Ana Sayfa Blog Sayfa 1153

İstanbul’da hava kirliliğinin en büyük nedeni trafik

Uluslararası Hava Kirliliğini Önleme ve Çevre Koruma Birliği Başkanı Prof. Dr. Selahattin İncecik, “İstanbul’da son 21 yıldan beri giderek artan bir şekilde hava kirliliğine neden olan en önemli faktör trafik ve motorlu araçlar” açıklamasını yaptı.

Hava kirliliği sebeplerinin zaman içerisinde değiştiğini, önceki sebeplerle bugünün nedenlerinin farklı olduğunu söyleyen İncecik, “İstanbul’da 1990’lı yıllara kadar konutların ısıtılmasından kaynaklı hava kirliliği yaşandığını belirtti.

İncecik, “Daha sonra trafik ve diğer etkenler geliyordu. İstanbul’da son 21 yıldan beri giderek artan bir şekilde hava kirliliğine neden olan en önemli faktör trafik ve motorlu araçlar” bilgilerini paylaştı.

Araçların yüzde 40’ı dizel

İstanbul’da yaklaşık 4,5 milyon aracın bulunduğunun ve bunun 3,2 milyonunun otomobil olduğunun altını çizen İncecik, AA muhabirine yaptığı açıklamada şöyle devam etti:

“İstanbul’daki araçların yaklaşık yüzde 40’ı dizel ve bu yüksek bir rakam. Avrupa Birliği ülkelerinde bu rakam yüzde 24. Avrupa Birliği içinde yer alan bazı ülkeler büyük şehir merkezlerine en yüksek oranda partikül kirliliği yayan dizel motorlu araçların girmesini yasaklamaya başladı. Çünkü dizel araçların partikül kirliliği üzerinde etkisi fazla. Dizel araç kullanımının İstanbul’da da azaltılması gerekiyor. İstanbul özelinde hava kirliliği 1990’dan önce çok net bir şekilde anlaşılabiliyordu. Kükürtdioksit seviyeleri çok yüksekti. Konutlarda doğal gazın kullanılmasıyla beraber kükürt kirliliğinden tamamen kurtulduk. Ancak insanlar bazı nedenlerden dolayı son zamanlarda kömür kullanmaya başladı. Bu durum hava kalitesinin bozulmasında ek bir faktör olacak. Özellikle şehirlerde asla doğal gaz dışında bir yakıtın kullanılmaması gerekir.”

İstanbul'da hava kirliliği 5 yılda yüzde 21 azaldı - Son Dakika Haberleri

‘Sisli günler hava kalitesini bozuyor’

Hava kirliliğinin günden güne farklılıklar gösterebildiğini, hava kalitesinin bir gün iyi, bir gün kötü olabildiğini ifade eden İncecik, meteorolojik şartların hava kalitesi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu anlattı.

İncecik, yüksek basınçlı ve sisli günlerin hava kalitesini önemli ölçüde bozduğunu aktararak, “İstanbul, Marmara ve Orta Anadolu’da yaşadığımız sis olayları hava kalitesinin bozulmasında ilave bir etken olmaktadır. Çünkü sisli günlerde ve yüksek basınçlı günlerde rüzgar şiddetleri en düşük değerlerde kalıyor. Yani esmeyen bir rüzgar ve çöken bir hava, kirliliğin bizim soluduğumuz ortamda yer almasını, birikmesini sağlıyor. Bu birikme hepimizin sağlığı için çok tehlikeli bir şey. O yüzden böyle günlerde biraz daha dikkatli olmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

‘Koruyucu önlem alınmalı’

Havanın kirli olduğu günlerde koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini vurgulayan İncecik, şunları kaydetti:

“Pandemiden dolayı maskesiz dolaşmıyoruz. Pandemi bitince de hava kirliliğinden korunmak için insanlar maske takmalı. Özellikle otobüs duraklarında maskesiz oturmayın. Çünkü otobüs egzozlarından yayılan bütün emisyonları orada soluyoruz. Bu durumda kirli havayı akciğerlerimize kadar alıyoruz. Bunu önlemek lazım. Ayrıca hava kirliliği farklı zamanlarda artabiliyor. Örneğin bunların başında da ozon geliyor. Bu ozon, yer seviyesinde zararlı, toksik ozon. Bu da yaz aylarında meydana geliyor. Etkin güneş radyasyonu olduğunda ve aynı zamanda da motorlu araçlardan yayılan o trafik emisyonların etkisiyle güneş radyasyonu altında ozonun oluşumuna neden oluyorlar. Bu ozon değerlerinin yükselmesi özellikle yaşlı insanların, bebeklerin sağlığına olumsuz etkide bulunuyor. Bu günlerde vatandaşlar uyarılmalı, o saatlerde dışarıda bulunulmamalı veya trafiğin bulunduğu alanlarda yürümemeleri için uyarılar yapılmalı.”

