve konut çevresinde iklim eylemini ilerletmek için ölçümleri ve verileri nasıl geliştiriyor? Ne tür veriler ilerlemeye yardımcı olmaktadır?” sorusuna da şu cevabı verdi:

‘Yeşil Çözüm’ olarak adlandırdığımız iklim vizyonumuz kapsamında, İstanbul olarak ciddi bir inisiyatif üstlendik. Şehrimizde, tam bir iklim değişikliği seferberliği başlattık. İklim krizi ile mücadele yolunda izleme mekanizması olarak belediyemiz ‘Çevre Koruma Daire Başkanlığı’ bünyesinde, ‘İklim Değişikliği Müdürlüğü’ kurduk.

Ayrıca diğer birimlerimizde iklim değişikliği ilgili sürecin takibi amacıyla iklim sorumluları belirledik. İklim mücadelesini kurumsal kültürümüzün de bir parçası haline getirecek temel bileşenleri tanımladık. Yürüttüğümüz tüm bu sürecin, genci ve yaşlısıyla, akademisyeni ve uzmanıyla, omuz omuza ve topyekûn bir seferberlik ruhuyla başarılabileceğine inanıyoruz. Yeşil çözüm vizyonumuz doğrultusunda, sanayi kuruluşlarından sivil topluma, uluslararası finans kuruluşlarından İstanbul’daki ülke temsilcilerine kadar tüm paydaşlarla çalışmayı sürdürüyoruz.”

Başak Demirtaş’a iki yıl altı ay hapis cezası verildi

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş‘a “gerçeğe aykırı sağlık raporu aldığı” iddiasıyla açılan davada iki yıl altı ay hapis cezası verildi.

Raporu düzenleyen doktorun da aynı sürede hapisle cezalandırıldığı karar sonrasında açıklama yapan Başak Demirtaş’ın avukatları, “Kararın, Başak Demirtaş’ın gündeme geldiği ve hedef alındığı bugünlerde çıkması tesadüf değildir, kolektif bir cezalandırma anlayışını içeren anlayışın ürünüdür” dedi.

‘Tarih hatasından kaynaklanıyor’

Demirtaş, 2015 yılında aldığı bir raporun ‘gerçeğe aykırı’ olduğu suçlamasıyla yargılanıyordu. Diyarbakır 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen karar duruşmasında Başak Demirtaş ve raporu düzenleyen Dr. R. B., ikişer yıl altışar ay hapisle cezalandırıldı.

Kararın ardından açıklama yapan Demirtaş’ın avukatları, durumun bir tarih hatasından kaynaklandığını, cezanın bu basit hayata rağmen verildiğini bildirdi. Avukatlar, karara itiraz edeceklerini de açıkladı.

Başak Demirtaş'a hapis cezası | Independent Türkçe

Avukatlarından ortak metin

Başak Demirtaş’ın avukatları tarafından 11 Kasım tarihinde yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Söz konusu dönemde Başak Demirtaş, ağır sağlık sorunları yaşamaktaydı. Karnındaki bebeğini yitirmesi ve buna bağlı sağlık sorunları nedeniyle 4 Kasım 2015, 12 Kasım 2015, 16 Kasım 2015, 23 Kasım 2015, 25 Kasım 2015, 28 Kasım 2015, 30 Kasım 2015, 7 Aralık 2015 ve 9 Aralık 2015 tarihlerinde hastanede muayene edilmiş ve tedavi görmüş, bu tarihlerin ikisinde de operasyon geçirmiştir.

Tedavisinin uzun süreceğinin anlaşılması üzerine, yerine bir başka öğretmen görevlendirilmesi ve böylece öğrencilerinin mağdur olmamasının sağlanması için 2015-2016 eğitim öğretim yılının ikinci yarısında, kendi isteğiyle ücretsiz izne ayrılmıştır.

Başak Demirtaş, sağlık sorunları devam ediyorken 11 Aralık 2015 tarihinde Diyarbakır Kayapınar Aile Sağlık Merkezine giderek muayene olmuş, hakkında beş günlük sağlık raporu düzenlenmiştir. Ancak kendisine verilen ve onun tarafından da görev yaptığı okula sunulan rapor nüshasında, raporun düzenlenme tarihi hatalı bir şekilde, 14 Aralık 2015 olarak yazılmıştır.

