Köşe YazılarıManşetYazarlar

Gediz’i kim kurtarır?

Marmara Denizi‘nde yaşanan son müsilaj krizi akarsu, göl ve denizlerimizdeki yıldan yıla artan kirlilik sorununun tekrar kamuoyunun gözleri önüne serilmesine ve tartışılmasına yol açıyor. Artık turizm sektörü temsilcileri, sahil kentlerinde yaşayanlar her sabah denize korku ile bakıyorlar. Bu korkunun somut bir şekilde yaşandığı bölgelerin başında ise Ege sahilleri geliyor. Ege sahillerinde de kirlilik açısından dikkatler özellikle Gediz, Büyük Menderes ve Küçük Menderes nehirlerinin Ege Denizi’ne açıldığı bölgelerin üzerinde… Çünkü her üç nehir de her gün düzenli olarak bölgenin Kütahya, Manisa, Uşak gibi, iç yerleşimlerinin arıtılmamış kentsel ve endüstriyel atıklarını Ege Denizi’ne taşıyor.

Bu nehirlerden en büyüğü Gediz. Tam 401 kilometre uzunluğundaki nehir, Kütahya ili sınırları içindeki Murat ve Şaphane dağlarından doğuyor. Kütahya, Uşak ve Manisa illerini geçtikten sonra ise Foça tepelerinden İzmir Körfezi‘nin kuzeyine dökülüyor. Kızılırmak’tan sonra kendi topraklarımız içinde denize kavuşan ikinci uzun nehir olan Gediz; antik dönemden bugüne gelen adıyla Hermos… Denize kavuştuğu Foça’daki nokta ise nehrin orijinal İzmir Körfezi’ne döküldüğü nokta değil. Nehrin eski ağzının Karşıyaka’nın batısında, günümüzdeki Mavişehir’in olduğu bölgenin civarında olduğu biliniyor.

1886 yılında Gediz’in körfeze açıldığı noktanın iç körfezin nehrin getirdiği alüvyonlarla daha fazla dolmaması için değiştirilmesine karar verilmiş ve bu karar Osmanlı İmparatorluğu‘nun en büyük suyolu projesi olarak 1889’da uygulanmış. Böylece o dönemde nehrin getirdiği tarım kaynaklı atıklar ve alüvyonun iç körfeze dökülmeden, akıntılarla orta ve dış körfeze ulaşması sağlanmış. Günümüzde bu atıklara Gediz havzası boyunca kurulu organize sanayi bölgelerinin (OSB) endüstriyel atıkları ve bölgedeki her geçen gün daha da kalabalıklaşan yerleşimlerin kentsel atıklar da eklenmiş durumda.

Üç büyükşehir, 22 ilçe, 12 OGS’nin atıksuları arıtılmadan havzaya akıyor

401 kilometre uzunluğundaki Gediz Nehri diğer yandan 17.500 km²’lik bir havzaya sahip. Havza ülkemiz yüzölçümünün % 2.17’sini oluşturuyor. Bu havzada üç büyükşehir, 22 ilçe ve 12 organize sanayi bölgesi yer alıyor. Kentsel ve endüstriyel atık suların çok önemli bir bölümü arıtılmadan bu nehre ve kollarına boşaltılıyor. Bu nedenle doğduğu Murat Dağı’nda içilecek nitelikte olan Gediz’in suyu Foça’da Ege Denizi’ne vardığı noktada, hiçbir alanda kullanılamayacak su özelliğine geliyor. Yani IV. sınıf su niteliğine düşüyor ve neredeyse simsiyah akıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan “Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planı”na göre havzadaki kirlilik için baskı unsurlarının başında organize sanayi bölgeleri, sulu tarım gibi tarımsal faaliyetler, evsel atıksu deşarjları, alabalık çiftlikleri ve kum ocakları geliyor.

