Ana Sayfa Blog Sayfa 1040

WWF: Plastik çöp krizini çözmek için son şans

Plastik kirliliği katlanarak artan bir hızla dünya genelinde tüm denizlere yayıldı. Kutuplardan en ücra adalara, deniz yüzeyinden en derin okyanus çukuruna kadar plastik kirliliği ile karşı karşıyayız. Her yıl 19 ila 23 milyon ton arasında plastik atığın denizlerimize karıştığı tahmin ediliyor. Bu atıklar büyük ölçüde denizel kirliliğinin yüzde 60’ından fazlasını oluşturan tek kullanımlık plastiklerden kaynaklanıyor. Denizlerdeki mikroplastik kirliliğinin yaratacağı ekolojik risklerin 21. yüzyılın sonuna kadar daha da ciddi ölçüde artması bekleniyor.

Araştırmalar Grönland’ın iki katından daha büyük bir alanda kirlilik eşiklerinin aşılacağını gösteriyor. Plastik üretiminin 2040 yılına kadar iki kattan fazla, denizlerdeki plastik kirliliğinin ise üç kat artması bekleniyor. Bu durum 2050 yılına kadar denizlere karışan makroplastik miktarında dört kat; 2100 yılına kadar mikroplastiklerde 50 kat artışa yol açabilir.

Plastik kirliliğinde eşik değer aşıldı

Alfred Wegener Kutup ve Deniz Araştırmaları Enstitüsü tarafından WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) için hazırlanan “Denizlerdeki Plastik Kirliliğinin Denizel Türler, Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistemler Üzerindeki Etkileri” raporu, mikroplastik kirliliğinin yaratacağı ekolojik riskleri ortaya koyuyor. Rapora göre Akdeniz, Doğu Çin Denizi ve Sarı Deniz‘in de aralarında olduğu kritik önemdeki birçok denizde, plastik kirliliği canlı yaşamı için tehlikeli olabilecek eşik değerleri aşmış durumda. Rapor, mikroplastik kirliliğinin ekolojik olarak tehlike eşiklerini aşarak türler ve ekosistemler üzerinde popülasyonların azalması da dahil olmak üzere olumsuz etkilere yol açabileceğini gösteriyor.

Raporun temel bulguları şöyle:

  • Bugüne kadar 2144 türün doğal ortamlarında plastik kirliliğine maruz kaldığı saptandı.
  • Besin zincirinin en tepesindeki yırtıcılardan başlayarak planktonlara kadar her türlü deniz canlısı plastik yutuyor.
  • 297 türde gözlemlenebilir etkiler incelendi; %88’inin olumsuz etkilendiği görüldü.
  • Deniz kuşlarının %90’ının ve deniz kaplumbağalarının %52’sinin plastik yuttukları tahmin ediliyor.
  • Plastik kirliliğinin ölçeği, denizel türler ve ekosistem üzerindeki etkiler farklılıklar gösterebiliyor: Plastikler, canlılara dolanıp hareketlerini kısıtlayarak, yutularak, canlıların yaşam alanlarını örtüp solunumlarını engelleyerek ve üzerlerindeki kimyasalların çözünerek denizlere karışması yoluyla biyolojik yaşama zarar veriyor. Plastik çöpler deniz hayvanlarında içsel ve dışsal yaralanmalara ve ölüme yol açabiliyor ve canlıların hareket kabiliyetini ve büyümelerini kısıtlayabiliyor. Ayrıca organizmaların besin almalarını güçleştirebiliyor, bağışıklık sistemlerini ve üreme kabiliyetlerini azaltabiliyor.
  • Plastik atıklar diğer ekolojik hizmetlerinin yanı sıra birçok kıyı topluluğuna gıda güvenliği ve su taşkınlarına karşı koruma sağlayan mangrovların karmaşık kök sistemlerinde sıkışıp kalıyor ve bitkilerin büyümesini engelliyor.
  • Plastik kirliliği, iklim değişikliği nedeniyle tehdit altındaki mercanlar için ek bir tehlike oluşturuyor. Plastik atıklar denizel biyolojik çeşitlilik için eşsiz değere sahip resiflere takılı kalarak, mercanların boğulmasına, kırılmasına ve aşınmasına hatta bazen tüm resif sisteminin ölümüne neden oluyor.  Mercanlar mikroplastik taneciklerini sindirdiklerinde ortak yaşam sürdükleri algler üzerinde de olumsuz sonuçlar ortaya çıkıyor.
Fotoğraf: Caroline Power

‘Başarısız olma lüksümüz yok’

Raporun yazarlarından Alfred Wegener Enstitüsü Helmholtz Kutup ve Deniz Araştırmaları Merkezi mensubu bilim insanı Mine Tekman, çalışmalarıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bilimsel çalışmalar her boyutta plastiğin canlıların vücutlarına girdiğini ve bunun olumsuz etkileri olduğunu doğruluyor. Özellikle Akdeniz, dünyada en fazla kirletilen denizler arasında yer alıyor. Araştırmalar tehlike altındaki Akdeniz foku, orkinos, kılıç balığı, ispermeçet balinası ve pamuk balıklarına ev sahipliği yapan Akdeniz’de bu türlerin plastik yuttuklarını ortaya koyuyor.  Ege Denizi’ndeki ispermeçet balinalarının %60’ının plastik yuttuğu tahmin ediliyor. Artık tüm dünyanın, kişisel tüketim tercihlerini sorgulaması gerekiyor. İklim krizini yönetmekte başarısız kaldık, plastik çöp krizini çözmek için hala şansımız var ve bu konuda başarısız olma lüksümüz yok.”