Bu hatanın ortaya çıkması için Aile Sağlık Merkezi’nin poliklinik kayıt defterinin incelenmesi yeterlidir. Nitekim, mahkeme dosyasında bulunan poliklinik kayıt defterinin fotokopisinde, Başak Demirtaş’ın 11 Aralık 2015 tarihinde muayene olup rapor aldığı sabittir. Bu açık gerçeğin teyit edilmesi için mahkeme, poliklinik defterinin aslının getirilerek incelenmesi yönünde karar vermiş ancak poliklinik kayıt defterinin aslı mahkemeye gönderilmemiştir. Bu yetmezmiş gibi mahkeme de gerçek tarihin yazılı olduğu kayıt defterinin aslını görmeden karar vermiştir.

Gerçekler ortadayken Başak Demirtaş’a böyle bir yargılama sonucunda ceza verilmesi açık bir hukuksuzluk, büyük bir haksızlıktır. Kararın, Başak Demirtaş’ın gündeme geldiği ve hedef alındığı bugünlerde çıkması tesadüf değildir, kolektif bir cezalandırma anlayışını içeren anlayışın ürünüdür.

Tüm bu duruma rağmen hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Kararın, Bölge Adliye Mahkemesi’nde bozulacağı ve adaletin yerini bulacağı yönündeki inancımızı koruyoruz.

Yeşil çatılar karbon emiyor, ısı kaybını önlüyor

Çeşitli ülkelerde yaklaşık 50 yıldır uygulanan yeşil çatı sistemleri Türkiye’de de çatı ve yatay yüzeyleri yeşillendiriyor. Karbon emisyonunu azaltan çatı bahçeleri ısı yalıtımı da sağlıyor.

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mert Ekşi, çatı bahçelerinin karbon emme, oksijen üretme gibi etkilerine işaret ederek şunları söyledi:

“Kentlerde eğer büyük miktarda kullanılırsa karbon emisyonlarını azaltma, karbon ayrıştırma özellikleri var. Yapıya bir ağırlık getirmekle birlikte aslında bir de yalıtım sağlanıyor. Çalışmalardan yüzde 25-30 oranında enerji tasarrufu sağladığını biliyoruz.”

Türkiye’ye özgü çatı bahçe sistemleri

Çatı bahçelerinin yurt dışında 50 yılın üzerinde bir geçmişi bulunuyor. Çatıları ve terasları yeşillendiren bu otsu bitkiler Türkiye’de de son 20 yıldır çatıları süslüyor. Karbon emisyonunu azaltan çatı bahçeleri aynı zamanda ısı yalıtımı da sağlıyor.

Çatı bahçeleri konusunda yurt dışı standartları dünyaya hakim olsa da bu konuda akademisyenler yerel bitki örtüsü, iklim ve doğal maddeleriyle Türkiye’ye özgü çatı bahçe sistemleri üzerinde çalışıyor.

Fotoğraf: Andaç Hongur Erpehlivan /AA

Türkiye’de bulunan malzeme ve bitkileri kullanarak yeşil çatı sistemleri ve çatı bahçeleri üzerine çalışma ve uygulamalar yapan Mert Ekşi, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, çatı bahçelerini yapıların üzerinde yatay yüzeylerde yapılan bitkilendirme şeklinde açıkladı.

İki tip çatı bahçesi

Türkiye’deki çalışmalara bakıldığında iki tip çatı bahçesinden bahsedilebileceğine değinen Ekşi, “Biri, yoğun sistemler dediğimiz, insanların terasta vakit geçirdiği, bitki gördüğü, sulama, aydınlatma, drenaj gibi katmanların olduğu yapılar. Bakım gerektirmeyen, 15 santimetreden daha sığ olan, otsu bitkilerle bitkilendirilmiş ve ağırlıklı olarak çevresel katkıları nedeniyle tesis ettiğimiz alanları da yeşil çatı sistemleri olarak tanımlıyoruz.” diye konuştu. Ekşi, yurt dışında çatı bahçelerinin 1970’li yıllarda başladığını ve oluşturulan ölçütlerin dünya endüstrisinin standardı haline geldiğini belirterek, şu bilgileri verdi:

