COP25İklim KriziKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Madrid Notları-3]: Müzakereler neden tıkandı? Paris Anlaşması uygulanamaz hale gelebilir mi?

Madrid’de devam eden COP25 Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı’ndan yazdığım notların üçüncüsünü, COP Başkanı, Şili Çevre Bakanı Carolina Schmidt’in müzakerelerde gelinen son durumu açıklamak için düzenlediği durum değerlendirmesi toplantısını (stock-taking plenary) izledikten hemen sonra yazıyorum. Bu toplantıda COP25’ten pek bir şey çıkmayacağı aşağı yukarı belli oldu. Hatta müzakerelerin tıkanmak üzere olduğu bile söylenebilir.

Önce burada bu kadar kritik ne müzakere ediliyordu, ülkeler neden bir konsensüse varamıyor, kısaca özetleyelim. Zira haklı olarak, ortada bir Paris Anlaşması var, ülkeler zaten hedeflerini açıkladılar, bu hedeflere ulaşmak için ne yapmaları gerektiği oldukça açık, o halde daha neyi paylaşamıyorlar diye düşünüyor olabilirsiniz. Tek cümleyle yanıtlamak gerekirse cevap şöyle: Çünkü bir grup ülke hâlâ verdikleri sözleri tutmamanın ve bir şey yapmış gibi görünürken bu yaptıklarının atmosferin sera gazlarıyla dolmasını etkilememesini sağlamanın peşindeler. Üstelik bunu yaparken bir de üzerine para kazanmak istiyorlar. Peki bu kadar saçma bir şey nasıl mümkün oluyor?

6. Madde tartışması

Burada tartışmaların odağında Paris Anlaşması’nın 6. maddesi var. Geçen sene Katowice’de (COP24) Paris Anlaşması’nın uygulanmasına dair ilkelerin belirlendiği Paris Kurallar Kitabı yazılmış, ancak 6. Madde üzerinde anlaşma sağlanamadığı için bu konunun görüşülmesi bu seneye bırakılmıştı. Madde 6 tartışması önemliydi, çünkü Kyoto Protokolü’nden hatırladığımız esneklik mekanizmalarının benzeri bazı piyasa araçlarının Paris Anlaşması için de geçerli olmasını öngörüyordu. Bildiğiniz gibi iklim değişikliğiyle mücadele için ülkeler (ülke içinde de bu hedefe uyumlu olarak sektörler/firmalar) üretimden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını azaltmak için bir hedef belirler. Ancak bazı piyasa araçları ile gerçekte azaltmadıkları bu emisyonları, başka bir yerde yapılan azaltımı satın alarak yapmış sayılabilirler. Paris Anlaşması’na Kyoto mekanizmalarının aynılarını koymak mümkün değildi, çünkü hem iki rejim arasında büyük farklar vardı, hem de Kyoto mekanizmalarının hiçbir işe yaramadığını herkes biliyordu. Bu kez bütün ülkeler işin içindeydi, gelişmiş-gelişmekte olan ülke ayrımı Kyoto’daki kadar belirgin değildi ve küresel ölçekte işleyecek bir mekanizma gerekiyordu.

2015’de COP21’de imzalanan Paris Anlaşması iklim kriziyle mücadele için büyük sevinçle karşılanmıştı.

Paris Anlaşması, yine bir tür ofset (yaptığı emisyonu başka bir yerdeki azaltımla dengeleme) imkânı getirip ülkelerin kaçmasını sağlamak yerine bu kez piyasa mekanizmalarını azaltım hedeflerini güçlendirmek amacıyla oluşturdu. Madde 6 eskiden karbon kredisi diye bildiğimiz tarzdaki her türlü kağıdın piyasada alınıp satılmasını, ama satılan kağıdın alan ülke için taahhütlerine ek bir azaltım getirmesi şartını koştu. Yani amaç ülkelerin zorunlu olan azaltımlarını bir şey yapmadan kağıt satın alarak halletmesi değil, kendi taahhütlerini “içeride” tamamladıktan sonra, daha iyisini yapmak için başka ülkelerin yaptıkları fazladan azaltımları satın almalarını sağlamaktı. Üstelik bu ticaretin bütün ülkeler arasında ve sadece ülkeler arasında değil kamu kurumları ve özel sektör arasında da yapılabileceği öngörülüyordu.

