Ana Sayfa Blog Sayfa 1083

TCMB, beşinci döviz satışı müdahalesinin büyüklüğünü açıkladı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 17 Aralık’ta dövize yapılan beşinci doğrudan müdahalenin büyüklüğünün 2,12 milyar dolar olduğunu duyurdu.

TCMB’nin 17 Aralık’ta piyasaya doğrudan 2,12 milyar dolarlık döviz satmasıyla aralık ayında yapılan beş müdahalenin büyüklüğü 7,28 milyar dolara yükseldi.

Merkez Bankası, 1 Aralık’taki ilk döviz müdahalesinde 844 milyon dolar, ikinci müdahalesinde 504 milyon dolar, üçüncü müdahalesinde 687 milyon dolar, dördüncü müdahalesinde ise 3,12 milyar dolarlık döviz satmıştı.

Yeni araştırma: Okyanustaki asitlenme deniz ekosistemlerindeki üretkenliği etkiliyor

Atmosferdeki karbondioksit gazının okyanusa karışmasının neden olduğu okyanus asitlenmesi, deniz yaşamının yapısı ve işlevi için önemli bir tehdit.

New Phytologist‘te yayınlanan bir çalışmada, araştırmacılar okyanus asitlenmesinin diatom adı verilen fitoplanktonların (sudaki besin zinciri için kritik olan tek hücreli bitkiler) enerji depolaması üzerindeki farklı etkilerini ortaya çıkardı.

Çalışma, karbondioksite maruz kalan bir Antarktika fitoplankton topluluğundan gelen diatomlara odaklandı. Bazı diatomlar, yüksek karbondioksit seviyelerindeki proteinlere yönelik uyum gösterirken, diğerleri hem lipid hem de protein depolamasını artırdı.

‘Deniz ekosistemlerimizin üretkenliği etkileniyor’

phys.org‘da yayımlanan habere göre, karbondioksit seviyelerinin  canlılardaki etkisini incelemek, iklim krizine karşı fitoplankton tepkilerinin dünya okyanuslarındaki besin ağı dinamikleri üzerinde nasıl katmanlı etkilere sahip olabileceğini ortaya çıkarabilir.

Araştırmayı yapan Sidney Teknoloji Üniversitesi‘nde Doç. Dr. Katherina Petrou, çalışma bulgularıyla ilgili, “Bugüne kadar okyanus asitlenmesinin fitoplanktonun besin değerini nasıl etkileyeceği hakkında çok az şey biliyoruz. Çalışmamız asitlenmiş koşullara maruz kalan diatom türlerinin fazla enerjiyi benzersiz şekillerde depolama şeklini değiştirdiğini gösterdi” dedi.

Doç. Dr. Petrou, deniz ekosistemlerinin üretkenliğinin etkileneceği uyarısında bulundu ve şunları söyledi:

Çalışmamız, okyanus asitlenmesinin besin ağının tabanında mevcut olan canlı türünü etkileyeceğini ve bu da nihayetinde deniz ekosistemlerimizin üretkenliğini etkileyebileceğini gösteriyor.”

Okyanus asitlenmesi nedir?

Okyanus asitlenmesi, atmosferdeki karbonu giderek daha fazla soğuran okyanusların daha da asidik hale gelmesiyle oluşan bir fenomen. Atmosferdeki karbon miktarı, insan faaliyetleriyle artıyor. Son 200 yılda toplam emisyonların yaklaşık yüzde 30’u okyanuslar tarafından yutuldu. Günümüzde deniz sularının her yıl soğurduğu karbon miktarı yüzde 25 civarında.

Okyanus asitlenmesi, deniz sularının atmosferden emdiği karbondioksitle tepkimeye girmesiyle meydana geliyor. Bunun sonucu olarak daha fazla asidite artırıcı kimyasal açığa çıkıyor ve deniz organizmalarının varlıklarını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu kalsiyum gibi önemli mineraller azalıyor.

Okyanusların milyonlarca yıldır oldukça istikrarlı olan ortalama yüzey asiditesi, son son 150 yılda yaklaşık yüzde 26 oranında arttı. Laboratoire d’Océanographie de Villefranche, CNRS ve Sorbonne Üniversitesi’nin Araştırma Direktörü Dr. Jean-Pierre Gattuso, 1950’lere kadar çok yavaş seyreden asitlenme oranının sonradan hız kazandığına dikkat çekerek, “Asitlenmenin ana nedeni insan faaliyetleriyle oluşan karbon emisyonları olduğu için, gelecek projeksiyonları bunların seviyesine bağlı. Hiçbir şey olmamış gibi devam edilirse, okyanus asitlenmesi 2100’e kadar bir yüzde 150 daha artar” diyor.

Sıfır Atık Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar yayımlandı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Atık Getirme Merkezlerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Sıfır Atık Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar“ı yayımladı.

Yayımlanan yönetmelikte, plastik kullanımının azaltılmasına, gıda ve tekstil atıklarının önlenmesine, kaynağında ayrı biriktirilmesine ve kişilerin atıklarını bırakabilecekleri atık getirme merkezlerinin teknik özelliklerine ilişkin bilgiler yer aldı.

Biyobozunur atıklar için ayrı biriktirme ekipmanı

AA’da yer alan habere göre, düzenlemeyle toptancı hallerinde ve pazar yerlerinde oluşan gıda atıklarının kaynağında ayrıştırılmasını sağlamak amacıyla “biyobozunur atıklar” için ayrı biriktirme ekipmanı yerleştirilmesi, site, apartman ve villa tipi müstakil konutlarda geri kazanılabilir atıklar için ayrı ekipman bulundurulması zorunluluğu getirildi.

