Ana Sayfa Blog Sayfa 102

Çevre ve sağlık kuruluşları 73 AB adayından ‘zehirsiz bir gelecek’ taahhüdü talep etti

Dünyanın pek çok bölgesinden 19 çevre ve sağlık örgütü, Avrupa Birliği‘ne aday ülkelere “zehirsiz bir Avrupa” taahhüdünde bulunma çağrısı yaptı. 

Talep, yaklaşan AB seçimlerinin hemen öncesinde yapıldı. Buna göre, 14 ülkedeki 23 ulusal partiden 73 adayın, kimyasal kirlilik tehdidiyle mücadele sözü vermesi istendi. 

Kimyasal kirlilik AB’de hala kalıcı bir tehdit. Pestisitler de dahil olmak üzere zararlı kimyasallar yiyeceklerde, sularda, havada, toprakta, ürünlerde hatta canlı bedenlerinde giderek daha fazla bulunuyor.

Bunun sonucu da erken ölüm, hastalık, kısırlık ve bilişsel bozukluklar gibi çok sayıda sağlık sorunları olarak gösteriyor. Çocuklar, hamile kadınlar, yaşlılar ve sağlıkta eşitsizliklerle karşı karşıya olanlar da dahil olmak üzere hassas gruplar özellikle risk altında. 

Çeşitli sağlık ve çevre STK’larından uzmanlardan oluşan bir koalisyon tarafından geliştirilen Toxic -free Pledge , zararlı kimyasalların sağlık ve çevre üzerindeki önemli etkileriyle mücadele etmek için önümüzdeki beş yıl için temel eylemlerin ana hatlarını çiziyor. Ancak “AB Kimyasallar Stratejisi”nin hedefini tam olarak tamamlamak için hâlâ yapılması gereken çok fazla iş bulunuyor.

AB vatandaşlarının yüzde 84’ü ise bir AB çevre mevzuatının gerekli olduğuna inanıyor ve yüzde 92’si şirketlerin kirliliği temizlemenin maliyetini karşılaması gerektiğini belirtiyor.

‘Sonsuz kimyasallar aşamalı olarak kaldırılmalı’

Örgütler, adayların seçilmesi halinde aşağıdaki maddeleri savunacaklarını taahhüt etmelerini istiyor:

  • AB kimyasallar kanunu REACH‘te hızlı ve koruyucu bir reform,  
  • Per ve poliflorlu alkil maddelerden oluşan ‘sonsuz kimyasalların-PFAS- aşamalı olarak kaldırılması,
  • Daha güvenli kimyasallara, malzemelere ve ürünlere yönelik inovasyon,  
  • Vatandaşların adalete erişimi ,
  • Çevreyi kirletenlerden hesap sorulması,
  • Kimyasalların şeffaflığı ve izlenebilirliği, 
  • AB’de yasaklanan kimyasalların ihracatının durdurulması.

Seçimlere kadar adayların, sonra AP üyelerinin imzasına açık

HEAL Programı sağlık ve kimyasallar Lideri Sandra Jen, AB Parlamentosu‘nun, tedbirlerin kararlılığını ve uygulama hızını artırmak, dünyada sağlıklı insanlar için sağlıklı bir gezegen oluşturmak için yeni bir politika döngüsü oluşturmak  amacıyla Komisyon ve üye devletlerle birlikte önemli bir role sahip olduğuna dikkat çekiyor.

Avrupa Çevre Bürosu (BEV) Kimyasallar Politikası Sorumlusu Noémie Jégou ise değişim zamanının geldiğini vurguluyor: Yeni seçilen milletvekilleri, kimyasal kirlilikle kararlı bir şekilde mücadele etmek ve vatandaşları ve gelecek nesilleri daha iyi korumak için eşsiz bir fırsata sahip olacak. Kirlilik hepimizi etkiliyor ve zehirsiz bir geleceğe giden yol bu yedi temel önceliğin uygulanmasıyla başlıyor. ”

Zehirsizlik Taahhüdü seçimlere kadar adayların ve seçim sonrasında Avrupa Parlamentosu üyelerinin onayına açık kalacak. 

Destekleyici örgütlerin listesi ise şöyle:

  • ARNIKA (Çek Cumhuriyeti)
  • BBL – Bond Beter Leefmilieu (Belçika)
  • BUND für Umwelt und Naturschutz Deutschland (Dünyanın Dostları -Almanya)
  • CEO – Kurumsal Avrupa Gözlemevi (Belçika – AB)
  • CHEM Trust (Belçika – AB)
  • ClientEarth (Belçika – AB)
  • CRIN – Uluslararası Çocuk Hakları Ağı (İsviçre)
  • Ecocity (Yunanistan)
  • Ecologistas en acción (İspanya)
  • BEV – Avrupa Çevre Bürosu (Belçika – AB)
  • Générations Futures (Fransa)
  • HCWH – Zararsız Sağlık Hizmetleri (Belçika – AB)
  • HEAL – Sağlık ve Çevre İttifakı (Belçika – AB)
  • HEJSupport – Sağlık ve Çevre Adaleti Desteği (Almanya)
  • Hogar Sin Tóxicos (İspanya)
  • ISDE – Uluslararası Çevre Doktorları Derneği (İsviçre)
  • Tegengif (Hollanda)
  • WECF – Kadınlar Ortak Bir Gelecek İçin Çalışıyor (Hollanda)
  • SIFIR (Portekiz)

Ağrı’da ‘İliç alarmı’: Altın için 111 milyon ton toprağın zehirlenmesine ÇED olumlu kararı

Haber: Dindar KARATAŞ

*

Ağrı’nın Diyadin ilçesine bağlı Mollakara köyü ve Murat Nehri havzasında yer alan bölgede, Koza Altın İşletmeleri’ne ait  “Mollakara Altın Madeni” çalışması devam ediyor.

Sahada firma tarafından gerçekleştirilen sondaj ve karot analizleri sonucunda 14,09 milyon ton cevher rezervinin tespit edilmişti. Tesisin yapım ihalesi Fernas İnşaat isimli firmaya verildi. İhale kapsamında inşaat işleri için 4.990.012.400 TL ve Makine ve Ekipman Temini İşleri 40.710.000,00 USD tutarında bir bedel belirlendi.

“Mollakara Altın ve Gümüş Projesi”ne, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı verildi.

Proje kapsamında maden sahasında yapılacak çalışmalarda tonlarca siyanür, patlayıcı ve birçok kimyasal madde kullanılarak topraktan altın ayrıştırılacak.

Patlamalara karşı 45 metre ‘koruma bandı’

İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin  16’ncı maddesine göre, “Sanayi bölgesi, organize sanayi bölgesi ve endüstri bölgeleri ile bu bölgeler dışında kurulacak birinci sınıf gayrisıhhî müesseselerin etrafında, sağlık koruma bandı konulması gerekiyor. Sağlık koruma bandı mülkiyet  sınırları dışında belirlenemiyor ve bu alan içinde mesken veya insan ikametine mahsus yapılaşmaya izin verilemiyor.”

ÇED raporunda ise proje ile planlanan madencilik faaliyetleri için sağlık koruma bandı mesafesinin uygulanmasına yönelik şu ifadeler yer alıyor:

“Mollakara Revizyon Projesi kapsamında ÇED Raporu  içerisinde yapılan detaylı etki çalışmaları neticesinde; pasa depolama alanı ve cevher stok sahası çevresinde 10 m sağlık koruma bandı mesafesi bırakılması önerilmektedir.  Saha içerisinde milisaniyeli kontrollü patlatma tekniği ile gevşetme patlatması yapılacak olması, araç trafiğinin yavaş ve kontrollü yapılması ve zeminin sürekli olarak toz  oluşmayacak şekilde nemli tutulması göz önüne alınarak açık ocak alanlarının bulunduğu  kısımlarda sağlık koruma bandı mesafesinin 45 m olarak bırakılması uygun olacaktır. Yığın liç sahası, havuzlar, ADR Tesisi ve kırma-eleme tesisi çevresinde sağlık koruma bandı mesafesinin 50m bırakılması önerilmektedir. Bu alanda gerçekleştirilecek çalışmalar cevherin liç sahasına serimi ve 6m yığın haline getirilecek cevherin seyreltik siyanür solüsyonu verilerek liç edilmesi işlemlerinden oluşacaktır. Saha çevresi çit ile kapatılacak ve alana kontrolsüz hayvan ve insan girişi önlenecektir. Dolayısıyla bırakılacak mesafenin yeterli olacağı öngörülmektedir. Sağlık Koruma Bandı için belirlenen söz konusu alanlarda, mesken veya insan ikametine mahsus herhangi bir yapılaşma olmayacaktır.”