Hava kirliliği ve araç gürültüsü kalp krizi riskini artırıyor! - Londra  Gazete

‘Raylı sistemin 800 kilometreye çıkarılması lazım’

Mevcut araçların elektrikli araçlara kademeli geçişinin hızlandırılması gerektiğini anlatan İncecik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hava kirliliğinin azaltılması için raylı sistemin artırılması lazım. İstanbul’da şu anda 220 kilometre civarında bir raylı sistem var. Şehrin nüfusuna ve 5 bin 400 kilometrekarelik bu mega şehre hiç de yeterli bir rakam değil. Bu rakam kendi boyutuna benzer şehirlerle kıyaslandığında havanın kalitesi için İstanbul’da raylı sistemin 800 kilometreye çıkarılması lazım. İBB ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı yeni metro inşaatları sürdürüyor, iyi bir durum ancak yeterli değil. Bunlar kısa sürede bitirilmeli ve kilometre sayısı 800’e erişmeli.

Vatandaşların araç kullanmaktan kaçınıp toplu taşıma, metro, deniz yolu ve bisiklet gibi alternatiflere yönelmeleri gerekiyor. Bu yapılırsa 2030’dan itibaren İstanbul daha temiz bir şehir haline gelebilir. Bizim amacımız gelecek kuşaklara daha kaliteli, havasıyla yaşanabilir bir şehir bırakmak.”

Her yıl 7 milyon erken ölüm

İncecik, hava kirliliğiyle ilgili eğitimlere anaokulundan başlanarak ilk ve ortaokullarla liselerde eğitimlerin artırılması gerektiğini ifade ederek “Hava kirliliğini bir bilinç meselesi, bir kültür meselesi haline getirmemiz lazım. O zaman her şey daha rahat çözülür” diye konuştu.

Prof. Dr. Selahattin İncecik, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi 26’ncı Taraflar Konferansı’ndan (COP26) bir ay önce Dünya Sağlık Örgütü’nün hava kalitesiyle ilgili limit değerlerini revize ettiğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Avrupa Birliği ülkeleri ve diğer ülkelerin hava kalite standartlarını yeni kılavuz değerlerine göre revize etmeleri bekleniyor. 2030 yılından itibaren kademeli olarak dünyanın pek çok ülkesinde dizel ve benzinli araçların satılması yasaklanıyor. Bu durum dünyanın hava kalitesini düzelterek iklim üzerindeki etkiyi de azaltmak suretiyle önemli bir katkı da yapacak. Havanın kalitesini düzeltmek önemli. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliği nedeniyle dünyada her yıl 7 milyon insanın erken ölümle karşıya kaldığını belirtiyor.”

Yeşiller Partisi: Gerçeklerden kopuk bir hükümet için çıkış yolu erken seçimdir

AKP hükümetinin yanlış ekonomik politikalarını eleştiren Yeşiller Partisi, erken seçim çağrısı yapan yazılı bir açıklama yaptı.

Türk lirasının yılbaşından itibaren yüzde 50’ye yakın değer kaybettiğini belirten Yeşiller Partisi,  “Recep Tayyip Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ülkeyi içine soktuğu ekonomik buhranın nerede noktalanacağı artık kestirilemiyor” ifadelerini kullandı.

‘Biz fakirleşirken krizi fırsata çevirenler var’

Türkiye’de yaşayan milyonlarca insanın bu süreçte alım gücünün düştüğü belirtilen açıklamada, “Fakirleştik. Türkiye artık dengeleri bozulmuş, halkı yoksullaşmış, riski artmış ve geleceğini göremeyen bir ülke” denildi.