Madde 6’da çevresel dürüstlük (environmental integrity) ve küresel emisyonların toplam azaltımı (overall mitigation of global emissions) diye iki kavram yer alıyor. Bunlar yapılacak olan alım satımın mutlaka atmosfere yapılan karbondioksit emisyonunu azaltmaya hizmet etmesi gerektiği anlamına geliyor. Yani azaltmış gibi yapıp aslında atmosfere faydası olmayan bir numara çevirmenize Anlaşma izin vermiyor. Anlaşma bununla da yetinmemiş, aynı azaltımın iki ayrı yerde sayılamayacağını (double-counting) da belirtme ihtiyacı duymuştu. Yani piyasa mekanizmaları ancak hedefleri artırmak için (ambition) kullanılabilir.

Kağıt üzerindeki azaltımdan atmosferin haberi var mı?

Ama tabii bu Madde 6’nın düz ve iyimser yorumu. Sonuçta burası bir müzakere zemini ve iklim acil durumu diye bir şeyden haberi yokmuş gibi davranan iş takipçisi zihniyetindeki bazı müzakereciler (ve aslında müzakereci kılığındaki fosil yakıt lobisi temsilcileri) açık bulmayı ya da yaratmayı becerebiliyorlar. Madde 6 topu topu bir buçuk sayfa uzunluğunda 9 paragraflık bir madde. Üstadı bunun uygulama kitabını yazarken öyle açıklar yaratır, hesaplama yöntemini öyle belirler ve paragrafları öyle saçma yorumlayabilir ki, madde tanınmaz hale gelir ve amaçladığının tam tersine hizmet eder. Burada yapılmak istenen işte tam da bu. Eğer buradaki bazı müzakereciler ısrarla mükerrer sayım (double-counting) ve sıcak hava (hot-air) yaratmaya ve işi yapılan emisyonun ofsetine çevirmeyi becerirlerse Paris Anlaşması işlemez hale bile gelebilir, çünkü kağıt üzerinde yapılmış gibi görünen azaltımdan atmosferin haberi olmayabilir. Bu kötü ihtimalleri örnek vererek açıklamaya çalışayım.

Paris’den dört yıl sonra, anlaşmanın Madde 6 yüzünden çıkmaza girebileceği konuşuluyor.

Diyelim ülke olarak verdiğiniz ulusal katkı beyanında (NDC) 2030’da toplam emisyonunuzu on yıl öncesine göre %30 azaltıp 240 milyon ton emisyon yapmayı taahhüt ettiniz. Ama işler çok yolunda gitti ve 220 milyon ton emisyon yaptınız. Bu durumda taahhüdünüzün üzerine çıkmış oluyorsunuz. Buna üstün başarı (overachievement) deniyor. İşte bu fazladan başardığınız 20 milyon ton azaltımı madde 6’da ITMO adı verilen (Intenationally Transferred Mitigation Outcomes: Uluslararası Transfer Edilebilen Azaltım Ürünü) bir kağıda dönüştürüp diyelim tonunu 10 dolardan satıp 200 milyon dolar kazanabilirsiniz. Ama eğer siz bu 20 milyon tonu küresel emisyondan düştüyseniz, alıcı ülke de tekrar 20 milyon tonu kendisine azaltım olarak yazamaz. Yazarsa double-counting olur çünkü.