Bu rapora göre,  havzanın genelinde oluşan toplam atıksu miktarı günlük yaklaşık 278 bin m³… Bu toplam atıksu miktarının yaklaşık 158,000 m³/gün’ü evsel nitelikli olup, bu miktarın yaklaşık 66,000 m³/gün’ü arıtılmadan Gediz’e boşaltılıyor. Atıksu miktarının yaklaşık 120,000 m³/gün’lük kısmı ise endüstriyel atıksu… Bunun 23,000 m³/gün kadarı arıtılmıyor. Kritik nokta ise şu ki, aslında arıtıldığı iddia edilen endüstriyel atıksuyun neredeyse tamamına yakını arıtılmadan Gediz’e veya kollarına boşaltılıyor. Organize sanayi bölgelerinin, endüstriyel tesislerin elektrik parası ödememek için atıksu arıtma tesislerini çalıştırmadığı uzun yıllardır herkesin bildiği bir ‘sır’

Hatta endüstriyel üretimleriyle para kazanan sermaye sahipleri hiç çekinmeden çok sayıda bürokratın da katıldığı toplantılarda doğa ve insana karşı yerine getirmek zorunda oldukları ve yasal zorunlulukları olan atıklarını arıtma gereğini yerine getirmeyeceklerini, hiç çekinmeden arıtma tesislerinin elektrik faturalarının halkın cebinden sübvanse edilmesi gereğini de söylemişlerdi. Bu herkesçe çok iyi bilinen sır bayram tatili öncesi Gediz havzasına bir gezi yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından da bir kez daha yüksek sesle dillendirildi.  Dört günlük gezisinin sonunda mevcut atıksu tesislerinin de elektrik giderlerinden kaçınmak için sahipleri tarafından çalıştırılmadığını söyledi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı…

Gediz Havzasında deşarj edilen atıksuyun illere göre dağılımı (Grafik, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan ‘Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planından alınmıştır)

Peki, Gediz için nasıl çözüm bulunacak? Görüldüğü gibi havzanın kirlilikten korunması tek başına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın altından kalkamayacağı kadar büyük ve karışık… Ayrıca yasalarımızda üç büyükşehir ve 22 ilçe belediyesinin yer aldığı 17.500 km²’li,k bir havzada tek bir büyükşehir belediyesine yasal sorumluluk vermiyor. Gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan ‘Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planını’ gerekse Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’ne (TÜBİTAK-MAM) 2018 yılında hazırlatılan “Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı” dikkatle okunduğunda havzadaki kirlik sorunun kamuoyunda bilinenden daha ciddi olduğu ve gerek Ege Bölgesi için gerekse Ege Denizi açısından çözümünün acil olduğu görülüyor. Her iki raporda havzadaki kirlilik sorunun çözümü için iki bakanlığı işaret ediyor; Çevre ve Şehircilik bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı… Bu iki bakanlığın koordinasyonunda bir an önce bölgedeki illerin valiliklerinin, büyükşehir belediye başkanları ile il ve ilçe belediye başkanlarının ve bölge üniversitelerinden akademisyenlerin bir araya gelmesi şart. İlk adım da yapılması gereken ise bölgedeki sayıları 12’yi bulan OSB’lerin atıksu arıtma sistemlerini sağlıklı olarak çalıştırmalarının sağlanması, atıksu arıtma sistemleri bulunmayanların ise bu sistemlerini yapıncaya kadar çalışmalarının durdurulması geliyor. Ayrıca tüm yerleşimlerin kentsel atıksu sistemlerinin de çalışır durumda olması gerekiyor.

Bakanlıklar ve belediyeler işbirliği yapmalı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın elinde şu andaki durumuyla gerek OSB, gerekse kentsel yerleşimlerin atıksu arıtma tesisleri açısından durumunu ortaya koyan veri mevcut. İkinci adımda ise özellikle Tarım ve Orman Bakanlığı’nın koordinasyonunda bölgedeki sulu tarım, kullanılan pestisitler, alabalık çiftlikleri ve tarıma dayalı endüstri mercek altına yatırılmalı…

Gediz Havzası ve yerleşim yerleri (Harita, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında hazırlanan ‘Gediz Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planından alınmıştır)