“Türkiye’de 2000’li yılların ortalarına kadar yurt dışı kaynaklı maddeler ve katmanlarla bu çalışmalar yapılıyordu. Biz ponza, volkan tüfü, perlit, zeolit, çeltik kavuzu dediğimiz pirinç kabukları gibi doğal ve yerel maddelerle bu sistemleri yapıp yapmayacağımız üzerinde çalıştık. Yerel bitkileri denemeye gayret gösterdik. Yeşil çatı sistemleri 2 ila 15 santimetre aralığında derinliğe sahip, sığ ve sulanmayan, kentin doğal yağış rejimiyle yaşatmaya çalışılan sistemler. Yetiştirme ortamı derinliği, bileşimi ve çatının taşıma kapasitesine bağlı olarak sedum dediğimiz bitkileri kullanıyoruz. İstanbul bu anlamda çok zengin, bolca bitki tespit ettik. Kurutucu rüzgarlara dayanabilen, ağaç ve çalılar bakımından sığ ve yayvan köklü türleri tercih ediyoruz. Mesela oya ağaçları, defneler, zeytin uygun olabiliyor. Çatının bakısı, eğimi, güneşlenmesi gibi parametreler de etkin.”

Almanya ilk sırada

En sığ sistemlerin, kiremit örtüsü kadar ağırlığa sahip olduğunu kaydeden Ekşi, “Eğer çatının, levhanın taşıma kapasitesinden eminsek bunu çeşitli uygun altyapı katmanlarıyla birleştirerek uygulayabiliyoruz.” dedi.

Doç. Dr. Mert Ekşi, Almanya’nın 100 milyon metrekareden fazla yeşil çatı uygulamasıyla ilk sırada yer aldığını belirterek, uygulamaların 2006’dan bu yana ABD ve Kanada’da hız kazandığını, Hollanda, Fransa ve İngiltere’de de geliştiğini anlattı.

Türkiye’nin çatı bahçeleri konusunda geri olmadığını dile getiren Ekşi, “Türkiye’deki problem, yurt dışından gelen standartları takip etmeye çalışmamız; kendi yerel iklimimize ve yerel bitki örtümüze, yerel maddelere henüz çok odaklanamadık.” ifadelerini kullandı.

Göçmen kuşlar için mola yeri

Ekşi, çatı bahçelerinin doğaya katkısını şöyle anlattı: “Sistemi planlarken altında özel bir su yalıtımı kullanıyoruz. Bunun üzerinde de bir keçe konuluyor. Kök koruyucu, köklerin geçimini engelleyici folyo maddelerimiz, drenaj katmanımız ve filtre örtüsü var. Üzerine yetiştirme ortamı ve bitkileri koyuyoruz. Her şeyden önce yetiştirme ortamı ve bitki eklediğimiz için fotosentez yani karbon emme, oksijen üretme gibi etkileri ortaya çıkıyor. Buharlaşma oluyor. Kentlerde eğer büyük miktarda kullanılırsa karbon emisyonlarını azaltma, karbon ayrıştırma özellikleri var bir ağaç kadar olmasa da… Yaban hayatına bir yüzey oluşturuyor. İstanbul, göçmen kuşların geçiş noktası. Onların durup dinlenebileceği alanlar oluşturmuş oluyoruz. Yapıya bir ağırlık getirmekle birlikte aslında bir de yalıtım sağlanıyor. Çalışmalardan yüzde 25-30 oranında bir enerji tasarrufu sağladığını biliyoruz. Yağışı tutma, atık su sistemine gitmesini engelleme, erteleme veya filtre etme gibi özellikleri var. Serin bir yüzey oluşturduğu için kentsel ısı adası dediğimiz, yapısal yüzeylerin çok ısınıp kenti ısıtmasına bir nebze engel oluyor. Bunlar mucize sistemler değil ama kentleşmiş alanlarda bir destek sistemi.”

Heybeliada’da yangın mevsimi bitti, kesim mevsimi başladı

Heybeliada son yıllarda iklim krizinin neden olduğu artan sıcaklıklar ve kuraklığın da etkisiyle sıklaşan orman yangınlarından etkilenen yerlerden birisi.

