[Yeşil Gazete BIFED’de] Ömer Madra ile BIFED’de bir gün

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’nin (BIFED) üçüncü gününde Açık Radyo’dan, Açık Gazete’den, iklim dede mahlası ile 25 yıla yakın zamandır bir iklim elçisi özverisi ile nereye çağrılsa orada biterek iklim değişikliğine karşı yaptığı söyleşi/panel/konferans vsr’lerden hemen hepinizin tanıdığını tahmin ettiğim Ömer abi (Madra) ile geçti tüm günüm.

Hikaye 12 Ekim Cuma günü Halk Eğitim Merkezi’nin ilk seansında (10:00) gösterime sunulan Arabama Aşığım ( I’m in Love With My Car) filminin yönetmenleri Michele Mellara ve Alessondro Rossi ile söyleşi yapılırken başladı. Bir gün önce iki yönetmenle Yeşil Gazete adına röportaj yapmıştım (umarım en yakın zamanda sizinle paylaşma imkanı bulacağım) ve röportaj sırasında da kendilerine, “Şimdi görece az soru sordum ama yarın filmi izledikten sonra başka sorularım da olabilir” demiştim. O cihetle Halk Eğitim salonunun ön sıralarına seğirtmişken hemen önümde Ömer abi ile Can abinin (Candan) oturduğunu farkettim. Benim sormaya teşne olduğum soruyu ise enfes üslubu ile Ömer abi yöneltti yönetmenlere:

“Filminizin adı “Arabama Aşığım”. Türk romancılığı ise “Araba Sevdası” (Recaizade Mahmut Ekrem) kitabı ile başlamıştı. Ama şimdi durum dizilerden de şahit olduğumuz üzre bir “Kara Sevda”ya dönüşmedi mi sizce?”diyerek.

Ömer abi bu sorunun ardından filmde iklim değişikliğine dair herhangi bir kelam olmamasını not anlamında yönetmenler ile paylaştı.

Bizim maceramız ise salondan çıkış ile başladı. Can abi saat 13:00’de gösterilecek Yeşil Okul Hikayeleri (Green School Stories) filmine girmeden önce festival sponsorlarından Coffe Shelter’da bir kahve içmeyi teklif etti. O yürümeyi tercih ederken Ömer abi ile ben ise araba ile geçtik mekana.

Tam burada bir küçük not düşmeme de izin verin. Bozcaada öyle aman aman büyük bir ada değil. Yüzölçümü açısındna demiyorum elbette. BIFED’in cereyan ettiği coğrafya açısından söylüyorum. Ama ben geçen sene olduğu gibi bu sene de BIFED’e arabam ile geldim. Geldim ki, ortopedik engelimden kaynaklanacak -olası- aşırı yorgun hatta bitap hallerim festival keyfini tam anlamı ile yaşamama mani olmasın

Coffe Shelter’a geçince başladı Ömer abi ile her biraraya geldiğimizde içimizden hayatın olağan akışı kavlince çıkan sıcak muhabbet. Biz öyle Can abi, Ömer abi filan muhabetti koyultmuş iken bir hanımefendi geldi masamıza. Ömer abiye, “Sizinle Vegan Fest sırasında yaptığınız konuşma vesilesi ile tanışma imkanı buldum. Konuşmanızdan çok etkilenerek vegan oldum. 11 aydır da veganım. Bu süreçte Hindistan’da da bir süre yaşadım. Yıllardır sıkıntısını yaşadığım romatoid artrid rahatsızlığımdan da böylece kurtulmuş oldum” dedi.

Alev Tetik ve Ömer Madra

Ne zaman vegan muhabbeti açılsa gemi azıya alarak heyecanlanan Ömer abi bana dönüp, “Gördün mü bak. Ben sana ne demiştim” dedi gülümseyerek. Annemin de romatoid artrid hastası olduğunu söylediğimde tek çıkar yolun veganlık olduğu konusunda fikir birliğine varıldı hemen. Ömer abi ile vegan olma hikayesini paylaşan Alev (Tetik) Hanımı Yeşil Gazete’ye davet etmeyi de ihmal etmedim tabi.

