Ana Sayfa Blog Sayfa 1082

‘Hassas’ ve ‘az hassas’ alanlarda 00.00-07.00 saatlerinde canlı müzik yasaklandı

Gürültü yönetmeliğindeki değişiklikler Resmi Gazete‘de yayımlandı ve  yürürlüğe girdi.

“Hassas” ve “az hassas” alanlarda konser, gösteri, miting, tören, festival ve benzeri açık hava faaliyetlerinin 00.00-07.00 saatlerinde yapılması yasaklandı.

Bu alanlarda açık hava faaliyetlerine, çevresel gürültüye maruz kalan kişilerin ve yaşanan şikayetlerin yoğunluğu göz önünde bulundurularak, İl Mahalli Çevre Kurul Kararı ile hem alan sınırlaması getirebilecek hem de 00.00-07.00 saatleriyle sınırlı olan yasağın süresi uzatılabilecek.

Müzik, belirlenen sınır değerinde olacak

“Hassas” kullanımların bulunduğu alanlarda ise faaliyet gösteren açık ve yarı açık canlı müzik yayınına izin verilen saatlerde de yönetmelikle belirlenen sınır değerlerinin sağlanması gerekecek.

“Hassas” kullanımların bulunduğu yerlerde faaliyet gösteren açık ve yarı açık eğlence yerlerinin, denetimlerde, belirlenen sınır değerleri bir yıl içinde üç defa sağlamadığının tespiti halinde tüm cephesi ve tavanı tamamen kapalı hale getirilecek. Kapalı bölümler, açılır-kapanır özellikli olmayacak.

‘Çok hassas’ alanlarla ilgili düzenlemeler

Yönetmelikte yapılan bir başka düzenlemeyle de “çok hassas” kullanımları etkileyebilecek şekilde yakınında, bitişiğinde, altında veya üstündeki alanlarda konser, gösteri, miting, tören, festival ve benzeri açık hava faaliyetleri gerçekleştirilemeyecek.

Çok hassas alan olarak tanımlanan bölgelerdeki eğlence merkezlerinin tüm cepheleri ve tavanı kapalı hale getirilecek.

Yönetmelikte geçen “çok hassas” kullanımlar; konut, hastane, çocuk ve yaşlı bakımevleri, yatılı eğitim kurumları ve öğrenci yurtlarını, “hassas” kullanımlar; otel, okul ve dini tesisleri, “az hassas” kullanımlar ise idari ve ticaret binaları, çocuk bahçeleri, oyun alanları ve spor tesislerini kapsıyor.

Tutuklu Boğaziçililer Enis Berke Gök ve Caner Perit Özen serbest bırakıldı

Boğaziçi Üniversitesi‘ndeki rektör atamalarına karşı protestolarda gözaltına alınarak haklarında 5 yıl 3’er aydan 25 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle dava açılan ikisi tutuklu 14 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi bugün hakim karşısına çıktı.

Tutuklu bulunan Enis Berke Gök ve Caner Perit Özen adli kontrol ve imza şartıyla tahliye edildi. Enis Berke Gök ve Caner Perit Özen Boğaziçi Üniversitesi’nin yeni kayyım rektörü Naci İnci’nin şikayeti üzerine tutuklanmıştı.

Arkadaşlarının tutuklanmasını protesto eden 14 öğrenci de gözaltına alınmıştı.

‘Okuldaki tüm sivil polisler beni takip ediyordu’

İstanbul 22. Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşma, mahkeme salonun küçük olmasından dolayı ağır ceza mahkemesi salonunda yapıldı. Saat 09.30’da başlaması gereken duruşma bir buçuk saat geç başladı.

Duruşmaya tutuksuz sanıklar avukatları ile katılırken, tutuklu öğrenciler Enis Berke Gök ve Caner Perit Özen SEGBİS sistemiyle ifade verdi.

Ersin Berke Gök yaptığı savunmada, 4 Ekim 2021 tarihinde bir televizyon kanalında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın kendisi için “terörist” dediğini belirtti ve şunları söyledi:

Aslında her şey, tutuklanmamın bir gün öncesinde başladı. Telefonuma gelen mesajda bir link vardı. Anadolu Ajansı’nın haber linki. Tayyip Erdoğan bana ‘Terörist’ diyordu. Haberi yanımdakilere gösterdim, onlar da şaşırdılar. Birkaç saat telefonla arandım. Büyük ihtimalle tutuklanacağımı söylediler.