En yakın yerleşim yeri 190 metre uzaklıkta

Üç yıldır çalışmaların devam edildiği maden sahasının yerleşim yerlerine olan uzaklığı ise şöyle:

  • ÇED Alanı-1 sahasına en yakın yerleşim birimleri, 600 m batısında Mutlu köyü,
  • 1.710 m batısındaki Kotancı köyü
  • 1.230 m güneydoğusunda Oğuloba köyü.
  • ÇED Alanı-2 sahasına en yakın yerleşim birimleri, 190 metre doğusunda Mollakara köyü
  • 990 m güneyinde yer alan Oğuloba köyü.
  • ÇED Alanı-3 sahasına en yakın yerleşim birimleri, 260 m güneyinde Mollakara köyü,
  • 1.000 m doğusunda Aşağıdalören köyü ve 2.210 m kuzeydoğusunda yer alan Ulukent köyü.

111 milyon ton siyanürlü toprak depolanacak

Maden için anfo ve dinamit patlayıcıları ile dört yılda toprağın gevşetilmesi ve kayaların parçalanması için 340 ton patlayıcı madde kullanılacak. Toprağın gevşetilmesi ve kayaların parçalanması sonucu elde edilen toprağın altından ayrıştırılması için kırma tesisine taşınacak.

ÇED raporunda kırıcılar ile saate 2 tona yakın toprak taş elenmesi yapılacağı ifade edilirken toprağın siyanür solüsyonu kullanılarak liç işlemine tabi tutulacağı belirtiliyor:

“4 Yılda  111 Milyon 115 bin  ton kırılmış ve aglomere edilmiş düşük tenörlü cevher Yığın Liç Sahasına (YLS) taşınacak ve depolanacaktır. Burada siyanür solüsyonu ile liç edilecek cevherden elde edilen liç solüsyonu önce yüklü havuza sonra adsorpsiyon/desorpsiyon/rejenerasyon (ADR) tesisine gönderilerek içerisindeki altın ve gümüş adsorpsiyon tanklarında karbona adsorpsiyonu sağlanacak ve metalleri alınmış solüsyon ise YLS alanına liç prosesinde kullanılmak üzere önce yüksüz havuza sonra yığın liç alanına geri pompalanacaktır.”

Köylülerin mera ve şahıs arazilerinin üzerinde

Proje toplamda 470 hektar alan üzerinde inşa edilecek. Mülkiyet durumu ise oldukça çarpıcı:

Proje sahası köylülerin geçim kaynağı olan hayvancılığın en önemli alanlarından biri olan mera ve şahıs arazileri üzerinde kurulacak. 473 hektar mera ve şahıs arazisi proje sahası haline getirildi. Kadastro verilerine göre toplam alanın yüzde 22,75’i şahıs parseli, yüzde 69,11’i mera arazisi, geri kalan yüzde 7,05’lik kısmı hazine arazileri ve yüzde 1.08’i kadastro yolundan oluşuyor.

Murat nehrine sadece 55 metre uzaklıkta

Tonlarca patlayıcı ve kimyasal maddenin kullanacağı maden sahası Tendürek Dağı eteklerinden çıkıp, 722 km yol kat ederek Fırat nehrine ulaşan Murat Nehri havzası üzerinde yer alıyor. Saha, nehre sadece 55 metre uzaklıkta.

Bölgenin en önemli su kaynağı olan Murat Nehri, vatandaşlar tarafından tarım ve hayvancılık için kullanılıyor.

Üç endemik balık türü tehdit altında

Murat Nehri aynı zamanda endemik üç balık türüne de ev sahipliği yapıyor. ÇED raporunda konuya ilişkin şu bilgiler yer alıyor:

“Proje alanında, üç endemik balık türü tespit edilmiştir. Buna göre bilim insanlarının yakalayarak uluslararası bilimsel geçerliliği olan dergilerde yayınladıkları makalelere göre çalışma havzasında 3 endemik balık türü yayılış  göstermektedir. Proje alanı ve yakın çevresinde yer alan başlıca yüzey suları; Murat Nehri, Kıraç  Deresi, Otlak Deresi, Kendal Deresi gibi sürekli akış gösteren derelerdir. Bahsi geçen yüzey  sularından herhangi bir içme suyu veya tarımsal sulama amaçlı bir kullanım tespit edilmemiştir. Mollakara revizyon projesi kapsamında planlanan açık ocak çevresinde 2 adet  Jeotermal sıcak su kaynağı turizm amaçlı olarak kullanılmaktadır. Yöre halkı tarafından sıcak şifalı su olarak kullanılmaktadır. İki kaynağın yanında ufak havuzlar inşa edilmiş ve bu kaynakların sularıyla doldurulan küçük açık havuzlar yöre halkı tarafından kullanılmaktadır.”

Maden sahası yakınında bölgenin tek serası bulunuyor

Termak kaynaklar bulunan Diyadin’de örtü altı tarım üretimi de yapılıyor.  İl genelinde örtü altı tarım ile domates yetiştiriciliği sadece bu ilçede gerçekleştiriliyor. Proje sahası ve çevresinde tarım yapılan seralar da bulunuyor.

2022 yılında bölgenin jeotermal enerji potansiyelini modern tarım uygulamalarında kullanmak ve bölgenin kalkınmasına öncü olma adına  “Tarıma Dayalı İhtisas (Sera) OSB (Jeotermal Isıtmalı Sera İşletmeleri Merkezi) Bölgesi Alt  Yapı Yapım İşi” protokolünü imzalandı. Alanda hali hazırda üretim yapan 40 dekarlık sera bulunuyor. TÜİK’in 2021 verilerine göre jeotermal enerji ile üretim yapılan bu seralarda yılda bin 258 ton sofralık domates üretimi yapılıyor.

Bölge habitatı doğrudan zarar görecek

2021 yılında yapılan gözlemler neticesinde elde edilen verilere göre maden sahası içerisinde, üç ikiyaşamlı, 16 sürüngen, 67 kuş ve 19 memeli türü olmak üzere toplam 105 karasal omurgalı hayvan türü bulunuyor.

Maden sahasında yapılacak patlamalar ve kullanılacak kimyasal madde kullanımı, bu habitata büyük zarar verebilir. Zeminde yapılacak patlatma faaliyetleri nedeniyle özellikle yılan kertenkele, kaplumbağa ve toprak altında barınan kemirgen türleri gibi zemine bağımlı yaban hayvanları üzerinde habitat kayıpları, gürültü ve toz oluşumu gibi etkileri olabilir.

Bu durum özellikle nesli tehlike altındaki türler için oldukça önemli.  Birçok hayvan türü gürültü açısından insanlara göre daha düşük desibeldeki sesten olumsuz etkilenir. Bunun sonucunda da ya bulundukları kesimleri terk eder ya da başta üreme olmak üzere beslenme, dinlenme, barınma gibi faaliyetlerini kesintiye uğratır veya tamamen vazgeçebilirler.

Köy muhtarı: Karı şirkete, zararı bize

Maden projesi kapsamında çalışmaların devam ettiğini söyleyen Mollakara Köyünün muhtarı Derviş Doğan, hali hazırda alanda sürekli dinamit patlatıldığını, hayvanlarını otlatmak için kullandıkları mera alanlarının proje sahası içinde olması nedeniyle kullanmadıklarını söyledi.

Köylülerin proje kapsamında işe alınma vaatlerinin gerçekleşmediğini de kaydeden Doğan, şunları anlattı:

“Dışardan gelen insanlar çalışıyor. Bize sadece zararı var. Tonlarca yük taşıyan ağır kamyonlar köyün içinden geçtiği için yola yakın evlerin çoğunda çatlamalar meydana geldi. Hafriyat kamyonlarının köy içinde geçmemesi için de geçen günlerde Diyadin ilçe Kaymakamlığına da dilekçe yazdım. Bizim elimizden bir şey gelmiyor. Başka köylerden hayvanlarımızı otlatmak için yer kiralıyoruz. Hepimiz mağdururuz. Köylülerin sesini de kimse duymuyor. Herhangi bir müdahale yapılmıyor. Dinamtiler patlatılınca arıyorlar hayvanların ve insanların gelmemesi için uyarı yapıyorlar. Hatta bana ‘Biz sizi uyardık mesuliyet sizde’ dediler. 600 koyunum var, iki ay sonra onları da satacağım çünkü başka çaresi yok. Köyde var olan seraların da hepsi yıkıldı.”

