Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Maryland eyaletindeki Ocean City’de yaşayan bir grup kadın, üstsüz güneşlenme yasağının kaldırılması taleplerini ABD Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.
Beş kadını temsil eden avukatlar tarafından sunulan dilekçede, yasağın kadınlara karşı ayrımcılık olduğu ifade edilirken, daha önce alt mahkeme ve temyiz mahkemelerinin verdiği kararların gözden geçirilmesi de talep edildi.
‘Eşit koruma kavramı ihlal edildi’
Diken‘de yer alan habere göre, 2017’de kentte üstsüz güneşlenmenin yasaklanması üzerine bir yıl sonra beş kadın kent yönetimine dava açmış ve yasağın iptalini istemişti.
Yerel yönetimin anayasadaki “eşit koruma” kavramını ihlal ettiği savunulurken, 2020 nisan ayında ise mahkeme, yerel yönetimin uygulamasının yasal olduğuna ve anayasaya aykırı olmadığına karar verdi.
Bunun üzerine temyiz mahkemesine başvuran davacılar, oradan da istedikleri sonucu alamadı. Temyiz mahkemesi, Ağustos 2020’de kent yönetimi lehine karar alarak alt mahkemenin kararını bozmadı.
Kararda, ülkenin başka kentlerinde benzer uygulamalar olduğu vurgulandı. Üç kişilik mahkeme heyetinde yer alan hakim A. Marvin Quattlebaum ise, kent yönetiminin, toplum hassasiyetlerinin gözetilerek erkekler için değil ama kadınlar için böyle bir yasak uygulama hakkı olduğunu kaydetti.
Bunun üzerine ABD Anayasa Mahkemesi’ne giden davacılar, hakimlerden geleneksel ahlaki hassasiyetleri gözetmenin kadınlara ayrımcılık yapacak kadar önemli olup olmadığı konusunda karar vermesini istedi.
Birleşmiş Milletler‘e (BM) bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ), Sibirya‘nın Verkhoyansk kasabasında 20 Haziran 2020’de ölçülen +38 derece sıcaklığın, Kuzey Kutup Dairesi’ndeki (Arktik) sıcaklık rekoru olarak onaylandığını duyurdu.
DMÖ, Sibirya’daki sıcaklıkların mevsim normallerinin çok üzerinde seyrettiği, 67,5 kuzey enleminde yer alan Verkhoyanks kasabasında 20 Haziran 2020’de tespit edilen 100,4 fahrenhaytın (38 santigrat) teyidi için 3 Haziran 2020’de Rus makamlarından bilgi istemişti.
Örgütün sözcüsü Clare Nullis, gelen teyiti BM Cenevre Ofisi’nde düzenlenen basın toplantısında, “Verkhoyansk kasabasında 20 Haziran 2020’de ölçülen 38 santigrat sıcaklığı yeni Arktik rekoru olarak kabul ediyoruz” diye açıkladı.
‘İklim değişikliği konusunda alarm zilleri çalıyor’
Geçen yıl Sibirya’da daha önce görülmemiş düzeyde uzun süreli sıcak dalgalarının hakim olduğunu belirten Nullis, bunun sonucu olarak da bölgede yıkıcı orman yangınlarının çıktığını ve büyük çapta buzul erimelerinin görüldüğünü anımsattı.
Söz konusu sıcaklıkların iklim değişikliğinin sonucu olduğunu vurgulayan sözcü, dünyada en hızlı ısınan bölge olan Arktik’te küresel ısınmanın iki katının yaşandığı bilgisini paylaştı.
DMÖ Genel Sekreteri Petteri Taalas da kuruluşun Hava ve İklim Aşırılıkları Arşivi‘ne rapor edilen rekor seviyedeki sıcaklığın iklim değişikliği konusunda alarm zillerinin çaldığının göstergesi olduğunu vurguladı.
Taalas, 2020’de Antarktika kıtası için de yeni bir sıcaklık rekoru (18,3 santigrat) kırıldığını kaydetti.
Tarihi sıcaklık ölçülmüştü
Sibirya’nın Verkhoyansk kasabasında 20 Haziran 2020’de ölçülen 38 derece sıcaklığın tarihe geçtiği bildirilmiş; Amerikan CBS kanalının derlediği hava raporunda, “Verkhoyansk genellikle dünyadaki en soğuk noktalardan biridir. Bu bölge, geçen yıl kasım ayında, sıfırın altında 60 fahrenhayt (-51 santigrat) ile 2019-2020 kışının en soğuk seviyesini gösteren noktalardan biriydi” ifadesine yer verilmişti.
Daha önce Kuzey Kutbu’nda böyle bir sıcaklığa ulaşılmamıştı. 1915’te Alaska’nın Fort Yukon kasabasında yaklaşık 37 derece (100 fahrenhayt) civarında ölçüm kayıtlara geçmişti.
Avrupa Çevre Ajansı’nın (AÇA) hazırladığı yeni raporunda kıta genelinde ortalama sıcaklıkların artmaya devam edeceği ve aşırı sıcakların daha çok görüleceği öngörülüyor. Raporda, Avrupalıların daha fazla gün için aşırı sıcaklık ve aşırı yağış olaylarına hazırlıklı olmaları gerektiğini kaydediliyor.
Copernicus İklim Değişikliği Hizmetleri’nin (C3S) desteğiyle hazırlanan raporda, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) iklim değişikliğinin aşırı hava olaylarındaki artıştan inkar edilemez derecede sorumlu olduğuna dair bulgularına yer verilirken, bölgesel iklim risklerinin ekosistemleri ve ekonomik sektörleri nasıl etkileyeceği hakkında da bilgi veriliyor.
