Ana Sayfa Blog Sayfa 1113

Hukukçu Yücel Sayman 82 yaşında vefat etti

Kanser tedavisi gören eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman 82 yaşında hayatını kaybetti. Hukukçu Yücel Sayman, 1996-2002 döneminde İstanbul Barosu Başkanlığı yapmıştı. Sayman, Ekolojik Anayasa çalışmalarında da yer almıştı.

Akademi ve hukuk dünyasının yakından tanıdığı Yücel Sayman’ın vefatının ardından pek çok kurum ve isim taziye mesajları paylaştı:

 

 

Sayman’ın cenazesi 17 Aralık günü saat 12.00’de İstanbul Barosu önünde düzenlenecek törenin ardından ikindi vakti Şakirin Camisi‘nden kaldırılıp Karacaahmet Mezarlığı‘na defnedilecek.

Yücel Sayman kimdir?

1939 yılında Konya’da dünyaya gelen akademisyen Yücel Sayman, 1957 yılında Saint Joseph Fransız Lisesi‘nden, 1962 yılında da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. Sayman, 1969 yılında Strasbourg Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde doktorasını verdi.

1978 yılında doçent olan Yücel Sayman, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Özel Hukuku Anabilim Dalı‘nda öğretim üyeliği yaptı. 1996-2002 yıllarında İstanbul Barosu başkanlığı da yapan Yücel Sayman İstanbul Medipol Üniversitesi’nde öğretim üyeliği de yapmıştı.

Evrensel Gazetesi‘nde bir dönem yazarlık yapan Sayman, burada bulunan yazılarını “Özgürlük Zamanı” adlı bir eserinde derlemiştir. Yücel Sayman, 2013 yılında yürütülen barış süreci kapsamında Akil İnsanlar listesinde Marmara Temsilcisi olarak görev yapmıştı.

[Yeşil Gazete Doğu’da-14] Urfa: Peygamberler şehrinde bolluk içinde yokluk

Haber-İzlenim Dizisi: Alev KARAKARTAL

*

Bir kadim kentten diğerine… Mardin’e hoşça kal dedikten sonra son durağımız olan Urfa yollarındayız. Ama kente varmak kolay olmayacak.

Mardin’i Urfa ve Antep üzerinden Adana’ya bağlayan uluslarası E-90 karayolu üzerinde, Avrupa ile Ortadoğu ülkeleri arasında taşımacılık yapan TIR trafiğinin ortasında bir atmacanın yolda ezilmiş bir hayvan cesedine birçok dalış yaptığını ancak TIR ve otobüs trafiği yüzünden bir türlü amacına ulaşamadan daireler çizdiğini çok uzaktan gördüğümüzde, bir kare fotoğraf yakalayabilmek için kenara çekiyoruz. Aynı anda aracımızdan da dumanlar tütmeye başlıyor: Karbüratör sizlere ömür… En yakın yerleşim ise yaklaşık 45 km. ilerideki Viranşehir.

El sallayıp önüne atladığımız hiçbir araç durmayınca iş başa düşüyor, Viranşehir’den bir çekici bulup onu beklerken, öğle sıcağı altındaki geniş yol kenarında bir yandan inatçı atmacayı kollamaya çalışıyor bir yandan da civardaki tarlaların çevresinde küçük turlar atmaya başlıyoruz. Yaptığımız neredeyse 600 km. boyunca yol kenarında, tarlaların arasında, refüjlerde bu kadar atığa ve çöpe rastlamadığımızı rahatlıkla söyleyebilirim: Plastikler, maskeler, türlü çeşit ambalajlar, sigara paketleri ve ne ararsanız… Belli ki en çok yolu kullananların  çöplerini saça saça gitmelerinden kaynaklı…

Yaklaşık iki saatlik bir bekleyişten sonra gelen çekiciyi tezahüratla karşılayıp tekrar yola koyulmadan önce, bizi yolda görüp yakındaki köyünden su getiren ve adını öğrenemediğimiz köylülere, bu yazıyı okuma şansları olmasa da bir vicdan borcu olarak teşekkür etmek istiyorum. Atmaca? O iyi… Otoyolun ortasındaki hayvan ölüsünü vızır vızır işleyen TIR trafiği yüzünden onlarca dalış yapmasına rağmen bir türlü alamayınca vazgeçip daha kolay avların peşine düşmek üzere otoyol üzerinden ayrılıyor iyi ki…

Viranşehir’e yaklaştıkça ise ilk dejavu duygusuna kapılıyoruz. İlçenin üzeri, epey uzaktan görülen bir duman tabakasıyla kaplı. Tıpkı Kızıltepe gibi… Sarsıla sarsıla yol aldığımız çekicinin açık camlarından ciğerimizi yakan bir hava doluyor içeri. Kapatıyoruz. Çekici şoförü, Viranşehir’de, Urfa’nın genelinde olduğundan daha yoğun yaşadıkları hava kirliliğini, ısınmak için halen yaygın olarak kullanılan kömüre ve anız yangınlarına bağlıyor. Ama fazlası da var:

Kentteki Organize Sanayi Bölgesi, Evren Sanayi Bölgesi, şehir içinde kalan yaygın küçük sanayi, yerleşim yerlerinin hemen dibindeki sıra sıra taş ocakları, çimento fabrikaları, göçle birlikte patlayan aşırı nüfus artışına yanıt vermek için artan konutların ve  motorlu taşıtların yarattığı kirliliğin de eşlik etmesiyle Urfa, uzun süredir Türkiye’nin havası en kirli illeri sıralamasındaki yerini kimseye kaptırmıyor. Üstelik bütün bu tesisler, kentte hakim olan rüzgar kuzeybatıdan güneydoğuya doğru esmesine rağmen, bu dikkate alınmayarak kentin kuzeybatısına kurulmuş. Yani buralardan gelen toksik hava, rüzgarla birlikte doğrudan kentin üzerine çöküyor.  Buna, Türkiye’deki pamuk üretiminin yaklaşık yarısını karşılaması sebebiyle Urfa’daki yaklaşık 170 çırçır fabrikasının yarattığı kirliliği ve şehir Suriye, Irak ve İran üçgeninde bulunduğundan, çöl bölgelerinden gelen tozlu rüzgârdan dolayı maruz kaldığı kirli hava akımını da eklemek gerek.