Van ÇEVDER dava açıyor

Bilirkişiler ile birlikte rapor hazırlama aşamasında olan Van Çevre Derneği,  raporu köylüleri bilgilendirmek ve projenin durdurulması için yapacakları hukuki girişimler için kullanacak.

Van Çevre Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kalçık, Erzincan‘ın İliç ilçesinde yaşanan faciayı hatırlatarak, Mollakaran köyündeki proje ile çok daha büyük faciaları kapı arandığını ifade etti.

Projenin Murat Nehri’nin bitişiğinde olmasının kabul edilebilir olmadığını kaydeden Kalçık, 90 gündür yığın liç altından halen cenazelerin çıkarılamadığını hatırlatarak, “Bu pratik ve dünyanın bir çok ülkesinde siyanürle altın çıkarmaktan vazgeçilirken, Türkiye’de bu projeler giderek artıyor. Bu madenlerin Türkiye ekonomisine yapacağı katkı devede kulak kalır. Bu bir felaket projesidir. Bu proje  tüm canlı yaşamın yok olması demektir” dedi.

“Biz bu doğanın efendisi değiliz” diyen Kalçık, bölgedeki sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcilerinden de destek istedi: “Sizin aracılığınızla  kamuoyuna duyarlılık çağrısı yapıyorum. Bu proje daha fazla hayata geçirilmeden durdurulmalıdır. Yarın çok geç olabilir.”

Koza Altın’ın hiç bir projesi reddedilmedi

Koza Altın İşletmeleri’nin sahibi, FETÖ’den hüküm giyen firari Akın İpek’in şirketine 2015 yılında kayyım atandı. Her geçen gün büyüyen şirket, 2022 yılında 4,1 milyar TL net kâr sağladı. Şirketin, önceki sene kârı 3 milyar TL olarak açıklanmıştı.

Şirket 2022’den bu yana 55 maden projesi için başvuru yaptı. 11 projesi onaylanan şirketin, reddedilen projesi bulunmuyor. Bakanlık sadece üç projesi için ise “ÇED gereklidir” kararı verdi.

 

Yine Kazdağları, yine ‘kapasite artışı’: Altın madenine ‘ÇED olumlu’ kararı yargı önünde

Nurol Holding iştirakinin Çanakkale-Lapseki’deki Şahinli Köyü yakınlarındaki “Altın Gümüş Maden Ocağı Kapasite Artışı” projesine iptal veya yürütmenin durdurulması için açılan davanın duruşması gerçekleştirildi.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Lapseki Çevre Koruma, Üretim Ve Dayanışma Derneği, Ayvalık Tabiat Derneği, Yenice Meyve Ticaret Ltd. Şti. ve 32 yurttaş, ocak ayında Nurol Holding iştiraki olan TÜMAD Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin  kapasite artışı başvurusuna verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu kararına karşı dava açmıştı.

Bu davanın ve kararın iptali için ayrıca TEMA ve Çan Çevre Derneği’yle Ziraat Mühendisleri Odası ve İda Dayanışma Derneği’nin açtığı davanın son duruşması dün görüldü.

Davacılar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen ‘ÇED Olumlu’ kararının iptali veya yürütmenin durdurulması için projenin kusurlarını ve sorunlarını anlattı, bölgeye yeni bir bilirkişi heyeti atanmasını ve tekrar keşif yapılmasını talep etti.

158 bin ağaç kesilecek

Altın Gümüş Maden Ocağı Kapasite Artış projesi kapsamında mevcut maden alanının 13 kat artırılması planlanıyor.

TÜMAŞ A.Ş , 2021 yılında alanı Eczacıbaşı Holding’den devralmıştı. 2013 yılında 34 hektarlık alan için alınan altın-gümüş madeni projesi izni, 2022 yılında kapasite artırma projesi kapsamına verilen ‘ÇED Olumlu’ kararıyla 429 hektara çıkarılacak.

Kapasite artırma projesinin gerçekleştirileceği bölge; Lapseki ilçesine 7,5 km, Şahinli Köyü’ne 1,2 km uzaklıkta, Bayramdere Barajı’nın orta mesafeli koruma alanında bulunan ormanlık bir alan. Proje alanından gelen su kaynakları, bölgede bulunan Çardak Lagünü’nü besliyor. ÇED raporuna göre, kapasite genişletletme için bölgede en az 158 bin ağaç kesilmesi bekleniyor.

Lapseki ormanlarında maden kıyımı: 34 hektarlık alan ‘kapasite genişletmeyle’ 13 kat artırılacak

Şirket, proje kapsamında 7,2 milyon ton cevher ve 31,4 milyon ton pasa çıkarılacağını açıkladı. Madenler mevcut Lapseki Altın Madeni Projesi’ndeki tesislerde işlenecek, atıklar ise aynı proje kapsamında depolanacak. Projeden elde edilmesi beklenen altın miktarı 13 ton, gümüş miktarı ise 13,32 ton olarak öngörülüyor. Ancak proje sadece 80 kişiye istihdam sağlayacak.

Davacı örgüt ve yurttaşların mahkemede sunduğu hiderojeoloji raporu, mevcut projenin çevre düzeni ve rehabilitasyon planı bilimsel olarak gerçekçi olmadığını söylüyor.

Kazdağları’nın yüzde 79’una maden ruhsatı verildi

Duruşmanın ardından bir basın açıklaması yapan ekoloji örgütleri ve vatandaşlar,  ÇED raporunun iptali ve projenin yeniden değerlendirilmesi için taleplerini dile getirdi ve objektif bir bilirkişi heyeti değerlendirmesi isteklerini tekrarladı.

Davanın temsilcileri, Kazdağları’nın halihazırda yüzde 79’una madencilik ruhsatı verildiğini vurgulayarak yeni İliç facialarının yaşanmasını istemediklerini belirtti.

Çevre grupları ve yurttaşlar, 10 Haziran’da Cengiz Holding’in Halilağa Bakır Ocağı Kapasite Artışı projesinin ‘ÇED Olumlu’ kararının iptali için açılan davanın duruşmasını hatırlattı.

Cengiz Holding, mahkeme kararıyla iptal edilen proje için Kazdağı’nda ağaç kesimine başladı
Kazdağları’nda Halilağa madeni için bilirkişi ‘kamu yararı yok’ dedi

‘Yenilenebilir’in 2030’da üç katına çıkması, daha güçlü iklim hedeflerine bağlı

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yeni analizi, ülkelerin önümüzdeki aylarda yenilenebilir enerjiyi  artırmaya yönelik net planlar geliştirmek için önemli bir fırsata sahip olduğunu ve bunun da dünyayı 2030 yılına kadar küresel kapasiteyi üç katına çıkarma yönündeki COP28 hedefine yaklaştırmaya yardımcı olabileceğini ortaya koyuyor.

COP28 Yenilenebilir Kapasitenin Üç Katına Çıkarılması Taahhüdü: Ülkelerin hedeflerini takip etmek ve  açığı kapatacak politikaları belirlemek başlıklı bugün yayımlanan rapor, yenilenebilir enerjinin  uluslararası enerji ve iklim hedeflerine ulaşmanın merkezinde yer almasına rağmen, çok az sayıda ülkenin Paris Anlaşması kapsamında mevcut Ulusal Katkı Beyanlarında ( NDC’lerinde)  kurulu kapasite için 2030 hedeflerini açıkça ortaya koyduğunu ortaya koyuyor.

NDC’lerdeki resmi taahhütler şu anda bin 300 gigawatt’a (GW) denk geliyor. Bu, Dubai’de  belirlenen küresel üç katına çıkarma hedefine ulaşmak için gereken miktarın sadece yüzde 12’si.

Çabalar var ama uygulama hızlanmalı

Ancak, IEA tarafından yapılan ve dünya çapında yaklaşık 150 ülkeyi kapsayan yeni ülke bazlı analiz,  hükümetlerin yerel hedeflerinin çok daha ileri gittiğini ve 2030 yılına kadar yaklaşık 8bin GW küresel  kurulu yenilenebilir kapasiteye karşılık geldiğini ortaya koyuyor.

Bu, ülkelerin mevcut tüm politikalarını, planlarını ve tahminlerini gelecek yıl yayınlayacakları yeni NDC’lerine (2030 için revize edilmiş hedefleri ve 2035 için yeni hedefleri içerecek) dahil etmeleri halinde, 2030 yılına kadar üç katına çıkarma hedefine ulaşmak için gereken miktarın yüzde 70’ini yansıtacakları anlamına geliyor ki bu da küresel olarak 11 bin GW kurulu yenilenebilir kapasiteye karşılık geliyor.

