Ana Sayfa Blog Sayfa 1115

Bartın’da köpeğe tecavüz davasının ilk duruşması görüldü: En üst sınırdan ceza verilmeli

Bartın‘da tarlada bir köpeğe cinsel istismarda bulunan M.D.’nin yargılandığı davanın ilk duruşması dün Bartın 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada dosya tanığı iki kişinin bir sonraki celse dinlenilmek üzere hazır edilmesine, M.D.’nin ev hapsi bittikten sonra denetimli serbestlik kanunları çerçevesinde 15 günde bir imza atmasına karar verildi. Bir sonraki duruşma ise 23 Şubat saat 10.00’da görülecek.

‘Üzerine düşmüşüm’

Duruşmaya köpeğe bakım veren A.Y., dernek avukatları ile davaya müdahil olma talepleri kabul edilen Bartın Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği, Bartın Çevre ve Kültür ve Doğa Varlıkları Derneği, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği ile Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği temsilcileri katıldı.

Duruşmada hakiminin üzerine atılı suçu sorması üzerine M.D, “Ben bahçede çalışıyordum. Biraz uzanayım, yatayım dedim, Köpek gelmiş oraya yatmış. Ben de onun üzerine düşmüşüm” dedi.

M.D,  ayrıca “Zaten görüntüleri çekenler benim hasmımdır. Bana tuzak kurulduğu belli oluyor. Zaten Hakim Bey ben iktidarsızım. Böyle bir şey yapamam” ifadelerini de kullandı.

M.D.’nin avukatı ise failin olay tarihinde fındık bahçesinde yorulduğu için yattığını, bu sırada köpeğin üzerine düştüğünü, köpeğe herhangi bir saldırı olmadığını iddia ederek, sanığın ev hapsinin kaldırılmasını ve görüntüleri çeken kişilerin dinlenmesini talep etti.

‘En üst dereceden ceza verilmeli’

Köpeğe bakım veren A.Y. ise komşularının kendisine attıkları videodan sonra şikayetçi olduğunu kaydetti ve “Burada her şey apaçık ortadadır. Görüntüyü çekenleri sanık M.D ile husumetli olduğunu düşünmüyorum. Ben şikayetçiyim” dedi.

Duruşmada davaya müdahil olan derneklerin avukatları da Türkiye’de hayvanlara yönelik şiddetin önlenmesi için çıkartılan yasanın yürürlüğe girdikten sonra ilk olayın Bartın’da yaşandığını ve bu sebeple de davadan çıkacak kararın emsal bir karar olacağını belirtti. Avukatlar, faile en üst dereceden ceza verilmesini talep etti.

Ne olmuştu?

Temmuz ayında M.D. isimli kişi, Bartın Kayadibi Çavuş Köyü’nde bir vatandaşın sorumluluğu altındaki köpeğe tecavüz etmesi üzerine tutuklanmış ancak yedi gün sonra serbest bırakılmıştı.

M.D.’nin hayvana cinsel saldırıda bulunduğu görüntüler bir kişi tarafından kaydedilmişti.

İran, evde evcil hayvan beslemeyi yasaklamaya hazırlanıyor

İran‘da “halkı rahatsız ettiği ve çevreyi kirlettiği” iddiasıyla evde evcil hayvan beslemek yasaklanıyor.

Hayvanseverler tarafından tepkiyle karşılanan kararın kısa sürede devreye girmesi bekleniyor.

Büyük para cezaları verilecek

Ülkede meclis tarafından “tehlikeli ve zararlı hayvanlara karşı kamu hukukunu koruma planı” adıyla timsah, yılan, kertenkele, fare, maymun, kaplumbağa, tavşan, kedi ve köpek gibi hayvanların ithalatı, nakli, alınması, satılması ve evde bakılmasını yasaklayan bir tasarı hazırlandı.

Bu yeni yasa ile evinde evcil hayvan besleyenler büyük para cezaları alacak.  Kırsal kesimler ve hayvancılık yapılan köyler gibi yerler yasak kapsamından muaf.