Viranşehir yolu boyunca ikinci dikkatimizi çeken şey ise sağlı sollu tarlalarda, artık akşam çökmeye başlarken çalışmaya başlayan yağmur sulama mekanizmaları. Bölgede, epeyce de su isteyen mısır, ikinci ürün olarak ekiliyor. Urfa’da da öyle. Ancak ne ekilirse ekilsin, damlama sulama sistemi gördüğümüz tarla sayısı bir elin parmaklarını aşmıyor. Yağmur sulama, “salma” denilen vahşi sulamaya göre ehven-i şer olsa da, damlama’ya göre önemli miktarda su israfı yapan bir sistem ama Urfalılar’ın pek sevdiği bir yöntem olduğu da belli.

Güneş artık son ışıklarını dünyaya gönderirken vardığımız Viranşehir’in oto sanayi sitesinde, kötü haberi alıyoruz. Tamir imkansız, epey aradıktan sonra da parça da bulunamıyor. Aracımız il dışından gelecek karbüratörü beklemek zorunda. Bize de aracımızı bırakıp otobüsle Urfa Merkezi’ne gitmek düşüyor.

Sıra gecesi

1.5 saatlik otobüs yolculuğunun ana konusu ise bir otel odası bulabilmek. İkinci dejavuyu da gece karanlığında, sallanan bir otobüs koltuğunda yaşıyoruz. Oda yok, her yer dolu ya da rezerve edilmiş. Yoğun telefonlaşmalar sonucunda, Urfa Barosu’nun misafirhanesinde konuk edebilecekleri haberini alınca sevinerek vardığımız Urfa Otobüs Terminali’nde bizi karşılayanlar da baro görevlileri oluyor.

Hafta sonu 15 bölge barosu başkanının katıldığı iki günlük bir toplantıdan sonra meğer son gece yapılan geleneksel sıra gecesi sırasında kente varmışız. Davet üzerine yorgun olmamıza rağmen, biz de katılıyoruz. Sıra geceleri konusu, bir kültürel kült olarak başka bir yazının konusu ancak bir not düşmek gerekirse; artık eski geleneksel sıra geceleri gibi olmadığını söyleyelim. Epeydir, kadın-erkek karışık yapılan bu geceler, yer sofralarından çıkıp otellerin salonlarına taşınmış; biraz da turistik bir yapıya bürünmüş çoktan. Hukukçular yoğun geçen iki günün sonunda biraz mesleki dedikodu yapıp çokça eğlenirken, ev sahibi Urfa Barosu Başkanı Mehmet Velat İzol, bir yandan misafirlerini ağırlıyor, bir yandan da küçük bir odada yayımlanacak ortak bildiriye son halini vermeye çalışıyor.

Sonuç bildirgesinde Kürt meselesine ilişkin şu ifadeler yer alıyor:  “Meselenin tartışılıyor olması ve çözüm iradesine yönelik niyet beyanlarını kıymetli görüyoruz. Bu sorunun seçim hesaplarından daha değerli olduğu unutulmamalıdır. Sivil toplumu, siyaset kurumunu ve diğer tüm paydaşları bu meselenin demokratik zeminde çözümüne dair üzerine düşeni yapamaya davet ediyoruz.”

Bildiride AİHM’in serbest bırakılmasına karar verdiği Osman Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ilişkin de “AİHM’in Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararlarının gereğinin bir an önce yerine getirilmesinin gerekliliğini vurgulamaktayız” deniliyor.

Tarihi miraslar Allah’a emanet

Yol üzerinde yaşadığımız talihsizlik yüzünden yazık ki kentte geçirecek sadece bir günümüz var. Onda da Baro’nun Çevre ve Kent Komisyonu’ndan Adnan Yapıcı ve Sosyolog Cansu Yüce ile ve bizden kısa bir süre önce kenti ziyaret eden Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu ve TEMA Vakfı Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş ile konuşacağız.

Tarihi Ermeni Germuş Kilisesi, kaderine terk edilmiş durumda.

Urfa, kültürel değerler bakımından çok zengin bir mirasın üzerinde oturuyor: Hz. İbrahim, Hz. Eyüp ve Hz. İsa’nın kentteki izleri ve kalıntıları- ki İsa’nın kenti kutsadığı söyleniyor- tarihi 11.500 yıl öncesine dayanan Göbeklitepe, binli yıllarda ilk haçlı krallığının burada kurulmuş olması, kutsal sayılan Balıklı Göl, Urfa Kalesi, mancılıklar, tarihi Harran Üniversitesi’nin kalıntıları, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, tarihi kilise ve camii kalıntıları, mağaralar… Dünyanın ilk üniversitesi denilen Harran Üniversitesi gibi, önemli kısmının bakımsızlık ve sahipsizlikten dolayı yıkılmış ya da uygunsuz restorasyonlardan dolayı onarılamayacak derecede tahrip olduğunu görmek çok üzücü.

Urfa Barosu Kent ve Çevre Komisyonu üyesi Adnan Yapıcı.

Adnan Yapıcı,  baro olarak önceliklerinin tarihi yerlerin korunması ve restorasyonu olduğunu söylüyor. Şehrin iki kilometre yakınındaki tarihi Germuş Kilisesi, kendi haline bırakılmış mesela, içinde hayvanlar besleniyor, bazı kişiler define aramak için halen delik deşik ediyormuş. Yöre halkının Nemrut Tahtı dediği binlerce yıllık Deyr Yakup Manastırı’na giden ne bir yol ne bir güzergah olduğunu,  Belediye’nin tarihi sit alanı olan bölgede bırakın herhangi bir güvenlik önlemi almayı, 2019’da kendi adına tescillediğini anlatıyor. Halfeti’deki gün yüzüne çıkması beklenen çok eski bir kilise de etrafına çit çekilip öylece zamanın ve insanların insafına bırakılmış.

Urfa’da 3.200’ün üzerinde kültürel varlık olarak tescillenmiş tarihi alan ve eserin bulunduğunu söyleyen Yapıcı, bunlardan 186’sının turizme açıldığını, diğerlerinin “restore edilecek” denilerek etraflarının çevrildiğini ve restorasyon çalışmaları için devletten ödeme alındığı halde hiçbir çalışma yapılmadığını kaydediyor. Kayyım yönetimine geçen Urfa Belediyesi, Harran ile Viranşehir arasındaki “kültür yolunda” 11 tarihi yeri kendi haline bırakmış; el atılan Harran Sarayı ile Babil Arap Kervansarayı’nda yapılan restorasyonda kapsamındaki “yenileme” ise eski haliyle uzaktan yakından ilgisi yokmuş anlattığına göre.

Deyr Yakup Manastırı’nın kalıntıları.