Okuldaki sivil polisler beni takip ediyordu. Bu sırada çevik kuvvet sivil polisler beni bekliyordu. Çıktığım anda üzerime çullandılar. Gözaltı aracında can dostum beni bekliyordu. Beş arkadaşımızı daha getirdiler. Darp raporu için ü. hastane gezmişizdir. Sonunda bir tanesine karar kılabildiler. Tekrar araca bindirildik, ters kelepçe uygulandı. İşkenceler bundan sonra da bitmeyecekti. ‘Faşizme karşı omuz omuza’ sloganı attık. Sonra tutuklandık. Faşizmin bir başka yüzü. İtmeler kakmalar, emir vermeler, verilmeyen yemekler… Olmayan sıcak su, verilmeyen kitaplar, geç verilen ders notları, giremediğim dersler… Asla işleme alınmayan dilekçeler, verilmeyen mektuplar… 50 gün hücrede kalınca insan unutabiliyor. Yoksulluğa ve insanın insanı ezmesine karşı çıkmamdan dolayı mı tutukluyum? Birazdan öğreneceğim tutsaklığa devam mı yoksa tamam mı?

Rektör Naci İnci’nin makam otomobilin üzerine çıktığı iddiasına ise Ersin Berke Gök, “Güvenlik bize müdahale edince korku ve heyecanla aracın üzerine çıktım” dedi.

‘Tutukluluğum siyasi’

Caner Perit Özen ise ifadesinde, “Eğitim hakkımız gasp ediliyor. Amacımız üniversitelerin özgür ve özerk olmasıdır” dedi.

4 Ekim 2021’de Rektör Naci İnci okuldan çıkarken tepki gösterdiklerini söyleyen Özen, “Ertesi gün Tayyip Erdoğan hakkımızda açıklama yapmış. Bize, ‘gizli terörist’ diyordu. Okuldan çıkınca etrafımı 10 erkek sardı. Zorla araca bindirip ters kelepçe taktılar” dedi.

Özen, cezaevindeyken Rektör Naci İnci‘nin bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada kendisi için vandal dediğini hatırlattı ve şu ifadeleri kullandı:

Akşam iddianame geldi, iddianamedeki 4. iddiayı görünce inanamadım. ‘Kara ulaşım araçlarını alıkoyma ve kaçırma.’ Sabaha kadar güldüm buna. Başka bir şey denir mi bilmiyorum. Bunun için iddia makamına teşekkür ediyorum. Naci İnci’nin, yandaş bir kanalda boy gösterip ‘Vandal’ dediğini duydum.

Bu kişi düzenli olarak özel güvenliği öğrencilerin üzerine saldırtan, hocaları engelleyen biridir. Eğer ortada bir vandal varsa vandal ben değilim. Okula atanan tüm kayyımlar tek bir kişiden emir alıp uygulayıcısı konumundadır. Kendilerine karşı özel bir eylemde bulunmam mümkün değildir.

Tutsaklığım kesinlikle siyasidir. Biz mücadele etmeye devam ettik, herhangi bir suç işlemedik. Bizler yalnızca eğitim hakkı gasp edilmiş zavallı gençler değiliz, bizim bir mücadelemiz var. Kayyımlar gibi el pençe divan durup hesap vereceğimiz biri de yok.”

Diğer tutuksuz sanıklar da barışçıl olarak orada bulunduklarını, ancak özel güvenliğin kendilerine saldırması sonucu olayların çıktığını belirtti.

Duruşma öncesi basın açıklaması yapan Boğaziçili öğrenciler, “Bu dava sadece onların davası değil, hepimizin davasıdır” dedi.

Kasım ayında Berke ve Perit’in tutukluluğuna avukatları tarafından yapılan itiraz reddedilmişti.

6 Ekim’den beri tutuklu bulunan Ersin Berke Gök ile Caner Perit Özen’in de aralarında bulunduğu toplam 14 öğrenci hakkında hazırlanan iddianamede; “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak, ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, “Kişiyi, yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle birden fazla kişiyle hürriyetinden yoksun kılma”, “görevi yaptırmamak için direnme” ve “kara ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma” suçlarından 5 yıl 3’er aydan 25 yıl 6’şar aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları talep edilmişti.

