Ana Sayfa Blog Sayfa 1116

CHP’li Ali Öztunç, Bakan Murat Kurum’u eleştirdi: Çevrenin değil, TOKİ’nin Bakanı

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Giresun‘da maden havuzunun çökmesi ve zehirli çamurun baraja ve ırmağa karışmasının ardından bir ay geçmeden Ayvalık‘ta da atık dağının çökmesi sonucu ağır metalli atıkların dereye dolması üzerine bir açıklama yaptı.

CHP’li Öztunç, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum‘un yaşanan felaketlerle ilgili açıklama yapmamasına ithafen, “Selde, depremde suçu millete atabiliyor. Halkın ihmalkarlığından dem vuruyor. Bu iki facia ile ilgili söyleyecek sözü yok” dedi.

‘Çevrenin değil, TOKİ’nin Bakanı’

Giresun’dan sonra Balıkesir’de de benzer bir facianın yaşanmasının tesadüf olmadığını vurgulayan CHP’li Ali Öztunç, Bakan Murat Kurum’un yaşanan bu felaketler sonrasında açıklama yapmamasını eleştirdi:

Bir aylık sürede iki ayrı facia yaşadık, barajlar, su kaynakları, yaşam alanları, tarım alanları, binlerce canlı türü tehdit altında. Bakan Murat Kurum bu konuda tekbir açıklama dahi yapmadı. Varsa yoksa inşaat. TOKİ’deki günlerini bir türlü unutamadı. Finalde inşaat yapmayacağı, beton dökmeyeceği meselelere dahil olmuyor. Çevrenin değil, TOKİ’nin Bakanı. Twitter hesabına baktık, bu iki faciaya ilişkin tek bir paylaşımı yok. Doğal alanları millet bahçesi adı altında betonlaştıracağına, gitsin maden alanlarını rehabilite etsin.”

‘Afet bölgesi ilan edilmesi gerekir’

Yaşanan iki facianın da insan kaynaklı olduğunu dile getiren CHP’li Öztunç, diğer bazı bölgelerdeki tehlikelere de dikkat çekti:

Selde, depremde sarı çizmeleriyle basının önüne geçen Bakanlar, bu iki faciada sessiz kaldılar. Şebinkarahisar’da yaşanan facia nedeniyle Sivas’a bağlı Suşehri ve Koyulhisar, Tokat’a bağlı Reşadiye, Niksar ve Erbaa, Amasya’ya bağlı Taşova, Samsun’a bağlı Çarşamba ilçeleri tehdit altında.

Dahası, Kelkit Vadisi, Çarşamba Ovası tehdit altında. Ayvalık’taki facia da sadece Ayvalık’ın meselesi değil. Bu bölgelerde facia sonrası olabilecek sağlık sorunlarını önlemeye yönelik tedbirler alınması gerekiyor. Para cezaları kesilerek geçiştirilecek meseleler değil bunlar. Afet bölgesi ilan edilmesi gerekir.”

‘İki facia ile ilgili söyleyecek sözü yok’

Ali Öztunç, Bakan Kurum’un bu tarz insan kaynaklı afetlerde afet bölgelerine gitmemesini de eleştirerek şu açıklamalarda bulundu:

Selde, depremde suçu millete atabiliyor. Halkın ihmalkarlığından dem vuruyor. Bu iki facia ile ilgili söyleyecek sözü yok. Gitse, madenciyi suçlu bulacak, dayanıksız yapı inşa etmiş, kapasitesinin üzerinde çalışmış diyecek. Çünkü, kendisi de bu suça ortak. ÇED’ini titizlikle incelemedi, su kaynağı yanında olmasını, tarım alanlarını tehdit ettiğini umursamadı, denetimini yapmadı.”

Giresun Şebinkarahisar’daki Nesko Madencilik’in bakır, kurşun, çinko madenindeki atık havuzu çökmüş, binlerce ton zehirli çamur Kılıçkaya Barajı ve Kelkit Irmağı’na karışmıştı.

Bu şok henüz atlatılamamışken, Balıkesir‘in  Ayvalık İlçesi’ne bağlı Karaayıt Köyü yakınlarındaki Bilfer Madencilik ve Turizm A.Ş tarafından işletilen ve sürekli kapasite arttıran “Bilfer Demir Cevheri Zenginleştirme Tesisi“ne ait atık depolama alanında atık dağı yine çökmüş ve ağır metalli atıklar dereye dolmuştu.

Bakan Çavuşoğlu’ndan tuhaf Kavala yorumu: AİHM kararını uygulayıp serbest bıraktık

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Meclis’teki bütçe görüşmelerinde sırasında 1505 gündür Silivri Cezaevi’nde tutulan iş insanı ve hak savunucusu Osman Kavala hakkında konuştu.

