Ana Sayfa Blog Sayfa 1107

KLİMİK’ten Omicron önlemleri: Evden çalışma teşvik edilmeli, büyük toplantılar ertelenmeli

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK)  Türkiye’de de görülen ve tüm dünyada giderek yayılan koronavirüsün Omicron varyantına ilişkin olarak uyarılarda bulundu. KLİMİK, büyük katılımlı toplantıların ya ertelenmesini ya da katılacak kişilerin aşılanma durumundan bağımsız olarak toplantı öncesi 48 saat içinde negatif PCR testi sonucu veya toplantı günü negatif hızlı antijen testi sonucu zorunluluğu getirilmesini, spor müsabakalarına sınırlı sayıda seyircinin negatif test sonucu göstermek zorunluluğu ile kabul edilmesini, evden çalışma seçeneği teşvik edilmesini istedi.

‘2022’nin ilk iki  ayında baskın varyant haline gelecek’

Omicron varyantının Güney Afrika’da tanımlanmasından kısa süre sonra ABD ve başta Norveç, Hollanda,  İngiltere, Almanya, Fransa  ve Danimarka olmak üzere bir çok  Avrupa ülkesi  Ve ABD’de toplum içinde çok hızlı bir şekilde yayılmaya başladığını dikkat çekilen açıklamada, “Yapılan modelleme çalışmalarıyla, Omicron varyantının, şu anda baskın olan delta varyantına göre çoğalma hızı açısından daha avantajlı olması ve bağışıklıktan kaçabilme becerisi sayesinde 2022 yılının ilk iki  ayında AB ülkelerinde de  baskın varyant haline geleceği öngörülmektedir” denildi.

‘Delta’dan daha hafif değil’

KLİMİK, gözlemlerin hastalığın klinik seyrinin Delta Varyantı’ndan daha hafif değil benzer ağırlıkla olabileceğini düşündürdüğüne vurgu yaptı:

“Buna karşın, çok güçlü bir test, sürveyans ve genomik analiz kapasitesine sahip İngiltere ve Danimarka’da Omicron vakalarının yüksek aşılanma oranlarına rağmen adeta patlar tarzda bir artış eğilimine girmiş olması, Omicronun kısa bir süre içerisinde eşzamanlı olarak çok sayıda kişinin hastalanmasına yol açacağına işaret etmektedir. Bu durum Omicronun, neden olduğu hastalık daha hafif seyirli bile olsa, şimdiye kadar gözlenenin ötesinde hastalık yükü ve ölümlere yol açabileceğini düşündürmektedir. Bir anda vaka sayılarının patlaması zaten yıpranmış olan sağlık sistemlerinin hızla yetersiz kalmasına ve durumun kontrolden çıkmasına neden olabilir.”

Buna karşın Avrupa ve ABD’de önlemlerin artırılmasına karşın Türkiye’de vakaların yatay seyretmesi hatta yavaş da olsa düşüş eğiliminde olmasının, toplumda bir rahatlamaya yol açtığı ve önlemlerde gevşemeleri beraberinde getirdiği, günlük aşılama sayılarının da azaldığına dikkat çekildi.

Öneriler

Araştırmaların salgının tek başına aşılarla kontrol altına alınmasının mümkün olmadığını ve hızlı aşılamaya ek olarak sosyal mesafelenme, kalabalıkların azaltılması gibi önlemlerin zorunlu olduğunu gösterdiği kaydedilen açıklamada, Omicron varyantının yayılımını azaltabilmek, hastalığın ölüm ve hastane yatışı gibi olumsuz etkilerini en düşük seviyelerde tutabilmek için şu önerilere yer verildi:

  • Özellikle aşı tereddüdü yaşayan kişileri hedefleyen, çok daha etkili aşı kampanyaları düzenleyerek aşılanmamış kişilerin hızla aşılanmaları, birincil aşılanma takvimini tamamlamış kişilerin de hatırlatma dozlarını hızla olmaları sağlanmalıdır.
  • Korunmasız halde olan çocuk ve gençlerin aşılanmaları öncelikle teşvik edilmelidir.
  • Uygun aşılar sağlanarak, pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de 5-11 yaş grubuna aşı seçeneği sunulmalıdır.
  • Özellikle okul, bakım kurumları, hapishane, kışlalar gibi ortamlardaki kişilere (duyarlı gruplara) yönelik test kapasitesinin artırılarak vakaların zamanında tanımlanması sağlanmalı ve gerekli izolasyon önlemlerinin alınmasında gecikmeler engellenmelidir.
  • DSÖ’nün de belirttiği gibi, pandemi koşullarında okulların açık tutulması en önemli önceliklerden biri olmalı ve bunun sağlanması için önlemler güçlendirilerek, daha etkili şekilde uygulanmalıdır; çocukların sosyal ve  fiziksel gelişimlerinde yarattığı derin hasarlar nedeniyle okul kapatma, ancak en son önlem olarak düşünülmelidir.
  • İzolasyon ve temaslı takibi sıkı bir şekilde kontrol edilmelidir.
  • İleride daha büyük çaplı kapanma önlemlerine gerek duyulmaması için toplumsal hareketliliğin azaltılmasına yönelik gerekli önlemler şimdiden planlanıp uygulanmaya başlanmalıdır.
  • Büyük katılımlı toplantılar ya ertelenmeli, ya da toplantıya katılacak olan kişilere aşılanma durumundan bağımsız olarak toplantı öncesindeki 48 saat içinde negatif PCR testi sonucu veya toplantı günü negatif hızlı antijen testi sonucu zorunluluğu getirilmelidir.
  • Spor müsabakalarına sınırlı sayıda seyirci negatif test sonucu göstermek zorunluluğu ile kabul edilmelidir.
  • Evden çalışma seçeneği teşvik edilmelidir.
  • Vatandaşlar gereksiz seyahat ve ziyaretlerden, kalabalık ve kapalı ortamlarda bulunmaktan kaçınmaları konusunda uyarılmalıdır.
  • Yürürlükte olan önlemlerin uygulanması daha yakından takip ve kontrol edilmeli, toplu taşıma ve kapalı ortamlarda uygun şekilde maske kullanımı mutlaka sağlanmalıdır.