Bugün, denizlerde yaşayan neredeyse tüm canlı türlerinde plastik kirliliğinin etkileri tespit edilirken, plastik kirliliği dünyanın en önemli denizel ekosistemlerinden mercan resifleri ve mangrovlar için de ciddi tehdit oluşturuyor. Plastik kirliliğinin yarattığı olumsuzluklar, aşırı avlanma, küresel ısınma, ötrofikasyon gibi diğer risklerle bir araya geldiğinde daha da şiddetleniyor. Bu durum hâlihazırda plastik kirliliği tehdidi altında olan bölgelerde yaşayan Akdeniz foku ve ispermeçet balinaları gibi türlerin popülasyonlarının devamlılığını tehdit edecek ek bir tehdit oluşturuyor. Plastiğin kalıcı bir yapıya sahip olması nedeniyle plastik üretimimizi ve kullanımımızı durdurmazsak, denizel besin zincirindeki mikroplastik ve nanoplastik birikiminin tehlikeli seviyelere ulaşacağı öngörülüyor.

Fotoğraf: Steve -De Neef/ National Geographic

WWF’den Küresel Sözleşme çağrısı

Deniz yaşamına yönelik bu yaygın ve giderek artan tehdit, dünya liderlerinin, Şubat sonunda düzenlenecek BM Çevre Asamblesi’nde  (UNEA-5) denizlerdeki plastik kirliliğini durduracak, küresel ölçekte yeni bir BM Sözleşmesi’ni kabul etmesi ile önlenebilir. Uluslararası düzeyde ve yasal bağlayıcılığı olan bir sözleşme için baskılar artıyor. Dünya genelinde 2 milyondan fazla kişi WWF’in çağrısına imza atarken, 100’den fazla küresel şirket, 700’den fazla sivil toplum kuruluşu ve BM üyesi ülkelerin 4’te 3’ünden fazlasını oluşturan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 156 ülke de bu çağrıya destek verdi.

“Denizlerdeki Plastik Kirliliğinin Denizel Türler, Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistemler Üzerindeki Etkileri” raporunun Türkçe Yönetici Özeti’ne buradan ulaşabilirsiniz.

TMMOB Mimarlar Odası’nda TİS süreci tıkandı: İnsanca yaşamak istiyoruz

TMMOB Mimarlar Odası Genel Merkez, Şube ve Temsilcilik çalışanlarının Tez-Koop-İş Sendikası’nda örgütlenmesinin ardından Ağustos ayında çoğunluğu sağlayan Tez-Koop-İş Sendikası ile TMMOB Mimarlar Odası arasında 8 Kasım 2021 tarihinde başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamadı ve arabulucu süreci başladı. Görüşmelerde Mimarlar Odası yönetimi, idari maddelerin tamamına yakınını reddederken ücret maddelerine ilişkin teklifi de kabul etmedi.

1954’te kurulan TMMOB Mimarlar Odası’nın, mimarların haklarını ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla toplum yararını gözeterek çalışmalarını sürdüren bir meslek örgütü olarak geçmişten bugüne büyüyerek gelen mücadele geleneğine sahip olduğunu belirten Oda çalışanları, bu geleneğin dürüst ve adil bir biçimde sürdürülmesi gerektiğini savunuyor. Çalışanlar, süreç daha fazla uzamadan sendika ile Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu arasında anlaşma sağlanmasını bekliyor. Anlaşma sağlanamaması halinde ise Mimarlar Odası’nda yasal olarak grev sürecinin önü açılıyor.

Ne olmuştu?

Oda çalışanları; zaman içinde artan iş yüküyle birlikte çalışma şartlarının ağırlaşması, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ortamında geçim sıkıntısı çekilmesi, kazanılmış hakların erimesi, haksız ve keyfi işten çıkarmalar, değişen yönetimlerin çalışma koşullarında farklı uygulamalar ortaya koyması nedenleriyle bir örgütlenme çalışması başlattı.

Tez-Koop-İş Sendikası altında örgütlenen çalışanların çoğunluğu sağlamasıyla toplu iş sözleşmesi yetkisi elde edildi. Böylece 8 Kasım 2021 tarihinde sendika ile Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu arasında TİS görüşmeleri başlamış oldu. Görüşmeler sürerken Mimarlar Odası yönetimi sendikaya bir yazı göndererek, Oda’da çalışan işyeri sendika temsilcilerinin yetki belgelerine itiraz etti ve TİS toplantılarının, sendika işyeri temsilcilerinin katılımına kapalı olarak gerçekleştirilmesini talep etti. Ayrıca Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu; muhasebe ve bilgi işlem çalışanları ile tüm mimar çalışanların kapsam dışında tutulmasını önerdi, sözleşmede yer alan idari maddeleri ve ücret düzenlemesini kabul etmedi, toplu sözleşme görüşme masasında çalışanlara yüzde 0 zam teklif etti.

Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu tarafından kabul edilmeyen sözleşme teklifinde; çalışma saatlerine, fazla çalışma ve tatil ücretlerine ilişkin düzenlemeler, Covid-19 salgını boyunca çalışanlara maske ve dezenfektan temin edilmesi gibi iş güvenliğini kapsayan düzenlemeler, işyerinde mobbingi önlemeye dönük düzenlemeler, yol ve yemek ücreti, sosyal yardım ve ikramiye düzenlemeleri, kadın çalışanlara 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü izni ve regl izni gibi, çalışanların haklarını koruyucu ve güçlendirici hükümler yer alıyor. Bu hükümler meslek odalarında, sendikalarda, barolarda imzalanmış olan sözleşmelerin neredeyse tamamında yer alıyor.

Görüşmeler hangi aşamada?

Sendika ile Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu arasında yapılan görüşmelerin tıkanması üzerine üçüncü oturumda uyuşmazlık tutanağı tutularak arabulucu aşamasına geçildi.

Bu sırada Mimarlar Odası, çalışanlarına gönderdiği bir kararda, sendika görüşmeleri nedeniyle 2022 yılını kapsayan maaş artışlarının şubat ayı sonuna kadar yapılamayacağı, konu ile ilgili çalışma yürütüldüğü yönünde bir bilgilendirmede bulundu. Bu durum çalışanlar tarafından, sendika gerekçe gösterilerek çalışanlar üzerinde baskı kurmaya ve sendikasızlaştırmaya dönük bir girişim olarak değerlendirildi.