Bu arada her şeyden önce ise bazı yerel yöneticilerimizin zihniyetlerini değiştirmeleri, insanların sağlıklı bir çevrede yaşam haklarına saygı duymaları şart.  Kamuoyuna yansıyan atıksu arıtma tesisi olmayan ve Gediz Havzası’na atıklarını hiç arıtmadan boşaltan bir OSB’yi savunan bir ilçe belediye başkanının görüntüleri Gediz için, Büyük Menderes için, Küçük Menderes için, Ergene için; burada isimlerini sayamadığım kirliliğin pençesindeki tüm akarsularımız için umut kırıcıydı…

 

EkolojiEnerjiGünün Manşeti

‘Murat Dağı’nı madene kurban etmeyin’

Murat Dağı’nda açılması planlanan altın gümüş madeni için verilen ÇED olumlu raporuna karşı, Kütahya Barosu da harekete geçti. Gedizliler doğa ve insan için büyük risk yaratan maden kararının geri alınmasını istiyor.

Kütahya Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu’nun düzenlediği ‘Murat Dağı Yok olmasın’ konferansında, dağda açılmak istenen siyanürlü altın madeninin hem bölgede yaşayan insanlar hem de doğa için büyük tehlike yarattığı belirtildi. Gediz’de düzenlenen konferansa, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi, İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Dr. Ümit Şahin, Kütahya Barosu Başkanı Avukat Ahmet Atam, STK temsilcileri, Gediz halkı, madenin açılacağı bölgenin yakınlarındaki Karaağaç ve Sumaklı köyünden vatandaşlar katıldı. Konferansın sonunda, madenin açılmaması için hukuki bütün yolların denenmesine ve sivil toplum eylemlerinin güçlendirilmesine karar verildi; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na maden izninin geri çekilmesi çağrısı yapıldı.

Ege’nin en yüksek dağı olan ve Türkiye deprem haritasına göre 1. derecede tehlikeli deprem bölgesi içerisinde yer alan Kütahya’nın Gediz İlçesi’ne bağlı Karaağaç Köyü’nde çıkarılması planlanan altın-gümüş madeni için “ÇED olumlu” kararı 8 Mayıs tarihinde verilmişti. ÇED dosyasına göre sahanın tamamı ormanlık alan. ÇED alanı; Kütahya merkezine kuş uçuşu yaklaşık 65 km mesafede, Gediz merkeze ise kuş uçuşu yaklaşık 16 km mesafede yer alıyor. ÇED sahasına en yakın konut, kuş uçuşu yaklaşık 360 m mesafede Karaağaç Köyü’nde bulunuyor.

Altın-gümüş maden projesi, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın yeğeni Bahattin Özal’ın sahibi olduğu Odaş Enerji’ye bağlı Anadolu Eksport Maden firması gerçekleştirecek. Maden projesinin hayata geçirilmesi durumunda içme ve yer altı sularının yok olacağı ve bölgede kuraklığın baş göstereceği belirtiliyor.

‘Ağır atık metaller bütün yöreyi zehirleyecek’

Dr. Ümit Şahin, konferans öncesinde gidip gördüğü bölgeyle ilgili şunları gazetemize şunları anlattı: “Proje yaklaşık 1075 hektarlık bir alanda iki açık maden ocağı, cevherin zenginleştirilmesi için kullanılan siyanürlü sıvı atığın depolanacağı siyanür havuzu ve çıkan katı atığın yığılacağı pasa alanlarından oluşan maden sahasından oluşuyor. Hemen yanı başında Karaağaç köyü, biraz ötede kayak merkezi ve kaplıca var.  Açık ocaktan çıkarılacak cevher siyanürle zenginleştirilirken pek çok zehirli ağır metal açığa çıkacak ve aktif hale gelecek. Bunlardan en tehlikelileri arsenik, krom, kadmiyum, cıva ve kurşun. Siyanür ve bu ağır metaller atık havuzunda ve pasa dağlarında birikecek. Asit maden drenajıyla, yağmurlarla, toprağa süzülerek yeraltı ve yerüstü sularına karışacak. Başta kanser, sinir sistemi hastalıkları, çocuklarda gelişme geriliği, doğumsal anomaliler, karaciğer ve böbrek hastalıkları olmak üzere pek çok sağlık sorununa yol açacak. Maden çalıştığı sürece ve kapatıldıktan sonra bile bu havuzdaki ve pasa dağlarındaki zehirli kirleticiler açıkta biriktirilecek. ”

Şahin, yörenin 1. Derece Deprem Bölgesi olduğuna da dikkat çekti. 1970’de yaşanan 7.2 büyüklüğündeki Gediz depremini hatırlatan Şahin, “Yeni bir deprem siyanür havuzunun çökmesine neden olabilir, bu da biriken atık suların çevreye yayılmasına neden olur” uyarısında bulundu.

