Editörün SeçtikleriManşetTarım-Gıda

‘Neoliberalizm, tarımı iklim krizine karşı savunmasız hale getiriyor’

Haber: Elif Ünal

Sera gazı emisyonlarının sebep olduğu iklim krizi Türkiye’nin farklı bölgelerinde tüm dünyada olduğu gibi etkisini göstermeye başladı. Kriz; sıcaklıkların yükselmesi, sel ve hortum gibi felaketlerin sıklığında ve şiddetinde artış,  su varlıklarının azalması gibi pek çok değişikliği de günlük hayatlarımıza taşıdı. Bütün bu ortaya çıkan sorunlar da yıllar içinde yürütülen ve tarımın endüstriyelleşmesine sebep olan neoliberal politikalar sebebiyle hâli hazırda zor günler geçiren tarımsal üretimi doğrudan etkiliyor. Araştırmalar ve raporlar ise bu etkilerin giderek artacağının habercisi.

Peki, Türkiye tarımında neoliberalizm-iklim değişikliği ilişkisi nasıl şekilleniyor ve tarımsal üretimde rol oynayan farklı aktörler bu sorunlardan nasıl etkileniyor? Bu soruları cevaplamak üzere yola çıkan Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fikret Adaman, Dr. Duygu Avcı,  Hollanda International Institute of Social Studies’de Politik Ekoloji alanında doktora öğrencisi Umut Kocagöz ve Barselona Autònoma Üniversitesi’nde Politik Ekoloji alanında Master yapan Gökçe Yeniev kapsamlı bir araştırma yürütüyor. Araştırmacılar, “İklim Değişikliği Bağlamında Türkiye’de Tarımın Politik Ekolojisi” isimli çalışmada iklim değişikliğinin tarımdaki etkisini anlarken olayların politik arka planının bu etkilerden bağımsız düşünülemeyeceğini iddia ediyor. Dört araştırmacının sorularımıza verdikleri yanıtlar şöyle:

Avcı: Tarım sadece ekonomik bir sektör olarak düşünülüyor

Türkiye’nin tarım politikalarında nasıl bir dönüşüm yaşandı? Neoliberal politikaların tarım üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

Duygu Avcı:  Piyasanın serbestleşmesi tarımsal üretimde bir şirket egemenliğine sebep oldu. Şirketler, hem ürün fiyatlarının belirlenmesinde hem girdi fiyatlarının belirlenmesinde etkili oluyor. Aynı zamanda devlet desteklerinin azalması, tamamen ortadan kalkması değil ama istikrarsızlaşması tarımda yaşanan dönüşümlerden. Devlet hem gıda üretimini hem de üreticiyi desteklemek yerine piyasaları önceleyen bir politika yürütüyor. Tarımın gıda ihtiyacını karşıladığı, köylülük ve çiftçiliğin bir yaşam biçimi olduğu gibi bakış açıları yerine tarım ekonomik bir sektör olarak düşünülüyor. Ve tarımsal üretimin, kar maksimizasyonu alanı haline gelmesinin önünü açan politikalar yürütülüyor.

Dr. Duygu Avcı

Mesela, en son 2006’daki tohum yasası en ciddi etkileri olan yasalardan biri. Orada sertifikasız tohum satamıyor olmak bir sorun. Çiftçilerden bize “biz o zaman tohum yasasının bize ne getireceğini anlamadık. 10 yıl sonra tohumlarımız elden gitti, şu anda pişmanız” diyen oldu.

Bu sorunların yanı sıra bir de içinde bulunduğumuz iklim krizi tarımı doğrudan etkiliyor. Peki, tarımsal üretimdeki bu dönüşümün iklim krizine katkısı oluyor mu?

