8. yılında Fukuşima Nükleer Felaketi ve yeni riskler

2011 yılından bugüne Fukuşima Nükleer Felaketi boyunca yaşananlar, nükleer santral kurma planları yapan bazı ülke ve hükümetlere köprüden önce son çıkış; bazılarına ise “kıyak” müşteri olma fırsatı şeklinde göründü. Hükümetin yapmış olduğu nükleer santral anlaşmalarıyla ülkemizin ikinci grupta olduğu aşikar. Oysa “Fukuşima”nın adı bile bir nükleer santralde meydana gelebilecek kaza risklerinin tehlikeye dönüşmesiyle oluşan toplumsal ve ekolojik maliyetlerin ne denli büyük, çeşitli ve hesaplanamayacak kadar dallı budaklı olduğunun simgesi haline gelmiş bulunmakta. Üstelik Fukuşima bu misyonunu tamamlamış da değil, risklerin tehlikeye dönüşmesi ve bu tehlikelerin yeni risklere zemin hazırlamasıyla kendini yeniden ve yeniden üreterek, daha onlarca hatta yüzlerce yıl sürecek… Diğer taraftan siyasi iktidarın tutum ve kararları da sivil toplumun yalnızlaştırılma biçimleriyle, neoliberal derslerin en unutulmazını vermekte ki yaşananlar küresel açıdan da ibretlik! Fukuşima’da yaşananları ve alınması gereken dersleri bir köşe yazısına sığdırmak mümkün olmasa da durumu birkaç çarpıcı örnekle açıklamaya çalışacağım:

Hatırlarsanız, geçen sene Fukuşima Nükleer Santrali’nde ölümcül seviyelerde radyasyon tespit edilmişti. Bu durum değişmiş de değil. Öte yandan radyoaktif mikropartiküllerin ve izotopların hava hareketiyle yayılması da her zaman mümkün. Benzer şekilde nükleer santralde yoğun radyoaktif olan kısımlara yeraltı suyunun girmesi yeni radyoaktif su üretimine neden olmakta. Nitekim radyoaktif olduğu için 1000 tonluk silolarda biriktirilen suyun miktarı geçen seneye göre yüzde elli artarak 1 milyon 400 tona ulaştı. Bu noktada iki açıdan problem sözkonusu: Birincisi silolara yeni yer açılamayacağı için radyoaktif suyun Okyanusa boşaltılmak istenmesi. İkincisi ise Okyanusa dökülmek istenen bu suyun içinde etkisi 300 yıla varan stronsiyum ve sezyum gibi kanser ve birçok başka hastalığa yol açabilecek şekilde radyoaktif izotopların bulunması. Nitekim, silolarda biriktirilen suyun okyanusa boşaltılması ekosistemsel felakete yol açacakken, radyasyonun bu şekilde besin zincirine karıştırılma ihtimali baki.

Fukuşima’nın bugünkü kritik tartışma konularından bir diğerini tam erimenin meydana geldiği reaktörlere ait havalandırma bacalarının sökümüne başlanacak olması teşkil ediyor. Operasyondaki herhangi bir başarısızlık yüksek miktarda radyasyonun çevreye yayılması anlamına gelirken, normal şartlarda nükleer santrallerde periyodik olarak izotopların havaya salındığı bu bacaların her biri, incelemelere göre bugün saatte 10 bin milisevertten daha fazla radyasyon barındırmakta. Dört bacanın sökülmesi için birkaç ay içinde nükleer santral sahasında bir robot üretimine başlanması planlanıyor.

Öte yandan Japon hükümetinin nükleer felaketin ardından Fukuşima eyaleti genelinde 1 milisievertten 20 milisieverte çıkartmış olduğu radyasyon sınır dozlarını eski haline döndürmek gibi bir girişimi de yok zira radyasyon seviyelerinin daha onlarca yıl aynı kalacağı bir gerçek. Buna rağmen Japon hükümeti 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’na kadar tahliye edilmiş olan herkesin evine dönmüş olması için uğraşmakta. Zira sekiz yıl önce tahliye edilmiş olan 380 bin kişiden 43 bin kişinin hala evine dönmediği bilinirken, geri çağırma sürecinde yurttaşların kolay ikna olması amacıyla hükümetin başvurduğu yöntem, ilk ve orta dereceli okulları öğretim hayatına yeniden açmak. Bu şekilde ebeveynlerde Fukuşima’nın çocuklar için bile güvenli olduğu hissini uyandıran hükümet çevresel radyasyon ölçümü için kurulan cihazları ise kaldırtmanın uğraşında. Maliyeti 25 milyar dolara varan 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nın hazırlıklarını üstlenen hükümetin 10 yıllık ömrü dolduğu bahanesiyle maliyeti 3.6 milyon dolar olan ölçüm cihazlarını yenilemeyeceğini buraya not düşelim.

Anlaşılan o ki, Fukuşima gibi felaketler yeni risklerle kendini yeniden inşa ettikçe, siyasi iktidarlar da kendilerini duruma göre konumlamakta, ya gerçekleri örtbas etmeye çalışmakta ya da radyasyon sınır dozlarını yukarı çekmeye varan bir pişkinlik sergileyebilmekte… Fukuşima Felaketi’nin tetiklendiği Japonya gibi bir deprem ülkesi olan ülkemizde siyasiler kazalarda dahi sorumluluk kabul etmemekte… Sizce, intihar etmek için insanın kendisini trenin önüne atması yerine trene binmesinin kafi olduğu ülkemizde planlar hayata geçirilir nükleer santral kurulursa yaşanacakları tahmin etmek güç müdür?

15 Mart Cuma günü Komşu Kapısı Maçka Dayanışma Derneği’nde “Fukuşima Etkisi” adı altında Fukuşima’da yaşananları, nükleer risklerin toplumsal ve ekolojik maliyetlerini ve ülkemizdeki nükleer planların detaylarını anlatacağım, beklerim.

Bu yazı ilk olarak Yeni Yaşam Gazetesi’nde yayımlanmıştır.