Ana Sayfa Blog Sayfa 1044

Aşırı yüzey sıcaklığı okyanusların yeni ‘normal’i

Dünya genelindeki okyanusların yarısından fazlasında, yüzey sıcaklığı 2014’ten bu yana düzenli olarak tarihi rekorlar kırıyor. Yapılan yeni bir araştırma, iklim değişikliğinin neden olduğu aşırı okyanus sıcaklıklarının “yeni normal” haline geldiğine işaret ediyor.

PLOS Climate’de yayımlanan araştırmada, bilim insanları aşırı deniz sıcaklıkları için sabit bir tarihsel seviye belirlemek ve okyanusun ne kadarının, hangi sıklıkla bu noktayı aştığını ortaya çıkarmak için deniz yüzeyi sıcaklıklarının 150 yıllık bir haritasını çıkardı.

Aralarında Monterey Körfezi Akvaryumu uzmanlarının da bulunduğu araştırmacılar, 2014’ten bu yana okyanusların yarısından fazlasında, aşırı sıcaklıklarının kritik eşiği aştığını tespit etti. 19. yüzyılın sonunda bu kadar aşırı sıcaklıklar gören okyanus yüzeyi oranı sadece yüzde 2’ydi.

The Independent‘in aktardığına göre, bilim insanları çalışmalarında, “2019 yılı endeksimiz küresel okyanus yüzeyinin yüzde 57’sinde aşırı sıcaklıklar kaydedildiğini gösterdi. Bu, ikinci sanayi devrimi döneminde nispeten nadir görülen bir olaydı” dedi.

 “İklim değişikliği ileride meydana gelecek bir olay değil. Gerçek şu ki, bizi bir süredir zaten etkiliyor” diyen çalışmanın baş yazarı Dr. Kyle Van Houtan şöyle konuştu: Okyanusta gördüğümüz bu çarpıcı değişimler, iklim değişikliğine karşı harekete geçmek için uyarı işareti olarak görülmesi gereken bir başka kanıt. Şu anda bunu zaten deneyimliyoruz ve giderek de hız kazanıyor”

Fosil yakıttan vazgeçme aciliyetinin yeni kanıtı

Bilim insanları, okyanusların yüzeyinin büyük kısmında görülen bu yeni “aşırı sıcak normali”nin, iklim değişikliğinin itici gücü olan fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan salımları kayda değer oranlarda azaltmaya yönelik aciliyetin bir diğer kanıtı olduğunu söyledi.

Araştırmacılar, tropikal kuşağa yakın yerlerdeki deniz ekosistemlerinin dayanılmaz yüksek sıcaklıklara ulaşmasının mercanlar, deniz otu çayırları ya da yosun ormanları gibi önemli organizmaların yok olmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Dr. Van Houtan şunlara dikkat çekti: “Ekosistemlerin yapısının ve işleyişinin değiştirilmesi sağlıklı ve sürdürülebilir balıkçılığı desteklemek, alçak kıyı bölgelerini ekstrem hava olaylarından korumak ve insan kaynaklı sera gazı emisyonlarıyla atmosfere yayılan fazla karbonu depolayacak karbon yutağı görevini görmek gibi, ekosistemlerin insan topluluklarının hayatlarına devam etmesini sağlama kapasitelerini tehlikeye atıyor.”

Deneye Hayır Derneği: Tarım Bakanlığı göz boyamanın peşinde

Deneye Hayır Derneği, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2014’te çıkarılan yönetmelik sonucunda kurulan Hayvan Deneyleri Merkezi Etik Kurulu‘na (HADMEK) sivil toplum katılımının engellenmesine karşı mücadeleye devam edeceklerini duyurdu.

Dernek tarafından yapılan açıklamada, “Yaklaşık dört yıldır devam eden bu mücadelenin sonucunda anlıyoruz ki; kendi çıkardığı Yönetmeliğe dahi riayet etmeyen Tarım ve Orman Bakanlığı, göstermelik olarak çıkardığı Yönetmelikler ve kurduğu kurullar ile göz boyamaktan başka bir amaç gütmüyor, sivil toplum katılımını engelleyerek kurulda alınan kararların şeffaflığını ve hayvan haklarının en üst seviyede korunmasını engellemek için elinden gelen her şeyi yapıyor” denildi.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği ve Türk Tabipleri Birliği kuruldan çıkarıldı