Yürütme durduruldu: İstanbul’da minibüslerin taksiye dönüşmesinde engel kalktı

İstanbul‘da minibüslerin taksiye dönüşümüne engel olan yürütmeyi durdurma kararı kaldırıldı.

İBB Ulaşım Koordinasyon Merkezi‘nin (UKOME) 29 Temmuz 2021 tarihli toplantısında, açılan metrolar nedeniyle atıl kalan ve yıllardır mağdur olan 250’si dolmuş ve 750’si minibüs olmak üzere bin aracın plakasının taksiye dönüştürülmesine sonunda onay verilmişti.

Ancak İstanbul Taksiciler Esnaf Odası, bu bin araç içindeki 750 minibüsün taksiye dönüştürülmesine karşı çıktı ve kararının iptali için üç ayrı mahkemede 44 dava açtı. İstanbul 10. İdare Mahkemesi‘nde görülen davada İBB’den bazı belgeler ve bilgiler istemek üzere yürütmeyi durdurma kararı verilmişti.

‘Hukuka aykırı, telafisi güç zarar doğar’

İstanbul 10. İdare Mahkemesi, 5 Ocak 2022 tarihinde oybirliği ile aldığı karar ile yürütmeyi durdurma kararını kaldırdı.

Kararda, ilgili kanun maddesine atıf yapılarak idari mahkemelerin, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebileceklerinin hükme bağlandığı hatırlatıldı.

Dosya incelendiğinde anılan kanun hükmünde öngörülen şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından, yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verildi.

Tarım ve Orman Bakanlığı, GDO’lu iki genin hayvan yemi amaçlı kullanılmasına izin verdi

Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın Genetiği Değiştirilmiş (GDO) bir mısır ve bir soya geninin hayvan yemi amaçlı kullanılmasına 10 yıl süreyle izin verdiği öğrenildi.

Bakanlık, bir çeşit enzimin de 10 yıl süreyle üretimine izin verirken, 10 yıllık kullanım süresi dolan GDO’lu iki mısır geninin hayvan yemi amaçlı kullanım izni iptal edildi.

Resmi Gazete’de yayımlandı

Dünya‘dan Ali Ekber Yıldırım‘ın haberine göre, Resmi Gazete‘nin bugünkü sayısında yayımlanan Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 20 numaralı Biyogüvenlik Kararı ile, Livzym Biyoteknoloji Araştırma Geliştirme Sanayi ve Ticaret A.Ş‘nin başvurusu ile modern biyoteknolojik yöntemlerle enzim kapasitesi geliştirilmiş Aspergillus Oryzae LİVZ-105 ile endüstriyel Proteaz/ Mukorpepsin (EC3.4.23.23) enziminin üretimine 10 yıl süreyle izin verildi.

Bakanlığın 21 ve 22 numaralı Biyogüvenlik Kararı ile 24 aralık 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği İktisadi İşletmesi (BESD-BİR) ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği‘nin (YUM-BİR) başvurusu ile yem amaçlı kullanılmasına izin verilen genetiği değiştirilmiş Bt11xGA21 ve 1507×59122 mısır çeşidi ve ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanılmasına ilişkin izin, süresi dolduğu için iptal edildi.

Genetiği değiştirilmiş 23 mısır çeşidi var

Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği İktisadi İşletmesi’nin (BESD-BİR) başvurusu üzerine Bakanlığın 23 numaralı Biyogüvenlik Kararı ile genetiği değiştirilmiş GDO’lu “4114” mısır çeşidine, 24 numaralı kararı ile genetiği değiştirilmiş SYHT0H2 soya çeşidinin hayvan yemlerinde 10 yıl süre ile kullanılmasına izin verildi.

Böylece kullanımda olan, genetiği değiştirilmiş 13 soya çeşidi, üç enzim ve 23 mısır çeşidi bulunuyor.

AYM’den erişim engelleri için pilot karar: TBMM yapısal sorunu gidersin

Anayasa Mahkemesi (AYM) internet erişim engellerine ilişkin pilot kararının gerekçesini açıkladı. Karar, 27 Ekim 2021’de alınmıştı.