‘Türkiye’nin en verimli toprakları kirlendi 

Bölgedeki en fazla tarımsal arazi ve verimli ovaya sahip olan Urfa, 1980’li yılların ortasından itibaren hayata geçirilen GAP Projesi kapsamında, 1990’lı yıllarda sulu tarıma geçti. Böylece de bölgenin cazibe merkezi haline geldi; gelişen sanayinin de etkisiyle aldığı yoğun göç sonucu hızlı kentleşme sürecine girdi. Resmi veriler 1985’te yüzde 50 olan kentleşme oranının, 2015’te yüzde 92’ye çıktığını; şehrin nüfusunun her 10 yılda bir ikiye katlandığını ve bu sürecin devam ettiğini gösteriyor.

Nüfusun aşırı şişmesi,  tarım topraklarının da imara açılmasına yol açmış doğallıkla. Harran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Kentleşme ve Çevre Sorunları Anabilim Dalı’ndan Dr. Ahmet Kayan, Yönetim Bilimleri Dergisi’ndeki makalesinde kent ve çevresindeki 1. sınıf tarımsal arazilerin, konut, işyeri ve ticari amaçlarla imara açıldığını ve tarım toprağı amacı dışında kullanıldığı için kirletildiğini belirtiyor.

“Kentin çevresinde onlarca binayı fıstık, pamuk, mısır ve hububat tarlaları içinde görmek mümkün” diyen Kayan, şunları kaydediyor:

“Şanlıurfa’nın çevresinde; kuzey-batısında Gaziantep yolu üzerinde binlerce dekar kıraç arazi, güney-batı kısmında yine binlerce dekar kıraç arazi boş beklemesine rağmen, tarıma elverişli birinci sınıf tarım arazisi Karaköprü (ilçenin kuzey-doğu kısmı) ve Haliliye ilçelerinde (Mardin yolunun sağında ve solunda ve Sırrın semtinde) imara açıldı. Karaköprü’de fıstık tarlaları içinde, Haliliye’de Sırrın semtinde pamuk tarlaları içinde, Eyyübiye‘de  pamuk, hububat ve zeytin tarlalarının içinde onlarca yeni binanın yapıldığını görebilirsiniz. Dolayısıyla Şanlıurfa’da toprak katı, sıvı, radyoaktif artık ve atıkların yanı sıra konut, sanayi, ticari işletme amacıyla imara açılarak kirletilmekte.”

Suyu bol bulunca…

Su meselesi ise ayrı bir bahis: Milyarlarca dolar harcanarak su getirilen GAP’ın katkısıyla yapılan sulu tarımın, çiftçiyi sevindirse de tarlaları ‘öldürdüğünü’ öğreniyoruz. Yıllardır “kuru tarım” yapan ve birden suya kavuşan çiftçilerin salma sulamayla aşırı sulama yapması, aşırı gübre ve tarım ilacı kullanması sonucu tarım toprakları tuzlanmış, çoraklaşmış, verim alınamaz hale gelmiş, bölgenin ekolojik dengesi bozulmuş. Ayrıca etkili bir denetim de yapılmamış, köylülere suyun doğru kullanımıyla ilgili bir eğitim verilmemiş. “Aşırı su kullanımının engellenmemesi, toprağın çoraklaşması ve taban suyunun yükselmesi sonucu tahrip olan tarım alanlarının yeniden tarıma kazandırılması neredeyse mümkün değil” diyor Kayan.

Üzerine bir de son yıllarda etkisini artıran kuraklık binince, bazı çiftçiler yağmur sulamaya geçmiş ama halen vahşi sulama yapılan büyük alanlar bulunuyor kent ve çevresinde. Üstelik, bütün uzmanlar yağmur sulamanın bile yeterli olmadığını, mutlaka damlama sulamaya geçilmesi gerektiğini söylerken.

Bu noktada bölgedeki kuraklıkla ilgili Prof. Murat Türkeş’e kulak verelim. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın BM bünyesindeki Gıda ve Tarım Örgütü’yle (FAO) birlikte Türkiyeli çiftçilere eğitim vermek üzere düzenlediği proje kapsamında, bizden az önce Urfa’yı ziyaret eden Türkeş, Türkiye’de kuraklığa en eğilimli alanların, özellikle Güneydoğu Anadolu, GAP Projesi’nin kapsadığı geniş bir coğrafya ve batı-güney yarısında yer alan bölgelerle, Akdeniz ikliminin egemen olduğu bir coğrafya olduğunu dile getiriyor.

1970’lerle birlikte hem günlük yağışlarda hem kar yağışlarında hem de karın yerde kalma süresinde önemli bir azalma olduğuna dikkat çeken Türkeş, Doğu Anadolu’nun doğusu ve Güneydoğu Anadolu’nun tamamıyla İç Anadolu’nun, Akdeniz ve Ege’nin büyük bölümünde şiddetli ve kuvvetli düzeyde tarımsal, hidrolojik ve ekolojik kuraklık yaşandığını belirtiyor. GAP bölgesi ve Urfa’da ise çok ciddi, şiddetli bir kuraklığın etkisini sürdürüyor. Bölgenin henüz bu kuraklığın etkisini bir nebze azaltabilecek ciddi bir yağış almadığını da ekleyelim.

Prof. Murat Türkeş.

Atatürk ve Birecik barajları sayesinde, uzun vadeli, toprakların yüzde 50’sinde sulu tarım yapılması planlanan bölgede, bütün sulama hatalarına rağmen ancak yüzde 25’inin sulandığına da vurgu yapan Türkeş,  yöre halkının basınçlı, kapalı, tasarruflu sulama sistemlerine rağbet etmemesi, yanlış tarımsal ürün destekleri, yeraltı sularının vahşice kullanılması ve bütün bunların kamu yöneticileri tarafından bilinmekle birlikte denetlenmemesi ve yaptırım uygulanmamasının da sorunu daha da ağırlaştırdığını kaydediyor.

İklim değişikliği, kuraklık, sıcak dalgaları ve bölgenin ezel ebed sıcak olan iklimini düşünüldüğünde, salma sulama ve kaçak sulamanın yörenin en önemli sorunu ona göre ve çiftçiler de çıkmazın farkında:

“Çiftçiler iklim değişikliğinin, kuraklığın bizden daha çok farkındalar. Ne anlatsak, onlarda bunun fiili bir karşılığı oluyor. Sıcak dalgalarının, aşırı sıcakların tarımsal rekolteye zarar verdiğini, mantar gibi hastalıkları, köklerde çürümeyi çok daha iyi biliyorlar.  Yağış rejiminin değiştiğinin de bilincindeler, bizzat yaşıyorlar çünkü. Bütün kenti, hatta bölgeyi saran Antep fıstığı üretiminin topraklarına zarar verdiğinin bilincindeler mesela…”

Ancak hemen bütün bölgede ikincil ürün olarak tarımı yapılan ve bölgeye uygun olmadığı gibi çok su tüketen yonca ve mısır gibi ürünlerin, hele de salma sulamayla tarımının yapılması ve bunun devlet tarafından da desteklenmesinin önüne geçmek şart. Türkeş, “Urfa’da salma sulama yapılan öyle kontrolsüz alanlar var ki, silaj mısırı tarlaları sulak alanlara dönüşmüş durumda. Bizzat üzerinde su kuşlarının gezindiği tarlalar gördüm” diyor.