Açıklamada bakanlığın son hamlesiyle bir yönetmelik değişikliği taslağı hazırlayarak; 21 kişiden oluşan HADMEK’i 15 kişiye düşürdüğü belirtildi.  Ayrıca dernek Tarım ve Orman Bakanlığı’nın söz konusu kişilerin yarısını Bakanlık bürokratı yaptığını, davaya konu olan STK temsilcisi maddesini kendisine göre uyarladığını, kurulu oluşturan üyelerden hayvan ve insan yaşamıyla ilgili iki çatı meslek örgütünü, Türk Veteriner Hekimleri Birliği’ni ve Türk Tabipleri Birliği’ni çıkardığı bildirdi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İlk dört yıllık görev süresinin bitiminin ardından 2018’de yeni bir temsilci seçimi gündeme geldiğinde hayvan hakları örgütleri temsilci için adaylarını yazılı ve sözlü olarak Bakanlığa bildirdiler. Bakanlık, dört yıllık ikinci dönem için de tekrar aynı derneğin temsilcisini göreve getirdi.

‘Hukuka uyarlık yok’ kararı

Bunun üzerine bileşenlerimizden Hayvan Hakları ve Etiği Derneği, Bakanlığın mevzuata aykırı görevlendirme işlemi için Ankara 11. İdare Mahkemesi’nde dava açtı ve mahkeme Bakanlığın bu uygulamasını hukuka aykırı buldu. Bakanlık kararı istinafa taşısa da Ankara Bölge İdare Mahkemesi önceki kararı onayarak, Bakanlığın usulsüz üye seçimiyle ilgili ‘hukuka uyarlık yok’ kararını verdi.

Örgütlerin temsil mücadelesi

Aralık 2021’de Başka Bir Hayat Diliyorum Derneği, Deneye Hayır Derneği, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği, Hayvanlara Adalet Derneği, Hayvanları Koruma Kurtarma ve Yaşatma Derneği, Hayvanları Koruma Vakfı, Vegan Derneği ve Yaşamdan Yana Derneği, yani hayvan hakları alanında çalışan sekiz örgüt, ortak bir temsilci adayı belirleyerek Bakanlığa dilekçe ile başvurdu. Böylelikle, süreci takip eden sivil toplum örgütlerinin mutabık oldukları adayın seçilmesiyle 21’de bir dahi olsa kurulda hayvan haklarının temsiliyeti sağlanacaktı.

Aylardır mahkeme kararını uygulamayan Bakanlık, örgütlerin çoğuna cevap dahi vermezken bazılarına ‘Yönetmelik değişikliği yapılacak’ cevabını, bazılarına da aday gösterilen temsilcinin kabul edilmesinin mümkün olmadığı çünkü ‘bağlı olduğu örgütün çalışma konusunun deneylerde kullanılan hayvanlarının haklarının korunması olduğu’ cevabını verdi. Yani kuruluş amacı hayvan deneylerini denetlemek, etik prensipler çerçevesinde kısıtlamak ve hayvanların yaşam haklarını da gözetmek olan bir kurulda hayvanların haklarını savunan bir kişiye dahi tahammül edilmediği açıkça beyan edildi.”

‘Dernek ismi yazılamayacağı için tarif edildi’

Yaklaşık dört yıldır devam eden bu mücadelenin sonucunda bakanlığın kendi çıkardığı yönetmeliğe bile riayet etmediğini kaydeden dernek, göstermelik olarak çıkarılan yönetmelikler ve kurulan kurullar ile göz boyamaktan başka bir amaç güdülmediğine, sivil toplum katılımını engelleyerek alınan kararların şeffaflığını ve hayvan haklarının en üst seviyede korunmasını engellemek için elinden gelen her şeyi yaptığına dikkat çekti:

“Yönetmeliğin altıncı maddesi g bendi ‘Hayvanları korumaya yönelik sivil toplum örgütlerinden bir üye’ iken, hazırlanan Yönetmelik değişikliği taslağında ‘Deney hayvanlarıyla ilgili çalışma yapan ve hayvanların deneylerde kullanılmasında bilimsel esasları gözeten sivil toplum örgütlerinden bir üye’ olarak değiştirildi. Yani Bakanlığın iki dönem boyunca seçtiği Laboratuvar Hayvanları Bilimi Derneği ismi açıkça yazılamayacağı için adeta tarif edildi. Yönetmelik taslağındaki maddelerle ilgili itirazlarımızı ayrıca paylaşacağız.