Bireysel başvurunun yapısal bir sorundan kaynaklandığını ve bunun başka başvurulara da yol açacağını öngörmesi durumunda AYM, pilot karar usulüne başvuruyor. Belirlenen dosyalar aracılığıyla, benzer durumlara ilişkin tek bir karar alan Yüksek Mahkeme, söz konusu sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin yöntem de öneriyor.

AYM’nin BirGün, Gazete Duvar, Artı Gerçek, Sol.org.tr, Diken TarımdanHaber ve Çiğdem Toker’in bireysel başvurusunu birleştirerek aldığı karara göre, toplamda 129 habere getirilen erişim engeli için ‘hak ihlali’ değerlendirmesi yapıldı.

Kararda, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin internet özgürlüğü konusunda üye devletlere yönelik tavsiye kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin internet ve ifade özgürlüğüne ilişkin içtihatlarına da atıf yapıldı.

‘Keyfi uygulamaları engelleyecek güvenceler olmalı’

Yüksek Mahkeme, Anayasa’nın 26 ve 28. maddelerinde yer alan ifade ve basın özgürlüğü ile 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine; ihlallerin yapısal sorundan kaynaklanması nedeniyle pilot karar usulü uygulandığına ve “yapısal sorunun giderilmesi için keyfiyetin TBMM’ye bildirilmesine” karar verdi.

Kararın gerekçesinde şu ifadelere yer verildi:

Basın, söz konusu kararların alınmasındaki sürece dahil edilmemiştir. Talepte bulunan kişilerce gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkanına sahip olamamıştır. Bireyin kişilik haklarının hızlı ve etkili şekilde korunması ihtiyacı nedeniyle öngörülmüş yolun birtakım usule ilişkin güvenceleri ilk anda sağlayamaması makul görünse bile karşı tarafın hakkına halel gelmemesi için söz konusu eksiklerin yargılama sürecinin sonraki aşamalarında mutlaka telafi edilmesi gerekir. Bunun için sıkı ve etkili bir denetim mekanizması şarttır.

Ancak itiraz mercilerinin kararlarından tüm tarafların dinlenerek, çatışan haklara yönelik dengeleme yapılarak uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verildiği değerlendirilmemiştir. Kanun, ilk derece mahkemelerine sağlanmayan usule ilişkin güvencelerin eksiklerini giderecek türden bir inceleme yapma görevi yüklememektedir. İkinci olarak sulh ceza hakimliklerinin bu yetkiyi nasıl kullanacakları tarif edilmemektedir. Erişimin engellenmesi, tek müdahale yolu olarak belirlenmiştir.

Zorunlu olmadıkça erişimin engellenemeyeceği belirtilse de bu kural tek başına ifade özgürlüğüne yapılabilecek keyfi ve orantısız müdahaleleri önlemeye elverişli değildir.

Kararda; tespit edilen yapısal sorunların çözümüne ilişkin öneriler ise şöyle:

  • Erişim engeli usulünün kapsamı hukuki ve yeterli açıklıkta olmalı.
  • Erişim engeli için acil toplumsal ihtiyaç zorunluluğu getirilmeli.
  • Kamu makamların müdahale sınırı ortaya konulmalı.
  • Keyfi uygulamalara yol açmayacak güvenceler oluşturulmalı.
  • Erişim engelli kararları istinaf ve temyiz denetimine açılmalı.
  • Sulh ceza hakimlikleri erişim engeli kararlarına son çare olarak başvurmalı.

İfade Özgürlüğü Derneği’nin paylaştığı verilere göre son 14 yılda Türkiye’den 467 bin 11 web sitesi 764 farklı kurum (mahkemeler ve idari kurumlar) tarafından verilen 408 bin 808 farklı kararla erişime engellenmiş durumda. Sadece 2020’de erişime engellenen web sitesi sayısı ise 58 bin 809.

Kararda ayrıca bazı başvuruculara 8 bin 100’er lira manevi tazminat verilmesine, dava masraflarının da yasal faiziyle geri ödenmesine hükmedildi.  Pilot karar uyarınca bir yıl içinde yeni yasal düzenleme yapılmazsa AYM tüm benzer başvurular için de hak ihlali kararı verecek.