Sendika üyesi çalışanlar, sendikalaşma süreci içerisinde iş barışını tesis etmekten uzak yaklaşımların geliştiğini ifade ederken, yöneticilerin “Mimarlar Odası’nın bir işyeri ya da fabrika olmadığı” argümanıyla sendikal örgütlenmelerinin sorgulandığını belirtti.

Öte yandan çalışanlar Tez-Koop-iş Sendikası’nın; Makine Mühendisleri Odası, Elektrik Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası gibi TMMOB’a bağlı pek çok odanın yanı sıra baro, Tabip Odası gibi diğer meslek örgütlerinde de toplu sözleşme yaptığına; Mimarlar Odası’nın bu anlayışının ise sınıfsal yaklaşımdan uzak olduğuna dikkat çekiyor.

Oda çalışanları; Mimarlar Odası’nın, şube ve temsilciliklerinde ortalama asgari ücret seviyesinde uygulamakta olduğu ücret politikasından vazgeçmesi, artan enflasyonla birlikte alım gücünde yaşanan büyük erimeye karşı insanca yaşama koşullarını sağlayacak bir ücret artışı gerçekleştirmesi, iş barışının tesis edilmesine yönelik çalışma koşullarının iyileştirilmesi taleplerini, toplu iş sözleşmesiyle kalıcı olarak güvence altına almayı hedeflediklerini belirtiyorlar.

 

Apple, Amazon, Google gibi büyük şirketler, belirledikleri iklim hedeflerine uymuyor

Dünyanın en büyük şirketleri, kendi belirledikleri iklim hedeflerine uymuyor, bu hedeflere yönelik çalışmalarını ise abartılı şekilde sunuyor.

Yeni İklim Enstitüsü ve Karbon Piyasalarını İnceleme adlı sivil toplum kuruluşlarının incelediği 25 şirketin arasında Google, Amazon, Ikea, Apple ve Nestle de bulunuyor.

BBC‘nin aktardığına göre, bu şirketlerin net sıfır karbon hedeflerine ulaşmak ve sera gazı emisyonlarını azaltmak için kamuoyuna duyurdukları iklim stratejilerini inceleyen çalışma, şirketlerin büyük çoğunluğunun iklim krizinin gerektirdiği yeni çalışma koşullarına ve yöntemlerine yeterince hızlı şekilde adapte olamadığını öne sürüyor.

Toplam emisyonun yüzde 5’inden sorumlular

Raporda yer alan şirketlerden bazıları BBC’ye araştırmanın yöntemlerini doğru bulmadıklarını, aslında iklim krizinin etkileriyle mücadele etmekte önemli yol kat ettiklerini belirtti.

Tüketiciler, dünyadaki en büyük şirketlerin iklim kriziyle mücadelede ön sırada olmasını bekliyor ve daha ‘yeşil’ olmasını talep ediyor. Ancak bu çalışmanın bulgularına göre incelenen 25 şirket, küresel sera gazı emisyonunun tamamının yüzde 5’inden sorumlu.

Kurumsal İklim Sorumluluğu başlıklı çalışmaya göre bu dev şirketlerin karbon ayak izleri de çok büyük.

Araştırmanın baş yazarı Thomas Day, ekibinin ilk etapta kurumsal şirketler arasında iklim krizi ile mücadelede iyi örnekleri tespit etmek için yola çıktığını, ancak inceledikleri şirketlerin sözleri ve hareketleri arasındaki tutarsızlıkları görünce hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi.

Amazon’dan araştırmaya yönelik değerlendirmede, “İklim krizinin çok ciddi bir sorun olduğunun ve acilen harekete geçmemiz gerektiğinin farkındayız. Bunu göz önünde bulundurarak iklim hedeflerimizi belirledik. 2040 yılına kadar net sıfır karbon hedefimize ulaşmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” denildi. 

Nestle ise, “Taahhütlerimiz ve çalışmalarımızın incelenmesine sıcak bakıyoruz ama Yeni İklim Enstitüsü’nün çalışmasında yanlışlıklar var, aynı zamanda bizim konuya yaklaşımımızı yansıtmıyor” ifadesini kullandı.

Hiçbir şirket yüksek puan alamadı

Uzmanlar, tüm dünyanın 2050 yılına kadar sıcaklık artışını durdurmak için net sıfır karbon hedefine ulaşması gerektiğini vurguluyor. Bunu başarmak için atmosfere salınan sera gazını ciddi miktarda azaltmak gerekiyor.

Şirketler ise kendi iklim hedeflerini kendi belirliyor ve uygulamaya koyuyor. Google, 2030 yılına kadar ‘karbonsuz’ olmayı taahhüt ederken Ikea, 2030’a kadar ‘iklim pozitif’ olacağını öne sürüyor.

Çalışmada incelenen her şirkete bir ‘dürüstlük’ puanı verildi. Bazı şirketlerin iklim hedefleri doğrultusunda performanslarının diğerlerinden daha iyi olduğu tespit edildi. Ancak hiçbir şirkete yüksek puan verilmedi.

Puanlama kriterlerinden bazıları karbon salım figürlerinin yayımlanması, karbon salım kaynaklarının belirlenmesi ve bütün bu bilgilerin anlaşılabilir bir şekilde sunulması şeklinde belirlendi. Araştırma, şirketlerin iklim hedeflerinin uygulanması durumunda karbon emisyonlarının yalnızca yüzde 40 civarında düşeceğini, yani hiçbir zaman ‘net sıfıra’ ulaşılamayacaklarını tespit etti.