Mevzuat değişikliği

Mevzuatın isteğe göre eğip büküldüğü, mahkeme kararlarının uygulanmadığı, sivil toplum örgütlerinin yok sayıldığı, hayvan hakları mücadelesinin alay eder gibi cevaplarla küçümsendiği bu tavrı kabul etmemiz mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir, kimsenin yasalara riayet etme konusunda bir muafiyeti söz konusu olamaz.

Bu bağlamda; şu anda değiştirilmekte olan Yönetmelik gereği bize tanınan ancak Bakanlık tarafından yok edilen üyelik hakkımızla ilgili olarak ve ayrıca hazırlanan yeni Yönetmelikle ilgili yasaların bize tanıdığı tüm hakları kullanarak mücadeleye devam edeceğimizi kamuoyuna bildirmek istiyoruz.”

Hekimler Meclis önünde: 8 Şubat’ta randevu almayın

Türk Tabipleri Birliği (TTB), sağlık çalışanlarının özlük haklarını iyileştirilmesini içeren düzenlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) getirilmesi için başlattığı ‘Beyaz Nöbet’ eylemi kapsamında, hekimler bugün Meclis önünde bir araya geldi.

Emekli hekimlerin özel hastanelerde çalışmak zorunda kaldığını ve özel hastanelerin hekimlerden kendi şirketlerini kurarak kendi sigortalarını yatırmalarını istediğini dile getiren Fincancı, “Özellerdeki emek sömürüsüne son demek için buradayız” dedi.

‘Bir ayda 197 hekim yurt dışı çalışma belgesi için başvurdu’

Fincancı, son 10 yılda yurt dışına göç eden hekim sayısının 24 kat arttığını belirterek, Yalnızca son bir ayda 197 hekim, TTB’ye yurt dışında çalışma belgesi için başvurdu ve bu sayı 2012 yılının toplamında yapılan başvurunun üç katından fazladır” diye konuştu.

Hastaların tedavi olmak için aylarca sıra bulamadığını kaydeden TTB Başkanı, hekimlere beş dakikada muayene baskısıyla sorunun çözülemeyeceğini; iktidarın pandemi sürecinde yeterli önlem almadığı gibi, Covid’e bağlı ölümleri de kendilerinden gizlediğini kaydetti.

Fincancı, koronavirüs meslek hastalığı yasasının ve Sağlıkta Şiddet Yasası’nın hızla çıkarılmasını talep ettiklerini bildirdi.

Bakan Koca’ya tepki

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya, “Sağlık Bakanı olarak sağlık çalışanlarına sahip çıkamıyorsanız neden o mevkidesiniz” diye soran Şebnem Korur Fincancı, hekimlerin sorunlarını içeren yasa tasarısının TBMM’den geri çekildiğini ve “Daha iyisini getireceğiz” denilmesine rağmen iki aydır yasanın TBMM’ye gelmediğini de hatırlattı.

 

İki yıl oldu: İntihar ettiği iddia edilen Duygu Delen’in düştüğü binada oturan üç kişi, tanık olarak dinlenecek

Duygu Delen‘in 13 Ağustos 2020’de Gaziantep‘te erkek arkadaşı Mehmet Kaplan‘a ait dördüncü kattaki evin penceresinde şüpheli bir şekilde düşerek ölmesine ilişkin dava süreci devam ediyor.

Mehmet Kaplan’ın tutuklu yargılanmasına devam edilirken mahkeme heyeti, olayın meydana geldiği apartmanda yaşayan üç kişinin tanık olarak dinlenmesine karar verdi. Duruşma ertelendi.

Kaplan Belen’in intihar ettiğini ileri sürmüştü

Kaplan, tartıştığı kız arkadaşının intihar ettiğini ileri sürmüştü. Duygu Delen’in cinayete kurban gittiğinin iddia edilmesi üzerine başlatılan soruşturmada gözaltına alınan Kaplan, ‘kasten öldürme’, ‘cinsel istismar’, ‘yağma’ ve ‘hakaret’ suçlamalarıyla tutuklandı. Yaklaşık 1 yıl boyunca tutuklu yargılanan Kaplan, 7 ay önceki duruşmada ‘ev hapsi’ şartıyla tahliye edildi ancak başsavcılığın itirazının ardından yeniden tutuklandı.