Çavuşoğlu, Kavala için ‘derhal serbest bırakılmalı’ diyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararına uyulduğunu ve Kavala’nın serbest bırakıldığını söyledi:

“…Avrupa Konseyi’nin kararlarına gelecek olursak. Öncelikle şunu söylemek isterim. Türk mahkemeleri Kavala’yla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını uygulamıştır ve serbest kalmıştır. Ama Kavala hakkında başka davalar olduğu için hapisten çıkmamıştır ama o ilgili karar uygulanmıştır”

‘Kimse uygulamıyor, kararlar sadece bizim için mi geçerli?’

AİHM kararlarının sadece Türkiye için değil, üye 47 ülke için de geçerli olduğunu söyleyen Bakan şunları söyledi:

Fransa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ev sahibi, kaç yıldır uygulamıyor biliyor musunuz? On. Norveç, hani, Nordik ülkeleri var ya, demokraside en ön planda olanlar, kaç yıldır uygulamıyor biliyor musunuz arkadaşlar? İki. Almanya kaç yıldır uygulamıyor biliyor musunuz? Beş.

Bizim söylemek isteğimiz şu, tüm bu ülkeler uygulamazken İnsan Hakları Mahkemesi kararını neden Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi sadece Türkiye’yi hedef alıyor? Neden?  Bizim itirazımız bu. Burada çifte standart vardır, bunlar siyasettir ve yirmi yıldır uygulanmayan kararlara bile karşı tedbir almazken Türkiye’yi hedef almaları çifte standarttır, maalesef orada da siyaset ağırlıktır.”

Soma’da Erdoğan’ı protesto edenlere altı yıl sonra dava açıldı

Soma’da 301 kişinin yaşamını yitirdiği maden faciasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto edenlerden 34 kişi “hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme” suçlamalarıyla yargılanıyor.

Ne olmuştu?

13 Mayıs 2014’te Manisa‘nın Soma ilçesinde Soma Holding‘e ait madendeki faciada 301 işçi yaşamını kaybetti. Faciayla ilgili yapılan açıklamalar ve yargı süreci ise tartışma yarattı. Faciadan hemen ilçeye dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da gitti. Erdoğan, Soma Belediyesi’nde “Bunlar olağan şeylerdir. Bunun yapısında fıtratında bunlar var” dedi. Belediyeden çıktıktan sonra protesto edilen Erdoğan, halkın tepkisi sırasında bir süre bir iş yerinde bekledi ve ardından ilçeden ayrıldı.

Protestoların sürdüğü sırada, o dönem Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel, yere düşen bir madenci yakınını tekmeledi. Çok tepki çeken bu görüntüler günlerce konuşuldu. Attığı tekmeden sonra dizinde yumuşak doku zedelenmesi olduğu gerekçesiyle darp raporu da alan Yerkel, dört yıl sonra attığı tekme nedeniyle özür diledi.

O gün yaşananlarla ilgili, aradan tam altı yıl geçtikten sonra, 2020 yılında, protestolara katılan 24 kişi hakkında dava açıldığı ortaya çıktı.

6,5 yıla kadar hapis isteniyor

Davanın müşteki listesinde, eski Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da bulunuyor. 34 sanığa, “görevi yapmamak için direnme” ve “hakaret” suçlamalarıyla açılan davanın ilk duruşması, 22 Şubat 2021’de görüldü. Bu süreçte dört duruşma daha yapıldı. Bir sonraki duruşma 10 Şubat 2022’de görülecek.

6,5 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanan sanıkların avukatı Yağız Timoçin, davayla ilgili Independent Türkçe’ye şunları söyledi:

“Soma katliamına sebep olan kişiler, Yargıtay’dan dönen karar ile serbest ve cezasız iken Soma Maden katliamının gerçekleşmesinden bir gün sonrasında yapılan protestolara katılanlardan 34 kişi haksız ve hukuksuz şekilde yargılanmakta. Maden işçisinin canını hiçe sayanlar, işçi sağlığı ve güvenliği önlemini almayanlar, doğayı talan edip, metalaştıranlar yargılanmıyor, yakınlarını kaybetmiş mağdurlar yargılanıyor.”

‘Acil önlem alınmazsa küresel ısınma, 1.6 trilyonluk iş gücü kaybına neden olacak’

Nature Communications Dergisi‘nde bugün yayımlanan makaleye göre,  küresel ısınmada yaşanacak her ek artış, işgücü kayıplarında katlanarak artan sonuçlar yaratıyor. 

İnsan vücudunun dayanabileceği sıcaklık ve nem kombinasyonlarının fizyolojik sınırları bulunuyor.

Makaleye göre, günümüzde dünya genelinde işçilerin maruz kaldığı sıcaklık koşulları, her yıl yaklaşık 280 ilâ 311 milyar dolar arasında kayıp yaşanmasına yol açıyor. Küresel ısınmanın sanayi devrimi öncesindeki seviyesine kıyasla yaklaşık 3°C ısınmasıyla, finansal kaybın beş kattan fazla artacağı ve 1,6 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

‘Sabah saatleri bile hızla ısınıyor’

Her bir derecelik ısınma, işgücü verimliliğinde doğrusal değil katlanarak artan kayıplar yaratıyor. Örneğin, 12 saatlik bir iş gününde kaybedilen işgücü saati, son 42 yılda her 1°C için yaklaşık 101 milyar saat iken, bu ısınmaya ek 2°C’lik artış kaydedilmesi durumunda her bir derece için 197 milyar saatlik (+/-11 milyar saat) iş kaybı yaratacağı tahmin ediliyor.

