Dünyaİklim KriziManşet

Mozambik’i vuran İdai’den alınacak dersler: Sular yükseliyor, iklim değişiyor

Çiftçi bir anne olan 38 yaşındaki Palmira Mussa, çekirge istilasına uğrayan muz ağacınınn önünde. Fotoğraf: Elena Heatherwick

Yazan: Sally Williams 

Yeşil Gazete için çeviren: Eren Yılmaz

*

Meydandaki ağaç neredeyse 100 yıldır oradaydı. Afonso Reis’in anlattığına göre, o doğmadan önce babası tarafından dikilmiş. Bugün 70’li yaşlarda olan Reis, babasının şoförlük yaptığından ve ağaçları çok sevdiğinden bahsediyor. Eskiden insanların ekşi kırmızı meyvelerinden topladığı bu ağaç, yakın zamana kadar Mozambik’in en büyük şehirlerinden biri olan Beira’da, kalabalık bir pazaryerinin ortasında tezgâhını açanlara gölge oluyordu.

Pazaryerinin kaotik sokaklarında domates, salatalık, soğan ve sarımsak satan 21 yaşındaki Fina, ağacın dallarının altında oturmayı sevdiğini anımsıyor. Pazarda muz, portakal ve ikinci el kıyafetler satanlar da var. Etrafında hayat hiç durmasa da, o ağaç hep oradaydı. Sonra bir gün tuhaf bir şey oldu: 14 Mart 2019 günü öğlen saat 2’de ağaç birden devrilip yere yıkıldı. Yaralanan kimse olmadı, fakat insanlar bu görüntü karşısında şaşkınlığını gizleyememişti. Fina o gün sadece hafif bir rüzgar olduğunu söylüyor, “Bu kadar büyük bir ağacın birden yıkılacağını kim düşünebilirdi ki?”

Bu olaydan yedi saat sonra, güney Afrika tarihinin en şiddetli kasırgası önce Mozambik’i, ardından karaya ilerleyerek Zimbabve ve Malavi’yi vurdu. Afrika’nın doğu kıyısında kurulan 500.000 nüfuslu liman şehri Beira’da 1000’den fazla insan Idai kasırgasında hayatını kaybetmiş ve bu şehir felaketinin boyutlarının en ağır görüldüğü yerlerden biri olmuştu. Her şey, hızı saatte 200 km’yi bulan ve çatıları, masaları, hatta kedi ve köpekleri bile uçuracak kadar şiddetli rüzgârlarla başladı. Ağaçlara savrularak hayatını kaybeden hayvanların cesetlerinin kokusu bölgede günlerce hissedildi.

Tüm bunlardan iki yıl sonra, Mozambik’te hayatı normale döndürme çabaları sürüyor. Fakat tarihsel olarak hiçbir şeyin normal olmadığı bir dönemde yaşıyoruz. Idai kasırgasında olduğu gibi, bu tür felaketler böyle senaryolara hazırlıklı olmayan ülkeleri vurmaya devam edecek mi?

Hiç bir şeyin normal olmadığı bir dönemde normalleşmeye çalışmak

Felaket, kasırgayı izleyen şiddetli yağmur ve sellerle devam etti. Beira şehri, iki büyük nehrin ağzında konumlanmış: Buzi ve Pungwe nehirlerinin ikisi de kasırga sonrası taşarak civar köyleri su altında bırakmış, bölge halkı evlerin çatılarında mahsur kalmış ve taşkınlar sonucu Lüksemburg büyüklüğünde bir göl oluşmuştu. Binlerce ağaç kökünden söküldü, evlerinin çoğunun çatısı uçtu ve şehirdeki binaların en az %70’i ağır hasar aldı. Altı okul ve 60 kilise kullanılamaz hale geldi. Kasırga ayrıca yolların ve havaalanının da kapanmasına sebep olarak ulaşımı da olumsuz etkiledi. Süpermarketlerde stoklar tükendi. Ekmek ve su günlük istihkaklarla dağıtıldı. Dört bölgede toplamda 146.000’den fazla insan evsiz kaldı.