Murat Dağı Ege’nin en büyük iki akarsuyu olan Büyük Menderes ve Gediz nehirleriyle Karadeniz’e dökülen Porsuk çayı ve Sakarya nehrinin kaynağı. Şahin, içme suyu olarak da kullanılan bu zengin su kaynaklarıyla yapılan tarımın da tehlike altında olduğunu vurguladı.

İklim değişikliği riski

İklim değişikliği nedeniyle aşırı yağış olasılığının arttığına işaret eden Dr. Şahin, bunun maden sahasında yaratabileceği riskleri şöyle anlattı: “Avrupa’nın Çernobil’den sonra en büyük çevre felaketi kabul edilen ve 2000 yılı Ocak ayında yaşanan Romanya’daki Baia Mare siyanürlü atık havuzu kazası aşırı yağışlar nedeniyle siyanür havuzunun taşması sonucu meydana gelmiş, 100 bin metreküp siyanürlü atık su Tuna nehrine karışarak 2000 kilometrelik alana yayılmıştı. Burada da aşırı yağışlar böyle bir risk yaratabilir.”

‘Önemli Doğa Alanı’

Şahin, Murat Dağı’nın aynı zamanda ‘Önemli Doğa Alanı’ olduğunu da hatırlattı: “Bölge ekosisteminde 25 endemik bitki türü olduğu, bunların dördünün sadece Murat Dağı’na özgü olduğu, kızıl geyik, kaya kartalı gibi hayvan türlerinin ve pek çok kuş türünün barındığı, burada iki de sulak alan olduğu biliniyor. Burası aynı zamanda yılkı atlarının yaşadığı, büyük sürülerin meralara yayıldığı bir yer. Murat dağına çıktığımda yemyeşil ormanlarından çok etkilendim. Yükseklerde kızılçam ve karaçam ormanları, yer yer fundalıklar ve meralar, eteklerinde de tarım alanları olan muhteşem bir doğa parçası burası.”

Maden tesisi yüzünden yüz binlerce ağacın kesileceğini, toprağın erozyona uğrayacağını ve heyelanlara açık hale geleceğini, bitki örtüsü, yaban hayvanları, türım ürünleri, içme suyu barajlarının zehirleneceğini kaydeden Şahin “Bu felakete izin verilmemesi gerekir. Çok genç olmadan bu madeni durdurmak için herkes elinden geleni yapmalı” dedi.

İYİ Parti’den soru önergesi

 Bu arada İYİ Parti TBMM Grup Başkan Vekili, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan konuyu TBMM gündemine getirdi. Türkkan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması isteğiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi.

Türkkan’ın soruları şöyle:

1-Ege Bölgesi’nin eşsiz doğa güzelliklerinden birisi olmasına ve arama faaliyetlerinde kullanılacak ağır metallerin doğaya zarar vereceği bilinmesine rağmen Murat Dağı’nda yapılacak altın madeni arama çalışmaları için Anadolu Export Maden Sanayi ve Tic.A.Ş.’ye neden izin verilmiştir? Bu firmanın bir ayrıcalığı var mıdır?

2-Ölümcül sonuçları bilinmesine rağmen siyanür ile yapılacak bir çalışmaya izin verilmesi ve bile bile canlı hayatının tehlikeye atılması hakkında Bakanlık olarak görüşünüz nedir?

3-Bu bölgede yapılacak altın madeni arama çalışmaları için verilen ÇED Raporu’nun sonuçları nasıldır? Bu konuda ilgili kişilerin, kurumların ve STK’ların görüşleri alınmış mıdır?