Normalde bu örnekte yapmayı taahhüt ettiğinden fazlasını beceren ülke ödüllendirilmiş oluyor. Ama eğer niyetiniz kötüyse, sırf bu işten para kazanabilmek için yapabileceğinizden daha az bir taahhütte bulunup kendinize ITMO yaratabilirsiniz. Örneğin söz konusu ülke bu mekanizmayı düşünerek 220 milyon tona düşüreceğini bile bile kendisine “ben ancak 260 milyon tona düşürürüm” diye bir hedef belirleyip yok yere 40 milyon tonluk haksız kağıt yaratabilir. Bu tabii Paris’in özüne aykırı, çünkü Anlaşma her ülkeye yapabileceği en yüksek azaltım taahhüdünde bulunma görevi veriyor. Eğer buradan çıkması gereken kural kitabı bu işi baştan kesecek net bir önlem almazsa amaçlananın tam tersine, ülkeleri zayıf taahhüt almaya özendirmiş olabilir.

Hedef düşük, başarı üstün

Daha da kötüsü, geçmişten kalan bazı karbon kredilerini (eski Temiz Kalkınma Mekanizması projelerinden kazanılanları vb. dahil) madde 6 altında saydırma çabaları. Bunun örneği Avustralya. Avustralya’nın Kyoto hedefi 1990’a göre %8 artış idi. Yani 2020 öncesinde Avustralya’nın hedeflediğinden fazlasını gerçekleştirmiş gibi görünmesi sadece yapabileceğinden çok daha düşük bir hedef almasından kaynaklanıyor. Ama Avustralya şimdi bu eski “üstün başarısını” Paris altında saydırmak istiyor. Aynı şey Rusya için de geçerli olabilir, çünkü Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya ve eski Doğu Bloku ülkelerinde eski sanayilerin kapanması bu ülkelerin emisyonlarını 1990’a göre çok düşürdü. Şimdi düşünün, Rusya veya Avustralya veya başka bir ülke, 2020 öncesinde yaptığı varsayılan bir azaltımı bir ülkeye satarlarsa ve bu ülke de bu azaltımı kendisi yapmış gibi muhasebe ederse ne olur? Doğru bildiniz, aslında hiçbir azaltım yapılmamış olur, ama yapılmış gibi bildirilir. İşte buna sıcak hava ticareti (hot air) deniyor.

Yapılan bir azaltımın birkaç kere hesaba katılması riski, bir de üzerine, Madde 6’ye göre ülkeler arası ticaretin yanı sıra kurulacak olan Uluslararası Karbon Piyasası’nda şirketler ve/veya kamu kurumları arasında da alım satım yapılabilecek olmasından kaynaklanıyor. Örneğin bir fabrika saldığı karbonu azaltırsa bu ülkenin ulusal emisyonunu azaltır. Aynı azaltım ülkeler arasında alınıp satılır, bir de üzerine şirketler arası alınıp satılırsa ne olacak? Sıcak hava basmaya devam… Üstelik işler bu şekilde çığırından çıkarsa piyasada satılan azaltım kağıtları için talep de azalacağı için düzgün bir fiyat da oluşamayacaktır. Bir de üzerine akıbeti belirsiz ağaçlar dikerek, nasıl yapıldığı belirsiz şekilde ekosistemleri restore ederek yutakların geliştirildiği ve negatif emisyon yaratıldığı varsayımıyla ITMO’lar yaratılır ve bunlar alınıp satılırsa, bundan yine atmosferin haberi olmayacaktır.

Türkiye, hiçbir şey yapmadan ‘başarabilir’

Öte yandan eğer gelişmiş ülkeler, yüksek hedef belirlemedikleri için satacak bol kağıdı olan gelişmekte olan ülkelerin kağıtlarını satın alarak hedeflerini gerçekleştirmeye kalkarlarsa bütün bu ticaret oyunundan atmosferin hiç haberi olmayacak, boyuna sıcak hava basılıp durulmuş olacaktır.  (Durumun ne kadar saçma bir hal alabileceğinin bir örneği Türkiye’nin durumu olabilir. Türkiye 2030’da emisyonlarını 1.175 milyon tondan 929 milyon tona indirme sözü verdi. Ancak hiçbir şey yapmadan mevcut politikalarıyla Türkiye’nin emisyonunun 929 milyon tonun çok altında kalacağı biliniyor. Bu “üstün başarı”nın Türkiye’nin zamanında zayıf hedef almış olmasına bağlı olduğu Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Emisyon Açığı Raporu’nda iki senedir vurgulanıyor. Ama şimdi Madde 6’nın uygulama ilkeleri açıkları kullanmaya imkan verecek şekilde yazılırsa, Türkiye, elbette Paris Anlaşması’na taraf olursa, hiç yoktan birkaç yüz milyon tonluk azaltım kağıdı satacak duruma gelebilir.)