Tüm bunlardan iki yıl sonra, Mozambik’te hayatı normale döndürme çabaları sürüyor. Fakat tarihsel olarak hiçbir şeyin normal olmadığı bir dönemde yaşıyoruz: Aşırı kuraklıklar, yıkıcı seller, kıyamet boyutunda yangınlar rekor düzeylerde görülmekte. Idai kasırgasında olduğu gibi, bu tür felaketler böyle senaryolara hazırlıklı olmayan ülkeleri vurmaya devam edecek mi? Bunun ne kadarı iklim kriziyle bağlantılı? Gelişmiş ülkeler nasıl yardım edebilir?

Chiramswuana, eşi ve çocuklarıyla köyde iki küçük evde yaşıyordu. Vasco Limo da ailesiyle benzer bir hayat sürdürüyordu. Yiyeceklerini kendileri yetiştiriyor, yakınlardan içme suyu temin edebiliyor ve çocuklarını okula göndermeye yetecek kadar kazanç sağlıyorlardı.”

Kasırgadan 11 ay sonra, Şubat ayında, Beira’dan iki saat uzaklıkta bulunan ve 2,355 kişiyi barındıran Ndedja Kampı’nda yağmur sızdıran bir çadırda Rita Chiramswuana (51) ve Fatima Vasco Limo (45) ile tanıştım. 200 nüfuslu John Segredo Köyü’nün çiftçileri. İkisinin toplam 16 çocuğu var, onlardan biri de 11 yaşındaki Zacarias. Altı yaşındayken önce annesini, sonra da babasını kaybettikten sonra Chiramswuana onu evlat edinmiş.

Chiramswuana’nın cıvıl cıvıl ve cana yakın bir enerjisi var. Takı takmayı, mavi renk oje sürmeyi ve örme balıkçı şapkası giymeyi seviyor. Vasco Limo daha sessiz ve ve sakin. Uzun yıllardır arkadaşlar. Chiramswuana, işaret parmağını göstererek “Bizim arkadaşlığımız böyle işte” diyor. “Etle tırnak gibiyiz.”

Chiramswuana, eşi ve çocuklarıyla köyde iki küçük evde yaşıyordu. Vasco Limo da ailesiyle benzer bir hayat sürdürüyordu. Yiyeceklerini kendileri yetiştiriyor (lahana, fıstık, mısır, fasulye), yakınlardan içme suyu temin edebiliyor ve çocuklarını okula göndermeye yetecek kadar kazanç sağlıyorlardı (Mozambik’te eğitim 10. sınıfa kadar ücretsiz, fakat 8. sınıftan sonra ders kitaplarını ailenin alması gerekiyor). Ayrıca plastik sandalye, tava, çatal-kaşık gibi ev işlerinde ihtiyaçlarını karşılayacak araç gereçleri de alabiliyorlardı. Chiramswuana’nın 20 ördeği ve 30 tavuğu vardı; Vasco Limo 15 tavuğa ve iki keçiye sahipti ve tüm bunlar köyde bir statü belirtisiydi. İkisi de tuğladan yapılma “gerçek bir eve” ve aydınlatmaya sahip olmanın hayalini kuruyorlardı: “Geceleri çok karanlık oluyor. Yılanların yanımıza kadar geldiğini göremiyoruz.” Yine de hayatlarından memnunlardı.

Evlerini sel bastıktan 24 saat sonra, Maria Mussa çocukları ve kalan eşyalarıyla birlikte. Fotoğraf: Elena Heatherwick

Köyde, daha önce de fırtınalar ve devamında şiddetli yağmurlar yaşanmıştı; komşularının kasırgadan bahsettiğini duyduğunda, Vasco Limo ilk olarak yine bu seviyede bir durumun yaşanacağını düşündü (bir radyoya sahip olmadığı için devletin yaptığı uyarılardan haberi yoktu). Akşam 6’da, ailesi için pişirdiği sebzelerle akşam yemeği hazırlamıştı. 8’de kasırga başladığında eşi, üç çocuğu, keçileri ve tavuklarıyla birlikte evindeydi (diğer çocukları yakınlarda başka bir eve sığınmıştı).

Saat 9’a geldiğinde kasırganın uğultusu artmaya başladı. Büyük bir gürültü koptu ve çatılarının uçtuğunu anladılar. “Her şey çok karanlıktı. Gece boyunca çocuklara sarılarak bekledim.”