Raporda öngörülen riskler şöyle sıralanıyor:
Güney Avrupa daha sıcak yazlara, daha sık kuraklığa ve artan yangın tehlikesine karşı hazırlıklı olmalı.
Kuzey Avrupa‘da yıllık yağış ve şiddetli yağmurların artması bekleniyor.
Orta Avrupa‘da yaz yağışlarının daha az olabilir. Aynı zamanda şiddetli yağış, nehir taşkınları, kuraklıklar ve yangın tehlikeleri de dahil olmak üzere daha sık ve daha ağır hava koşullarına maruz kalabilir.
Deniz yüzeyi sıcaklığı, deniz ısı dalgaları ve su asitlenmesinin tüm Avrupa bölgesel denizlerinde artması öngörülüyor. Kuzey Baltık Denizi hariç, tüm Avrupa sahillerinde deniz seviyesinin yükselmesi hızlanıyor.
Raporda ayrıca deniz yüzeyi sıcaklığı, deniz ısı dalgaları ve su asitlenmesinin tüm Avrupa denizlerinde artması; Kuzey Baltık Denizi hariç, tüm Avrupa sahillerinde deniz seviyesinin yükselmesi öngörülüyor.
Raporun kilit mesajı ise; “İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliği, Avrupa’daki aşırı hava olaylarındaki artıştan inkar edilemez bir şekilde sorumludur” şeklinde.
Arka plan
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 26.Taraflar Konferansı’nda (COP26) kabul edilen Glasgow İklim Paktı; uyum kapasitesini artırmak, dayanıklılığı güçlendirmek ve iklim değişikliğine karşı kırılganlığı azaltmak için iklim uyumunun ölçeğini büyütmenin ve bilgi ve teknolojileri paylaşmanın aciliyetini vurguluyor. Belge aynı zamanda, iklim tehlikeleri, riskler ile kayıp ve zararlar hakkındaki veriler de dahil olmak üzere, etkili iklim eylemi ve politikası oluşturmak için halihazırdaki en iyi bilimin önemini kabul ediyor.
AB İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi, 2050 yılına kadar iklime dayanıklı bir Avrupa oluşturmayı hedefliyor; iklim değişikliği, bunların etkileri ve ihtiyaç duyulan uyum hakkında daha güvenilir bilginin elde edilmesi için çağrıda bulunuyor.
Avrupa İklim Yasası’na göre, Avrupa Komisyonu, üye Devletlerin gözlemlenen ve gelecekte karşılaşılacak iklimle ilgili tehlikeler de dahil olmak üzere, iklim değişikliğine uyum sağlamadaki ilerlemelerini düzenli olarak gözden geçirmekte ve ülkelerin her iki yılda bir rapor vermeleri isteniyor.
AB Sivil Koruma Mekanizması, AB Üye Devletleri ile diğer katılımcı devletlerin Komisyona ulusal risk değerlendirmelerini düzenli olarak göndermelerini talep ediyor.
Hekimlerin özlük haklarında iyileştirici düzenlemeler içeren ve tüm partilerin oybirliğiyle TBMM’ye getirilen yasa teklifinin geri çekilmesi üzerine, sağlık çalışanları bugün ülke çapında greve gitti.
1 Aralık’ta TBMM‘ye gelen düzenleme, pratisyen hekimlere 2 bin 500 TL, uzman hekimlere ise 5 bin TL ek gösterge zammı ve pratisyen hekimlerin emeklilik ek göstergesinin 13 binden 33 bine, uzman hekimlerin ise 17 binden 40 bine çıkarılmasını öngörüyordu. Ancak bu durum, hekimlerin rayiç maaşlarında herhangi bir fark yaratmıyordu.
Yasa teklifinin sadece hekimlerin bir kısmını kapsayacak şekilde hazırlanmış olması da sağlık çalışanları tarafından protesto edilmişti.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Genel Sağlık-İş) ile Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası üyeleri, yaşanan gelişmeler üzerine bugün Türkiye genelinde, hastanelerdeki acil servisler, diyaliz, kadın doğum ve çocuk, onkoloji ve yoğun bakım servisleri hariç iş bıraktı. Covid şüphesiyle başvuranlar da hastanelere kabul edilecek.
Türkiye ekonomisinin de sağlık sistemi gibi “iflas ettiğini” belirten örgütler, tasarının yeterli ve bütüncül olmadığını, tüm sağlık çalışanlarını kapsamadığını söylerken, bu teklifin bile fazla görülüp usule aykırı bir şekilde ve zamanı belirsiz biçimde geri çekildiğini kaydetti.
Temel itiraz, sağlık çalışanlarının emekliliğini ve diğer özlük haklarını belirleyen “çıplak maaşın” çok düşük olduğu yönünde. Bugün, grev nedeniyle hastane koridorları da boşaldı.
Talepler
Ağır ve tehlikeli işler kapsamında faaliyet yürüten tüm işkolu emekçileri için 5 yıla 1 yıl yıpranma payı verilmesi; ek göstergelerin 3600’den 7200’e kadar kademeli olarak yükseltilmesi,
Koruyucu sağlık hizmetlerinin savunulması
Emekliliğe de yansıyacak yaşanabilir temel ücret
Güvencesiz, gerçekdışı bahanelerle işinden etmeye, köleliği dayatan çalışma koşullarına son verilmesi
Şiddete karşı etkili yasa, güvenli işyerleri, sağlıklı çalışma ortamları oluşturulması
COVID-19 başta olmak üzere meslek kaynaklı hastalıklara karşı bütüncül bir meslek hastalıkları yasası çıkarılması.
