Ana Sayfa Blog Sayfa 1106

Elektrik faturalarında TRT payı kalkıyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu‘nda elektrik faturalarında TRT payını kaldıran maddenin olduğu Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edildi.

Elektrik Enerjisi Fonu Anlaşmaları uyarınca taahhüt edilen yükümlülükleri karşılamak üzere getirilmiş hükümler de yürürlükten kaldırılıyor.

Kanun teklifi için 317 milletvekilinden 294’ü kabul oyu verirken, bir ret, 21 çekimser oy kullanıldı.

Doğal gaz arzı ile ilgili değişiklikler

Kanun ile doğal gaz arzı, bedel iadelerinin gecikmesi gibi tüketicilerin kişisel kusurları haricinde oluşan, lisans ve sertifika sahiplerinin uygulamalarından kaynaklanan tüketici mağduriyetlerinin tazminine ilişkin usul ve esaslar Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından belirlenecek.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, doğal gaz arz güvenliğinin izlenmesinden ve arz güvenliğine ilişkin tedbirlerin alınmasından sorumlu; bu kapsamda piyasada faaliyet gösteren lisans sahibi tüm tüzel kişiler, arz güvenliğine yönelik olarak alınacak tedbirlere uymakla, tesis edilecek işlemlere katkı sağlamakla, ihtiyaç duyulacak bilgi ve belgeleri belirlenen sürelerde Bakanlığa sunmakla yükümlü olacak.

Uzun dönemli Türkiye Ulusal Enerji Planı’nın ilki, düzenlemenin yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde olmak üzere, her 5 yılda bir Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) görüşleri de alınarak Bakanlık tarafından hazırlanarak yayımlanacak. Bakanlık, Türkiye Ulusal Enerji Planı çalışmasını dikkate alarak kısa, orta ve uzun dönemde doğal gaz arz güvenliğinin sağlanması için ihtiyaç duyulan tedbirlerin alınmasını sağlayacak.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu bünyesinde “Enerji Dönüşüm Dairesi Başkanlığı” kurulacak.

Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun‘da yapılan değişiklikle lisanssız üretim tesisleri dağıtım sisteminin yanı sıra iletim sistemini de kullanabilecek.

Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlardan Türkiye Maarif Vakfı, Yunus Emre Vakfı, Türkiye Kızılay Derneği, Yeşilay Cemiyeti ve Yeşilay Vakfı‘nda görev alanların bu aylıkları kesilmeyecek.

Enerji Verimliliği

Tarım ve hizmet sektörleri de enerji verimliliği uygulama proje destekleri kapsamına alınacak. Enerji maliyetlerini düşürmek için yatırım yapmak isteyen sektörlerin hibe veya faiz desteği şeklinde desteklenmesine imkan sağlanacak.

Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunu’nda yapılan değişiklikle, Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde çalışan personelin toplam sayısının veya teşvike konu edilen toplam çalışma sürelerinin yüzde 20’sini aşmamak kaydıyla, belirtilen durumlar haricinde bu merkezler dışında geçirilen süreler de gelir vergisi stopajı teşviki kapsamında değerlendirilecek. Cumhurbaşkanı, yüzde 20 olarak belirlenen bu oranı belirleyeceği bölgesel ve/veya sektörel alanlarda yüzde 75’e kadar artırmaya veya tekrar kanuni oranına indirmeye yetkili olacak.

Ayrıca, denizlerde balık, midye ve istiridye yetiştiriciliği yapan tesislerin iskele, depo ve temiz su havuzu kurulumu için karada zaruri ihtiyaç alanları karşılanacak.

Teknolojik önlemleri etkisiz kılmaya yönelik ürün ve araçların ticaretini veya tanıtımını yapanlar, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı, futbol müsabakalarına ilişkin yayınların internet ortamında hukuka aykırı olarak kullanıma sunulduğunun tespiti halinde, söz konusu sitenin internet trafiği bant genişliğinin yüzde 90’a kadar daraltılmasına veya yayınla ilgili erişimin engellenmesine karar verebilecek.

Mesleklerinde en az 10 yıl usta olarak çalışanlar, iş pedagojisi kursu sınavına doğrudan katılabilecek.

Ordulular, HES’e ve madene karşı mücadele veriyor: Hem vicdani hem insani görevimiz

Ordu Mesudiye‘de Melet Enerji tarafından hayata geçirilmek istenen Hidroelektrik Santral (HES) projesi ve yine Mesudiye-Reşadiye-Gölköy ilçelerini kapsayan bir maden arama projesi hayata geçirilmek isteniyor. Ancak, tüm bu projelere halk tepkili.

Yeşil Gazete‘ye açıklamalarda bulunan Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Coşkun Özbucak, HES ve maden projesine karşı mücadele edeceklerinin altını çizip, “Hem vicdani hem insani görevimiz” dedi.