Bu durum, ülkelerin NDC’lerini mevcut iç mevzuatlarıyla uyumlu hale getirmeleri için geniş bir alan  olduğunu gösteriyor. Ancak rapor, ülkelerin uygulamayı da hızlandırmaları gerektiğini vurguluyor. Aynı zamanda,  ülkelerin üç katına çıkarma hedefine uyum sağlamak için hedeflerini daha yükseğe taşımaları gerekiyor.

Birol: İddialı ama ulaşılabilir bir hedef

IEA İcra Direktörü Fatih Birol, verilere ilişkin şunları söylüyor:

“COP28’de yaklaşık 200 ülke, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama umutlarını canlı tutacak kritik eylemlerden biri olan dünyanın yenilenebilir enerji kapasitesini bu on yılda üç katına çıkarma sözü verdi. Bu rapor, üç katına çıkarma hedefinin iddialı ancak ulaşılabilir olduğunu açıkça ortaya koyuyor; ancak bunun için hükümetlerin vaatlerini hızla eylem planlarına dönüştürmeleri gerekiyor.”

“2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarının üç katına çıkarılması ve enerji verimliliğindeki iyileştirmelerin iki katına çıkarılması da dahil olmak üzere COP28’de kararlaştırılan hedeflerin yerine getirilmesiyle, dünya genelindeki ülkeler daha güvenli, uygun fiyatlı ve sürdürülebilir bir enerji sistemine doğru ilerlemeyi hızlandırmak için önemli bir fırsata sahip olacaktır. IEA, bunu başarma çabalarında dünyanın dört bir yanındaki hükümetleri desteklemeye devam edecektir.”

Hedeflere ulaşmada Çin’in katkısı büyük

Son on yılda maliyetlerin keskin bir şekilde düşmesi ve hükümetlerin daha düşük emisyonlu, esnek  enerji sistemleri kurma çabalarını yenilemesinin ardından daha fazla ülke güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneliyor.

Rapora göre, Paris Anlaşması’nın imzalandığı 2015 yılından bu yana dünya genelinde her yıl eklenen yenilenebilir kapasite miktarı üç katına çıktı. Bu büyük  ölçüde politika desteği, ölçek ekonomileri ve aynı dönemde güneş ve rüzgâr enerjisi maliyetlerini  yüzde 40’ın üzerinde düşürerek fosil yakıtlarla büyük ölçüde rekabet edebilir hale getiren teknolojik  ilerleme sayesinde gerçekleşti. Küresel yenilenebilir kapasite ilaveleri 2023’te neredeyse 560 GW’a ulaşarak 2022’ye göre yüzde 64’lük  benzeri görülmemiş bir artış gösterdi ve bu artışta Çin açık ara en büyük katkıyı sağladı.

Aynı zamanda, proje izinleri için uzun bekleme süreleri, şebeke altyapısına yetersiz yatırım,  yenilenebilir enerji kaynakları  hızlı ve uygun maliyetli bir şekilde entegre etme ihtiyacı ve özellikle yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde yüksek  finansman maliyetleri gibi önemli zorluklar devam ediyor.

Rapor, ülkelerin bu engelleri aşmak için atabilecekleri hedefe yönelik adımlar öneriyor. Örneğin, yenilenebilir enerji projelerinin finanse edilebilirliğini artırmak için finansman  maliyetlerinin azaltılması konusunda, uzun vadeli politika görünürlüğünün artırılması; projelerin  geliştirme öncesi aşamada desteklenmesi ve fiyat, enflasyon ve döviz kuru risklerinin azaltılması gibi  yaklaşımlar öneriyor.

Kemerköy termik santralinin çevre izni davası görüldü: Ya iptal ya da bilirkişi!

Karadam Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği’nin (KARDOK) Kemerköy Termik Santrali’nin çevre izinlerinin ve lisansının iptali için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na karşı açtığı dava, dün (3 Haziran) Muğla 2. İdare Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmaya, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı vekili, davalı yanındaki müdahil santral işleticisi YK Enerji vekili, davacı KARDOK Derneği vekilleri ve İkizköylü yurttaşlar katıldı.

KARDOK, mahkemeden 2 Ağustos 2023 tarihli çevre izninin ve lisansların iptalini isteyerek mevzuata aykırı olarak çalışan santralin mevcut faaliyetlerinin Çevre Kanununun 15. Maddesi ve Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği’nin 14. Maddesi uyarınca durdurulmasını talep etti. Duruşma sonucu 15 gün içinde tebliğ edilecek.

Kemerköy Termik Santrali’nin çevre izni davasında kritik duruşma
Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri’nin durdurulması için Bakanlığa başvuru yapıldı
Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin bedelini kim ödüyor?
Kemerköy Termik Santrali için yaklaşık 100 milyon TL devlet desteği

Çevre mevzuatına uygun değil

Duruşmadan sonra açıklama yapan KARDOK Avukatı Pınar Gayretli, “Öncelikle çevre mevzuatına hala uyumlu olmadıklarını, buna dair hala yatırımlarının devam ettiğini açık bir şekilde söylediler. Bunun dışında dosyaya sundukları belgelerde çelişkiler olduğunu ifade etmiştik ve kendilerine bunları fark ettiklerini de ifade ettiler” dedi.

Av. Gayretli, davanın ya kabul edilmesi ya da dosyanın bilirkişiye gönderilmesi gerektiğini belirtti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2005’te Kemerköy, Yeniköy ve Muğla’daki diğer bir kömürle çalışan santral olan Yatağan santrallarının çevreye verdikleri zarardan ötürü kapatılması gerektiğine karar vermişti. Buna rağmen üç santral de 20 yıldır çalıştırılıyor.

Av. Gayretli, “Bu santralin çevre izin ve lisansı alabilmesi için çevre mevzuatına uygun olarak çalışıyor olması gerekli ama dosyaya sunulan belgeler de görüyoruz ki santral çevre mevzuatına uygun olmamasına rağmen sanki uygunmuş gibi kendisine verilen çevre izin ve lisans belgesi ile çalışmaya devam ediyor” diye konuştu.

‘Tozların altında bırakıldık’

KARDOK Derneği Başkanı ve İkizköy Muhtarı Nejla Işık ise duruşma sonrasında yaptığı açıklamada bölge halkının sorunlarına dikkat çekti

“Tozların altında bırakıldık bilerek. Bize bir baskıydı bu” diyen Işık, termik santralin halkı zehirlediğini ve kanser, KOAH gibi birçok hastalığı tetiklediğini vurguladı: “Ölüyoruz. Bunu duyun. Toprağımız zehirleniyor. Üretim yapamıyoruz. Biz 40 senedir bu santrallerin gölgesinde yaşadık, kapatma kararı verilen bu santrallere artık bir an önce kapansın.” .

103 kurumdan adalet çağrısı

Duruşma öncesinde bir araya gelen 103 çevre derneği ve yurttaş inisiyatifi de  “Mahkeme heyeti olarak bu suça ortak olmayın, iktidarın Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını uygulamamasına ortak olmayın, kararınızı gerçekler doğrultusunda verin! Hukuku adaletten yana işletin!” çağrısı yaptı.

Basın açıklamasının ardından yurttaşlar ve yaşam savunucuları İdare Mahkemesi’ne yürüdü.

Ortak basın açıklamasına CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan ve Cumhur Uzun ile CHP Menteşe İlçe Başkanı Nail Kızıl da katıldı. Özcan ve Uzun, santralin bölgeye verdiği hasarın net bir şekilde görüldüğünü ve hissedildiğini söyleyerek çevre izinlerinin ve lisanslarının bir an önce sonlandırılması gerektiğini vurguladı.

Muğla’nın kömürlü termik santrallerinin hukuksuzca faaliyet göstermeye devam ettiğini belirten ekoloji aktivistleri, Akbelen Ormanı’nın yok edilmesine yol açan Yeniköy-Kemerköy Termik Santrali’nin bölgedeki ekosistemlere ve köylere ciddi zararlar verdiğini dile getirdi. Ayrıca santralin çevre izni iptal edilmezse bölgedeki pek çok köyün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.