Avrupa Birliği (AB), yasa dışı kereste ticareti, gemi geri dönüşümü veya su kullanımı gibi yeni çevre suçlarını belirleyerek bunlara karşı sert cezalar uygulamaya hazırlanıyor.
AB Komisyonu, Avrupa Yeşil Mutabakatı hedefleri doğrultusunda ceza hukukunun çevreyi koruma amacına hizmet etmesini sağlamayı hedefleyen yeni düzenleme teklifini açıkladı.
Buna göre, AB ülkelerinde çevreyi korumak için etkili yeni ve etkili tedbirler alınacak. Çevreye yönelik yeni bazı yeni suçlar tanımlanacak. Çevresel suçların ceza hukukundaki mevcut tanımları netleştirilecek.
Yasa dışı kereste ticareti, gemi geri dönüşümü veya su kullanımı gibi çeşitli yeni AB çevre suçları belirlenecek. Bu suçlara karşı AB ülkelerinde uygulanacak asgari cezalar tespit edilecek.
Sorumlulara 10 yıl hapis cezası öngörülüyor
Çevreyle ilgili bir suçun herhangi bir kişinin ölümüne veya ciddi şekilde yaralanmasına neden olması halinde üye ülkeler, sorumlulara en az 10 yıl hapis cezası uygulayacak.
Bazı çevre suçlarına karşı doğanın restorasyonu, kamu finansmanına ve ihalelerine erişim yasağı ile idari izinlerin iptali gibi yeni cezalar getirilecek. Ayrıca, ülkeler arasında iş birliği artırılarak sınır ötesi çevre suçlarının soruşturulması ve takibi daha etkili hale getirilecek.
Söz konusu teklifin yürürlüğe girmesi için Avrupa Parlamentosu (AP) ve üye ülkelerin onayı gerekiyor.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), TBMM İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı rapora şerh düştü.
Komisyon, beş siyasi partinin uzlaşması sonucu küresel iklim değişikliğinin etkilerinin en aza indirilmesi, kuraklıkla mücadele ve su kaynaklarının verimli kullanılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, 4 Şubat 2021’de kurulmuştu. Hazırlanan rapor önümüzdeki günlerde Meclis Başkanlığı’na sunulacak.
Rapor haline de getirilen muhalefet şerhinde, Türkiye’nin 2053 olarak açıklanan “sıfır emisyon” hedefinin 2050 olarak güncellenmesi, plastik çöp ithalatının yasaklanması, acilen “su ve iklim yasası çıkarılması”, kömürden çıkılması ve mevcut termik santrallerin “adil dönüşüm” ile 2035 yılına kadar kapatılması istendi. Rapor, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘na da sunulacak.
‘Uzmanlar bakanlıkları koruma refleksiyle hareket etti’
Komisyonun CHP Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, Manisa Milletvekili Vehbi Bakırlıoğlu ve Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu imzalı muhalefet şerhinde; komisyon kurulduktan sonra yapılan çalışmalarda bakanlıktan gelen uzmanların bağlı bulundukları politikaları koruma refleksiyle hareket ettikleri ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine başvurmaktan kaçınılması sonucu farklı kesimlerin görüşlerinin rapora yansımadığı vurgulandı.
İklim aktivistleri, gönüllü çevrecilerin dinlenmesi taleplerinin dikkate alınmadığı, başta Ankara, İstanbul, İzmir Büyükşehir Belediyeleri olmak üzere yerel yönetimlerin, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği dahil meslek örgütlerinin de görüşlerinin alınmaması eleştirilen şerhte, bu nedenle de raporun Tarım ve Orman Bakanlığı görüş ve önerilerinin ağırlıklı olması sonucunu yarattığına dikkat çekildi.
Şerhte iklim krizi ile ilgili konu başlıklarının raporda eksik bırakıldığı gerekçesiyle iklim krizinin azaltım ve uyum ayağında önemli olan bazı konular ile uzman görüşlerine yer verildi.
CHP’nin muhalefet şerhinde komisyon çalışmalarına ilişkin eleştiriler, iklim ve çevre sorunlarına ilişkin tespitlerin yanı sıra iklim kriziyle mücadeleye ilişkin çözüm önerileri yer aldı.
İlk hedef: Kömürden vazgeç!
Paris Anlaşması ve AB’nin 2019 Aralık ayında açıkladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde kömürden çıkışın zorunluluk olduğunu belirten CHP’nin muhalefet şerhinde, “Türkiye, artık iklim kriziyle mücadele ve uyum konusunda samimi olduğunu göstermek zorundadır” denildi.
Ekonomisi kömüre dayalı yerlerde adil dönüşümü sağlanması gerektiğinin üstünde duran CHP, Zonguldak örneği üzerinden yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
Zonguldak’ın alternatif ekonomileri geliştirecek şekilde yeniden tasarlanması;
İşçiler için adil geçiş fonu oluşturulması;
İklim dostu girişimci ve üreticiye hibe, kredi, vergi indirimi, işletme bilgisi & kapasite artırımı vb. Teşvikler verilmesi;
Enerji dönüşümünün öncelenmesi;
Yenilenebilir enerji alanında istihdam olanaklarının yaratılması ve mesleki eğitimlerin verilmesi;
Özellikle kömürle bağlantılı sektörlerde çalışanlar için bu eğitimlerin öncelenmesi ve ücretsiz gerçekleştirilmesi;
Kömür nedeniyle atıl ve kirli duruma gelen arazilerin rehabilitasyonu, şehre yeniden kazandırılması, gibi tedbirlerin acilen hayata geçirilmesi gerekmektedir.
