Kinoa, yer miydiniz?

kinoaBugünlerde İstanbul’un daha çok beyaz yakalıların ve sağlığına ve güzelliğine düşkün kadınların rağbet ettiği trendy kafelerinde, adı biraz zor söylense de, quinoa’lı yemekler çok modaymış. İsmi bazı yerlerde çoktan Türkçeleşmiş ve kinoa olarak menülerdeki yerini almış bile. Daha çok salata olarak sunuluyor. Avokadolu, narlı ve hatta nohutlu kinoa salatası ve hatta kinoalı kısır tarifleri internet sitelerinde paylaşılıyor.

Batının müreffeh toplumlarının mutfaklarında da çok eski değil kinoalı yemekler, bilemediniz on- onbeş sene öncesine gidiyor.

Kinoa da domates gibi, patates gibi, biber gibi sofralarımıza okyanus ötesinden, Amerikalardan gelme bir ürün. Anavatanının Peru / Bolivya / Ekvador dolayları olduğu biliniyor.

3000 değişik alt çeşidi olan Kinoa Avrupalı sömürgeciler gelmeden önce İnkalarca kutsal sayılır, hatta tüm gıdaların anası anlamına gelen “cisa maya” olarak adlandırılırmış. Bu ülkelerde yakın zamanlara kadar bizdeki bulgur gibi gariban köylülerin temel yiyeceği olarak kabul görürmüş. And dağlarının eteklerindeki verimsiz, kıraç topraklarda küçük aile tarlalarında binlerce yıldan beri ekilir, çoğunlukla yerel olarak tüketilir, fazlası ihtiyaçları karşılamak için yerel pazarlara götürülür, kentlerde bile doğru dürüst kabul görmezmiş.

Kinoa protein bakımından çok zengin bir yiyecek, üstelik antioksidan özellikleri yüksek ve kolesterol içermiyor. Buğdayın 2, mısır ve pirincin 3 katı protein içerdiği söyleniyor. İçerdiği %14 – 18 protein ve zengin amino asitler sayesinde vücudun hayvansal besin ihtiyacını tamamen karşılayabiliyor. Yüksek besin değerleri nedeniyle NASA’nın astronotlar için önerdiği diyet listesinin ön sıralarında yer alıyor.

Bütün bu özellikleri batıda neden rağbet gördüğünü açıklıyor, kinoa son yıllarda özellikle vegan beslenme savunucuları tarafından baş tacı edilmiş.

Nedendir bilinmez yüzyıllar boyunca kinoa Avrupalıların dikkatini çekmezken günlerden bir gün batılı gezginlerden biri kinoanın hafif acımsı tadını beğenmiş, üstüne bir de kinoanın besleyici özellikleri anlaşılınca kinoaya küresel bir rol düşmüş ve batının lüks ve egzotik ürünler satan marketlerindeki yerinin alması gecikmemiş.

Ama kinoanın talihi Birleşmiş Milletler Gıda Teşkilatı, FAO tarafından 2013’ün Kinoa Yılı ilan edilmesiyle radikal bir şekilde değişmiş. Daha önce kinoa ile tanışmamış toplumların da dikkati bu mucizevi bitkiye yönelmiş ve batı marketlerinde ve lokantalarında daha da görünür olmaya başlamış.

Binlerce yıldır yoksul Güney Amerikalı köylülerin temel besini olan kinoanın hikayesi bundan sonra ilginçleşiyor ve günümüz gıda zincirlerinin yapısını anlamamıza ve üzerinde düşünmemize imkan sağlayacak ipuçları veriyor.

2013 Kinoa Yılı dolayısıyla başlayan tartışmaların fitilini kinoa yiyerek And köylülerine kötülük yapıp yapmadığımız tartışması ateşlemiş. Bu tartışmayı başlatanlar küresel piyasalara sunulan kinoa fiyatlarının patlayan talep nedeniyle aniden üç katına çıkmasını ve bu nedenle en temel besin gereksinimlerini bu bitkiden karşılayan Perulu ve Bolivyalıların kinoaya ulaşamaz olmasını etik bir mesele olarak gösterip, batılıları kinoa tüketmemeye çağırıyorlar.