4-Altın madeni arama çalışmalarının Gediz’e bağlı Karaağaç köyünü de etkileyecek olması dikkate alınmış mıdır? Bu konuda Bakanlığınız tarafından herhangi bir tedbir alınmış mıdır?

5-ÇED Alanı’na yakın olan Murat Dağı Kayak Merkezi ve içme suyu amaçlı olan Küçüksu Barajı’nın maden arama çalışmalarından olumsuz etkilenmemesi için alınmış bir tedbir var mıdır?

6-Arama çalışmalarında kullanılacak siyanür sızıntısının Uşak’ın içme suyunu sağlayan Küçükler Barajı’nda neden olacağı zehirlenmeye karşı ne gibi tedbirler alınmıştır?

7-Murat Dağı’nın ev sahipliği yaptığı yılkı atları ve kırmızı geyik gibi birçok yaban hayvanı, büyükbaş ve küçükbaş hayvan ayrıca birçok endemik türün arama çalışmalarından olumsuz etkilenecek olması dikkate alınmış mıdır? Bu konuda Bakanlık olarak ne gibi tedbirler alınmıştır?

8-Maden arama faaliyetlerinin yapılması planlanan bölgede insan sağlığı üzerinde yaratacağı olumsuz durumlara karşı Sağlık Bakanlığı ile ortaklaşa yürütülen bir çalışma var mıdır?

9-Bölge insanının doğaya ve insanlığa zarar verecek olan maden arama faaliyetleri çalışmalarının bir an önce durdurulması talebine karşı olumlu cevap verilecek midir?

 

 

Kategori: Ekoloji

EkolojiManşet

İş başa düştü, Aydınlılar JES raporu yazdı

Aydın’ın Germencik ve Buharkent ilçeleri başta olmak üzere kentteki JES’lere karşı mücadele eden Germencik Çevre ve Doğa Derneği üyeleri, başvurdukları her makamdan “bilimsel veri, rapor var mı” sorusunu duymaları üzerine, jeotermal enerji santrallerinin doğaya ve insan sağlığına verdiği zararlarla ilgili yapılan çalışmaları rapor haline getirdi.

Germencik Çevre ve Doğa Derneği’nin 30 üyesi, Germencik ve Buharkent başta olmak üzere birçok ilçede jeotermal enerji santrallerinin (JES), tarım alanlarına, doğaya ve insan sağlığına verdiği zararlar üzerine üniversiteler, bakanlıklar ve sivil toplum kuruluşlarının 30 yıldan bu yana yaptığı çalışmaları bir araya getirilip, 18 sayfalık rapor oluşturdu.

‘Her itirazımızda rapor sordular’

Germencik Çevre ve Doğa Derneği Basın Sözcüsü Dr. Metin Aydın, Germencik’in kırsal Alangüllü Mahallesi’nde, yakınındaki bir jeotermal enerji santrali nedeniyle kuruduğu ileri sürülen zeytin ağaçları altında raporla ilgili basına bilgi verdi. Aydın’da son 30 yıldır jeotermal uygulamalar olduğuna dikkati çeken Aydın şunları söyledi: “Maalesef bu uygulamalardan en fazla zarar gören Büyük Menderes Havzası’nda incir, zeytin ağaçları ve pamuk tarlaları ve Gediz Havzası’nda ise üzüm bağları olmuştur. Şimdiye kadar Çevre ve Doğa Derneği olarak jeotermalin zararlarını her ortamda dile getirdik. Artık Aydın’da jeotermal santrallerin tarıma ve insan sağlığına zararının olmadığını söyleyecek bir tek kişi yoktur. Ancak hangi makama gidip, nereye başvurduysak, ‘Jeotermal santrallerin incir, zeytin ve pamuğa zararları ile ilgili elinizde bilimsel veri var mı?’ diye sürekli bir engel çıkardılar. TBMM’ye, Aydın milletvekillerine ve Vali’ye gittik, aynı şekilde soruyla karşılaştık.”