‘Mega projeler, madenler, santraller geri dönülemez yıkım yarattı’
İklim krizinin Türkiye’ye etkileri anlatılan ve 2020’nin son 50 yılın en sıcak sonbahar mevsimi olduğu, yağış ortalamasının normalin yüzde 13 altında kaldığı belirtilen muhalefet şerhinde, iktidarın çevreyi koruma ve iklim kriziyle mücadelede en arka saflarda yer aldığı bunun en önemli nedenlerinden birisinin 19 yıllık AKP iktidarının “ekolojik yıkım politikalarından kaynaklandığı” savunuldu:
“Türkiye’nin dört bir yanında mega projeler, madenler, termik santraller, hidroelektrik santraller (HES) ve jeotermal enerji santraller (JES) geri dönülemez bir ekolojik yıkıma yol açmıştır” ifadeleri kullanılan şerh raporunda, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 41 milyon 196 hektar olan tarım arazilerinin 2020’de 3 milyon 484 hektar azalarak, Belçika büyüklüğünde bir alanın kaybedildiği vurgulandı:
“Orman Kanunu‘nda, 1956’dan 2003 yılına kadar 15 kez, 2003’ten 2021’e kadar 29 kez değişikliğe gidilmiştir. Orman alanları hızla parçalanarak küçük alanlara dönüşmüş, ormanlar odun üretim merkezi olarak görülmeye başlanmıştır. İstanbul Havalimanı için en az 13 milyon ağacın kesildiği ve kesilen ağaçların yaklaşık 6 bin 500 hektarlık bir alan olduğu açıklanmıştır. Bu alanda yaşayan tüm yaban hayat canlıları, ağaçlar, hayvanlar, bitki türleri evlerinden yerlerinden olmuş ya da yaşamını kaybetmiştir.”
Kanal İstanbul eleştirisi: Karadeniz ve Ege’nin ekolojisi değişecek
Muhalefet şerhinde, Kanal İstanbul projesinin yaratacağı ekolojik krize de dikkat çekildi. Proje ile bölgedeki 134 milyon metrekare tarım alanının yok edileceği ve bu alanın 83 milyon metrekaresinin yapılaşmaya açılmasının planlandığı ifade edildi:
“İstanbul’un su kaynağı, Sazlıdere Barajı‘nı ve Terkos Gölü‘nün su toplama havzasının da yok olmasına neden olacak projeden etkilenecek toplam orman arazisi büyüklüğünün 13 bin 400 hektar olduğu ve 394 bin ağaç kesileceği öngörülmektedir. Uzmanlar, projeyle sadece Marmara‘nın değil bu denize komşu olan Karadeniz ve Ege Denizi‘nin de ekolojisinin tamamen değişeceğini, projenin başlamasıyla bölgenin on yıllar boyunca bir hafriyat ve inşaat sahası olacağını ve bunun daha fazla fosil yakıt ve sera gazı salımı anlamına geleceği uyarısında bulunmaktadır.”
Maden ruhsatları
Madencilik faaliyetlerinin doğa, tarım, su varlıkları ve kültürel mirası yok etme tehdidiyle karşı karşıya bıraktığı vurgulanan şerhte, Kazdağları’nın yüzde 79’u, Ordu ilinin yüzde 79’u, Muğla‘nın ise yüzde 59’unun madenlere ruhsatlandığına dikkat çekildi:
“Kârı şirketlere, dönüşü olmayan zararı ise ülkemizin bugününe ve geleceğine yükleyen anlayış sonucu, ülkemizin dört bir yanında su kaynaklarını, ormanları, tarım arazilerini, meraları, zeytinlikleri ve hatta binlerce yıllık arkeolojik mirası hiçe sayılarak sürdürülen vahşi madencilik, çevre felaketlerine ve geri dönüşü olmayan ekolojik yıkıma neden olmuştur.”
Kuraklık ve su kıtlığı
Kuraklık ve su kıtlığına ilişkin saptamalara da yer verilen muhalefet şerhinde Türkiye’nin kişi başına kullanılabilir su miktarı açısından su sıkıntısı çeken ülkeler arasında yer aldığı belirtildi.
Kuruyan göllere dikkat çekilen muhalefet şerhine göre, Marmara Denizi büyüklüğünde 300’e yakın göle sahip olan Türkiye’deki göllerin yüzde 60’ının kuruduğu, küçüldüğü veya kirlilik nedeniyle göl olma özelliğini kaybetti.
Buna göre, Beyşehir Gölü‘nün derinliği 26 metreden 6 metreye, Eğirdir Gölü‘nün derinliği de 14 metreden 5 metreye düştü. Ayrıca göçmen kuşların konaklama alanı olan birçok göl yok olduğu veya yok olma tehdidiyle karşı karşıya kaldı.
Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü’nün Su Riski Atlası’nda Türkiye’nin 32. sırayla, ikinci en yüksek riskli kategoride “yüksek derecede su sıkıntısı çeken ülkeler” arasında yer aldığı anımsatılarak, aynı rapora göre Türkiye’nin Türkiye’de su stresi seviyesinin 2040’ta yüzde 80’lere kadar ulaşacağını ifade edildi.