Akbelen’de mücadele devam ediyor

Çevre savunucuları, “Akbelen Ormanı’nda kesilen on binlerce ağaca, yerinden edilen-öldürülen tüm hayvanlara, zorunlu göçe zorlanacak olan köylülere sözümüz var” diyerek mücadelelerinin süreceğini ve kömür ve termik santrallerin neden olduğu yıkıma karşı direnmeye devam edeceklerini belirtti. Aynı zamanda termik santrallerin kapatılması için verdikleri mücadeleyi güçlendirmek için köylülerle, ekolojistlerle, emek ve meslek örgütleriyle omuz omuza olduklarını vurguladılar.

İklim adalet istiyor!

Duruşma öncesinde gerçekleştirilen açıklamasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 20 yıl önce verdiği kararı hatırlatılarak Kemerköy, Yeniköy ve Yatağan termik santrallerinin çevreye verdiği zarardan ötürü kapatılması gerektiği belirtildi. Çevre savunucuları “Doğa haklarını korumamızı bekliyor, iklim adalet istiyor!” diyerek Kemerköy Termik Santrali’nin çevre izninin iptali için yapılan duruşmada mahkeme heyetini hukuku adaletten yana işletmeye çağırdı.

Çağrının imzacıları şöyle:

  • 2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi
  • Acıbadem Direnişi
  • Adana Ekoloji Platformu
  • Akdeniz Yeşilleri Derneği
  • Artur Çevre Platformu
  • Atatürkçü Düşünce Derneği Marmara Ereğlisi Şubesi
  • Ayvalık Tabiat Platformu
  • Bakırtepe Çevre Platformu
  • Bergama Çevre Platformu
  • Bodrum Kadın Dayanışma Derneği
  • Bodrum Kent Konseyi Dirmil Çalışma Grubu
  • Bodrum ODTÜ Mezunları Derneği
  • Bodrum Savunması
  • Burgazada Orman Gönüllüleri Platformu
  • Burhaniye Çevre Platformu
  • Burhaniye Halk İnisiyatifi
  • Bursa Su Kolektifi
  • Büyük Menderes İnisiyatifi
  • Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Bodrum Şubesi
  • Çeşme Ekoloji Platformu
  • Çeşme Yarımada Çevre Derneği
  • Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
  • Çiğli Çevre, Kültür ve Dayanışma Derneği
  • Dem Parti Bodrum İlçe Örgütü
  • Dem Parti Ekoloji Tarım ve Hayvan Hakları Komisyonu
  • Dem Parti Muğla İl Örgütü
  • Deştin Çevre Platformu
  • DİSK Emekli-Sen Ege Bölge Temsilciliği
  • Doğa İçin Sanat Derneği
  • Doğanın Çocukları
  • Dünya Mirası Adalar
  • Ege Çevre ve Kültür Platformu
  • Eğitim Sen Bodrum Temsilciliği
  • Ekoloji Birliği
  • Ekolojik Savunma Ağı
  • Ekoloji Politik
  • Emek Partisi Muğla İl Örgütü
  • Emek Partisi Bodrum İlçe Örgütü
  • Emekçi Hareket Partisi
  • Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası
  • Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği
  • Gökova Ekolojik Yaşam Derneği
  • Güllük Körfezi Koruma Platformu
  • Gümüşlük Forumu
  • Güzelbahçe Gülder Çevre ve Kültür Derneği
  • Güzelçamlı Doğa Yürüyüşçüleri Grubu
  • Halkların Demokratik Kongresi Ekoloji Meclisi
  • Halkların Köprüsü Derneği
  • İkizdere Dernekler Federasyonu
  • İklim Adaleti Koalisyonu
  • İnsan Hakları Derneği Afet ve Ekoloji Komisyonu
  • İzmir Yeşil Gelecek Derneği
  • Kadıköy Hayvan Hakları Gönüllüleri
  • Kadıköy Kooperatifi
  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri
  • Kadın Partisi
  • Karaburun Sivil İnisiyatif
  • Karaburun Yerel Fok Komitesi
  • Karadeniz Ereğli Çevre Platformu
  • Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği
  • Kazdağları Ekoloji Platformu
  • Kazdağları Kardeşliği
  • Kemaliye ve Köyleri Çevre Platformu
  • Kırmızı Biber Derneği
  • Kuşadası Çevre Platformu
  • Mandalya Çevre Platformu
  • Marmara Ereğlisi Çevre Gönüllüleri
  • Marmaris Halk Tiyatrosu
  • Marmaris Kent Konseyi
  • Mezopotamya Ekoloji Hareketi
  • Milas Kent Konseyi
  • Mimarlar Odası Kuşadası Temsilciliği
  • Mimarlar Odası Muğla Şubesi
  • Misgibi1Bodrum
  • Muğla Barosu
  • Muğla Çevre Platformu
  • Muğla Su İnisiyatifi
  • Muğla Tabip Odası
  • Okmeydanı Barınma Hakkı Mücadelesi
  • Özgürlükçü Hukukçular Derneği Ekoloji Komisyonu
  • Patikara Hayvan Koruma ve Hayvanlara Acil Müdahale Derneği
  • Polen Ekoloji Kolektifi
  • Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Muğla Şubesi
  • Salihli Çevre Derneği
  • Samandağ Ekoloji Grubu
  • Silivri Çevre Derneği
  • Şezlongsuz Datça İnisiyatifi
  • Sol Parti Bodrum İlçe Örgütü
  • Trakya Çevre Platformu
  • Turgutlu Çevre Derneği
  • Türkiye İşçi Partisi Bodrum İlçe Örgütü
  • Türkiye İşçi Partisi Kent ve Ekoloji Bürosu
  • Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi
  • Türkiye Tanıtım Araştırma Demokrasi ve Laik Oluşum Vakfı
  • Türkmen Dağı Çevre Platformu
  • Validebağ Gönüllüleri, 
  • Validebağ Direnişi
  • Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma ve Geliştirme Derneği
  • Yeşil Sol İklim Krizi Çalışma Grubu
  • Yeşil Sol Parti
  • Yeşil Sol Parti Muğla İl Örgütü Ekoloji Komisyonu
  • Yeşil Yaşam İnisiyatifi

 

Bugün Dünya Bisiklet Günü: Temiz, basit, ucuz, doğayla barışık

Bugün, 3 Haziran Dünya Bisiklet Günü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2018 yılında bu günü ilan ederek bisikletin uzun ömürlü, çok yönlü, basit, uygun fiyatlı, temiz ve çevreyle uyumlu bir ulaşım aracı olarak faydalarına dikkat çekmeyi hedefledi. Çünkü bisiklet, hem bir spor aracı hem eğlence aracı hem de ulaşım aracı olarak çevreye ve topluma birçok fayda sunuyor.

BM’ye göre, bisiklet kültürünü geliştirmek, toplumun fiziksel ve zihinsel sağlığına önemli katkılar sağlıyor ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik ediyor. Bisiklet kullanımı, bireylerin sağlığını iyileştirmenin yanı sıra, çevreye olan olumlu etkileriyle de öne çıkıyor.

Sağlıklı, çevreci ve eşitlikçi

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de fiziksel aktivitenin, kanser ve diyabet gibi hastalıkların riskini azaltmada birçok faydasının bulunduğunu belirterek bisiklet kullanımını teşvik ediyor. Ayrıca, bisikletin hava ve gürültü kirliliğini azaltarak dolaylı sağlık faydaları sağladığını vurguluyor.

Motorlu taşıtların neden olduğu hava kirliliği, solunum yolu hastalıkları ve kalp-damar rahatsızlıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı biliniyor. Bisiklet kullanımının artmasıyla birlikte, trafikteki araç sayısının azalması ve dolayısıyla hava kirliliğinin azaltmak mümkün olabilir.

‘Motorlu ulaşımla iklim hedeflerine ulaşmak mümkün değil’

Enerji kullanımından kaynaklanan küresel sera gazı emisyonlarının dörtte birini oluşturan ulaşım sektörü, iklim değişikliğini tetikliyor. Oxford Üniversitesi’nin yayımladığı bir araştırmaya göre “Motorlu ulaşımdan uzaklaşmadan emisyon hedeflerine ulaşmamız mümkün değli. Aktif ulaşım (yürümek veya bisiklete binmek gibi) yöntemlerine geçmek ulaşımdan kaynaklanan kişisel emisyonları dörtte bir oranında düşürebilir.”

Yolculuklarda özel araçlar yerine bisiklet kullanmak, seyahat emisyonlarını yüzde 75 oranında azaltabiliyor. Bisiklet kullanımının artırılması ile emisyonların yıllık 6 ila 14 milyon ton arasında azaltılması mümkün. Bu da bisikletlerin iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini gösteriyor.