Bu süreçleri fırsata çevirip krizden daha zengin olarak çıkanların da olduğu belirtilen açıklamada “Bağımsızlığını ve güvenilirliğini tamamen kaybetmiş Merkez Bankası’na giden talimatları önceden ‘tahmin edenler’, döviz ile Hazine garantili işler yaparak doğayı talan edenler, halka yerli ve milli masalları anlatırken paralarını dövize çevirenler bu süreçlerin sonunda hepimizin aksine daha zenginler. Ekonomi böyle yönetilmeye devam ettiği sürece daha da zenginleşerek gelir adaletsizliğini körüklemeye devam edecekler” ifadeleri yer aldı.

‘Hemen erken seçim’

“Recep Tayyip Erdoğan’ın yazdığı “ekonominin kitabı”nın sonuç bölümüne geldik” ifadelerinin kullanıldığı açıklama şu sözlerle sona erdi:

“Ekonomi uçuruma yuvarlandı ve kitap bitti. İnatla yönetilen ekonomide hiçbir veri olumluya gitmiyor. Döviz yükseliyor, enflasyon yükseliyor, işsizlik yükseliyor, fakirlik yükseliyor, gelir adaletsizliği yükseliyor. Artık kitap bitti ve son sözü söylemek için adres belli: Sandık. Gerçeklerle bağını yitirmiş olan Recep Tayyip Erdoğan yönetimi, Türkiye’ye daha da fazla zarar vermesin diye Yeşiller Partisi olarak hemen ‘erken seçim’ diyoruz.”

Ankara’da bir yıl boyunca türcülük konuşulacak

Felsefe Kültür Sanat Derneği‘nin (FKSD), Özel Varlık Anadolu Lisesi ve Çankaya Kent Konseyi işbirliğiyle düzenlenen Çankaya Felsefe Söyleşileri‘nin üçüncü bölümünde bu yıl 21. Yüzyılın Uygarlık Gündemi: Türcülük teması ele alınacak.

Türcülüğün Argüman Dilenciliği başlıklı ilk oturum bu Pazar saat 14.00’de gerçekleşecek.

‘Türkiye gündeminde hak ettiği yeri bir türlü bulamadı’

Felsefe Kültür Sanat Derneği, 2016 yılından beri düzenlediği Çankaya Felsefe Söyleşileri, koronavirüs salgını nedeniyle bir süreliğine ara vermek zorunda kalmıştı. Aranın ardından Türkiye gündeminde hak ettiği yeri bulamayan türcülük ve veganizme odaklanılacak.

FKSD Yönetim Kurulu Üyesi H. Bilge Coşkun-Apaydın, söyleşi dizisi hakkında şu açıklamalarda bulundu:

Günümüz düşünce dünyası, felsefeden başlayan yolculuklar yerine felsefeye doğru yol almaya çalışan yolculuklar içinde düşünmenin sürekli olarak tıkandığı çıkmaz sokaklarla kuşatılmaktadır. Bu durum çağdaş yaşamlarımızın hemen her alanını ivedilikle işgal eden özgürlük, yasa, hukuk, demokrasi, cinsiyet, bilgi, bilim, teknoloji, türcülük vb gibi kavramların çoklukla eksik, temelsiz ve hatta yanlış bir gramerin içine yerleşmesine sebebiyet vermekte ve bu şekilde bu kavramların içerimlerinin pek çok kısmı ısrarla ve hatta kararlılıkla ıskalanmaktadır.

FKSD olarak bu noktada nihayetinde bizzat felsefenin konusu olan bu kavramları, bizzat bu kavramlarla meşgul olanlara sorarak yürüttüğümüz Çankaya Felsefe Söyleşilerinde her sezon ana bir temaya odaklanıyor ve başka düzenli olarak sürdürdüğü Çankaya Felsefe Söyleşileri, pandemi koşulları nedeniyle verilen zorunlu ara sonrasında Türkiye gündeminde hak ettiği yeri bir türlü alamayan bir konuya odaklanıyor ve başka bir yerden değil bizzat felsefeden başlayarak yol almaya çabalıyoruz.”

‘Veganizmle ilgili soruları olan herkesi davet ediyoruz’

Apaydın, Çankaya Felsefe Söyleşilerinin ilk iki bölümünde Felsefenin Yaşamı & Yaşamın Felsefesi ve Felsefenin Bir Ürünü Olarak Eğitim temalarına odaklandıklarını kaydetti.