‘Raporlar çelişkili’

Davanın 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen 8’inci duruşmasına tutuklu sanık Mehmet Kaplan katılmazken, taraf avukatları ile Duygu Delen’in babası Bülent ve annesi Şenel Delen salonda hazır bulundu.

Duruşmada söz alan Delen ailesinin avukatı Mehmet Balcı, davaya ilişkin hazırlanan raporlarda, sanığın tutukluluk halinin devamına etki edecek durum olmadığını belirterek “Geçen süre içerisinde 3 farklı rapor dosyalar girdi. Gelen raporlar birbiriyle çelişkili. 3 ayrı rapora bakılınca sanığın tutukluluğunu değiştirecek bir durum yoktur. Toplanan delillere göre sanığın suçu işlediği kanaatindeyiz” dedi.

Duygu Delen’in katil zanlısı Mehmet Kaplan tutuklu olarak yargılanıyor.

‘Dosyaya sunulacak delil kalmadı’

Mehmet Kaplan’ın avukatı Enes Akbulut ise gelen raporun, müvekkilinin ifadeleriyle uyumlu olduğunu belirtti. Bu aşamadan itibaren dosyaya girecek başka delil olmayacağını, raporlarda aleyhte delil olmadığını savunan Akbulut, “Gelen raporda bilinç durumunun bilinemeyeceği ve oluşan darp izlerinin düşmeye bağlı olduğu belirtilmiştir. Yine odadaki kanların Mehmet Kaplan’a ait olduğu belirtilmiştir. Sanık ilk tutuklandığı andan itibaren aksini gösterecek hiçbir şey dosyaya girmemiştir. Kaçma şüphesi olmadığını düşünüyoruz. Bu anlamda tahliyesini istiyoruz. Bu aşamadan sonra gelebilecek bir delil olmadığını düşünüyoruz. Gelen rapor en geniş kapsamlı rapordur. Bu rapor, Mehmet Kaplan’ın ifadeleriyle örtüşmektedir. Gelen raporlarla dosya tamamlanmışken, müvekkilimin tahliye edilmesi gerektiğini savunuyoruz” diye konuştu.

Mahkeme heyeti, olay günü apartmanda olan bina sakini 3 tanığın zorla getirilip, duruşmada dinlenmesine ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.

Eylül 2020’deki bilirkişi raporunda Delen’in düşme anında bilincinin kapalı ancak canlı halde olduğu tespitine yer verilmiş ve olay yerindeki, “kemer”in varlığına dikkat çekilmişti. Ayrıca Delen’in vücudunda sert bir cisimle vurma sonucu olabilecek “ray tipi ekimoz” tespit edilmişti.

Son iki yılda en az 28 kadın yüksekten ‘düşme’ sonucu öldü!

Şüpheli bir şekilde yüksekten ‘düşerek’ yaşanan kadın ‘ölümleri’ artmaya başladı. Son 2 yılda en az 28 kadın evde yalnız değilken, balkondan ya da pencereden şüpheli bir şekilde ‘düşerek’ yaşamını yitirdi.

‘Sayı çok daha fazla’

Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Hakan Kar, yüksekten düşmeye bağlı gerçekleşen ölümler ilgili basına yansımayanların da eklendiğinde sayının çok daha fazla olduğunu belirtiyor:

“Basına yansımayan vakaları da eklediğinizde sayı çok daha fazla. İntihar olduğu iddia edilen kadın ölümlerinin detaylı incelenmesi gerekiyor. Ayrıca ne hikmetse yüksekten düşenlerin hepsi kadın. Bu cinsiyet ayrımı bile başlı başına bir kriter. Erkek kadın intihar oranlarına baktığımızda eşit diyebiliriz. Ancak kadınlar tercih ettiği yöntemler arasında yüksekten atlama birinci sırada değil. Kadınlar, şiddet içeren intihar yöntemlerini seçmez. Bu yöntemleri daha çok erkekler seçiyor.”

İspanyol bakan Calvino: Eşit temsilin olmadığı organizasyonlara katılmayacağım

Everest Dağı’nda rekor erime: İki bin yılda oluşan buz, son 25 yılda kaybedildi

ABDli bilim insanlarının yeni bir araştırmasına göre, dünyanın en yüksek dağı olan Himalayalar sıradağlarındaki Everest, otuz yıldan daha kısa bir sürede iki bin yıllık buzunu kaybetti.