  • Toplu taşıma yükünü azaltacak önlemler planlanmalı; mesai saatlerinde kurumlar arasında kaydırmalar yapılarak sabah ve akşam saatlerindeki yoğunluk azaltılmalı, yoğun saatlerde ek seferler ve ek vagonlar ile araçlardaki kalabalık azaltılmalı, toplu taşıma araçlarının havalandırılması (toplu taşımada kullanılan araçların trafiğin akışının durduğu dönemlerde kapılarının zaman zaman açılarak araçların havasının değiştirilmesi gibi önlemlerle) sağlanmalıdır.
  • Omicron varyantının rutin olarak taranmasına yönelik PCR testleri yaygınlaştırılmalı ve tüm laboratuvarlar için temin edilebilir kılınmalıdır.
  • Test ve tanı kapasitesinin yetersiz kalmaması için gerekli önlemler alınmalıdır: Tüm dünyada test gereksinimin çok artması ihtimaline karşı gerekli olan kit ve sarf malzemelerinin temininde karşılaşılabilecek darboğazlara karşı gerekli lojistik önlemler planlanmalıdır.
  • Sınır kapılarında girişlerde yolculuk öncesi son 24 saat içerisinde yapılmış PCR testi zorunluluğu getirilmelidir.
  • Artan olgu sayıları, izolasyon ve karantina uygulamaları nedeniyle kritik hizmetlerde (sağlık, güvenlik, arama-kurtarma, yangın söndürme vb.) iş gücü kaybı yaşanmaması için gereken önlemler alınmalıdır.
  • Omicron varyantı ülkemizde yerli olgularla hızlı yayılım gösterene kadar bu durumu olabildiğince geciktirebilmek üzere yurtdışı seyahatlerden dönenlerin ilk 3 gün karantinada kalmaları ve karantinanın 3. gününde alınacak PCR örneğinin negatif olması koşulu ile kaldırılması sağlanmalıdır.
  • Omicron varyantının toplumdaki yayılım hızı yakından izlenmeli, infeksiyon insidansına göre belirlenecek gerekli ek kısıtlama önlemlerinin zamanında alınması ve uygulanması sağlanmalıdır.
  • Omicron varyantının ülkemizde nasıl bir seyir izleyeceği kesin olarak bilinemese de toplumun ve bütün kurum ve kuruluşların olabilecek en kötü senaryoya göre hazırlıklarını bir an önce tamamlamaları sağlanmalıdır.”

Borsa İstanbul’da bir kez daha devre kesici uygulandı

Borsa İstanbul, Endekse Bağlı Devre Kesici Sistemi‘nin çalışmasıyla pay piyasasındaki tüm sıralarda işlemlerin geçici olarak durdurulduğunu açıkladı.

Saat 12.26.08’den itibaren işlemlerin kaldığı yerden devam edeceği kaydedildi.

Borsa İstanbul’dan açıklama

Borsa İstanbul’un Endekse Bağlı Devre Kesici Sistemi’nin devreye girmesine ilişkin yaptığı açıklama, Kamuyu Aydınlatma Platformu‘nda (KAP) yayımlandı.

Açıklamada, saat 11.56.08 itibarıyla endekse bağlı devre kesicinin tetiklendiği, pay piyasasındaki tüm işlem sıralarında, Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası‘ndaki (VİOP) pay ve pay endekslerine dayalı sözleşmelerde ve Borçlanma Araçları Piyasası (BAP) pay senedi repo pazarında işlemlerin geçici olarak durdurulduğu kaydedildi ve şu ifadeler kullanıldı:

Pay Piyasasında sürekli işlem yöntemi uygulanan paylar, gayrimenkul yatırım fonları, girişim sermayesi yatırım fonları ve gayrimenkul sertifikalarında saat 12.16.08’de tek fiyat emir toplama, 12.21.08’de eşleştirme yapılacak ve 12.26.08’den itibaren işlemlere kaldığı yerden sürekli işlem ile devam edilecektir. Pay Piyasasında tek fiyat işlem yöntemi uygulanan paylarda saat 12.16.08’de tek fiyat emir toplama yapılacak ve 12.26.08’den itibaren seans kaldığı yerden devam edecektir. Varant, sertifika, BYF, yeni pay alma hakkı kuponu ve yeni pay alma hakkından arta kalan birincil piyasa sıralarında işlemler 12.26.08’den itibaren kaldığı yerden sürekli işlem ile devam edecektir. Birincil piyasa seansı 15:00’da bitirilecektir. VİOP’taki Pay ve Pay Endekslerine dayalı sözleşmeler ile BAP Pay Senedi Repo Pazarı’nda işlemler saat 12.26.08’de yeniden başlayacaktır.”

Borsa İstanbul’da dün ve cuma günü de iki kez devre kesici uygulanmıştı.

