Ana Sayfa Blog Sayfa 1164

[COP26] Türkiyeli iklim aktivistleri boş vaatler değil bağlayıcı yasalar talep ediyor

Türkiye’deki iklim aktivistleri, Glasgow‘da düzenlenen 26’ncı Taraflar Konferansı’nda (COP26) konuşan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un açıklamalarına iklim krizine karşı bağlayıcı yasalar talep ettikleri kampanyalar ile cevap verdi.

COP26’da konuşan Murat Kurum; “Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması ve 2053 net sıfır taahhüdü ile Türkiye’nin ulusal katkı beyanını güncelleyeceğini, karbon emisyon ticaretinin alt yapısının oluşturulacağını, iklim değişikliği kanun çalışmalarının devam ettiğini” açıklamıştı.

Murat Kurum, ormanların korunması konusunda ise, “Orman varlığımızı 23 milyon hektara yükselterek yutak alanlarımızı çoğaldığını, ormanlaştırma faaliyetlerinde Türkiye’nin Avrupa’da 1. sırada olduğunu” söylemişti.

Aktivistler bağlayıcı yasalar talep ediyor

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’na taraf olarak tarihi bir hatanın kıyısından dönerek, mücadeleye katılmasının önemli bir başlangıç olduğunu ifade eden iklim aktivistleri, karar vericilerin taahhütlerine uygun hareket ederek, bağlayıcı yasalar talep ettiklerini açıkladı.

Genç iklim aktivistlerinin iklim acil durumu ilan edilmesi talebiyle change.org üzerinden başlattıkları bir imza kampanyası bulunuyor. Kampanyaya şu ana kadar 18 bin 166 kişi imzacı oldu.

‘Takipçisi olacağız’

Genç iklim aktivisti  Duru Barbak, “Türkiye Paris İklim Anlaşması’na taraf olarak tarihi bir hatanın kıyısından döndü ve iklim mücadelesine katıldı. Fakat mücadele bitmedi, henüz başlıyor. Göstermelik sözler ve politikalara değil, kararlı eylemlere ihtiyacımız var” dedi.

Barbak açıklamasında “Türkiye acilen alanında uzman, objektif bilim insanlarının ve sivil toplum kuruluşlarının yer alacağı bir kurul kurarak, 2053 karbon nötr hedefinin nasıl gerçekleşeceğine dair yol haritası oluşturmalı. Bugün bu taahhütleri veren siyasetçiler 2053 yılında şu anki mevkilerinde olmayabilir ama 2050 bizim geleceğimiz ve bu tarihten önce Türkiye’nin sorumluluğunu yerine getirmesi için takipçi olacağız” dedi.

‘Net sıfır hedefi güvenceye bağlansın’

Kısa bir süre içinde 15 binden fazla imzacının destek verdiği kampanya taleplerini yineleyen Duru Barbak  “Türkiye Genç İklim Hareketi olarak yineliyoruz” ifadelerini kullandı:

  • İklim acil durumunun gerektirdiği gibi bağlayıcı yasalar ile 2050/2053 net sıfır hedefi yasal güvenceye bağlansın.
  • Karbon emisyonuna neden olan tüm sektörler için gerçekçi ama kararlı emisyon azaltım hedefleri oluşturulsun.
  • Karbon nötr hedefi yol haritasının oluşturulacağı kurullara bağımsız ve alanında uzman bilim insanları ile sivil toplum kuruluşları ve gençlik temsilcileri daimi üyeler olarak dahil edilsin. İklim krizine karşı bilim kurulu kurulsun.
  • 2030 yılından geç olmamak üzere kömürden çıkış taahhüdü verilsin ve planlanan kömür projeleri iptal edilsin, yeşil enerjiye aktarılan bütçe artırılsın.

‘Ormansızlaşmayı durdurun’

Türkiye’nin bu yıl tarihinin en büyük orman yangınları ile karşı karşıya kaldığını hatırlatan genç aktivist, “On binlerce hayvan evini kaybetti, yüz binlerce hektar orman alanımızı kaybettik. Bu süreç bize sadece iklim krizinin yıkıcılığını değil aynı zamanda, iklim krizinin bu yıkıcılığına karşı nasıl hazırlıksız olduğunu gösterdi” dedi.