Kararın tamamı için tıklayın

Kazakistan lideri Tokayev’den uyarı yapmadan ‘vur emri’

Gaz zamlarına karşı başlayan ve sonrasında büyüyen hükümet karşıtı protestoların meydana geldiği Kazakistan‘da Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev, güvenlik güçlerine “uyarı yapmadan ateş etme” hakkı verdiğini duyurdu.

Ülkenin en büyük şehri Almatı‘ya “20 bin haydutun” saldırdığını söyleyen Tokayev, yaşananlardan “yabancı ülkelerde eğitim almış teröristlerin” sorumlu olduğunu söyledi.

Tokayev, devlet televizyonundan yaptığı konuşmasında “Militanlar silah bırakmadı. Suç işlemeye ve yeni suçlara hazırlanmaya devam ediyorlar. Buna karşı mücadele sonuna kadar sürdürülmelidir. Teslim olmayanlar yok edileceklerdir. Emniyet güçleri ve orduya uyarıda bulunmaksızın bu kişileri vurmaları emrini verdim” dedi.

Almatı, akaryakıt zammına karşı başlayıp hükümet karşıtı protestolara dönüşen eylemlerin merkezi haline gelmişti. OHAL ilan edilen ülkede, hükümet bu nedenle istifa etti ve Tokayev de istifayı kabul etti, ancak protestolar dinmedi.

Protestolarda en az 26 gösterici öldü ve 3 binden fazla kişi gözaltına alındı. 18 güvenlik gücü mensubunun da hayatını kaybettiği iddia edildi.

Görgü tanıkları, perşembe günü Kazakistan’ın en büyük şehri Almatı’da meydana gelen protestolarda devlet binalarının basıldığını, kundaklama olayları yaşandığını ve bazı mağazaların yağmalandığını bildiriyor. Barışçıl başlayan protestolarda hükümetin sert müdahalelerinin ardından şiddet olayları yaşanmaya başlamıştı.

Kazak göstericilerin açtığı pankartta ‘Biz sıradan insanlarız, terörist değiliz’ yazıyor.

Şehir yetkilileri Almatı’da en az polis ve ulusal muhafızlardan en az 18 memurun öldürüldüğünü, bir tanesinin kafasının kesildiğini iddia etti. Bu veriler henüz bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmadı.

Rus askerleri gelmeye devam ediyor

Kazakistan’ın çağrısı üzerine ülkede kontrolün sağlanması amacıyla Rusya geçen gün bölgeye asker göndermişti. Rusya Savunma Bakanı, 70’ten fazla uçağın durmaksızın Kazakistan’a asker sevkiyatı yaptığını söyledi. Rus askerlerinin Almatı Uluslararası Havalimanı’nda denetimin yeniden sağlanmasına yardımcı oldukları belirtildi.

Beyaz Saray sözcüsü Jen Psaki dün yaptığı açıklamada, ABD’nin Rusya’nın bölgeye asker sevk etmesini dikkatle takip ettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Tokayev ise Rus birliklerinin çatışmalara girmeyeceğini sadece koruma görevi üstleneceklerini bildirdi.

Kazakistan dünyanın en büyük petrol ve uranyum kaynaklarına sahip ülkelerinden biri olarak biliniyor.

Kuzey Kutbu’nda yıldırımlar 2021’de son dokuz yılın iki katına çıktı

Kuzey Kutbu civarında geçen yıl, iklim krizine bağlı olarak yıldırım düşmesi gibi hava olaylarında büyük artış tespit edildiği belirtildi.

Dünya genelindeki yıldırımları takip eden çevre izleme şirketi Vaisala’nın raporunda, 2021’de 80 derece enleminin kuzeyinde 7 bin 278 yıldırım düşmesi olayının meydana geldiği aktarıldı.

Raporda, bu sayının önceki dokuz yılın toplamının neredeyse iki katı olduğunun altı çizildi.

‘Artış iklim krizinin önemli bir göstergesi’

Vaisala’da meteorolog ve yıldırım uygulamaları yöneticisi Chris Vagasky, CNN’e yaptığı açıklamada, arktik bölgelerde yıldırım olaylarının çok nadir görüldüğünü kaydederek, bu artışı iklim krizinin önemli bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Yıldırım düşmesinin, nispeten sıcak ve nemli hava gerektiren, dengesiz bir atmosferle ilişkili enerjik fırtınalarda meydana geldiğine dikkati çeken Vagasky, yıldırımların ağırlıklı olarak kutupsal bölgedeki sıcaklıkların artırdığını gösterdiğine vurgu yaptı:

“İklimin, kutup bölgesi açısından dünyanın geri kalanından daha hızlı değiştiğini biliyoruz. Bütün kıtalardan gelen sıcak ve nemli hava şimdi Arktik Okyanusu üzerine çıkıyor ve burada kalıyor, böylece fırtınalar oluşuyor.”