Çalışmada, Everest üzerindeki en yüksek buzulun, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle her yıl, on yıllık buz kaybettiği belirtildi.

Bulgular, dünyanın en yüksek noktalarından bazılarında yaşanan hızlı buzul erimesinin daha kötü iklim etkilerine yol açabileceğine dair bir uyarı görevi görüyor. İklim değişikliği nedeniyle daha sık görülen çığlar ise yaklaşık 1,6 milyar insanın içme, sulama ve hidroelektrik için bağımlı olduğu su kaynaklarının kurumasına neden oluyor.

Nature Portfolio Journal Climate and Atmospheric Science‘da yayımlanan araştırmada South Col Buzulu‘nda oluşması 2 bin yıl süren buzun, yaklaşık 25 yılda eridiği, bunun da oluştuğu süreden 80 kat daha hızlı inceldiği anlamına geldiğinin altı çizildi.

Maine Üniversitesi‘nden altı bilim insanı ve dağcıların dahil olduğu ekip, 2019’da ziyaret ettiği buzulda, 10 metre uzunluğundaki bir buz çekirdeğinden örnekler topladı ve dünyanın en yükseğinde iki otomatik ölçüm istasyonunu kurdu.

‘Karlı yüzeylerin kritik dengesi de bozuluyor’

CNN Int.‘e konuşan ekip lideri ve Maine Üniversitesi İklim Değişikliği Enstitüsü müdürü Paul Mayewski dünyanın bu en erişilmeyen buzullarında insan bağlantılı iklim değişikliği etkilerinin 1990’ların sonlarından bu yana giderek arttığını söyledi. Ekibe göre, buzul erimesinin geniş çapta meydana gelmesine karşın gezegenin en yüksek noktalarındaki buzullara bilimsel ilgi aynı oranda değil.

South Gol buzulundaki bilim kampı.

Araştırmacılar, bulguların yalnızca iklim değişikliğinin etkilerinin Dünya üzerindeki en yüksek noktalara ulaştığını doğrulamadığını, aynı zamanda karla kaplı yüzeylerin sağladığı kritik dengeyi de bozduğunu söyledi.

Mayewski, “Bu, muhtemelen dağlardaki insanların bulunduğu tüm dönemler boyunca, oralarda deneyimlenenlerden tam bir değişikliği ifade ediyor. Her şey çok hızlı oldu” diye konuştu.

Araştırma, buzulun buzu açığa çıktığında, çeyrek yüzyılda yaklaşık 55 metre buz kaybettiğini ortaya çıkardığını gösterdi. Buna göre kar yığınının altında kalan buzul, ağırlıklı olarak buza dönüşüyor ve bu değişim 1950’lerde başlamış olabilir.

Buza dönüşme, buzulun artık güneşten gelen ışınları yansıtamayacağını ve erimesini daha hızlı hale getireceği anlamına geliyor. Model simülasyonları, güneş ışınlarına aşırı maruz kalma nedeniyle, bu bölgedeki erime veya buharlaşmanın, kar örtüsü buza dönüştüğünde 20 kattan fazla hızlanabileceğini gösteriyor.

‘Everest’te olanlar Kutup ayıları gibi sembol olacak’

Bağıl nem seviyelerindeki düşüş ve daha güçlü rüzgarlar da erimenin hızlanmasındaki diğer faktörler. Buzullardan gelen suya bağımlı olanlar üzerindeki tüm etkilere ek olarak mevcut erime hızının, önümüzdeki yıllarda kar ve buz örtüsü daha da ince olacağından, Everest Dağı’ndaki keşifleri de zorlaştırması bekleniyor.

Mayewski, “Kutup ayıları, Kuzey Kutbu’nun ısınmasının ve deniz buzu kaybının ikonik sembolü olmuştu, Everest’te olanlar da bir başka ikonik çağrı ve sembol olacaktır” dedi.