İstanbul için nemli sıcaklğın artışı ve işgücü kaybı şöyle:

Çalışma, emek yoğun işlerin günün daha serin saatlerinde gerçekleştirmenin etkinliğini irdeleyen ilk analiz. Mevcut durumda, günün en sıcak üç saatinde ağır işlerin gerçekleşmesini önlemek, üretkenlik kayıplarının yaklaşık %30’unu telafi edebilme potansiyeli taşıyor. Ancak bu durum, sıcak ve nemli havalarda işçilerin uykusunun yetersiz olabilmesi nedeniyle başka sorunlara yol açabilir.

Araştırmayı gerçekleştiren Duke Üniversitesi’nden Dr. Luke Parsons, çalışmalarına ilişkin şunları söyledi:

“Günümüzde birçok işçi öğleden sonra havanın çok sıcak olması sebebiyle çalışmalarına ara veriyor. Sabahın erken saatlerindeki zaman diliminin konforlu şekilde çalışabilmek için yeterince serin şekilde seyredeceğini düşünüyordum. Ancak günün en serin saatlerinin dahi bu hızda ısınması karşısında oldukça şaşırdım”

Hindistan, Çin, Pakistan, Endonezya en riskli ülkeler

Dünyanın şimdiden bir asır öncesine kıyasla 1 derece ısındığını hatırlatan Parsons, bu artışın işçilerin çalışma koşullarını olumsuz etkilediğini kaydetti:

“Her bir derecelik sıcaklık artışı, insanların kendilerini ve içinde bulundukları toplumları güvenli şekilde destekleme kapasitelerini sınırlandırıyor. Bunun yanı sıra, tarım ve inşaat gibi sektörlerdeki iş kollarındaki faaliyetler, yaz aylarında dünyanın pek çok bölgesinde neredeyse olanaksız hale gelecek.”

Bilim insanları, mevcut ve gelecekte yaşanması öngörülen işgücü kayıplarını hesaplarken, gözleme dayalı meteorolojik veriler ile iklim modellerinde yer alan projeksiyonları harmanladı.

Duke Üniversitesi’nden araştırmayla ilgili yapılan açıklamada da  bu durumdan en olumsuz etkilenecek kesimlerin Asya, Orta Doğu, Afrika ve Batı Pasifik‘te yer alan tropikal ve subtropikal bölgelerdeki işçiler olacağını belirtildi.

Luke Parsons,  “Ne yazık ki, günümüzde yaşanan ve gelecekte yaşanacak işgücü kayıplarından en çok etkilenen ülkelerin ve insanların çoğu, sera gazı emisyonlarının önemli bölümünden sorumlu değil” ifadelerini kullandı.

Küresel ortalama sıcaklık artışının 1oC ile sınırlandığı durumda, yoğun emek gerektiren iş kollarının sabahın erken saatlerinde gerçekleştirilmesiyle, işgücü verimliliğindeki kayıpların büyük bölümünün önleneceğini belirten Parsons,  ısınmanın  1°C’yi aşması durumda, bu önlemlerin hayata geçmesinin oldukça zor olacağına dikkat çekti.

Analiz, işgücü kaybının en fazla yaşanacağını ülkelerin, nüfusun önemli bölümünün açık hava koşullarında faaliyet gösterdiği Hindistan, Çin, Pakistan ve Endonezya olacağını öngörüyor. Ancak kişi başına yaşanacak kayıplarda daha az nüfuslu 14 ülkenin daha fazla ekonomik kayıp yaşaması öngörülüyor. Bu ülkeler arasında Bangladeş, Tayland, Gambiya, Senegal, Kamboçya, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar, Bruney, Gana, Togo, Benin, Sri Lanka ve Nauru yer alıyor.

Marmara Denizi’ne karışan atık suların deşarjının durdurulması için dava açıldı

Tekirdağ Ergene Derin Deniz Deşarj A.Ş tarafından Marmara Denizi’ne deşarj edilen atık suların deşarjının durdurulması için Sivil Adalılar’ın da içinde olduğu bir grup dava açtı.

Dünya Mirası Adalar tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Çevre mücadelesi ve iklim krizi açısından bu dava çevreye zararlı bir yatırımın önlenmesi veya karar vericilerin bu tarz uygulamalardan vazgeçilmesi amacını taşımaktadır” denildi.

‘Bugüne kadar hukuki süreç başlatılmadı’

Dünya Mirası Adalar bugüne kadar bir hukuki sürecin başlatılmadığının altını çizip, davanın başarılı olması için herkesin konunun bir ucundan tutması gerektiğine işaret etti:

Ergene nehrinin Organize Sanayi siteleri tarafından muazzam boyutta kirletilen suları, gene bu organize sanayi sitelerinin yönetimleri tarafından kurulan bir şirket tarafından Marmara Denizine ‘sözde’ arıtılarak derin deşarjı yapılıyor. Bizleri zehirlemeye devam ediyor.