[Yeşil Gazete Doğu’da-15] Urfa’nın bir ‘mülteci kenti’ olarak değişen sosyolojisi

Haber-İzlenim Dizisi: Alev KARAKARTAL

*

Doğu ve Güneydoğu Anadolu yolculuğumuzun son durağı olan Urfa’da, son konuğumuz sosyolog Cansu Yüce. Onunla özellikle Suriyeli göçmenlerin en büyük duraklarından olan kentin değişen sosyolojisini ve Urfa’da genç bir kadın olarak varolma halini konuşacağız.

Yüce, Antep’teki Göç Enstitüsü’ne bağlı olarak kent çalışmaları yapıyor. Uzmanlık alanı mülteciler. Anlattığına göre kentte, ilk sırada yarım milyondan fazlası Suriyeli olmak üzere 700 bin kişi civarında mülteci yaşıyor. Afganistanlı sığınmacılar Van’dan buraya kadar inmiyormuş. Bizim de gözlemimiz o yönde. Afganistan’dan gelenler Tatvan üzerinden Türkiye’nin içlerine ve Batı illerine taşınıyorlar daha çok. Irak ve İran’dan gelenlerin sayısının da yüksek olduğunu söylüyor Yüce.

Kanada ve Almanya’daki göçmenlere hizmet veren “hukuk kliniği” modelini, Türkiye’de ilk kez Urfa’da hayata geçirmişler. Kliniği tıbbi anlamda değil, ancak “sorunun tanımlandığı, teşhis konulduğu yer” anlamında kullanıyorlar. Mültecilerin adalete erişiminin desteklenmesi projesinin bir kolu olan çalışma, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Barolar Birliği Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin partnerliğiyle dört yıldır yürütülüyormuş. Avukatlar, psikolog, tercüman, destek personellerinden oluşan merkezin bir diğer yakın çalıştığı kurum da doğallıkla Göç İdaresi.

Artık kamplar kapatılmış, sığınmacılar kentte yerleşik hale gelmiş. Türkiye’deki Suriyeli göçmenlerin en çok bulunduğu illerin başında geliyor Urfa, İstanbul ile birlikte.

Mültecilerin en çok hangi konularda destek aldığını soruyoruz Yüce’ye:

“En çok, boşanmak isteyenler, [özellikle de Türkiye’den] yeni evlilik yapmayı düşünenler, şiddet mağduru kadınlar,  alacağını alamayan, güvencesiz çalıştırılan işçiler ve kimliğe ihtiyacı olanlar hukuki yardım almak için başvuruyor. Bir de psikolojik desteğe ihtiyacı olanlar var. Onları da, tedavi için ilgili yerlere yönlendiriyoruz.”

Dert çok, derman az

Sadece Urfa’da değil, Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış göçmenlerin temel talepleri; tüm resmi işlemlerde kullanılan Türkçe dil bariyeri, çocuklar için eğitim sıkıntısı, iş bulma ve çalışma- oturma izni alma, sosyal hayata adapte olma gibi çok sayıda sorunun çözümü ve artık “misafir” algısının ortadan kalkması. Hukuki olarak mülteci statüsüne kavuşmayı –Türkiye sadece batısındaki ülkelerden gelenlere bu statüyü tanıyor- çalışma iznine sorunsuzca ulaşmayı, şehirler arası seyahat özgürlüğünü, çocuklarına iyi bir eğitim sağlayacakları yerlere gitmeyi, sürekli dışlanmaya ve ötekileştirmeye maruz kalmamayı da istiyorlar.

Sosyolog Cansu Yüce.

Bütün bu gereksinimlerini bir STK’nin karşılaması güç. Bu insanlara destek için erzak yardımları, giyecek, yiyecek yardım kartları, hijyen kitleri, meslek edindirme kursları, sosyal uyum projeleri de var kentte. Ancak hepsi ya uluslararası kuruluşlar ya da devlete ait. Konuyla ilgili çalışan yerel STK’ler yok denecek kadar az.

Bir diğer önemli mesele ise, bütün projelerin mültecilere yönelik üretilmesi. Yani kimse yerel halka yönelik bir entegrasyon-sosyal uyum çalışması yapmıyor, bütün süreç tek taraflı işliyor. Bunun da yapılan işin entegrasyondan çıkıp eşitsiz bir asimilasyona dönmesine kolaylıkla yol açabileceğinden endişe ediyor alanda çalışanlar.

Urfalının kafası karışık

Araştırmacı Ahmet Doğan’ın yönetiminde göçün sekizinci yılında yapılan bir anketin sonuçlarını değerlendiren  “Şanlıurfa’da Yerel Halkın Suriyeli Sığınmacılara ya da Mültecilere Yönelik Algısı” başlıklı rapora göre, Urfa halkı yüzde 90 oranında gelenlerin ülkelerine dönmeyeceğini düşünüyor. Yanıt verenler arasında “Çok maddi yardım yapıldı, artık  yeter” ve “Onlara yapılacağına bize yardım yapılsın” diyenlerin toplam oranı yüzde 80’leri buluyor. Katılımcıların yüzde 82’si ise mültecileri kendi güvenlikleri için riskli buluyor. Ancak aynı insanlar, yüzde 72 oranında bu insanlara yönelik ırkçılık ve ayrımcılık yapıldığını da söylüyor.

Araştırmaya göre, kentte özellikle merdiven altı üretim, tarım ve inşaatta yoğun bir mülteci sömürüsü yaşanmasına rağmen, Urfalılar mültecilerin ekonomiye katkısının “olmadığını” düşünüyor; onları işsizlik nedeni olarak görüyor. Göçmenlere çalışma izni verilmesi konusunda ise yüzde 61 “hayır” diyor.

