Köşe Yazıları

Örtbas

Profesyonel Gazeteciler Derneği’nin (SPJ) Gazetecilik Etiği Kuralları’nın birinci bölümü “Gerçeği ara ve haberleştir” başlığını taşır ve şöyle devam eder: “Gazeteciler bilgi toplamak, haberleştirmek ve yorumlamakta dürüst, adil ve cesur olmalıdır.” Diğer bütün etik kurallardan, ilkelerden önce bu gelir. Gerçeği aramak ve gerçeğin haberini yapmak.

Dikkat ederseniz kural “böyle yapsanız iyi olur” demiyor. Zorunluluk bildiren bir fiil kullanıyor. Eğer gerçeği aramak ve gerçeğin haberini yapmak için cesaretiniz yoksa, gerçeğin peşinden koşacak kadar dürüst ve adil değilseniz, gazeteci olamazsınız diyor. Bu kadar basit.

Elbette bazı durumlarda gerçeğe ulaşmak zordur. Haber kaynaklarınız azsa, yeterince tanık yoksa, eldeki bilgiler gerçeğe ulaşmak için yetersizse, yine de bir yolunu bulmak için araştırmak zorundasınız. Bazen de gerçeğe ulaşamazsınız. Ama bazı durumlarda gerçek gözünüzün önündedir, zaten bilinmektedir, sizin işiniz onu olduğu gibi sunmak ve herkes için görünür kılmaktan ibarettir. Bunu yapmadığınız zaman yaptığınız işe habercilik değil, örtbas etmek denir.

Geçen hafta 35 köylünün savaş uçaklarıyla öldürülmesi sonrasında Türkiye’de anaakım medyanın asıl işinin gerçekleri haberleştirmek değil, gerçekleri örtbas etmek haline geldiği konusunda kimsenin kuşkusu kalmadı. Bugün Türkiye’de mesleği gazetecilik olan, gazetecilikten geçimini sağlayan çoğu insan (evet, maalesef çoğu insan – meslek onurunu yitirmediği halde hâlâ aktif gazetecilik yapabilen az sayıda gazeteciye ve az sayıda basın kuruluşuna olan saygı ve hayranlığımı ayrı tutarak söylüyorum) hayatını gerçekleri haberleştirmekten değil, gerçekleri örtbas etmekten kazanıyor.

Hükümetin çıkarları için gerçekleri örtbas et, ordunun çıkarları için gerçekleri örtbas et, politikacının çıkarları için gerçekleri örtbas et, patronun çıkarları için gerçekleri örtbas et, sanayinin çıkarları için gerçekleri örtbas et, şirketlerin çıkarları için gerçekleri örtbas et, sektörün çıkarları için gerçekleri örtbas et, işini kaybetmemek için gerçekleri örtbas et, korktuğun için gerçekleri örtbas et…

Mesele sadece Uludere katliamını örtbas etmek mi? Gazetecilik mesleğiyle halkla ilişkiler mesleğini birbirine karıştıran bu gazeteciler bugün küresel ısınmayı da örtbas ediyorlar, Van depreminin sonuçlarını da örtbas ediyorlar, işçilerin her gün iş kazalarında öldüğü gerçeğini de örtbas ediyorlar, madenlerin ve sanayi kuruluşlarının doğayı yok ettiğini de örtbas ediyorlar, politikacıların sözlerindeki yalanları ve tutarsızlıkları da örtbas ediyorlar…

Gerçekleri örtbas eden gazetecilere karşı mücadele edenlerin de yine gazeteciler olması gerekiyor. Neyse ki hâlâ bunu yapabilen ve hâlâ işini kaybetmemiş, gazetesi kapanmamış veya cezaevine düşmemiş az sayıda gazeteci var. Ama meslekleri ortadan kalkarken, kaldırılırken, ne kadar dayanabilecekler?

SPJ’nin gazetecilik etik kurallarının en önemli maddelerinden birinde de “sesi çıkmayanların sesi ol” diyor. Haksızlığa uğrayanların, yoksulların, azınlıkta kalanların ve doğanın, yani sesi olmayanların ve sesini duyuramayanların sesi olmadan, vicdanın sesi olmadan gazetecilik yapamazsınız.

Gazetecinin görevi Edward Said’in “Entelektüel”de yazdığı gibi, “iktidara hakikati söylemek”tir, iktidara hakikati gizlemek için yardım etmek değil. İktidarla arasına mesafe koymayan, hem de her türlü iktidarla ve asla kapanmasına izin vermediği gerçek bir mesafe koymayan kişi gazeteci olamaz. Asıl mesleği gazetecilik olmadığı için işin kolayını bulup, “zaten ben gazeteci değilim” deyip,  her gün köşe yazılarında veya televizyon koltuklarında gerçekleri örtbas ederek ve iktidarların halkla ilişkiler memurluğunu yaparak hayatını kazananların el üstünde tutulduğu bir ortamda gazetecilik yaşayabilir mi?

Alternatif ve bağımsız medyanın işi zor. Artık alternatif ve bağımsız medya, anaakım medyanın boş bıraktığı küçük alanları doldurmakla yetinemez. Artık gerçeği aramak ve gerçeği haberleştirmek, sesi olmayanların sesi ve vicdanın temsilcisi olmak gibi çok daha büyük bir görevimiz var. Anaakım medyanın boş bıraktığı alan dev bir kara deliğe dönüşmeye başladı. Bu boşluğu ancak alternatif ve bağımsız medya doldurabilir.

Bunu nasıl başaracağımızı bulamazsak, gerçeği arama mesleğini gerçeği örtbas etme mesleğine dönüştürenlerin karşısında yenilmiş oluruz.