Proje kapsamında iklim ve çevre dostu, sürdürülebilir bir tarımı nasıl yapabileceklerini anlatmışlar. Çiftçiler de “ne yapmalıyız, neyi, nasıl üretmeliyiz” diye danışıyor, öğrenmek istiyormuş. Urfa’da toplam 40-50 çiftçiyle görüşmüşler. Daha önce de İzmir’de benzeri bir projeyi hayata geçirmişler. Bunları çoğaltmak istiyor.

Zira sadece farkındalık yetmiyor, farkındalığın davranış değişikliğine dönüşmesi gerekiyor: “Onbinlerce kuyunun sadece yüzde 10 ila 20’si DSİ’de kayıtlı. Yerel yönetimlerin çeşitli nedenlerle, çoğunlukla da oy kaygısıyla göz yummasıyla oluyor bütün bunlar. Kaçak elektrik, su kullanımında da söz konusu aynı durum. Bunun bir bedeli olduğu, yaptırımla karşılaşacaklarını bilmedikçe, bu tür uygulamaların önüne geçmek çok mümkün değil.”

Su adaletsizliği

İklim direngenliğini artırmak, bitki desenini değiştirmek de hemen yapılması gerekenlerden. “İçi boş bir uyumdan söz ediliyor. Pek çok proje olmasına karşın henüz ciddi bir uygulama yok” diyen Türkeş, kat edilmesi gereken çok yol olduğuna, başı da kamusal idarenin çekmesi gerektiğine vurgu yapıyor.

Ovada en çok buğday, pamuk ve mısır üretildiğini, yeni yeni ayçiçek ekilmeye başlandığını ekleyen Yapıcı da kuraklığın etkisiyle hasatta büyük kayıp olduğunu teyit ediyor. Onun dikkatimizi çektiği başka bir konu da Fırat’tan alınan suyun Harran’a ve Kızıltepe’ye verilip, baraja komşu ilçeler Siverek ve Hilvan’dan sakınılmasının yarattığı adaletsizliğin sonuçları:

“Çiftçi suya ulaşamadığında o alandan verim elde edemiyor. O zaman da dayanıklı ürün olarak ne bulursa onu ekmeye başlıyor. Her yerde fıstık tarlalarını görmüşsünüzdür. Geçen yıl Bozova’da %30, Hilvan’da %20 oranda daha fazla fıstık ekilmeye başlandı. Buraları yakın zamana dek tarım arazisiydi. Biz bunlara fıstık ormanı diyoruz. Hatta iddia edebilirim ki, fıstık Antep’e tescillenmiş olmasına karşın, metrekare olarak yüzölçümüne bakıldığında Türkiye’de en büyük fıstık ormanlarının olduğu yer Urfa’dır.”

Tamamen tek ürüne bağlı olmanın toprağa olduğu kadar ülke ekonomisine de zararı olduğunu ifade eden Yapıcı. “Çünkü diğer ürünlerin üretimi azalıyor ve buğday gibi temel ürünlerde fiyat artışları meydana geliyor, ithalata bağımlı oluyorsunuz. “ diyor.

Atık sular Fırat’a

Azalan suyu iyi ve doğru kullanmak çok önemli ama bir de var olanı kirletmeden korumak gerekiyor ki üçüncü kötü dejavu’yu da burada yaşıyoruz. Dicle Nehri boyunca tanık olduğumuz evsel ve sanayi atıkların, kanalizasyon sularının arıtılmadan nehre akıtılması kaderinden Fırat da kurtulamamış. GAP Bölgesi’nde Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi dahil, bölgedeki 100’den fazla belediyenin hala modern bir atık su arıtma tesisi bulunmuyor. “Biyolojik arıtma yapılmıyor, sadece 1994’te yapılmış su arıtma tesisimiz var” diyor Adnan Yapıcı. Birecik, Halfeti, Bozova başta olmak üzere birçok ilçenin ne var ne yok tüm atık suları, Fırat Nehri’ne akıtılıyormuş.

Anlattığına göre, belediye şu sıralarda hem eski arıtma tesisini yenilemeye hem de yenilerini kurmaya çalışıyormuş. 3 milyon 800 bin civarındaki kent nüfusunun kanalizasyonunun neredeyse tamamının Fırat’a gönderildiğini, sonra da nehir sularının tarımsal sulama ve arıtıldıktan sonra içme suyu olarak kullanıldığını söyleyen Yapıcı, Fırat’a en çok atığın ise Urfa’dan değil, nehre daha yakın olan ve hemen dibinde sanayi tesisleri bulunan Adıyaman’dan geldiğine dikkat çekiyor.

Katı atıkların da belediyelerin bir “atık yönetimi” bulunmadığı için “alıcı ortama” bırakıldığını belirten Ahmet Kayan ise kent ve çevresindeki vahşi depolama alanlarının Atatürk Baraj Gölü’ne yakınlığı dolayısıyla suya karışma ihtimalinin büyük olduğuna dikkat çekiyor.

Büyükşehir Belediyesi’nin katı atık depo alanı olarak kullandığı İkiztepe Köyü civarındaki Urfa Çayı alanında da herhangi bir koruma önlemi alınmadan, sadece üstü toprakla örtülüyormuş. İlçe belediyeleri de ilin kuzeyindeki Akabe Vadisi’nde bulunan küçük vadileri, Urfa’ya 7 kilometre mesafedeki Karakoyun Deresi’nin her iki yanını atık deposu haline getirmiş. Geri dönüşüm, ayrıştırma, enerjide kullanma gibi gibi herhangi bir uygulama ise yapılmıyormuş. .