Bugüne kadar Çevre Bakanlığı, Belediyeler, Meslek Örgütleri, Dernekler ve Sivil Toplum Örgütleri asli görevleri olduğu halde hukuki bir süreç başlatmamış durumdalar.

Çevre mücadelesi ve iklim krizi açısından bu dava çevreye zararlı bir yatırımın önlenmesi veya karar vericilerin bu tarz uygulamalardan vazgeçilmesi amacını taşımaktadır.

Bu davanın başarılı olması ancak herkesin konunun bir ucundan tutması, ekolojik hukuki düzenin, devletler ve küresel organizasyonlar ile değil, adaletsizliklerin mağduru olan halkın ve onların örgütlerinin mücadeleleri ile mümkündür.”

Davacıların talepleri

Davacılar, taleplerini şöyle sıraladı:

  • Davalı şirketin umuma ait bir su varlığı olan Marmara Denizi’ne endüstriyel atık suların deşarjı suretiyle gerçekleştirdiği müdahalenin ve muarazanın önlenmesine, eski halin iadesine,
  • Mahkeme aksi kanaatte ise endüstriyel atık suların tamamıyla arıtılmak ve/veya yasal mevzuatta öngörülen arıtma kriterlerine uymak suretiyle temiz bir biçimde deşarjına,
  • Davalı tarafın Marmara Denizi’ne yönelik fiilleri telafisi imkansız zararlara yol açacağından, davalı şirketin endüstriyel atık suların Marmara Denizi’ne deşarjı faaliyetlerinin dava sonuçlanıncaya kadar durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine,
  • Yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini saygılarımızla talep ederiz.

Bulgaristan’da dörtlü koalisyonun Çevre ve Su Bakanı Yeşil Hareket’ten Boris Sandov oldu

Bulgaristan’da parlamento seçimlerinden yaklaşık bir ay sonra, üzerinde uzlaşma sağlanan dört partili koalisyon, parlamentoda güven oyu aldı. Değişime Devam Partisi‘nin (PP) yolsuzluk karşıtı lideri Kiril Petkov’un kurduğu yeni hükümetin parlamentoda hazır bulunan 238 milletvekilinden 104’e karşı 134 oyla güvenoyu almasının ardından bakanlar yemin ederek göreve başladı.

“Koalisyonumuzun şiarı yolsuzluğa sıfır tolerans olacak” diyen  Petkov liderliğindeki Değişime Devam Partisi 14 Kasım tarihindeki seçimlerde oyların yüzde 25’ini alarak birinci olmuştu.

Bulgaristan‘ın 99’uncu hükümetinde 5 başbakan yardımcısı ve 15 bakan bulunuyor. İktidar koalisyonunda Petkov’un partisinin yanı sıra eski Komünist Parti’nin mirasını sahiplenen Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) ve popülist şovmen Slavi Trifonov‘un Böyle Bir Halk Var (İTN) partisiyle merkez sağ Demokratik Bulgaristan (DB) ittifakı yer alıyor.

Kabinede, PP 10, BSP ve İTN 4’er ve DB 3 koltuğa sahip.

Avrupa Birliği ülkesi olan Bulgaristan’da üç parlamento seçimi sonrasında nisan ayından bu yana ilk kez geçici olmayan bir hükümet göreve geliyor.

Parlamentoda ikinci büyük siyasi güç konumundaki Bulgaristan’ın Avrupalı Gelişimi İçin Yurttaşlar (GERB), üyelerinin çoğunluğunu Türk ve Müslümanların oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) ve popülist aşı karşıtı Yeniden Doğuş Partisi muhalefette kalacak.

Çevre ve Su Bakanı ’Yeşil Hareket’ten Borislav Sandov

Yeni hükümette Çevre ve Su Bakanlığı’na Yeşil Hareket’in eş başkanı Borislav Sandov getirildi. Sandov’un pozisyonunda İklimden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ile Çevre ve Su Bakanı’nın rollerini birleştirilecek.

Borislav Sandow, hükümete üç bakanla giren “Demokratik Bulgaristan” kotasından aday gösterilmişti.

Yeni bakan, geçen yaz verdiği bir röportajda 2050 yılına kadar Avrupa ekonomisinin karbon nötr hedefi ve bunun Bulgaristanlıların hayatlarını nasıl değiştireceği hakkında konuşurken, “Doğada rüzgar gülü anında rüzgara göre döner ancak değişimin o kadar da popüler olmadığı Bulgaristan’da bu, daha yavaş oluyor” demişti. Küresel ısınma nedeniyle ülkesinde artık narenciye, zeytin ve hurma yetiştirildiğini söyleyen Sandov, “2050’ye kadar Bulgaristan topraklarının yarısında kalıcı bir Akdeniz iklimi hakim olacak. Güney Bulgaristan’daki ürün deseni, Dobruca ve Sofya gibi daha yüksek alanlara taşınmalı” uyarısını yapmıştı.

