ManşetKadın

Hem Müslüman Hem Feminist: Dünya böyle bir varoluşa nasıl karşı çıkabilir?

“Bu bir kimlik değil. Feministim diyorum ve feministim. Böyle bir varoluşa dünya nasıl karşı çıkabilir ki? Beni yok edersen anca ben yok olabilirim ama ben varım.”

Bu cümleler yönetmenliğini gazeteci Nebiye Arı’nın üstlendiği Hem Müslüman Hem Feminist belgeselinde yer alan Feyza Akınerdem’e ait. Kendisini Müslüman feminist olarak tanımlayan Akınerdem ve belgeselde yer alan daha nice isim karşılaştıkları en büyük tepkilerden birinin varlıklarının kabul edilmemesi olduğunu söylüyor.

Belgeselin ilk tanıtım videoları çıktığında sosyal medya hesapları üzerinden yapılan linç kampanyası da bu gerçeği gözler önüne seriyor. Kendisiyle konuştuğumuz Nebiye Arı, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada tam da bu sebeple bu belgesele ihtiyaç duyulduğunu aktarıyor.

‘Bizim mahalledeki sesler yeterince işlenmiyor’

Kendisini de bir zamanlar Müslüman feminist olarak tanımladığını belirten Arı, “Açıkçası bizim mahallede farklı seslerin güzel şekilde ortaya çıkarılamadığını, onlar hakkında düzgün belgesel yapılmadığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Konuyla yakın bir ilişki olmasının kendisine avantaj sağladığını düşünen Arı, “Dışarıdan birisi tarafından yapılınca insanların söylediklerinde sadece kışkırtıcı olan kısımlar ele alınıyor. Hikayenin esas kısmına odaklanmıyorlar. Belki başkası teknik olarak daha iyi yapabilirdi ama ben daha iyi anlatabileceğimi düşündüm” dedi.

Türkiye’de Müslüman feministlerin hikayesi

Belgesel Türkiye’de İslami feminizmi ilk dile getiren, kadınların cuma namazına gitme ve cenaze namazı kılma gibi eylemlerden tutun söylemsel düzeyde de kadınlarla erkeklerin eşitliği üzerinden politika üretme çabasında olan Konca Kuriş‘e adanmış.

Kuriş, zamanında dile getirdiği tepki toplayan cesurca sözler sebebiyle 16 Temmuz 1998’de Mersin’deki evinin önünden kaçırıldı. Cansız bedeni ise ancak olaydan 555 gün sonra Hizbullah’a ait bir evin bodrum katında bulundu.

Sessizleştirilen bir kuşak

Nebiye Arı, bu ölümün Türkiye’deki kadınlar üzerinde büyük bir etkisi olduğunu ve belgeselin de bu ölümün kuşaklar üzerindeki etkisini yakalayabildiğini söyledi:

Kendileri de söylüyor. ‘Konca Kuriş’in vahşice katledilmesi biz kadınlarda bir korku yarattı. Onun için de sessizleştik geriye çekildik’ diyorlar. İnsanlara o günden sonra kendisine Müslüman feminist diyen birisinin olmaması ilginç geliyor. Ancak hikayeyi bu boyutuyla düşününce anlaşılıyor.”

Üç farklı kuşak

Nebiye Arı, Müslüman feministleri üç kuşak içerisinde ele aldığını belirtti. İlk kuşak olarak 1960 ile 1990 yılları arasında görünürlük sağlamayı amaçlayan kadınların olduğunu söyleyen Arı bu kuşağın özelliklerini şu şekilde anlattı:

Bu kuşak ‘anne nasıl olunur?’, ‘kadın nasıl olur?’ gibi belki de şu an feminist diyemeyeceğimiz birçok yazı yayınlamış, dergiler çıkarmış. Müslüman kadınlar olarak görünürlük sağlamışlar. Diğer kuşaklar için ön açıcı olmuş.”

‘Müslüman kadını erkekler belirlemeyecek’

Sonraki kuşak olarak 1990 ile 2000 yılları arasında yapılanların sayılabileceğini belirten Arı, bu dönemdeki gelişmeleri ise şu şekilde aktardı:

Bu yıllar ise Müslüman kadının nasıl olacağını erkek belirlemeyecek, biz konuşacağız diyen bir evre. Bu bakış açısını edebiyat dergilerinde, roman, hikaye ve dergi yayıncılığında yansıtmışlar. Kendilerine feminist diyen çok az. Daha çok Müslüman kadın hareketi olarak tanımlıyorlar.