Ayrıca, kişilerin atıklarını bırakabilmeleri için kurulacak “Atık Getirme Merkezleri“nin teknik özelliklerine ilişkin usul ve esaslar da belirlendi.

Uygulamayla atık biriktirme ekipmanı renginin seçiminde “geri kazanılabilir atıklar” için mavi, “diğer atıklar” için koyu gri, “biyobozunur atıklar” için kahverengi, “cam atıklar” için yeşil, “plastik atıklar” için sarı, “metal atıklar” için gri, “kağıt atıklar” için mavi, “kompozit atıklar” için turkuaz, “bitkisel atık yağ” için koyu mavi, “atık ilaçlar” için beyaz, “tekstil atıkları” için pembe, “atık elektrikli ve elektronik eşyalar” için mor renk kullanılacak ya da mevcut biriktirme ekipmanlarında atık türüne uygun renkte etiketleme, giydirme, renklendirme yapılabilecek.

Farkındalığı artırmak da amaçlanıyor

Yönetmelikte, sıfır atık farkındalığın artırılması ve uygulamanın yaygınlaştırılması için mahalli idareler tarafından süreli kampanyalar düzenlenmesi, yurttaşların atıklarını ayrı biriktirmesini teşvik edici organizasyonların yapılması, eğitim kurumlarında ise Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) iş birliğinde “Sıfır Atık Öğrenci Kulüpleri“nin oluşturulmasına ilişkin konular da yer aldı.

Bu düzenlemeler kapsamında, tek kullanımlık bardak, tabak, çatal, kaşık, bıçak gibi ürünler ile pipet ve ıslak mendil kullanımının azaltılması, kargo ve mesafeli satışlarda gereğinden fazla ambalaj kullanımının engellenmesi, plastik kullanımının azaltılması, gıda ve tekstil atıklarının önlenmesi ve kaynağında ayrı biriktirilmesi amaçlanıyor.

CHP’den 2021’de kadınlar raporu: Kadınlar, 2021’i kazanımlarını korumaya ayırdı

CHP Denizli Milletvekili ve CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, “Kazanımları Kaybetmeme ve Hak Mücadelesinin Özneleri: 2021’de Kadınlar Raporu“nu CHP MYK’ya sundu.

CHP’li Karaca konuşmasında, “2022 yılında kadınlar olarak daha umutluyuz çünkü kadın dayanışması, kadın mücadelesini yan yana omuz omuza dayanışarak daha da büyüyeceğiz” ifadelerini kullandı.

‘Kadınlar 2021’i kazanımlarını korumaya ayırdı’

Gülizar Biçer Karaca, raporun “Umutsuzluğa Kapılırsan Bu Kalabalığı Hatırla” bölümünde CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından 2021 değerlendirmesi yaptı ve 2021’de kadının insan haklarına yönelik her türden saldırıların sürdüğüne dikkat çekti:

‘İktidar mensupları ve Sarayın adamları! güçlerine rıza gösterilmesi için bol propaganda, çokça yalan ve icraatsız bir masalı 2021’de ortaya koymaktan gocunmadı, yüksünmedi, geri durmadı’ deniyor. ‘İktidar mensuplarının geriye götüren girişimlerine ve çoklu hak ihlallerine rağmen kadınlar; aktif özneler olarak 2021 yılını bugüne dek kazanımlarını korumaya ayırdı. 2021’i dayanışma ve toplumsal muhalefet etmenin örneklerini evde, iş yerinde, sokakta, eylemlerde, kampanyalarda, yer alabildikleri ölçüde TV’lerde, platformlarda, sendikalarda, sivil alanlarda, adliye koridorlarında, hapishane parmaklıkları ardında, dijital ortamlarda her ortam ve her fırsatta ortaya koyarak geride bıraktı.”

‘İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması hak ihlallerini artırdı’

Raporun “2021 Yılında Rapor ve Verilerle Kadınlar İçin Nasıl Geçti?” bölümünde ise yıl içerisinde kadınlarla ilgili yayımlanan rapor veri ve istatistiklerle kadınlar aleyhine eşitsizlikler ve hak gaspları ortaya kondu:

