Dünyada 1,2 milyar insan barınma sorunu yaşıyor, 8 yıl içinde rakam 1,6 milyara çıkabilir!

Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI Ross Center for Sustainable Cities)’nün yeni raporuna göre 330 milyon hane ve buna karşılık gelen 1,2 milyar insan sürdürülebilir ve karşılanabilir barınma garantisinden mahrum yaşıyor. Derhal bir aksiyon alınmazsa bu rakamın 2025 yılında yüzde 30 artarak 1,6 milyar insanı bulacağı tahmin ediliyor.

WRI Ross Center for Sustainable Cities Global Direktörü Ani Dasgupta konuyla alakalı olarak yaptığı açıklamada “Şehirler ekonomik büyümenin lokomotifi işlevi görüyor. Geliştirilen çözümlerin önceliklendirilmesi konusunda ise karar vericilerin desteğe ihtiyacı var. Güney yarıküredeki gelişmekte olan ülkelerin daha iyi yönetilmesi ve bu bölgelerde yaşayan insanlara fayda sağlaması için hızla büyüyen kentlere yardımcı olmanın en iyi yollarından biri maliyeti karşılanabilir barınma imkanlarını desteklemek” dedi.

Dasgupta açıklamasının devamında ise şunları ekledi:

“2050 yılına gelindiğinde 2,5 milyar insan daha şehirlerde yaşayacak ve bu artışın yüzde 90’ı Asya ve Afrika kıtalarında gerçekleşecek. Barınma ve konut sıkıntısının insan hayatına etkisinin yanı sıra ekonomi ve çevre üzerinde de ciddi etkileri bulunuyor. Bu yüzden derhal aksiyon almalı ve üretken, verimli ve kapsayıcı olmayan şehirlerin yaratılmasını engellemeliyiz.

“Hizmet alamayan kesimlere temel kentsel hizmetlerin ulaştırılmasının önceliklendirilmesiyle herkes için daha sürdürülebilir ve refahın adil paylaşıldığı kentler yaratılabilir. WRI’ın 12 Temmuz 2017’de yayınladığı Dünya Kaynakları Raporu’nun ‘Daha Adil Bir Şehir’ bölümünde vurgulandığı üzere, barınma hakkı önceliklendirilmesi gereken en temel ihtiyaçlardan birisidir.

“Kamu-özel sektör, resmi-gayriresmi konutlar gibi çok uç kategorilerde tartışılan barınma hakkına dair raporun başyazarlarından ve aynı zamanda WRI Ross Center Bilgi ve İşbirliği Direktörü Robin King konuyu şu şekilde özetliyor: “Biz barınma konusunu mülkiyet, alan, hizmet ve finans gibi farklı birçok unsuru içerisine alan daha geniş bir perspektiften ele alıyoruz. Bu perspektif daha incelikli ve nitelikli bir tabloyu ortaya çıkarmamızı ve gelişmekte olan ülkelerdeki konut piyasasını daha gerçekçi bir biçimde değerlendirmemizi sağlıyor.”

Slum/Shack Dwellers International’ın kurucu üyesi ve yönetim kurulu başkanı olan Sheela Patel ise, “Bu araştırmanın sonuçları tam da ödenebilirlik, yeterlilik ve güvence altında mülkiyet hakkı gibi temaların özellikle üçüncü dünya ülkeleri için kritik bir duruma geldiği son derece önemli bir zamanda yayınlanıyor. Şehirler çeşitli arzular yaratıyor. Fakat bu arzuların içini güvenli bir mahalle, yaşanabilir bir çevre, iyi bir eğitim gibi hizmetlerle dolduramadığımız takdir de sadece memnuniyetsizlik yaratmış oluruz”.

Çalışma şehir yetkilileri tarafından barınma krizine karşı uygulanabilecek, dünya çapında örnekleri de olan üç önemli yaklaşımı ele alıyor:

1. Belli bir bölgede yaşayan kişileri, kent çeperinde yaşamaya mahkum etmeksizin katılımcı bir süreç takip ederek yaşadıkları bölgenin yerinde iyileştirilmesi