Kafalar biraz karışık yani. Urfalı kadınlar da  “bakımlı-süslü” gördükleri Suriyeli kadınların üzerlerine kuma olarak gelme ihtimali yüzünden göçmen kadınlarla dayanışma geliştirmek bir yana, uzak duruyor, düşmanca davranıyormuş Yüce’nin anlattığına göre.

Ancak bir yandan da ucuz ve güvencesiz işgücü deposu olarak özellikle de kimsenin istemediği işleri yapmak zorunda kalmalarından ve ne yazık ki sığınmacı kadın ve çocukların Urfalı erkeklere ikinci üçüncü eş olmasından -elbette kentin erkek nüfusu- o kadar da şikayetçi değillermiş.

‘Eve gönderme söylemi’nin yansımaları

Bizim Urfa’da bulunduğumuz ekim ayında, Türkiye’nin gündeminde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “mültecileri evlerine gönderecekleri” yönündeki açıklamaları vardı. Bu söylemlerin şehirdeki göçmenler arasında nasıl karşılandığını sorduğumuzda şunları anlatıyor Cansu Yüce:

“Mülteci/sığınmacılarla ilgili ikili bir durum var: Biri BM, Avrupa Birliği gibi büyük aktörler, bir de yerel ülkelerdeki odaklar. Yerelde bir milliyetçilik dalgasına yol açabiliyor böyle söylemler. Sığınmacılar da her seferinde tedirgin oluyor, bu doğru. Kendi aralarında kurdukları Whatsapp grupları var, en küçük bir olumsuz durumda bile hemen birbirlerini haberdar ediyorlar. İktidarın değişmesi halinde geldikleri ülkelere gönderilebileceklerinden endişe ediyorlar.

Ama bu nasıl olacak bilemiyoruz. Artık yerleşik hale geldi bu insanlar. Burada meslekleri, işleri, aileleri var. Durumu iyi olanlar iş kurdu, mal varlıklarını Türkiye’ye taşıdı. Burada doğmuş çocukları var. Çok sayıda karma evlilik yapıldı Birçok Urfalıdan daha çok Urfalı olduklarını söyleyebilirim. “

Buna rağmen, kentte “mülteciler kenti terk etsin” temalı yürüyüşler, mitingler düzenlenmiş; evlerine, doğrudan insanlara yönelik ırkçı saldırılar yaşanmış. Bir süre Suriyeli tercümanlarının korkudan evlerinden çıkamadığını anlatıyor Yüce. Sığınmacılarla komşuluk ilişkileri de geliştirilmiyormuş pek. Hatta Suriyeli kadınların, fark edilmesinler diye başlarını ülkelerine özgü şekillerde değil, Türk usulü örttüklerini söylüyor. Arapça konuşan ya da Türkçeyi iyi öğrenen sığınmacılar da genellikle nereden geldiklerini gizliyormuş. Bütün bunlara rağmen, göçmenler bir yere gitmemiş/gidememiş; meseleye nasıl yaklaşacağını bilemeyen yerli halkın tepkisi de bir sonraki krize dek, şimdilik dinmiş gibi görünüyor.

“Bunda ortak kültüre sahip olma önemli bir etken. Zaman zaman krizler yaşansa da özellikle Urfa’daki Arap nüfusla gelenlerin din, dil, yemek, gelenek görenek gibi kültürel ortaklaşalığı, tepkilerin sürekli olmasını ya da çok büyüyüp linç haline gelmesini engelleyebiliyor. Asıl sorun Irak ve Suriye Kürtleriyle yaşanıyor daha çok. Zira Urfa ağırlıklı olarak halen aşiret yapısının hüküm sürdüğü, devlet yanlısı bir yerdir” diyor Yüce.

Mültecilerin bunu, “Devlet nereyi işaret ederse, Urfalı o yöne döner” diye okuması şaşırtıcı değil. O yüzden güvende hissetmemeleri de… Belki bu yüzden kentte “geçici koruma statüsünde” olanların epey bölümü, elbette kaçak olarak koşulların bir nebze daha iyi olduğu Antep’e veya batıya göçüyormuş.

‘Sivil toplum sektörü’  

 Türkiye’de sivil toplum, bir “sektör” olarak son on yıllarda büyük gelişme gösterdi. Özellikle de yurt dışındaki çeşitli kaynakların sponsor olmasıyla, insan hakları, ifade özgürlüğü, demokratikleşme, göç, mülteciler, gibi alanlarda çalışan uzman sayısı da  coğrafik yayılım da arttı. Bu durum, özellikle Suriye, Irak ve Afganistan gibi zor durumdaki ülkelerden sığınmacı akınına uğrayan sınır illerin demografik yapısını olduğu kadar bu bölgelerdeki “iş yapma” biçimlerini de değiştirdi.

Göç alan bölgelere dünyadan özellikle de BM ve AB’den akan fonların, sınır illerindeki sivil toplumu canlandırdığını; Antep, Urfa, Mardin, Hatay, Kilis, Mersin, Adana boyunca uluslararası kuruluşların yine uluslararası projeleriyle bu kentleri adeta “kuşattığını” aktaran Yüce, bütün bunlardan genç bir üniversite öğrencisi olarak öncesinde hiç haberdar olmasa da şimdi “vaka çalışanı”, “uyum koordinatörü” gibi önceden bilinmeyen pek çok alanda çalışan meslektaşlarıyla çalışma şansına eriştiği için memnun.