  • OECD raporuna göre, Türkiye’de kadınların yüzde 38’i şiddet mağduru; NG Araştırma raporuna göre, Türkiye’de beş kadından biri fiziksel şiddet görüyor.
  • Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun tuttuğu kadın cinayetleri istatistiğine göre, 2021 yılında en az 367 kadın, erkekler tarafından katledildi.
  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2021 Yıllık Veri Raporu’nda yer alan verilere göre ise 2021 yılında erkekler tarafından en az 280 kadın öldürülürken, 217 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.
  • Koronavirüs Salgını ve Kadına Yönelik Şiddet / Kasım-Aralık 2020 Raporu’nda Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, kendilerinden destek alan kadınların deneyimlerine yer veriyor; şiddetten kurtulmak isteyen kadınların kurumlarla verdiği mücadeleleri göz önüne seriyor.
  • BİSAM araştırmasına göre metal sektöründeki kadınlar, erkeklere göre daha fazla hasta oluyor, dört kadından biri kas ve iskelet hastalıkları çekiyor.
  • Kadının İnsan Hakları- Yeni Çözümler Derneği’nin 2021’de yayımladığı Salgında Kadın Olmak Araştırması’nın sonuçları, COVID-19 salgını sürecinde kadınların sağlık hizmetlerine erişimde zorlandıklarını, yoksullaştıklarını, ücretsiz bakım emeği yüklerinin dramatik bir şekilde arttığını ve hane içindeki halihazırda salgın öncesinde de çok yaygın bir şekilde var olan şiddetin devam ettiğini gösteriyor. Rapora göre kadınların yüzde 73’ü şiddetin en az birine maruz kaldı.
  • Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği’nin verilerine göre, hükmedilen nafakaların sadece yüzde 20,7’si ödenirken, en az yüzde 50,7’si hiç ödenmedi.
  • KA-DER, tartışma programları konuklarının 10’da birinden azının kadın olduğunu, incelenen 2089 programın yüzde 77’sinde hiç kadın konuk olmadığını tespit etti.
  • Devlette kadının yeri yok: Bakanlıklardaki istihdam oranı yüzde 16
  • Türkiye Ziraat Odaları Birliği, tarımda çalışan kadınların yüzde 94’ünün sigortasının olmadığını açıkladı.
  • TİHV’e göre 2020 yılında kadınlar ve LGBTİ+’lar tarafından yapılmak istenen en az 18 toplantı ve gösteriye kolluk güçlerinin müdahalesi sonucu en az 164 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı.
  • Politeknik’in araştırmasına göre, koronavirüs sürecinde kadın mühendisler, mimarlar, plancılar çalışma hayatında erkek meslektaşlarına göre daha yüksek oranda sorun yaşıyor.
  • DİSK’e bağlı Genel-İş’in hazırladığı rapora göre, kadın işçilerin yüzde 38’inin koronavirüs sürecinde gelirleri düştü.
  • Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl 570 bin kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konuluyor ve Türkiye’de HPV aşısı Ulusal Aşı Programı’na dahil değil.
  • Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV) tarafından mayıs ayında açıklanan rapora göre İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararıyla hak ihlalleri arttı.

Raporun ‘Adaletin Bu Mu Dünya? Cezasızlık Politikalarına Son’ başlığı altında ise yıl içerisinde yargının verdiği “iyi hal” ve “haksız tahrik indirimi” kararlarından örneklerle yargı mercek altına alındı. Gülistan Doku’dan Çilem Doğan’dan İpek Er’e, Pınar Gültekin’den Şebnem Şirin’e yaşam hakkı erkek faillerce sonlandırılan kadın cinayetlerinde yargının işleyişine dikkat çekildi.

Kadınların başarıları hatırlatıldı

“Başarıyı Alkışlamak, İlham Veren Gelişmeler” bölümünde ise 2021’de kurulan Feminist Akademi’den ulusal ve uluslararası ödül alan kadınlara, spordan sanata farklı alanlardaki başarılar paylaşıldı:

Kadınların sadece şiddet ve cinayetle anılması, mağdur, güçsüz, maruz bırakılan konumuna sıkıştırılarak tanımlanması erkek egemen sistemin kodlamalarından biridir. Hayatın her alanında yer alan kadınlar, varlıkları, mücadeleleri ve başarılarıyla anılarak ilham veren özneler olarak alkışlanırsa, diğer kız çocukları ve kadınlar için teşvik edici ve güçlendirici olacaktır. Bu nedenle çok sayıda olmasına rağmen raporumuzda temsili bazı başarı örneklerine yer verdik. Hayatta kalan, görünür olamayan tüm kadınlar adına ödül alan kişi ve kurumları tebrik ediyoruz. Alkışı bol bir yıl dileğiyle…”

‘2022’de çok daha çetin ve derin bir mücadele verilecek’

Gülizar Biçer Karaca, İstanbul Sözleşmesi ve mücadelesine de vurgu yaparak, şu ifadeleri kullandı:

İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı tek bir imzayla hukuksuzca çıkılmış olması uzun yıllardır süren kadın mücadelesine atılan en ağır darbelerden biri oldu. Ama kadınların mücadelesi, dayanışması İstanbul Sözleşmesi’nden bir geceyarısı çıkılmasıyla daha da güçlendi, daha da kenetlendi. Kadın cinayetleri sonrasında uygulanan iyi hal indirimleri, kadına karşı şiddetin her geçen gün artması ve nafaka konusunda getirilmeye çalışılan düzenlemelerle kadının insan hakları alanında çok daha derin ve çetin bir mücadelenin 2022 yılında verileceğinin açık ve net bir göstergesidir.

2022 yılında kadınlar olarak daha umutluyuz çünkü kadın dayanışması, kadın mücadelesini yan yana omuz omuza dayanışarak daha da büyüyeceğiz. Bu ülkeye demokrasiyi, kadının insan hakları alanındaki mücadelesinin zaferle sonuçlanacağı süreci hep birlikte biz kadınlar getireceğiz.”

Pandemide 100 bin alarmı: Yeni önlemler gündemde

Türkiye’de son bir hafta içerisinde Covid-19 vaka sayısında yaşanan hızlı artış, yeni önlemlerin tartışılmasına neden oldu. Şimdiye kadar görülen en yüksek vaka sayısının 63 bin olduğu kabul edildiğinde, 66 bin vaka ile rekor kırılırken, bu rakamın birkaç hafta içerisinde en yüksek seviyeye ulaşacağı ve 100 bini göreceği belirtiliyor.

Dün, Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan koronavirüs verilerine göre, vaka sayısı 68 bin 413, hayatını kaybedenlerin sayısı 156, iyileşenlerin sayısı ise 25 bin 502 olmuştu.