Hükümet evcil hayvan taşıyan barınak veya evcil hayvan dükkanı gibi yerlerin araçlarına üç ay süreyle de el koymaya hazırlanıyor. Ayrıca, ev sahiplerinin dairelerini köpek ve kedi sahiplerine kiralamalarına izin verilmeyecek.

İranlı vatandaşlar sosyal medyada yasaya tepki gösterirken, ülkenin çok daha önemli ve acil çözüme ulaşması gereken sorunları olduğunun altını çizdi.

Evlerinde hayvan olanlar hayvanlarının pis olmadığını, bakımlarının yapıldığını, sokakları kirletmediğini belirtti ve birçok hayvansever de cezalara rağmen hayvanlarından vazgeçmeyeceklerini ifade etti.

Fotoğraf: AA

Daha önce de köpek beslemek yasaklanmıştı

İran’ın başkenti Tahran‘da 2019 yılında alınan bir kararla sokaklarda ve arabalarda köpek gezdirmek de yasaklanmıştı. Yasakla halkı köpek beslemekten caydırmak amaçlanıyordu.

Tahran’ın o günlerdeki Emniyet Müdürü Hüseyin Rahimi, “Tahran Başsavcılığı’ndan izin aldık. Parklar gibi kamusal alanlarda köpek gezdirenlere karşı önlem alacağız” demişti. Rahimi, kararı “köpeklerin halk arasında korku saçması ve endişeye neden olması” iddiasıyla savunmuştu.

İran’da köpeklerin evcil hayvan olarak beslenmesi 1979 İslam Devrimi‘nden beri tartışmalı bir konu oldu.

Uzman görüşü: ABD’deki hortum, kat ettiği mesafe, süre, zamanı ve etkisi bakımından tarihi bir olay

Bu mevsimde sık rastlanmayan hortumların vurduğu ABD’de, en büyük zararı gören Kentucky‘de yaralar sarılmaya çalışılıyor. En az 80 kişinin hayatını kaybettiği felakette, binden fazla aile evsiz kaldı, binlerce konutun elektriği kesildi.  Yetkililer moloz yığınları kaldırıldıkça ölü sayısının artabileceğini söylüyor. En  az 109 kişi ise kayıp.

Newcastle Üniversitesi öğretim üyesi ve Met Office- Hadley İklim Merkezi misafir araştırmacısı Dr. Abdullah Kahraman, cuma gecesi yaşanan felaketin, yılda ortalama 1500 hortum görülen ABD için bile tarihi bir hadise olduğunu söyledi. Yeşil Gazete‘ye konuşan Kahraman şunları kaydetti:

“Bunu tarihi yapan en önemli faktör sadece hortumun şiddeti değil, daha çok hortumun kat ettiği mesafe ve süre. 1925’te üç eyaletten geçen ve 700’den fazla kişinin ölümüne yol açan hortumla karşılaştırılabilir düzeyde bir hortum. İlk verilere göre 12 saatlik sürede yaklaşık 400 km kat ettiğini, dört eyaletten geçtiğini biliyoruz. Yerden kopardığı parçaları 10 km yüksekliğe kadar savurduğunu görüyoruz. Bunlar son derece ekstrem değerler. Bu düzeyde bir hortumun aralık ayında yaşanmış olması da kayda değer, zira ABD’de güçlü hortumların önemli bir kısmı mayıs ve haziran aylarında, orta düzlüklerde görülüyor. ”

İklim değişikliği ‘mazereti’ yönetimlerin işine geliyor

Ekstrem iklim olaylarının tanım gereği nadir olaylar olduğuna ve günümüzde bu olayların tamamına ilk olarak iklim değişikliği refleksiyle bakıldığına dikkat çeken Kahraman, “Bu, paradoksal biçimde yönetimlerin de işine geliyor. Çünkü asıl konu maruziyet ve kırılganlık, yani tehlikelere hazırlıklı olmama durumu. İşin bu yönünü tartışmadan konuyu iklim değişikliğine bağlamak gerekli adımların atılmamasıyla birlikte afetlerin yinelenmesine yol açıyor” diye konuştu.