Vasco Limo, hayatını kurtaran mango ağacını “O benim tanrım! Şükranlarımı ona sunuyorum,” diyerek tarif ediyor artık. Fakat köylerinin geri kalanı tamamen tahrip oldu ve evlerine dönemiyorlar. Geçici barınaklarda kalıyor ve verilen yardımla hayatlarını sürdürüyorlar.”

Gökyüzü griye döndü ve yağmur başladı. Vasco Limo rüzgârın sesini “oldukça gürültülü bir vantilatöre” benzetiyor. Bazıları da “kasırganın sanki yer altından doğru geldiğini” hissettiklerini söylüyorlar. Sabah 5’te rüzgar durmuştu ve Vasco Limo evinden çıktı. “Evlerin yıkıldığını ve insanların öldüğünü gördüm.” Onlardan biri de 60 yaşındaki komşusu Anna’ydı: “Sonra insanların ‘Socorro! Socorro! Yardım et!’ diye çığlık attığını duydum. Eşim seslerin geldiği yere koştu, büyük bir su kütlesinin ona doğru geldiğini görünce hemen yine koşarak geri döndü.”

Vasco Limo ve ailesi selden kurtulmayı başardı; taşkın onlara ulaşmadan ve köy tamamen sular altında kalmadan yüksek bir yere çıkabilmişlerdi. Fakat Chiramswuana onun kadar şanslı değildi: “İnsanlar sudan koşarak kaçmaya çalışıyordu ama su çok hızlı ve şiddetli geliyordu Hâlihazırda su, bileklerine kadar ulaşmışken, yapabileceği tek şey bir ağaca tırmanmaktı. Önce birimiz tırmandı, sonra sırayla diğerlerinin de çıkmasına yardım ettik.”

Sudan en son çıkan Chiramswuana oldu: Yağmur devam ederken ailesiyle birlikte yiyecekleri olmadan, açlık hissini düşünemeyecek kadar perişan bir şekilde 24 saat mango ağacında kaldılar. Kucağında sekiz yaşındaki kızı, bir koluyla ağacın gövdesine diğeri de çocuğuna sarılırken aşağıdaki yıkıma bakmamaya çalışıyordu: “Domuzlar, keçiler, tavuklar, sandıklar, hoparlörler, dvd çalarlar – hatta insanlar bile akıntıya kapılmıştı.” Erkek kardeşi ve beş yaşındaki çocuğu başka bir ağaca sığınmış, fakat sığındıkları ağaç akıntıya karşı koyamamıştı. Kardeşinin cansız bedeni iki gün sonra çamura bulanmış bir şekilde bulundu; çocuğu da aynı şekilde 400 metre ileride tespit edildi.

Kasırgadan sonra aşırı yağmurlar

Felaketten dört gün sonra Chiramswuana Vasco Limo’yu gördüğünde bitkin bir şekilde birbirlerine sarıldılar. Vasco Limo, hayatını kurtaran mango ağacını “O benim tanrım! Şükranlarımı ona sunuyorum,” diyerek tarif ediyor artık. Fakat köylerinin geri kalanı tamamen tahrip oldu ve evlerine dönemiyorlar. Geçici barınaklarda kalıyor ve verilen yardımla hayatlarını sürdürüyorlar. Destek olarak ekmeleri için tohum ve bir parça arazi verilmiş.

Fakat geçen yıl ocak ayında yaşanan aşırı yağmurlar, kasırga sonrası ilk hasatlarına muhtaç olanlar için yeni bir felaket anlamına gelecekti. “Ekinler hiçbir işe yaramıyor. Kenarda biriktirdiklerimiz varken, eşim ve ben ‘Bununla ne alsak? Ördek mi, tavuk mu?’ diye düşünürdük. Üstüne kurabileceğimiz bir hayatımız vardı. Artık bu mümkün değil, bir günde her şeyimizi kaybettik.”

Fatima Vasco Limo and Rita Chiramswuana, Chiramswuana’nın oğlu Zacarias ile. Fotoğraf: Elena Heatherwick

Bugün, aralarında Vasco Limo ve Chiramswuana’nın da olduğu 2,300 evsiz bu kampta yaşıyor. Son hasat dönemi de hüsranla sonuçlandığı için, gıda yardımı için kuyruğa girenlerin sayısı oldukça fazla. Chiramswuana ekinlerin aşırı sıcaklarda kuruduğunu, yine de yeni tohumların güzel büyüdüğünü ve ağaçlardan mango toplayabildiklerini ifade ediyor. Vasco Limo ise, zamanla işlerin yoluna girdiğini ekliyor; son olarak güneş panelleri edinmiş. Fakat tam da işler onlar için yoluna girerken dünyayı saran yeni bir korku var: Covid-19.