‘Türkiye iklim kriziyle yüzleşip, radikal kararlar almalı’
“Gıda güvenliğinin önemi her geçen gün artarken ülkemiz, iklim krizi gerçeğiyle yüzleşip gerekli tedbirler için radikal kararlar almak zorundadır” denilen şerhte “İklim acil durumundan dolayı yakın gelecekte bizi bekleyen gıda krizine karşı hazırlıklı olmak için gıda üretimi, gıda güvenliği ve gıda tedariki konularında hatalı uygulamalardan vazgeçip, hızla ulusal gıda politikamızı belirlemeliyiz” ifadeleri kullanıldı.
Glasgow eleştirisi
CHP’li üyeler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Glasgow’da yapılan BM İklim Değişikliği Konferansı‘na (COP26) katılmamasını da eleştirdi.
Erdoğan’ın, konferansın sürdüğü 9 Kasım’da Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu hizmet binası ve enerji santralleri açılış törenine katıldığı ve burada “Ağaç bahanesiyle vizyon projelerimize kastedenlere nasıl fırsat vermediysek çevre diyerek enerji hamlemizi dinamitlemeye çalışanlara meydanı boş bırakmayız” sözleriyle önceliğini enerji politikalarına verdiği ifade edildi.
‘Türkiye Avrupa’nın çöp sömürgesi oldu’
Plastik atıkların yarattığı kirliliğe ilişkin değerlendirmelere de yer verilerek, Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük plastik atık alıcısı ülkesi haline geldiği belirtildi; “Bu iktidar döneminde Avrupa’dan gelen plastik atık miktarı -özellikle son 15 yılda- 173 kat artmıştır. Türkiye, deyim yerindeyse Avrupa’nın çöp sömürgesi haline gelmiştir” denildi.
Almanya’dan ithal edilen 141 konteyner çöpün Türkiye limanlarında beklediğine dikkat çekilerek, en büyük kirleticilerden birisi olan plastik çöp ithalatının yasaklanması önerisine yer verdi.
‘Kömür çıkılmalı, adil dönüşüm sağlanmalı’
CHP’nin muhalefet şerhinde, iklim krizi ile mücadele konusunda yer alan önerileri ise şöyle:
Türkiye 2050 Net Sıfır Emisyon Hedefini açık, net ve gerçekçi bir şekilde 2030 ve 2050 ara hedeflerini beşer yıllık dilimlerde ortaya koymalıdır. Bu kapsamda yeni ormanların kurulması, muhtemel kuraklık ve rüzgârın azalması göz önünde bulundurularak, hidroelektrik ve RES’lerde enerji üretiminde yaşanabilecek aksaklıklara karşı güneşe dayalı yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık verilmesi, elektrikli araba üretimi, enerji verimli akıllı bina yapımı gibi başlıklardaki vizyonunu ortaya koymalıdır.
Türkiye, ivedilikle kömürden çıkış yol haritasını belirleyip, açıklamalı ve bunun için eyleme geçmeli, fosil yakıtlara dayalı termik santrallerden vazgeçmeli, biyo kütle gibi yakma teknolojisine dayalı santraller ile ilgili yasal düzenlemeleri hayata geçirmelidir. Mevcut santrallerin “Adil Dönüşüm” ile 2035 yılına kadar kapatılacağını taahhüt etmelidir.
Kömüre verilen teşviklerin durdurulması ve fosil yakıt kullanımının etkili vergilendirilmesi sağlanmalıdır.
‘Su, biyolojik çeşitlilik ve iklim yasası gecikmeden çıkarılmalı’
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Karbonsuzlaşma yol haritasına ulusal menfaatler gözetilerek mümkün olduğunca sadık kalınmalıdır.
Türkiye’nin Paris Antlaşması’na uygun olarak, ülke beyanını hazırlayarak vermesi bu beyanda karbon emisyonunu azaltım hedeflerini güncellemesi gerekmektedir.
Su Yasası, Biyolojik Çeşitliliği Koruma Yasası, İklim Yasası TBMM’de tam mutabakat ile gecikmeden çıkarılmalıdır.
İklim Krizi ile mücadelede azaltım ve uyum aşamalarında Türkiye’nin elini zayıflatacak yasal mevzuat taranıp, gerekli değişiklikler yapılmalıdır.
Madencilik, taş ocakları, yanlış arazi kullanımı ile yapılacak her tür projenin hem ormanlara hem su kaynaklarına zarar vermesini önleyecek yasal mevzuat değişiklikleri yapılmalıdır. Sayıştay raporlarında da yer aldığı üzere, Bakanlıkların denetimsizliği kaynaklı doğa talanı önüne geçilmelidir.
ÇED raporlarında sağlık etki değerlendirmesi genelde göz ardı edildiğinden Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED) düzenlemesinin yasal mevzuatı hayat geçirilmelidir.
Türkiye, doğa dostu teknolojilere yatırım yapmalı ve geleceğin 58 teknoloji alanı içinde önemli yer tutan çevre ve gıda teknolojilerini desteklemelidir. Bu alanlarda Türkiye’nin teknoloji takipçisi değil, teknoloji lideri olma olanağını kaçırmaması sağlanmalıdır.
Sanayi sektörünün, özellikle de KOBİ’lerin döngüsel ekonomiye uyum sağlayabilmeleri için, destek sağlanmalıdır.
‘Tüm yeni binalar karbon nötr olmalı’
İklim finansmanı kapsamında, Merkez Bankası, Borsa İstanbul, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Türkiye Bankalar Birliği (TBB) gibi kurumların ve bankaların, kararlarını Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı gözeterek vermesine yönelik kapsamlı düzenlemeleri yapması gerekmektedir.