Abdullah Kahraman, iklim değişikliğinin in insanlığın önündeki en önemli tehdit olduğuna ve etkileri konusunda halen belirsiz pek çok konu olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı: 

“En büyük belirsizliğin olduğu atmosferik olaylarsa, kamuoyunca tam tersi düşünülse de hortum, dolu gibi ekstrem hadiseler. ABD’de şiddetli hortum kayıtlarında uzun vadede artış ya da azalış yönünde bir trend yok. Zayıf hortumlardaki artışsa gözlemsel gelişmelere bağlanıyor. Bu tip dar alanlı hadiseleri üreten mekanizmalar iklim modellerince halen simüle edilemiyor, ve sadece uygun çevre koşullarının seyrine göre analiz edilebiliyor. Sıcak  dalgalarının artışı, soğuk dalgaların azalması, kısa süreli şiddetli yağışlarda artış, bölgesel kuraklık gibi konulardaki konsensüs bu tip ekstremlerde halen yok. Ayrıca, farklı modellerde bu ekstremlerdeki artış ya da azalış bölgesel olarak büyük farklılıklar da gösteriyor.

Geçtiğimiz aylarda yayımlanan bir çalışma son 40 yılda ABD’deki hortumlar için uygun çevre koşullarının sonbahar kış aylarında bu son hortumun görüldüğü çevrelerde arttığını gösteriyor. Bir başka çalışma, bu yüzyılın sonlarında yine bir miktar artış öngörüyor. Ancak bu çalışmalara halen ihtiyatla yaklaşmak gerekir, zira yeni nesil iklim modelleri yaygınlaştığında bu konuda daha sağlıklı çalışmalar yapılabilecek. “

Araştırmalara göre kış fırtınaları ve hortumlar artacak

Öte yandan, “Phys” internet sitesinin aktardığın göre, Amerikan Jeofizik Birliği Konferansı’nda sonuçları paylaşılan araştırma, atmosferdeki karbondioksit oranının artmaya devam etmesi durumunda, ABD eyaletlerinde ciddi yıkım ve can kayıplarına neden olan kış fırtınaları ve hortumların bu yüzyılın sonunda dokuz kat daha güçlü hale gelebileceğini ortaya koydu.

Kentucky’nin Mayfield şehrini vuran kasırgadan önce kaleme alınan araştırma, küresel ısınmayla birlikte iklim değişikliklerinin sonuçlarının görülmeye başlandığı son dönemlerde bu aşırı doğa olaylarının sıklığına değil, yıkıcı gücüne odaklandı.

Çalışmanın yazarı Illinois Üniversitesi Atmosfer Bilimleri Başkanı Jeff Trapp, gelecekte, mevcut iklim şartlarında daha önce deneyimlenmeyen çok güçlü doğa olaylarının yaşanma potansiyeli olduğunu ifade etti.

Trapp, araştırmasında kış fırtınalarının niteliğine dair radikal değişikleri tespit ederken sıcaklık artışıyla beraber rüzgar hızı, dönüşü ve yol uzunluğunu dahil ettiği bir formül kullandığında rüzgar hızının yaklaşık yüzde 14, gücünün ise dokuz kat arttığı sonucuna ulaştı.

‘Toparlanma yıllarca sürebilir’

Kentucky eyaleti, geçen şubat güçlü bir buz fırtınası ve temmuzda da büyük bir sel felaketine uğramış, pandeminin de eklenmesiyle yaralar henüz tam olarak sarılamamıştı. ABD’deki en yüksek yoksulluk oranlarının görüldüğü eyalette, yetkililer toparlanmanın yavaş olacağını, hatta yıllarca süreceğini söylüyor. 

Kenti yarın Başkan Joe Biden da ziyaret edecek.

Ölü sayısının artmasından endişe edilen mum fabrikasından ise iyi haber geldi. Hortum yüzünden yıkılan fabrika binasının altına kalan sekiz kişinin yaşamını yitirdiği, diğerlerinin canlı kurtarıldığını ve  fabrikadaki arama-kurtarma çalışmalarını sona erdiği bildirildi. Fabrikada hortum anında 102 işçi çalışıyordu.

ABD’de jimnastik doktorunun cinsel istismarına maruz kalan kadınlara rekor tazminat

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Milli Jimnastik Takımı‘nın eski doktoru Larry Nassar‘ın cinsel istismarına maruz kalan 330’dan fazla kadın, ABD’nin jimnastik federasyonu konumundaki USA Gymnastics ile 380 milyon dolarlık tazminat için anlaşmaya vardı.

