[Nükleer Alaturka Hikayeleri] Nazım’ın “Japon Balıkçısı” ve “Kız Çocuğu” şiirleri

Can Candan ve ekibinin hazırlık aşamasında olduğu ve hazırlık süreci devam eden Nükleer Alaturka belgeselinin tüm sürecini BIFED 2017 (Uluslararası Bozcaada Ekolojik Belgesel Festivali) sırasında Candan ile enine boyuna konuştuğumuzu ilk hikayemizde geniş şekilde aktarmıştık.

Bknz 1 – Dünyanın en güvenli nükleer santrali!

Tüm hikayeler için [Nükleer Alaturka Hikayeleri] linkini tıklayabilirsiniz.

Hikayeleri aktarmaya devam edelim.

***

2 – Nazım’ın “Japon Balıkçısı” ve “Kız çocuğu” şiirleri

BIFED’in iki gösterim mekanından biri olan Bozcaada Halk Eğitim’in hemen yanındaki sosyal tesiste editör arkadaşım Merve M. Damcı ile birlikte “Nükleer Alaturka”yı konuşmaya devam ediyoruz.

Can Candan ile Nükleer Alaturka’yı BIFED’in iki gösterim mekanından biri olan Halk Eğitim Merkezi’nin hemen yanındaki sosyal tesiste konuştuk

Can Candan’ın yanına bazen öğrencileri, bazen belgesel ekibinden arkadaşları bazen de belgeselleri üzerinden kendisini tanıyanlar uğruyor biz konuşurken. Onların da hikayeleri dahil oluyor görüşmemize.

Kız Çoçuğu Sadako Sasaki

“Hikayelerden biri de Nazım’ın “Kız Çocuğu” şiiri diyor Can Candan ve şiirde bahsi geçen kız çocuğu Sadako Sasaki’nin öyküsünü paylaşıyor bizimle.

“Sadako Sasaki, Nazım’ın 1956 tarihli “Kız Çocuğu” şiirine ilham olan hibakuşa bir çocuk.

 

Hibakuşa, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından etkilenen insanları tanımlayan bir kelime. Günümüzde tüm nükleer mağdurlarını da kapsıyor. En bilinen hibakuşalardan birisi Sadako. 11 yaşında hayatını kaybediyor Hiroşima’ya atılan atom bombasıyla. Onun adına Japonya’da çeşitli anmalar yapılıyor.

Sadako’nun hikayesi de “Nükleer Alaturka”da yer vereceğimiz konulardan biri.”

Kız Çocuğu

Kapıları çalan benim 
kapıları birer birer. 
Gözünüze görünemem 
göze görünmez ölüler.

Hiroşima’da öleli 
oluyor bir on yıl kadar. 
Yedi yaşında bir kızım, 
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce, 
gözlerim yandı kavruldu. 
Bir avuç kül oluverdim, 
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için 
hiçbir şey istediğim yok. 
Şeker bile yiyemez ki 
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı, 
teyze, amca, bir imza ver. 
Çocuklar öldürülmesin 
şeker de yiyebilsinler.

Hibakuşa konusu geçince hemen gazetemizin iklim ve enerji haberleri editörü Pınar Demircan‘ın da nükleersiz.org vesilesi ile organizasyon ekibi içinde bulunduğu “Hibakuşalar Olmasın” sergisini anımsıyoruz.

Sadako’nun öyküsünün ardından bir başka Nazım şiirini aktarıyor belgeselin yönetmeni Candan.

Japon Balıkçısı Şanslı Ejderha

“Nazım’ın “Japon Balıkçısı” şiiri de aktaracağımız bir diğer hikaye. O da yaşanmış bir olaydan ortaya çıkan bir başka şiir.

Yıl gene 1956. Yani şiirin yazıldığı tarih. Hadise ise 1954 yılında gerçekleşiyor. Bikini Adası’nda ABD’ye ait Castle Bravo’da dünyanın o güne kadar gördüğü en büyük nükleer deneme yapılıyor.

ABD, tabi o zaman etki alanının karantina altına alındığını iddia ediyor ama o çapta nükleer denemenin etki alanı tahmin edilenin çok ötesinde. Radyoaktif serpintiler çok geniş bir bölgeye yayılıyor. 100 mil açıkta da balıkçılıkla geçinen Japonlar var.

Ve Türkçe adı ile “Şanslı Ejderha” diyebileceğimiz bir Japon balıkçı teknesi de radyoaktif serpintilere maruz kalıyor. Teknenin üzerine beyaz bir şeyler yağıyor. Bunlar patlama ile gökyüzüne saçılan mercan resifleri. Balıkçılar da bunları temizleyip ülkelerine geri dönüyorlar. Yaşanan bu olay Japonya’da 2. Hiroşima olarak anılır.

Japon Balıkçısı

Denizde bir bulutun öldürdüğü 
                                        Japon balıkçısı genç bir adamdı. 
                                        Dostlarından dinledim bu türküyü 
                                        Pasifik’te sapsarı bir akşamdı.

Balık tuttuk yiyen ölür. 
Elimize değen ölür. 
Bu gemi bir kara tabut, 
lumbarından giren ölür.

Balık tuttuk yiyen ölür, 
birden değil, ağır ağır, 
etleri çürür, dağılır. 
Balık tuttuk yiyen ölür.

Elimize değen ölür. 
Tuzla, güneşle yıkanan 
bu vefalı, bu çalışkan 
elimize değen ölür. 
Birden değil, ağır ağır, 
etleri çürür, dağılır. 
Elimize değen ölür…

Badem gözlüm, beni unut. 
Bu gemi bir kara tabut, 
lumbarından giren ölür. 
Üstümüzden geçti bulut.

Badem gözlüm beni unut. 
Boynuma sarılma, gülüm, 
benden sana geçer ölüm. 
Badem gözlüm beni unut.

Bu gemi bir kara tabut. 
Badem gözlüm beni unut. 
Çürük yumurtadan çürük, 
benden yapacağın çocuk. 
Bu gemi bir kara tabut. 
Bu deniz bir ölü deniz. 
İnsanlar ey, nerdesiniz? 
                           Nerdesiniz?

Hikaye bununla sınırlı değil ama ben de belgesel için çalışırken öğrendim. Japonya’nın doğusunda binlerce balıkçı köyü var. Serpintiler sadece Şanslı Ejderha’yı değil balıkçı köylerini de etkiliyor aslında.

 

***

100 bin nükleer karşıtından bir paket sigara parası

Nükleer Alaturka belgeselinde yer alacak tüm hikayelere sırasıyla yer verme niyetimiz var. Ama siz bir an önce belgesel tamamlansın da öyle izleyelim diyorsunuz muhtemelen haklı olarak.

Onun için de bir yol yöntem var elbet.

Nükleer Alaturka’nın ikinci kitlesel fonlama kampanyası devam ediyor. Can Candan’ın bize aktardığı şekli ile söylersek, “Az çok demeden siz de katkıda bulunun. Türkiye’de 100 bin nükleer karşıtı her halükarda vardır. Bu 100 bin nükleer karşıtı alacağı bir sigara parasını Nükleer Alaturka için bağışlasa belgeselin tüm masrafları çıkmış olur.”

Belgesele destek vermek için sizi şöyle bu linke alalım

Güneş, Rüzgar bize yeter.

 

Röportaj: Alper Tolga Akkuş, Merve M. Damcı

(Yeşil Gazete)