Bulgaristan hayali: Temiz, yeşil ve insanların gülümsediği bir ülke

Sandov, 2050 yılındaki Bulgaristan hayalini de şöyle anlatmıştı: Bulgaristan’ı çok yeşil ve insanların gülümsediği bir ülke olarak hayal ediyorum. İnsanların nerede ve kimler tarafından yetiştirildiği bildiği temiz yiyeceklere ulaştığı, çatı veya şehir bahçelerinde üretim sürecine katıldığı, herkesin, ihtiyacı olan enerjiyi, çatılarındaki panellerden aldığı bir yer…”

Bulgaristan’da İklim politikası şimdiye dek Çevre Bakanlığı’nın bir müdürlüğüyle sınırlıydı. Söz konusu departmanın şimdi bakanlığa bağlanması, yeni koalisyon hükümetinin Avrupa Yeşil Mutabakat’ına uyumu öncelediği değerlendirmesi yapılıyor.

Borislav Sandov kimdir?

39 yaşındaki yeni bakan Borislav Sandov, üniversitedeki coğrafya eğitiminin ardından, hidroklimatik kaynak yönetimi konusunda yüksek lisans eğitimini tamamladı. İki yıl önce Yeşil Hareket adını alan Yeşiller Partisi‘nin 2008 yılında kurucularından biriydi. Altı yıl boyunca partinin eş başkanlığını yürüttü ve reform bloğuyla başarısız müzakerelerin ardından 2014’te istifa etti, ancak 2019’da yeniden seçildi. 2015’ten 2018’e kadar da Balkan Yeşilleri‘nin eş başkanlığı görevini yürüttü.

Ülkede yeni nükleer tesislerin inşasına karşı olan Sandov, iklim değişikliğine uyum için mücadele eden STK koalisyonlarında, vahşi hayvanların korunması için yapılan etkinlerde, Organik Tarım Derneği’nde, Bulgaristan Arılarının Korunması için Avrupa Vatandaşları Girişimi’nde ve Kuşları Koruma Derneği’nin tüm eylemlerinde aktif olarak yer alan bir çevre ve iklim aktivisti.

“İklim Koalisyonu” ve “Doğa, Bulgaristan’da kalsın” koalisyonunun da üyesi olan yeni Çevre Bakanı, geçen yıl uygun bir çevresel değerlendirme yapmadan faaliyetlerini genişleten Panagyurishte yakınlarındaki kirletici madenlere karşı bir dava başlatmıştı. Dava, iki ay önce madenlerin kesin olarak mahkum edilmesiyle sona erdi.

 

Birleşik Krallık’ta daha iyi göründükleri iddiasıyla kulağı kesik köpek satın alınıyor

BBC’nin belgesel programı BBC Wales Investigates’in gerçekleştirdiği bir incelemeye göre, Birleşik Krallık‘ta sosyal medya modası olduğu için ve daha güzel göründükleri iddiasıyla kulağı kesik köpek satın alınıyor.

Ülkede bu operasyon illegal olarak uygulanırken, bunu yapan kişilerin anlattıklarına göre köpeklerin sahte pasaportu Türkiye’den geliyor.

‘Sağlık ve davranış sorunlarına neden olabilir’

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, kulağı kesilen köpeklerin değeri 2 bin dolar artıyor.

Birleşik Krallık’ta Hayvan Refahı Yasası gereği bu uygulama yasa dışı olsa da yetiştiriciler operasyonun yurt dışında yapıldığını göstermek için sahte evcil hayvan pasaportları temin ediyor.

Hayvan hakları derneği Dogs Trust‘tan Paula Boyden, kulak kesmek için hiçbir gerekçe olmadığını, aksine köpeklerin sağlık ve davranış sorunları yaşamasına sebep olabileceğini kaydetti.

İngiliz Veteriner Derneği‘nin (BVA) eski başkanı Daniella Dos Santos, bu uygulamayla ilgili, “Kulakların kırpılması yasa dışı bir sakatlama ve tek nedeni köpeklerin nasıl göründüğüyle ilgili. Her şey statü için. Köpeklerin sağlığına hiçbir faydası yok” açıklamasında bulundu.

Köpek yetiştiricileriyle temasa geçildi

Belgesel için internette kesilmiş kulaklı köpeklerin görüntülerini paylaşan birkaç yetiştiriciyle temasa geçildi.

Yetiştiricilerden biri olan Moheiz Adam, “Yasa dışı olması çok yazık çünkü kulak kırpmak onlara çarpıcı bir görünüm veriyor” ifadelerini kullandı.

Kimliğini gizleyen gazeteciye 17 bin dolar karşılığında kulağı kesik bir köpek yavrusu satmayı teklif eden Adam, yanında evcil hayvan pasaportu ve mikroçip de verileceğini söyledi.

Eğer biri köpekle ilgili soru sorarsa “Onu bir İrlandalıdan satın aldım, Avrupa’dan geldi, tüm bildiğim bu” demesini de söyledi.