İklim krizinin Idai kasırgasındaki etkisi tam olarak bilinmese de, uzmanlar Hint Okyanusu‘nda deniz suyu sıcaklığı artışlarıyla bağlantılı olduğuna inanıyor.”

Mozambik’te vaka oranları az denebilir; Aralık ayı itibariyle 16,521 vaka ve 139 ölüm kaydedilmiş. Fakat yapılan test sayıları oldukça az olduğu için virüsün gerçekte ne kadar yayıldığını saptamak zor. Njedja‘da henüz vaka görülmese de, korkusu herkesi sarmış durumda.

Kasırga toplamda 3,2 milyar dolar zarara sebep oldu; bu da ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının %22’si ve yıllık bütçesinin yarısı demek. Hükümet bu durum karşısında IMF‘den 118,2 milyon dolar kredi almak zorunda kalmış ve ülkenin toplam borcu 14,78 milyar dolara yükselmiş oldu.

Felaketten sonra Beira halkı tam anlamıyla bir akıl tutulması yaşadı ve birçoğu çağdışı inançlara geri döndü. Bazıları kasırganın bir tanrı ya da iblis tarafından gönderildiğini iddia etti; rüzgarlar bir canavarın ıslıkları, taşkınlar da “7 başlı dev bir hayvanın” marifetiydi.

Eskiye oranla daha sık ve şiddetli fırtınalar

Bilimin bu noktada farklı bir açıklaması var. İklim krizinin Idai kasırgasındaki etkisi tam olarak bilinmese de, uzmanlar Hint Okyanusu‘nda deniz suyu sıcaklığı artışlarıyla bağlantılı olduğuna inanıyor. Witwatersrand Üniversitesi‘nden (Johannesburg, Güney Afrika) doçent Jennifer Fitchett, yüksek şiddetli fırtınaların eskiye oranla daha sık gözlemlendiğini ifade ediyor. Idai’den altı hafta sonra, yine bir 4. kategori fırtınası olan Kenneth, Tanzanya ve Mozambik kıyılarını etkisi altına aldı. (Bir mevsimde iki büyük fırtına, Mozambik kanalı için alışılmışın oldukça dışında.)

Geçtiğimiz hafta da bir başka tropik fırtına (Chalane) şiddetli rüzgar ve yağışlarla Beira’da etkisini gösterdi. Merkezi, şehrin kuzey kesimleri olan fırtına, bu bölgede aralarında Nhamatanda Hastanesi‘nin de bulunduğu birçok binaya zarar verip çatıları uçurdu. 26,000’den fazla hane fırtınadan etkilendi ve 265 aileye geçici konaklama sağlandı.

Oxford Üniversitesi Çevresel Değişim Enstitüsü müdür vekili Friederike Otto‘ya göre, iklim değişikliğiyle birlikte Idai gibi tropik fırtınalar görüldüğünde, artık devamında şiddetli yağışların olması kaçınılmaz. “Ayrıca, halihazırda deniz seviyesinde görülen yükselmelerden ötürü, bu gibi felaketler sonrası oluşan taşkınlar da çok daha şiddetli.”

Simango’yla röportaj için buluştuğumuzda, ‘Her gün iklimin nasıl değiştiğine farklı bir şekilde tanık oluyorum’ diyerek söze başlıyor: Deniz seviyesi yükseldi, dalgalar artık daha şiddetli ve daha büyük. Sıcaklık dengesi değişiyor. Eskiden böyle değildi.”

Aslına bakılırsa bu felaketin getirdiği yıkımın boyutları, kasırganın şiddetinden değil, böyle bir kasırga karşısında en az hazırlıklı olan ülkelerden birini vurmuş olmasından. Beira’da, birkaç büyük villa ve ticaret alanları bulunmakta. Şehirdeki geniş bulvarlar ve diğer planlı bölgelerin çoğu sömürge döneminde Portekizliler tarafından oluşturulmuş (Mozambik 1975’te bağımsızlığını kazandı). Beira dışında ise, binlerce insan baraka evlerde yaşıyor. Ortalama gelir günlük 3 doların altında, bu da ancak 2 kilo şeker ve 4 somun ekmek almaya yetiyor. (o zamanlar İngiliz kolonisi olan) Güney Rodezya’dan gelen varlıklı beyaz turistler için yapılan ve hiç faaliyete geçmeyen otel, bugün bir gecekonduya dönüşmüş. Gölgelik olduğu için otelin döner merdivenin altında ‘konaklayan’ aileler bile var.