8.440 rakımda en çok mikroplastik rekoru kırıldı

2019’da yapılan keşif gezisi ayrıca üç Guinness Dünya Rekoru kırdı: 8.020 metrede alınan en yüksek irtifa buz çekirdeği, 8.440 metre yükseklikte tespit edilen ve böylece karada bulunan; muhtemelen giysi veya çadırlardan gelen en yüksek irtifadaki mikroplastik ve deniz seviyesinden 8.430 metre yükseklikte kurulan karadaki en yüksek rakımlı meteoroloji istasyonu.

Kurulan istasyon, 8.000 metrenin üzerinde tehlikeli koşulları ve yaşamı sürdürmek için yeterli oksijenin bulunmayışı nedeniyle “ölüm bölgesi” olarak bilinen bölgeye kurulan ilk istasyon.

İBB’den Süleymaniye Camisi’nin önünde yükselen inşaat için durdurma istemi

İstanbul, Fatih, Demirtaş Mahallesi’nde bulunan tarihi Süleymaniye Camisi’nin önünde yükselen inşaat caminin silüetini bozduğu gerekçesiyle sosyal medyada gündem oldu. İnşaatın İlim Yayma Vakfı‘na ait olduğu ortaya çıktı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), bugün Süleymaniye Camii’nin önünde yükselen yurt binasındaki uygulamaların durdurulması için Koruma Bölge Kurulu’na başvurduğunu duyurdu. Koruma Bölge Kurulu’na başvuran İBB, yapı projesinin yürürlükteki imar planına ve yönetmeliğe aykırı olduğunu vurguladı.

Vakıf tarafından yapılan açıklamada “Yeni binamız Süleymaniye Camii’nin etrafının açılmasına ve camiinin daha iyi görünür olmasına katkı sağlayacaktır.” ifadeleri kullanıldı.

AKP’ye destek veren paylaşımlar yapan pek çok hesap inşaata tepki göstererek Cumhuriyet Halk Partili (CHP) İBB’yi hedef almıştı. Ancak inşaatın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın oğlu Bilal Erdoğan‘ın Mütevelli Heyeti Başkanı olduğu İlim Yayma Vakfı‘na ait olduğu ortaya çıktı.

Paylaşımlar silindi

İnşaat projesinin de bir önceki İBB yönetiminin iptal edilen İstanbul seçiminden sonra ve ikinci seçim yapılmadan hemen önce alelacele hazırlandığı ortaya çıktı. Bunlar ortaya çıkınca, söz konusu hesaplar yaptıkları paylaşımları sildi.

Tartışma yaratan projeye ilişkin sorularımı yanıtlayan İBB Genel sekreter yardımcısı Mahir Polat, projenin İBB tarafından 2019 yılının nisan arasında, yani iptal edilen İBB Başkanlık seçimi yenilenmeden hemen önce alelacele yapıldığına dikkat çekerek “Süleymaniye Camisi’nin silüetine etki ediyor. Garabet bu. Bütün izinleri alınmış olsa bile bunun yapılmaması lazım, bu binanın bir önce durması gerekiyor. Biz koruma kuruluna başvuracağız” dedi. Polat bütün kenti bu projenin karşısında olmaya çağırdı.

Söz konusu vakfa ait olduğu öğrenilen inşaat aşamasındaki projeyi koruma kurulu da 18 Temmuz-19 Eylül 2019 tarihli kararlarıyla onaylamış. Projenin 16 Nisan 2024’te bitmesi öngörülüyor.

Bina projesine tepki gösteren Mahir Polat inşaatın İlim Yayma Vakfı’na ait olduğunu belirterek “Proje Süleymaniye Camisi’nin silüetine etki ediyor. İzinli de olsa yapılmamalı. Dönemin AK Partili İBB’si tarafından Nisan 2019’da projelere yapılarak dönemin kurulunda onaylanmış. İki seçim arasında alelacele projesi ve kurul izinleri çıkarılıp inşaata başlanıyor. Süleymaniye gibi dünyanın bir numaralı Osmanlı mirası ve silüetine etki eden bir yeni yapıyla karşı karşıyayız” dedi.

İlim Yayma Vakfı: Süleymaniye’nin daha iyi görünür olmasını sağlayacak

İlim Yayma Vakfı ise tartışmanın büyümesi üzerine sosyal medya hesabından açıklama yayınladı. Binanın eski hali ve inşaata dair görsellerin de yayınlandığı açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Fetva Yokuşu‘nda bulunan Fetva Han ismi ile 50 yıldan fazla süredir han olarak işletilen yer, malikleri tarafından yurt olarak kullanılması şartı ile İlim Yayma Vakfı’na bağışlanmıştır. Bağışlanan binada deprem risk analizi yaptırılmış olup; binanın depreme dayanıklı olmadığı anlaşıldığından bina yıkılarak yeniden projelendirilmiş, yapılan proje Anıtlar Kurulu tarafından da onaylanmıştır.