Galler’in başkenti Cardiff‘ten başka bir köpek yetiştirici Joshua Harty de, kimliğini gizleyen gazeteciye, kendisinin de kırpma ayarlayabileceğini, yabancı bir evcil hayvan pasaportu ve mikroçip tedarik edebileceğini kaydetti.

“Kulakları kestirip, pasaportu ve çipi almak normalde 660 dolar civarında. Veterinerim onları Türkiye’den alıyor” ifadelerini kullanan Harty, İrlanda ve İspanya‘daki gösterilere köpek götürdüğünü, sınırları geçerken bu sahte pasaportlarla hiçbir sorun yaşamadığını da anlattı.

Daniella Dos Santos, köpek yetiştiricisinin önerdiği her şeyin tamamen yasa dışı olduğunun altını çizerek, bunun hayvanlara canlı varlıklar olarak değil, metalar ve para kazanma makineleri olarak bakmak demek olduğunu kaydetti.

Santos, köpek ithalatına izin veren yasadaki açığın kapatılması gerektiğini de vurguladı.

Fenomenler talebin artmasına yol açabilir

Yasa dışı bir yetiştirici tarafından sakat bırakıldıktan sonra Cardiff belediyesinin kurtardığı yavrulara bakan köpek kurtarma derneği Hope’tan Vanessa Waddon, futbolcu Marcus Rashford, şarkıcı Leigh-Anne Pinnock gibi ünlü isimlerin kısa kulaklı köpekleri paylaşmasının talebin artmasına yol açmasından endişe ettiğini belirtti.

Ünlülerin ne zaman internette bir şeyler paylaşsa, insanların “Bu köpek güzel görünüyor, belki böyle bir tane alırım” diye düşündüğünü aktaran Waddon, “Ünlüler köpekleri yasal olarak ithal etmiş olsa da İngiltere’de talebi karşılamak için yasa dışı olarak kırpma yapan insanlar var” açıklamasında da bulundu.

Prof. Dr. Sait Gezgin: Rüzgar erozyonunun artmasının nedeni toprakların yanlış işlenmesi

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sait Gezgin, Konya‘da son günlerde görülen kum fırtınalarının, yanlış toprak kullanımından kaynaklandığına işaret etti.

Konya Ovası‘nda görülen kum fırtınaları, özellikle kara yollarında görüş uzaklığını düşürerek zincirleme kazalara neden olurken, öte yandan ovanın toprak yapısında da olumsuz sonuçlar doğuruyor.

Toprak yapısındaki bozulmanın sebepleri

DHA‘da yer alan habere göre Prof. Dr. Sait Gezgin, toprağı yanlış işlemeyle yapısının bozulduğunu kaydederek, şu açıklamalarda bulundu:

Uzun yıllardır tarım topraklarımızın yanlış kullanımına bağlı olarak, topraklarımızda rüzgarla erozyon arttı. Eskiden de rüzgar erozyonu vardı ancak günümüzde her geçen gün giderek artıyor. Bunun nedenleri nedir? Birincisi topraklarımızda yanlış işleme var. Yanlış işlemeye bağlı olarak toprakların yapısında bozulma var.

Yanlış gübreleme ve sulamaya bağlı olarak toprak yapısında bozulma var. Tuzlulaşma, alkalileşme olayı var. Bundan dolayı toprak yapısı bozuluyor. Bu gübrelemenin ve sulamanın da etkisidir. Yine topraklarımızda en önemle hatalardan bir tanesi, maalesef biz yarı kurak bir iklim sahibiyiz, bu yarı kurak iklim bölgelerinde topraklarımızın organik madde kaynağı az.”

‘Toprakların en verimli kısmı havaya uçup gidiyor’

Anız yakma sonucu topraklarda her geçen yıl organik madde miktarının azaldığını ifade eden Prof. Dr. Gezgin, topraklarda en az yüzde 3 olması gereken organik madde miktarının Türkiye’deki toprakların yüzde 99’unda yüzde 3’ün altında olduğuna vurgu yaptı:

Uzun yıllardır biz devletimizin yasaklamasına rağmen bitkisel atık dediğimiz anızları yakıyoruz. Bunun sonucunda topraklarımızda her geçen yıl organik madde miktarında azalma söz konusu. Bugün tarım bakanlığına bağlı tarımsal araştırma enstitülülerin yapmış olduğu çalışmalara göre bir toprakta ağırlık esasına göre en az yüzde 3 olması gereken organik madde miktarı, topraklarımızın yüzde 99’unda yüzde 3’ün altında organik madde var.

Yüzde 89’da yüzde 2’nin altında organik madde var. Bu organik madde azlığı toprakların yapısını oluşturan, toprağı tanelerinin birbirine bağlanmasını azaltıyor. Agregasyonu azaltıyor. Bu agregasyonun azalması da diğer yanlış kullanımlarla yanlış sulama ve yanlış gübreleme, yanlış toprak işlemenin de etkileriyle rüzgar estiği zaman toz bulutu sayesinde tarım topraklarımız en verimli kısmı havaya uçup gidiyor.”