İncelenen 25 şirketten sadece üçünün karbon salımlarını düşürmek konusunda ciddi olduğu belirtiliyor. Bu şirketler Maersk, Vodafone ve Deutsche Telekom.

Hırslı taahhütler yetersiz kalıyor

Çalışmada, şirketlerin iklim hedefleri konusunda kullandıkları dilin uygun olmadığı da belirtiliyor. “Şirketlerin hırslı taahhütleri artık yetersiz kalıyor” diye konuşan Day, kullanıcılarının şirketlerin iklim hedeflerine ne kadar uyduğunu anlamakta zorlanacağına dikkat çekiyor, bilgi ve verilerin çok karışık olduğunu belirtiyor.

Day, bazı karbon salımı verilerinin şirketin doğrudan operasyonlarından değil de kullanıcıların tüketiminden kaynaklandığını, şirketlerin bu yönde sunduğu iklim hedeflerinde eksiklikler olduğunu söylüyor. Rapora göre Apple’ın karbon ayak izinin yüzde 70’i tüketicilerin kullanımından kaynaklanıyor.

Orman yangınlarıyla mücadele bütçesi 2.7 milyar TL düşürüldü

CHP Muğla Milletvekili Av. Burak Erbay, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Orman Genel Müdürlüğü’nün, 2021 yılında 8,1 milyar TL olan orman yangınlarıyla mücadele bütçesinin 2022 yılında 5,4 milyar TL’ye düşürüldüğünü duyurdu.

Erbay, “Her yıl binlerce hektar ormanlık alan, yaban hayatı ve ekosistem yok oluyor. Ancak Orman Bakanlığı 2021 yılında 8,1 milyar TL olan orman yangınlarıyla mücadele bütçesini 2022 yılında 5.4 milyar TL’ye düşürüyor. Bakanlık açıkça orman yangınlarıyla mücadele etmeyeceğiz diyor. İşte AKP’nin ormanlarımıza verdiği değer budur” dedi.

AKP’nin ormana, doğaya bakışı

Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Orman Genel Müdürlüğü’nün 2022 Yılı Performans Programı açıklandı. Programda dikkat çeken konulardan bir tanesi de 2022 yılında orman yangınları ile mücadeleye ayrılan bütçenin düşürülmesi oldu.

Orman Genel Müdürlüğü, 2021 yılında 8,1 milyar TL olan orman yangınlarıyla mücadele bütçesini bu yıl 5,4 milyar TL’ye düşürdü.

Orman yangınları ile mücadele bütçesinin düşürülmesinin AKP’nin ormana, doğaya bakışının bir göstergesi olduğunu söyleyen CHP’li Erbay, Tarım Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye seslenerek, “Bu bütçe neden düşürülmüştür, bu paralar nereye harcanacaktır?” diye sordu.

Türkiye genelinde geçen yıl çok büyük yangın felaketleri ile karşılaşıldığını hatırlatan Erbay, orman personelinin, gönüllülerin, belediye personelinin bu yangınları söndürmek için büyük bir mücadele verdiğini belirterek, “Ancak bu mücadele yeterli değildir. Devletin yangın söndürme çalışmaları için yeterli kaynağı ayırması ve gerekli hazırlıkları yapması gerekmektedir” şeklinde konuştu.

Erbay şunları söyledi:

Bu bütçeyle bu ormanlar nasıl korunacak?

2021 yılında orman yangınları ile mücadeleye 2021 yılında 6 milyar 837 milyon olarak açıklanmış ancak yıl sonunda toplam 8 milyar TL para harcanmıştır. Bu sene ise bu bütçe 5 milyar 407 milyon olarak belirlenmiştir. Orman Bakanına soruyorum, geçen yıl 8 milyar harcanmışken bu yıl neden 5 milyar 407 milyona düşürülmüştür? Bu bütçeyle bu yangınları nasıl engelleyeceğiz?

Orman yangınlarıyla mücadelenin yolu hava filosu kurmaktır

Defalarca söyledik. Orman yangınlarıyla en etkili yöntemlerden birisi havadan müdahaledir. Ancak 2022 yılı için hala bir çalışma yapılmadı. Uçak kiralayarak, helikopter kiralayarak bu soruna köklü çözüm üretemeyiz. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi satın alma yoluyla bir an önce kendi hava filomuzu kurmamız gerekiyor. Ancak Bakanlık hala kiralama yapmakla ilgili açıklamalar yapıyor. Vakit daralıyor. Yangın sezonu başlayacak. Bir an önce gerekli hazırlıklar yapılmalıdır.”

Nükleer enerjiye karşı çıkmanın ilk 35 nedeni

Dr. Ümit Şahin’in nükleer enerjinin sakıncaları ve buna karşı çıkmanın nedenleri üzerine 25 Mart 2010 tarihli Yeşil Gazete makalesini; enerji krizi, AB’nin nükleer enerjiyi ‘düşük karbonlu’ olarak tanımlayıp yatırımlara yeşil ışık yakması ve Türkiye’deki nükleer santral tartışmaları üzerine yeniden yayımlıyoruz.