Bununla beraber bisiklet kullanımı, hava ve ses kirliliğine de neden olmadığı için çevre kalitesinin iyileştirilmesi açısından faydalar sunuyor.

İzmir’de Karbonsuz Ulaşım Ağı Hedefi: Bisiklet iklim krizi için fark yaratabilir mi?

Bisikletler yalnızca çevresel açısından değil daha eşitlikçi ve adil bir ulaşım seçeneği olarak toplumsal sürdürülebilirlik için de fırsatlar sunuyor. Bisikletlerin, bisiklet yollarının ve park alanlarının düşük maliyetli ulaşımı toplumun daha dezavantajlı kesimleri için de mümkün kılıyor.

Bisiklet kültürünü geliştirmek: Altyapı ve teşvikler

Ancak tüm bu faydalar ve bisiklet kültürünün yaygınlaşması için bireysel tercihler yeterli olmuyor. Şehirlerde bisiklet yolları ve bisikletçiler için altyapı hizmetlerinin geliştirilmesi, bisiklet yollarının merkezi ulaşım ağlarına entegre edilmesi ve bisikletlilerin güvenliği için önlemler alınması gerekiyor. Bunun için de bisiklet kullanımının ulaşım politikalarının ve yerel yönetimlerin gündemine dahil edilmesi gerekiyor. Bisiklet kullanımını teşvik eden politikalar geliştirmek, şehir planlamasında bisiklet yollarına yer vermek ve bisikletçilere güvenli sürüş ortamları sağlamak için yerel yönetimlerin ve politikacıların çabaları kilit rol oynuyor.

İnsanlara bisikletin çevreye, sosyal hayata ve sağlığa faydaları konusunda bilinç kazandırılması ve vergi kolaylıkları gibi teşvikler de bisiklet kullanımının yayınlaşmasına yardımcı olabilir. Örneğin geçen yıl Belçika’da işe bisikletle gidenlere para ödenmesi zorunlu hale getirildi.

Türkiye’de ise mayıs ayında bisikletlerdeki vergi oranının düşürülmesi için meclise bir kanun teklifi sunuldu. Teklifi sunan DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, “Vergisel kolaylıkların sağlanması, bisiklet kullanımını teşvik ederek vatandaşlar üzerindeki ekonomik yükü azaltacaktır. Bu kanun teklifi ile, bisiklet üzerindeki KDV oranının yüzde 1’e düşürülmesi, sadece ekonomik bir teşvik olmanın ötesinde, çevre dostu, sağlıklı ve sosyal bir yaşam tarzını desteklemeyi amaçlamaktadır” diyerek bisiklette vergi teşvikinin faydalarına dikkat çekti.

İklim krizine karşı en savunmasız ülkelerin borç ödemeleri hızla artıyor

Borç Adaleti adlı yardım kuruluşu, küresel ısınmadan etkilenme riski en yüksek olan ülkelerin, hükümet gelirlerinin yüzde 15,5’ini dış alacaklılara ödediğini açıkladı. Bu rakam Covid-19’dan önce yüzde 8’den azdı, 2010’daki son en düşük noktada ise yüzde 4 idi.

Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu‘ndan elde edilen verileri kullanan Borç Adaleti, raporunda yoksul ülkelerin iklim kriziyle mücadele tedbirlerine yatırım yapabilmesi için kapsamlı borç hafifletilmesine acil ihtiyaç duyulduğunu bildirdi.

Örgütün İcra Direktörü Heidi Chow, rekor düzeydeki borçların en savunmasız ülkelerin iklim acil durumuyla mücadele etme yeteneğini yok ettiğini vurguladı: “Borçları sürdürülebilir bir seviyeye indirmek için hızlı ve etkili bir borç hafifletme planına ihtiyacımız var. Birleşik Krallık, özel kredi verenlerin uluslararası borç hafifletme anlaşmalarında yer almasını sağlayacak kanunlar çıkararak üzerine düşeni yapabilir.”

‘Borç anlaşması değil, iptal ve hibe gerekiyor’

Raporda yer alan 50 ülkenin dış faiz ödemelerinin yüzde 38’i özel borç verenlere, yüzde 35’i çok taraflı kuruluşlara, yüzde 14’ü Çin’e ve yüzde 13’ü diğer hükümetlere yapılıyor.

1990’ların sonu ve 2000’lerin ortasındaki iki tur kapsamlı borç hafifletme, yoksul ülkelerin borç yüklerinde keskin bir düşüşle sonuçlanmış  ancak geri ödemeler 2010’larda istikrarlı bir şekilde artarak 2020’den itibaren hızla yükselmişti.

Borç Adaleti, yeni borç krizinin ilk nedeninin, alacaklılar tarafından pandeminin başlangıcında kabul edilen borç erteleme planının sona ermesi ve ertelenen borçların ödenmesinin talep edilmesi olduğunu belirtiyor.

Borçlular aynı zamanda küresel faiz oranlarının 2010’lardaki en düşük seviyelerden artmasından ve ABD dolarının güçlü değerinden de etkilendi.

Ülkelerin iklim finansmanı ve sürdürülemez borç seviyeleri dahil olmak üzere iklim eylemini finanse etme becerisinie odaklanan 10 günlük bir konferans bugün Almanya‘nın Bonn kentinde başladı.

Bonn İklim Değişikliği Konferansı başlıyor: Gündem iklim finansmanı ve uyum

Borç Adaleti, kuraklıktan etkilenen Zambiya örneğini vererek, uygun anlaşma ve destek talebini yineledi.  Üç buçuk yıllık müzakerelerin ardından Zambiya hükümeti yakın zamanda özel kredi verenlerin  bazılarıyla bir borç yeniden yapılandırma anlaşması imzaladı.

Örgütün politika başkanı Tim Jones şunları söyledi:

“Zambiya’nın alacaklılarının, işler iyi giderse borç ödemelerinde büyük artışlar elde edecekleri, ancak Zambiya’nın kuraklık gibi felaketlerden etkilenmesi durumunda hiçbir  kaybın olmayacağı bir anlaşma talep etmeleri çok çirkin. Bu yıl tahvil sahiplerine giden 450 milyon dolar, ulusal felakete müdahalede kullanılabilecek paradır. Borç iptalinin yanı sıra, zengin ülkelerin acilen hibeye dayalı, yeterli iklim finansmanı sağlayarak iklim borçlarını ödemeleri gerekiyor”

Sıcaklıklar 40C’yi geçecek: Sıcak dalgalarında sağlıklı kalabilmenin, rahat uyumanın yolları

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün verilerine göre, hava sıcaklıkları yurt genelinde 6 ila 10 derece yükselecek. Mevsim normallerinin üzerinde seyredecek sıcaklıklar Urfa, Mardin ve Adana’da 40 derecenin üstüne çıkacak. Marmara ve Ege bölgeleri için ise toz taşınımı uyarısı var.

Özellikle güney iç ve batı kesimlerde mevsim normallerinin 6-10, Karadeniz kıyı kesimlerindeyse mevsim normallerinin 3-6 derece üzerine çıkacak olan sıcaklıkların 40 dereceyi aştığı bölgeler, Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve İç Ege.  Urfa ve Mardin’de 41-42, Adana’dan 40 derecenin üzerinde olacak sıcaklıklar, Marmara ve İç Anadolu‘da da 30 derecenin üzerinde kaydediliyor.

Ülkenin büyük bölümünde, perşembeye kadar yağış beklenmiyor. Salı günü kıyı Ege’de, çarşamba günüyse Marmara’nın güneyi ve Ege bölgesinde toz taşınımı olacak.

Sıcak günler bitti, çok daha sıcakları kapıda

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi’nin (ECMWF) sezonluk tahminlerini değerlendiren İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Barış Önol ise bugünden itibaren sıcak dalgası içinde olduğumuzu belirterek, “Haziran ayının ilk haftası ve 40 dereceyi aşan sıcaklıklar. Sıcak günler bitti, çok daha sıcak günler kapıda” dedi.

Sıcaklık tahminleri gösteren grafikleri de paylaşan Prof. Dr. Önol, şu uyarıda bulundu:

“Bugünden itibaren sıcak dalgası içindeyiz. Pazartesi ve salı günleri sıcaklıklar daha da yükselecek. Grafikler tahmin için ürettiğimiz simülasyonlardan, günlük maksimum sıcaklıklar. Haziran ayının ilk haftası ve 40 dereceyi aşan sıcaklıklar. Sıcak günler bitti, çok daha sıcak günler kapıda. Kıpkırmızı gezegen.”