Liman, bölgedeki en büyük istihdam merkezi. 19. yüzyılın sonlarında kurulmuş ve ithal ürünlerin Mozambik ve diğer ülkelere girişi adına önemli bir ticari kapı. Güney Rodezya, 1930’larda Beira’yı stratejik liman olarak kullanmaya başlamış ve bu alışverişin etkilerini bugün hala ulaşım yolları ve boru hatları üzerinden görmek mümkün. Resmi işler yapan bazı kurumlar var – finans ve kredi – fakat piyasanın çoğunluğunu balıkçılar, meyve-sebze ve ikinci el giysiler satanlar oluşturuyor.

Daviz Simango, 2003’ten beri Beira’nın belediye başkanı. 2014’te uluslararası bağışçıların da katıldığı ‘Beira İmar Planı’ lansmanında taşkınlara karşı doğal koruma sağlayan mangrovların azalmaya başladığını ve deniz seviyesinden sadece birkaç metre yükseklikte olan şehrin iklim krizinin de etkisiyle savunmasız durumda olduğundan bahsetmişti. Simango’nun tanıtımını yaptığı çevre planı, önlem olarak 7000 ağaç dikilmesini ve mangrovlar için yeniden yaşam alanı sağlayarak 2035’e kadar Beira’nın felaketlere karşı direncinin artırılmasını öngörüyor. Son kasırgadan sonra ortaya çıkan zarar ise Simango ve Mozambik hükümetini konunun uzmanlarıyla birlikte ‘Mozambik’in en savunmasız şehri’ için daha acil çözümler bulmaya zorlamakta.

Soldan sağa: balıkçılar Sacura Alberto, Jose Joao Chimoio, Antonio Silvero Namangero, Damiao Victor ve Pedro Peter. Fotoğraf: Elena Heatherwick

Simango’yla röportaj için buluştuğumuzda, ‘Her gün iklimin nasıl değiştiğine farklı bir şekilde tanık oluyorum’ diyerek söze başlıyor: “Deniz seviyesi yükseldi, dalgalar artık daha şiddetli ve daha büyük. Sıcaklık dengesi değişiyor. Eskiden böyle değildi.”

‘Havalı restoranın önünde duran yoksula hesabı ödetmek gibi’

Idai kasırgası Mozambik’i vurduğunda, batılı ülkeler iklim değişikliğinin etkilerine doğrudan maruz kalan yoksul ülkelere nasıl yardım edebileceklerini araştırıyordu. Buna rağmen son olarak Aralık 2019’da, Madrid’de gerçekleştirilen UN COP25 iklim değişikliği konferansı sonrası gelişmiş ülkelerin maddi desteklerin aktarım yöntemi noktasında karar alıcılar arasında bir fikir birliği sağlanamadı. Simango, içinde oldukları durumu şu benzetmeyle açıklıyor: “Havalı bir restoranın önünde duran bir yoksul hayal edin. Bu insanın yanından geçerek restorana giriyor ve sipariş veriyorsunuz. Yemeğinizi bitirdikten sonra hesabı ödemeden dışarı çıkıp o yoksul insana hesabı ödemesini söylüyorsunuz.”

Beira’yı ziyaret ettiğimde, şehir hâlâ savaştan çıkmış gibiydi. Yeniden inşa çalışmaları %30 oranında tamamlanmış, 48 okulun hâlâ onarılmamıştı: “Yağmur başlayınca okul tatil oluyor ve çocuklar eve dönüyor.”