ABD’de geçen yıl yıldırımlar 24 milyon arttı

Vaisala raporunda, 2021’de ABD genelinde yıldırım düşmesinde artış görüldüğüne de dikkat çekildi.

2020’de ülke çapında 170 milyon civarında yıldırım düşmesi tespit edildiği belirtilen raporda, bu rakamın 2021’de 24 milyon artarak 194 milyon olduğuna işaret edildi.

Raporda, geniş alanı, sıcak ve fırtınaya açık konumu nedeniyle geçen yıl en fazla yıldırımın Teksas’a düştüğü, en fazla yıldırım yoğunluğunun ölçüm birimi başına 223 yıldırım olayıyla Florida eyaletinde görüldüğü ve onu Louisiana’nın izlediği aktarıldı.

Vaisala şirketi, yaklaşık 40 yıldır ABD’de ve 2012’den beri dünya genelinde yıldırım düşmesi kayıtlarını tutuyor ve her yıl dünyada iki milyardan fazla yıldırım olayını tespit ediyor.

Fotoğraf: NASA

Kuzey Kutbu’nda yıldırımların artması ne anlama geliyor?

Yıldırımlar ve şimşekler, Kuzey Kutup Bölgesi’nde pek de yaygın görülmüyor. Zira gök gürültülü fırtınaların oluşumu için bir miktar sıcak hava gerekli. Kuzey Kutbu’nda ise bu sıcaklıklar görülmüyor. Ancak bilim insanları iklim kriziyle birlikte bölgenin giderek ısındığını ve yıldırımların da daha sık görüldüğünü söylüyor.

Kuzey Kutbu, gezegenin geri kalanından iki kat daha hızlı ısınıyor. Araştırmacılar ısınmanın, elektrik boşalmalarına ve yıldırımlara sebep olan fırtınaların oluşumunu tetiklediğini söylüyor.

‘Küresel ısınma tetikliyor’

Fırtınalar hakkında veri toplayan bir kuruluş olan Lightning Resilient India Campaign‘den Sanjay Srivastava, küresel ısınmanın artışı tetiklediğini belirtti.

AFP’ye konuşan Srivastava, “İklim değişikliği ve dünya yüzeyinin yerel olarak ısınması ve daha fazla nem nedeniyle, ani bir büyük yıldırım dalgalanması var” dedi.

Kamerun’da Pigmeler, kereste ticareti için yaşam alanlarından zorla çıkarılıyor

Kamerun’un güneyinde Kongo sınırına yakın Nomedjo bölgesindeki yağmur ormanlarında yaşayan binlerce Pigme, kereste ticareti için yaşam alanlarından zorla çıkartıldı.

Pigmeler, Kamerun’da yaklaşık 5 bin yıldır ormanlarda avcılık yaparak yaşamlarını sürdürüyor.

‘Bizleri ormanda yakaladıklarında dövüyorlar’

AA‘da yer alan habere göre, Pigmelerin yaşadığı yağmur ormanları kereste üretimi ve madencilik nedeniyle hızla tükenirken, milli park haline dönüştürülen ormanlarda yaşamalarına hatta ormanlara girişlerine dahi izin verilmiyor.

Pigmelerin yerleşik hayata geçmesi için uygulamaya konulmak istenen entegrasyon çalışmaları da etkili olmuyor.

Kamerun-Kongo sınırında bulunan yağmur ormanlarından zorla çıkartılan Baka Pigmesi Tombombo Dieudonne, “Devlet ormanlara girişimizi yasakladı. Artık akrabalarımız olan diğer Pigmeler ile temas kuramıyoruz” ifadelerini kullandı.