Adnan Yapıcı da Siverek çıkışındaki atık depo alanında, Belediye işçilerinin çöplerin üzerine benzin dökerek yaktığını anlatıyor: “Daha çabuk kül olsun, hemen yok edilsin” diye yapıyorlar ama sonuçlarının farkında olduklarını hiç zannetmiyorum

Dik sök fidanlar Bozkır’ı yeşertmiyor

Mardin’de birazcık olsun gözlerimizi şenlendiren ‘yeşil’e de Urfa’da veda etmek zorunda kalıyoruz. Kentin ne ormanı ne de tarımsal arazileri dışarıda tutarsak ciddiye alınacak bir yeşil alanı var. Geniş bozkır alanlarında en çok gördüğümüz fıstık, zeytin, badem gibi ağaçlarıyla şehir içindeki küçük kent ormanı olmasa Urfalının hali harap.

Kentteki biyoçeşitliği korunması amacıyla ilan edilen koruma alanlarının, tüm alanlara oranının yüzde 1 bile olmayışı ise durumu daha da vahim bir hale sokuyor. Orman İşletme Bölge Müdürlüğü, 200 bin fidan dikmek için bir proje yapmış, ama yürümemiş. Bu kez her yıl 300-400 fidan dikmeye başlamışlar. Adnan Yapıcı fotoğraflar çekildikten sonra kimsenin bu fideleri takip edip bakımını, sulamasını yapmadığı için kuruyup öldüklerini, ertesi sene tekrar bir kampanya başlatıldığını anlatıyor.

Baro olarak kendilerine büyük bir alan tahsis edilmesini, oluşturacakları fidelikleri kış boyunca kontrol edip sağlıklı bir şekilde büyümesini sağlamayı teklif etmişler Valiliğe: “49 yıl boyunca işletmesi bizde olsun, sonra da kentin ormanı haline gelsin, dedik ama kabul etmediler. O şekilde yer tahsisi yapmıyorlarmış, çünkü herkes yer tahsisi ister, kendine orman yetiştirirmiş.”

Şimdilerde 1000.000 fidan dikme kampanyasına hazırlanıyor baro. Alan da bulmuşlar. STK’lerle birlikte bağış toplamaya da başlamışlar

Adnan Yapıcı’ya bölgede çok sık gördüğümüz üzere “Çam mı dikiliyor, sizin yerel bitki örtünüz, ağacınız ne” diye soruyoruz: “Aslında yerel bir ağacımız yok, çünkü burası bir bozkır. Ağaçsızlık bizim normalimiz.”

Evliya Çelebi’nin kitaplarındaki, “buradan Suriye’ye ‘ağaçların gölgesi altında’ gidildiği” söylemini bir kez de Urfa’daki aktivistlerden dinliyoruz:

“Ancak sayısız nesiller, Urfa’da doğru dürüst ormanlık alan görmeden yaşadı. Olan da yok olmuş. Biz de bu yokoluşun son demlerine tanık olduk. Narları ile ünlü Karaköprü beldesinde artık nar bahçesi göremezsiniz. Belediye Dünya Çiftçiler Günü’nde ‘Urfa’nın narları ölmesin’ sloganıyla, 400 metrekarelik bir alanda, göstermelik bir bahçe oluşturdu. Onun dışında kente has bir bitki örtümüz var desek yalan olur.”

Bütün bunların üzerine tüm bölgenin başını ağrıtan ve Urfa’da da yaygın olan anız yangınlarını koyduğunuzda halen alacak oksijen bulmaları bile mucize gibi görünüyor.

 

Kentteki belki tek iyi gelişme yenilebilir enerji yatırımları. Rüzgar tirbünleri yok, ancak Türkiye’nin en çok güneş alan illerinden biri olan ve yılın büyük bölümünde güneş ışınlarını dik açıya yakın seviyede alan ve artık üretim yapılamayan geniş arazileriyle Urfa, güneş enerjisi yatırımcılarının bölgeye ilgi göstermesini sağlamış.

Kentte, 0.25 MW’lik Odaş, 0.10 MW’lik ŞUTSO ve Bozova’daki 8.97 MW’lik Astor Enerji’ye ait güneş enerji santralleri aktif. Ayrıca yine Bozova’da 6.00 MW’lik Catic Group Bozova, 20 MW’lik Hitit Enerji ve yine 20 Mw’lik Hilvan güneş enerji santralleri yapım aşamasında. 7 MW’lik Degun santralinin ise ön lisansı alınmış. Birecik’te ve Siverek’te de birer güneş tarlası kurulacakmış. Sulama kanalları ve araziler üzerinde de hem seyyar hem de kalıcı olarak kurulan paneller sayesinde üretilen elektrikle büyük miktarda arazinin sulanması hedefleniyor. Harran Üniversitesi de Tıp Fakültesi’nin enerjisini kendisi üretiyor. Ayrıca çok sayıda konutun damlarında sıcak su için güneş panelleri bulunuyor.

Urfa Barosu Kent ve Çevre Komisyonu’ndan Adnan Yapıcı’ya son olarak zaman kısıtı yüzünden görüşemediğimiz kentteki çevre aktivistlerini soruyoruz:

“Aktif olarak çalışan dernek pek yok Urfa’da. Buralarda çevreye ilişkin projeler yaygın görülmez. Beş yıldır Komisyon’da çalışıyorum, bir derneğin bile herhangi bir proje ürettiğini görmedim. Geçen yıl düzenlediğimiz üçüncü Kent ve Çevre Çalıştayı’na da ne devletin ne de bir STK’nin temsilcisi katıldı. Sadece CHP ve HDP il örgütlerinden temsilciler geldi.”

Ağır bir sanayi ve yapılaşmanın sonucu oksijene, burnunun dibindeki dev su kaynaklarına ve Fırat havzasına kurulmuş olmasına rağmen suya ve yeşile hasret; verimli toprakları zarar görmüş, iklim değişikliğinin etkisini iliklerinde hisseden bir kentte bunu duymak, üzücü ama güzergahımız boyunca tanık olduklarımız göz önüne alınacak olursa pek de şaşırtmıyor. Oysa binlerce yılın zenginliğinin izlerini her şeye rağmen saklayan güzelim kente ne yapılsa, karşılığını kat kat vermeye öylesine hazır ki. Umarız, bu dizinin bir etkisi olur, Doğu’nun sesi Batı’da yankılanır, umdukları destek ve katkı sağlanır.

‘bell hooks’ 69 yaşında hayata veda etti

ABD‘deki ırkçılık, sınıf ayrımı, cinsiyetçilik üzerine çalışmalarıyla tanınmış bir entelektüel, yazar ve akademisyen olan Gloria Jean Watkins, 69 yaşında yaşama veda etti. Büyük-büyük annesi Bell Blair Hooks’un onuruna kadın soyunu kabul ederek “bell hooks-çan kancaları” mahlasını kullanmayı tercih eden Watkins’in ölümünü yeğeni Ebony Motley Twitter’dan duyurdu:

“@bellhooks ailesi, kız kardeşimizin, teyzemizin, büyük halamızın ve büyük büyük halamızın vefatını duyurmaktan dolayı üzgün.”