Binanın eski ve yeni görsellerinden de anlaşılacağı üzere, tek kütle halinde, daha yüksek ve daha büyük bir bina yıkılarak yerine kademelendirilmiş, bölgenin tarihi siluetine uygun ve inşaat alanı daha küçük bir bina yapılmaktadır. Böylelikle yeni binamız Süleymaniye Camii’nin etrafının açılmasına ve camiinin daha iyi görünür olmasına katkı sağlayacaktır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

Metaverse’e test için giren kadın kullanıcı, ‘toplu sanal tecavüze’ uğradı

Facebook‘un yeni Metaverse sanal evren girişimi Meta, beklenmedik bir olayla sarsıldı. Meta’nın test kullanıcılarından olan bir kadın, programa girer girmez sanal ortamda bir çok erkek tarafından toplu tecavüze uğradığını ileri sürdü.Metaverse, holografik avatarlar ve video içeren gerçek hayatı simüle eden 3B sanal gerçekliği ifade ediyor. Bugünlerde yaygın bir kullanım haline gelen terimin  ilk olarak Neal Stephenson‘un 1992 bilim kurgu romanı Snow Crash‘d , sanal dünyalarda bir araya getirilmiş avatarları hayal ettiği yerde kullanıldığına inanılıyor .

Metaverse evreninde insanlar sanal gerçeklik kaskları, artırılmış gerçeklik gözlükleri, akıllı telefon uygulamaları gibi cihazlar kullanarak çalışıyor ve oyun oynuyor. Son dönemlerde, yine Metaverse üzerinden dünya kentlerinde arazi ve önemli yapıtlarla NFT dijital sanat eserlerinin alım -satımı ve sanal ticareti de yapılıyor.

Facebook, Instagram ve Whatsapp gibi uygulamaların çatı şirketi olan Meta’nın tepe yöneticisi Mark Zuckerberg yeni girişiminin kullanıcıların sadece ekrana bakmanın ötesine geçerek sanal bir gerçekliğe dalmaları olarak tanımlamıştı.

‘Girer girmez saldırıp fotoğrafımı çektiler’

Ancak Londra merkezli bir teknoloji firması olan Kabuni Ventures için Metaverse Research başkan yardımcısı olarak çalışan Nina Jane Patel adlı kadın, test kullanımı için girdiği Meta’da travmatik bir şok yaşadı.  Kendi blogunda olayı anlatan Patel, sanal ortama girdikten sonra 60 saniye içinde, önce orada bulunan erkeklerin sözlü cinsel tacizine, ardından diğer avatarların toplu tecavüzüne uğradığını ve fotoğraflarının çekildiğini aktardı.

“Güvenlik bariyerini çalıştırmaya bile vakit bulamadım, donup kaldım. Çok hızlı ve korkunç bir deneyimdi” diyen kadın, “Kaçmak istediğimde ‘hoşlanmamışsın gibi yapma’ diye bağırdılar. Her şey gerçek üstü gibiydi. Bir kabus yaşadım” ifadelerini kullandı.

Sanal gerçekliğinin temelde akıl ve vücudun gerçekle sanal tecrübeler arasındaki farkı anlayamaması üzerine tasarlandığını vurgulayan Patel “Bir anlamda fizyolojik ve psikolojik tepkim bunun gerçek hayatta gibi olduğu yönünde oldu” dedi

Meta: Blok kullanın

Olayın “kesinlikle bir talihsizlik” olduğunu belirten Meta Başkan Yardımcısı Vivek Sarma ise test kullanıcıların istemedikleri diğer kullanıcılarla etkileşime girmesini engelleyen blok özelliğini kullanmasını önerdi.

Sharma şirket olarak Meta’yı genel kullanıma açmadan önce iyileştirmeler yapmak istediklerini belirtti.

Bir yıl önce yalnızca davetlilerin katıldığı bir beta testinden sonra Meta, Horizon Worlds‘ü 9 Aralık’ta Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada‘da 18 yaş ve üstü herkese test için açılmıştı.