Bugün itibariyle toplam aşı yaptıranların sayısı 134 milyon 832 bin 581, birinci doz aşısını yaptıranların sayısı 57 milyon 47 bin 25, ikinci doz aşısını yaptıranların sayısı ise 51 milyon 815 bin 882 olarak açıklandı.

‘Vakalar 100 bine ulaşabilir’

Nuray Babacan‘ın Hürriyet‘te yayımlanan haberine göre; yapılan toplantılarda, vakaların birkaç hafta içerisinde 100 bine ulaşacağı yorumları yapıldı. Verilere göre, en yüksek test pozitiflik oranı yüzde 14.29, salgının üreme hızı 1.21 oldu. 100 binde haftalık vaka sayısı 343’e yükseldi.

Ölümlerin yedi günlük ortalamalı değeri ise bir hafta içinde yüzde 11 geriledi. Uzmanlar, “Salgının üreme hızını hesaba katarsak, günlük vaka tahminen 90-100 bine kadar çıkabilir. Bu civarda pik yaparız. Ankara’da, İstanbul’da vaka sayısı hızla artıyor. Virüs, aileden birisinde ortaya çıkışının 1-3’üncü gününde diğerlerinde de ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Yeni tedbir önerileri

Yapılan değerlendirmelerde noktasal bazı önlemlerin alınması gündeme geldi. Buna ilişkin kararların sömestr tatiliyle birlikte hayata geçirilebileceği dile getiriliyor.

Tiyatro, sinema, konser, lokanta gibi mekanlarda yüzde 50 kapasite sınırlaması getirilmesi değerlendiriliyor.

Türkiye’de, bir hafta sonunda 200 bin seyircinin stadyumlara gittiği, bunun da vaka patlamasına etkisi olduğu belirtilirken, Türkiye Futbol Federasyonu’nun maçlara girişte 3’ncü doz şartı getirmesinin, kapalı mekanlarda da uygulanabileceği konuşuluyor.

Sömestr önerisi ve finallerden sonra mola

Okullarda yüz yüze eğitimin devam etmesi kararına rağmen, 21 Ocak-7 Şubat tarihlerinde sömestr tatili ile yaşanacak kesintinin önemli sonuçları olacağı, karantina altına alınan sınıf sayılarında artış yaşandığı, uzun tatilin bunun kesintiye uğramasını sağlayacağı değerlendiriliyor.

Üniversitelerde ise final sınavlarının ardından ara verilmesi de öneriliyor.

Taliban: Kazakistan’ı sorunları barışçıl yollarla çözmeye davet ediyoruz

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve NATO üyesi ülkelerin 15 Ağustos 2021 tarihinde Afganistan‘dan çekilmesinin ardından yönetimi ele alan Taliban, resmi web sitelerinden Kazakistan‘da yaşanan zam protestoları ardından ortaya çıkan çatışmalarla ilgili bir açıklama yayımladı.

Sitelerinde yer alan habere göre Taliban, Kazakistan’a “sorunları barışçıl yollarla çözmesini” tavsiyesinde bulundu:

“Hem hükümeti hem de protestocuları sorunları müzakereler ve barışçıl yollarla çözmeye ve ülkede sükuneti ve istikrarı geri döndürmeye çağırıyoruz. İslam Emirliği, bölgedeki güvenliğin, siyasi istikrarın, ekonomik büyümenin, ticaretin ve halkların refahı için gerekli olduğunu düşünüyor.”

Cumhurbaşkanı Kararı’yla iki ilin ormanlık alanları ‘orman vasfı’ dışına çıkarıldı

Haber: Eylem YILMAZ

*

Resmi Gazete‘de 4 Ocak 2022 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Kastamonu ve Manisa illerinde bazı orman alanları orman dışına çıkarıldı.

Orman Kanununun Ek 16. Maddesi gereğince çıkarılan yeni Cumhurbaşkanı Kararı’nı İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay “Anayasaya aykırı” olarak değerlendiriyor.

Ocak 2021’de 16 Madde’nin iptali için Anayasa Mahkemesi‘ne (AYM) yapılan başvurulmuş ancak henüz bir karar çıkmamış durumda.

Prof. Dr. Doğanay Tolunay, bugüne kadar 627 bin hektarlık ormanın ormanlık alan dışına çıkarılmasını sağlayan bu madde ve yeni kararı Yeşil Gazete’ye değerlendirdi:

‘Ormanlık alanın yerleşime açılmasının önünü açıyor’

“Orman Kanununun ek 16. Maddesi 2018 nisan ayında torba kanunun içinde çıkan bir maddedir. Bu maddeye göre orman vasfını yitirmiş alanlar ile orman olmayan kayalık alanlardan yerleşime uygun olanların orman dışına çıkarılıyordu. Kamuoyunun çok iyi bildiği 2B kapsamında anayasanın 169. Maddesi gereğince 31.12. 1981 tarihinden önce orman vasfını yitirmiş alanlar orman dışına çıkarılabiliyordu. Bu anayasa hükmüydü ve bugüne kadar 2B kanunu kapsamında 627 hektarlık kadar bir ormanlık alan orman dışına çıkartıldı, bir kısmı da satıldı. Şimdi çıkan Cumhurbaşkanı kararı daha önce 2018’de çıkarılan ek 16’ıncı maddeye dayanıyor. Bu 16. Madde, 1982 yılından 2017 yılına kadar işgal edilmiş, yapılaşmış, tarlaya çevirilmiş alanların cumhurbaşkanı onayıyla bir kısmı orman dışına çıkarılabiliyor”

Bu kararın 2B alanlarının genişlemesine neden olacağını, aynı zamanda uygulamanın anayasaya aykırı olduğunu kaydeden Tolunay, “Sebebi de 31.12.1981 tarihinde anayasada açıkça ifade edilmesine rağmen bunun 2018 yılına kadar uzatılmasıdır. 16. Madde’nin şöyle de bir riskli tarafı da var. İki aşaması var. Biri, diyelim ki bir vatandaş 2010 yılında, 2011 yılında gitmiş bir ormanlık alanı kesmiş ve yapılaşmış. Bunun önünü açıyor. Diğeri ise, işgal edilmemiş, yapılaşmamış, tarlaya dönüştürülmemiş bir orman alanı var ama taşlık, kayalık. Bunlardan yerleşime uygun olanların orman dışına çıkarılmasının önünü açıyor. En riskli uygulamalardan biri bu diyebiliriz” diye konuştu.