Dizinin üçüncü bölümünde tümüyle vegan ve vejetaryenlerden oluşan yönetim kurulunun önerisiyle veganizm ve türcülük konusuna eğilmeye karar verdiklerini ifade eden Apaydın, ilk oturumda hayvan özgürlüğü aktivisti, gazeteci ve yazar Zülâl Kalkandelen ve vegan aktivist-Vegan Gazete yazarı Funda Uğraş’la birlikte olacaklarını söyledi.

İlerleyen oturumlarda da Türkiye’de veganizm ve hayvan hakları üzerine bilgi, birikim ve duyarlılıklarıyla çaba sarf eden isimlerle yan yana olmaya devam edeceklerini ifade eden Apaydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

Felsefi iletişimin modaliteleri herhangi bir konudaki tartışmanın düzenlenmesi açısından büyük önem taşır. Bir tartışma ise, bireysel çalışmalarda öne sürülen düşünce ve fikirlerin birbirleriyle karşılaşmasını sağlayarak, kolektif bir kompozisyonun oluşturulmasına katkı sunar. Bu noktada felsefe söyleşileri yalnızca bir arada yaşama kültürünün tesisine katkı sunmakla kalmayıp, aynı zamanda felsefi duyarlılıkların toplumsallaşması noktasında da büyük bir rol üstlenir.

Düşüncelerimizi ve düşünme biçimlerimizi genişletmek, fikirlerimizi sorgulamak ve değiştirmek için bu yıl türcülük, hayvan hakları ve veganizmle ilgili soruları olan herkesi söyleşi dizimize katılmaya davet ediyoruz.”

21 Kasım Pazar günü saat 14.00’de Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi, Sabahattin Ali Konferans Salonu‘nda gerçekleştirilecek etkinlik ücretsiz ve herkesin katılımına açık.

Şenyaşar ailesinin adalet mücadelesini haberleştiren Emrullah Acar gözaltına alındı

Urfa’nın Suruç ilçesinde Şenyaşar ailesine gerçekleşen saldırı sonucunda başlayan adalet mücadelesini haberleştiren Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Emrullah Acar, sabah saatlerinde evine yapılan baskın sonucu gözaltına alındı.

Malatya Cumhuriyet Savcılığı tarafından “örgüt üyeliği” iddiasıyla yürütülen bir soruşturma kapsamında Mezopotamya Ajansı Emrullah Acar’ın Urfa’daki evine sabah saatlerinde baskın düzenlendi.

Gazetecilik ekipmanlarına el konuldu

Evde yapılan aramanın ardından gazeteci Acar, gözaltına alındı. Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; ev baskınında gazeteci Acar’ın bilgisayar ve fotoğraf makinası kartına el konuldu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre Gazeteci Acar’ın Urfa Emniyet Müdürlüğü’nden Malatya’ya götürülmesi bekleniyor.

Neler yaşandı?

Urfa’nın Suruç ilçesinde 2018 Genel Seçimleri öncesi 14 Haziran’da AKP’li vekil İbrahim Halil Yıldız’ın esnaf ziyareti sırasında korumaları ve yakınlarının Şenyaşar ailesine ait işyerinde başlayan ve Suruç Devlet Hastanesi’ne uzanan saldırılar gerçekleşti.

Saldırılar sonucunda, Hacı Esvet Şenyaşar (67), oğulları Adil (36) ve Celal Şenyaşar (41) ile vekilin ağabeyi Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirdi. Olayda Mehmet, Ferit ve Fadıl Şenyaşar‘ın da aralarında bulunduğu sekiz kişi de yaralandı.

Saldırı sırasında yaralanan Fadıl Şenyaşar ve kardeşleri, tedavileri devam ederken gözaltına alındı. Gözaltına alınan Fadıl Şenyaşar, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Olaydan 15 ay sonra 18 Eylül 2019’da AKP’li vekilin ağabeyi Enver Yıldız, 50 kişilik koruma ordusuyla geldiği Urfa Adliyesi’nde teslim olduktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderildi ancak daha sonra serbest bırakıldı.