“Ormanlarımız yanarken, Türkiye’de, 1 milyon 47 bin 200 futbol sahasına denk gelen 748 bin hektar ormanımızın maden, enerji, ulaşım ve yapılaşma ihtiyaçları nedeniyle orman dışı amaçla kullanılıyor. Çünkü orman kanunu, hala kirli enerji projeleri nedeniyle ormanların yok edilmesine izin veriyor” diyen Duru Barbak, şu anda devam den başka bir kampanyaya atıfta bulundu.

‘Ormanlar orman olarak kalsın’

Ormanlar orman olarak kalması ve başka amaçla kullanılmaması için change.org üzerinden başlatılan kampanyaya şu ana kadar 18 bin 206 kişi destek verdi.

Duru Barbak “Bugüne kadar kampanyama imza veren binlerce kişi ile birlikte, Türkiye’nin net sıfır hedefine ulaşabilmesi için iklim krizinin yıkıcılığına karşı uyum yasaları çıkarmasını, orman yangını, aşırı hava olayları gibi iklim felaketlerine hazırlıklı olmasını ve orman yasasını değiştirerek ormanların kirli enerji, maden projeleri için yok edilmesinin durdurulmasını talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

‘Ulusal Katkı Beyanı Güncellenmeli’

Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Gürbüz ise “Türkiye’nin geç de olsa Paris Anlaşması’na taraf olması olumlu bir adımdı ancak yeterli değil. Türkiye’nin kömürden çıkış takvimini acilen açıklaması, nükleer santral planlarından vazgeçip bu kaynağı yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğine aktarması gerekiyor. Açıklanan net sıfır hedefine ulaşmak için de somut planlara ve ekonomide ciddi bir dönüşüme ihtiyacımız var” dedi.

Bu kapsamda Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı’nı da net sıfır hedefiyle uyumlu olacak şekilde güncellemesini beklediklerini ifade eden Gürbüz, “Elbette Türkiye’nin üzerine düşeni yapması kadar uluslararası alanda da daha fazla gecikmeden bizi 1,5 derecenin altında tutacak bir ortak taahhüdü en kısa zamanda görmek istiyoruz” dedi.

‘Daha az tüketim’

Gelişen ülkelere verilen desteğin artırılması, yutakların korunması ve uyum gibi konularda da daha somut adımların atılmasına ihtiyaç  duyulduğunu ifade eden Gürbüz şunları söyledi:

“Başta zengin ülkeler olmak üzere herkesin daha az tüketmeyi merkeze alacak bir ekonomik modele geçişi de kabullenmesi gerek. Müzakerelerde ve çeşitli projeksiyonlarda gördüğümüz en büyük eksiklik ise çözümün mevcut ekonomik sistemin devamıyla sağlanacağına inanılması. Sadece teknolojik tercihlerle dönüşüm mümkün değil, dünyanın kaynakları sınırlı ve bunları doğru ve adil bir şekilde kullanmayı, tüketimi azaltmayı hepimiz öğrenmeliyiz.”

 

 

Transfobik saldırıda bulunan işletmeci ve çalışana hapis cezası verildi

Ankara’daki Köroğlu İşkembecisi‘nin işletmecisi ve çalışanına üç transa servis açmadıkları ve saldırıda bulundukları için hapis cezası verildi.

Ancak, faillerin daha önce işledikleri bir suç olmadığı için mahkeme hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararını verse de, failler beş yıl içinde bir başka suç işlemeleri durumunda bu cezaları infaz edilecek.

Dava dün sonuçlandı

Kaos GL‘de yer alan habere göre, 2017 yılında Köroğlu İşkembecisi’ne giden üç transa servisleri toplayarak “İçeri giremezsiniz, patronun kesin emri var travestilere servis açmıyoruz” diyerek saldırıda bulunuldu.

Saldırıya maruz bırakılan ve konuyu mahkemeye taşıyan Janset Kalan ve arkadaşının açtığı dava dün sonuçlandı.

Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın son duruşmasında, transları lokantaya kabul etmeyen ve onlara hakaret eden Köroğlu İşkembecisi’nin işletmecisi O.G.D. ve şef garsonu Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesi uyarınca hapis cezası aldı.