Uzlaşma, beş yıllık hukuki mücadele sonucunda geldi.

Üniversitede tacize uğrayan kadınlar da dava açmıştı

Aralarında Olimpiyat madalyası kazanmış atletlerin de bulunduğu çok sayıda kişi, dava sürecinde Nassar’ın kendilerini nasıl taciz ettiğini mahkemeye anlatmıştı.

Bir cinsel istismar davasında uzlaşılan en yüksek tazminat miktarını içeren anlaşmada yer alan bir madde gereği ABD Olimpiyat Komitesi ve USA Gymnastics, yönetim kurullarında istismar mağduru kadınlara da yer ayıracak.

USA Gymnastics’teki kadınların yanı sıra, Nassar’ın çalıştığı Michigan Devlet Üniversitesi‘nde tacize uğrayan kadınlar da üniversiteye dava açmıştı.

Üniversite, 2018 yılında davacılarla 500 milyon dolar ödenmesi konusunda uzlaşmıştı. Nassar’ın istismarına maruz kalan kadınlara ödenecek toplam para miktarı 380 milyon dolar.

Marmara’da denizanası istilası: Kirliliğin devam ettiğinin göstergesi

Marmara Denizi’nde 1990’ların başında görülmeye başlayan müsilajın (deniz salyası) etkileri, bu yıl artan kirlilik nedeniyle ‘çevre felaketi’ denilebilecek boyuta ulaştı. Müsilajın görünürlüğü mevsimsel nedenlerle azaldı, ancak kirliliğin etkileri devam ediyor.

Uzmanlar Marmara Denizi’nde son dönemde yoğun olarak görülen denizanalarının kirlilik nedeniyle daha da arttığını söylüyor. İstanbul Boğazı’nda deniz yüzeyini istila eden denizanaları, gün içerisinde lodosun esmeye başlamasıyla kıyıya doğru sürükleniyor.

Prof. İşinibilir Okyar: Bu yıl ciddi bir artış var

İstanbul’un kıyı kesimlerinde denizanalarındaki artışı değerlendiren İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar şunları söyledi: Denizanalarının aşırı artışı 5-10 yıldır rutin olarak görülmeye başladı. Bu kez ciddi bir artış oldu. Çünkü Marmara Denizi gün geçtikçe besin tuzu yönünde daha zengin ve organik kirlilik açısından daha zengin bir hale geldi. İşte bu tarz ortamlar denizanaları için uygun ortamlar” .

Geçene yıl lodos ve akıntı sistemine bağlı buzdağının görünmeyen kısmının görünmeye başladığına dikkat çeken İşinibilir Okyay,  “Şimdi de geçen sene olduğu gibi bir durum söz konusu. Bizim bu süreçle ilgili yapabileceğimiz şey Marmara Denizi’ni koruma konusunda alınan kararların ciddi şekilde uygulanması” dedi.

18. Yeşil Diyalog Toplantısı: Yeşiller koalisyon deneyimlerini birbirine aktaracak

Yedi Avrupa ülkesinde koalisyon hükümetlerinde görev yapan Yeşil Partilerin deneyimlerini birbirlerine aktaracakları 18’nci Yeşil Diyalog toplantısı bu pazar günü (19 Aralık) gerçekleştirilecek.

Avrupa Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Evelyne Huytebroeck, Avusturya Yeşiller Partisi eski yönetim kurulu üyesi ve insan hakları sözcüsü Alev Korun, Türkiye’den Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı ve siyaset bilimci Seren Selvi Korkmaz‘ın katılacağı toplantıya online olarak şu adrese kayıt olarak dahil olunabilecek.

Yedi ülkede farklı kombinasyonlarla koalisyon hükümetlerinde görev yapan Yeşil Partilerin temsilcileri, toplantıda geçmişten günümüze farklı önceliklere sahip taraflarla uzlaşmak ve mümkün olduğunca ortak paydalarda buluşarak yeşil politikaları uygulamak yolunda kazandıkları deneyimleri birbirleriyle ve izleyicilerle paylaşacak.