Önol, Türkiye’nin son 74 yıllık sıcaklık değişimine ilişkin grafiği de paylaştı: 2023 Dünya ölçüm tarihinin en sıcak yılıyken ülke sıralamamızda 3. oldu! Artık çok daha sıcak yıllarlara doğru ilerliyoruz. İnsan kaynaklı #iklimdeğişikliği ve iklimin doğal değişkenliği ise farklı hikayeler!” 

Sıcak dalgası: İklim afeti

Sıcak dalgası, bir iklim afeti. Diğer afetlere benzeyen yanı belirli bir coğrafyayı,  kenti veya bölgeyi etkiliyor olmasıyken farklı yanı önceden tahmin edilmesinin mümkün olması ve bu sayede de birtakım önlemler alınabilmesi.

Ancak sıcak dalgasının bir afet olarak algılanması deprem ve sel gibi diğer iklim afetlerine kıyasla çok daha zor oluyor, çünkü gözle görülen ani bir oluşumdan, bir etkiden ziyade; sinsice ortaya çıkan sessiz bir etki yaratıyor.

Kentleri bekleyen tehlike: Sıcak dalgası

Sıcak dalgalarının sıklığı ve şiddeti arttı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi tarafından yapılan bir araştırma Türkiye’de 1971 ile 2016 yılları arasındaki sıcak dalgası sayısının ve şiddetinin sera gazı emisyonlarına bağlı olarak arttığını ortaya koyuyor.

2013 ile 2098 yılları arasında sıcak dalgası yaşanacak gün sayısına dair tahminlerde bulunulan araştırmada sera gazı emisyonlarının orta derecede azaltıldığı senaryoda yılda ortalama 42 gün, şu anki hızında ise 78 gün artış gözleneceği belirtiliyor.

Organların iflasına ve ölüme yol açabiliyor

Çoğu zaman etkisi hafife alınan ani sıcaklık artışları ise düşünüldüğünden daha tehlikeli. Uzmanlar bu durumun organların iflasına hatta ölüme yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

Örneğin, Hindistan’da seçimlerin yapıldığı dönemde, sıcaklıkların 50 dereceye ulaştığı sadece bir günde 33 seçim görevlisi yaşamını yitirdi.

Hindistan seçimlerinde 33 görevli aşırı sıcak nedeniyle öldü

Özellikle kronik hastalığı olan kişiler ve yüksek yaş grubundaki kişilerle çocuklar için yüksek sıcaklıklar büyük tehlike yaratıyor.

Nasıl korunacağız?

Uzmanlar sıcaklardan korunma yollarıyla ilgili şunları öneriyor:

Dışarıya çıkmayın

Sıcaklardan korunmanın en etkili yolu aynı koronavirüs salgınında olduğu gibi evde kalmak. Uzmanlar özellikle güneşin en etkili olduğu 11.00 ve 16.00 saatleri arasında dışarıya çıkılmaması gerektiğini tavsiye ediyor.

Kapalı mekanların ise sıklıkla havalandırılması ve kişinin bol oksijen almaya özen göstermesi gerekiyor.

Bol Su için, mümkünse alkol almayın

Düzenli sıvı almak da vücut ısısının dışarıya atılması için gerekli diğer önlemler arasında. Sıvıdan kasıt ise su ve mineralli içecekler.

Serinlemek için alkollü ve şekerli içeceklerin kullanılması ilk başta serinleme hissi verse de vücudun su kaybını artırdığı için sıcaklığın etkisini daha çok hissetmesine neden oluyor. Yani mümkünse bu tarz içeceklerin tüketiminin havanın daha serin olduğu akşam saatlerine saklanması gerekiyor.

Yağlı yiyeceklerden ve tuzdan kaçının

Benzer şekilde vücutta suyun tutulmasına sebep olan tuzun kullanımının da azaltmakta fayda var. Bunun yanında yağlı ve ağır yemeklerin tüketilmesinin de en aza indirilmesi gerekiyor. Bunun yerine sebze, meyve ve bol sulu gıdalar tercih edilebilir.

Kıyafetlere dikkat

Açık renkli, ince ve bol kıyafetleri vücudu saran dar, kalın ve koyu renkli kıyafetlere tercih edin.

Dışarı çıkmak durumunda kalırsanız kenarları olan bir şapka veya şemsiye kullanarak başınıza güneş geçmesinin önüne geçebilirsiniz.

Klima yerine fan tercih edin

Klima yerine fan kullanımını tercih edebilirsiniz.  Fanın serinliği yeterli gelmezse önüne buz dolu sığ bir kap yerleştirin, ardından fanı açın. Böylece fanın esintisi bir sis bulutu yaratarak sizi serinletebilir.

Klima kullanımının azaltılması hem kapalı mekanın havalandırılmasında yaşanacak sıkıntı nedeniyle koronavirüs salgınından korunmanızı sağlayacak hem de gereksiz enerji tüketiminden veya klima çarpması gibi sağlık sorunlarından sizi koruyacaktır.

Sıcaklıklarda uyuma konusunda sıkıntı çekiyorsanız da sıcak sırasında uyku kalitenizi artıracak 40 ipucunu paylaştığımız haberimize göz atabilirsiniz.

Doktora gitmekten çekinmeyin

Eğer sıcaklık çarpması ve bitkinlik hissederseniz doktora gitmekten çekinmeyin. Eğer alınan önlemlere rağmen bir değişiklik yaşanmazsa erken bir müdahale sağlığı korumak için önemli.

Hayvan dostlarımız için Dışarıya su kabı bırakın

Yüksek sıcaklıklar yalnızca insanları değil evimizi ve mahallemizi paylaştığımız hayvanları da etkiliyor.

Kendimiz için aldığımız önlemleri onlar için de almamız gerekiyor. Evcil dostlarımızı sabah erken veya akşam saatlerinde sokakta gezdirmeye çıkarmak önlemlerin ilk sırasında yer alıyor. Sularını taze tutarak düzenli su almalarını sağlayın.

Dışarıdaki dostlarımız için ise evinizin dışına su ve mama kabı koymayı unutmayın.

 

Almanya’da şiddetli yağışlar: Bavyera ve Baden-Württemberg sular altında

Almanya’nın güneyinde bulunan Baden-Württemberg ve Bavyera eyaletleri Cuma gününden (31 Mayıs) beri süren şiddetli yağışlar nedeniyle sular altında kaldı. Şiddetli yağmurun etkileri devam ederken bölgedeki arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.

Bavyera eyaletinde acil durum kurtarma çalışmalarına katılan dört kişinin teknesi sular altında kaldı. Teknede bulunan gönüllü bir itfaiyeci hayatını kaybetti. İtfaiye teşkilatından bir sözcü, devam eden selin Pfaffenhofen bölgesinde benzeri görülmemiş bir durum olduğunu söyledi.

Bavyera’da acil durum ilan edilirken Baden-Württemberg’de 185 yolcu taşıyan bir tren raydan çıktı. Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, kazada hiçbir yolcuya zarar gelmediğini açıkladı ancak Münih’ten Berlin, Stuttgart ve Zürih’e olan yolculuklarda iptal ve gecikmeler yaşanabileceğini belirtti.

10 bölgede olağanüstü hal ilan edildi

Baden-Württemberg ve Bavyera eyaletlerinde 10 bölgede olağanüstü hâl ilan edildi. Bölgedeki köylerden 3000’in üzerinde insan tahliye edildi. Tahliye edilen bölgede bir huzurevi bulunması nedeniyle tahliye kararı birçok yaşlı vatandaşı zor durumda bıraktı. İçişleri Bakanı Nancy Faeser, bölgede yaşayanları tüm uyarı mesajlarını ciddiye almaları konusunda uyardı.

Pazar günü (2 Haziran) Tuna Nehri‘nin bir kolu olan Paar Nehri üzerinde iki barajın yıkılmasıyla Reichertshofen köyü sular altında kalmıştı. Donauwörth Bölge İdaresi, tahliye kararı için bölgedeki barajların zayıflamasını gerekçe gösterdi. Augsburger Allgemeine gazetesine göre, Tuna7nın seviyesi cuma gününden bu yana yaklaşık üç metre arttı.

Bavyera Eğitim ve Kültür Bakanlığı da önümüzdeki haftaya kadar sekiz bölgede 40’ın üzerinde okulda yüz yüze eğitime ara verildiğini açıkladı.

