BM’den iklim ayrımcılığı uyarısı

BM raporuna göre, küresel ısınmaya bağlı sınıfsal ayrışma artacak. Zenginler, iklim krizinin sonuçlarından kaçabilirken, krizin yükünü çeken yine yoksullar olacak. Raporda, karbon salımının yüzde 10’unu yapan yoksul ülkelerin krizin yükünün yüzde 75’ini sırtlayacağı belirtiliyor.

Birleşmiş Milletler’in (BM) insan hakları ve yoksullukla ilgili özel raportörü  Prof. Philip Alston küresel ısınmanın temel insan ihtiyaçlarının karşılanmasına vereceği zararın yanı sıra hukuk devletini ve demokrasiyi tehlikeye atacağını, sınıfsal ayrışmayı arttıracağına dikkat çekti. Alston’un BM İnsan Hakları Komitesi için hazırladığı rapora göre, yoksul bölgeler karbon salımının sadece yüzde 10’unu gerçekleştirdiği halde krizin yükünün yüzde 75’ini sırtlayacak.

The Guardian’ın haberine göre, Alston, “iklim krizinin sınıflar arası ayrışmayı keskinleştireceğini vurgulayarak zenginlerin krizin yaratacağı etkilerden kaçma imkanı varken dünyanın geri kalanının acı çekmeye devam edeceğini, bunun örneklerinin şimdiden görülmeye başlandığını” yazdı. 2012’de Atlantik Okyanusu’nda gerçekleşen ve en büyük kasırga olarak kayda geçen Sandy Kasırgası’nı örnek gösteren Alston, dar gelirli New Yorklular temel ihtiyaçlarına erişemezken şehrin zengin kesiminin jeneratörleri ve kasırganın etkilerine karşı aldıkları binlerce kum torbasıyla normal hayatlarına devam ettiklerini hatırlattı.

Irkçılık artabilir

Raporda, “Yoksunluk, toplumu milliyetçiliğe, yabancı düşmanlığına ve giderek ırkçılığa yönlendirebilir. Dengeli bir insan hakları politikası yürütebilmek giderek zorlaşacak” diyerek sağ hareketlerin güç kazanmak için iklim krizinden de yararlanabileceğine vurgu yapıldı.

Alston, insan hakları savunucularının iklim krizini ana sorun olarak ele almamasını eleştirdi. BM İnsan Hakları Komitesi’nin bu konudaki çalışmalarının insan haklarını bekleyen tehlikeye ve krizi engellemek için yapılması gereken kökten dönüşümlere yer vermediğini söyledi.

Uluslararası anlaşmaların da etkisiz kaldığını ifade eden Alston, Paris İklim Anlaşması’nın küresel sıcaklık artışını iki derecenin altında tutma hedefinin dünyayı yine kritik eşikte bırakmasını ve daha ilerisi için bir eylem planlanmayışını eleştirdi. Alston, “Devletler her türlü bilimsel uyarıya kulaklarını tıkamayı tercih etti ve sonunda o zamanlar kıyamet senaryosu olarak sunulan bulguların elimizdeki en iyi senaryoya dönüştüğü noktaya geldik” dedi.

Trump’un aktif sessizliği

Raporda ABD Başkanı Donald Trump, iklim krizi konusundaki sessizliği, şirketlerin yanında saf tutması, çevresel düzenlemelerdeki geriye gidişi tetiklemesiyle ve Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’ da Amazon’daki yağmur ormanlarını maden şirketlerine açma vaadi ile negatif örnekler olarak yer aldı. Devletlere ve fosil yakıt kullanan şirketlere karşı açılan iklim davaları, Greta Thunberg önderliğindeki öğrenci boykotları ve Yokoluş İsyanı da cesaret verici hamleler olarak değerlendirildi.

Krizi engelleyebilmek için ihtiyaç duyulan değişikliklerin uzun süredir ihmal edilen sosyal ve ekonomik hakları sağlama konusunda devletler için bir katalizör işlevi de görebileceğini belirtilen raporda “İnsan hakları yaklaşan kaostan yine de sağ çıkamayabilir” denildi.

Raporun orijinali için tıklayın