Fikret Adaman: Bunun çok mühendislik hesabını yapmadık ama dönüşüm daha ziyade endüstriyel tarıma geçiş demek. Endüstriyel tarım da monokültür demek. Yüksek girdili, pestisit kullanan, gübre kullanan üretim demek. Bunların da sera gazına ciddi etkileri var. Oradan bakarsak bu tür üretim biçiminin mevcut iklim değişikliğine yönelik olumsuz katkıları olduğunu söyleyebiliriz. Bir de tabii olayın diğer yönü var. Hem tarım bu işe katkı yapıyor hem de iklim değişikliğinin etkilerinden zarar görüyor. Bu gördüğü zarar ve ileride artacak olan zarar farklı bölgelere, farklı üreticilere, farklı ürünlere ne şekilde yansıyacak?  Burada kırılganlıklar çok önemli. Özellikle maddi gücü düşük kesimlerin iklim değişikliğine yönelik uyum göstermede ciddi sıkıntılar yaşamasını öngörüyoruz maalesef.

Yeniev: Endüstriyel tarım, kaynakların yüzde 80’ini kullanıyor

Gökçe Yeniev: İklim adaleti konusunda istatistiki olarak dile getirecek olursak endüstriyel tarımın, kaynakların yüzde 80’ini kullandığı ve buna karşılık dünya nüfusunun yüzde 30’unu beslediğini söylüyor raporlar. Köylü tarımı ise küresel ölçekte geri kalan yüzde 70’i besliyor ve bunu yaparken kaynakların yüzde 20’sini kullanıyor. Bu neoliberal politikalar endüstriyel tarımın yayılmasının önünü açtığı için giderek bu dengesizlik, eşitsizlik açılacak demektir.

Adaman: Çalışmaların çoğu patinaj 

Şu anda iklim değişikliğine adaptasyon konusunda herhangi bir çalışma var mı?

Fikret Adaman: Yönetimin bu konuda yaptığı çalışmalar var ama bunların büyük bir kısmı patinaj çekme. Yani dönüyor da pek bir yere gitmiyor. Hatta mesela Konya bölgesinde şeker pancarı, mısır gibi çok su isteyen ürünlere destek veriyor olmasıyla da kötü adaptasyon yapıyor. Kimi yerel yönetimlerin bu konuda çabaları var. Kimi üreticiler bu konuda daha bilinçli. Genel olarak baktığımızda gereklilik hissedilmeye başlanmış durumda. Bazı çalışmalar yapılıyor ancak daha kapsamlı, daha bütüncül bir çalışmadan bahsedebilmek mümkün değil.

Prof. Dr. Fikret Adaman

‘Tarım politikası yok ki iklime adaptasyonu olsun’

Duygu Avcı: Sahada, üretici olsun bu işin içine girmiş farklı aktörler olsun, bir çok farklı insanın söylediği şey şu: “Burada tarım politikasından söz edemeyiz ki tarımda iklime adaptasyon politikasına gelelim.” Önce havza bazlı destekleme modeli, ardından Milli Tarım, son olarak Tarımda Milli Birlik diye farklı isimlerle tarım politikalarında değişiklikler yapılıyor. Yani tarım politikaları alanında bir istikrarsızlık ve belirsizlik var. Dolayısıyla çiftçi devletten beklediğini şu aşamada alamamış durumda.  En ciddi beklenti ise, “Girdi maliyetlerini ne yapacağız?” sorusunun yanıtı. Orada bile bir cevap alamamış durumdalar. Yani bu kadar kaotik, olmayan bir tarım politikası içerisinde uyum da yok. Güya iklim eylem planları var, su yönetimi planları, kuraklık yönetim planları hazırlanmış durumda ama bunlar kağıt üzerindeki planlar sadece. Uygulama ne yönde oluyor, tam bir soru işareti.

Saha çalışması yaptığınızı söylediniz nerelere gittiniz?  

Umut Kocagöz: Çanakkale Bayramiç’e gittik. Orada daha çok yeni köylülük pratikleri vardı. Hem şehirden yerleşen tarımsal üreticilerle hem de yerleşik köylüler ile görüştük. Bunun dışında İzmir, Aydın, Bilecik, Konya, Eskişehir, Ankara, Dersim, Rize, Antalya ve Adana’ya gittik. Köylülerle derinlemesine mülakatlar yaptık. Görüşmeleri, altı aylık bir sürede yaptığımız için nicelik olarak çok da fazla değil. Ancak burada amacımız tarımın genel bir resmini çıkarmaktı.