Alman Hava Durumu Servisi (DWD), pazar günü, bölgedeki birçok belediyenin 24 saat içinde normalde bir ayda olduğundan daha fazla yağış almasının ardından, pazar ve pazartesi günü Almanya’nın güneyinde daha şiddetli yağmur beklendiğini bildirdi.

Almanya polisi: Daha önce böyle bir felaket yaşamadık

Gece fırtınalarının ise güneybatıdaki Kara Orman‘dan, Almanya’nın tüm güneyi boyunca, doğuda Çekya sınırındaki Bavyera Ormanı’na kadar uzanan bir alanı vurması bekleniyor.

DWD’nin bazı bölgelerde bir saat içinde metrekare başına 40 milimetreye kadar yağmur beklenebileceği uyarısı bugünü (3 Haziran Pazartesi) de kapsıyor.

Cuma günü Baden-Württemberg’deki Kisslegg’e 24 saat içinde metrekare başına 130 milimetre, Bavyera’daki Bad Wörishofen‘e ise aynı süre içinde metrekare başına 129 milimetre yağış ğerçekleşti. Mayıs ayında her birinde ortalama aylık yağış metrekare başına sırasıyla 118 ve 101 milimetreydi.

Almanya polisi de bölgede daha önce böyle bir su baskını yaşamadıklarını ve yolların ne kadar süre kapalı kalacağına dair herhangi bir bilgi veremediklerini bildirdi; bölge sakinlerine kendilerini güvende tutmak ve kurtarma operasyonlarını engellememek için bölgeden uzak durmalarını tavsiye etti.

Bakan Habeck: Rekor yağışların ve sellerin sıklığı artıyor

Yeşiller Partisi’nden Ekonomi Bakanı ve Şansölye Yardımcısı Robert Habeck, “Doğal felaketler insanlık tarihi boyunca yaşandı. Ancak bu olayların sıklığının önemli ölçüde arttığını görüyoruz. Birkaç yıl aralıklarla rekor seller meydana geliyor, rekor yağışlar görülüyor” dedi.

Habeck’in de hatırlattığı gibi Almanya’da benzer felaketler ve rekor yağışlar 2021 yılında da Rheinland-Pfalz ve Kuzey Ren-Vestgfalya’da yaşanmıştı.

Almanya’daki selin ölçeği, iklim bilimcileri de şoke etti

Yalnızca Almanya’da değil, tüm Batı Avrupa’da etkili olan sellerin ve yağış düzensizliklerinin iklim değişikliği ile bağlantılı olduğu vurgulanmıştı.

‘Küresel iklim değişikliği sınır tanımıyor

Dünyanın dört bir yanında yaşanan seller de diğer aşırı hava olayları gibi iklim değişikliğinden bağımsız düşünülemiyor. İnsan faaliyetleri sonucunda artan sera gazı yoğunluğu nedeniyle sıcaklıklar giderek artıyor, ısınan atmosferin daha fazla nem tutabilmesi ise sel felaketlerine yol açıyor. Benzer şekilde fırtınaların daha sık ve yoğun hale gelmesi de şiddetli sağanak yağışları tetikliyor.

Son yıllarda bu felaketlerin çeşitli coğrafyalarda daha sık ve şiddetli yaşanması hiçbir ülkenin küresel iklim değişikliğinin sonuçlarından muaf olmadığını gösteriyor. Brezilya’nın Amazon bölgesinde yaşanan büyük seller, Hindistan ve Bangladeş’te aşırı yağışların yol açtığı tahribatın ardından şimdi de Almanya’da görülen şiddetli yağışlara karşı da küresel bir işbirliği gerekiyor.

Ülkelerin hem iklim değişikliğinin şiddetli etkilerini azaltmak hem de sellere karşı gelişmiş erken uyarı ve dayanıklılık önlemleri geliştirmek için birlikte çalışmaları gerektiğine dikkat çeken iklim uzmanları, uluslararası iş birliği ve bilgi paylaşımının önemine dikkat çekiyor.

 

Hindistan seçimlerinde 33 görevli aşırı sıcak nedeniyle öldü

Hindistan’da Uttar Pradesh eyaletinin baş seçim yetkilisi Navdeep Rinwa, aralarında güvenlik görevlileri ve temizlik personelinin de bulunduğu 33 seçim görevlisinin aşırı sıcaklıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ülkede bir süredir devam eden yüksek sıcaklıklara bağlı olarak birçok ölüm raporu bulunuyor. Ancak 33 kişinin aynı gün içinde hayatını kaybetmesi iklim değişikliğinin etkilerinin ne kadar şiddetlendiğini gözler önüne seriyor.

Seçimler boyunca birçok bölgede sıcaklıklar 45 derecenin üzerine çıkarken Uttar Pradesh bölgesinde sıcaklık 46.9 dereceye ulaştı. Palakkad, Alappuzha, Kozhikode ve Malappuram bölgelerinde aşırı sıcak ve yorgunluk nedeniyle sekiz kişi yere yığılarak yaşamını yitirdi. Ballia’da ise bir seçmen oy kullanmak için sıra beklerken sıcak hava nedeniyle bilincini kaybetti ve nakledildiği sağlık tesisinde öldü.

Seçim esnasında rahatsızlanan personelin tedavi gördüğü sağlık merkezinin müdürü R. B. Kamal, tedavi için getirilen insanların yüksek ateş ile geldiğine dikkat çekerek rahatsızlıklarının sıcak çarpmasından kaynaklanabileceğini belirtti.

Uttar eyaletinin seçim yetkilisi Rinwa, hayatını kaybedenlerin ailelerine 1.5 milyon rupi (yaklaşık 18.000 ABD doları) tutarında tazminat ödeneceğini açıkladı.

Bir haftada en az 61 kişi sıcaklar yüzünden öldü

Seçimlerden önce hükümet yetkilileri ve sağlık uzmanlarının sıcaklık riskine ilişkin uyarılarda bulunmuştu. Hindistan Seçim Komisyonu (ECI) sıcak dalgasına bağlı rahatsızlıklara karşı yönergeler yayınlamış ve sıcaklıkların yüksek olduğu dönemlerde büyük toplantıların azaltılması için talimat vermişti. . Ancak alınan önlemler can kayıplarını önlemek için yeterli olmadı.

Aşırı sıcaklıklara bağlı ölümler Hindistan’da ilk kez yaşanmıyor. Sağlık çalışanları ve hükümet yetkililerine göre 24 Mayıs’tan beri en az 61 kişi sıcak çarpması ve dehidrasyon gibi yüksek sıcaklıklara bağlı rahatsızlıklardan hayatını kaybetti. Geçtiğimiz aylarda da sıcak dalgalarına bağlı olarak birçok can kaybı yaşandı.

Geçtiğimiz ay Prof. Dr. Levent Kurnaz, El Niño’nun etkilerinin Hindistan dahil olmak üzere birçok bölgede üç ay daha devam edebileceğine dair uyarmıştı

İklim krizi ve El Nino etkisiyle ‘Sıcaklığa bağlı can kayıplarında artış yaşanabilir’
Hindistan’da aşırı sıcaklar dokuz kişinin ölümüne neden oldu

Uzmanlar uyarıyor: İklim değişikliği, bir halk sağlığı krizini tetikleyebilir

Uzmanlar, sıcak dalgaları gibi aşırı hava olaylarının daha uzun, daha sık ve daha şiddetli yaşanmasında iklim değişkliğinin rolüne dikkat çekiyor. İklim bilimciler, göre özellikle Güney Asya’da aşırı sıcaklıkların daha sık hale gelmesini bekliyor ve bunun bir halk sağlığı krizini tetikleyeceği konusunda uyarıyor.

İklim krizinin sağlığa etkilerini inceleyen Lancet raporu yayında!
Delhi’de okullar aşırı sıcaklar nedeniyle erken tatil edildi
Delhi’de sıcaklara karşı ölüm kalım savaşı: Daha erken öleceğiz, başka ne olabilir ki?
[İklim Krizi] Delhi’nin tarihindeki en sıcak günde ibre 50°C’yi gösterdi

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘ne (IPCC) göre ise Hindistan, iklim krizinden en kötü etkilenecek ülkeler arasında. Yüksek sıcaklıklar ülkeyi kavururken Manipur ve Assam eyaletlerinde meydana gelen Remal Kasırgası’nın ardından şiddetli yağışlardan etkilenmiş, birçok bölge sular altında kalmıştı.  Diğer yandan muson yağmurları ülkenin güneyindeki Kerala eyaletinin kıyılarını beklenenden iki gün önce vurdu.