Adalet nöbeti başladı

Olaydan 18 ay sonra ise Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sadece işyerinde yaşanan olaya ilişkin iddianame hazırlandı. İddianamede, Şenyaşar ailesine dönük asıl saldırının yaşandığı hastane boyutuna yer verilmedi. Çocuklarına yönelik saldırı haberinden sonra gittiği Suruç Devlet Hastanesi’nde linç edilerek öldürülen Hacı Esvet Şenyaşar’a ilişkin yargılama ise henüz başlamış değil.

Urfa Adliyesi önünde Adalet Nöbeti’ne başlayan Emine ve Ferit Şenyaşar birçok kez gözaltına alındı.

Fransa, sirklerde vahşi hayvan kullanımını yasakladı

Fransız parlamentosu, sirklerde vahşi hayvanların kullanılmasını yasaklayan yasayı onayladı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron‘un imzasıyla yürürlüğe girecek olan yasa, aslan, kaplan, ayı gibi vahşi hayvanların sirklerde şov amaçlı kullanımını yasaklıyor. Yasak, iki yıl içinde yürürlüğe girecek.

Özel partilerde kullanım yasaklandı

Vahşi hayvanların televizyon şovları, gece kulüpleri ya da özel partilerde gösteri amaçlı kullanılması da yasak kapsamına alındı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre söz konusu hayvanların sahiplenilmesi de yedi yıl içinde yürürlüğe girmek üzere yasaklandı.

Yeni yasa uyarınca yunus ve balinalar da şov amaçlı kullanılamayacak ve kürk çiftlikleri kapatılacak. Bu yasak da beş yıl içinde yürürlüğe girecek.

Ayrıca yasa kapsamında hayvanlara kötü muamelede öngörülen ceza üst sınırı da 5 yıl hapis ve 75 milyon euro para cezasına yükseltildi. Evcil hayvan satışı yapılan pet shoplara da kısıtlamalar getirildi.

Fotoğraf: Shutterstock

Brigitte Bardot destekliyor

Macron liderliğindeki İlerleyen Cumhuriyet (LREM) partisi yasamayı “hayvan hakları mücadelesinde tarihi bir adım” olarak niteledi. Fransa’nın önemli hayvan hakları savunucularından dünyaca ünlü aktris Brigitte Bardot’un vakfı da yasanın “Fransa’da hayvan hakları davasında büyük bir ilerleme” olduğu açıklamasını yaptı.

Parlamentoda 2020 yılından bu yana tartışılan yasa tasarısında birçok tartışmalı husus ise taslaktan çıkartıldı. Yasa tasarısını hazırlayanlardan LREM Partisi milletvekili Loic Dembreval “Kaçınılmaz olarak bir gün gelecek avlanma, boğa güreşi ya da hayvan yetiştiriciliği pratikleri gibi hassas konuları da tartışacağız” dedi. Avlanma ve boğa güreşi Fransa’nın kırsal bölgelerinde uzun zamandır mevcut kültürel etkinlikler arasında yer alıyor ve büyük bir destekçi kitlesine sahip.

Sirk sahipleri protestoya hazırlanıyor

Sirk işletmecilerinin karşı çıktığı yasayı hayvan hakları savunucuları hafif buluyor. Çevreciler, endüstriyel hayvan çiftliklerindeki hayvanların koşullarının iyileştirilmesi için önlemler alınması çağrısı yaparak Fransa’nın tarım modelini değiştirmesini savunuyor.

Fransa’daki yaklaşık 120 sirk sahibi yasayı protesto edeceklerini açıkladı. Sirk Hayvanları Çalıştırıcıları Birliği Başkanı William Kerwich, Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada “Bu keyfi bir yasa çünkü bizim sirklerimizde kötü muameleye maruz kalan hayvan yok” dedi.

Anketlere göre Fransa halkının büyük çoğunluğu yasayı destekliyor ve birçok kent ve kasabada hayvanların çalıştırıldığı gezici sirkler yasaklanmış durumda. Avrupa’da şimdiye kadar 20’den fazla ülke hayvanların eğlence amaçlı kullanımını ya yasakladı ya da buna katı düzenlemeler getirdi.

Kuş sesleri görsele dönüşüyor

William Shaw isimli sanatçı “Synaesthetic Sanctuary” isimli projesinde, kuş seslerini insanın işitsel ve görsel öğeler arasında kurduğu bağları analiz ederek görsele döktü.