Tolunay, kayalık ormanlık alanların ekosistem için önemine de dikkat çekti; “Şimdi bu madde yerleşime açılmasının önünü açıyor. Bugüne kadar 2018den sonra bir bakanlar kurulu kararıyla, üç cumhurbaşkanı kararıyla bu tür alanlar orman dışına çıkarıldı” dedi.

‘Neye göre ormanlık vasfını kaybetmiş çok belli değil’

Prof. Dr. Tolunay’a 2018 yılından önce ve şimdi bir ormanın ormanlık vasfına sahip olup olmadığına neye göre karar verildiğini sorduğumuzda, yasadaki muğlak ifadelere dikkat çekti:

“Orada çok muğlak bir ifade var. ‘İlim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetmiş’ diye bir muğlak ifade kullanıyor. Orman kadastrosundan gidip ilim ve fen açısından orman vasfını kaybetmiş denilerek ormanlık alandan çıkarılıyor. Ama bugün Türkiye’de orman niteliği bir şekilde kaybetmiş olsa da bu alanları yeniden ormanlık alan haline gelmesi mümkündür. O nedenle neye göre ormanlık vasfını kaybetmiş çok belli değil. Daha çok üzerinde yerleşik yapılar, tarım alanı varsa ya da üzerinde ağaç yok taşlık, kayalıksa bunda orman niteliği yok denilip ormanlık vasfının dışına çıkarılıyor.”

‘Ormansızlaşma riski yaratıyor’

Peki, ne yapılabilir?

16. Madde’nin iptali için daha önce AYM’nin “anayasaya aykırı olmadığına” hükmettiğini aktaran Prof. Tolunay, 2021 Ocak ayında bu kez uygulama yönetmeliğinin iptali için başvuru yapıldığını söyledi:

“16 Madde orman alanlarının azalması riskini yaratıyor. Bir başka ifadeyle ormansızlaşma riski yaratıyor. Ayrıca 16. Madde’de şöyle bir ifade de var: Orman alanları dışına çıkartılan miktar kadar alan hazine arazisine tahsis edilir. Ancak bugüne kadar yapılan uygulamalarda orman dışına çıkartılan alanların hazine tahsisinde olup olmadığı belli değil. Bu yönde herhangi bir açıklama yok. Hatta Sayıştay raporlarında da ne kadarlık bir ormanlık alanın hazine tahsisinde olup olmadığına dair herhangi bir bilgi, belge bulunmamaktadır diye bir ifade var. Dolayısıyla arazileri ormanlık alan dışına çıkarıyoruz ama iki katı ağaçlandıracağız eklenmiş ama uygulanıp uygulanmadığı belli değil.”

Bunu denetleyecek bir kurum da mekanizmada da olmadığını belirten Tolunay, “Aslında 2018 yılında bu torba kanundaki bazı maddeler anayasaya aykırıdır diye AYM’ye götürüldü. Bunlardan biri de konuştuğumuz ek 16. Madde. Anayasa mahkemesi anayasaya aykırı olmadığına karar verdi. 2021 Ocak ayında 16. Madde’nin uygulama yönetmeliği için tekrar dava açıldı. Ancak hala bir karar çıkmadı. İptali için bu girişimler yapılmış durumda” dedi.

 

Yargıtay Başkanı: Sadece Türkiye’de kadın cinayetleri işleniyormuş gibi bir algı yaratılıyor

Yargıtay Başkanlığı‘nda düzenlenen 2021 yılı değerlendirme toplantısına Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Ceza Genel Kurulu Başkanı Eyüp Yeşil katıldı.

Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, 2021 yılı değerlendirme toplantısında yaptığı konuşmanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kadına yönelik suçlarla ilgili yargı süreçleriyle ilgili bir soruyu “Kadın cinayeti konusunda Türkiye, Avrupa ortalamasının yarısının altında ama sanki sadece Türkiye’de kadın cinayetleri işleniyormuş gibi bir algı yaratılıyor. Keşke hiç olmasa” diyerek yanıtladı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin ise Halkların Demokratik Partisi‘nin (HDP) kapatılmasına yönelik hazırlanan iddianame ile ilgili, “Ekleme yok. Parti bulunduğu yerden farklı bir yerde değil. Aynı söylemlerine eylemlerine devam ediyor” dedi.