Ancak Urfa’da (ve benzer diğer illerde) sivil toplum çalışmaları olmasa, eğitimli genç bir insan olarak işsizler ordusuna katılacağından da aynı oranda emin: “Master ya da doktoralı olsam bile burada kaldığım sürece başka iş bulmam mümkün değil. Urfa özelinde konuşacak olursak, sanayi yok, ticaret yok, başka bir iş sektörü yok. Arsa ve dükkan sahipleri ile memurlardan başka kimse yok!”

Cansu Yüce’yle son olarak Urfa’da mültecilerin gelişiyle değişen gündelik hayatı ve “dışarıdan gelen” genç bir kadın olarak nasıl uyum sağladığını konuşuyoruz:

“Göçmenler daha çok eski Urfa diyebileceğimiz Eyyübi, Harran, Viranşehir civarında yerleşti. Yerli Urfalılar ise, şehrin çeperinde yeni kurulan Karaköprü yerleşimine taşındı ağırlıklı olarak. Gündelik hayatlarını ve rutinlerini de bu apartmanlarda da sürdürebildiler; dairelerinde birer şark köşesi yaptılar, balkona ya da evin içine fırınlarını inşa ettiler vs. Gelenekleriyle modern yaşamın biraz da el yordamıyla bir karışımı çıktı ortaya”

Kendisine gelince, muhafazakarlığın hüküm sürdüğü kentte bekar bir genç kadın olarak her işini “bir tanıdık”la yapması gerektiğini, kadınların sokakta çok görünür olmadığını, defalarca tacize, takibe maruz kaldığını anlatıyor. Urfa, bir erkek kenti ona göre:

Diyarbakır’da, Cizre’de Antep’te yaşamadığım sıkıntıyı, bir kadın olarak Urfa’da yaşadığımı söyleyebilirim. Urfalı erkeklerin –istisnaları dışarıda tutarak- desturu yok. Bellerinde silahları altlarında lüks araçları, kadınlar üzerinde ‘terör estirmekte’ hiç bir çekince duymuyorlar.  Kentte yaygın olan ‘oda kültürü’ gereği, odalarda toplanıp mangallarını yapar, içkilerini içerler, ama bunlar hep kadınsızdır.”

Tüm bu nedenlerle, biraz daha rahat hareket edebilmek için bir otomobil satın almak zorunda kalmış.

Çocuk istismarının, kadına yönelik şiddetin ve çocuk gebeliğinin de yaygın olduğu kent, sadece kadınlar için değil, gençler için de yaşaması zor bir kent ona göre. Sosyal etkinlikler, konser, sergi gibi sanatsal bir faaliyetin yılda ancak bir ya da iki kez yapıldığını anlatan Yüce,  “Ona da kız çocukları gönderilmez zaten” diyor.

Urfa, tarihi binlerce yıl önceye dayanan, çok zengin bir kültürel mirasın bekçisi. Onlarca uygarlığa beşiklik etmiş. Şimdi ise, yakın ve uzak geçmişin kadim izlerinin yanı sıra  yine, yeniden hemhal olması gereken, birlikte yaşamayı öğrenmek zorunda olduğu yeni bir nüfusla bir daha “harmanlanıyor”. Hem göçmeni hem de “dışarılıklı” uzmanlarıyla… Değişen sosyoloji, hayırlı değişimlere yol açar mı? Bunu hep birlikte göreceğiz.

Tüketici güven endeksi, tarihin en düşük seviyesine geriledi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan veriler açıklandı.

Buna göre, tüketici güven endeksi aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 3,1 oranında azaldı ve tarihinin en düşük seviyesine gerilemiş oldu.

Hanenin maddi durum beklentisi de azaldı

Tüketici güven endeksi, kasım ayında 71,1 ile 2004’ten bu yana en düşük seviyeye gerilemişti. Ancak, endeks aralık ayında 68,9’a gerileyerek tarihin en düşük seviyesine gelmiş oldu.

Geçtiğimiz 12 aylık döneme göre, mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi kasım ayında 56,1 iken, aralık ayında yüzde 3,6 oranında azaldı ve 54,1 oldu.

Gelecek 12 aylık döneme ilişkin hanenin maddi durum beklentisi endeksi kasım ayında 68,9 iken, aralık ayında yüzde 5,3 oranında azalarak 65,2’ye ulaştı.

Gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi endeksi kasım ayında 68,2 iken, aralık ayında yüzde 2,2 oranında azalarak 66,7 oldu.

Geçen 12 aylık döneme göre gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi kasım ayında 91,4 iken, aralık ayında yüzde 1,9 oranında azalarak 89,6’yı gördü.

Akdeniz’e kıyısı olan beş ülke iklim krizinin üzüm bağları üzerindeki etkilerini araştıracak

Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (BAEM) tarafından hazırlanan “İklim değişiklikleriyle karşı karşıya kalan Akdeniz bağlarının biyolojik yönetimi ve korunması için ekolojik araştırma” başlıklı projeyle Akdeniz‘e kıyısı olan beş ülkeden bilim insanları, iklim krizinin üzüm bağları üzerindeki etkilerini ve ekolojik çözüm yollarını araştıracak.

Proje, “Avrupa Birliği Ufuk 2020 Projeleri” kapsamında desteklenecek.

Üzümün geleceği açısından önemli sonuçlar bekleniyor

AA‘da yer alan habere göre yaklaşık üç yıl sürecek projede Türkiye, Portekiz, İtalya, Fransa ve Fas‘taki üniversitelerden akademisyenler ve ziraat mühendisleri yer alacak.

Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü Müdürü Akay Ünal, enstitünün son dönemdeki araştırma konuları içinde iklim kriziyle ilgili projelerin sayısının arttığına işaret etti.

Kuraklığa dayanıklı üzüm çeşitleri geliştirmeye odaklandıklarını, sıcaklık etkisiyle bağların yayılım alanlarının yeniden belirlenmesine çalıştıklarını belirten Ünal, bunu Akdeniz havzasına yaymak üzere harekete geçtiklerini dile getirdi.

Ünal, üzümün geleceği açısından önemli sonuçlar elde etmeyi beklediklerini belirtti.

Laboratuvar çalışmaları da yapılacak

Enstitünün Islah Bölüm Başkanı ve Proje Koordinatörü Metin Keskin de iklim krizinin bağlar üzerinde kuraklık ve hastalık baskısını artıracağını, buna karşı biyolojik ve ekolojik mücadele üzerinde çalışacaklarını ifade etti.

İnceleme ve etüt çalışmalarının ardından laboratuvar çalışmaları yapılacağını ifade eden Keskin, geliştirilecek preparatların asmalara uygulanacağını da ekledi.

Kütahya’da kurulan GES’ler elektrik üretmeye başladı

Kütahya‘nın Altıntaş ilçesinde 14 köye KÖYDES projesi kapsamında kurulan güneş enerjisi santrali (GES) panelleri, elektrik üretmeye başladı.

İlçe Özel İdare Müdürü Mehmet Taşan, projeyle 2 bin 950 ton karbon salımının önüne geçileceğinin de altını çizdi.

‘280 hanenin 1 yılda tükettiği enerji karşılanıyor’

DHA‘da yer alan habere göre, Altıntaş Kaymakamlığı, köylerin elektrik ihtiyaçlarını karşılamak için yaklaşık altı ay önce KÖYDES kapsamında GES projesi geliştirdi. 14 köydeki güneş enerjisi santrallerinin kurulumları tamamlandı ve elektrik üretimine başladı.

İlçe Özel İdare Müdürü Mehmet Taşan, Altıntaş’ın 35 köyünün 31’inde suyun sondaj kuyularından temin edildiğini, bu durumun yüksek elektrik maliyetine neden olduğu için böyle bir projenin ortaya çıktığını söyledi.

Taşan, “Üretilen 263 megavat enerji ile ortalama 280 hanenin 1 yılda tükettiği enerji karşılanıyor. Bunun yanında çevresel etki olarak da 2 bin 950 ton karbon salınımının önüne geçilerek çevremizdeki kömürden kaynaklı kirliliğin de önüne geçilmiş olacak” dedi.

‘Yıllık bazda 50-60 bin lira civarında bir giderimiz vardı’

Projenin uygulandığı 14 köyden biri olan Altıntaş köyü muhtarı Muhittin Şahin yaşadıkları süreci şöyle anlattı:

İçme suyumuz tamamen elektriğe bağlı olduğu için giderler yüksekti. Altıntaş Kaymakamı’mız önderliğinde Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından yatırım yapıldı.

Eski düzen sayaçlar olduğunda su ve elektrik faturası paralarını toplamakta ve ödemekte gerçekten çok zorlanıyorduk. Bu proje sayesinde bırakın zorlanmayı, artık köyümüze düzenli gelir elde etme durumuna geçti. Yıllık bazda 50-60 bin lira civarında bir giderimiz vardı. Şimdi bu giderlerin köye gelir olarak döneceğini umut ediyoruz.”

Metin Lokumcu’nun ölümüyle ilgili dava ilk kez ağır cezada görüldü

Artvin’in Hopa ilçesindeki protesto sırasında polisin sıktığı biber gazından etkilenerek hayatını kaybeden emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüne ilişkin açılan dava ilk kez dün ağır ceza mahkemesinde görüldü.

Duruşmada Lokumcu Ailesi ve avukatlarının sanıkların fiziki olarak duruşmaya getirilmesi talebi kabul edildi. Bir sonraki duruşma 6 Ocak 2022’de görülecek.

Yapılan itirazlar sonucunda davanın Asliye Ceza Mahkemesi yerine Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesine karar verilmişti.

Müdahillik talepleri reddedildi

Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davayı Lokumcu Ailesi, avukatları, Hopa halkı ve demokratik kitle örgütü temsilcileri takip etti.

Dönemin il ve ilçe emniyet müdürlerinin de aralarında bulunduğu 13 polisin yargılandığı davada failler mahkemeye SEGBİS ile bağlandı.

Duruşma ilk olarak baro temsilcilerinin katılım talebiyle başladı. Ankara Barosu, Artvin Barosu, İzmir Barosu, Trabzon Barosu, İstanbul Barosu ve Bursa Barosu davaya katılım talebinde bulundu.

ÇHD, ÖHD, TİHV, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği temsilcileri ayrı ayrı davaya katılma talebinde bulundu. Sanık avukatları ise suçtan doğrudan zarar görenlerin harici, katılım taleplerinin reddini istedi.

Ancak, mahkeme heyeti katılım taleplerini reddetti.

Sanıklar mahkemeye gelecek

Müşteki avukatları, sanıkların SEGBİS ile değil mahkemede hazır bulunmaları talebinde bulundu. Avukat Meriç Eyüboğlu, ekranda dokuz kişiyi görmenin mümkün olmadığını kaydetti.

Sanık polis Erol Darcan’ın avukatı da müvekkilini görmediğini belirterek yargılamanın yüz yüze yapılmasını istedi.