Jeotermallerin, incire, zeytine, pamuğa, üzüme ve kısacası tarıma zararı var” diyen Aydın, şöyle devam etti: “Rapor haline getirdiğimiz verilerin tamamı bilimseldir. Bu sonuçlar belgelenmiş sonuçlardır. Aydın’da jeotermal santrallerinin incir, zeytin ve pamuğa verdiği zararlar belgelendi. Çıkarmış oldukları akışkanları, derelere, çaylara ve Büyük Menderes Nehri’ne bırakıyorlar. Tarıma en fazla zarar veren bor maddesidir. Jeotermal santrallerin yaptığı salım sonrası Büyük Menderes Nehri’nde bor miktarının normalden 150 kat daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verileri ile sabitlenmiştir.”

‘Tarım arazisine JES olmaz’

Germencik Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Halil Çetinkaya da, “Dünyada birinci sınıf tarım toprağında Aydın’dan başka jeotermal santrali kuran bir ülke var mı?” diye sordu: ‘Bunun cevabını bir türlü bulamadım. Bildiğim kadarıyla yoktur. Dünya ülkeleri, JES’leri tarım alanlarından, yerleşim yerlerinden uzakta dördüncü sınıf tarım topraklarında yapıyor. Buradaki kaynaktan faydalanalım derken yeryüzündeki diğer zenginliklerimizin hesabı yapılmadan bu tür çalışmaların yapılması doğru değildir.”

Kategori: Ekoloji

EkolojiManşet

Gediz Havzası’na altın madeni: 2 milyon ağaç kesilecek, içme ve yeraltı suları zehirlenecek

1. derece deprem bölgesinde yer alan havzada açılmak istenen maden için uzmanlar; ‘6 milyon metrekarelik alanda hiçbir şekilde ağaç ve canlı varlığından söz edilemeyeceğini’ söyledi.

Ege’nin en yüksek dağı olan ve Türkiye deprem haritasına göre 1. derecede tehlikeli deprem bölgesi içerisinde yer alan Murat Dağı’nda altın-gümüş madeni projesine izin verildi. Projeyi 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın yeğeni Bahattin Özal’ın sahibi olduğu Odaş Enerji’ye bağlı Anadolu Eksport Maden firması gerçekleştirecek. Maden projesinin hayata geçirilmesi durumunda içme ve yer altı sularının yok olacağı ve bölgede kuraklığın baş göstereceği belirtiliyor.

Tamamı orman alanı içinde

Artı Gerçek’ten Rıfat Doğan’ın haberine göre, Kütahya’nın Gediz İlçesi’ne bağlı Karaağaç Köyü’nde çıkarılması planlanan altın-gümüş madeni için “ÇED olumlu” kararı 8 Mayıs tarihinde verildi. ÇED dosyasına göre sahanın tamamı ormanlık alan. ÇED alanı; Kütahya merkezine kuş uçuşu yaklaşık 65 km mesafede, Gediz merkeze ise kuş uçuşu yaklaşık 16 km mesafede yer alıyor. ÇED sahasına en yakın konut, kuş uçuşu yaklaşık 360 m mesafede Karaağaç Köyü’nde bulunuyor.

Küçüksu Barajı da yakınında

ÇED alanının doğusunda ve kuş uçuşu yaklaşık 3 km mesafede Murat Dağı Kayak Merkezi, güney doğusunda ve kuş uçuşu yaklaşık 4 km mesafede ise içme suyu amaçlı olan Küçüksu Barajının tampon bölgesi yer alıyor.

Dosyaya göre işletme ruhsatı verilen maden projesinin pasa sahasının bir bölümü Uşak’tayken, yapılan bir revizyonla bu sahada Kütahya içine alındı.

1.dereceden tehlikeli deprem bölgesi

Birinci derecede tehlikeli deprem bölgesi içerisinde yer alan Murat Dağı’nda yapılması planlanan maden projesinde patlatmalı açık ocak işletme yöntemi kullanılacak. Altın cevherinin üretilmesi ve yığın liç yöntemi kullanılarak cevher zenginleştirme tesisinde cevherin işlenmesi ile nihai ürün olarak dore altın yan ürün olarak gümüş elde edilmesi planlanıyor.