Synaesthetic Sanctuary, Yeni Zelanda’da yaşayan kuşların seslerini, büyüleyici bir görsel-işitsel sanat eseri serisine dönüştüren bir lisansüstü araştırma projesi.

Mevcut yöntemler karmaşık sesleri yansıtmıyor

Bigumigu’nin aktardığına göre HOUDINI programını kullanan Shaw, bu projeyle “sesi estetik açıdan çekici bir şekilde görselleştirmek için yeni stratejiler” keşfediyor.

Ses verilerini görselleştirmeye yönelik geleneksel ve mevcut yöntemlerin, karmaşık sesin özelliklerini tam olarak ifade etmediğine inanıyor. Bunun yerine ses sinyalinin ses seviyesi ve uzunluk gibi farklı unsurlarını yakalayan tekniklere odaklanıyor.

Karmaşık sesleri analiz ediyor

Synaesthetic Sanctuary, yerel kuş şarkılarındaki benzersiz varyasyonları karşılaştırmak için sesin ham halini ve bu halin karmaşıklığını analiz etmeye çalışıyor. Başka bir deyişle sistem; ses verilerini, görsel-işitsel görüntülerden ve animasyonlardan oluşan erişilebilir bir tasarım aracına dönüştürüyor.

Wellington Victoria Üniversitesi’nde tasarım inovasyonu bölümünden mezun olan William Shaw’ın görsel-işitsel projesi, büyük ölçüde insanın sezgisel ses algısından ilham alıyor.

Shaw çalışmasını “Bu araştırma, insanların işitsel ve görsel öğeler arasında kurduğu doğal fonestetik bağlantılardan yararlanmayı amaçlıyor” sözleriyle anlatıyor.

Bu anlayış, tasarım sürecinin çeşitli aşamalarında görsel-işitsel haritalama kararlarının şekillenmesine yardımcı olmuş. Dahası, Shaw’ın yapıtlarının estetik nitelikleri; renk, doku ve biçim aracılığıyla yerli kuşların fiziksel görünümüne atıfta bulunuyor.

 

Yunanistan, koronavirüs aşısı olmayanlara yönelik yeni kısıtlamalar getiriyor

Yunanistan, tekrar tırmanan koronavirüs vakalarındaki artışı durdurmak için aşı olmayanlara yönelik kısıtlamalarını artırdı.

Ülkede aşı olmayanlar pazartesi gününden itibaren, restoranlar, sinemalar, müzeler ve spor salonlarına giremeyecek.

Miçotakis’ten aşı çağrısı

Alınan kararı açıklayan Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, “Aşı olun, aşı olun, aşı olun” dedi.

Koronavirüs aşısı olmayanların, negatif test sonucu gösterseler bile restoranlar, sinemalar, müzeler ve spor salonları dahil tüm kapalı alanlara girmeleri yasak olacak.

Miçotakis, “Bu aşısızların pandemisi” dedi ve “Yunanistan, diğer Avrupa ülkelerinin aşılanma oranına sahip olmadığı için yaşadığı gereksiz can kayıplarının yasını tutuyor” diye de ekledi.

Can Candan bu kez de davetli olduğu ders için gittiği Boğaziçi’ne alınmadı

Boğaziçi Üniversitesi‘nin yeni kayyım rektörü Naci İnci‘nin henüz rektör vekiliyken derslerini kaldırdığı daha sonra da güvenlik görevlilerine verdiği talimat ile kampüse girişini yasakladığı akademisyen Can Candan, bu kez de bir derste konuşmacı olarak davetli olmasına rağmen okula alınmadı.

Can Candan, Sosyoloji bölümü Doğu Avrupa Semineri dersine dersin hocası Dr. Öğretim Üyesi Saygun Gökarıksel tarafından 18 Kasım tarihinde belgeseli “Duvarlar-Mauern-Walls” (2000)’u tartışmak için davet edilmişti. Candan’ın girişi “atanmış yönetim tarafından yasaklandığı gerekçesi ile” engellendi.

Tutanak tutuldu

bianet’in aktardığı habere göre Candan’ı davet eden dersin hocası Dr. Öğr. Üyesi Saygun Gökarıksel, dersinin bu nedenle aksadığını ve öğrencilerinin eğitim haklarının bir kez daha ihlal edildiğini ifade ederek tutanak tuttu.