Toplam yüzölçümü 251 hektar olan Heybeliada’da 2020 yılında 6 hektar, 2021 yazında ise 7 hektar orman yandı. Yangın mevsimi geride kaldı ancak şu anda da kesim mevsimi başlamış durumda.

‘Kesimler ekim ayında yoğunlaştı’

Ormanlık alanlarda yoğun bir şekilde ağaç kesimi yapıldığını belirten Dünya Mirası Adalar’dan Derya Tolgay, “Kesimler özellikle ekim ayında çok yoğunlaştı. Yangınların hemen sonrasında bir kısım ağaç orman yollarının sağ ve soldan üçer metre tıraşlanmasıyla kesilmişti. Daha sonra iç kısımlardan da ağaçlar kesilmeye başlandı” dedi.

Domuz tepesinde yapılan kesimin yanı sıra, Alman koyu, Asaf, Küçüktür yolu ve Çam limanında kesimler devam ediyor.

Yeşil Gazete’ye konuşan Tolgay, kesim yapan görevliler ile konuşmaları sonucunda “Ormanda insanların üzerine düşebilecek” ve “ölmüş” ağaçların kesildiği bilgisini aldıklarını söyledi.

Fotoğraf: Dünya Mirası Adalar

‘Söyledikleri gerekçeler kabul edilemez’

Bu açıklamayı ada sakinleri olarak kabul etmediklerini ifade eden Tolgay, kesilen ağaçların birçoğunun sağlıklı olduğunu belirtti. Doğru olsa dahi bu işlemleri kabul edilemeyeceğini dile getiren Tolgay şu ifadelere yer verdi:

“Ölü ağaçları kestiklerini söylüyorlar ancak bu ağaçlar da buradaki ekosistemin bir parçası. Normalde o ağaçlar orman içerisinde kalır ve ekosisteme bir ev oluşturur ve doğanın döngüsünü sağlardı. Ayrıca burada kızılçam ağaçları var ve hepsinin gövdesi eğik. Tarihte daha bir kez bile bir insanın üzerine düşüp yaralanmaya neden olmadılar. İlk kez bu sene bu kadar hoyrat bir şekilde kesim yapılıyor.”

Dünya ortalamasının çok üzerinde odun üretimi

Ülke ekonomisi kötüye gittikçe bütün doğal varlıkların hükümet tarafından satılacak bir kaynak olarak görülmeye başlandığını belirten Derya Tolgay, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi’nden Doç. Dr. Cihan Erdönmez tarafından paylaşılan bir grafiğe atıfta bulundu.

Yıllık odun üretiminin ormanlardaki toplam ağaç servetine oranını gösteren grafiğe göre Türkiye’deki odun üretimi dünya ortalamasının çok üzerinde gerçekleşiyor. Derya Tolgay, “Bence bu grafik neyle karşı karşıya olduğumuzu çok güzel bir şekilde anlatıyor” ifadelerini kullandı.

‘Adalar’ın korunması gerekiyor’

Ada halkı olarak birçok akademisyen ile adalarda turlar düzenlediklerini belirten Derya Tolgay, “Uzmanlar Adaların büyün vejetasyonunun korunması gerektiğini söylüyor. Hem zengin bir biyoçeşitliliğe sahip hem de kuşların göç yolu üzerinde” dedi.

Ancak Derya Tolgay’a göre hem uzmanların hem yerel halkın hem de seçilmiş yönetimlerin söz hakkı ellerinden alınarak büyük bir yıkıma imza atılıyor.

Dilekçeler hazırlandı

Ada halkı, ağaç kesimlerinin neden yapıldığına dair cevap almak ve kesimlerin durdurulmasını talep etmek amacıyla dilekçeler hazırladı.

Dileyen kişiler bu adres üzerinden Adalar Orman İşletme Şefliği ile Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne hitaben yazılmış dilekçe örneklerine ulaşarak Ada halkının mücadelesine destek olabilecek.

[COP26] İran: Yaptırımlar kaldırılırsa Paris Anlaşması’nı onaylarız

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Çevre Bakanı Ali Salajegheh, Paris İklim Anlaşması’nı sadece ülkelerine uygulanan yaptırımların kaldırılması halinde onaylayacaklarını söyledi.