Duyuruda, Watkins’in aile üyeleri ve dostlarının arasında huzur içinde yaşama veda ettiği bildirildi.

Gloria Jean Watkins kimdir?

Yazar, akademisyen ve feminist aktivist, 1952 yılında işçi sınıfına mensup bir ailenin çocuğu olarak Kentucky, Hopkinsville‘de doğdu ve yaşamı boyunca ırkçılık, feminizm, kapitalizm ve kesişimsellik gibi konuları kapsayan 30’dan fazla kitap yayınladı.

Hooks’un ilk büyük eseri “Ben Kadın Değil miyim?” 1981’de yayımlandı ve önemli bir feminist metin olarak kabul görmesinin ötesinde 1992’de Publishers Weekly tarafından son 20 yılın en etkili 20 kadın kitabından biri seçildi.

1984’te “Feminist Teori: Kenardan Merkeze”, “Aşk Hakkında Her Şey; 2000’de Yeni Vizyonlar” ve 2004’te We Real Cool: Black Men and Masculinity’yi (Çok Havalıyız: Siyah Erkekler ve Erkeklik) yazdı.

2004’ten bu yana Kentucky’deki Berea College‘da, ücretsiz eğitim veren bir liberal sanatlar kolejinde ders veriyordu.

Hooks , 2016’da şarkıcı Beyonce’un “Lemonade in the Guardian” albümünü  “en iyi kapitalist para kazanma şekli” olarak nitelendirerek eleştirmiş ve “gerçekten özgür olmak için, zorluklardan kurtulmanın ötesine geçmeyi seçmeli; sürdürülebilir optimal iyilik hali sevinci yaratmaya cesaret etmeliyiz” diye yazmıştı.

2018’de Kentucky Writers’ Hall of Fame‘e kabul edildiğinde “Çalışmamın şifayla ilgili olmasını istiyorum” demişti: “Şanslı bir yazarım çünkü hayatımın her gününde, yaptığım işin hayatlarını nasıl değiştirdiğini söyleyen birinden bir mektup, bir telefon alıyorum.”

‘Bir gün merkezin değişeceğini söylemişti ve haklıydı’

“Ah kalbim” kitabının yazarı Roxane Gay, ölüm haberi üzerine “çan kancaları. Güç içinde kalsın. Onun kaybı tarifsiz” mesajını paylaştı.

“The Haindmaid’s Tale”in yazarı Margaret Atwood ise şunları söyledi:

“Çan kancaları inanılmaz cesareti ve derinden hissedilen zekayı somutlaştırdı. Kendi sözlerini ve gücünü bularak, sayısız kişiye de aynı şeyi yapmaları için ilham verdi. ‘Cinsiyetçilik, cinsiyetçi sömürü ve baskıyı sona erdirme davasına olan bağlılığı, bütün kadınlar için örnek teşkil ediyordu.”

İngiliz yazar Candice Carty Williams da vefat haberinin ardından şu ifadeleri kullandı: “bell hooks, duyarlılıklarının etki alanını bana öğreten, beni besleyen ve zihnimi meşgul eden bir yazardı. Ama bir arkadaşımın beni Aşka Dair Her Şeyi okumaya zorlamasından sonra hayatımı değiştiren, onun aşk üzerine yazdığı yazıydı. çan kancaları özlenecek, ancak geride bıraktığı miras, sayfaya koyduğu aşk idealleri gibi anıtsal ve kalıcı olacak. ”

İskoç ve Sierra Leoneli yazar Aminatta Forna ise onunla tanıştıkları günü anlattı: “Bel Hooks’la genç bir muhabir olarak 90’ların başında BBC’nin Late Show programı için röportaj yapmaya gönderildiğimde tanıştım. Beni rahatlatmaya özen gösterdi, müzik çaldı, çay yaptı ve Greenwich Village’da yaşadığı yerde saçını örecek kimseyi bulamamaktan şikayet etti. Ardından gelen röportajda ise şimdi geriye dönüp baktığımda ABD’de çoktan başlamış olan sözde ‘kültür savaşları’nı öngördüğünü anlıyorum. Bir gün merkezin değişmesi gerekeceğini söyledi. Ve haklıydı.”

Hooks’un ailesi, bell hooks’u anmak ve onurlandırmak isteyenlerin çocukların okumasını teşvik eden Christian County Okuryazarlık Konseyi‘ne veya bir yazarın biyografik sergisinin bulunduğu Tarihi Hopkinsville Christian County Müzesi’ne katkı yapılabileceğini açıkladı.

 

Akkuyu NGS’de altyapı sorunları bitmiyor: Kanalizasyon yok, foseptik Akdeniz’e boşaltılıyor

Mersin‘in Gülnar ilçesi Büyükeceli Mahallesi Akkuyu Mevkiinde inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali inşaatında sorunlar çıkmaya devam ediyor. Büyükeceli Mahallesi’nde kanalizasyon olmadığı gibi, foseptik de Akdeniz’e boşaltılıyor.

‘Durum içler acısı’

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin aralık ayı toplantısının birinci birleşiminde konuyu gündeme getiren AKP’li meclis üyesi Hümmet Büyük, Akkuyu NGS’nin inşa edildiği Büyükeceli Mahallesi’nde kanalizasyon ve yol başta olmak üzere sorunlarına çözüm istedi. Büyük, şu ifadeleri kullandı:

Sizlere teşekkür etmek istiyorum, bölgeye son olarak 1,5 kilometre sıcak asfalt yapıldı. Çok güzel oldu ama çok eksiğimiz var. Bunun yanında en az 10 kilometre sıcak asfalt yapılması lazım. Göreceksiniz durum içler acısı.”

Hümmet Büyük, altyapı yetersizliğine işaret ederek, “Büyükeceli’de bin 500, 2 bin kişi yaşarken şu an 16-17 bin kişi yaşıyor. Altyapımız yetersiz, kanalizasyonumuz yok. Birçok büyük şirketin pis suları dereye akıyor ve oradan da direkt denize gidiyor. Bir an önce kanalizasyon yapılması lazım. 5 binlik imar planlarımız yok, inşaatlar çarpık ve düzensiz yapılıyor. Bunlara bir an önce el atılması lazım” dedi.