12 adet HES olacak

Özbucak, projede üç regülatör ve üç baraj olduğu için bunun üç HES anlamına geldiğine vurgu yaptı. Özbucak, söz konusu projenin gerçekleşmesi durumunda bölgede 12 adet HES olacağını şöyle anlattı:

Mesudiye’de şu anda Melet Irmağı üzerinde dokuz tane HES faaliyette zaten. Bunlarla birlikte 12 olacak. Zaten bir HES’te barajla regülatör arasında 2-3 kilometreyle 7 kilometre arasında mesafe oluyor. Kanala alıyorlar suyu. O mesafede su olmuyor yani dereler kuruyor. Üç tane regülatörü düşünün. Ortalama 5 kilometre olsa 10-15 kilometre mesafede su olmayacak. Bu anlamda da halk tepkili.”

Dilekçeler verildi

Halkın HES ile ilgili itiraz dilekçelerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘ndaki İnceleme Değerlendirme Komisyonu‘na verdiğini ifade eden Özbucak, en son aşamada bu komisyonda değerlendirilme yapıldığını ve komisyonun onay vermesi halinde ÇED olumlu kararının çıkacağına vurgu yaptı.

Coşkun Özbucak, bu senaryonun gerçekleşmesi halinde de bu sefer hukuki sürecin başlayacağını söyledi:

İki kere halkı bilgilendirme toplantısı yapılmak istendi ama ikisinde de halkın tepkisi üzerine onay veremedi. Son bir toplantı daha yapılacak. Halktan yine görüş istediler. Halk görüşlerini toparladı ve dilekçe olarak sundu. Bir hafta içerisinde o konuda da bir karar verilecek. Eğer ÇED olumlu kararı verilirse bu sefer idari mahkemelere dava açılarak ÇED’in iptali istenecek. Bu konuda hukuksal çalışmalar devam edecek.”

‘Halk birlikte hareket ediyor’

Bölgedeki maden arama projesiyle ilgili de Coşkun Özbucak şunları anlattı:

Yine Mesudiye-Reşadiye-Gölköy ilçelerini kapsayan bir maden arama projesi var. Sondajlar yapılıyor. Orada ne kadar maden var, hangi tür maden var, hangisi öncelikli ve karlıdır o tespit edilecek. Ona göre de İDK’ye verilecek. Herhangi bir şirket de gelip oradaki madeni çıkartacak.

O süreçle ilgili de Reşadiyeliler ve Mesudiyeliler birlikte hareket ediyor.”

‘Köylülere iş vaadinde bulunuluyor’

Maden ocağıyla ilgili şu anda hukuksal bir sürecin olmadığını ifade eden Özbucak, halkın itiraz dilekçelerini verdiklerini belirtti:

Şu anda hukuksal anlamda bir süreç yok. İtiraz dilekçeleri veriliyor. Köylüler, kendi bulundukları bölgede sondaj yapmaya gelenleri engellemeye çalışıyorlar. Jandarma geliyor, orada böyle bir çalışmanın yapıldığına dair jandarmaya tutanak tutturuluyor. Tabii şirketler bu konuda deneyimli. Köylülere iş vaadinde bulunarak çelmeye çalışıyorlar. Ama Mesudiyeliler ortak hareket ettikleri için başarılı oluyorlar. Bunda da başarılı olunacak diye düşünüyoruz.”

Geçtiğimiz günlerde İstanbul‘da Mesudiyeliler dernekleri ve Ordu Çevre Derneği bir araya gelip, durum değerlendirmesi yapmıştı. Bu toplantı hakkında da açıklamalar yapan Coşkun Özbucak, “Hukuksal süreç başladığında hukuksal sürece destek olunacak. Ama hukuksal süreç başlamadan önce de halk kendi biçimiyle dernekler aracılığıyla tepkilerini dile getirecekler” dedi.

Yıkılan Bomonti Fabrikası’nın Diyanet’e tahsis işlemine iptal

Diyanet İşleri Başkanlığı‘na tahsis edildikten sonra mescit, yurt, sergi salonu ve katlı otopark’ yapımı için yıkılan tarihi Bomonti Bira Fabrikası’nın depoları ile ilgili davada İstanbul 12’nci İdare Mahkemesi işlemin iptaline karar verdi.

Diken‘den Canan Coşkun‘un aktardığına göre, yıkımın önünü açan İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun kararlarını da iptal eden mahkeme, gerekçeli kararında fabrikanın depolarının söz konusu işlem için tahsis edilmesinin diğer yapıların özgün karakterleriyle uyumlu olmadığını vurguladı.

Yargı sürecinin devam etmesine karşın depolar geçen yıl temmuz ayında yıkılmıştı. TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi de tahsis işleminin ve yıkımın önünü açan İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Korumu Bölge Kurulu’nun kararlarının iptali istemiyle dava açmıştı.Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, söz konusu fabrikanın 19’uncu yüzyılda ilk yapılaşmasının başladığını, Cumhuriyet döneminde 20’nci yüzyılın ilk yarısına kadar devam eden büyük bir kompleksin parçası olduğunu hatırlattı.