İnşaat sektörü 2021 Bina ve İnşaat İçin Küresel Durum Raporu’na göre enerji kullanımın yüzde 36’sından karbon salımının yüzde 37’sinden sorumlu sektör olarak enerji tüketimi ve karbon salımına neden olan kaynakların dönüşümü konusunda desteklenmelidir.
Binaların ısıtma, soğutma, iklimlendirme ve aydınlanması konusunda enerji verimliliğini sağlayacak uygulamalar hayat geçirilmeli, bu konuda yasal mevzuat düzenlenmelidir. Mevcut binaların karbon emisyonunu azaltacak tedbirler alınmalı 2030 yılından itibaren yapılacak tüm yeni binalar karbon nötr olmalıdır.
Şehirler sera gazı emisyonlarından hem sorumlu hem de iklim krizinden en çok etkilenecek yerleşimler olduğundan şehir planlamalarında bunun göz önünde bulundurularak tasarlanması ve iklim dirençli şehirler hine getirilmesi için çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Demir-çelik, çimento gibi yoğun karbon salımına neden olan sektörlerde karbon emisyonunu azaltacak tedbirler alınmalı yüksek teknoloji, düşük emisyon hedefi ile hareket edilmelidir. Mavi ve yeşil hidrojen teknolojilerine yönelmeli, böylelikle ülkemizin karbon emisyonları düşürülürken aynı zamanda yaratılan düşük emisyon değerleri ile sektörün dünyada rekabet gücü artırılmalıdır.
Akıllı ve doğa dostu ulaşım sistemleri, bisiklet kullanımı teşvik edilmeli yeni planlanan tüm yollarda bisiklet yolu zorunluluğu getirilmeli, ulaşımda bisiklet, elektrikli araba ve tren kullanımı vergisel bakımdan teşvik edilmelidir. Yaya ulaşımı teşvik edilmelidir.
‘İklim müzakerecileri yetiştirilmeli’
Kültür ve Turizm Bakanlığı iklim krizi konusunda bir bilinç ve farkındalığa sahip değildir. İklim krizinin dünyanın öncelikli sorunu olduğu bir tarihsel süreçte Çeşme Turizm Projesi gibi doğa ve iklim düşmanı bir projenin planlanmış olması bunun en somut göstergesidir. Turizm sektörünün Türkiye’nin karbon emisyonuna katkısı olduğu gibi iklim krizinden de en çok etkilenecek sektörler arasında turizm sektörü gelmektedir. İklim krizinin turizm sektörüne etkisini ve risklerini belirlemek ayrıca sera gazı emisyonlarında da azaltım sağlamak için kısa, orta ve uzun vadeli bir planlama ve çalışma yapmak gerekmektedir.
İklim krizi ile mücadelede, ülkemizin jeolojik ve jeomorfolojik yapısı, tarihi ve kültürel mirasının da ön plana çıkarılabileceği Jeopark ve Jeo turizmin geliştirilmesi için, çalışmalara ağırlık verilmelidir.
Tarımda kullanılan su miktarının fazlalığı göz önünde bulundurularak alınacak önlemlerden biri de vahşi sulamadaki su kayıplarına çözüm olan “yağmur ve damlama su sistemlerinin” teşvik edilmesidir. Bu bağlamda “yağmur ve damlama su sistemlerinin” kredi ile desteklenmesinin yanı sıra, TARSİM sigorta kapsanma alınarak olası afetlerden etkilenmemesinin sağlanması, çiftçiyi su verimliliği konusunda teşvik edici olacaktır.
İklim krizine karşı kırılgan kesimlerin sosyo-ekonomik gereksinimlerini karşılayacak politikalar geliştirilmelidir.
İklim müzakerelerini yürütmek için iklim müzakerecilerinin yetişmesine önem verilmelidir.
İklim krizinin azaltım ve uyum aşamalarında yediden yetmiş yediye eğitime önem verilmelidir.
Türkiye genelinde sayıları 700’ü geçmeyen küçük sanayi siteleri çatılarında da fabrika çatılarında da kolay uygulanabilecek çatı GES’lerinin gerek sanayi gerekse bireysel kullanımda hayata geçirilmesinin teşvik edilmesi gerekmektedir.
Fridays For Future, Extinction Rebellion, Avaaz vb grupların Türkiye’de savunucusu iklim aktivisti çocuk ve gençlerin fikirlerinin dinlenmesi, geleceğin kuşaklarını teknoloji ve inovasyon konusunda hem yetiştirmek hem de desteklerinin alınması gerekmektedir.
Bazı Bakanlıkların komisyon toplantılarında gerçekleştirdikleri sunumlarda iklim krizi ile ilgili eylem planlarının hazır olduğu, ancak, planların çoğunda eyleme geçilmediği anlaşılmakta olup, eyleme geçilenlerde de bir izleme ve değerlendirme raporu olduğu bilgisine ulaşılmamıştır. Gelişme ve değişimleri görebilmek için izleme ve değerlendirme raporları düzenli tutulmalıdır.
‘2053 için, net sıfır emisyon’ derken, karbon yutak alanlarımız olan ormanlarımızın, denizel ekosistemlerimizin, yok edilmesine son verilerek iklim krizi ile mücadelenin eylem planlarında kalmaması sağlanarak, iklim adaleti için acilen eyleme geçilmelidir.
Türkiye’nin iklim mücadelesinde Avrupa Birliği’ne karşı elini zayıflatan 4000 megavatlık ithal kömüre dayalı kömür santrali tasarımından vazgeçmesi ve 2030’a kadar kömürden çıkış yol haritasını tesis etmesi gerekmektedir.