Mahkeme heyeti, avukatların talebini kabul etti. Heyet, sanıkların SEGBİS ile dinlenilmemesine, bizzat duruşmada hazır bulunmasına karar verdi. Bir sonraki duruşma 6 Ocak’ta görülecek.

Asgari ücret tutarından gelir ve damga vergisi alınmayacak

Asgari ücret tutarlı maaşlardan gelir ve damga vergisi alınmamasını içeren kanun teklifi, Plan ve Bütçe Komisyonu‘nda kabul edildi.

Buna göre, hizmet erbabı, ödemenin yapıldığı ayda geçerli olan asgari ücretin aylık brüt tutarından işçi Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve işsizlik sigortası primleri düşüldükten sonra kalan tutarına isabet eden ücretlerin istisnayı aşan ücret gelirinin vergilendirilmesinde, verginin hesaplanacağı gelir dilim tutarı ve oranları istisna kapsamındaki tutarlar da dikkate alınarak belirlenecek.

Asgari Geçim İndirimi düzenlemesi kalkıyor

Ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde asgari ücretin aylık brüt tutarının yüzde 85’i gelir vergisinden istisna edildiği için “Asgari Geçim İndirimi” düzenlemesi yürürlükten kalkacak.

Hizmet erbabına ödenen ücretlerin aylık brüt asgari ücrete isabet eden kısmı üzerinden damga vergisi alınmayacak.

Ödenecek vergi tutarının içinde, istisna tutara isabet eden kısım düşülmek suretiyle hesaplanacak. İstisna nedeniyle alınmayacak olan vergi, ilgili ayda aylık asgari ücret üzerinden hesaplanması gereken vergiyi aşamayacak. Birden fazla işverenden ücret alanlar için bu istisna sadece en yüksek olan ücrete uygulanacak.

Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından yürütülen savunma sanayisi projelerine ilişkin bu kuruma ilgili projeler kapsamında yapılan teslim ve hizmetler, katma değer vergisi istisnası kapsamına alınacak.

Aynı zamanda teklife göre, yenilenebilir enerji üretiminin teşvik edilmesi için muafiyet sınırı olarak öngörülen, meskenlerin çatı ve cephesine kurulan güneş enerjisi santrallerinin kurulu gücünün 10 kilovat olması şartı, 20 kilovata çıkarılacak.

Diğer maddeler

Kabul edilen kanun teklifine göre, Boru Hatları İle Petrol Taşıma Anonim Şirketi‘nin (BOTAŞ) nakit yönetiminin sağlıklı şekilde yürütülebilmesi için şirketin Ticaret Bakanlığı‘na bağlı tahsil dairelerine, yapılandırılmış borçları dahil ödenmeyen her türlü vergi, fon ve paylar ile idari para cezaları, bunlara bağlı gecikme zammı ve gecikme faizlerinden oluşan borçları, Hazineden görevlendirme bedeli alacaklarına karşılık mahsup edilerek terkin edilecek.

2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu‘nda yer alan genel bütçe gelir tahmini üzerinde gerçekleşen gelir kadar, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerine ödenek eklemeye Cumhurbaşkanı yetkili olacak. İlgili kanunları gereğince genel bütçe gelirleri karşılığı yapılan ödenek eklemeleri bu tutardan düşülecek.

Türkiye’de yerleşik sigorta şirketlerince düzenlenen kefalet senetleri de güvenli elektronik imza ile düzenlenebilecek.

Büyükşehir belediyeleri ve belediyeler, kendisinden izin veya ruhsat almak ya da hat kiralamak suretiyle çalışan ve toplu taşıma hizmeti yürüten gerçek ve tüzel kişilere, nüfus, hattın uzunluğu ve hattı kullanan sayısı kriterlerini esas alarak tespit edeceği hatlardaki toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz veya indirimli yararlananlara ilişkin gelir desteği ödemesi yapabilecek.

Kamu üniversite hastanelerinin finansal sürdürülebilirliğinin desteklenmesi için kamu üniversite sağlık hizmeti sunucularının, 2021’de verdikleri sağlık hizmet bedelinin, götürü bedel sözleşme tutarından düşük olması durumunda aradaki fark terkin edilecek. Terkin edilen bu tutar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesine bu amaçla tahsis edilecek ödenekten karşılanacak.

Anadolu yaban koyunu ve keçisi avına yargıdan bir kez daha ret

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Konya ve Karaman illerini kapsayan av ihalesine karşı Vegan Derneği Türkiye (TVD) tarafından 24 Kasım’da açılan davada ikinci ara karar da çıktı.

Konya 1. İdare Mahkemesi bir kez daha, dünya çapında yalnızca Türkiye’de görülen ve nesli tükenen Anadolu yaban koyunlarının (Ovis gmelini anatolica) ve yine nesli tükenme tehlikesi altında olan yaban keçilerinin (Capra aegagrus) lehine karar alarak, daha önce verdiği yürütmeyi durdurma kararının devamına hükmetti.

Bu kararla yargılama sonuçlanana kadar hayvanların avlanmasına getirilen yasak da devam etmiş olacak.

‘Bakanlık raporları eksik ve çelişkili’ 

Mahkemenin kasım ayında verdiği yürütmeyi durdurma kararının ardından Tarım ve Orman Bakanlığı, mahkemeye avın gerekliliğini açıkladığı bir savunma metni göndermişti. Bu savunmayı yetersiz bulduğu için yürütmeyi durdurmanın devamına karar veren İdare Mahkemesi, bu kez kota belirleme kriterleri, avın planlandığı sahaların taşıma kapasiteleri, hayvan yoğunluğu, popülasyon artışı ve dinamiği hakkında kapsamlı bilimsel rapor ve dayanaklar beklediğini belirtti.