Toplantıda “Yeşillerin koalisyon deneyimlerinden Türkiye için dersler alınabilir mi? Önümüzdeki seçim döneminde ortaya çıkacak ittifak olasılıkları konusunda Yeşiller Partisi‘nin tutumu ne olmalıdır? sorularının ve önümüzdeki dönem için ipuçlarının yanıtları da aranacak.

 

Kuzey Kutbu’nda 38 derece ölçülen sıcaklık Dünya Meteoroloji Örgütü tarafından doğrulandı

Sibirya‘nın Verkhoyansk kentinde geçen yıl 20 Haziran tarihinde sıcaklığın 38 dereceye kadar yükseldiği Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından doğrulandı.  Ölçülen bu sıcaklık derecesi bölgenin haziran ayı ortalamasından 18 derece daha yüksek.

WMO, Sibirya’da haziran ayındaki 38 derecelik sıcaklık için “Kutuptan çok Akdeniz’e uygun” dedi.

Aşırı sıcaklıklar, yangınların yayılmasına neden oldu

Geçen yıl Sibirya’daki aşırı sıcaklar, bölgedeki orman yangınlarının yayılmasında ve salınan karbon oranının rekor düzeye çıkmasında etkili olmuştu.

WMO’ya göre, Sibirya’daki yüksek sıcaklık, denizlerdeki buz oranında büyük düşüşe yol açtı ve 2020 yılının kayda geçen en sıcak üç yıldan biri olmasında rol oynadı.

Aşırı hava olaylarına eklendi

WMO’nun ilk kez aşırı hava koşullarına dair yaptığı açıklamalara, kutup bölgesini de eklemesi dikkatleri çekti.

WMO Genel Sekreteri Petteri Taalasa, kuruluşun aşırı hava koşullarına ilişkin arşivine kutup dairesinde görülen bu sıcaklığın da eklendiğini söyledi. Arşivde bundan böyle kutup bölgesi için ayrı bir kategori olacak.

Kuzey Kutup Dairesi, WMO’nun verilerine göre, küresel ortalamadan en az iki kat daha fazla ısınıyor.

Erdoğan’ın kurmayı Prof. Özgenç: ‘Ağır ekonomik bunalım’ sebebiyle OHAL ilanına hazırlıklı olmalıyız

AKP hükümetleri döneminde pek çok yasanın yazılmasına öncülük eden ve  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a yakınlığıyla bilinen ceza hukukçusu Prof. Dr. İzzet Özgenç, “Kaçınılmaz görünen AĞIR EKONOMİK BUNALIM sebebiyle OLAĞANÜSTÜ HÂL ilânına toplum olarak hazırlıklı olmamız gerekir” dedi.

Özgenç, Twitter hesabından paylaştığı mesajında, Türk Lirası’ndaki değer kaybı nedeniyle Anayasa’ya dayanarak olağanüstü hal ilan edilebileceğini, toplumun buna hazırlıklı olması gerektiğini söyledi. Gönenç paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

Özgenç, “ağır ekonomik bunalım” sebebiyle alınabilecek olağanüstü hal tedbirlerini de paylaştı:

Tepkiler üzerine yine sosyal medya hesabı üzerinden bir paylaşım daha yapan Özgenç, açıklamalarının ülkedeki ekonomik gidişatla ilgili duyduğu endişelerinin ifadesi olduğunu yazdı:

“Ağır ekonomik bunalım sebebiyle olağanüstü hâl ilanına ilişkin açıklamalarım, herhangi bir kişi veya kurumla irtibatlı olarak ya da yönlendirme üzerine yapılmamıştır. Bu açıklamalar, sadece ülkemizdeki ekonomik gidişatla ilgili olarak duyduğum endişelerin ifadesinden ibarettir”

Ayvalık’ta çöken atık depolama alanı için çevre örgütlerinden çağrı: Maden derhal kapatılsın

Balıkesir, Ayvalık’a bağlı Karaayıt Köyü yakınlarındaki Bilfer Madencilik tarafından işletilen demir cevheri zenginleştirme tesisinin çöken atık dağından, Madra Barajı’nı besleyen derelere halen zehirli atık yayıldığını açıklayan ekoloji örgütleri, madenin derhal kapatılmasını ve derenin hızla temizlenmesini istedi.