Gediz havzası da tehlikede

Türkiye’nin önemli havzalarından biri olan Gediz Havzası da projeden etkilenecek. ÇED dosyasına göre proje sahasının tamamı 534 hektardan oluşuyor. Bu sahanın içinde batı ocağı (108,34 hektar), doğu ocağı (69,50 hektar), pasa depolama sahası (147,52 hektar), bitkisel toprak depolama sahası (8,39 hektar), yığın liç sahası (28,32 hektar), tesis 1 (cevher stok sahası, mıcır sahası) (2,50 hektar), tesis 2 sahası (altın odası, karbon ünitesi, kırma tesisi, idari bina) (1,90 hektar) yer alacak.

Yılkı atları ve  kırmızı geyikIerin de mekanı

Murat Dağı, yılkı atlarına ve kırmızı geyik gibi birçok yaban hayvanına ev sahipliği yapıyor. Birçok endemik türün yaşadığı Murat Dağı aynı zamanda çok sayıda büyükbaş ve küçükbaş hayvan için mera olarak kullanılıyor.

Ağaç ve canlı varlığına büyük tehdit

Uzmanlar, projenin başlaması halinde 6 milyon metrekarelik alanda hiçbir şekilde ağaç ve canlı varlığından söz edilemeyeceğini, bölgedeki içme ve yer altı sularının kurumasıyla birlikte kuraklığın baş göstereceğini ve yaşanması muhtemel sismik hareketlilik nedeniyle veya sıralı dinamit ünitelerinin patlatılmasıyla Uşak’ın içme suyunu sağlayan Küçükler Barajı’nın siyanür sızıntısı sebebiyle zehirlenebileceğini belirtiyor.

Gıda güvenliği ve halk sağlığı risk altında

Uzmanlar ayrıca şu uyarıları yapıyor: “Projeyle birlikte Pamukkale travertenleri büyük zarar görecek, hatta suyu kuruma noktasına gelecek. Bölgenin beşeri faaliyetleri durma noktasına gelecek. (Turizm, tarım, hayvancılık, termal faaliyetler vs.) Tüm bu olumsuz gelişmelere bağlı olarak 15 milyondan fazla insanın sağlığı tehlikeye girecek. Gediz Irmağı, Büyük Menderes Irmağı, Küçük Menderes Irmağı, Sakarya Irmağı, Susurluk Çayı vb. Murat Dağı’ndan kaynağını aldığı için Ege Bölgesi’nde yüksek miktarda siyanür sızıntısına bağlı hava, su ve toprak kirliliği oluşacak. Bu kirliliğe bağlı olarak başta kanser olmak üzere sağlık problemleri baş gösterecek. Gediz Ovası, Büyük Menderes Ovası, Salihli Ovası, Sakarya Ovası, Menemen Ovası, Küçük Menderes Ovası, Aydın Ovası, Çivril Ovası, Buldan Ovası ve buna benzer birçok ova kirlilikle boğuşarak yok olmaya başlayacak ve gıda güvenliği tehlikeye girecek.”

Kategori: Ekoloji

Köşe Yazıları

Çaldağı’nda kusursuz katliam

Manisa’ya bağlı Turgutlu ilçesinde bulunan Çaldağı’nın sekiz senelik kabusu tekrar gündeme geldi. Aslında genel olarak Manisa ve ilçelerinin doğasına karşı gerçekleşen savaş ise hiç gündemden düşmüyor. Nasıl bir konum almaysa bu, Manisa’nın ilçelerinin toprağın üstünde sundukları ve bozulmadan ilerlendiğinde de yüzlerce yıl sunabilecekleri yetmiyor. Toprağın altına değer veriliyor ve yeryüzünü altüst ediş, doğal olarak yaşamın da altüst edilmesini getiriyor. Zaten havası çok kirli, nefes almanın çok zor olduğu bir kent ve çevre ilçelerinde yaşam iyiden iyiyce yok oluyor.