Dieudonne, Pigmelerin Kamerun’un ilk yerlileri olduğunun da altını çizdi ve “Bizler ormandan geliyoruz. Bizi bu yol kenarında yaşamaya mahkum ettiler. Bizler ormandayken çok kaliteli besinler buluyorduk. Sadece 15 farklı kalitede balımız vardı” dedi.

Dieudonne, ayrıca şu açıklamalarda bulundu:

Bizleri ormanda yakaladıklarında dövüyorlar. Hemen yanı başımızdaki Dja Parkı‘na girişimiz yasak. Diğer tarafta bulunan Nki Milli Parkı‘na da aynı şekilde, oradaki akrabalarımız da acı çekiyorlar, orman görevlileri tarafından şiddete maruz kalıyorlar.”

Fotoğraf: Fabien Esiane/AA

Doğup büyüdüğü ormanlarda yaşamak ve çocuklarını yetiştirmek istediğini vurgulayan Elenga Emile de, “Bizim hayatımız ormana bağlı. Orman bizim bütün ihtiyaçlarımızı karşıladığımız vatanımızdır” açıklamasında bulundu.

‘Orman, şirketler tarafından yok ediliyor’

Kamerun ormanlarında yaşayan yerlilerin haklarını savunan OKANI Derneği Koordinatörü Venant Messe, ülkenin bağımsızlığını ilan ettikten sonra kereste ticaretinin ana geçim kaynağı haline geldiğini kaydetti ve “Her yıl sadece Baka Pigmelerinin yaşadığı bölgede, yüzbinlerce hektar orman şirketler tarafından yok ediliyor” dedi.

Kereste ticareti, Kamerun bütçesinin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyor.

Yok edilen ormanlar yüzünden Pigmelerin yaşam alanlarının tükendiğini belirten Messe, Pigmelerin yerleşik hayata adapte olamayacağını, onların tarım toplumu değil avcı ve toplayıcı toplum olduğunu dile getirdi.

Hiçbir sosyal hizmetten faydalanamıyorlar

Pigmeler, zamanlarının büyük bir kısmını ormanların derinliklerinde avcılık yaparak ve meyvelerle otları toplayarak geçiriyor.

Para kullanmıyor ve avladıkları, topladıkları ürünleri diğer topluluklarla ihtiyaçları karşılığında takas ediyor.

Pigmeler, av bulmak için sık sık yer değiştiriyor; maymun, antilop, ceylan ve filleri öldürmek için tahta ve taştan ok ve mızrak yapıyor, pala kullanıyor.

Yabani meyve ağaçları da ana besin kaynaklarından ve Safou olarak adlandırılan yabani erik, yabani mango ve fındık gibi meyveleri günlük tüketiyorlar.

Pigmeler ayrıca, yabancılarla iletişim kurmayı ve fotoğraflarının çekilmesini sevmiyor.

Vatandaş olarak kabul edilmedikleri için sağlık başta olmak üzere hiçbir sosyal hizmetten faydalanamıyorlar. Bu sebeple de ormandaki ağaçların yapraklarını, kabuklarını ve yabani bitkileri tedavi için kullanıyorlar.

TTB Genel Sekreteri Bulut: Sputnik aşısı skandal, ayakkabının tekini aldılar diğeri yok

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Vedat Bulut, Covid-19’un Omicron varyantına ilişkin salgının sonunu getireceğine yönelik iddiaların gerçek olmadığını söyledi. Bulut, “Maalesef zengin ülkeler aşıdan çok daha fazla aldılar, stokladılar ama yoksul ülkeleri umursamadılar. Halbuki bumerang etkisiyle o virüsler oradan yeni mutasyonlarla gelip yine kendi toplumlarını tehdit etti” dedi.

Geçtiğimiz aylarda Rusya’dan satın alınan ancak daha sonra gündemden çıkan Sputnik V aşısıyla ilgili de konuşan Bulut, şunları söyledi: “Sputnik V aşısından 4 milyon adet temin edildi. Ancak bu aşının şöyle bir özelliği var, A ve B şişeleri farklı. Yani iki raphel dozları birbirinden farklı.  Sputnik V’de A ve B aşıları 21 gün, 28 günlük aralardan sonra yapılıyor. Orada şöyle bir durum var; A aşısını aldılar, B aşısını tedarik edemediler. Yani halkımızın anlayacağı dille bir benzetme yaparsam; ayakkabının sol tekini aldılar, sağ teki yok. Bu nedenle de aşı kullanılamadı. Parası geri alındı mı, geri iade edildi mi bunları Sağlık Bakanlığı’nın açıklaması gerekir. Alıp da kullanmadığımız bir materyal haline geldi, Sputnik V Türkiye için bir skandaldır. Sağlık Bakanlığı’nın skandalları bununla bitmiyor, pandemi döneminde pek çok skandal uygulamaları oldu.”