Uzunköprü’deki Adalet Anıtı yakıldı

Samsun‘da, dün Milli Mücadele‘nin simge eserlerinden, Atatürk Parkı‘ndaki Onur Anıtı’nın iki kişi tarafından halat bağlanarak çekilmeye çalışılması olayının ardından bir başka anıta daha saldırı gerçekleşti.

Edirne‘nin Uzunköprü ilçesinde bulunan Adalet Anıtı, kimliği belirsiz kişilerce ateşe verilerek yakıldı. Yangın büyümeden kontrol altına alınırken, anıtta zarar meydana geldi. Olay, saat 00.15 sıralarında Uzunköprü Adalet Meydanı‘nda meydana geldi. Kimliği belirsiz kişi ya da kişiler, meydanda bulunan Adalet Anıtı’nı ateşe verip kaçtı.

Anıtı yakan kişiler için çalışma başlatıldı

Alevleri görenlerin ihbarıyla olay yerine gelen itfaiye ekipleri, yangını söndürürken heykelde hasar meydana geldi. Polis, heykele saldırı düzenleyen kişi ya da kişileri yakalamak için çalışma başlattı.

Yakılan heykelin yanına gelen Uzunköprü Belediye Başkanı Özlem Becan, heykelin yandığı anlardaki görüntüleri de sosyal medya hesabından paylaşıp, “Bu gece kimliği belirsiz kişiler, Uzunköprü Adalet Meydanı’nda Adalet Anıtı’mızı yaktı. Olay yerindeyim, Nöbetteyiz. Adalet her karanlığı dağıtılır, yakılarak yok edilemez. Heykellere saldırmak onların temsil ettiği değerlere karşı duyulan korkunun göstergesidir. Fazlası değil” notunu paylaştı.
Anıtta incelemelerde bulunan Becan, provokasyonlara gelmeyeceklerini kaydetti.

Ne olmuştu?

Samsun‘da, dün Milli Mücadele‘nin simge eserlerinden, Atatürk Parkı‘ndaki Onur Anıtı’nın iki kişi tarafından saldırı gerçekleşmişti. Saldırıyı gerçekleştirdiği tespit edilen B.F. ve kuzeni C.F., emniyetteki sorgularının ardından adliyeye sevk edildi. Altı farklı suçtan çok sayıda kaydı bulunan kuzenler hakkında ‘Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret’ suçundan soruşturma başlatıldı. Emniyetteki sorgularının ardından iki şüpheli adliyeye sevk edildi. Şüpheliler hakkında ‘Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret’ suçundan soruşturma başlatıldı

Migros depo işçileri iş bırakma eyleminde vatandaşa seslendi: Yanımızda olun

Migros’un İstanbul Esenyurt’taki deposunda çalışan Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası (DGD) üyesi işçiler daha insanca koşullarda yaşamak için başlattıkları iş bırakma eyleminin ikinci gününde.

450 işçinin katıldığı eylemde “Hakkımızı istiyoruz” şeklinde slogan atılıyor. İşçiler Twitter’da da #MigrosDepoyaSesVer ve #MigrosDepoAyakta etiketleriyle taleplerini paylaşıyor.

Migros marketler grubunda taşeron firmada çalışan işçiler, yapılan zammı yeterli bulmayarak iş bırakma eylemi başlattı. Zor koşullar altında çalıştıklarını ve emeklerinin karşılığını alamadıklarını dile getiren işçiler, bir araya gelip sloganlar atarak yapılan zammı protesto etti.

Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası kamuoyunu 14.00’da Esenyurt Migros Depo önünde iş bırakan depo örgütleriyle dayanışmaya çağırdı.

‘Hakkımızı istiyoruz’

İHA’nın aktardığına göre; depoda çalışan Bekir Gök çalışma şartlarının zorluğundan bahsederek “Migros’un deposunda taşeron firmaya bağlı çalışıyoruz. Bize asgari ücreti dayatmaya çalışıyorlar. Biz hamallık yapıyoruz vatandaş marketten 1 tane yağ alınca zorlanıyor biz kolilerce taşıyoruz. Biz bu çalışmayı asgari ücrete yapmayacağımızı belirttik ancak onlar kabul etmedi. Şu an burada iş durmuş durumda biz hakkımızı istiyoruz” diye konuştu.