Hapis cezası alan O.G.D. ve şef garson hükmün açıklanmasının geriye bırakılması nedeniyle tutuklanmasa da beş yıl içinde bir başka suç işlemeleri durumunda cezaları infaz edilecek.

İşletmeci duruşmalara gelmedi

Janset Kalan ve E.G.’nin Avukatı Emrah Şahin, ayrımcılık suçunu işleyen lokanta işletmecisinin duruşmalara gelmediğini, hakkında yakalama kararı çıkarmak zorunda kaldıklarını söyledi.

Şahin, davayla ilgili şu bilgileri verdi:

Duruşmalara sanık O.G.D. hiç katılmadı. Hakkında çıkarttığımız yakalama kararından sonra havaalanında gözaltına alındı ve orada alınan ifadesinde olay yaşandığı sırada lokantada olmadığını söyledi. Ancak yapılan incelemeler sonucu orada olduğu kesinleşti.

Bugünkü duruşmadaysa Janset Kalan ve E.G. tarafından sanık teşhis edildi ve hakaret edip, restorandan çıkaran kişilerden biri olduğu kanıtlandı. Bunun üzerine nihayet, savcılığın Türk Ceza Kanunu’nun 122. Maddesine göre cezalandırılması talebi mahkeme tarafından kabul edildi. Hem lokanta işletmecisi O.G.D. hem de şef garson bu suçtan bir yıla yakın hapis cezasına çarptırıldı.

Ancak daha önce işledikleri bir suç olmadığı için mahkeme hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verdi. Bu şu anlama geliyor failler beş yıl içinde bir başka suç işlemeleri durumunda bu ceza hükümleri açıklanacak. Ayrıca faillerin kararı istinafa veya temyize götürme hakları yok; itiraz hakları var, o da Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülebilir. Bu durumda da cezanın kesinleşmesini bekleriz.”

Çin’in günlük kömür üretimi 12 milyon tonu aşarak rekor kırdı

Çin‘in ekonomik planlama organı Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu (NDRC), kömür üretiminin 10 Kasım’da 12 milyon 50 bin tona çıktığını duyurdu.

Çin, küresel fiyatlarının yükselmesiyle kömüre bağlı enerji üretiminde yaşadığı sıkıntıyı, arzı ve stokları artırarak hafifletmeye çalışıyor. Söz konusu miktar, “bugüne kadar kaydedilen en yüksek günlük üretim” oldu.

Daha önce de rekor kırılmıştı

NDRC, daha önce yaptığı açıklamada, kömür üretiminin ekim ortasından itibaren artarak 8 Kasım’da günde 11 milyon 930 bin tonla rekor kırdığını açıklamıştı.

AA’nın aktardığı açıklamada, kömür stoklarının da 6 Kasım itibarıyla 117 milyon tona ulaştığı, bunun eylül sonu stok miktarından 40 milyon ton fazla olduğu belirtilmişti.

Yüzde 56’sı kömürlü santrallerden sağlanıyor

Çin’de, elektrik üretiminin yüzde 56’sı kömürle çalışan termik santrallerden sağlanıyor. Ülkede, küresel kömür fiyatlarının artması nedeniyle arzda ve buna bağlı elektrik üretiminde sıkıntılar yaşanıyor.

Üreticiler, girdi maliyetinin zarar edecek oranda artması nedeniyle elektrik arzını durdurmak zorunda kalmış, bu sebeple Çin ana karasındaki 31 eyalet ve bölgenin 20’sinde eylülde aralıklı elektrik kesintileri meydana gelmişti.

Elektrik kesintileri

Hane halkı elektriğinin büyük ölçüde kömürle çalışan santrallerden sağlandığı kuzeydoğu eyaletlerinde çok sayıda kentte plansız enerji kesintileri yaşanmıştı. İç, güney ve doğu eyaletlerinde birçok fabrika ve imalathaneye kesintili elektrik verilmesi üretimde sıkıntılara yol açmıştı.

Kesintiler nedeniyle Apple ve Tesla gibi büyük küresel şirketlerin yanı sıra küresel imalat zincirlerinde önemli rolü olan çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletme, üretime ara vermek zorunda kalmıştı.