‘Farklı yapılaşma yapının karakteriyle uyumlu değil’

Fabrikanın kültür varlığı olarak tescillendiği, sahip olduğu hatıra, özgünlük ve nadirlik gibi değerler yönünden korunması gerektiği belirtilen kararda, fabrikanın ‘cami yaptırılmak üzere’ tahsisine ilişkin işlemin yapıların özgün karakterleriyle uyumlu olmadığını kaydedildi; farklı bir yapılaşmaya yol açacak olması nedeniyle tahsis işleminin hukuka uygun olmadığını ifade etti.

 

 

Ne olmuştu?

1890 yılında İstanbul’un Feriköy Mahallesi’nde kurulan Bomonti Bira Fabrikası ve binaları, 1998 yılında İstanbul 1 No’lu Koruma Kurulu tarafından ‘korunması gereken kültür varlığı’ statüsüne alınarak tescil edilmişti.

Fabrikanın parçası olan eski malt binası, eski silo, eski arpa temizleme binası ve eski kazan dairesinin tahsis işlemi ise 10 Haziran 2013 tarihli ve 1355 sayılı başbakanlık kararıyla yapıldı. Mescit, yurt, sergi salonu ve katlı otopark yapımı için Diyanet’e tahsis edilen fabrikanın depo binaları, İstanbul 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun söküm izni ve Temmuz 2020’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenen yıkım ruhsatı ile yerle bir edildi.

Fabrikanın proje mimarı; bundan önce de Topçu Kışlası ve yıkılan Emek Sineması‘nın da içinde bulunduğu Cercle d’Orient binasının mimarı olan Halil Onur idi.

 

‘Plastik kirliliğini önlemek imkansız değil, acil!’

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ile Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü doğa üzerinde ciddi bir tahribat oluşturan plastik kirliliğini tüm boyutlarıyla ele alan “Türkiye’de Plastik Atık Sorunu ve Politika Önerileri” raporunu yayımladı. Raporun karne bölümünde, kısa, orta ve uzun vade gözetilerek, politika düzeyinde kapsamlı çözüm önerileri sunuluyor.

Atık yönetimindeki eksiklikler nedeniyle dünya genelinde plastik atıkların yüzde 37’si hâlihazırda toprak, tatlı su ve denizlere karışarak kirliliğe sebep oluyor. Artan plastik tüketimi ve mevcut plastik atık yönetimiyle, okyanuslara ve denizlere ulaşan plastik atıkların daha da artması kaçınılmaz görülüyor.

Akdeniz’i en çok kirleten üçüncü ülke Türkiye

Türkiye’den Akdeniz’e karışan yıllık plastik (makro ve mikro plastik) sızıntısı kişi başına yaklaşık 1 kg seviyesinde. IUCN’in (Dünya Doğayı Koruma Birliği) güncel raporuna göre Türkiye toplam atık miktarı ile Akdeniz’i en çok kirleten (Mısır ve İtalya’nın ardından üçüncü) ülkeler arasında bulunuyor.

Denizlerdeki giderek artan plastik kirliliğinin alarm verici düzeyde olduğunun araştırmalarla da ortaya konduğunu vurgulayan WWF-Türkiye Plastik Projeleri Müdürü Tolga Yücel çalışmayla ilgili şunları söyledi:

“Dünya genelinde her yıl 11 milyon ton plastik atık denizlere karışıyor. Bu küresel krizi durdurmak için denizlerimizdeki plastik kirliliğine karşı bağlayıcı bir uluslararası sözleşmeye acil ihtiyaç var. Türkiye, “Sıfır Atık Programı” ve plastik poşetlerin ücretlendirilmesi uygulaması ile küresel çevre sorunlarının çözümünde oynayabileceği kritik rolün güzel bir örneğini sergiledi. Ülkemiz, şimdi de denizlerdeki plastik kirliliğini durdurmak için uluslararası bir sözleşmenin şekillendirilmesinde öncü rol oynama şansına sahip. Sözleşmenin önümüzdeki şubat ayında gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi’nde görüşe açılmasını talep ediyoruz.” dedi.

‘Denizlerdeki plastiğin yüzde sekseni karasal kaynaklı’

Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Turgut Tüzün Onay ise denizlerdeki plastiklerin yüzde 80’inin karasal kaynaklı olduğuna dikkat çekerek plastiklerin, çeşitli yollar ile sucul ortamlara karıştığını veya karadan sucul ortamlara ulaşmaya hazır beklediğini kaydetti:

“Plastiklerin biyolojik olarak bozunamayan yapıları onları çevrede kalıcı hale getirirken ışık, sıcaklık, fiziksel kuvvetler ve diğer ortam şartları vasıtasıyla daha ufak parçalara bölünen plastikler 5 mm’den küçük mikro plastiklere dönüşerek doğada çok daha hızlı yayılıyor. Bu parçalanma sırasında yapılarını oluşturan kimyasalların ortaya çıkması ve plastiklerin taşıyıcı bir yüzey işlevi görmesi ise bulundukları çevre üzerindeki etkiyi artırıyor. Plastik kirliliği, hem karasal hem sucul ortamlarda bir tüketim ve atık yönetimi sorunu. Alternatif malzemelerin geliştirilmesinden başlanarak plastik atıkların çevreye yayılmasını engellemek için atık yönetimi en az plastik doğaya ulaşacak şekilde düzenlenmeli; sistem, atık oluştuktan sonra bertaraf etmeye çalışmak yerine plastik atık oluşumunun kaynağında azaltılmasını hedeflemelidir. Doğaya gelişigüzel atılan plastiklerin önlenmesi için, gerekli düzenlemeler yapılmalı, bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirilmeli ve paydaş katılımı sağlanmalıdır. Ülkemizde plastik atıkları ilgilendiren tüm mevzuatın birleştirilmesi, iyileştirilmesi ve mevcut durum ışığında önerilerde bulunulması adına hazırlanan bu rapor, plastiklerin çevresel etkileri en aza indirecek şekilde yönetilmesi için ortak bir çerçeve çizmek adına faydalı olacaktır’’ 

‘Tek kullanımlık plastik azaltılmalı veya yasaklanmalı’

Raporun çözüm önerilerinden en etkili ve aciliyet taşıyan başlıklar ise şöyle:

  • Yüksek öneme ve potansiyel etkiye sahip önlemler kapsamında tek kullanımlık plastik ürünlerin tüketiminin azaltılması ve çevre dostu alternatiflerin teşvik edilmesi için mevzuatın düzenlenmesi:
  • Tek kullanımlık ürünlerin azaltılması için yasal altyapı hazırlanması ve hazırlık aşamasında sürece dahil olacak tüm paydaşların bulunması.
  • Mümkün olan ürünlerde tek kullanımlık plastiklerin yasaklanması, alternatiflerinin üretimi / kullanımı ve poşetlerin yasaklanması suretiyle atık oluşumunun kaynakta önemli ölçüde azaltılması.

    • Avrupa Birliği de 2021’de yürürlüğe giren Tek Kullanımlık Plastikler Direktifi’yle sahillerde en çok görülen 10 ürünü yasakladı. Bu ürünler arasında pipet, kulak çubuğu, karıştırma çubuğu gibi ülkemizde sıkça kullanılan ve ciddi bir kirlilik oluşturan ürünler de bulunuyor.
  • Yeşil kamu alımlarıyla plastik kirliliğinin azaltılması,
    • Bunun için yürürlükteki kamu alımları ile ilgili mevzuata yeşil kamu alımları ile ilgili kriterlerin eklenmesi ve bu kriterlerin mal alımına ek olarak hizmet alımlarında da geçerli olması gerekiyor.
  • Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu’nun bir parçası olarak içecek ambalajları için depozito uygulamalarının hayata geçirilmesi ve yaygınlaştırılması.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı son olarak depozito uygulamasının 2022 Ocak ayında başlayacağını, Haziran 2022’de de fiilen uygulamaya geçileceğini belirterek, ilk etapta metal, cam ve plastik ürünlerin sisteme dahil edileceğini açıklamıştı. Daha önce bu sistemin 2021’de başlayacağı duyurulmuş, ancak ertelenmişti.

Raporda ayrıca ülke çapında içme suyu doldurma noktalarının kurulması ve yaygınlaştırılması, tarımsal plastikler için eylem planı hazırlanması ve atıkların geri kazanımı, balıkçılık malzemelerinden kaynaklanan kirliliğin önlenmesi için toplama yapısının oluşturulması gibi birçok başlık altında farklı önlemlere yer verildi.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Himalayalar’daki buzul erimesi son 40 yılda 10 kat hızlandı

Fosil yakıt kullanımından kaynaklı küresel ısınma nedeniyle Himalayalar‘daki buzullar olağanüstü bir hızla eriyor. Yeni araştırmalar geniş buz tabakalarının son 40 yılda önceki yedi yüzyıla göre 10 kat daha hızlı küçüldüğünü gösteriyor.

Bilim insanlarına göre, Himalayalar’da yaşanan  çığ, sel gibi olaylar ile ve buz kaybının hızlanmasının etkileri Hindistan, Nepal ve Butan‘daki canlı yaşamını tehdet ediyor. Güney Asya’daki yüz milyonlarca insanın geçim kaynağı olan tarım faaliyetleri de her geçen gün zora giriyor.  Eriyen buzullardan gelen su ise küresel  deniz seviyesinin yükselmesine katkıda bulunuyor.

Scientific Reports dergisinde yayımlanan yeni çalışmanın ortak yazarı ve Leeds Üniversitesi’nden buzul bilimci Jonathan Carrivick, “Dünyanın bu kısmı, herkesin fark ettiğinden daha hızlı değişiyor. Ancak, değişim sadece Himalayalar’da değil. Etkileri dünyanın dört bir yanında hissediliyor” dedi.

Araştırmacılar, uzun yıllardır  Yeni Zelanda, Grönland, Patagonya ve dünyanın diğer bölgelerindeki büyük buzulların erimesini gözlemliyor. Ancak yeni çalışma, Himalayalar’daki buz kaybının özellikle hızlı olduğunu buldu. Bilim insanları, bu durumda Güney Asya musonlarındaki değişimler gibi bölgesel iklim faktörlerinin rol oynayabileceğini bildirdi.