*

Politik gerekçeler

  1. Nükleer santrallar, endüstriyalizmin ve yüksek teknolojiye tapınmanın en uç noktalarından birini temsil eder.
  2. Aşırı enerji tüketimine ve büyük miktarlarda enerji akışına olan bağımlılığı arttırır, enerji yoğunluğunun düşürülmesi girişimlerini baltalar.
  3. Tüketim toplumunu, enerji israfını ve kullan at mantığını seçeneksiz hale getirir.
  4. Nükleer silahlanmayla ve savaşlarla bire bir ilişkisi vardır, askeri ya da sivil reaktörlerin bazı tipleri nükleer silah hammaddesi üretir.
  5. Uluslararası güç dengelerinde barışçıl olmayan stratejik bir silah olarak kullanılır.
  6. Merkezi denetimi zorunlu kıldığı için enerji üretiminde ve dağıtımında merkezileşmeye neden olur.
  7. Yapımına antidemokratik süreçlerle, merkezi olarak ve kamuoyunda özgürce tartışılmasına izin verilmeden karar verilir; aynı şekilde yapılır ve işletilir.
  8. Toplumu ikna etmek için beyin yıkama/rıza yaratma kampanyalarını kullanır.
  9. Şeffaf değildir, yatırım kararından silah yapımına, kazalardan atıklara kadar her aşamada gizlilik esastır.
  10. Teknolojiyi elinde tutan, denetleyen ve dağıtan hegemonik devletlerin gücünü ve bu ülkelere olan bağımlılığı arttırır.
  11. Teknokrasinin ve uzmanların egemenliğindeki toplumsal ve ekonomik düzeni pekiştirir.
  12. Sabotajlara karşı korunma adına asker ve polis denetimini meşrulaştırır.
  13. Özellikle yatırım aşamasında büyük rüşvetler döner.
  14. Enerji verimliliğine ve yenilenebilir enerjiye dayalı bir ekonomiye geçişin önünde engel oluşturur.
  15. İklim değişikliğinin çözümü için asıl yapılması gerekenlere karşı kalkan olarak kullanılır.
  16. Toplumda “her şeye kadir canavar ‘nükleer teknoloji’ karşısında kalıcı ruhsal hasar” oluşturur (F. Hundertwasser, 1979).
  17. Enerjiyle ilgili araştırma bütçelerinin büyük bölümü yenilenebilir kaynaklar yerine nükleer enerjiye harcanır.
  18. Toplumda nükleer teknolojiye karşı olağanüstü bir güvensizlik mevcuttur.

Nükleer enerji üretimindeki sakıncalar

19. Teknolojisi, yapım, inşaat ve güvenlik maliyetleri çok yüksektir.
20. Riski çok büyük olduğu için sigortalanamaz ve finansal riski kamuya yüklenir.
21. Yapım süresi çok uzundur, büyük gecikmeler yaşanır ve zamanında bitmez. Geri ödeme süresi çok uzundur.
22. Uranyum madenciliği ve yakıt üretimi/zenginleştirme aşamalarında sürdürülebilir olmayan kaynak bağımlılığı yaratır.
23. İşletim ömrü 40 yıl kadardır ve bu aşamadan sonra devreye giren söküm maliyetleri çok yüksektir.
24. Yüksek düzeyde uzman iş gücü kullanır, yerel ve ulusal düzeyde anlamlı istihdam yaratmaz (kaza sonrası temizlik işleri hariç).
25. Enerji üretimi verimsizdir (soğutma sırasında büyük miktarda enerji kaybı olduğu için üretilen net enerji miktarı düşüktür).
26. Arızalarda üretim çok uzun süre durur, santral atıl hale gelir.

Nükleer enerji üretiminin riskleri ve tehlikeleri

  1. Kazalardan kaçınılamaz, tasarım kusurları, yıpranma, mekanik ve insani hatalar nedeniyle kaza olasılığı yapısaldır. “Yeni” diye pazarlanmaya çalışılan modeller için başka bir deneme olanağı olmadığı için toplum “kobay” olarak kullanılır. Kaza ve sızıntılar, yüksek toplumsal maliyete yol açar ve sınır tanımaz.
  2. Normal işleyişi sırasında fark edilmeyen sızıntılar nedeniyle çevresinde radyoaktif kirlilik yaratır.
  3. Yüz binlerce yıl radyoaktif kalan atıkların zararsız hale getirilmesi mümkün değildir.
  4. Çeşitli şekillerde yarattığı radyoaktif kirlilik hastalıklara, hayvan ve bitkilerde mutasyonlara yol açar.
  5. Sabotajlara açıktır.
  6. Deprem sırasında kaza riski ortaya çıkar. Fay hatları yakınına reaktör kurulması ekstra risk yaratır.
  7. Sel ve tayfun gibi meteorolojik afetlerde kaza riski ortaya çıkar.
  8. Soğutma suyunun geri verilmesi sırasında nehirlerin, göllerin ve denizin ısıl kirlenmesine neden olur ve sudaki canlı yaşama zarar verir. Küresel ısınmaya bağlı olarak suların aşırı ısındığı dönemlerde soğutma işlemi tehlikeye girer.
  9. Kapanan santrallar uzun süren söküm aşamasında nükleer atık haline gelir.

Meteorolojiden sağanak yağış ve kar uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son değerlendirmelere göre; ülkemiz genelinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı Karadeniz, Doğu Anadolu (Kars, Ardahan, Iğdır ve Van dışında), Güneydoğu Anadolu ile Samsun, Amasya, Tokat, Bayburt ve Çorum çevrelerinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Ege ve Akdeniz kıyıları ile Güneydoğu Anadolu’da yağmur ve sağanak, yağış alan diğer yerlerde karla karışık yağmur ve kar şeklinde görülecek olan yağışların; Marmara, Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu’nun batısı, Batı Karadeniz (Sinop dışında) ile Nevşehir, Niğde, Mersin, Adana ve Osmaniye çevrelerinde yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor.

Karadeniz’in iç ve yüksek kesimleri ile Doğu Anadolu’da yüksek kar örtüsüne sahip eğimli bölgelerde çığ riski bulunuyor. İç ve doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı ile birlikte yer yer pus ve sis görüleceği tahmin ediliyor.

Meteorolojiden vatandaşlara uyarı

Aynı zamanda genellikle yağmur ve sağanak şeklinde başlayacak yağışların zamanla rüzgarın yönünün kuzeye dönmesiyle birlikte karla karışık yağmur ve kar yağışına dönüşeceği, yüksek kesimlerde kuvvetli kar, Bursa çevreleri ile Sakarya‘nın güneyinde yer yer yoğun kar şeklinde olacağı tahmin ediliyor. Kuvvetli yağışların bölgenin batısında öğle saatlerinden sonra, doğusunda da akşam saatlerinde etkisini kaybedeceği tahmin ediliyor.