Konuyla ilgili bir  basın açıklaması yapan  Ayvalık Tabiat Platformu, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Burhaniye Çevre Platformu, Artur Çevre Platformu, Gömeç Çevre Platformu, Dikili Çevre Platformu, Bergama Çevre Platformu, Balıkesir Çevre Platformu ve Havran Çevre Platformu, bölgedeki yerleşim alanlarının içme sularının tehlikede olduğuna dikkat çekti.

Ayvalık Ekoloji Birliği de sabah saatlerinde bir açıklama yaparak baraj, dere ve civar sularda ağır metal ve kirlilik tahlilleri yapılarak sonuçların kamuoyu ile paylaşılması istemişti. 

‘Baraja sıfır maden olmaz’

Maden atıklarının karıştığı derenin bölgenin sulama suyunu sağlayan Madra Barajı’nı beslediğini dile getiren ekoloji örgütleri, Madra Barajına, barajı besleyen derelere ve köye bu kadar yakın olan projenin ne kadar ciddi bir risk teşkil ettiğinin son kazadan sonra iyice açığa çıktığını belirtti.

Örgütler, işletme ruhsatının iptal edilmesi ve acilen kapatılmasını, atıkların çöktüğü derenin temizlenmesini, Madra Barajı, dere ve civar sularda ağır metal ve kirlilik tahlilleri yapılarak sonuçların kamuoyu ile paylaşılmasını istedi.

Dinler: Pasalar vahşi depolama yöntemiyle yığılıyordu

Ayvalık Tabiat Platformu Sözcüsü Nebahat Dinler ise tesisin 2010 yılından bu yana yöre halkını mağdur ettiğini söyledi. Yığılan pasaların vahşi depolama yöntemi denilebilecek şekilde yığıldığını ve hiçbir denetim olmadığını söyleyen kaydeden Dinler, her yağmurda süzülen suların, Madra Barajı’nı bekleyen dereye aktığını belirtti.

Bilfer’in Madra Barajı’nın dibinde 1950’lerden gelen ruhsatı ile maden ocağı faaliyeti sürdürdüğünü ve buradan çıkan cevheri zenginleştirme tesisinde işlediğini anlatan Dinler, ÇED yönetmeliğine göre baraj dibinde bir ocak faaliyetinin mümkün olmadığını ancak şirketin bunu müktesap hak olarak ifade ettiğini kaydetti.

Balıkesir Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği il Müdürlüğü ile şirket temsilcileri ise beton bariyerlerin devrilmesi sonucu ortaya bir boşluk çıktığını ancak bu boşluktan dereye herhangi bir atık deşarjı dökülmesi olmadığını iddia etti.

Adım adım gelen felaket

Bilfer Madencilik şirketi, 2008 yılındaki “ÇED olumlu” belgesini aldıktan sonra Karaayıt Köyü’nün meraları üzerinde faaliyete başlamıştı. Balıkesir Barosu, köylülerin başvurusu sonrası aynı yıl Çevre ve Orman bakanlıkları aleyhine ÇED raporunun iptali istemiyle Balıkesir İdare Mahkemesinde dava açtı.

Köylülerin madene karşı mücadele sürecini Evrensel’den Özer Akdemir özetledi:

  • Temmuz 2009 tarihinde Balıkesir İdare Mahkemesince “ÇED olumlu” kararı iptal edildi. Şirket bunun üzerine yeni bir ÇED süreci başlattı. Bu arada köylüler, yakın çevredeki ekoloji örgütleri ile madene karşı birçok eylem ve etkinlik gerçekleştirerek yeni ÇED sürecine tepki gösterdi.
  • Karaayıt Köyü’nde 13 Kasım 2009 tarihinde yapılan ÇED toplantısına geniş katılım sağlanırken köylüler itirazların yaptı ve madenin istemediklerine dair imzaları yetkililere verdi.