Candan’ın kampüse alınmamasının ardından açıklama yapan Gökarıksel, “Bu dönem verdiğim Doğu Avrupa dersinde Candan’ın Berlin Duvarı’nı, insanları ayrıştıran diğer tüm duvarları anlatan belgeselini göstermek, deneyimlerini ve filmini öğrencilerimle birlikte tartışmasını istedim” dedi.

Fakat Güney Kampüs girişinde bir anda çevrelerini bir alay sivil polisin sardığını anlatan Gökarıksel, “Polisler tutanak tutmamızı, güvenlik görevlileriyle konuşmamızı seyrettiler. Bugün bize kapıda ‘Yukarıdan, üniversite yönetiminden talimat var’ dışında bir gerekçe ya da herhangi yazılı bir belge gösterilmedi. Tutanağımızı tuttuk ve sonrasında meslektaşım Can Candan’ın çevrimiçi katılımı ile dersimizi yaptık. Öğrencilerim ve benim için son derece verimli geçen bir ders oldu” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: Sabiha Çimen/Magnum Photos

Dava sürüyor

Candan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne girişi ilk kez 11 Ekim günü atanmış yönetiminin sözlü talimatı ile engellemişti. Meslektaşları Boğaziçi Üniversitesi’ne 14 yıl eden hizmet eden Candan’ın kampüse alınmamasının kabul edilmez olduğunu söyleyerek nöbetlerini o gün Candan ile birlikte Kale Kapı’da tutmuşlardı.

Candan’ın 27 Ekim günü Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü’nün (BÜSK) düzenlendiği söyleşi programı da etkinlikten bir gün önce herhangi bir gerekçe gösterilmeden atanmış yönetim tarafından iptal edilmiş, BÜSK etkinliklerinin iptal edilmesini sansür olarak niteleyen bir açıklama yapmıştı.

Candan’ın ağustos ayında işe iadesi için açtığı yürütmenin durdurulması talebini de içeren idari dava görülmeye devam ediyor.

Amazon ormanları son 15 yılın en yüksek ormansızlaştırmasıyla karşı karşıya

Brezilya Uzay Araştırma Ajansı‘nın (Inpe) raporuna göre, Brezilya’da Amazon yağmur ormanları son 15 yılın en yüksek ormansızlaştırmasıyla karşı karşıya.

Açıklanan raporda 2020-2021 yıllarında Amazon’da yaklaşık 13 bin 235 kilometrekarelik ormanlık alanın yok olduğu ve bu rakamın 2006’dan beri kaydedilen en yüksek kayıp olduğu belirtildi.

Bolsonaro döneminde arttı

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, Brezilya Çevre Bakanı Joaquim Leite açıklanan rakamların karşı karşıya oldukları zorluğu gösterdiklerini ifade etti.

Leite, verilerin son birkaç ayı kapsamadığına dikkat çekerken, “Bu suçlara karşı daha etkin olmalıyız” diye de ekledi.

Brezilya Amazon’undaki ormansızlaşma, Devlet Başkanı Jair Bolsonaro‘nun döneminde arttığı biliniyor. Bolsonaro, ormanlarda tarım ve madenciliği teşvik eden isimlerden biri.

Brezilya, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı‘nda (COP26) orman tahribatını durdurmayı taahhüt eden anlaşmayı imzalamıştı.

60 barodan çevre aktivisti Deniz Gümüşel’e destek açıklaması

Muğla‘nın Milas ilçesinde düzenlenen Zeytin Şenliği’nin sponsorluğunu yapan termik santral şirketini protesto ettiği için gözaltına alınan İkizköy Çevre Komitesi‘nden Deniz Gümüşel‘e 60 barodan destek açıklaması geldi.

Barolar tarafından yapılan açıklamada “Çevreci yurttaşımız hakkında dava açılması durumunda yanında olacağımızı, kamuoyuna duyururuz” denildi.

Neler yaşandı?

14 Kasım günü Milas‘ta gerçekleşen etkinliğin sponsorluğunu YK Enerji‘nin üstlenmesini protesto eden Gümüşel, şirketin kömür madenlerini genişletmek için kestiği ve keseceği zeytin ağaçlarını hatırlatmıştı.

Polisler tarafından sürüklenerek sonradan yöneltilen “halkı kin ve düşmanlığa sek etmek” suçlamasıyla gözaltına alınan Gümüşel, bir gece nezarethanede bekletildikten sonra serbest bırakılmıştı.