Katar’da gökkuşağı renkli oyuncaklar ‘İslami değil’ gerekçesiyle toplatılıyor

Gelecek yıl FIFA Dünya Kupası‘na ev sahipliği yapacak Katar‘da, üzerinde gökkuşağı renklerinin bulunduğu çeşitli oyuncaklara “İslami olmadığı” gerekçesiyle el konuldu.

Katar Ticaret ve Sanayi Bakanlığı‘ndan yapılan açıklamada, ülkenin çeşitli bölgelerinde perakendecilerde teftişlerde bulunulduğu belirtilerek, “aralarında İslami değerlere aykırı sloganlar taşıyan oyuncakların da bulunduğu çeşitli ihlallere rastlandığı ve söz konusu ticari mallara el koyulduğu” bildirildi.

Bakanlık, ayrıca tüm vatandaşları “gelenek ve göreneklere aykırı dizayn ve logo taşıyan malları ihbar etmeye” çağırdı.

Açıklamada, hangi malların, nasıl bir gerekçeyle İslami kurallara aykırı görüldüğü belirtilmiyor ancak paylaşılan fotoğrafta, dünya çapında LGBTİ+ hareketinin sembolü olan  gökkuşağı renklerindeki oyuncaklara yer veriliyor.  Eşcinsellik Katar’da yasa dışı.

 

Erdoğan’ın açıkladığı ‘kur korumalı TL mevduatı’ sisteminin ayrıntıları açıklandı

Hazine ve Maliye Bakanlığı, dövize endeksli Türk Lirası mevduatlarıyla ilgili düzenlemelerin ayrıntılarını açıkladı. Buna göre Merkez Bankası her gün saat 11’de dolar döviz alış kuru yayınlayacak. Vade sonunda kur değişiminin faiz oranı üzerinde kalması halinde oluşabilecek fark müşteri hesabına TL olarak yansıtılacak.

Hesaplar üç, altı, dokuz ve 12 ay vadelerle açılabilecek. Vadeden önce hesaptan para çekilmesi durumunda hesap vadesiz hesaba dönüşecek, faiz hakkı ortadan kalkacak. Minimum faiz oranı, Merkez Bankası’nın politika faiz oranı (hali hazırda yüzde 14) olarak uygulanacak. Sisteme her banka katılabilecek.

Sistemin işleyişine ilişkin bakanlıktan yapılan yazılı açıklama şöyle:

  • Birikimlerini TL mevduat olarak değerlendiren vatandaşlarımızın kurdaki oynaklık karşısında mağdur olmaması için ‘Kur Korumalı TL Mevduat’ ürünü devreye alınmıştır.
  • Ürün, gerçek kişilerce TL vadeli hesaplar üzerinde işleyecek faiz ile hesap açılış ve vade tarihlerindeki kur değişim oranı kıyaslanacak, yüksek olan oran üzerinden hesap nemalandırılacak ve bu mevduat ürününe stopaj uygulanmayacak.
  • Kur farkı hesaplamaları için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) her gün saat 11:00’de dolar döviz alış kuru yayınlayacak.
  • Vade sonunda kur değişiminin faiz oranı üzerinde kalması halinde oluşabilecek fark müşteri hesabına TL olarak yansıtılacak.
  • Hesaplar 3,6,9 ve 12 ay vadelerle açılabilecek olup, minimum faiz oranı Merkez Bankası Politika Faiz Oranı olarak uygulanacak.

Sisteme isteyen her banka katılabilecek.

  • Vadeden önce hesaptan para çekilmesi durumunda hesap vadesiz hesaba dönüşecek, faiz hakkı ortadan kalkacak.
  • Hesabın açıldığı tarihteki TCMB kuru ile hesabın kapatıldığı tarihteki TCMB kurundan düşük olan üzerinden hesap bakiyesi güncellenecek.”

Bakanlıktan yapılan açıklama sonrası dolar 12,87, euro ise 14,61 liradan işlem gördü.

Erdoğan açıklamıştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün kabine toplantısı sonrasında her gün yeni bir rekor kıran dövizin muhtemel getirisine Türk Lirası varlıklarda kalarak ulaşılabilmesini sağlayacak yeni bir aracın devreye alınacağını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı şunları söylemişti:

“Bundan sonra hiçbir vatandaşımızın ‘kur daha yüksek olacak’ diye mevduatını Türk lirasından dövize geçirmesine ihtiyaç kalmayacak. Ayrıca döviz kurundaki dalgalanma sebebiyle fiyat vermekte zorlanan ihracatçı firmalarımıza doğrudan Merkez Bankası aracılığıyla ileri vadeli kur rakamı verilecek. Bu işlem sonunda ortaya çıkabilecek kur farkı ise Türk Lirası olarak ihracatçı firmamıza ödenecek.” 