Omicron hakim varyant oldu

ANKA‘ya konuşan Bulut, Biontech’le ilgili de aşının Omicron varyantına karşı koruyuculuk oranı kısmen düştüğünü üretici grubun da açıkladığını kaydetti;  “Ancak hatırlatma dozlarının üç ya da altı ay sonra yapılması durumunda antikor düzeylerinin tekrar yükseldiği ve koruyuculuğu yüzde 95’e kadar taşıyabildiğini ifade ettiler” diye konuştu. Bulut, İngiltere’deki sonuçlara göre Türkiye’de de artık Omicron’un hâkim  varyant haline geldiğini, aşılarda buna göre revizyon yapılmasının da mümkün olduğunu söyledi.

Omicron varyantının Covid-19’un sonunu getirme ihtimaline yönelik bilimsel bir şey söylenemeyeceğini belirten Bulut, “Çünkü üzerinde 100 kadar mutasyon var ve Beta’dan gelişti. Yani Güney Afrika bölgesinde daha önce gözlenen bir mutasyonun üzerine binmiş diğer mutasyonlar buna neden oldu. Dünyada 15 ülkeye aşı girişi sıfır ve 35 kadar ülkede aşı olma oranı yüzde 1’in altında. Varyantların gelişmesinin nedeni de bu. Matematiksel bir kombinasyon, virüs ne kadar çok insana bulaşma imkânı bulursa o kadar yapı taşlarını değiştirebiliyor. Omicron varyantından sonra çok daha riskli varyantlar gelebileceği gibi çok daha zararsız mutasyonlara dönüşme ihtimali de vardır” diye konuştu.

Zengin ülkelerin sorumsuzluğu

Omicron’dan sonra “Zeta” varyantının dahi gelebileceğini açıklayan Bulut şöyle konuştu:

“Hatta ekosistemi böyle tahrip edersek SARS-CoV-3 gelebilir. Yani virüs bir gen kayması yaşarsa çok farklı bir yapıyla, daha farklı patojeniteyle, klinik ağırlıkla dünyada bir Covid-22’den bahsetme durumuna gelmiş oluruz. Bunun olmamasını diliyoruz ama dünyada nüfusun yüzde 50’sinin aşılandığını düşünürseniz bu sorunu da maalesef yaşayacağız gibi gözüküyor. Maalesef zengin ülkeler aşıdan çok daha fazla aldılar, stokladılar ama yoksul ülkeleri umursamadılar. Halbuki bumerang etkisiyle o virüsler oradan yeni mutasyonlarla gelip yine kendi toplumlarını tehdit etti.” 

EPA, tehlikeli kimyasallar listesini genişletiyor

Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı (EPA), havayı kirleten ve solunum açısından tehlikeli maddeler listesini güncelliyor. EPA, listeye güçlü bir kuru temizleme çözücüsü olan 1-bromopropan‘ı ekleyeceğini açıkladı.

1-bromopropan; kirli kumaşlar, yağlı metal parçaları temizleyebilmesi nedeniyle kuru temizlemeciler, otomobil mağazaları gibi işletmeciler tarafından kullanılıyor.

Nörolojik hasara neden olabiliyor

Karar, Federal Register‘da yayınlanan bildiride yer aldı.

Geniş kullanım alanı olan 1-bromopropan isimli kimyasal maddenin, insan beyninde nörolojik hasara neden olabileceği, üreme sistemine zarar verebileceği ve kronik sağlık sorunlarını tetikleyebileceğine dair birçok bilimsel bulgu farklı kurumlar tarafından da paylaşılmıştı.

ABD Kongresi’nin, Temiz Hava Yasası‘nın bir hükmü uyarınca, EPA’ya zararlı maddeler listesine başka kirleticileri ekleme yetkisi vermesine rağmen, kurum 30 yıl boyunca bu yetkisini kullanmamıştı.