Sertab Erener yeni şarkısıyla iklim için acil eylem çağrısı yaptı

Sertab Erener, “Who’s Gonna End?” (Kim Dur Diyecek) adlı yeni şarkısında iklim değişikliğiyle mücadele etmek ve gezegeni korumak amacıyla herkesin güç birliği yapması için acil eylem çağrısında bulundu.

Erener ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Ofisi tarafından bugün tanıtılan şarkıda, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) doğrultusunda sorunlara dikkat çekildi.

Karbon emisyonlarını sıfırlama çağrısı

İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen 26. BM İklim Değişikliği Konferansı (COP26) ile aynı dönemde yayınlanan şarkı, tüm dünyaya, çok geç olmadan karbon emisyonlarını sınırlama çağrısı yapan UNDP’nin yeni küresel kampanyasının bir parçasını oluşturuyor.

‘Daha adil bir dünya için’

UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Louisa Vinton, yaptığı açıklamada, gezegeni kurtarmak için zamanın azaldığını belirterek, “Bu bağlamda Sertab Erener’in eylem çağrımıza ortak olarak, mesajımızı değişim talep etme gücüne sahip yeni ve daha büyük bir kitleye ulaştıracak, idealist sözleri ve harika müziği olan bir şarkıya dönüştürmesinden büyük gurur duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

Eurovision birinciliği bulunan Erener ise iklim değişikliği ve küresel salgının, gezegenin sınırlarını zorladığını vurgulayarak, “Böyle durumlarda da en çok acıyı her zaman en yoksullar çekiyor. İşte bu nedenle, bir sanatçı ve bir kadın olarak, dünyayı herkes için adalet ve eşitlik içeren daha iyi bir yer yapmak amacıyla müziği kullanmak istedim”yorumunu yaptı.

Şarkının sözleri

Şarkının sözleri, 2015 yılında tüm BM üye devletleri tarafından kabul edilen 17 SKA’nın tümünü içeriyor. Şarkının sözleri şöyle:

“Kim dur diyecek? / Yoksulluğa kim dur diyecek? / Aç olanları kim besleyecek? / Gıdamızı kim sağlıklı hale getirecek? / Kim toplumsal cinsiyet ayrımını kaldıracak? / Bize okumayı kim öğretecek? / Suyu kim temiz tutacak? / Enerjiyi kim yeşil tutacak? / Geleceği kim temiz kılacak? / İklim krizini kim sonlandıracak? / Okyanuslardaki yaşamı kim koruyacak? / Adalet ve barış içinde büyümeliyiz! / Adalet ve barış içinde büyümeliyiz! / Kim bize insana yakışır işler verecek? / Toprağımızı kim canlı tutacak? / Eşitsizliği kim bitirecek? / Kim sürdürülebilir bir dünya kuracak? /Geri dönüştür, yeniden kullan, azalt /Sorumlu üretim yap / Sadece sen değil / Sadece ben değil / Hepimiz / Bunu neden göremiyoruz ki / Sadece sen değil / Sadece ben değil / Hepimiz / Özgürlüğü özlüyoruz hepimiz”

“Every Way That I Can” adlı şarkısıyla 2003 yılında Türkiye’ye Eurovision birinciliği kazandıran Erener, Türkiye’de kırsal bölgelerde eğitim kampanyalarını desteklerken, lösemi hastası Iraklı çocuklara tedavi kampanyası yürütmüştü.

2004 yılında Hint Okyanusu tsunamisinde insani yardım çağrılarına öncülük eden ünlü sanatçının 2018 yılında yayınladığı “Bastırın Kızlar” adlı şarkısı, Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sembolü haline gelmişti. Sanatçı yakın dönemde de Türkiye’de Kovid-19 aşı kampanyasına destek vermişti.

Hatay’da halk izin vermedi, ÇED toplantısı yapılamadı

Hatay‘ın Erzin İlçesi Aşağıburnaz Mahallesi, Gazi Çiftliği Mevkii‘nde Byport Petrol Ürünleri Terminal Hizmetleri A.Ş tarafından yapılması planlanan proje için ÇED toplantısına halk izin verilmedi.