‘Her şey oldu bittiye gelmiş’

Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de, önce altyapıların tamamlanıp ardından üst yapılara geçilmesi gerektiğini kaydederek, çok büyük sıkıntılar çekildiğini söyledi:

Orada nükleer santral yapımına başlandı ama biraz her şey aniden gelişti. Ön hazırlığının yapılması gerekiyordu. Sadece belediye değil diğer kurumlar içinde. Bu evvel eski, ne benim ne sizlerin suçu. Önce altyapıyı tamamlayıp, sonra üst yapıya geçmemiz lazımdı ama tersi oluyor ve bu da büyük sıkıntıları, yan etkileri beraberinde getiriyor.

Orada çok büyük sıkıntılar çekiyoruz. İmar yok, nüfus arttı, binlerce insan geldi. Çadır kentler veya konteyner kentler kurulmuş binlerce insan çalışıyor. Onların yarattığı yükü bölge taşımakta zorlanıyor çünkü hazırlık yapılmamış, her şey oldu bittiye gelmiş. Biz de süratle oradaki eksiklikleri görüp gereken çalışmaları yapıyoruz.”

‘Atıklar nasıl muhafaza edilecek?’

nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan da, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımda, kanalizasyonun 2019 yılından beri olmadığının altını çizerek, “nükleer santral daha kurulmadan çevreyi hiçe sayan yönetim, nükleer atıkları nasıl muhafaza edecek?” diye sordu:

Demircan, Yeşil Gazete için kaleme aldığı bir yazısında da santralde yaşanan altyapı problemlerine değinmişti. Yazıda kanalizasyon altyapı sisteminin olmadığını ifade eden Pınar Demircan, atıkların dereye bırakıldığından da bahsetmişti.

1 Nokta 5: ‘İklim Abla’ çocuklara iklim krizini anlatıyor

İklim krizi artık tüm dünyanın birincil sorunuyken, çocuklara bu konudan bahsetmek de elzem haline geldi.

Ancak, iklim krizi gibi ciddi ve felaket senaryolarıyla dolu bir konuyu çocukları ürkütmeden, onların anlayabileceği bir şekilde nasıl anlatılabilir?

Bütün Çocuklar Bizim Derneği de “İklim Abla” projesiyle çocuklara iklimi, iklim krizini, yapılabilecekleri çoğunlukla sosyal medya üzerinden bazen de yan yana gelerek anlatıyor.

1 Nokta 5 ‘in onuncu bölümünde Yeşil Gazete editörü Merve Özçelik, sürdürülebilirlik danışmanı, Bütün Çocuklar Bizim Derneği yönetim kurulu üyesi ve İklim Abla projesinin yürütücüsü Aytül Yüksel ile bu projeyi ve çocuklara iklim krizini anlatmayı beş soruda konuştu.

1 Nokta 5

Hazine ve Maliye Bakanı yardımcıları görevden alındı, yeni atamalar yapıldı

Resmi Gazete‘de yayımlanan atama kararlarına göre, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati‘nin yeni yardımcıları belli oldu.

Şakir Ercan Gül ve Mehmet Hamdi Yıldırım görevden alınırken, yerlerine bakan yardımcısı görevine Mahmut Gürcan ve Yunus Elitaş getirildi.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı atama kararına göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı Kamu Finansmanı Genel Müdürü Abdullah Bayazıt ile Ekonomik Programlar ve Araştırmalar Genel Müdürü Ahmet Yalçın Yalçınkaya da görevden alındı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu‘nda (BDDK) ise üç yeni atama gerçekleşti. BDDK ikinci başkanlığına Yakup Asarkaya, BDDK üyeliklerine ise Mustafa Balcı ve Olcay Turan getirildi.

Mahmut Gürcan kimdir?

Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi‘nde okuyan iş insanı Mahmut Gürcan, 2001 yılından itibaren AK Parti İlçe yöneticiliği ve 2006/2014 3. dönem AK Parti Bakırköy ilçe başkanlığı yaptı.

Gürcan, son olarak AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı Mali ve İdari İşler Başkanlığı görevini yürütüyordu.

Yunus Elitaş kimdir?

Kırıkkale Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu Elitaş, bir süre stajyer öğretmenlik yaptıktan sonra Maliye Bakanlığı’nda Vergi Denetmen Yardımcısı olarak göreve başladı.

Muhasebat Genel Müdürlüğü‘nde 2007 yılında Stajyer Muhasebat Kontrolörü olarak göreve başlayan Yunus Elitaş, 2010 yılında Muhasebat Kontrolörü olarak atandı. 2013-2015 yıllarında Maliye Bakanlığı İdari ve Mali İşler Dairesi Başkan Yardımcılığı görevinde bulunduktan sonra 2015 aralık ve 2017 aralık döneminde ABD’de bulunan University Of South Florida‘dan MBA derecesini aldı.

Devamında 2018 yılında Gelir İdaresi Başkanlığı‘nda Gelir İdaresi Grup Başkanlığı görevini sürdürdü. Yunus Elitaş, 2019 şubat döneminde Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda Muhasebat Genel Müdürlüğü’ne atandı.

Dolar 15 TL’yi geçti

Dolar/TL, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası‘nın (TCMB) faiz kararı öncesinde yeni bir zirve daha gördü.

Güne 14,79 seviyesinde başlayan dolar, 15 lira sınırını da geçerek 15,28’e ulaştı. Bunun yanında Sterlin/TL 20 seviyesini geçti, Euro/TL ise 17,22 civarına yükseldi.

Faiz kararı açıklanacak

Birkaç gün önce TCMB, dövize dördüncü kez doğrudan müdahale etti. TCMB, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Döviz kurlarında görülen sağlıksız fiyat oluşumları nedeniyle piyasaya satım yönünde doğrudan müdahale edilmektedir” ifadesini kullandı.

Merkez Bankası bugün saat 14.00’da faiz kararını açıklayacak. Piyasa, faizin 100 baz puan indirilerek yüzde 14’e çekilmesini bekliyor.

İSKİ’den suya yüzde 20,58 oranında zam

İSKİ Genel Kurulu‘nda alınan karara göre, İstanbul’da 2022 yılı itibariyle suya yüzde 20,58 oranında zam gelecek.

Bunun yanında İSKİ tarafından geçtiğimiz ekim ayında kaldırılan her 2,5 metreküp için 0,5 metreküp ücretsiz su verilmesini içeren “İnsani Su Hakkı” mecliste yeniden kabul edildi.

Yeni tarife fiyatları

Meclis 2. Başkanı Ömer Faruk Kalaycı başkanlığında gerçekleştirilen İSKİ Olağanüstü Genel Kurulu’nda su zammı görüşüldü.