Ekonomistler ise adını koymadan, örtülü bir faiz artışı yapıldığı eleştirisinde bulunmuş; bunun Hazine’yi büyük sıkıntıya sokacağı uyarısı yapmıştı.

Antarktika buz sahanlığının altındaki yaşam da risk altında

Birleşik Krallık ve Almanya‘dan bilim insanları tarafından yazılan yeni bir makaleye göre, Antarktika’nın buz sahanlığının altında, tam bir karanlıkta binlerce yıldır gelişen ekosistem, beklenenden de zengin. 

Makalenin baş yazarı, Birleşik Krallık Antarktika Araştırmaları grubundan deniz biyoloğu David Barnes, “Bu aşırı koşullarda yaşayan bu kadar çok yaşam formunun keşfi tam bir sürpriz ve bize Antarktika deniz yaşamının ne kadar eşsiz ve özel olduğunu hatırlatıyor” dedi: 

“Bu ortamda hiç bir bitki veya alg yaşamıyor, ancak çoğu mikro alg (fitoplankton) ile beslenen pek çok hayvan türünün kanıtını bulmamız şaşırtıcı. O halde asıl soru bu hayvanlar burada nasıl hayatta kalıyor ve gelişiyor?”

Beklenenden zengin bir yaşam

Araştırmacılar, 2018’de Doğu Antarktika‘daki nispeten küçük Ekström Buz Sahanlığı üzerinde biri 192 diğeri, 110 metre derinliğinde ki sondaj yapmak için sıcak su kullandı. Buzun altındaki  karanlık, soğuk ve yiyecek kıtlığı olan yerde buldukları hayat belirtileri ise 49 farklı cinse ait 77 tür oldu: Bryozanlar, Melicerita obliqua,  ve serpulid solucanlar…

""
Deniz tabanında keşfedilen bryozoan parçaları.

Tüm bu canlılar sabit bir yerde duruyor ve tüylü dokunaçlarla etraflarında akan sudaki organik madde parçacıklarını yakalıyor. Bu da güneş ışığına bağlı algler gibi bir tür besin kaynağının bu tabakasının altına bir şekilde girebildiğini gösteriyor.

Araştırma ekibi, en yakın açık su kaynağının 9,6 kilometre (6 mil) uzakta olduğu düşünüldüğünde, bu durumun oldukça şaşırtıcı olduğunu kaydetti. Makalede, “En az binlerce yıldır sürekli karanlığa rağmen, buz sahanlığını kenarlarından 700 km uzakta bile yaşam gözlemlendi. Buz sahanlıkları altındaki yaşamın son derece yoksul olduğu düşünülüyordu. Buna rağmen her iki sondaj sahasında bulduğumuz biyolojik çeşitlilik, açık deniz Antarktika kıta sahanlığı örnekleri için bile yüksek” ifadeleri kullanıldı.

YaratıkKapalıYerBuz Altında

Araştırmacılar uzun zaman önce ölmüş parçaların yaşlarını tespit etmek için karbon tarihleme çalışması da gerçekleştirdi.

5.800 yıldır oradalar

Alfred Wegener Kutup ve Deniz Araştırmaları Enstitüsü‘nden jeolog Gerhard Kuhn, “Araştırmada karşılaştığımız başka bir sürpriz de burada ne kadar uzun bir yaşam sürdüğünü bulmuş olmamızdı. Bu deniz dibi hayvanlarının ölü parçalarının karbon tarihlemesi 5800 yıla kadar geri gidiyor” diye konuştu.

Yeni bilgiler, canlıların toprak bulunmayan küçük alanlarda yaşadığını, deniz buzu ile çevrili açık su alanlarının ise fitoplanktonun gelişmesine ve daha sonra buzun çok altındaki bu canlıları beklemesine neden olduğunu gösteriyor.

Bu ekosistemlerin şimdiye kadar inanılmaz derecede uzun ömürlü olmasına rağmen, araştırmacılar gelecekleri konusunda tedirgin. “Çoğu yerde soğuk, karanlık ve yiyecek kıtlığı olabilir” denilen makalede, “Ancak dünyadaki en az rahatsız edilen habitat, küresel ısınma nedeniyle buz altı koşulları ortadan kalktığından soyu tükenen ilk habitat olabilir” ifadeleri kullanılıyor.

Kadın örgütlerinden Aysel Tuğluk için özgürlük çağrısı

Kadın örgütleri, cezaevinde hafıza kaybı yaşadığı belirtilen eski HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk‘un tahliye edilmesi için çağrı yaptı. 68 kuruluşun imzacısı olduğu ortak açıklamada, “Aysel Tuğluk’un cezaevinde kalamayacağına dair, kapsamlı bir kurul raporu ortadayken ısrarla bunun gereği yerine getirilmemesi, başta Adalet Bakanlığı olmak üzere devletin sorumluluğundadır” denildi.

Kendi başına ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduğu belirtilen Tuğluk’un 2016’dan beri bulunduğu Kocaeli 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücreye alındığı açıklanmıştı.