Şirketin “Propandan Polipropilen Üretme Tesisi, Su Alma Yapısı ve Derin Deniz Deşarjı” projesi kapsamında ÇED bilgilendirme toplantısının bugün Aşağıburnaz Mahallesi’nde yapılacağı ilan edilmişti.

Belediye Başkanı da katıldı

Bilgi toplantısına Erzin Belediye Başkanı Ökkeş Elmasoğlu, birçok STK, meslek örgütleri ve halk yoğun katılım sağladı. Halkın projeyi protesto etmesi sonucu da toplantı gerçekleştirilemedi.

Toplantının iptal edilen tutanak dilekçesinde pandemi koşullarına uygun olmadığı ve halkın yoğun katılımı ve itirazları üzerine toplantının gerçekleştirilmediği kaydedildi.

Yürütmeyi durdurma kararı verilmişti

Mersin ve Adana-Hatay bölgesine kurulması planlanan iki adet petrokimya tesisi için Mersin İdare Mahkemesi, Petrokimya Sanayi A.Ş’nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporunun iptali ile ilgili Mersin Barosu’nun açmış olduğu davada yürütmeyi durdurma kararı vermişti.

Polipropilen tesislerinde su kaynaklarının aşırı kullanımı sonucunda, bölge üzerindeki kirlilik yükünün artacağı ve denizel yaşamın olumsuz etkileneceği, deniz canlıların ölümüne neden olabileceği biliniyor.

Kayseri’de organik tarım bereketi artıyor

Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar bereketli bir sezonu geride bıraktı. Pazarın 2021 yılı satış verileri, Kayseri’de organik üretimin geliştiğini, zehirsiz ve yerel gıdaya olan ilginin arttığını ortaya koyuyor.

Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği (KAPTAR), Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Kayseri İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Kocasinan Belediyesi işbirliği ile 2013 yılından beri sezonluk olarak hizmet veren pazar, dokuz yıldır sağlıklı ve güvenilir ürünleri tüketiciler ile buluşturuyor.

Yerel ve mevsimsel ürünler

Ekolojik tarımı yaygınlaştırmak, üreticiyi örgütlemek, teşvik etmek, pazarlama sorununu çözmek ve paralelinde tüketiciyi bilinçlendirmeyi amaçlayan Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği’nin müteşebbisliğinde Kayseri’nin 9 ilçesindeki 700 dekar alanda organik sertifikalı üretim yapan 45 çiftçi, yerel ve mevsimsel ürünlerini %100 Ekolojik Pazarlar güvencesiyle tüketicilere aracısız olarak ulaştırma imkânı buluyor.

Ağustos-Kasım döneminde kurulan pazar, sadece yerel üreticilerin tezgâhlarına ev sahipliği yapmasının yanı sıra, gıdanın üreticiden tüketiciye adil bir üretim ve pazarlama modeli ile sürdürülebilirliği konusunda da diğer belediyelere öncülük ediyor.

161 bin 344 kilo sebze ve meyve satıldı

Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’ın satış verilerine göre, 2021 yılında 161 bin 344 kilo taze sebze ve meyve satışı gerçekleşti.

Üreticilerin elde ettikleri toplam kazanç ise, 957 bin 881 TL ile bugüne kadarki en yüksek seviyeye ulaşmış durumda.

Son 7 yılda toplam 1 milyon 141 bin 771 kilo taze sebze ve meyve satışı gerçekleştiren üreticiler, organik ürün satışından 4 milyon 188 bin 43 TL ciro elde etti.

‘Tüm Türkiye’de yaygınlaşmasını umuyoruz’

Buğday Derneği tarafından hazırlanan web tabanlı veri kayıt ve takip programının sonuçlarını değerlendiren Buğday Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu, Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’daki ürün fiyatlarına dikkat çektiği açıklamasında şunları söyledi:

“Üretici örgütlenir; devlet üretimi, yerel yönetimler de sivil toplum örgütlerinin katkıları ile organik pazarları destekler; üretim ve tüketimde yerellik sağlanarak organik pazarlar üreticiden tüketiciye hale gelirse, hem sürdürülebilirlik sağlanıyor hem de organik ürünlerdeki fiyatlar aşağı çekilebiliyor. Kayseri’deki organik pazar fiyatlarını İstanbul, Ankara ve İzmir’deki organik pazarların fiyatları ile karşılaştırdığımızda neredeyse yarısı bir bedel ile karşılaşıyoruz. Buğday Derneği olarak, Tarım ve Orman Bakanlığı ile yerel yönetimleri işbirliği içinde hem üretim hem pazar ayağı bir arada olacak şekilde organik tarımı desteklemeye çağırıyoruz. %100 Ekolojik Pazarlar modelinin tüm Türkiye’de yaygınlaşmasını temenni ediyoruz.”