Umut Kocagöz

‘Sıcaklık sıfırın altına düşmeyince zararlılar artıyor’

Çiftçiler kendi deneyimlerinden neler anlattı? İklim değişikliğinden bahsediyorlar mı?

Gökçe Yeniev: İsmine iklim değişikliği diyen var, demeyen var. Ama genel olarak hava olaylarındaki dalgalanmaların geçmiş senelerden farklı olduğunu anlatıyorlar; ekstrem hava olaylarının arttığından ve buna bağlı kayıplardan bahsediyorlar. Mesela Adana bölgesinde hava sıcaklıklarının sıfırın altına düşmemesinden kaynaklı zararlılarda artış yaşanıyor. Bu da üreticiye mücadelede daha çok tarımsal zehir kullanmayla birlikte girdi maliyetlerinin artması şeklinde yansıyor. İklim değişikliğini bu şekilde tecrübe etme söz konusu. Yine kuraklık, üreticilerin bahsetiği problemler arasında.

Fikret Adaman: Dolu da sıkça bahsedilen sorunlar arasındaydı. Özellikle seracılık yapanlarda çok etkili.

İklim dostu, iklime adapte tarım mümkün mü?

Fikret Adaman: Bizim çalışmamızın çıktılarından biri analitik bir çerçeve aslında. Bu çerçevede üreticileri ekolojik tarım-endüstriyel tarım, ve üretim süreçlerinde üretici kontrolüyşirket kontrolü olarak iki eksende konumlandırarak bir değerlendirme yapıyoruz. Burada şunu gözlemliyoruz. Uyum için ekolojik tarıma ve üreticinin üretim süreci üzerinde kontrolü olan bir sisteme doğru bir dönüşüm önemli

Ekolojik tarımdan kastınız ne?

Doğaya az müdahale eden veya etmeyen, yerel tohum kullanan, monokültür yerine polikültür yapan bu tarz üretim pratiklerini ifade ederken ekolojik tarım kavramını kullanıyoruz. Genel ismine agroekoloji dediğimiz; onarıcı kültür, permakültür, köylü tarımı gibi çeşitler var. Agroekolojik modelin iklimle ve doğayla dost, gezegeni soğutan bir tarım pratiği olduğu söylenebilir.

‘Yüksek verim ekolojiye tercih ediliyor’

Bunu destekleyecek ekonomi modeli nedir?

Fikret Adaman: Genelde neoliberal sistem endüstriyel tarımı önceliyor. Yüksek verim her ne kadar ekolojiye ciddi maliyetler getiriyorsa da bu maliyetlerin büyük kısmı ileriki yıllarda ortaya çıkacağı için bunlar hesaba katılmıyor. Mesela toprağın kaybı, sera gazı salımlarıyla iklim değişikliğine sebebiyet gibi sonuçlar iki üç ay sonra ortaya çıkan maliyetler değil maalesef. Yüksek verim ve ekonomik kazançlar, ekolojiye tercih ediliyor.

‘Yerel yönetimler devreye girmeli’

Sistem bu şekilde kurgulandığında alternatif yapıların da biraz alternatif pazarlama yöntemleri, kooperatifler gibi yeni pazar ağları bulmaları gerekiyor ki elindekini tüketiciye ulaştırabilsin. Burada da başarılı örnekler var ama genel resme baktığımızda etkileri çok düşük. Bunların bir  basamak yukarıya taşınması yerel yönetimlerin devreye girmesiyle mümkün olabilir. Bu konuda da son yıllarda İzmir Seferihisar’dan, Dersim’e kadar örnekler var. Bunların iyi incelenip çoğaltılmasında yarar görüyor ekip.

Umut Kocagöz:  Üretici kontrolünün daha da yoğunlaşması ve kolektifleşmesi ve bunun planlı bir şekilde ölçek büyüterek yaygınlaşması benim gördüğüm en temel yaklaşımlardan.