Yağmur ve sağanak şeklinde başlayacak yağışların sabah saatlerinden itibaren rüzgarın kuzeye dönmesiyle birlikte Kırklareli çevrelerinde kuvvetli karla karışık yağmur ve kar, şehrin kuzey ve yüksek kesimlerinde kuvvetli kar (10-20 santimetre) şeklinde olacağı tahmin ediliyor.

Açıklamada, ani sel, su baskını, kar yağışı alan yerlerde buzlanma ve don ile ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.

Yağış uyarısı

Yağışların; Marmara, Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu’nun batısı, Batı Karadeniz (Sinop dışında) ile Nevşehir, Niğde, Mersin, Adana ve Osmaniye çevrelerinde yerel olarak kuvvetli olması beklendiğinden meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı sel, su baskını, ulaşımda aksamalar, kuvvetli rüzgar vb. dikkatli ve tedbirli olunması gerektiği yönünde uyarı yapılıyor.

Kuvvetli rüzgar uyarısı

Meteoroloji, rüzgarın güney yönlerden, öğle saatlerinden itibaren Marmara ve Kıyı Ege’de kuzey yönlerden, Marmara, Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu ile Karadeniz’in iç kesimlerinde kuvvetli ve yer yer fırtına şeklinde (50-80 km/saat) esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı ulaşımda aksamalar, soba ve doğalgaz kaynaklı zehirlenmeler, çatı uçması gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması uyarısında bulunuyor.

Çığ tehlikesi uyarısı

Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun yüksek kar örtüsünün bulunduğu eğimli yamaçlarda çığ riski olmasından dolayı meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerektiği belirtiliyor.

Buzlanma ve don uyarısı

Sabah ve gece saatlerinde iç ve doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı ile birlikte yer yer pus ve sis hadisesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.

Açıklamada ağaç ve direk devrilmesi, çatı uçması, soba ve baca gazı zehirlenmeleri ile ulaşımda aksamalara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.

Türkiye’de basın özgürlüğü ihlalleri: Bir ayda 45 gazeteci hakim karşısına çıktı

2022’nin ilk ayında 45 gazeteci hakim karşısına çıktı. Gazetecilerin yeni yılı hapis cezası, gözaltı, tehdit ve engellemelerle başladı.

Türkiye’de basın özgürlüğü sekteye uğramaya devam ediyor. 2022’nin ilk ayında 45 gazeteci hakim karşısına çıkarken RTÜK, Tele 1 ve Fox TV’ye ağır cezalar verdi. Ocak 2022’de aynı zamanda haberlere ve haber sitelerine erişim engeli getirilmeye devam edildi.

Basın özgürlüğü ihlallerini her ay ‘Basın Özgürlüğü Raporu’ adı altında açıklayan Cumhuriyet Halk Partisi’nden Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer Ocak 2022 Basın Özgürlüğü Raporu’nu paylaştı.

Müebbet hapis

Rapora göre; Ocak ayında en az 45 gazeteci hakim karşısına çıktı. Gazeteciler Rojhat Doğru müebbet hapis, Elif Çetiner ise 1 yıl, 8 ay, 4 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Üniversite öğrencisi Enes Kara’nın baskılar sonucunda tarikat yurdunda intihar edişini haberleştiren Elazığ Günışığı Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Faik Akgün işsiz bırakıldı. Haberi yayından kaldırılan Akgün, çok sayıda tehdit telefonu aldığını duyurdu. Kara hakkındaki 17 habere erişim engeli getirildi.

Sedef Kabaş

Öte yandan Tele 1’de yayınlanan Uğur Dündar’ın sunduğu ‘Demokrasi Arenası’ programındaki ifadeleri nedeniyle hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret (TCK299)” iddiasıyla soruşturma açılan Gazeteci Sedef Kabaş, sabaha karşı gözaltına alındı. Hakkında isnat edilen suçtan hüküm giyse dahi cezaevinde kalması gerekmeyen Kabaş, kaçma tehlikesi var gerekçesiyle tutuklandı.

RTÜK’ten ağır yaptırımlar ve para cezaları

RTÜK müzik yayını yapan kanallara Sezen Aksu’nun “Şahane Bir Şey Yaşamak” adlı şarkısını yayınlamaları durumunda ağır yaptırımlarla karşılaşabilecekleri uyarısında bulundu. RTÜK sunucu Selçuk Tepeli’nin yorumu nedeniyle Fox TV’ye para cezası, Tele1’de de konuk gazeteci Sedef Kabaş’ın ifadeleri nedeniyle 5 kez program durdurma ve idari para cezası verdi.

Tehdit, erişim engeli ve gözaltılar

Sedef Kabaş’ın hakkında tutuklama kararı veren hakimin kıdemsiz olduğunu haberleştiren DW-Türkçe Muhabiri Alican Uludağ sosyal medyada tehdit edildi.

Ferhat Çelik

Mezopotamya Ajansı Yazı İşleri Müdürü Ferhat Çelik, bir günde iki kez gözaltına alındı. Etkin Haber Ajansı’nın internet sitesine erişim 1 ayda 3 kez engellendi. Yeni Yaşam, Gazete Alınteri gibi internet sitelerinin de aralarında bulunduğu 8 web sitesine erişim tümüyle engellendi. Radyo dinleme platformu Radio Garden erişime engellenen kanallar arasında yer aldı.

Kur artışıyla 32 yıllık dergi yayın hayatına ara verdi

Dövizdeki kur artışının ardından basım ve yayın dünyasında yaşanan kriz edebiyat dergilerini vurmaya başladı. Türk edebiyatının köklü yayınlarından Dergah dergisi ekonomik sıkıntılar ve kağıt tedarikinde yaşanan zorluklar nedeniyle 32 yıllık yayın hayatına ara verdi.