Güvenilir gıda

Ekolojik tarım, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içeren bir tarım şekli olduğu için tarım zehiri pestisitler, hormonlar ve kimyasal gübrelerin kullanılmadığı, sürdürülebilir ve en yaygın yöntem. Ekolojik tarım yöntemi ile üretilen ürünlerde GDO kullanımı kesinlikle yasaktır.

Sadece organik sertifikalı ürünlerin yer aldığı %100 Ekolojik Pazarlar, ekolojik tarımın yaygınlaşmasıyla birlikte, gelecek kuşaklar için daha yaşanabilir bir dünya ve sağlıklı bir toplum yolunda dönüşüme hizmet ediyor.

Türkiye’de ekolojik ürünlerin ve pazarların yaygınlaşması için çalışan Buğday Derneği’nin öncülüğünde, %100 Ekolojik Pazarlar ilk olarak 2006 yılında İstanbul Şişli’de açılmıştı.

 Kartal ve Bakırköy’ün ardından, İstanbul dışında Kayseri Kocasinan’da ve İzmit’te hizmet vermeye başladı. Böylece ekolojik ürünler daha çok tanınır, bilinir ve ulaşılabilir hale geldi.

Her şey kayıt altında ve izlenebilir

Buğday Derneği, oluşturduğu %100 Ekolojik Pazar Standartları ile organik pazarların sağlıklı işleyen ve güvenilir bir model olarak yaygınlaşmasına öncülük ederek, üstlendiği bu rolü, hazırladığı internet veritabanı ile daha da ileriye taşıyor.

Yerel yönetim yetkilileri, ürünlerin satış verilerini tarih, satıcı, üretici, ürün, çeşit, miktar, fiyat ve mali belgeler bazında kayıt altına alıyor. Ayrıca, %100 Ekolojik Pazarlar’da satılan tüm ürünlere ait sertifikalara ekolojikpazarlar.org web sitesinden ulaşılabiliyor.

Belediyelerin yanı sıra, Buğday Derneği ve proje ortağı olan sivil toplum kuruluşları ile birlikte, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından da denetimleri yapılan %100 Ekolojik Pazarlar’da, düzenli olarak ürünlerden numune alınarak akredite laboratuvarlara gönderiliyor. Kalıntı çıkan veya sertifika kapsamı dışında ürün sattığı tespit edilen üreticiler ve esnaf pazardan men ediliyor.

Bakan Kurum: Kanal İstanbul için Cumhuriyet’in en şeffaf ÇED süreci yürütüldü

2022 yılı bütçesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan Bütçe Komisyonu‘ndaki görüşmelerinde milletvekillerinin soru ve eleştirilerini yanıtlayan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Kanal İstanbul projesi için Cumhuriyet tarihinin en geniş katılımlı ve en şeffaf ÇED sürecinin yürütüldüğünü iddia etti.

Kurum, Kanal İstanbul’un Boğaz’ın özgürlük projesi olduğunu ileri sürdü.

‘Kanal İstanbul milletin onay verdiği büyük bir proje’

Kanal İstanbul projesiyle ilgili eleştirilere yanıt veren Bakan Kurum, “Kanal İstanbul’u kime sordunuz diyenlere cevabımız şu; milletimize sorduk” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

Yüzyılın en büyük, Cumhuriyet tarihinin en muazzam projesi Kanal İstanbul’u defalarca anlattım. Burada da anlattım. Yine anlatayım. Kanal İstanbul, Cumhurbaşkanımızın milletinin onayına sunduğu, milletin de onay verdiği büyük bir projedir.”