Madrid’de içeride ülkeler ve fosil yakıt lobileri pazarlık yaparken, dışarıda yüz binlerce kişi iklim adaleti istiyor.

Böyle böyle, Paris Anlaşması küresel emisyonları gerçekte düşürmeyen, ama her ülkenin çok büyük azaltımlar yapmış göründüğü bir oyuna dönüştürülebilir. İşte bu nedenle Madrid’de Madde 6 müzakereleri tıkanmış görünüyor. COP Başkanı, Yeni Zelanda ve Güney Afrika bakanlarına ülkeler arası konsültasyon görevi vermiş, ancak bu görüşmelerden henüz bir sonuç alınamamış durumda. Tartışmalar yukarıda anlatmaya çalıştığım Kyoto dönemi azaltımların kullanılması, double-counting, çevresel dürüstlük gibi konularda devam ediyor. Ayrıca bazı ülkeler ve iklim hareketi Madde 6’nın uygulama ilkelerine mutlaka insan haklarının da eklenmesi gerektiğini belirtiyorlar. Bu da son derece önemli, zira yerelde yaşayan insanların haklarını ihlal eden yatırımlarla azaltım yapıp elde edilecek kağıtların satılması, insan hakları ihlalinden para kazanmak anlamına gelecektir. Türkiye’deki küçük HES’leri düşünün. İnsanların su hakkını elinden alıp doğayı tahrip edip katılımdan uzak bir şekilde HES yapıp, sonra bunu “yenilenebilir enerji” olduğu için kağıda dönüştürüp (çünkü madde 6 sadece fazla azaltımları değil doğrudan yatırımları da alınıp satılacak kağıda dönüştürmeye imkan sağlayabilir) para kazanabilirsiniz. Bunun elbette iklimi korumakla falan bir ilgisi olmayacaktır.

Güya bu COP ‘ambition’ olacaktı

Madrid’de aklı başında olan herkes Madde 6 uygulama kural kitabı böyle çıkacaksa hiç çıkmasın diyor. Benim izlenimim de aklı başında ülkelerin çoğunlukta olduğu ve Avustralya, Brezilya, Suudi Arabistan, ABD gibi ülkelerin Paris’i çıkmaza sokma planlarına geçit vermeyecekleri yönünde. Yani Madde 6 seneye kalacak. Böyle olursa Paris’e taraf olmayan ülkeler gelecek sene müzakerelere katılamayacağı için ABD engelinden de kurtulmuş olacağımız için bu iyi de olabilir. Tabii bu arada Madrid’de karar verilmesi gereken ortak zaman çerçevesi konusunun da ertelendiğini, üstelik sadece Suudi Arabistan’ın oyalaması yüzünden değil, en çok da AB yüzünden ertelendiğini ekleyelim. Ortak zaman çerçevesi, bundan sonra verilecek Ulusal Katkı Beyanları’nın (NDC) ya beş ya da 10 yıllık olması, ama herkesin aynı yıllar için taahhütte bulunması anlamına geliyordu. Acelesi yok deyip ertelediler. Kayıp Zarar Mekanizması’yla ilgili müzakerelerin de ilerlemediğini görüyoruz. Ayrıca hiçbir büyük ülke taahhütlerini artıracağına dair bir beyanda da bulunmadı. Oysa güya bu COP “Ambition COP” olacaktı.

Yani anlayacağınız çocuklar aylardır grevde, milyonlarca insan aylardır sokakta, iklim krizini gündemin birinci maddesine taşıdılar, ama buna rağmen COP25’ten dişe dokunur bir karar çıkacak gibi değil.

Peki ama biz Madrid’e niye geldik?

Kategori: COP25