AK Parti ve MHP’nin mecliste kabul edilen teklifine göre, Konut 1. Kademe (0-15 metreküp) su satış fiyatı 5,56 TL’den 6,55 TL’ye, Konut 2. Kademe (16 metreküp ve üzeri) 8,35 TL’den 9,83 TL’ye, iş yeri 14,95 TL’den 17,61 TL’ye, ortak sayaç/inşaat şantiyesi 9,83 TL, 5216 ve 6360 Sayılı Kanunlarla mahalle olan yerlerdeki konut tarifesi 1,39 TL’den 1,63 TL’ye yükseltildi.

‘İSKİ batsın diyor arkadaşlar’

Tarife Komisyonu Başkanı Meclis Üyesi Hidayet Erdöl, İSKİ’nin su tarifesine yüzde 57,38 oranında zam ve her ay TÜFE oranında zam önerdiğini söyledi.

Her ay TÜFE oranında zam önerisini kabul etmediklerini açıklayan AKP ve MHP grubu, suya 2022 yılında geçerli olmak üzere yeniden değerleme oranı olan yüzde 36,20 oranında zam önerisi yaptı. Eylül ayında su fiyatlarına yapılan yüzde 15,62’lik zammın yeniden değerleme oranından düşürülmesinin ardından suya yüzde 20,58 zam önerilmiş oldu.

CHP Grup Sözcüsü Tarık Balyalı da, İSKİ’nin maliyet giderlerinin bu yıl yüksek oranda arttığını kaydederek, AKP-MHP grubunun teklifini eleştirdi.

Bayalı, getirilen teklifin kabul edilemez olduğunu kaydederek, “AK Parti fiili olarak birinci kademe konut fiyatında indirim teklif ediyor. Bunun anlamı şudur. Bugünkü ekonomik koşullar içerisinde ‘İSKİ batsın’ diyor arkadaşlar” dedi.

Sayıştay’ın yıllardır İSKİ’ye atık su ve içme sularının hesaplanmasıyla ilgili eleştirileri bulunduğunu belirten Balyalı, İSKİ’nin de su ve atık su maliyetlerini hesaplayarak bir tarife teklifi hazırladığını aktardı.

CHP’nin, İSKİ’den geldiği şekliyle oylanmasını içeren teklifi oy çokluğu ile reddedilirken, Cumhur İttifakı’nın teklifi ise oy çokluğu ile kabul edildi.

Tokat’ta orman yangını

Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Yazıcık beldesi Karasüleyman Çiftliği mevkisinde saat 12.30 sıralarında orman yangını çıktı.

Yangın bölgede etkili olan rüzgar sebebiyle kısa sürede büyüdü. Yangını söndürmek için çevre ilçelerden Orman İşletme Müdürlükleri’ne ait yangın söndürme arazözleri bölgeye gönderildi.

Ekiplerin yangının kontrol altına alınabilmesi için çalışmaları devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde de Trabzon ve Rize‘de 22 farklı noktada yangın çıkmıştı. Uzmanlar, Karadeniz‘in şimdi de yangın tehlikesi altında olduğunu kaydetmişti.

RTÜK’ten Exxen ve Netflix programlarının yayından kaldırılması kararı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) CHP’li üyesi İlhan Taşcı, hakkında inceleme başlatılan Hasan Can Kaya‘nın ‘Konuşanlar’ programının 44. bölümünün Exxen’in kataloğundan çıkarılmasına karar verildiğini duyurdu. Taşcı ayrıca, Ortaya Karışık İlişkiler filminin de Netflix’in kataloğundan çıkarılmasının oy çokluğuyla kararlaştırıldığını belirtti.

Acun Ilıcalı‘nın sahibi olduğu dijital platform Exxen’de yayınlanan Hasan Can Kaya’ın ‘Konuşanlar’ isimli programına ‘Türk aile yapısına ve ahlâkına uygun olmayan diyaloglar’dan inceleme başlatmıştı.

Gazeteci Nihat Genç, “Konuşanlar” programını küfür edildiği gerekçesiyle eleştirmiş; Hasan Can Kaya ile arasında geçen diyalogu şöyle anlatmıştı:

Biraz önce attığım tweet üzerine Hasan Can Kaya aradı. Lafı ‘bana böyle diyemezsin’e getirdi. Ben de ona ‘seyircinin anasına küfür hiçbir gelenekte yoktur’ dedim. Efelenip pişkinliğinde ısrar edince, küfür öyle değil böyle edilir deyip yapıştırdım.”

Kitle iletişim araçlarında sıkça duyulan argo/küfür kullanımının zaman içerisinde bireyler tarafından kanıksanabileceği ve meşrulaşabileceği” sonucuna varan Üst Kurul Üyeleri, 6112 sayılı Kanunda yer alan, “Yayın hizmetleri, ….. “Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz” ve “Türkçenin, özellikleri ve kuralları bozulmadan doğru, güzel ve anlaşılır şekilde kullanılmasını sağlamak zorundadır; dilin düzeysiz, kaba ve argo kullanımına yer verilemez” hükümlerinin ihlal edildiği gerekçesiyle EXXEN’e idari para cezası ve katalogdan çıkarma müeyyidesi uyguladı.

İlhan Taşçı duyuruyu yaptığı paylaşımında, “RTÜK yetişkinlerin para verip üye olduğu tercihli/şifreli dijital platformları da denetliyor!” dedi.

İspanyol yapımı Ortaya Karışık İlişkiler filminin yer aldığı Netflix’e ise filmin  “eşcinselliğin, ensest ilişkilerin ve çiftler arası eş değiştirmenin yoğun olarak işlendiği bir kurgu üzerine inşa edildiği” gerekçesi ve  bu durumun toplumun manevi değerlerine ve genel ahlaka aykırı olduğundan hareketle idari para cezası ve katalogdan çıkarma cezası verildi.

Beş kanala daha idari para cezası

Üst kurul ayrıca FOX Tv’yi “Yasak Elma” dizisinde gayri meşru ilişkilerin “masumane” gösterildiği gerekçesiyle, TELE-1‘i CHP’li Engin Altay Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a “diktatör” dedi diye, Halk Tv’yi bir programında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş‘a yönelik ifadeler, bir diğerinde de Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli’ye yönelik “eleştiri sınırlarını aşan” ifadeleri nedeniyle; DMax’ı ise sigara içme ve duman görüntülerini önlem almadan ekrana getirdiği nedeniyle çeşitli idari para cezalarına çarptırdı.