Gerek iklim krizinin azaltım gerekse uyum aşamasında alınacak tedbirler esas alınarak; bu konunun öncelikli ve tüm politikaların üzerinde görülerek, tüm siyasi partilerin, uzmanların, sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının, iş dünyasının, sendikaların görüşlerinin alınarak eyleme geçilmesi ve bu kapsamda gerekli yasal düzenlemeleri yaparak ivedilikle hayata geçirmek zorundayız.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, Omicron’un benzeri görülmemiş bir oranda yayıldığını kaydetti.
Ghebreyesus, “Omicron vakaları şimdiye dek 77 ülkede tespit edildi. Gerçek şu ki Omicron henüz tespit edilmemiş olsa bile muhtemelen çoğu ülkede bulunuyor. Omicron, daha önce hiçbir mutasyonda görmediğimiz bir oranda yayılıyor” dedi.
‘Bu virüsü hafife aldık’
İsviçre‘nin Cenevre kentinde düzenlediği basın toplantısında koronavirüsle ilgili son değerlendirmeleri paylaşan DSÖ Genel Direktörü, “Bu virüsü şu ana kadar hafife aldık. Omicron daha az ciddi hastalığa neden olsa bile, çok sayıda vaka hazırlıksız sağlık sistemlerini bir kez daha bunaltabilir” ifadelerini kullandı.
Ghebreyesus, bazı ülkelerin Omicron’a yanıt olarak olarak üçüncü doz aşının sunumunu hızlandırdığını belirtirken, aşı eşitsizliği konusundaki endişelerini de yineledi.
DSÖ Başkanı, “Ağır hastalık veya ölüm riski düşük olan gruplara üçüncü doz aşıları vermek, arz kısıtlamaları nedeniyle hala birincil dozlarını bekleyen yüksek risk altındakilerin hayatlarını tehlikeye atıyor” dedi.
‘Zirve yapmasına sadece haftalar kaldı’
DSÖ, koronavirüsün Omicron varyantının diğer varyantlara kıyasla daha hafif semptomlar göstermesinin salgının biteceği anlamına gelmediğini bildirdi.
DSÖ Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan ise Omicron varyantının zirve yapmasına sadece haftalar kaldığını, hükümetlerin ve diğer kurumların çabalarını iki, üç ve dört kez artırması gerektiğini savundu.
Öte yandan, Omicron’un hızlı yayılımı nedeniyle koronavirüs vakalarının son bir haftada en fazla arttığı Avrupa ülkelerinde çeşitli önlemler alınıyor. Hollanda ilkokulları erken tatil edeceğini açıkladı ve Omicron nedeniyle geceleri kapanma kararını uzattı.
Omicron varyantı kasım ayında ilk olarak Güney Afrika‘da tanımlandı. O zaman beri de ülkede enfeksiyonlarda bir artış görüldü.
Omicron’un ortaya çıkmasının ardından bir dizi ülke Güney Afrika’ya ve komşu ülkelere seyahat yasakları getirse de bu uygulama virüsün dünyaya yayılmasını engelleyemedi.
Van Gölü‘nde, yağışların azalmasıyla birlikte çekilmenin yaşandığı noktalarda mikrobiyalitler gün yüzüne çıktı.
Adilcevaz Kültür, Sanat ve Turizm Derneği Başkanı Cumali Birol gölün Adilcevaz kıyı bandında birçok noktada ortaya çıkan mikborbiyalitlerin koruma altına alınması gerektiğini belirtti.
Mikrobiyalitler, Van Gölü’nün sodalı suyu ile karbonhidratların birleşmesi sonucu oluşuyor.
‘Gittikçe sularımız azalıyor’
DHA‘da yer alan habere göre, Bitlis’in Adilcevaz İlçe Belediye Başkanı Necati Gürsoy, Van Gölü’nün hiç bu kadar çekilmiş görmediğini kaydederek şu açıklamalarda bulundu:
Küresel ısınmanın etkilerini yaşıyoruz. Gittikçe sularımız azalıyor, tarım alanlarımız susuz kalıyor. Daha önce 100-150 metrede çıkan sondaj suları şimdi 300 metreye kadar indi. Bunun için suyu çok iyi kullanmamız lazım. Zaten Türkiye su konusunda fakir bir ülke. İnşallah en kısa zamanda tekrar eski yağmurlara, karlara kavuşuruz. Aralık ayının ortasında olmamıza rağmen neredeyse ilkbahar mevsimini yaşıyoruz. Tabii bu bizim açımızdan çok da iyi bir durum değil. Keşke burada 1 metre kar olsaydı. Ben Van Gölü’nü hiç bu kadar çekilmiş görmedim. Van Gölü’nü 3- 4 metre kadar daha yüksek gördüğümüz dönemler oldu.”
‘Bölge koruma altına alınmalı’
Adilcevaz Kültür, Sanat ve Turizm Derneği Başkanı Cumali Birol ise gölün Adilcevaz kıyı bandında birçok noktada ortaya çıkan mikrobiyalitlerin koruma altına alınması gerektiğinin altını çizerek, bölgede çok sayıda oluşumunu tamamlamamış mikrobiyalitin kıyı şeridinde ortaya çıktığını da ekledi:
Derneğimiz, Adilcevaz Kaymakamlığı ve Belediyesi olarak burada tabelalandırma işlemi yaparak, bölgenin korunmasını sağlamaya çalışacağız. Kıyıda yaptığımız çalışmaları yerinde inceleyerek tatlı su çıkışlarının ne kadar bariz olduğunu gördük. Tatlı su çıkışlarında mikrobiyalitler oluşuyor. Van Gölü’nün ciddi oranda çekilmesiyle de mikrobiyalitler ortaya çıktı. Bunu Van Gölü’ne sahili olan her yerde görebiliriz. Ancak tatlı su çıkışları fazla olmasından dolayı bunun büyük çoğunluğunu Adilcevaz’da görüyoruz. Bölgenin koruma altına alınması için dernek olarak çaba sarf ediyoruz.”