Eylem odaklı yeni kuşak

Arı, son kuşağın başlangıç noktasını ise 2010’lu yıllarda Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi’nin kurulmasıyla işaretliyor. Bu dönemde mücadele yürüten kadınları aktivizm alanında daha fazla görmeye başladığımızı belirten Arı, “Önceki kuşakta başörtüsü üzerinden konuşulurken bu kuşakta kadınların kadın meseleleri adına daha çok sahada olduklarını eylem odaklı daha çok şey yaptığını görüyoruz” dedi.

Bu kuşaktaki kadınlar feminizmi daha fazla benimsiyor ve kendilerini tanımlamak için bu kavramı kullanıyor.

‘Erkekler kadına daha fazla yükümlülük yüklüyor’

Her ne kadar farklı dönemlerin düşünce yapılarını yansıtsa da bütün kadınların ortaklaştığı konular da var. Bunu belgeselde geçen bir cümle de güzel bir şekilde yakalıyor:

‘Erkekler mi daha fazla kadına yükümlülük yüklüyor yoksa Allah mı daha fazla yüklüyor?’ sorusunun cevabı ‘kesinlikle erkekler daha fazlasını yüklüyor.'”

‘Din erkekler tarafından yorumlanıyor’

Konca Kuriş’ten bu yana kadınlar dinin erkeklerin ürettiği yorumlar üzerinden değiştirildiğini belirtiyor ve buna karşı geliyor. Kadınların Kur’an’ı yorumlamasının önüne geçildiğini belirten Nebiye Arı, şu ifadeleri kullandı:

Nasıl akademide kadının yükselmesine izin vermiyorlar ya da CEO olarak kadınları göremiyoruz, İslam’da da benzer bir durum var. Mesela ilahiyat öğrencilerinin çoğunluğu kadın olmasına rağmen kadınların bu alanda üst pozisyonlara gelmesi engelleniyor.

Bu erkek yorumlamalarının İslam’ın ilk günlerinden beri yapıldığını belirten Arı, “Mesela Peygamber’in vefatından sonra onun en yakını eşi Ayşe. Ancak onu kenara alıp erkek merkezli bir yönetim oluşturuyorlar. Sonra zaten kim devlete yakınsa ona yakın İslami düşünce hakim oluyor” dedi.

‘Feminist topluluklarda kendilerine alan yarattılar’

Müslüman feministler söylemleriyle sadece Müslüman topluluk içerisinde değil aynı zamanda feminist topluluklar içerisinde de kendilerine bir alan yaratıyor. Nebiye Arı bu durumu şu sözlerle anlattı:

O zamanlar benim de dahil olduğum, birçok arkadaşım 8 Mart, 25 Kasım gibi günlerde katıldıkları eylemlerde misafir olarak algılanıyordu. Bizi gördüklerinde alkışlayanlar, ‘hoşgeldiniz’ diyenler oluyordu. Son derece zorlayıcıydı her yerde bir şeyin temsilcisi veya misafiri konumunda olmak.

Bunları artık biraz aştığımızı düşünüyorum. Başörtülü kadınlar için bir alan hazırdı ve insanlar onları buyur etti diyemem ama kadınlar o alanlara gidip kendilerine alan açtılar. Bir arada bulunarak söylemler üzerine tartışarak ilerlediler.”

‘Karşılaşmalar oldukça önemli’

Karşılaşmaların oldukça önemli olduğunu belirten yönetmen, bu belgeseli de bir karşılaşma alanı yaratmak açısından oldukça önemli bulduğunu belirtti. Belgesel farklı kuşaklarda yer alan kadınların anlatıları ve arşiv görüntüleriyle zenginleştiriliyor.

Project Zoom desteğiyle hayata geçirilen proje kapsamında çekilen belgeselde Necla Abide Ölçer, Mualla Gülnaz Kavuncu, Berrin Sönmez, Feyza Akınerdem, Selma Şirin, Rumeysa Çamdereli, Zeynep Uçar, Derya Çok, Ayşe Yıldırım, Bahar Kılınç, Sıla Türköne ve Rumeysa Nur Kara yer alıyor.

Belgeselin şu ana kadar üç kez çevrimiçi gösterimi yapıldı ve bine yakın kişiye ulaştı. Sonrasında gerçekleştirilen söyleşilerde ise katılımcılar hem belgesel hakkında hem de İslami feminizm hakkında düşünce alışverişinde bulundu.

Daha sonrasında festivallere başvuruda bulunulacağı için belgesele henüz açık bir kaynaktan ulaşılamıyor. Ancak bir sonraki çevrimiçi gösterim hakkında bilgi almak isteyenler belgeselin sosyal medya hesaplarını takip edebilir.

Kategori: Manşet