‘İstanbul’u depreme hazırlayan büyük bir dönüşüm projesi’

Bakan Murat Kurum, Kanal İstanbul projesinin Türkiye’nin en çevreci projesi olduğunu kaydetti:

Yüzde 52’si yeşil alanlardan oluşan Türkiye’nin en çevreci şehircilik projesidir. Yapacağımız rezerv konutlarla İstanbul’u depreme hazırlayan büyük bir dönüşüm projesidir.”

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, bilim insanlarının Kanal İstanbul’a yönelik olumsuz görüşleriyle ilgili olarak da “Şu bilim insanlarını bile ayıran, ayrıştıran aklı artık terk edin. Biz, Kanal İstanbul’da Cumhuriyet tarihinin en geniş katılımlı, en şeffaf ÇED sürecini yürüttük. ÇED Raporunu da 200 bilim insanımızın katkılarıyla hazırladık” ifadelerini kullandı.

‘Tehdit dili kullanılıyor’

Murat Kurum, Kanal İstanbul ile ilgili tehdit dilinin kullanıldığını da söyledi:

Kanal İstanbul ile gündeme gelmeye çalışanların ne yazık ki bir tehdit dili kullandığına şahit oluyoruz. Bir bakıyorsunuz müteahhitler tehdit ediliyor, bir bakıyorsunuz devlet kurumları, bakanlık çalışanları, kurumların başındaki yöneticiler tehdit ediliyor, vatandaşlarımız tehdit ediliyor.

Bu tehdit dilini kullananlar şunu çok iyi bilmelidir ki bu millet, bu tehditlere kulak asmaz, tehdit edenleri görüyor ve gereken cevabı da verecektir. Ben sadece, Yunus Emre’nin sözüyle yetiniyorum, ‘İlla edep, İlla edep’ diyorum. Yakmakla, yıkmakla, küfretmekle, tehdit etmekle muhalefet edilmez. Siz yıkmak dersiniz, biz yapmak deriz. Siz yıkarsınız, biz yaparız. Yakıp yıkanlar, yapmanın mutluluğunu, eser kazandırmanın gururunu, milleti memnun etmenin ne demek olduğunu bilmezler.”

Tarihte ilk kez bir hastaya ‘iklim değişikliği’ tanısı konuldu

Kanada‘da hastaneye kaldırılan bir kadına dünyada ilk kez “iklim değişikliği” tanısı konuldu.

Sıcak dalgaları, yangınlar, artan vektörel hastalıklar ve kuraklık gibi iklim krizinin etkileri her geçen gün daha fazla hissediliyor. Bilim insanları araştırmalarda bu felaketlerin insan sağlığı üzerindeki etkisi konusunda uyarılar yapıyor.

Ancak bu olayla birlikte ilk kez hastaneye kaldırılan bir kişiye doğrudan “iklim değişikliği” tanısı konulmuş oldu. Kanada’daki British Columbia hastanesinde görev yapan doktorlar, hastaneye gelen 70 yaşındaki kadının durumundan sıcak dalgalarının ve kötü hava kalitesinin sorumlu olduğunu söyledi.

‘Altta yatan sebebe bakmalıyız’

Teşhisi koyan Dr. Kyle Merritt, ilk kez iklim değişikliğini bir acı nedeni olarak yazdığını söyledi.

<p>‘If we’re not looking at the underlying cause … we’re just gonna keep falling further behind,’ said Dr Kyle Merritt  </p>
Dr. Kyle Meritt

Glacier Media’ya konuşan doktor, “Altta yatan nedene bakmıyorsak ve sadece semptomları tedavi ediyorsak, giderek daha da geride kalacağız” ifadelerini kullandı.

Halihazırda astımı, diyabeti ve bazı kalp yetmezliği problemleri olan kadın, kliması olmayan bir karavanda yaşıyor. Acil servis doktoru, “Tüm sağlık sorunları daha da kötüleşti. Susuz kalmamak için gerçekten mücadele ediyor” dedi.

Savunmasız insanları daha çok etkiliyor

Kavurucu sıcaklıklar bölgedeki orman yangınlarını şiddetlendirdi ve hava kalitesinin temmuz ve ağustos aylarında ‘kabul edilebilir’ seviyelerden 43 kat daha kötü olmasına neden oldu.