DHA‘nın haberine göre, toplantının açılış konuşmasına yapan Akarca, Yargıtay’daki daire sayısının 46’dan 24’e düştüğünü söyleyerek şu bilgileri paylaştı:

“Bu, daire başkanı sayısının da yaklaşık yarı oranında azalmasına yol açmıştır. Ayrıca, üye sayısının 200’e düşürülmesine ilişkin süreç de işlemektedir. Şu an için üye sayısı 367’ye düşürülmüştür. Aynı kişinin birden fazla kurulda görev alamaması nedeniyle Yargıtay 1’inci Başkanlık Kurulundaki toplam üye sayısının 13’ten 9’a indirilmesine ve Yüksek Disiplin Kurulu’ndaki üye sayısının da 17’den 13’e düşürülmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Yeniden yapılandırma ve reform çabalarımızın önümüzdeki yıl etkilerinin daha çok hissedileceğine ve halkın vicdanında hak ettiği yeri alacağına inanıyorum.”

‘Ceza dosyalarında birikmiş iş yükü yarı oranında azalmıştır’

Akarca, ceza dairelerinin ortalama görülme süresinin 2020’de 424 gün iken 2021’de 341 güne, hukuk daireleri bakımından 2020’de 459 gün olan bu sürenin, 2021’de 164 güne düştüğünü söyledi. Akarca, “Bu süreler, ortalama olup dairelere veya dosyaların niteliğine göre farklılık gösterebilir. 2020 yılının sonunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda devreden dosya sayısı 203 bin 632 iken, 2021 yılı sonunda 97 bin 8 olmuştur. Ceza dosyalarında birikmiş iş yükü yarı oranında azalmıştır. 2021 yılında hukuk daireleri tarafından 148 bin 990, ceza daireleri tarafından 213 bin 442 olmak üzere toplamda 362 bin 432 karar verilmiştir. Bir yandan üye ve tetkik hakimi sayısı kademeli olarak azalırken, arşivdeki dosya sayımız da azalmaktadır. Örneklerini verdiğim istatistikler her geçen gün Yargıtay’ın iş yükünü daha iyi yönetebildiğini göstermektedir. Dosya sayısını azaltarak tasarruf ettiğimiz zamanı, adli kalitenin yükseltilmesine ayıracağız. Bu şekilde yargı hizmetinin etkinliğini ve kalitesini artırarak, halkımızın yargıya duyduğu güveni daha üst seviyelere getireceğiz” diye konuştu.

‘Azalan iş yükü bize tarihi fırsat sunmakta’

Sadece Yargıtay’ın değil, tüm adli yargının verimliliğini ve etkinliğini olumlu yönde etkileyecek çalışmalar yaptıklarını söyleyen Akarca, “Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesi sonucunda Yargıtay’da azalan iş yükü, adli kalitenin yükseltilmesi konusunda bize tarihi bir fırsat sunmaktadır. Bu bilinçle ve Yargıtay’ın eğitici rolüne uygun olarak adli yargı sistemimizi daha iyi hale getireceğiz. Yeniden yapılandırma ve reform çabalarımızın önümüzdeki yıl etkilerinin daha çok hissedileceğine ve halkın vicdanında hak ettiği yeri alacağına inanıyorum” dedi.

‘FETÖ, hukuku silah gibi kullandı’

Konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Başkan Akarca, Türkiye’deki adalet algısına ilişkin de değerlendirmeleri oldu. Akarca, “Yargıtay’ın sorunları hep olmuştur. En büyük sorun;  kaliteli hakim, savcı, avukat yetiştiremediğiniz müddetçe yasalarda hangi değişikliği yaparsanız yapın hangi konuda reform yaparsanız yapın bundan istediğimiz verimi elde edemiyoruz. En önemli sebeplerinden bir tanesi de hiç kuşkusuz FETÖ’nün Türk yargısına verdiği zarar var. Yani insanların birbirine olan güven duygusunu zehirlediler. Hukuku bir silah gibi kullandılar. Hakim, savcı, HSYK üyesi, askeri yargı üyesi, askeri yüksek idare mahkemesi üyesi sıfatıyla şekli olarak yaptıkları görevlerde işin içine birçok hukuksuzlukların bulunduğu ve aldıkları talimatlarla, hukuku silah gibi kullanarak örgütsel faaliyetlerde bulundukları soruşturmalardan ve yargılamalardan anlaşılmaktadır” diye konuştu.

‘Sadece Türkiye’de kadın cinayetleri işleniyormuş gibi bir algı yaratılıyor’

Mehmet Akarca, kadına yönelik işlenen suçlarda yargılama süreçlerine ilişkin soru üzerine de “Kadın cinayeti konusunda Türkiye, Avrupa ortalamasının yarısının altında ama sanki sadece Türkiye’de kadın cinayetleri işleniyormuş gibi bir algı yaratılıyor. Keşke hiç olmasa. Bu oranı da biz çok fazla görüyoruz. Bunu da kabul etmiyoruz. Yargılama süreçlerinde cinayet davalarında öldürülme sebebi belliyse çok kısa zamanda bitirdiğimiz davalar da var. 1’inci veya 2’nci celsede karar aşamasına gelen davalar hepsi. Tabi bu kararların istinaf süreçleri oluyor. İstinafta bekliyor sonra Yargıtay süreci oluyor. Belki ilerleyen süreçte iş yükümüzü azaltabilirsek bu tür davaları istinafa götürmeden, atlamalı temyiz gibi doğrudan Yargıtay’a getirilmesini kanun koyucuya önerebiliriz” dedi.