Gerçekten de bir çok yerli kendi ürettikleri kinoayı satıp yerine batıdan gelen endüstriyel ürünleri kullanmaya başlamışlar. Artan fiyatlar nedeniyle bir çok Peru’lu ve Bolivyalı gariban için kinoa satın alma güçlerinin yetmediği lüks bir gıdaya dönüşmüş. Batıda veganlar gönül rahatlığıyla kinoa tüketirken Perulu köylüler besin değerleri çok daha düşük pirinçle, makarnayla ve bilumum ambalajlı gıda ürünleriyle karınlarını doyurmaya başlamış.

Uluslararası piyasalarda kinoa fiyatlarının artması kinoa tarımının yapısını da değişime zorlamış. Binlerce yıldır And dağlarının eteklerindeki verimsiz ve kıraç küçük tarlalarda kendine yeterli tarım toplumlarının üretiminin küresel ihtiyacı karşılamaması üzerine daha verimli ve sulanabilen topraklarda kinoa tarımı yaygınlaşmaya başlamış.

Kinoa tarımının endüstriyelleşmesinin doğuracağı ekolojik tahribat şimdilik çok az kimsenin ilgisini çekiyor.

Artan talep nedeniyle Peru ve Bolivya’da kinoa şimdiden bir çok tarım ürününü ikame etmiş. Dahası Kanada’dan Yeni Zelanda’ya farklı coğrafyalardaki bir çok ülkede kinoa tarımı denemeleri almış başını gitmiş. Örneğin Türkiye’de Iğdır Üniversitesi bünyesinde kinoa denemelerinin sonuçları gazete sayfalarında “astronot yiyecekleri Türkiye’de üretiliyor” müjdesiyle yer alıyor.

Bir başka paradoksal gelişme de veganların gözde ürünü kinoanın hayvan yemi olarak da ilgi görmeye başlaması. Şimdiden bir çok şirket bu alana el atmış ve kinoayı endüstriyel hayvancılığa bir girdi olarak nasıl dahil edilebileceğinin fizibilitesini yapmaya başlamışlar.

Peki, bundan sonra ne olacak? Falcı olmaya gerek yok, Perulu köylülerin bundan sonra atalarının kutsal saydıkları temel gıdasıyla ilişkisinin temelden değişeceğine hiç kuşku yok. Geleneksel kinoa tarımı da küresel ekonomi çağında kendine yeterli toplulukların ihtiyaç fazlası ürünleri bölgesel pazarlarda takas etmelerinin yok oluşunun hazin bir örneği olarak tarihin sayfaları arasındaki yerini büyük bir hızla aldı bile.

Kinoa fiyatlarının tüm dünyada bir süre daha artmasını ve sonucunda en verimli tarım alanlarının kinoa ziraatına ayrılmasını çok yakın bir gelecekte görebiliriz. Bu karlı ticarete kısa zamanda dev küresel şirketlerin de dahil olması bir sonraki kaçınılmaz aşama. Verimi ve karlılığı artırmak için kinoanın genetiğiyle oynanması ve hatta genetiği değiştirilen kinoanın patentlenmesi de kimseyi şaşırtmaz. Küresel borsalarda kinoa fiyatlarıyla oynanıp fiyatların düşürülmesi belki avokadolu kinoa salatası yiyen dostlarımıza sevindirici bir haber gibi ulaşabilir. Tabii o anda ne hamburger yiyip kola içmekten obezleşen Perulu köylülerin sorunu, ne de Iğdır ovalarında kinoa ektiği tarlalarını kredi kuruluşlarına kaptıran çiftçilerin sorunları derdimiz olacak.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page