Soldan sağa: Aya, Merve. Can abi, Ömer abi ve bendeniz

Bu muhabbeti tam bitirmişken Yeşil Gazete’den mesai arkadaşım Merve (Damcı) çıkageldi. Ömer abi ile bir Yeşil Gazete – Açık Radyo can kardeşliği resmimiz olsun derken kadraja Can abi ile o anda birden ortaya çıkan tatlılar tatlısı Aya da dahil oldu. O fotoğraf çekilmişken Aya’nın  babası Reşit (Soley) Bey geldi yanımıza. Ömer abi ile uzun zamana yayılan bir dostlukları varmış. Ömer abi, yanımıza her gelene beni tanıtırken aktardığı, “Dikkat edin. Yeşil Gazete editörüdür ve her an sizi de Yeşil Gazete’ye dahil edebilir” uyarısını Reşit Bey’e iletince, Reşit Bey’den “Bende tam sizin gazetelik bir haber var” bilgisi çıktı. Onu konuşmayı erteleyip 13:00’de Salhane’de gösterilecek Yeşil Okul Hikayeleri (Green School Stories) filmine yollandık Ömer abi ile.

Salhane’ye geldik ama yer bulabilene aşk olsun. Filmin yönetmeni Carine Lefebvre-Quennel ile filmin ardından röportaj yapmayı tasarlayan Merve önceden geldiği için bir yer ayarlamıştı ikimize. Ömer abiye ise bir Açık Radyo dinleyicisi kendi yerini bıraktı. Bunu filmin ardından Ömer abiden öğrendim.

Filmin yönetmeni Carine Lefebvre-Quennel, BIFED ekibinden Burcu (Halaç) ile birlikte

Bali’de ormanın içinde cennnet koşullarda bir eğitim yılı hikayesi izlerken Akgün’den (İlhan) mesaj geldi telefonuma. “Neredesin. Biz yemek yiyelim dedik” şeklinde. Hemen yanıt yazdım, Ömer abinin de katılacağını aktardım kendisine.

Film sonrası söyleşisinin ardından biz Ömer abi ile gene araba ile yemek yiyeceğimiz Halk Eğitim Merkezi Sosyal Tesisleri’ne yollanırken. Akgün, ana yarışma jürisinden Erdal Bey (Buldun) ve Bahar (Topçu) yürüyerek gelmeyi tercih ettiler. İmkan olsa bu gönül de isterdi ama… nerdeeee!!!

Ömer abiye vegan bir mönü ayarladık. Laf lafı açtı ve muhabbet rengini iyice koyultana kadar ilerledi.

Soldan sağa: Akgün, Erdal Buldun, #anavarrza, Ömer abi ve Bahar

16:00 için hedefimiz Salhane’deki “Kötü Tohum” idi. Filmin yönetmeni Ethem abi (Özgüven) BIFED koordinatörlerinden olduğu için filmi kaçırmak istemiyorduk. BIFED’e gelen herkes bizim gibi düşünmüş olacak ki film için Salhane’nin kapısına bile gitmek nasip olmadı. Akgün, bize araba ile Salhane yolunda iken durumu haber edince gerisin geri Halk Eğitim Merkezi’ne döndük. Nasibimize de Ütopya Zamanı (Utopia Revisited) filmi düştü.

Filmin başlamasını beklerken hemen önümüzdeki sırada oturan hanımefendi bize doğru dönüp Ömer abi ile sohbete başladı. Ben tanışıyorlar sanmıştım ama Ömer abinin o bilindik gülümsemesi ile bana dönüp, “Gördün mü bak!” demesi üzerine ben de sohbete dahil oldum. Fatma (Munzur) hanımın kızları Alaz ile Aslı yıllardır Kanada’da yaşıyormuş, Hikayenin enterasanlığı bu bilgi değil elbette. Fatma ablanın büyük kızı Alaz ile eşi Avşar yıllardır saat farkına aldırış bile etmeden 9 saatlik zaman aralığını göze alıp gecenin kör vakti kalkıp Açık Gazete’yi hiç kaçırmadan dinler imişler. Ömer abi hasta mı oldu, karalar bağlanıyormuş Kanada’da. Açık Gazete’de bir kutlama mı var, aynı coşku Kanada’dan aksediyormuş.