‘Toplum değerlerine aykırı’

Türkiye’de gazete ve televizyonlar üzerindeki mevcut baskı ve sansür uygulamalarına, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ‘Basın ve Yayım Faaliyetleri’ başlığıyla yayımlanan genelge ile bir yenisi daha eklendi. ‘Toplumun değerlerine aykırı’, ‘mili ve manevi değerlerimize uymayan’, ‘tehdit ve tehlikeli’ gibi soyut gerekçeler ile iktidar yanlısı yayın yapmayan televizyon kanallarına yeni cezalar verilmesinin önü açıldı. Genelge ‘Anayasa’ya aykırı, sansür genelgesi’ olarak değerlendirildi.

AKP’den ‘süreli’ nafaka taslağı, kadınlardan itiraz 

AKP’nin hazırladığı nafaka ile ilgili düzenlemeye son şekli verildiği ve taslak metnin yeni Adalet Bakanı Bekir Bozdağ‘a iletildiği belirtildi.

Türkiye’den Ebru Karatosun’un haberine göre Bozdağ’ın, çalışmalarda sona yaklaşılan taslağı incelemesinin ardından AKP’nin hukukçu kurmaylarıyla önümüzdeki günlerde bir toplantı yapması planlanıyor. Yapılacak son rötuşlarının ardından nafaka düzenlemesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulacak.

Taslak metne göre nafaka ödeme süresine üst sınır konulacak ve evlilik süresine göre nafaka ödenecek. Mesela; 3 yılın altındaki evliliklerde 5 yıl, 7 yılın altındaki evliliklerde 5 ile 10 yıl arasında nafaka verilecek. Takdir yetkisi yine hakime bağlı olacak. Hâkim, nafaka konusundaki kararını, çocuk sayısı ile kadının iş durumuna göre verecek

Kadınlardan itiraz

Kadınlar Birlikte Güçlü ekibi, planlanan yeni düzenlemeye karşı kadınları, 12 Şubat Cumartesi günü Kadıköy’deki Eminönü İskelesi’ne çağırdı:

“İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı kararnamesiyle çıkılmasının ardından yasal haklarımızı, hayatlarımızı, özgürlüğümüzü kısıtlamaya çalışanlara karşı sesimizi çıkarmaya devam ediyoruz!

12 Şubat Cumartesi günü 16.00’da Kadıköy Eminönü İskelesi’nde buluşuyoruz.”

EŞİK: Krizin faturasını kadınlara çıkarmayın

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) boşanan kadınlara bağlanan yoksulluk nafakası dahil olmak üzere ve Medeni Yasa’da yapmak istediği değişikliklere karşı çıkmaları için muhalefet partileri genel başkanlarına ve TBMM’deki tüm milletvekillerine bir mektup  gönderdi.

Tüm muhalefet partilerinin zaman yitirmeden ve konunu Meclis’e gelmesini beklemeden çalışmaya başlaması gerektiğini belirten EŞİK, mektupta nafakanın “özellikle tek seçenek olarak evlilik sunulduğu için eğitim hakkı kullandırılmamış, meslek sahibi olamamış; meslek sahibi olsa bile çalışmasına izin verilmediği ya da evin tüm yükü üzerine bırakıldığı için mesleğini yapamamış kadınların boşanma sonrasında hayata tutunabilmesi için tek seçenek olduğuna” dikkat çekti, “İddia edildiği gibi ‘süresiz nafaka’ yoktur, bağlanan nafaka kadının çalışmaya başlaması, yeniden evlenmesi veya bir başkasıyla fiilen evli gibi yaşaması durumlarında kesilmektedir.” dedi.

Bağlanan nafakaların da yetersiz olduğu vurgulanan mektupta, kamuoyunda yaratılmaya çalışılan algının tersine, nafaka karşıtı erkeklerin küçük bir azınlık grubu olduğu kaydedildi; nafakanın yeni fonlar oluşturularak kamu kaynaklarından ödenmesi formülünün de aile içi bir yükümlülüğün kamunun üzerine alınmasıyla kadınların yaşadıkları nafaka mağduriyetlerinin giderilmeyeceği, aksine yeni toplumsal sorunlar yaratılacağı belirtildi.

EŞİK şu çağrıları yaptı: .

  • EŞİK Platformu olarak “Yasalara Dokunma, Uygula” Tüm devlet otoritelerini, milletvekillerini ve siyasetçileri, kadınların kazanılmış haklarına saygı duymaya davet ediyoruz.
  • Özellikle muhalefet partilerini iktidarın nafaka hakkı başta olmak üzere Medeni Yasa ile oynama girişimlerine karşı çıkmaya çağırıyoruz.
  • Herkesi, milyonlarca kadını ve çocuğu ilgilendiren bu yaşamsal konuda kamuoyuna net açıklamalar yapmaya, kadın hareketinin yanında yer almaya çağırıyoruz.

 

Ocak’ta 23 kadın erkekler tarafından öldürüldü

Ocak’ta 23 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Basına yansıyan bilgilere göre; üç kadına tecavüz edildi. 57 kadına erkek şiddeti yönlendirilirken 24 kadın seks işçiliğine zorlandı.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlerden oluşturduğu Erkek Şiddeti Çetelesi’ne göre; erkekler Ocak’ta en az 57 kadına şiddet uyguladı, en az üç çocuğu öldürdü, en az 27 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az sekiz kadını taciz etti, 24 kadını da seks işçiliğine zorladı.