“Kıyamet Buzulu” olarak adlandırılan ve yeryüzünün en geniş buzulu olan Thwaites, insan kaynaklı iklim krizinin neden olduğu sıcaklık artışından dolayı büyük bir değişikliğe uğruyor.
Bilim insanları Antarktika’daki en büyük buzullardan biri olan Thwaites Buzulu’nun bugüne kadar görece stabil olan ön bölümünün on yıl içinde “araba ön camı gibi kırılabileceğini” kaydetti.
Thwaites, her yıl okyanusa 50 milyar ton buz atıyor.
‘Buzulun önünde dramatik bir değişiklik olacak’
BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, ABD Ulusal Bilim Vakfı ve Birleşik Krallık’ın Doğal Çevre Araştırma Konseyi tarafından desteklenen Thwaites Buzulu İşbirliği (ITGC) araştırmacıları Kıyamet Buzulu’nu beş yıldır yakından takip ediyor.
ITGC’nin ABD Baş Koordinatörü Buzul Bilimci Prof. Ted Scambos, BBC News’e verdiği mülakatta “Muhtemelen on yıldan kısa bir süre içinde buzulun önünde dramatik bir değişiklik olacak. Hem yayınlanmış hem de yayınlanmamış çalışmalar bu yöne işaret ediyor” dedi.
Ayrıca Scambos, “Bu, (Thwaites’in) hareketini hızlandıracak ve buzulun tehlikeli kısmını genişletecek” ifadelerini de kullandı.
40 kilometre genişliğindeki doğu sahanlığı yılda 600 metre ilerlerken, beklenen olası değişiklikle bu hız yılda iki kilometreye çıkabilir.
Doğu sahanlığı önümüzdeki birkaç yıl içinde kopabilir
Oregon Devlet Üniversitesi‘nden Dr. Erin Pettit bu durumu bir arabanın camında yavaş yavaş büyüyen çatlaklara benzetti ve “Sonra bir anda bir kasisten geçiyorsunuz ve çatlaklar camın tamamına her yönden yayılıyor” dedi.
ITGC araştırmacılarına göre bunun nedeni, ısınan okyanus suyunun Thwaites’in buzul sahanlığı olarak bilinen hareketli ön parçasının altına girmesi ve burayı eritmesi.
Erime buzu inceltip, zayıflatıyor ve buzun daha hızlı hareket etmesine yol açıyor. Bu da ana buzul gövdesinin yüzer hale geldiği bölgeyi geri itiyor.
Doğudaki buz sahanlığının ön kenarı, bir sualtı çıkıntısı vasıtasıyla yerine sabitlenmiş durumda olsa da, ITGC ekibi doğu sahanlığının önümüzdeki birkaç yıl içinde kopacağını ve dengesinin bozulacağını tahmin ediyor. Böyle bir kopma olmasa bile, buzul sahanlığındaki kırıkların bu şekilde gelişmeye devam etmesi buzulu ayıracak.
Buzulun tamamı düşünüldüğünde etkilenen alanın çok küçük olmasına rağmen gelecekteki buz kaybı düşünüldüğünde oldukça önemli bir değişim olacak.
Erimenin bugün küresel deniz seviyeleri üzerinde sınırlı bir etkisi olsa da, buzulun tamamının erimesi okyanusların yüksekliğini 65 santimetre yükseltebilir.
Thwaites Buzulu ile ilgili son bulgular, bu hafta New Orleans’ta düzenlenecek Amerikan Jeofizik Birliği Güz Toplantısı’nda sunulacak.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), tarım ürünlerindeki üretici enflasyonunu açıkladı. Açıklanan rakamlara göre 90 maddeden 59’unun ortalama fiyatı arttı.
Bu artışın da gıda fiyatlarına yansıması bekleniyor.
Son 34 ayın en büyük aylık yükselişi
Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) yıllık yüzde 24,35 artarken, aylık bazdaki artış ise yüzde 4,57 oldu. Böylece tarımda aylık üretici enflasyonunda, ocak 2019’dan beri son 34 ayın en büyük aylık yükselişi gerçekleşti.
Kasım 2021’de endekste kapsanan 90 maddenin, 25’inde ortalama fiyatlarda azalış görülürken, altı maddenin ortalama fiyatında bir değişiklik olmadı. 59 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.
Sektörlerdeki aylık değişim
Sektörlerde bir önceki aya göre tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 4,29, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 5,73, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde ise yüzde 12,09’luk bir artış yaşandı.
Ana gruplarda bir önceki aya göre canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 2,37 artış, tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 8,34 artış, çok yıllık bitkisel ürünlerde de yüzde 1,81 azalış gerçekleşti.
Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 105,21 ile lifli bitkiler, yüzde 43,03 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar ve yüzde 36,63 ile canlı kümes hayvanları ve yumurtalar oldu. Bir önceki yılın aynı ayına göre en fazla azalış gösteren alt grup ise yüzde 14,19 ile turunçgiller.