Ekran Resmi 2014-11-17 14.40.10Çaldağı’nın sekiz senelik kabusu nikel madeni. Geçtiğimiz günlerde Çaldağı Nikel Madeni projesinin çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporu onaylandı. Böylece madene doğru bir adım daha atılmış oldu. 1970’lerde bulunan büyük rezerv sonrasında toprak altında kalması ekonomik olarak daha uygun bulunan nikel, gerekli ekonomik koşulların oluşmasıyla birlikte ve şirketlerin, hatta prenslerin (İngiltere Prensi Charles, son Türkiye ziyaretinde Çaldağı’nı da ziyaret etti.) baskılarıyla çıkarılmak isteniyor. İşte bu isteğin gerçeğe dönüşme süresi bu sekiz yıl. Fakat Çaldağı ve Çaldağı’nın bulunduğu Gediz Havzası hem bölge için, hem de Türkiye için çok önemli bir yer. Nikel diye bir element bilinmeden önce de yaşamı besliyordu; Çaldağı’nda yerin altında nikel bittiğinde yerin üstünde bir yaşam kalırsa o zaman da beslemeye devam edecek. Tarımla gelen bu önemin yanında değeri uluslararası düzlemde de kabul edilen bir yer. Örneğin, Ramsar Sözleşmesi (Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme) ile koruma altına alınmış bir bölge. Ege Bölgesi’nde bu sözleşme ile koruma altına alınan başka bir nokta yok. Türkiye’de ise 15 kadar nokta var ama onların da ismini vererek tehlikeye atmak doğru olmaz.

Gediz Havzası’nın, Çaldağı’nın değerine karşılık nikel madeninin ederini koyanlar için ise bu bilgilerin hiçbir önemi yok. Orman dediğimiz odun rezervi, kuş dediğin baş ağrıtan bir canlı. Maden için 12.5 milyon metrekarelik bir alanda yer alan ormanın temizlenmesi planlanıyor. Bu son rakamlara göre 2 milyon ağaç demek. Bunun yanında milyonlarca kuş, binlerce yaban hayvanı demek. Fakat bu rakamları okuyup da şirket doğa düşmanı diye düşünmeyin diye madenci şirket Turgutlu’nun girişinde bir çöplük alanı ağaçlandırdı. Bir tarafta bir ormanı yok etmek isteyip, 50 yıllık, 100 yıllık ağaçları kesmek isteyip; diğer taraftan en görünen yere şöyle güzelce çizilmişinden bir peyzaj çalışması yaptılar. Yani aslında Türkiye’nin orman ve ağaç politikasının ufak bir özetini geçtiler.

Madenin nasıl bir yapı olacağı da önemli. Son dönemde gündeme gelen kömür madenlerinden farklı bir yapısı olacak. Bir kere çok geniş bir alanı kapsıyor. Sadece bu projenin hazırlık aşamasında 200 bin ağacın kesilmesi gibi bir gerçek var. Şirket, sadece Türkiye’de izin verilen bir yöntemle zenginleştirme gerçekleştirecek: Atmosferik (açık hava) yığın liçi (asit). Avrupa Birliği ülkeleri bu yöntemi ülkelerinde kabul etmiyorlar. Bu da yetmiyor, maden için bir asit fabrikası kurulması gerekiyor. Bitti mi? Hayır! Madenin bir de su ihtiyacı var. Yıllık 4 milyon metreküpün üstünde bir ihtiyaç bu. Gediz Nehri bu ihtiyacı en iyi ihtimalle 8 ay karşılayabiliyor. Kalan 4 ay ise bu ihtiyaç yeraltı sularından karşılanacak. Tabi tamamen ağaçsız bir bölgenin su dengesinin de değişeceğini hesaba katmakta yarar var. O nehrin beslediği bir havza var ve o havzaya nehre geri pompalanan asitli suyun verilme ihtimali var.

Tüm bunları toplayınca bir durum net olarak ortaya çıkıyor. Çaldağı’nda kusursuz bir katliam planlanmış. Hiçbir canlı kalmasın, tüm ekosistem darmadağın edilsin diye en ince ayrıntılar bile düşünülmüş. Böyle böyle Türkiye kusursuz katliamların ülkesi oluyor. Sadece Manisa’da son bir yıl içerisinde olanlar bile buna örnek. Yeşil mücadeleye olan ihtiyaç kendisini en net şekilde hissettiriyor. Doğrudan yaşama yönelik katliam planlarına karşı, doğrudan yaşamdan ayağa kalkan bir mücadele.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/Urbarli