Mart ayında ilk Covid vakalarının görülmesinin ardından Mozambik’te okullar, restoranlar ve kiliseler kapatıldı fakat diğer ülkelerde olduğu gibi toplu bir karantina uygulamasına gidilmedi. Beira halkı için pandeminin etkileri, kasırganın yıkımı yanında ikinci planda kaldı. Hastanede koridorlar rutubet kokuyor ve yerlerde hâlâ su lekeleri görülüyordu. Felaketin ne derece yıkıcı olduğunun ilk belirtileri de burada görülmüştü. Halihazırda yetersiz kaynaklarla çalışan doktorlar üç günde kasırga ve taşkın sonucu çeşitli şekillerde yaralanan toplam 450 vakayla ilgilendiler.

Bugün bile yenidoğan yoğun bakım ünitesi molozlarla kaplı ve kullanılamaz durumda. Aynı zamanda hastane sözcüsü de olan doktor Boniface Rodrigues, pediatri birimindeki bebeklerin bakıma ihtiyaçları olduğuna ve bu yıkım sonucu kayıplar yaşanmış olabileceğine dikkat çekti: “Elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz, ancak yenidoğan yoğun bakımı tam fonksiyonlu çalışmıyor.” Ameliyathane, kasırgadan ancak sekiz ay sonra onarılabildi.

Güvenlik görevlisi Netto Dezzimata, çalıştığı yelken kulübünde terk edilmiş odaların önünde. Fotoğraf: Elena Heatherwick

Namangero, “Kuşları, hafif rüzgârları, dalgaları özlüyorum” diyor: Akşam arkadaşlarımla toplanır, ateş yakıp balık kızartırdık. Burada sadece lahana var. Boğuluyorum. Burada yiyecekleri seçme şansımız yok; üstelik hava çok sıcak ve bunaltıcı.”

Geldiğimde, Beira’nın Macuti plajındaki yelken kulübü ziyarete açıktı, ancak konuklar sadece terasta oturabiliyor ve içeceklerini kendileri getirmeleri gerekiyor. Restoran, spor alanları ve kayıkhane hala harabe halinde. İnternet üzerinden kasırga uyarılarını okuduktan sonra restoran müdürüne kulübün boşaltılmasında yardım eden 38 yaşındaki güvenlik görevlisi Netto Dezzimata, kulüp yıkılırken nasıl hayatta kaldığını anlatıyor. O geceyi beton bir kemerin altında, kolları bir sütunun etrafına sarılı bir şekilde geçirmiş: “Denizin nerede bitip karanın nerede başladığını göremedim – tek görebildiğim suydu – ama güvenlik görevlisi olarak konumumu korumam gerektiğini biliyordum.”

Bir başka eğlence alanı olan Golden Peacock ise kasırgadan zarar görmemiş gibi. Chinatown olarak da bilinen, havalimanının yakınlarına kurulmuş bu kompleks beş yıldızlı bir otel (içinde bir Çin restoranı, spa ve kumarhane var), kiralık villalar, mağazalar ve çocuklar için bir eğlence parkı içeriyor.

Zenginler kurtuldu, ya yoksullar?

Mozambik’e ithal edilen ilk kuşlar olduğuna inanılan tavus kuşları, bakımlı çimler ve nilüfer göletleri arasında yaşıyor. Zimbabwe’de bir elmas madeni ve Zambiya‘da bir zümrüt madeninin yanı sıra Afrika’nın geri kalanında oteller ve süpermarket zincirlerini de bünyesinde bulunduran büyük ölçekli Çin şirketi AFECC’nin sahip olduğu Golden Peacock, Çinli işadamlarından yoğun talep görüyor. Otel ve villalardaki konuklar, kasırga boyunca gösterişli resepsiyon alanında kalmışlar. Hasar önemli boyutlarda olsa da – tüm binaların çatıları yıkılmış – bir ay içinde hepsi onarılmış.

Yaklaşık 92.500 kişi hala evsiz ve dört bölgede 71 farklı noktada kurulan geçici barınaklarda yaşıyorlar. Tek amaçları yeniden bir hayat kurabilmek. 38 yaşındaki Antonio Silvero Namangero, sadece bir kano ve bir ağ yardımıyla bol miktarda balık yakalıyordu – kırmızı balık, karides, karides, yengeç, karides ve hepsinden önemlisi orfoz. “Bu balıklar iyi para ediyordu” diyor.

Çocuklarıma, babalarının akşam eve balık getirdiğini hatırlatmak istedim. Şu anda hiçbir şey getiremiyor.”