‘Yapay zekâdan geri kalamayız’

Yargıda yapay zekânın kullanılmasına ilişkin soruyu cevaplayan Akarca, ”Yapay zekâ sistemine tasnif ettiğimiz kararları okutacağız. Modellemelerini öğreteceğiz. Yapay zekâda buna uygun şekilde kullanıcıların bireysel özelliklerine göre önem sırasına göre tasnif edilecek. Emsal bir karar ise kamuoyuna sunulacak. Bu modeli geliştireceğimizi düşünüyoruz. Bununla birlikte hâkim ve savcılarımızın yükü çok olan dosyalarda taranarak 200-300 sayfa yerine 10-20 sayfalık bilgi notlarıyla bunu özetleme imkânımız olacak. Bu teknolojiyi kullanmak zorundayız. Bu teknoloji dünyada kullanılırken, biz geri kalamayız. Sistem oturursa, ilgili vatandaş veya avukat bu verilerle davayı kazanıp kazanamayacağını tespit edip buna göre belki dava açacak. Bunu sürekli geliştirme düşüncesindeyiz. Tabi ki sonuçta kararı verecek olan hakimler, bundan hepimizin istifade etmesi gerekiyor” diye konuştu.

‘HDP iddianamesine ekleme yok’

HDP’nin kapatılması istemine ilişkin davayla ilgili soruyu cevaplayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin ise “HDP iddianamesini yazdık, Anayasa Mahkemesi’ne sunduk. Bizim görevimiz iddianameyi yazmak. Eksiklikler olduğu belirtildi. Biz iddianameyi tekrar düzenleyip yeniden Anayasa Mahkemesi’ne sunduk. Yazılı savunmamızı 20 gün içinde yaptık. Şimdi parti yazılı savunmasını yapacak. Ardından biz sözlü savunma için davet edileceğiz. Süreç bu şeklide devam ediyor. Şu an Türkiye’de 123 tane faal parti var. HDP iddianamesine ekleme yok. Parti bulunduğu yerden farklı bir yerde değil. Aynı söylemlerine eylemlerine devam ediyor” dedi.

İspanya’da evde yaşayan hayvanlar için boşanma halinde ortak velayet kararı

Geçen aralık ayında yürürlüğe giren yasayla, ülke tarihinde ilk kez evde yaşayan hayvanlar “nesne” değil, “canlı duyarlı varlıklar” olarak tanımlanmıştı.

Yasaya uygun yeni düzenlemeyle, aile mahkemeleri evde beslenen kedi, kuş, köpek, süs balığı, kaplumbağanın kimde kalacağı konusunda “hayvanın refahı”, “ailenin ihtiyacı” gibi faktörleri göz önüne alacak.

Geçen aralık ayının başlarında çıkarılan yeni hayvan refahı yasasına göre, hayvanların “nesne” olarak görülmesinin önüne geçilmişti. İspanya Meclisi’nde yasaya sadece  aşırı sağcı Vox Partisi karşı çıkmıştı.

Yasaya göre, “duyarlı varlık” olarak tanımlanan hayvanlar daha fazla yasal korumaya sahip olacak. Bazı yabani hayvanlar mevzuata dahil edilse de yasa, büyük ölçüde evcilleştirilmiş hayvanları koruyor. Yasa ayrıca hayvanların kötü muamele görmesini veya terk edilmesini yasadışı kılıyor.

Ancak yeni yasa, hayvan zulmünün diğer örneklerini, yani boğa güreşini kapsam dışı bırakıyor.  Hayvan hakları grubu PETA‘ya göre, İspanya’da en az 100 kasabada yasaklanan boğa güreşleri, ülkede halen yasal.

Yasanın çıkmasından az önce Madrid’deki bir yargıç, ayrılık yaşayan bir çifte bir köpeğin ortak velayetini vermişti.

Benzer yasalar AB ülkelerinde yayılıyor

Hayvanlar, Avrupa hukukunda, bölgesel idari kanunlarda ve hatta İspanya Ceza Kanunu‘nda dikkate alınması gereken hak ve menfaatleri olan, duyarlı varlıklar olarak zaten kabul edilmişti.  Ancak bu tanıma, mülkiyet, aile ve yükümlülüklerle ilgili konuları kapsayan İspanya Medeni Kanunu’nda mevcut değildi. Bu, avukatların boşanma davalarında evcil hayvanlarla ne yapılması gerektiği gibi belirli sorunları çözmek için yasal bir dayanağı olmadığı anlamına geliyordu.

Geçen kasım ayında da Birleşik Krallık, Hayvan Refahı Yasası’nı, daha önce fark edilmeyen kafadanbacaklı yumuşakçalara ve on bacaklı kabuklulara ek koruma sağlayacak şekilde değiştirmişti. 2019’da ise Avustralya Başkent Bölgesi, Avustralya’da hayvanları duyarlı varlıklar olarak tanıyan ilk yargı bölgesi oldu. Benzer yasaları çıkarmaya hazırlanan diğer ülkeler arasında Fransa, Brüksel ve Yeni Zelanda da yer alıyor.

 

Metin Lokumcu Davası: Emri Hopa Kaymakamı verdi

Artvin Hopa‘da dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın mitingi öncesinde düzenlenen eylemde polisin sıktığı biber gazı sonucu hayatını kaybeden emekli öğretmen Metin Lokumcu‘nun ölümüne ilişkin Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ikinci duruşmada sanıklar da duruşmada hazır bulundu.

Sanık olarak mahkemede ifade veren dönemin Hopa İlçe Emniyet Müdürü Fatih Ünlü, müdahale emrini dönemin Hopa Kaymakamı olduğunu kaydetti.

Duruşmaya yoğun katılım

Duruşmayı, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel, Artvin Baro Başkanı Ayla Varan, Ankara Baro Başkanı Kemal Koraner, Trabzon Barosu Başkanı Sibel Suiçmez, birçok baro temsilcisi, HDP’li ve CHP’li milletvekilleri takip etti.