‘Toprakların sürdürülebilir kullanımı sağlanmalı’

Prof. Dr. Sait Gezgin lodosun, kum fırtınalarını artırdığını işaret edip, tarım topraklarının sürdürülebilir kullanımının sağlanması gerektiğinin altını çizdi:

Özellikle güney yönlü rüzgarlar yani lodos dediğimiz rüzgar estiği zaman bu kum fırtınaları biraz daha artıyor çünkü bizim ülkemizin güneyinde çöller var. Bu çöllerden de rüzgarlarla kum geliyor. İnce fraksiyon geliyor.

Bizim topraklarımızdan kalkan taneciklerle birlikte daha koyu bir kum fırtınası haline gelip işte geçen haftalarda yaşadığımız gibi araç trafiğini engelleyecek düzeyde, görüş mesafesini 1 metrenin altına düşürecek düzeyde kum fırtınaların oluşumuna neden oluyor. Bizim burada yapmamız gereken tarım topraklarımızın sürdürülebilir kullanımını sağlamamız lazım. Öncelikle bitkisel artıkları yakmamamız lazım. Organik madde miktarını artırmamız lazım. Yanlış sulama ve yanlış gübrelemeyi ortadan kaldırmamız lazım.”

Katledilen köpek için eylem yaptı, gözaltına alındı

Konya‘da tüfekle vurularak katledilen köpeğin cansız bedeni ve katledilen köpeğin dört yavrusuyla Konya Valilik binası önüne gelerek hayvana şiddeti protesto eden Hayrettin Bulan isimli kişi, izinsiz eylem gerçekleştirdiği iddiasıyla gözaltına alındı.

Katledilen köpeğin cansız bedeni de incelenmek üzere Tarım İl Müdürlüğü‘ne, yavru köpekler de belediyenin hayvan barınağına götürüldü.

‘Neden bu katliamlar oluyor?’

Pazar günü Konya‘nın Meram ilçesi Karahüyük Mahallesi‘ne köpekleri beslemek için gelenler, yedi günlük dört yavrusu bulunan bir anne köpeği tüfekle vurulmuş halde buldu.

Hayrettin Bulan isimli kişi de, katledilen köpeğin cansız bedeniyle, dört yavrusunu Konya Valilik binası önüne getirip hayvana yönelik şiddete tepki gösterdi.

Hayrettin Bulan, “Dün gece saatlerinde Karahüyük Mahallesi’nde havalı tüfekle anneyi vuruyorlar. Biz tüm filmlerini çektirdik. Mahallemizde, tarlamızda köpek istemiyoruz diyenler buyursunlar. Neden katlediyorsunuz? Anne köpeği öldürmüşler, geriye kalan yavru köpeklerin ise anne şefkatine ihtiyacı var. Şu an yavru köpekler ne yapacak? Neden bu katliamlar oluyor?” dedi.

Bulan, eylemini izinsiz gerçekleştirdiği iddiasıyla “Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” gerekçesiyle polis merkezine götürüldü.

Ayvalık’ta maden atıklarının içme suyuna karıştığı iddiası

Balıkesir’in Ayvalık ilçesi kırsal Karaayıt Mahallesi‘ndeki demir ve bakır madeninin istinat duvarı çökmesi sonucu maden atıklarının içme suyuna karıştığı ifade edildi.

Balıkesir Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekipleri, iddialar üzerine olay yerinde tespit yaparak, numune aldı.

‘Atık deşarjı dökülmesi olmadığı tespit edilmiş’

DHA’da yer alan habere göre, yağışlar sonucunda maden işletmesinin istinat duvarı kenarında su birikintisi meydana geldi.

Ekskavatör tarafından yapılan çalışma sırasında da üç blok halindeki istinat duvar devrilirken, tesis yanından geçen derede akıntı meydana geldi.

İçme suyuna kirli atık karıştığı yönündeki iddiaların ardından Balıkesir Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekiplerince maden alanında yapılan incelemenin ardından, “Proses sonucu oluşan atıkların yığılımı, depolamasının yapıldığı, alandan dereye doğru herhangi bir kayma, atık deşarjı gözlemlenmediği, depolama alanının dere ile arasında bulunan beton bariyerlerin 3 tanesinin devrilmesi ve daha sonra düzeltilmesi sonucu boşluk bulunduğu ancak herhangi bir atık deşarjı dökülmesi olmadığı tespit edilmiş” denildi.

İstinat duvarından çamurlu yağmur suyunun geldiği belirtilen inceleme sonucunda, numune alınarak laboratuvara gönderildiği de kaydedildi.

‘Ağır metaller dere suyuna karıştı’

Ayvalık Ekoloji Birliği tarafından yapılan açıklamada, Madra Barajı, dere ve civar sularında ağır metal ve kirlilik tahlilleri yapılarak sonuçların kamuoyu ile paylaşılması istendi:

Bir yıl içinde ikinci facia. Atıklar Madra Barajı’nı besleyen dereye doldu. Felaketin boyutları incelendi. Madra Barajı, dere ve civar sularda ağır metal ve kirlilik tahlilleri yapılarak sonuçlar kamuoyu ile paylaşılsın. Dere suyu ile birlikte atık yığını içindeki ağır metaller dere suyuna karıştı. Söz konusu dere bölgenin sulama suyunu sağlayan ve aynı zamanda Ayvalık için ileride içme suyu sağlanması da hedeflenen Madra Barajı’nı besliyor.”