‘Sorunu sadece sera gazına indirgememek gerek’

Neoliberal sistem içerisinde bir çözüm bulmak mümkün mü?

Duygu Avcı:Sorunu ne olarak tanımladığımıza bağlı . Eğer sera gazı emisyonlarını azaltmak olarak tanımlarsanız o zaman teknolojik çözümlerle ne yapılabilir tartışması yürütülebilir. Bizim burada derdimiz neoliberal sistemin yarattığı adaletsizliklere, eşitsizliklere dikkat çekmek ve evet neoliberal sistem kaçınılmaz olarak eşitsizlik yaratıyor. Derdimiz sadece sürdürülebilirlik değil adalet ve sürdürülebilirlik.

İklim değişikliğinin etkilerine uygun gıda üretimleri dünyada konuşulmaya başladı. Ürünler genetiği değiştirilerek sıcaklığa, kuraklığa karşı dayanıklı hale getiriliyor. Sizce bu çözüm olabilir mi? 

Fikret Adaman: Bunları da uyumun bir parçası olarak görmek mümkün. Ama eğer bu monokültür, endüstriyel tarım fikrini radikal bir şekilde değiştirmeyecek, bunun içerisinde bir takım oynamalar yapacaksak gidebileceğimiz mesafenin çok fazla olmadığını düşünüyoruz. Dolayısıyla bunu toptan reddetmek yerine, resmi genel değerlendirmekte ve olayı salt sera gazına indirgemeden bakmakta yarar var.

Çalışmanızda ‘akıllı tarım’ gerekliliğinden de bahsediyorsunuz. Nedir akıllı tarım? 

Gökçe Yeniev: İklime duyarlı hassas teknolojilerin geliştirilmesinden, Endüstri 4.0‘ın tarımda uygulanmasından bahsediyoruz. Meteorolojideki gelişmeleri aktarmada, topraktaki nemi ölçmede, zararlıların erken tespitinde bu teknolojiden faydalanılabilir. Türkiye’de şimdiye kadar akıllı tarım konusunda üreticilerin direk katılımından söz etmek mümkün değil. Bu alanda çalışanlar genellikle tarım konusunda çalışan yazılımcılar.

Gökçe Yeniev

Son olarak, yaptığınız çalışmayı diğer çalışmalardan ayıran en önemli özellik ne? Devamında nasıl ilerlemeyi hedefliyorsunuz?

Fikret Adaman: Tarım meselesi üzerine yapılan aslında onlarca çalışma var. Bugüne kadar yapılan çalışmaların tamamına yakını modelleme üzerine kurulu. Yani 2030’da, 2050’de Türkiye’de ne olacak? Akdeniz, Karadeniz Bölgesi’nde ne olacak? Buğday, pamuk, ayçiçek üretimi nasıl etkilenecek gibi  projeksiyonlar üzerinden yapılan çalışmalar var. Buradaki derdimiz iklimle ilgili yapılan çalışmalara politik bir boyut eklemekti.

Yaşananlara politik süreçlerle birlikte bakmadığımızda çok teknik ayrıntıda kalan, iklim değişikliğini dışarıdaki bir parametre olarak değerlendiren bir yaklaşım oluyor. Halbuki özellikle 2000’li yıllardan sonra yaşanmakta olan neoliberal politikaların bu değişimin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

İkinci boyut da bu işi yaparken politik ekoloji dediğimiz bir gözlükle bakmak. Yani homojen bir tarım kesimi yok aslında.  Küçük ve büyük çiftçisi, teknolojiyi kullananı, endüstriyel tarımı, agroekoloji işinin içinde olanı, vahşi tarım yapanı gibi birçok farklı özellikte üretim modeli mevcut. İklim değişikliğinin de bu kesimler üzerinde farklı farklı etkileri olacağını öne sürüyoruz. Çalışmamız henüz tamamlanmadı. Sahadan elde ettiğimiz bilgileri değerlendirip araştırmayı Haziran’da sonuçlandırmayı planlıyoruz.