Dr Merritt, “Acil servisteyiz, en ayrıcalıklısından en savunmasızına, beşikten mezara kadar herkese bakıyor, görüyoruz. İnsanların, özellikle de toplumumuzdaki en savunmasız insanların iklim değişikliğinden daha çok etkilendiğini görmek zor sinir bozucu” dedi.

 

Malatya’da 4,7 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, (AFAD) Malatya‘nın Pütürge ilçesinde saat 12.19’da 4,7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini duyurdu.

Yerin 6.93 kilometre derinliğinde olan deprem, kent merkezi ve çevre illerde de kısmen hissedildi.

Kandilli Rasathanesi ise depremin büyüklüğünü 5,0 olarak duyurdu.

Belediye Başkanı: Can ve mal kaybı yok

Pütürge Belediye Başkanı Mikail Sülük, ilçede can ve mal kaybı yaşandığına dair bildirim almadıklarını ifade etti.

Tarama çalışmalarının devam ettiğini kaydeden AFAD ise, deprem sonrası olumsuz bir ihbarın bulunmadığını belirtti. Deprem ile birlikte çok sayıda kişi de evlerini terk edip sokaklara çıktı.

Mersin’de 300 dönümlük sera ve bahçe vanaların çalınması sebebiyle susuz kaldı

Mersin‘in Erdemli İlçesi Yüksek Mahallesi‘nde bahçe ve seralara su taşıyan boruların vanaları geçtiğimiz günlerde kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişilerce çalındı.

Hırsızların yakalanıp cezalandırılmasını isteyen çiftçiler, vanalarının sürekli çalındığını da ifade etti.

‘Çiftçiler sıkıntıya düşüyor’

DHA‘da yer alan habere göre, yaşanan hırsızlık olayı nedeniyle 20 çiftçiye ait yaklaşık 300 dönüm sera ve narenciye bahçesi susuz kaldı.

Mahallenin muhtarı Fatih Yıldız, vanaların çalınmasının zaten zor durumda olan çiftçilerin durumunu daha da zorlaştırdığından bahsetti:

Geçen yıl da hırsızlar mahallemizde bulunan sulama suyu vanalarını çalmışlardı, bu yıl da çaldılar. Bu vanaların çalınması çiftçilerimizi zor durumda bırakıyor. Sulama suyu vanalarının çalınması ürünlerin susuz kalması demek. Çiftçilerimiz de yeniden vana almak zorunda kalıyorlar. Zaten zor şartlarda üretim yapan çiftçilerimiz sıkıntıya düşüyor. Yetkililere gereken bilgiyi verdik. İnşallah yakalanırlar ve bir daha mahallemize gelmezler.”

Fotoğraf: DHA

‘Bu vanaların tanesi 70 TL. Yazık günah değil mi bize?’

Üç dönümlük serada domates yetiştiren Havva Uğuz, yaşananları şöyle anlattı:

Geçtiğimiz gün seramıza çalışmaya gelmiştik. Bir baktık seramızın sulamasında kullandığımız damlama borularının birbirine bağlandığı vanaların yerinden söküldüğünü fark ettik. Baktık ki birçok bağlantı noktasındaki vanalarımız çalınmış. Yan komşularımızın bahçelerindeki vanalar da çalınmış. O gün mahallemize dadanan hırsızlar gözünü çiftçiye dikmiş. Bizler zor şartlarda, binbir zorluklarla çalışıp evine ekmek götüren çiftçileriz. Bu vanaların tanesi 70 TL. Yazık günah değil mi bize? Hırsızlar haram peşinde koşuyor. Haram kazanılan paradan hayır gelmez. Çalışarak alın teri dökerek para kazansınlar. Bizim isteğimiz, bu hırsızların bir an önce yakalanması ve başka kişilerin de canlarının yanmasının önüne geçilmesidir.”

Çiftçi Kifil Oğuz ise yaşananlarla ilgili, “Bizim emeğimizi çaldılar ve seramızda yetiştirdiğimiz ürünlerimiz susuz kaldı. Şimdi bu çalınan vanalarının yerine yeni vana almamız gerekiyor. Zaten ürünlerimiz para etmiyor bir de bu masraflar bizleri zor durumda bırakıyor. İnşallah bir an önce bu hırsızlar yakalanır ve cezalandırılırlar” yorumunda bulundu.