Fotoğraf: DHA

‘Madra Barajı dibinde ocak faaliyeti mümkün değil’

Ayvalık Tabiat Platformu sözcüsü Nebahat Dinler de maden şirketinin Karaayıt köylüsüne verdiği zararın bitmediğini kaydederek, yaşananları şöyle anlattı:

Ayvalık Karaayıt köyünde faaliyet gösteren madencilik tesisi, 2010 yılından beri yöre halkını mağdur ediyor. Burada yığılan pasalar vahşi depolama yöntemi diyebileceğimiz şekilde yığılmış. Hiçbir şekilde denetim yok, etrafında bir drenaj kanalı yok. Zaten her yağmurda süzülen sular alttan geçen dereye akmakta. Bu dere, Madra Barajı’nı besleyen derenin bir kolu. Her yağmurda buradan akan sular Madra Barajı’na ulaşıyor. Köylüler bunu defalarca dile getirdiler. 2021 yılı Ocak ayında büyük bir çökme oldu. Dere atıklarla doldu ve büyük bir kirlilik yarattı.

O günden bu yana şirket kendince bir sözle çözüm üretti. Bu atıkların kenarına beton bloklar yerleştirdi ama bu beton blokların bir işe yaramadığı, alttan suların süzüldüğü, dün yaşanan olayda da beton blokların yıkıldığı yine derenin pasalarla dolduğu video kayıtları ve fotoğraflarla belgelenmiş durumda. Bu maden firması Bilfer aşağıdaki Madra Barajı’nın dibinde, 1950’lerden gelen ruhsatı ile maden ocağı faaliyeti yürütüyor. Buradan çıkan cevheri zenginleştirme tesisinde işliyor. Yani bir değil iki sorun var. Günümüzde ÇED yönetmeliğine göre Madra Barajı dibinde bir ocak faaliyeti mümkün değil. Ama Enerji Bakanlığı’na başvurulduğunda bunun müktesep hak olduğu ifade ediliyor. Madenin çalışması aynı zamanda yer altı sularını da kirletmektedir. Hem Karaayıt köyü hem de çevresindeki beş köyün sularında arsenik oranı yüksek seviyede tespit edilmiş. Bunun üzerine BASKİ köylerde arıtmalı çeşme yapmak durumunda kalmıştır. Ama köylü bu çeşmelerden ne kadar su kullanmaktadır. Evlerinde akan suyun arsenik miktarı nedir bu belirsiz. Biz geçen yıldan beri maden firmasının yeni bir atık sahası açmak için yaptığı başvuruya da Ayvalık Belediyesi ve Ayvalık Tabiat Dermneği olarak dava açmış bulunuyoruz. Şirketin Karaayıt köylüsüne verdiği zarar bitmek bilmiyor.”

‘Sonuçları kamuoyuyla paylaşacağız’

Tesisin İşletme Müdürü Veli Güzel de atık deşarjlarının olmasının mümkün olmadığını ifade ederek, numune sonuçlarını kamuoyuyla paylaşacaklarını kaydetti:

Madra Barajı şu anda sulama amaçlı kullanılmakta. Suyu PH değerini 12 civarına çıkarmak için kireç harcıyoruz. Bu kireçli suyu salmak da bizim işimize gelmez. Devir daim yapıyoruz. Sürekli baraja su saldığımız yönünde aynı iddia var ama ispat edemediler. Devlet kurumları sürekli olarak gerekli numuneleri alıp, analiz yapılıyor. Hepsi incelenebilir. Sosyal medyada sürekli aleyhimize bir çalışma yapılıyor.

Dün yaşanan olay şudur. Aşırı yağışlar nedeniyle su birikintisi oluştu. Bizim ekskavatör operatörü de suyun önünü açmak isterken 3 tane 2,80 metre boyundaki 8 ton ağırlığındaki bariyeri dereye yuvarladı. Bu da İl Çevre Müdürlüğü ve jandarma tutanaklarında mevcuttur. Herhangi bir kaçak olmadığı, dereye deşarj olmadığını da tespit ettiler. Dereden de yine numune aldılar. Sonuçlar da 15 güne kadar çıkar. Görüntülerdeki su da yağışlar nedeniyle her yerden akan yağmur suyu. Biz demiri 300 mikron boyutuna getiriyoruz. Ocakta delme, patlatma ve kırma işleminin ardından, manyetik separatörle ayrıştırma yapıyoruz. Çevreye deşarjımız olması mümkün değil. Şimdiye kadar barajı kirletmedik, şimdiden sonra da kirletmeyiz. Bunu defalarca ispat ettik, yine numune sonuçlarını kamuoyu ile paylaşacağız.”