Aysel Tuğluk, 2018’de  “örgüt yöneticisi olmak” iddiasıyla 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. HDP’li siyasetçi için  6-8 Ekim Kobani eylemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında da tutuklama kararı bulunuyor.

Açıklama şu şekilde:

“Herkesin bildiği gibi, annesinin cenazesine yapılan ırkçı saldırı ve gayriinsani tutuma tanıklık etmiş ve yaşadıkları, hafızasında onulmaz hasarlar bırakmıştır. Tedavisini ve muayene sürecini aylarca sürdüren Kocaeli Tıp Fakültesi Adli Tıp Kurulu tarafından, cezaevinde kalamayacağına dair oybirliğiyle hazırlanan rapora rağmen İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından, tam tersi yeni bir rapor hazırlanmıştır. Yıllardır etik, vicdan, bilim ve hukuka aykırı raporlarla gündeme gelen bu kurum, politik mahpusların ağır ve ölümcül hastalıklarına rağmen mütemadiyen “cezaevinde kalabilir” şeklindeki tıp bilimine aykırı raporlarından birini de Tuğluk için hazırlamış ve demans hastalığını inkâr etmiştir.

Çelişkiler barındıran söz konusu raporlarla ilgili olarak avukatlarının “Üst Kurul”a yaptığı itiraza yanıt verilmemekte; hastalığının ağırlaşmasına izleyici kalınmaktadır. Senelerce kadına yönelik her türlü şiddete karşı mücadele yürütmüş, kadın özgürlüğü için mücadele etmiş bir siyasetçi olarak bugün kendisine yaşatılanlara itiraz ediyor; Aysel Tuğluk’un tahliyesini talep ediyoruz. Ayrıca, “Kadınlar İçin Adalet” talebimiz doğrultusunda Tuğluk ve onun gibi siyasi sebeplerle mahpus edilen tüm kadınların özgürlüklerine kavuşması talebimizi yineliyoruz.”

Tuğluk’un cezaevinde kalamayacağına dair, kapsamlı bir kurul raporu ortadayken ısrarla bunun gereği yerine getirilmemesinin  başta Adalet Bakanlığı olmak üzere devletin sorumluluğunda olduğu kaydedilen açıklamada, gelişebilecek tüm olumsuz sonuçlardan raporları görmezden gelen idari ve adli makamların sorumlu olacağı kaydedildi.

Açıklamada, “Ona yaşatılan bu hukuksuz süreçte imzası olan tüm yetkilileri bir kez daha hukuka, bilime ve vicdana uygun davranmaya çağırıyor; Tuğluk’un tedavisinin olması gereken ortamda sürdürülebilmesi için bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerektiğini hatırlatıyor, dayanışma çağrımızı yineliyoruz” denildi.

İmzacı kuruluşlar şöyle:

Adalar Vakfı Kadın Çalışma Grubu, Adana Kadın Platformu, AĞ-DA Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dayanışma Ağı, Alevi Kadınlar Birliği, Anadolu Kadın Hareketi, Ankara Dayanışma Akademisi’nden (ADA) Kadınlar, Ankara Kadın Platformu, Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği, Aramızda Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Derneği, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Ben Seçerim Derneği, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Datça Kadın Platformu, DAD Kadın Meclisi, Dayanışmanın Kadın Hali Derneği (DAKAHDER), Demir Leblebi Kadın Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Dikili Kadın Platformu, Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi, Ekmek ve Gül Dergisi, Emek Partili Kadınlar, Eskişehir Okulu Araştırma ve Dayanışma Derneği-Toplumsal Cinsiyet Çalışma Grubu, Eşitlik İzleme Kadın Grubu-EŞİTİZ, Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası, Foça Barış Kadınları, Günebakan Kadın Derneği, Halkevci Kadınlar, Hatay Kadınlar Birlikte Güçlü, HDK Muğla Kadın Meclisi, HDP Adana Kadın Meclisi, HDP Balıkesir Kadın Meclisi, HDP Hatay Kadın Meclisi, Hubyar Kadın Meclisi, İskenderun Kadın Platformu, İzmir Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışması, Kadın Partisi, Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği, Kadın Yazarlar Derneği, Kadınlar Birlikte Güçlü, Kağıthane HDP Kadın Yönetimi, Karaburun Kadın Platformu, Katre Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği, KESK Kadın Meclisi, Kırkyama Kadın Dayanışması, Kırmızı Biber Derneği, Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması, Mavigöl Kadın Derneği, Mersin Alevi kadın platformu, Mimoza Kadın Derneği- Mersin, Mor Dayanışma, Mor Sarmaşık, Muğla Emek Benim Kadın Derneği, Muğla Kadın Dayanışma ve Danışma Derneği, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Kadın Komisyonu, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar (ÖDAV), Rosa Kadın Derneği, SES Eşitlik ve Adalet Kadın Platformu, Sosyalist Kadın Meclisleri, TİP’li Kadınlar, TJA (Tevgera Jinên Azad) Özgür Kadın Hareketi, TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu, Van Kadın Platformu, Van Star Kadın Derneği, Wernicke Korsakofflular ve Eski Mahpuslarla Dayanışma Derneği/Çukurova, Yan Yana Girişimi Kadınları, Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği.