  • Mart 2010 tarihinde Balıkesir Mahalli Çevre Kurulu, Karaayıt Köyü içinde kurulacak Bilfer Madencilik Demir İşleme tesisleri pasa döküm alanının uygun olduğu yönünde olumlu karar verdi. Köy için çevresel açıdan sorun oluşturmayacağı söylenen kararın gerekçesinde, tesis ile en yakın yerleşim birimi olan Karaayıt Köyü arasında 300 metre mesafe olduğu halde arada bir tepe bulunması ve tesis sahasından bakıldığında köy merkezinin görülmediği, ancak köyün en uç noktasında bulunan 4-5 evin görüldüğü belirtildi! Böylece 125 dönümlük mera alanı köylünün elinden alınmış oldu.
  • Bilfer, 2013 yılında köy merasından 10 dönüm daha talep etti. İl Mera Komisyonu bu kez Karaayıt’taki 9 buçuk dönümlük arazinin mera vasfını kaldırılarak 20 yıl süre ve 5 bin lira bedelle maden şirketinin kullanımına verdi. Köy ihtiyar heyeti kararı imzalamadı ancak 2014 seçiminden sonra muhtar değişince bu 10 dönüm de maden şirketine verildi.
  • 2014 yılında köy suyunun arsenikli olduğuna dair rapor basında yer aldı. Karaayıt suyundaki arsenik oranı %17,4 iken çevresindeki köylerden Beşiktepe’de %59,15, Yeniköy’de %29, Bulutçeşme’de %14,4 olarak tespit edildi. Türközü Mahallesi’ndeki bir su kuyusu, çok yüksek oranda arsenik içerdiği için kapatıldı.
  • 31 ocak 2021 tarihinde madenin atık depolama alanında meydana gelen göçmede tonlarca atık dereye ve Madra Barajına karıştı.

 

Pfizer ürettiği Covid ilacının yüzde 89 oranında etkili olduğunu açıkladı

Pfizer ilaç  firması, koronavirüse karşı geliştirdiği anti viral hapın yüzde 89 oranında etkili olduğunu açıkladı. Açıklamada, son elde edilen laboratuvar verilerinin, ilacın Omicron varyantına karşı etkinliğini koruduğunu da gösterdiği belirtildi.

Şirket,  geçen ay hap olarak üretilen ilacın 1200 kişi üzerinde yapılan deneylerinde hastaneye yatma ve ölümlerin engellenmesinde yüzde 89 koruma görüldüğünü duyurmuştu. İlacın nihai testlerinin sonuçlarına dair bugün yapılan açıklama, 1000 kişinin daha üzerinde yapılan testleri içeriyor.

Buna göre, Pfizer’in ilacını alan kimse hayatını kaybetmedi, plasebo grubunda ise 12 ölüm görüldü. İkinci bir klinik deneyin ön sonuçlarına göre de, ilacı kullanan kişiler arasında hastaneye yatma oranı yüzde 70 oranında azaldı.

Omicron varyantına karşı da etkili olabilir

Pfizer’in ilacı, daha eski bir anti viral olan Ritonavir ile birlikte, Covid semptomlarının görülmesinden kısa süre sonra beş gün boyunca 12 saatte bir alınıyor. İlaç, kullanım onayı verilmesi halinde Paxlovid adıyla satılacak.

Pfizer yetkilisi Mikael Dolsten, bugün açıklanan veriler için şu değerlendirmeyi yaptı:  “Harika bir sonuç. Devasa sayıda hayatın kurtarılmasından ve hastaneye yatışın önlenmesinden söz ediyoruz. Ve elbette, eğer ilaç enfeksiyondan sonra hızla devreye sokulursa, bulaşmayı da ciddi ölçüde engellememiz mümkün.”  Dolsten, son laboratuvar testlerinde ilacın Omicron varyantında da ‘diğer endişe verici varyantlar kadar iyi işlediğinin görüldüğünü’ söyledi.

Pfizer yetkilisi, ilacın ABD‘de kısa süre içinde yüksek risk altındaki kişiler için onay almasını beklediklerini, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık ile de görüşme halinde olduklarını da aktardı. Buna göre şirket, ilaçtan bu yıl içinde 180 bin doz, gelecek sene de en az 80 milyon doz üretmeyi planlıyor.