Beira’nın Palmeiras 1 mahallesindeki birçok erkek gibi, o da baba mesleğini sürdürüp balıkçıkla geçimini sağlıyordu. Yakaladığı balıkları restoranlara, villa sahiplerine ve pazarda tezgahına gelenlere satardı. Sağladığı kazanç beş çocuğunu okula gönderebilmeyi ve işini büyütmesini de sağlıyordu. İlk kanosu ona ikincisini alacak kadar para kazandırdı; ikinci bir kanosu, iki yardımcı tutabileceği anlamına geliyordu. Evinin sahibi olma hayali kuran Namangero, “Güzel bir hayatımız vardı ve gerçekten mutluyduk” diyor.

Sonra kasırga geldi ve diğer birçok balıkçı gibi onun da evini ve kanolarını harap etti: “İnsanlar ateş yakmak için kanomdan geriye kalan odun parçalarını alıyordu.”

Namangero, Beira’dan bir saat uzaklıkta olan ve UNİCEF, Care ve Oxfam gibi STK’lar tarafından yönetilen Mandruzi Kampı’na yerleşti. Burada eşiyle birlikte yeni bir hayat inşa etmenin pratik bir yolu olarak STK’lar tarafından verilen teşvikle tarıma yöneldi. Kaldıkları barınak, boyu çocuklarından uzun olan muhteşem bitkilerle dolu bir arazi üzerinde konumlanmış: patates, kavun, mısır ve fasulye yetişiyor. Sıcaklıklar ise kavurucu.

Namangero, “Kuşları, hafif rüzgârları, dalgaları özlüyorum” diyor: “Akşam arkadaşlarımla toplanır, ateş yakıp balık kızartırdık. Burada sadece lahana var. Boğuluyorum. Burada yiyecekleri seçme şansımız yok; üstelik hava çok sıcak ve bunaltıcı.” Kendini bir çiftçi olarak mı yoksa bir balıkçı olarak mı gördüğünü soruyorum. “Balıkçı” diye cevap veriyor.

Yeniden ‘normal’ olabilmek…

Aynı kampta yaşayan 37 yaşındaki Jose Joao Chimoio, Beira’da bir günlük gezide yakaladığı balıkları gösteriyor: “Çocuklarıma, babalarının akşam eve balık getirdiğini hatırlatmak istedim. Şu anda hiçbir şey getiremiyor.” Balıkçıların amacı, çiftçilikten bir kano satın alacak kadar para kazanıp (yaklaşık 180 pound) ve “yeniden normal bir hayat yaşamaya başlamak”.
Ancak çiftçiliğin dezavantajları var. 40 yaşındaki Amadaeu Wilson Ibraim, “Altı ay çiftçilik yaparsın, sonunda eline sadece altı torba pirinç geçer” diyor: “Ve bu altı paket pirinç çok uzun süre yetmiyor. Balık tutarkense, balığı tutarsınız, sonra balıkları yersiniz ya da satarsınız. Çok daha hızlı. ”

Namangero, Chimoio ve Ibraim bizi kanolarının yok olduğu sahile götürmek istiyor. Günün ilerleyen saatlerinde, deniz kıyısında buluşup Beira’ya giden bir otobüse biniyoruz. Varınca yaptıkları ilk şey elbiselerine aldırmadan denize koşmak oluyor. Biz de sahilden onların zıplamalarını, yüzmelerini ve su sıçratmalarını izliyoruz. Namangero, sekiz ay sonra okyanusa kavuşuyor: “Harika bir şey bu. Bir kuş gibi hissediyorum.”

Hâlâ yeni bir tekne veya balık ağları alacak parası yok, Ibraim ve Chimoio için de durum aynı. Hâlâ kampta bulunmalarının ve yiyecek yetiştirmeye çalışmanın nedeni de bu. Namangero, “Sel basmadığı ve elektrik erişimi olduğu için insanlar buraya geliyor” diyor.

Çekirge istilası

Başka bir sürpriz daha var.