Mahkeme aynı zamanda bakanlıktan, belirlenen av kotaları ile ihalelerde açıklanan kotalar arasındaki çelişkilerin ve uyuşmazlıkların detaylı bir biçimde açıklanmasını talep etti.

Derneklerden duruşmaya katılım çağrısı

Hayvanlara Adalet Derneği (HAD) ile Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nin müdahillik başvurusunda bulunduğu dava için ilk kez 17 Ocak 2022’ye duruşma tarihi verildi.

Müdahil dernekler, TVD ile birlikte doğa ve hayvan hakları savunucularına sosyal medya üzerinden çağrı yaparak, Konya-Karaman illerinde planlanan av ihalelerine yönelik nihai kararın iptal yönünde çıkması için bir arada olma ve duruşma gününde Konya’da buluşma çağrısı yaptı.

17 Ocak’ta gerçekleştirilecek duruşma, 31 Mart 2022 tarihine kadar av acenteleri aracılığıyla avcılarca öldürülmesi planlanan yedi Anadolu yaban koyunu ve üç yaban keçisinin kaderini belirleyecek.

Bakanlıktan katliam kılıfı: Hasat raporu, kırsal kalkınma, koruyucu hekimlik…

Kasım ayında verilen yürütmeyi durdurma kararının ardından Tarım ve Orman Bakanlığı karara itiraz ederek “Hasat Raporu” adı altında av katliamının gerekliliği iddiasını gerekçelendirmeye çalışmış, hatta dava dosyasına “orman köylülerinin” ve Hedef Av Turizmi ile Alfa Safari Turizm adlı av şirketlerinin ekonomik zarara uğrayacağı gerekçesiyle müdahillik başvurularını da eklemişti.

Ayrıca bakanlık, Bolu’daki kızıl geyiklerin öldürülmesine karşı TVD’nin açtığı ve yine yürütmeyi durdurma kararı alınan davada öne sürdüğü iddiayı Konya davasında da yineleyerek, av faaliyetlerinin “koruyucu veteriner hekimlik uygulaması” olarak değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmişti.

Avın devam etmesi için verilen itiraz dilekçesinde ise hayvan hakları derneklerinin herhangi bir menfaati ve dava açma ehliyeti olmadığını iddia edilerek “ehliyet yönünden” davanın ve müdahilliklerinin reddi talep edilmişti.

Bakanlık tarafından açılan ve izin verilen av turizmi ihaleleri kapsamında, Anadolu yaban koyunlarının yaşam hakkı, birey başına en az 153 bin 900 TL, en fazla 157 bin 700 TL muammen bedel ile ihaleye çıkarken, yaban keçilerinin her biri için en az 9 bin 300 TL bedel belirlendi.

Merkez Bankası zorunlu karşılıklarda faiz indirdi; döviz uçtu, Borsa yine devre kesti

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), geçen hafta gösterge faiz oranını 100 baz puan düşürmesinin ardından, Türk Lirası zorunlu karşılıklara uygulanan faiz/nema oranını da teknik bir düzenlemeyle aynı seviyede indirdi.

TCMB’nin yüzde 9,50’den yüzde 8,50’ye çekilen faiz oranı 17 Aralık’tan itibaren geçerli olacak.

TCMB’den açıklama

Merkez Bankası internet sitesinde yer alan duyuruda şu ifadelere yer verildi:

17.12.2021 (dahil) zorunlu karşılık tesis tarihinden itibaren Zorunlu Karşılıklar Uygulama Talimatının ‘Zorunlu karşılıklara faiz/nema ödenmesi’ başlıklı 10. maddesinde açıklanan usul ve esaslara göre bankacılık sistemindeki toplam mevduat/katılım fonu içinde Türk lirasının payını artırıcı yönde yüzde 8,5 ile yüzde 14 arasında farklılaşan faiz/nema oranları uygulanacaktır.”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) politika faizini yılın son toplantısında (16 Aralık) 100 baz puan indirimle yüzde 14’e çekmişti.

Döviz kurları yükselişte

Dolar/TL, cuma günkü kapanışına göre yüzde 7’nin üzerinde artışla 17,74 seviyesine, Euro/TL de yüzde 7’yi aşan artışla 20 düzeyine çıktı.

Bu artışta Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın dün akşam İlim Yayma Vakfı ödül töreninde yaptığı “Faizleri düşürüyormuşuz! Benden başka bir şey beklemeyin. Bir Müslüman olarak naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğiz. Onu yapmaya devam edeceğiz. Hüküm bu!” açıklamaları da etkili oldu.

TCMB’nin bugünkü hareket sonrasında bir aksiyonu şu an için yansımadı.

Yine devre kesici uygulandı

Öte yandan, Borsa İstanbul‘da yüzde 7’ye ulaşan keskin düşüşün ardından ikinci kez devre kesici uygulandı.

Saat 15:53 itibariyle Endekse Bağlı Devre Kesici Sistemi‘nin devreye girdiği açıklandı. 16:23’te başlayan işlemlerin ardından düşüşün yüzde 7’ye ulaşmasıyla devre kesici ikinci kez uygulanmaya başladı. Borsa, yüzde 7 düşüşle 1936 seviyesinde.

Borsa İstanbul’da cuma günü de iki kez devre kesici uygulanmıştı.