Erkekler Ocak’ta 23 kadını öldürdü

Ocak’ta en az 34 kadının ölümü basına şüpheli olarak yansıdı. Erkekler, Ocak’ta en az 23 kadını öldürdü; geçen yıl bu sayı 22 idi. Kadınları öldürenlerden biri özel güvenlik görevlisiydi. Ayrıca erkekler, kadınların yanında bulunan bir erkeği de öldürdü. Erklerin 15 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler, iki kadını kıskandığı, bir kadını “namus” beş kadını da “barışmak istemediği”, “boşanmak istediği” için öldürdü. 17 kadını kocası, sevgilisi, eski kocası öldürdü. İki kadını oğlu, üç kadını akrabası öldürdü. Bir kadını öldüren erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Çetele’ye göre; erkekler, 15 kadını ev içinde, sekiz kadını işyeri, sokak, hastane gibi ev dışı alanlarda öldürdü. Erkekler, 10 kadını ateşli silahlarla, on kadını kesici aletle, iki kadını boğarak öldürdü. Erkeklerin bir kadını nasıl öldürdüğü bilgisi basına yansımadı.

Üç kadına tecavüz edildi

Basına yansıyan bilgilere göre erkekler, Ocak’ta en az üç kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay erkeklerin tecavüz ettiği kadın sayısı dokuz idi. Erkekler bir kadına sistematik olarak tecavüz etti.

En az sekiz kadın erkeklerin tacizine maruz kaldı

Erkekler en az sekiz kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ay dokuz idi. Bir kadını akademisyen, bir kadını siyasetçi, bir kadını belediye çalışanı taciz etti. En az beş kadını taciz eden erkeklerin yakınlık derecesi basına yansımadı.
Erkekler, iki kadını fotoğraf ve/veya video çekerek, bir kadını da karşısında mastürbasyon yaparak taciz etti. Erkekler, beş kadını sözlü ve fiziki olarak taciz etti. Erkekler bir kadını ev içinde taciz ederken, yedi kadını işyeri, sokak gibi ev dışı alanlarda taciz etti.

Erkekler 57 kadına şiddet uyguladı

Erkekler, Ocak’ta en az 57 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 60 idi. Erkeklerin şiddet uyguladığı altı kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az sekiz kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı. Erkeklerin şiddet uyguladığı kadınlardan biri Suriyeliydi, biri de Kırgızistanlıydı. Erkekler en az iki adına sistematik olarak işkence etti.

En az 45 kadına, nişanlısı, kocası, sevgilisi şiddet uyguladı. Bir kadına hırsız, iki kadına tedavi ettiği hasta, bir kadına abisi şiddet uyguladı. Sekiz kadına şiddet uygulayan erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, beş kadına “ayrılmak istediği, barışmak istemediği”, üç kadını da “kıskandığı” için şiddet uyguladı. Bir kadına da hırsızlık yapmak için şiddet uygulayan erkeklerin, en az 48 kadına şiddet uygulama “bahanesi” basına yansımadı.

‘IŞİD LGBTİ+’lara saldırı emri verdi’

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın IŞİD‘in “Türkiye Vilayeti” sorumlusu olmak iddiasıyla tutuklanan “Ebu Usame el Türki” kod adlı Kasım Güler hakkında dava açması sonrası Güler’in itiraflarına davanın eklerinde yer verildi.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın aktardığı üzere Güler’in 74 sayfalık itirafında IŞİD’in Türkiye’de yaptığı ve yapmayı planladığı eylemlerin  ayrıntıları yer almıştı.

IŞİD: LGBT eylemi yapabilen varsa yapsın

Kaos GL’den Yıldız Tar’ın  aktardığına göre; Güler, örgütün Türkiye’deki tüm üyelerine “LGBT ile ilgili eylem yapabilen varsa bildirsin veya yapsın” diye emir gönderdiğini itiraf etti.

İzmir ve Adana saldırı planları

Güler, “İbn-i Adem” kod adlı bir örgüt üyesinin faaliyetlerinden bahsederken örgütün Türkiye’deki tüm üyelerine LGBT eylemi emri gönderdiğini söyledi. İtiraflarda, IŞİD’in Konya’daki Utbe kod adlı bir diğer üyesinin de İzmir’de LGBTİ+’lara saldırmak için şehre gittiği, örgütten patlayıcı istediği, olumsuz cevap alınca saldıramadığı da yer aldı.

Güler, Adana’da bir örgüt üyesine silah alındığını ve Adana’da LGBTİ+’lara saldırı hazırlığı olduğunu ancak sonrasında neden saldırılamadığını bilmediğini de sözlerine ekledi.

Taksim’de LGBTİ+ derneklerine saldırı hazırlıklarında olduklarını da doğrulayan Güler, saldırganın yakalanması sebebiyle saldıramadıklarını itiraf etti. Güler ayrıca örgüt üyesi bir kişinin de LGBTİ+’lara saldırı emrini yerine getiremedikten sonra ülkeden kaçtığını söyledi.

Ne olmuştu?

Güler, IŞİD’in “Türkiye’de CHP Genel Başkanı  Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, LGBTİ+’lar, Kapadokya‘da turistleri taşıyan hava balonları, Zöhre Ana Cemevi, Adana’da İncirlik Üssüne saldırı planladığını” söylemişti. Güler, şunları iddia etmişti:

“Bizden hizam (patlayıcı yüklenmiş kemer) veya patlayıcı yelek istedi. 6-7 ay gönderilmeyince benim Türkiye Vilayeti Valiliği dönemimde de risale göndererek malzemelerin durumunu sordu. Ben de böyle bir imkanımız olmadığını, ailesinin yanına dönmesini kendisine bildirdim. O da Konya’ya döndü.”

Güler, 2017 başlarında örgüt yöneticisi Nusret Yılmaz‘ın İzmir’in Bergama ilçesinde eylem yapma kararı aldığını, buraya keşif yapmak üzere adam gönderildiğini de duyduğunu, ancak hedefin neresi olduğunu bilmediğini öne sürmüştü. Kasım Güler, ifadesinde Ankara Gar, Suruç, Antep Kına gecesi, Reina katliamlarını da örgütün yaptığını kabul etmişti.