 

Kaçkar’da buzullar eriyor, dağcılar rota değiştirdi

Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin baskısı, en çok buzullar üzerinde görülüyor. Hakkari‘nin Cilo Dağı‘ndaki buzulların erimeye başlamasının ardından Doğu Karadeniz’deki 3 bin 937 metre yüksekliğindeki Kaçkar Dağları‘nda da buzulların eridiği bildirildi.

Son yıllarda artış gösteren erime eğilimi nedeniyle dağcıların kullandığı kuzey tırmanış rotalarında da değişikliğe gidildi. Türkiye Dağcılık Federasyonu (TDF) Başkanı Prof. Dr. Ersan Başar, “Kaçkarlar’daki büyük ve küçük buzulumuz hacim olarak ciddi oranda küçüldü” dedi.

Buzulların erimeye başlamasında, iklim krizine bağlı ani lokal ve şiddetli yağışlar, can ve mal kayıplarıyla sonuçlanan sel ve heyalanları sık sık yaşayan Karadeniz’de hava ve deniz suyu sıcaklığının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi en büyük sebebi oluşturuyor.

Aynı zamanda Türkiye’nin Antarktika Bilim Seferi ekip lideri olan Prof. Başar, küresel ısınmaya bağlı olarak yaşanan iklim değişikliğinin meteorolojik ve denizel hareketleri etkilemesinin, hayatın her alanında hissedildiğini söyledi:

“Dünyadaki en önemli nokta olan Himalaya Sıradağları dünya buz kütlesinin önemli merkezlerinden biri. Antarktika ve Arktik’teki buz kütlelerini düşündüğümüzde, dünyanın toplam tatlı suyunun yüzde 70´inden fazlasını barındırıyor. Bununla birlikte kutup bölgelerindeki buzullar da çok önemli. “Tripolar” dediğimiz üç kutbun dengesi küresel ısınmanın etkisiyle oluşan iklim değişimini önemli şekilde etkiliyor. Bu üç kutup noktası dünyadaki sıcaklık dengelerini kontrol ediyorlar.”

‘Tırmanış rotaları her yıl değişiyor’

Federasyon olarak dağlardaki buzulların erimesinin dağcılığa etkilerini araştırdıklarını belirten Prof. Dr. Başar şöyle konuştu:

“Buzların erimesi tırmanış rotalarını oldukça değiştirdi. Rotaların değişmesiyle dağcılık faaliyetlerinin yapıldığı alanlarda farklı riskler olmaya başladı ve dağcıların bir önceki yılda gittiği rotada gidemez hale geldi. Alpler‘de, Türkiye’de de Ağrı Dağı‘nda, Kaçkarlar’da, Erciyes Dağı‘mızdaki buzullarda ciddi erime meydana geldi. Son 10 yıl içerisinde Erciyes Dağı’ndaki Tarak Buzulu tamamen yok oldu. Kaçkarlar’daki büyük ve küçük buzulumuz hacim olarak ciddi oranda küçüldü. Bu küçülme dağcıların o bölgedeki tırmanış alanlarını olumsuz yönde etkiliyor”

Kaçkar’daki küçük buzulun son üç yıl içinde tamamen eridiğini ve kütlesinin yarıdan fazlasını kaybettiğini, büyük buzulun ise aşırı küçüldüğünü ve artık üzerinde buzul ibaresinin kalmadığını ve bir taş parkuru haline geldiğini anlatan Başar,  “Orada yoğun şekilde dağcılık eğitimleri yapıyorduk ancak şimdi böyle bir alan kalmadı. Son 20 ve 50 yıl içindeki erime miktarları gözle görebilir düzeyde. 5 milyon yıllık buzul dönemlerin kayda geçtiğini biliyoruz. 20 yıl gibi bu kadar küçük bir zaman diliminde bu kadar büyük erime hem dağcıları hem de doğa sporu yapan insanları çok olumsuz etkiliyor” dedi.

Kaçkar buzulları

Türkiye’nin 3 bin 937 metre ile en yüksek dördüncü zirvesi Kaçkar Dağı, Rize‘nin Çamlıhemşin ilçesinde yer alıyor. Bölgede, altı dağ buzulu ve 13 kaya buzulu bulunuyor. Bu altı dağ buzulundan en büyük üçü Kaçkar Dağı’nın kuzeye bakan yamaçlarında.  Ayrıca zirvenin güney tarafındaki küçük sirk içinde, Ludwif Krenek’e atfen “Krenek Buzulu” adı verilen, 350 metre uzunluğunda bir buzul buzul daha bulunuyor. Krenek’in en düşük yüksekliği 3 bin 597 metrede.

Kaçkar’da buzul izleri kuzeyde 2000, güneyde 2200 metrelere kadar rahatlıkla izlenebiliyordu. Erime giderek hızlansa da alan Anadolu‘nun en önemli aktüel buzul alanlarından biri.