Konuta yönelik talep, arzı geçerek gayriresmi ve standardı karşılamayan yerleşimlerinin birden artmasına sebep oldu. Genelde “gecekondusuz şehir” (slum-free) kavramı da yoksul insanların şehir dışında yaşamak durumunda bırakılmaları anlamına gelmektedir. Bu bakış açısı şehre geniş boyutta zararlar vermektedir. Fakat esas yapılması gereken, insanları yerlerinden edip şehrin ücra köşelerine göndermeden onları şehrin içerisinde ortak bir bilinç, ortak bir enerji ve ortak bir sosyal topluluğun parçası haline getirmektir. Bunun başarılı bir örneği Tayland’da gerçekleştirilen Baan Mankong Programı’dır. Bu program mülk sahipleri ile anlaşmalarında kullanabilmeleri için yoksul kesimlere verilen devlet teşvik ve kredisini kontrol eder. Bu teşvik daha sonra resmi bir konut edinmeleri ve konutlarını iyileştirmelerinde kullanılabilir. Program sayesinde 2016 yılına kadar 345 şehirdeki 1,903 yoksul bölgedeki evler yenilenmiş ve 101,224 ihtiyaç sahibi aile sağlıklı bir çevrede konut güvencesine kavuşmuştur.

2. Kira piyasasını her gelir grubundan insanı içine alacak şekilde tekrar düzenlemek

Konut sahibi olmak kent gelişiminde gereğinden fazla üzerinde durulan ve konut sahibi olmaya gücü yetmeyen insanları da bir hayli yaralayan bir konu. Kira piyasasını, kiracıları hukuki anlamda güvence altına alarak her türlü gelir grubundan insanın faydalanabileceği bir hale getirmek hem şehir içerisindeki esnekliği ve piyasa odaklı gelişimi destekleyecek hem de barınma ihtiyacını çözmeye yardımcı olacaktır. Johannesburg’u da içerisine alan Güney Afrika’daki Gauteng Vilayeti, 687,000 kişilik konut eksikliğini normalde yasadışı olan arka bahçe kulübelerini kiralayarak aştı. Bu, düşük gelirli insanların kendilerine yaşam alanı bulmalarını kolaylaştırdı ve hükümet yardımı olmadan çeşitli hizmetlerin geliştirilmesini sağladı.

3. Kullanılmayan merkezi alanlarda ödenenebilir yeni konutlar inşa etmek

Yoksul insanları kent çeperine iten politikalar şehir merkezlerinde az kullanılan ya da hiç kullanılmayan alanlar yaratıyor. Hatta şehre yeni yerleşenler de merkezde ev bulmakta zorlanıyor. Bu nedenle barınma ihtiyacını ele alacak bir siyasi irade günümüzde son derece kritik öneme sahip. Bilhassa bazı kamuya ait arazilerin barınmaya uygun hale getirilmesi, bu bölgelere maliyeti karşılanabilir binalar inşa edilmesi kentselyayılımı engelleyeceği gibi aynı zamanda mevcut kaynakların kullanılması ve ekonomik gelişmenin sağlanması açısından da avantajlar sağlayacaktır. Cochabamba, Bolivia’da, María Auxiliadora Komünitesi’nde yaşayan 420 aile ”Community Land Trust” adında bir yaklaşımı benimseyerek komünite mülkiyetine bağlı bir yaşam sürmektedir. Bu komünitenin yönetimi iki yılda bir kadınlar arasında değişmekte ve komünite içerisindeki ailelere destek sağlanmaktadır. Aile içi şiddet uygulayan erkekler ise bu bu komüniteye hiç alınmamaktadır. Bu komünite anlaşmasına göre arazi kar elde etmek amacıyla satılamamakta ve konutlar mali anlamda karşılanabilir olmak durumundadır.

King, “Bu çözümler karar vericilerin hızlı büyüyen şehirlerde hem ekonomik büyümeyi teşvik etmelerine, hem de yaşanabilir bir çevre oluşturmalarına, bir yandan da barınma ihtiyacını tam anlamıyla karşılamalarına yardımcı olacaktır. Maliyeti karşılanabilir, yeterli ve güvenli barınma olanakları yaratarak konut sıkıntısını ortadan kaldırmak sadece yoksul ve ihtiyacı olanlara değil herkese fayda sağlayacak, şehirleri daha üretken ve sürdürülebilir mekânlar yapacaktır” dedi.

World Resources Institute Hakkında

WRI, 50’den fazla ülkede aktif olan ve ABD, Brezilya, Çin, Hindistan, Meksika gibi ülkelerde ofisler olan global bir araştırma organizasyonudur. 550’den fazla çalışanıyla çevre, ekonomik olanaklar ve insan refahı konusundaki büyük fikirleri gerçeğe dönüştürmek adına çalışmaktadır.

(Yeşil Gazete)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page