Bir önceki duruşmada mahkeme heyeti tarafından duruşmaya getirilmesine karar verilen 13 sanık polisten dokuzu duruşmada hazır bulundu. Dönemin Artvin İl Emniyet Müdürü Muhsin Armağan dün “siyatik” rahatsızlığı dolayısıyla rapor aldığı için duruşmaya gelmedi. Duruşma salonunda yer kalmadığı için bazı avukatlar ve izleyiciler salonun kapısından duruşmayı takip ediyor.

Baroların katılım talepleri reddedildi

Mahkemede söz alan TBB Başkanı Erinç Sağkan, dosyaya katılma taleplerinin kabul edilmesini istedi:

Davayı önemsiyoruz. Müştekilerin ve avukatların uzun yıllarıdır verdikleri mücadelenin sonunda 10 yıl sonra açılabilmiş bir mücadeleden bahsediyoruz. Bu ortamın adil yargılanma, savunamama ve müştekilerin hakları bakımından sağlıklı bir ortam sunmadığı, bundan sonraki duruşmalarda teknik alt yapı ve fiziki hususlarda konforlu salonunun kullanılmasına öncelik verilmeli. TBB üzerine düşen bir konu varsa yardımcı olmaya hazırız.

Geçen celse talepte bulunulmuştu. Ara karardan rücu talebi. Baroların ve TBB’nin insan haklarını korumak ve işlerlik kazanmak vazifesi var. Yargılamalara bakınca bir temel hak ve hür ihlali olup olmadığının değerlendirmesinde heyetlerle farklı düşünceler olabiliyor. Yaşanan olay sadece bir iki kişinin kasten veya taksirle öldürülmesinden ibaret değil. Yaşanan olay, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını savunan birisinin davasıdır. Çevre ve yaşam hakkı kapsamında kaynaklanan yükümlülüklerimiz vardır. Dosyada katılma talebimizin kabul edilmesini istiyoruz.”

Ayrıca, İstanbul, İzmir, Ankara, Artvin, Trabzon, Giresun, Samsun, Denizli, Diyarbakır ve Antalya baroları da davaya katılma talebinde bulundu.

Ancak, baroların katılım talepleri mahkeme heyeti tarafından reddedildi.

‘Emri veren Hopa Kaymakamı’

Metin Lokumcu’nun ölümüne ilişkin sanık olarak mahkemede ifade veren dönemin Hopa İlçe Emniyet Müdürü Fatih Ünlü, böyle bir olayın üzücü olduğunu kaydederek, Lokumcu ailesine başsağlığı diledi. Bunun üzerine Metin Lokumcu’nun oğlu Ulaş Lokumcu, “10 yıl önce niye başsağlığı dilemedin?” diyerek tepki gösterdi.

Lokumcu’nun ölümündeki asıl sorumluların salonda olmadığını ve emri verenin dönemin Hopa Kaymakamı olduğunu söyleyen Ünlü, alandaki sorumluluğunun eylem için toplanan grubu ikna ve ikaz olduğunu, başka bir sorumluluğunun olmadığını ileri sürerek şu cümleleri kullandı:

Böyle bir emir verme yetkim de yoktu. Benim görevli olduğum dönemde Hopa’da çevik kuvvet birimim yok. Olmadığı için de envanterim de yok. Bu müdahalede idare amiri değildim. Miting alanında görevli olduğum için hiçbir yetkimin olmadığı için toplumsal olaylara müdahale mülki idare amiri tarafından verilir. Yetkim yokken, yetki aşımı olduğu söylemek mümkün değil. Heyetiniz karşısında bulunan arkadaşların sorumlu olmadığını gerçek sorumluların da burada olmadığını belirtmek isterim.”

Mahkeme başkanının “Kimdir gerçek sorumlulular? Müdahale emrini kim verdi?” sorusu üzerine Ünlü, “Dönemin Hopa Kaymakamı vermiştir” cevabını verdi.

O dönemdeki Hopa Kaymakamı Abdullah Aktaş‘tı.

Ne olmuştu?

Artvin’in Hopa ilçesinde 31 Mayıs 2011’de, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim kampanyası mitingi için geldiği sırada düzenlenen protestolara ilişkin polisin sıktığı biber gazından ve aldığı darbelerden etkilenen emekli öğretmen Metin Lokumcu hayatını kaybetmişti.

Protestolarla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan 70 kişiden 16’sı tutuklanmış, daha sonra ise serbest bırakılmışlardı.

Lokumcu’nun ölümüne ilişkin soruşturma dokuz yıl sonra tamamlanmıştı. 13 kişinin yargılandığı dosyada sanıklar “taksirle ölüme neden olmak” ile suçlanarak haklarında altı yıla kadar hapisleri istendi.

Lokumcunun ölümüne ilişkin açılan dava ilk kez 20 Aralık’ta ağır ceza mahkemesinde görülmüştü. Mahkeme heyeti, duruşmada sanıkların hazır bulunmasına karar vermiş ve duruşma 6 Ocak’a ertelenmişti.

Metin Lokumcu‘nun ölümüyle ilgili hazırlanan Adli Tıp raporunda biber gazına maruz kalmanın ölümde etkisi olduğu ifade edilmişti.

Lokumcu‘nun öldürüldüğü güne ait paylaşılan yeni görüntülerde de eylem sırasında sivil giyimli bir kişinin polislere “Sakin olun, birlik düzeninizi alın, gücümüzü gösterecek şekilde durun” talimatı verdiği ve polislerin bu talimatla gaz fişeği attıkları görülüyor.