Ndedja yakınlarında mısır, kavun ve muz ağaçları olan bir çiftliği ziyaret ediyoruz. Ekinler yaklaşınca hareket eden bir şeyler görüyoruz – büyük, sarı ve siyah şeyler bunlar. Ekinler, binlerce çekirgenin istilası altında. Beş çocuğu olan ve 59 yaşındaki eşi Gorge Adjapi ile çiftliği işleten 39 yaşındaki Palmira Mussa, “Ailemiz aç kalacak” diyor. Çekirgeler şimdiden Etiyopya, Kenya ve Somali‘nin büyük bir bölümünü işgal etmiş ve uzmanlar bu sürülerin iklim değişikliğinin bir başka sonucu olduğunu belirtiyor. Oxfam ile birlikte kamp topluluklarının yiyecek yetiştirmesine yardımcı olmak için çalışan yerel sivil toplum örgütü Kulima’nın temsilcisi Armando Zacarias, “Toprak ıslak ve çekirgeler nemli toprağı seviyor, bu yüzden önceki yıllara kıyasla sayıları çok daha hızlı artıyor” diyor. Uzmanlar, bunun son 70 yılda Doğu Afrika‘da görülen en büyük çekirge sürüsü olduğunu doğruladı.

Dr. Otto, ‘Tropik siklonları günler önceden tahmin edebiliyor olsak da, erken uyarılar yalnızca insanların gidecek güvenli yerleri varsa hayat kurtarmaya yardımcı oluyor’ diye konuşuyor. “

Belediye Başkanı Simango, yeni bir tesisat sistemi geliştirmeyi, drenaj tesislerini iyileştirmeyi ve daha güvenli okullar inşa etmeyi amaçlayan “Beira Back Better” projesini hayata geçirmeyi hedefliyor. Bu iddialı bir proje, çünkü Beira’daki pek çok vatandaş kasırgadan önce de bu imkanlardan yoksundu. Simango, bağışçılardan bugüne kadar 888 milyon dolar toplandığını ve bunun da toplam maliyetin % 25’i anlamına geldiğini söylüyor.

Beira sınırındaki bir bölge olan Dondo’lu yetkili Carlos da Barca, İdai Kasırgası’ndan birçok ders çıkardıklarını ifade ediyor: “Hava durumu tahminleri için daha iyi araçlarımız ve vatandaşlarımızı bilgilendirmek için daha iyi yöntemlerimiz var. Yine de sahip olduğumuz tek şey bu: hâlâ acil bir duruma yanıt verecek gücümüz yok, sadece bilgi verebiliyoruz.” Mozambik, felaketleri önlemek için bugün hâlâ yetersiz durumda. Yoksulluk, kıt kaynaklar ve iklim kriziyle mücadele için yatırım eksikliği, milyonlarca yaşamı tehdit etmeye devam ediyor. Dr. Otto, “Tropik siklonları günler önceden tahmin edebiliyor olsak da, erken uyarılar yalnızca insanların gidecek güvenli yerleri varsa hayat kurtarmaya yardımcı oluyor” diye konuşuyor.

Yardım kuruluşları ise afete hazırlıklı olmanın gerekliliğini savunuyor. Düşük teknolojili koruma çözümleri mevcut: Otlak alanları korumak, ormanları yeniden ağaçlandırmak, mangrov dikmek gibi. Ancak dünya üzerinde kirliliğe en çok sebep olan ülkelerin de tehdit altındaki yoksul ülkeler için fedakarlık yapması gerekiyor. IMF, küresel ısınmaya en çok sebep olan gelişmiş ülkelere ihtiyaç sahiplerine yardım etmek için daha fazlasını yapmaları gerektiğini söyledi. 2017’de yapılan açıklamada, “Yükselen sıcaklıklar, bu felaketlere en az hazırlıklı olanlar için yıkıcı sonuçlar doğuracak” denmişti. Ve elbette son dokuz ayda, Covid’le birlikte iklim krizi siyasi gündemde hızla gerilere düştü.

Chiramswuana’ya Idai Kasırgası sonrası kabuslar görüp görmediğini soruyorum: “Rüyalarımda var. Uyanıkken bile geliyorlar. Tıpkı televizyon seyrederken olduğu gibi, gözünüzün önünde oynayan bir şeye benziyor. Hoşuma gitmiyor ama olan biten hala bir yerlerde kaldı. Kızgın değilim, sadece üzgünüm.”

*

Sally Williams, Oxfam ile bölgede ziyaretlerde bulundu. Yardım kuruluşunun Idai kasırgasının etkilediği topluluklarla yaptığı çalışmalar hakkında daha fazla bilgi için; tinyurl.com/yajktrh6

Makalenin İngilizce orijinali 

Kategori: Dünya