Mit 9 – Herkes borcunu ödemelidir

Dinyar Godrej tarafından New Internationalist Magazine‘de yayınlanan haberi Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Bir seferinde bir Kızılderili köyünde, tüm çocukluğunu ve gençliğini toprak ağasının babasına verdiği bir battaniyenin borcunu ödemek için köle olarak geçirmiş bir adamla tanışmıştım. “Borç” adamın orta yaşlarında bir sivil toplum kuruluşu tarafından kurtarıldığında hâlâ ödenmemişti.

Herkes borcunu ödesin

Herkes borcunu ödesin

Bu aşırı örnek borçlanmanın borç almak ya da borç vermekle alakalı olduğu kadar gelir adaletsizliğiyle de ilişkili olduğunu göstermekte. Bu yıl en zengin yüzde 1’lik kesime ait dünyadaki toplam servet, dünyadaki toplam servetin yüzde 50’sini geçti. Bu sırada dünya nüfusunun  %71’ini oluşturan en fakir 3.386 milyar insan ise bu servetin sadece %3’üne sahipti [1]. Kendi yağında kavrulmaya yepyeni bir bakış açısı kazandırılmakta.

Küresel ölçekte servetin bu ölçüde yoğunlaşması insanları ve ülkeleri sadece borca bağımlı hâle getirmemekte, aynı zamanda yüksek meblağlardaki paranın tamamen üretim dışı ve riskli spekülasyonlara aktarılmasına izin vermekte. Yüksek risk yüksek kazanç getirir [2]. Ve bu durum tek fonksiyonu hepimizden, borçlanma enstrümanlarını kullanarak daha çok servet üretmek olan küçük bir rantiye sınıfı yaratıyor [3].

“Şiddet üzerine kurulmuş ilişkileri anlamlandırmanın, böyle ilişkileri ahlaki yapmak için, borçlanmanın diliyle yeniden sınırlandırmaktan daha iyi hiçbir yolu yoktur. Borçlanmanın dilin herşeyin üzerinde tutmak, kurbanın bir şeyleri yanlış yaptığına dair genel bir kanı oluşturur.”

David Graeber, ‘Debt: The first 5,000 years’, 2012

Bu şekilde çıkarılan bir bakış açısıyla geçmiş zamanın mide bulandırıcı borçlarının yakışıksızlığı tamamen anlamlandırılabilir. 1970’lerde Batılı bankaların petrol kazançlarıyla dolup taşması, “Çoğunluğun Dünyasında”ki yozlaşmamış rejimlerin büyük kısmının yüksek miktarlarda borçlanmasını teşvik etmişti. Hepsi diktatörlerin müdahil olduklarını ve ilk işlerinin parayı cebe atıp sonuç olarak o ülkelerin halklarının korkunç borç bataklarına batacaklarını biliyorlardı. Bu borç bazen öyle bir ölçekte oluyordu ki, orijinal borç birden çok kez ödeniyor ve bu da o ülkelerin ekonomilerini harabeye çeviriyordu.

Bu tür borçlar “tiksindirici” olarak ifade edilebilir ve borç verenler kesinlikle cezalandırılmalıdır. Bunun yerine borçlanmış bir çok ülke için tek rahatlama yeni milenyumda borçların iptal edilmesi için yapılan kampanyaların sonuçları olarak geldi. Günümüzde en fakirleşmiş bazı uluslara yeni bir borç tuzağı kurulduğuna dair işaretler mevcut [2].

Ve bu tiksindirici borçlar bir takım güçlü kişilerce takip edilmektedir, sağ kanat Batılı hükümetler elit dostları tarafından yaratılan gelecek finansal krizlerde ülkelerinin ihtiyaç duyacakları borçları meşrulaştırmaktan sorumlu olmayı reddediyorlar.

Kamu yatırımlarındaki kesintiler ve özelleştirme satışlarını meşrulaştırmak için borçlar bir şeytan olarak anlatılmakta. Fakat kamuoyu güvenini ve ekonominin ilerlemesini sağlamak için bunun tersi gerek, bizim sürekli olarak onu azaltmak yerine borç yönetimine ihtiyacımız var. İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda Avrupalı birçok ülke büyük borçları çeviriyor ve ekonomilerini canlandırmak için kamu yatırımları yapıyorlardı, daha sonra borçlarını yönetilebilir seviyelere indirebildiler.

Dış borçlanma eğer çok yüksek seviyelere ulaşırsa ve borçlanan ülke ekonomik olarak zayıfsa bu çok tehlikeli olabilir, fakat borç verenin de tutumu borç alanınki kadar dikkate alınmalıdır. Yunanistan günümüzde artan borçların en korkunç örneği. Yunanistan yolsuzluklara batmışken çok miktarda borçlandı. Bugün ülkenin ekonomisi çalışmaz hale geldi, kurtarma paketleri Yunan halkı yerine doğrudan borç verenlere yönlendirilmekte ve gereken zaman – yüksek miktarlarda borcun yeniden yapılandırılması ve hukuka aykırı borçların silinmesi için – tanımlanamamaktadır.

ABD’li ekonomist Jeffrey Sachs durumu şu şekilde tanımlamaktadır: “Borç servisi bir üçkağıtçılıktır, Yunanistan’a her birkaç yılda bir on milyarlarca Euro ver sonra Yunanistan borcunu ödeyebilsin. Profesyoneller bu politikaya “yapar gibi görün ve ötele” diyorlar. Sorun şu ki borç büyür, Yunan bankaları ölür ve Yunan küçük ve orta ölçekli işletmeler batar. Bu borçlanarak ölmektir” [4].

Referanslar:

[1] Credit Suisse, Global Wealth Report 2015, October 2015, nin.tl/global-wealth2015

[2] Jubilee Debt Campaign, The new debt trap, July 2015, nin.tl/debt-trap

[3] David Graeber, ‘Can debt spark a revolution?’, The Nation, 5 September 2012.

[4] ‘Death by debt – My response to the German Finance Ministry’, Süddeutsche Zeitung, 31 July 2015, nin.tl/Sachs-debt

Haberin İngilizce orijinali

Haber: Dinyar Godrej

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil GazeteNew Internationalist blog)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page