İskoçya‘nın Glasgow kentinde süren COP26 İklim Zirvesi sırasında BBC‘ye konuşan Salajegheh, yaptırımların ülkesinde yenilenebilir enerji konusunda yapılan çalışmaları engellediğini belirtti. “Baskıcı yaptırımlar yüzünden ülkeye ilaç gibi temel ihtiyaçları ithal edemiyoruz” diyen Salajegheh, “Eğer yaptırımlar kaldırılırsa dünyaya karşı sorumluluğumuz da artar. Bize modern teknolojiler sağlanır ve destek verilirse yenilenebilir enerjiye geçiş yapabiliriz ve gittikçe eskiyen altyapımızı onarabiliriz” dedi. 

Salajegheh, COP26’daki konuşmasında da İran’ın da tüm dünya gibi iklim krizinden olumsuz etkilendiğini vurguladı: “İklim krizi, özellikle ülkede yağışları etkiledi. Nehirlerimizde su miktarı yüzde 40 azaldı. Tarımda zorluklar yaşanıyor. İçme ve sanayi için kullanılan su miktarı azalıyor. “Yaptırımlar kaldırılırsa karbon salımımızı yüzde 12 azaltırız demiştik ama yaptırımlar kaldırılmadı.”

En çok karbon salan sekizinci ülke

Dünyada en çok karbon salan sekizinci ülke olan İran, Paris İklim Anlaşması’nı onaylamamıştı. Yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımların da son yıllarda azaldığı ülkede, karbon salımı da hızla artmaya başladı.

Uzmanlar 2015’ten beri eylem planı oluşturmayan İran’ın karbon salımının 2030’a kadar yüzde 50 artacağını düşünüyor.

İran hükümeti, iklim krizinden kaynaklandığı düşünülen su kıtlığı nedeniyle yaz aylarında başlayan protestoları güç kullanarak bastırmıştı.

Translara servis açmayan işkembeciye ayrımcılık cezası

Ankara’daki Köroğlu İşkembecisi‘nde , yemek yemeye giden üç transa servisleri toplayarak “İçeri giremezsiniz, travestilere servis açmıyoruz” diyerek saldıran işyeri sahibi O.G.D ve şef garsona hapis cezası verildi.

Kaos GL‘den Aslı Alpar‘ın aktardığına göre, 2017’de saldırıya uğrayan Janset Kalan ve E.G.’nin açtığı dava bugün sonuçlandı. Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın son duruşmasında, transları lokantaya kabul etmeyen ve onlara hakaret eden Köroğlu İşkembecisi’nin sahibi ve şef garsonu Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesi uyarınca hapis cezası aldı.

Hapis cezası alan iki kişi hükmün açıklanmasının geriye bırakılması nedeniyle tutuklanmadı ancak beş yıl içinde bir başka suç işlemeleri durumunda cezaları infaz edilecek.

Hükmün açıklanması geri bırakıldı

Janset Kalan ve E.G.’nin avukatı Emrah Şahin ayrımcılık suçunu işleyen lokanta sahibinin duruşmalara gelmediğini, hakkında yakalama kararı çıkarmak zorunda kaldıklarını söyledi:

“Duruşmalara sanık O.G.D. hiç katılmadı. Hakkında çıkarttığımız yakalama kararından sonra havaalanında gözaltına alındı ve orada alınan ifadesinde olay yaşandığı sırada lokantada olmadığını söyledi. Ancak yapılan incelemeler sonucu orada olduğu kesinleşti. Bugünkü duruşmadaysa Janset Kalan ve E.G. tarafından sanık teşhis edildi ve hakaret edip, restorandan çıkaran kişilerden biri olduğu kanıtlandı. Bunun üzerine nihayet, savcılığın Türk Ceza Kanunu’nun 122. Maddesine göre cezalandırılması talebi mahkeme tarafından kabul edildi. Hem lokanta sahibi O.G.D. hem de şef garson bu suçtan bir yıla yakın hapis cezasına çarptırıldı. Ancak daha önce işledikleri bir suç olmadığı için mahkeme hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verdi. Bu şu anlama geliyor failler beş yıl içinde bir başka suç işlemeleri durumunda bu ceza da infaz edilecek. Ayrıca faillerin kararı istinafa veya temyize götürme hakları yok; itiraz hakları var, o da Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülebilir. Bu durumda da cezanın kesinleşmesini bekleriz.”