Ömer abi ile Fatma Munzur

“Ben sizin ve Açık Radyo hakkındaki her şeyin bilgisini onlardan, taa Kanada’dan alıyorum” dedi Fatma abla, Ömer abiye.

Filmden çıktıktan sonra da Halk Eğitim’in önünde bir sandalyeye çöreklendik hem de ne çöreklenme. Takribi 1- 1,5 saat orada muhabbete daldık. Kimler kimler katılmadı ki bizim muhabbetimize o zaman aralığında. Yırca köyüne yerleşmiş ve Yırcalı kadınlar ile bir kader ortaklığını hayata geçirmiş Kenan (Kahya) ile Nevra (Arslantürk), BIFED’e gelmeyi içinde tartarken sponsorlar arasında Açık Radyo’yu görünce “tamamdır” diyerek çadırını kapıp arkadaşı Caner (Tiryaki) ile Bozcaada’ya yolunu düşüren Ekin Doğa (Kozak), araba ile yanımızdan geçerken Ömer abiye selam söyleyenlerden Ömer abinin Bozcaada’ya yerleşmiş gençlik dönemi arkadaşlarından Lütfi ve Ferai Tınç’a kadar kimler kimler.

Soldan sağa: Caner Tiryaki, Nevra Arslantürk, Fatma Munzur, #anavarrza, Ömer abi, Ekin Doğa Kozak ve Kenan Kahya

Ama ben Ekin’e söyledim. “Sponsorlar arasında Açık Radyo var ama, Yeşil Gazete de var. Bizi görmedin mi?” diye.

“Görmez olur muyum?” dedi Ekin ve ekledi, “ama siz zaten kardeş değil misiniz Açık Radyo ve Yeşil Gazete olarak” şeklinde.

Halk Eğitimin önünde biz kendi kendimize oturuyorduk başlangıçta halbuki :)

İçimin yağları da işte tam o anda tamamı ile eridi. Ömer abi zaten gün boyu bu hoş karşılaşmalardan ziyadesi ile memnun görünüyordu. Geçen sene bir benzerini Merve ile ben yaşamıştım Bozcaada’da. Bizim “Yeşil Gazete”den olduğumuzu her öğrenenden efendim ne izzetler ne ikramlar, anlatsam şimdi bitiremem. Ömer abi işte onun Açık Radyo modelini yaşamaktaydı şimdi. Tabi Açık Radyomuzun seslendiği çok daha fazla kesimin katılımı ile.

Ordan kalkınca nereye gittik, ne yaptık diye düşünüyorumda net belirmiyor şu an kafamda. Ama günün son filmi olarak Salhane’de 20:00’de gösterime sunulacak Suç Ortağı’nda (Complicit) karar kılmıştık. Filmin Çin’deki emek sömürüsü, teknoloji özellikle de cep telefonu endüstrisinde çalışan insanların yaşadığı koşullar hakkında olmasını öğrendikten sonra uyarı yapmayı da ihmal etmedi Ömer abi, “Bu film bizi mahvedecek ama bunları görmemiz de şart” diyerek.

Olaylar gelişirken Ömer abi de sorumluyu ifşa ediyor :)

Kenan ve Nevra da bizimle birlikte idi filmi izlerken. Ömer abinin tahmini de doğru çıktı. Çin’de insanların hayatını hiçe sayan teknoloji endüstrisi zehirli kimyasalları kullanıyordu ürün yapımında. Apple, Samsung vsr gibi şirketler fason başka şirketlere (en öne çıkanı da Foxconn) bu ölümcül görevi yaptırırken kendilerinin sorumlu olmadığı iddiasında idiler.

90 dakikalık filmin ardından Ömer abi ile son bir yemek yedikten sonra otellerimize çekilerek günü bitirdik.

Ömer abinin gençlik yıllarından beri tanıdığı arkadaşları Lütfi-Ferai Tınç çifti

Kahramanlarımın en önde gelenlerinden Ömer Madra ile geçirdiğim bir gün de bu şekilde tamamlanmış oldu. Darısı en yakında gelmesini umduğum diğer ekoloji buluşmalarına.

#anavarrza

 

Alper Tolga Akkuş