‘Dava açarsa yanındayız’

60 baronun imzaladığı metinde “‘İnsanlar insanca yaşasın, yeryüzü bütün canlılara ve sağlıkla yuva olabilsin’ diye mücadele eden bir yurttaşın, Anayasal hakkı gereği şiddete başvurmadan protesto hakkını kullandığı için gözaltına alınması, adli işlem yapılması yönünde karar alan kamu yöneticileri ve kolluk güçleri, bilerek ya da bilmeyerek kimi şirketlerin çıkarlarına hizmet ettiklerinin, doğa ve insan yaşamında telafisi güç zararlar yarattıklarının farkına varmalıdırlar” denildi.

Asıl olanın protesto hakkını kullananlara değil, haksız soruşturmalar açanlar hakkında soruşturma açılması olduğu belirtilen açıklamada “Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı imzaladığı, COP26 zirvesi sonrasında Türkiye’nin de içinde olduğu ülkeler tarafından kömürden çıkış stratejisinin; Ormanların küresel düzeyde korunmasına karar verildiği, bu konuda adımların atıldığı şu günlerde, zeytinliklerini ve ormanlarını tehdit eden kömür politikalarını eleştiren tutumun gözaltı ile sonuçlandırılması, gelmekte olan tehlikeyi gözler önüne sermiştir” ifadeleri yer aldı.

Açıklama, “Çevre Mühendisi Deniz Gümüşel’in serbest bırakılmış olması, hukuksuzluğun giderildiği anlamı taşımamaktadır. Çevreci yurttaşımız hakkında dava açılması durumunda aşağıda imzası bulunan barolar olarak yanında olacağımızı, kamuoyuna duyururuz” ifadeleriyle son buldu.

İmzacı barolar

Adana Barosu Başkanlığı, Adıyaman Barosu Başkanlığı, Afyonkarahisar Barosu Başkanlığı, Ağrı Barosu Başkanlığı, Aksaray Barosu Başkanlığı, Ankara Barosu Başkanlığı, Antalya Barosu Başkanlığı, Ardahan Barosu Başkanlığı, Artvin Barosu Başkanlığı, Aydın Barosu Başkanlığı, Balıkesir Barosu Başkanlığı, Batman Barosu Başkanlığı, Bayburt Barosu Başkanlığı, Bingöl Barosu Başkanlığı, Bitlis Barosu Başkanlığı, Bolu Barosu Başkanlığı, Burdur Barosu Başkanlığı, Bursa Barosu Başkanlığı, Çanakkale Barosu Başkanlığı, Çankırı Barosu Başkanlığı, Çorum Barosu Başkanlığı, Denizli Barosu Başkanlığı, Diyarbakır Barosu Başkanlığı, Düzce Barosu Başkanlığı, Edirne Barosu Başkanlığı, Eskişehir Barosu Başkanlığı, Gaziantep Barosu Başkanlığı, Giresun Barosu Başkanlığı, Hakkari Barosu Başkanlığı, Isparta Barosu Başkanlığı, İstanbul Barosu Başkanlığı, İzmir Barosu Başkanlığı, Kahramanmaraş Barosu Başkanlığı •Kars Barosu Başkanlığı, Kastamonu Barosu Başkanlığı, Kırıkkale Barosu Başkanlığı, Kırklareli Barosu Başkanlığı, Kocaeli Barosu Başkanlığı, Konya Barosu Başkanlığı, Mardin Barosu Başkanlığı, Mersin Barosu Başkanlığı, Muğla Barosu Başkanlığı, Muş Barosu Başkanlığı, Ordu Barosu Başkanlığı, Sakarya Barosu Başkanlığı, Samsun Barosu Başkanlığı, Siirt Barosu Başkanlığı, Sivas Barosu Başkanlığı, Şanlıurfa Barosu Başkanlığı, Şırnak Barosu Başkanlığı, Tekirdağ Barosu Başkanlığı, Tokat Barosu Başkanlığı, Trabzon Barosu Başkanlığı, Tunceli Barosu Başkanlığı, Van Barosu Başkanlığı, Yalova Barosu Başkanlığı, Yozgat Barosu Başkanlığı, Zonguldak Barosu Başkanlığı.